<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - İslam Tarihi]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 11:40:47 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Sultanlar Zamanında Hıristiyanlık ve İslam 2 CİLT PDF - F. W. Hasluck]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sultanlar-zamaninda-hiristiyanlik-ve-islam-2-cilt-pdf-f-w-hasluck</link>
			<pubDate>Tue, 26 Oct 2021 16:30:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34589">tolgakaralar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sultanlar-zamaninda-hiristiyanlik-ve-islam-2-cilt-pdf-f-w-hasluck</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Diriliş]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dirilis</link>
			<pubDate>Sun, 07 Feb 2021 16:34:14 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34278">Bnonudevrdimsnkimsin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dirilis</guid>
			<description><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/mIUvTvVhgPg" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/mIUvTvVhgPg" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bedir Gazvesi / 17 Ramazan]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-bedir-gazvesi-17-ramazan</link>
			<pubDate>Sat, 09 May 2020 23:24:28 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-bedir-gazvesi-17-ramazan</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Ramazanın 17. Gecesi Bedir Zaferinin gecesidir.<br />
Enfal suresi 41. Ayette geçen hakla batılın ayrıldığı Furkan günüdür.<br />
<br />
Peki nedir Bedir Gazvesi?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bedir, Medine’nin 160 km. kadar güneybatısında, Kızıldeniz sahiline 30 km. uzaklıkta, Medine-Mekke yolunun Suriye kervan yoluyla birleştiği yerde bulunan küçük bir kasaba idi. Halkı ise burada konaklayan kervanlardan hizmetleri karşılığında aldıkları parayla ve hayvancılıkla geçinen bedevîlerdi. Ayrıca kasabada her yıl zilkade ayının başından itibaren sekiz gün devam eden büyük bir panayır kurulurdu. Bedir Hz. Peygamber’in Mekkeli müşriklerle olan mücadelelerinde önemli bir yer işgal eder.<br />
<br />
Hicretin 2. yılında (624) Kureyşliler’den birçok kimsenin katıldığı büyük bir ticaret kervanı Ebû Süfyân idaresinde Suriye’ye gitti. Hz. Peygamber bunu haber alınca ashabını topladı; kervandaki malların çokluğunu, buna karşılık muhafız sayısının azlığını onlara anlatarak bu kervanı Mekke’ye dönerken uğrayacağı Bedir’de ele geçirebileceklerini söyledi ve kendilerini sefere davet etti. Hz. Peygamber Medine’den hareketinden on gün önce Talha b. Ubeydullah ile Saîd b. Zeyd’i kervan hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirdi; ancak onlar Medine’ye Bedir Savaşı’nın yapıldığı gün dönebildiler. Kervanın dönüş haberini başka bir kaynaktan öğrenen Hz. Peygamber, 12 Ramazan’da (9 Mart 624) yerine Abdullah b. Ümmü Mektûm’u bırakarak Medine’den hareket etti (daha sonra Ebû Lübâbe’yi vekil tayin edip Ravhâ’dan Medine’ye geri göndermiştir). Sancaktarlık görevine Mus‘ab b. Umeyr, Hz. Ali ve Sa‘d b. Muâz’ın tayin edildiği İslâm ordusunun sayısı, yetmiş dördü muhacir, geri kalanı ensardan olmak üzere 305 idi. Orduda yetmiş deve ve iki de at bulunuyordu. Çeşitli vazife ve mazeretleri sebebiyle muhacirlerden üç, ensardan beş kişi izinli sayılmış, daha sonra onlara da bu gazveye katılanlar gibi ganimetten pay verilmiştir.<br />
<br />
Suriye’den dönmekte olan Ebû Süfyân Hicaz’a yaklaştığı sırada Hz. Peygamber’in baskın yapacağını haber aldı ve Kureyşliler’den yardım istemek üzere Damdam b. Amr el-Gıfârî’yi Maan’dan Mekke’ye gönderdi; kendisi de kervanın pusuya düşmemesi için Bedir’den uzak olan ve nâdiren kullanılan sahil yolunu takip etti. Ebû Süfyân’dan gelen haber üzerine Kureyş kabilesinin hemen bütün kollarından toplanan 1000 kişi Ebû Cehil kumandasında Mekke’den yola çıktı. Müşrik ordusunda 700 deve, 100 de at vardı. Kureyşliler Cuhfe’ye geldiklerinde Ebû Süfyân’ın habercisinden kervanın kurtulduğunu öğrenmelerine ve içlerinden bazılarının savaşa gerek kalmadığını söyleyerek geri dönmelerine rağmen hazırladıkları ordunun büyüklüğünü ve gücünü müslümanlara göstermek için yollarına devam ettiler. Öte yandan Bedir yakınında ordusuyla konaklayan Hz. Peygamber, kervan hakkında bilgi toplamak üzere Zübeyr b. Avvâm, Hz. Ali ve Sa‘d b. Ebû Vakkās’ı Bedir kuyularına gönderdi. O sırada Hz. Peygamber ve ashabı Kureyş ordusunun Mekke’den çıkıp Bedir’e geldiğini henüz bilmiyorlardı; Kur’ân-ı Kerîm de iki ordunun Bedir’e geldiklerinde birbirlerinden habersiz olduklarını ifade etmektedir (el-Enfâl 8/42). Zübeyr ile arkadaşları, Bedir’e yakın bir yerde konaklayan Kureyşliler’in Bedir Kuyusu’na su almak için gönderdikleri kölelerden ikisini yakalayıp Hz. Peygamber’in bulunduğu yere getirdiler. Bu kölelerin sorguya çekilmesi sırasında, Kureyş ordusu için her gün kesilen deve sayısından, düşman ordusunun 1000 kişi civarında olduğu tahmin edildi. Hz. Peygamber’in esirlerin ifadelerini tahkik için keşfe gönderdiği Ammâr b. Yâsir ile Abdullah b. Mes‘ûd, sabaha karşı Kureyş karargâhında büyük bir karışıklığın hâkim olduğu haberini getirdiler. Çünkü Kureyşliler, karargâha dönen diğer kölelerden müslümanların Bedir civarında bulunduğunu haber alınca büyük bir heyecana kapılmışlar ve baskına uğramamak için tedbir almaya başlamışlardı. Fakat o gece yağan şiddetli yağmur her iki tarafa da hareket imkânı vermedi.<br />
<br />
17 Ramazan (14 Mart 624) Cuma sabahı her iki ordu erken saatlerde Bedir’e doğru yola çıktı (19, 21 ve 27 Ramazan tarihleri de rivayet edilmiştir). Hz. Peygamber Bedir kuyularına Kureyşliler’den daha önce ulaştı ve Habbâb b. Eret’in tavsiyesi üzerine, düşmanın geliş istikametine göre kendilerine en yakın kuyuyu bırakarak diğerlerini kumla kapattırdı. Fakat daha sonra Hz. Peygamber müşriklerin açık bırakılan kuyudan su almalarına izin vermiştir. Savaştan önce Hz. Peygamber, Câhiliye devrinde de elçilik görevini yürüten Adî kabilesinden Hz. Ömer’i Kureyşliler’e göndererek savaş yapılmadan Mekke’ye dönmelerini teklif etti. Fakat Kureyşliler savaşmakta ısrar ettiler. Eski Arap âdetine göre savaşı kızıştırıp başlatmak üzere Kureyşliler’den Esved b. Abdülesed el-Mahzûmî, müslümanlardan da Hz. Hamza meydana çıktılar. Hamza hasmını öldürdü. Bunun üzerine Kureyşliler’den Utbe, kardeşi Şeybe ve oğlu Velîd, İslâm ordusundan da Ubeyde b. Hâris, Hamza ve Ali meydana çıktılar. Hamza ile Ali hasımlarını öldürdükten sonra, ağır yaralanan ve daha sonra aldığı yaralardan dolayı şehid düşen Ubeyde’nin yardımına gidip Utbe’yi öldürdüler. Savaş mübârezelerin sonuçlanmasından sonra başladı ve ikindiye doğru müslümanların kesin zaferiyle sona erdi. Başta İslâm’ın ve Hz. Peygamber’in en büyük düşmanı Ebû Cehil olmak üzere yetmiş müşrik öldürüldü, yetmiş kişi de esir alındı. Buna karşılık müslümanlar sadece on dört şehid verdiler. Hz. Peygamber şehidlerin namazını kılarak onları defnettirdi; Kureyş’in ölülerini de gömdürdü. Müslümanların bu savaşta meleklerin yardımıyla desteklendiği Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça ifade edilmektedir (Âl-i İmrân 3/123-125; el-Enfâl 8/9-12, 17). Buna mukabil İslâmiyet’e karşı ısrarlı bir direniş gösteren Kureyşliler’in de Allah tarafından cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Duhân sûresinde yer alan “batşe-i kübrâ” (44/16), yani “şiddetli yakalayış” tabiriyle Bedir Savaşı’nın kastedildiği müfessirlerin çoğu tarafından kabul edilmektedir (bk. BATŞE-i KÜBRÂ). Bu etkileyici ikaz Kureyş mensuplarının, müslümanlara karşı takip ettikleri siyasete olan güvenlerini sarsacak ve İslâm’a yaklaşmalarına vesile olacaktır.<br />
<br />
Esirlere karşı iyi davranılmasını emreden Hz. Peygamber onlardan sadece ikisini, Ukbe b. Ebû Muayt ile Nadr b. Hâris’i, vaktiyle müslümanlara yaptıkları işkenceye karşılık ölüme mahkûm etti; diğer esirlere yapılacak muamele hususunda da ashabın görüşünü aldı. Hz. Ömer ve Sa‘d b. Muâz gibi bazı sahâbîler bunların en yakın akrabaları tarafından öldürülmesini, Hz. Ebû Bekir ise fidye karşılığında serbest bırakılmalarını teklif etti. Hz. Peygamber ikinci teklifi benimseyerek esirlerin malî durumlarına göre 1000-4000 dirhem arasında para ödemelerini şart koştu. Bazı esirlerin karşılıksız olarak, okuma yazma bilenlerin ise on müslümana okuma yazma öğretmeleri şartıyla serbest bırakılmaları kararlaştırıldı. Taksim sırasında ihtilâfa düşülmemesi için bütün ganimetler bir araya toplanarak savaşa katılanlar arasında eşit şekilde bölüştürüldü. Hz. Peygamber, Zeyd b. Hârise ile Abdullah b. Revâha’yı zaferi haber vermek üzere Medine’ye gönderdi, kendisi de ramazan sonu veya şevval başında ordusuyla birlikte Medine’ye döndü. Savaşı kaybettiklerini büyük bir üzüntüyle haber alan Mekkeliler Ebû Cehil’in yerine başkanlığa getirdikleri Ebû Süfyân ile birlikte müslümanlardan intikam almak için yemin ettiler.<br />
<br />
Hz. Peygamber’in askerî dehasını, strateji ve taktik kabiliyetini gösteren Bedir Gazvesi, İslâm cemaatinin başta Medine olmak üzere bütün Arap yarımadasında büyük bir itibar kazanmasını sağlamış, böylece Hz. Peygamber İslâmiyet’i tebliğ için daha geniş imkânlara sahip olmuştur. Ehl-i Bedir ise günahlarının Allah tarafından bağışlandığı müjdesiyle bahtiyar olmuşlardır</span> <span style="font-size: xx-small;" class="mycode_size">(bk. Buhârî, “Meġāzî”, 9, 46; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 161).</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Ramazanın 17. Gecesi Bedir Zaferinin gecesidir.<br />
Enfal suresi 41. Ayette geçen hakla batılın ayrıldığı Furkan günüdür.<br />
<br />
Peki nedir Bedir Gazvesi?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bedir, Medine’nin 160 km. kadar güneybatısında, Kızıldeniz sahiline 30 km. uzaklıkta, Medine-Mekke yolunun Suriye kervan yoluyla birleştiği yerde bulunan küçük bir kasaba idi. Halkı ise burada konaklayan kervanlardan hizmetleri karşılığında aldıkları parayla ve hayvancılıkla geçinen bedevîlerdi. Ayrıca kasabada her yıl zilkade ayının başından itibaren sekiz gün devam eden büyük bir panayır kurulurdu. Bedir Hz. Peygamber’in Mekkeli müşriklerle olan mücadelelerinde önemli bir yer işgal eder.<br />
<br />
Hicretin 2. yılında (624) Kureyşliler’den birçok kimsenin katıldığı büyük bir ticaret kervanı Ebû Süfyân idaresinde Suriye’ye gitti. Hz. Peygamber bunu haber alınca ashabını topladı; kervandaki malların çokluğunu, buna karşılık muhafız sayısının azlığını onlara anlatarak bu kervanı Mekke’ye dönerken uğrayacağı Bedir’de ele geçirebileceklerini söyledi ve kendilerini sefere davet etti. Hz. Peygamber Medine’den hareketinden on gün önce Talha b. Ubeydullah ile Saîd b. Zeyd’i kervan hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirdi; ancak onlar Medine’ye Bedir Savaşı’nın yapıldığı gün dönebildiler. Kervanın dönüş haberini başka bir kaynaktan öğrenen Hz. Peygamber, 12 Ramazan’da (9 Mart 624) yerine Abdullah b. Ümmü Mektûm’u bırakarak Medine’den hareket etti (daha sonra Ebû Lübâbe’yi vekil tayin edip Ravhâ’dan Medine’ye geri göndermiştir). Sancaktarlık görevine Mus‘ab b. Umeyr, Hz. Ali ve Sa‘d b. Muâz’ın tayin edildiği İslâm ordusunun sayısı, yetmiş dördü muhacir, geri kalanı ensardan olmak üzere 305 idi. Orduda yetmiş deve ve iki de at bulunuyordu. Çeşitli vazife ve mazeretleri sebebiyle muhacirlerden üç, ensardan beş kişi izinli sayılmış, daha sonra onlara da bu gazveye katılanlar gibi ganimetten pay verilmiştir.<br />
<br />
Suriye’den dönmekte olan Ebû Süfyân Hicaz’a yaklaştığı sırada Hz. Peygamber’in baskın yapacağını haber aldı ve Kureyşliler’den yardım istemek üzere Damdam b. Amr el-Gıfârî’yi Maan’dan Mekke’ye gönderdi; kendisi de kervanın pusuya düşmemesi için Bedir’den uzak olan ve nâdiren kullanılan sahil yolunu takip etti. Ebû Süfyân’dan gelen haber üzerine Kureyş kabilesinin hemen bütün kollarından toplanan 1000 kişi Ebû Cehil kumandasında Mekke’den yola çıktı. Müşrik ordusunda 700 deve, 100 de at vardı. Kureyşliler Cuhfe’ye geldiklerinde Ebû Süfyân’ın habercisinden kervanın kurtulduğunu öğrenmelerine ve içlerinden bazılarının savaşa gerek kalmadığını söyleyerek geri dönmelerine rağmen hazırladıkları ordunun büyüklüğünü ve gücünü müslümanlara göstermek için yollarına devam ettiler. Öte yandan Bedir yakınında ordusuyla konaklayan Hz. Peygamber, kervan hakkında bilgi toplamak üzere Zübeyr b. Avvâm, Hz. Ali ve Sa‘d b. Ebû Vakkās’ı Bedir kuyularına gönderdi. O sırada Hz. Peygamber ve ashabı Kureyş ordusunun Mekke’den çıkıp Bedir’e geldiğini henüz bilmiyorlardı; Kur’ân-ı Kerîm de iki ordunun Bedir’e geldiklerinde birbirlerinden habersiz olduklarını ifade etmektedir (el-Enfâl 8/42). Zübeyr ile arkadaşları, Bedir’e yakın bir yerde konaklayan Kureyşliler’in Bedir Kuyusu’na su almak için gönderdikleri kölelerden ikisini yakalayıp Hz. Peygamber’in bulunduğu yere getirdiler. Bu kölelerin sorguya çekilmesi sırasında, Kureyş ordusu için her gün kesilen deve sayısından, düşman ordusunun 1000 kişi civarında olduğu tahmin edildi. Hz. Peygamber’in esirlerin ifadelerini tahkik için keşfe gönderdiği Ammâr b. Yâsir ile Abdullah b. Mes‘ûd, sabaha karşı Kureyş karargâhında büyük bir karışıklığın hâkim olduğu haberini getirdiler. Çünkü Kureyşliler, karargâha dönen diğer kölelerden müslümanların Bedir civarında bulunduğunu haber alınca büyük bir heyecana kapılmışlar ve baskına uğramamak için tedbir almaya başlamışlardı. Fakat o gece yağan şiddetli yağmur her iki tarafa da hareket imkânı vermedi.<br />
<br />
17 Ramazan (14 Mart 624) Cuma sabahı her iki ordu erken saatlerde Bedir’e doğru yola çıktı (19, 21 ve 27 Ramazan tarihleri de rivayet edilmiştir). Hz. Peygamber Bedir kuyularına Kureyşliler’den daha önce ulaştı ve Habbâb b. Eret’in tavsiyesi üzerine, düşmanın geliş istikametine göre kendilerine en yakın kuyuyu bırakarak diğerlerini kumla kapattırdı. Fakat daha sonra Hz. Peygamber müşriklerin açık bırakılan kuyudan su almalarına izin vermiştir. Savaştan önce Hz. Peygamber, Câhiliye devrinde de elçilik görevini yürüten Adî kabilesinden Hz. Ömer’i Kureyşliler’e göndererek savaş yapılmadan Mekke’ye dönmelerini teklif etti. Fakat Kureyşliler savaşmakta ısrar ettiler. Eski Arap âdetine göre savaşı kızıştırıp başlatmak üzere Kureyşliler’den Esved b. Abdülesed el-Mahzûmî, müslümanlardan da Hz. Hamza meydana çıktılar. Hamza hasmını öldürdü. Bunun üzerine Kureyşliler’den Utbe, kardeşi Şeybe ve oğlu Velîd, İslâm ordusundan da Ubeyde b. Hâris, Hamza ve Ali meydana çıktılar. Hamza ile Ali hasımlarını öldürdükten sonra, ağır yaralanan ve daha sonra aldığı yaralardan dolayı şehid düşen Ubeyde’nin yardımına gidip Utbe’yi öldürdüler. Savaş mübârezelerin sonuçlanmasından sonra başladı ve ikindiye doğru müslümanların kesin zaferiyle sona erdi. Başta İslâm’ın ve Hz. Peygamber’in en büyük düşmanı Ebû Cehil olmak üzere yetmiş müşrik öldürüldü, yetmiş kişi de esir alındı. Buna karşılık müslümanlar sadece on dört şehid verdiler. Hz. Peygamber şehidlerin namazını kılarak onları defnettirdi; Kureyş’in ölülerini de gömdürdü. Müslümanların bu savaşta meleklerin yardımıyla desteklendiği Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça ifade edilmektedir (Âl-i İmrân 3/123-125; el-Enfâl 8/9-12, 17). Buna mukabil İslâmiyet’e karşı ısrarlı bir direniş gösteren Kureyşliler’in de Allah tarafından cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Duhân sûresinde yer alan “batşe-i kübrâ” (44/16), yani “şiddetli yakalayış” tabiriyle Bedir Savaşı’nın kastedildiği müfessirlerin çoğu tarafından kabul edilmektedir (bk. BATŞE-i KÜBRÂ). Bu etkileyici ikaz Kureyş mensuplarının, müslümanlara karşı takip ettikleri siyasete olan güvenlerini sarsacak ve İslâm’a yaklaşmalarına vesile olacaktır.<br />
<br />
Esirlere karşı iyi davranılmasını emreden Hz. Peygamber onlardan sadece ikisini, Ukbe b. Ebû Muayt ile Nadr b. Hâris’i, vaktiyle müslümanlara yaptıkları işkenceye karşılık ölüme mahkûm etti; diğer esirlere yapılacak muamele hususunda da ashabın görüşünü aldı. Hz. Ömer ve Sa‘d b. Muâz gibi bazı sahâbîler bunların en yakın akrabaları tarafından öldürülmesini, Hz. Ebû Bekir ise fidye karşılığında serbest bırakılmalarını teklif etti. Hz. Peygamber ikinci teklifi benimseyerek esirlerin malî durumlarına göre 1000-4000 dirhem arasında para ödemelerini şart koştu. Bazı esirlerin karşılıksız olarak, okuma yazma bilenlerin ise on müslümana okuma yazma öğretmeleri şartıyla serbest bırakılmaları kararlaştırıldı. Taksim sırasında ihtilâfa düşülmemesi için bütün ganimetler bir araya toplanarak savaşa katılanlar arasında eşit şekilde bölüştürüldü. Hz. Peygamber, Zeyd b. Hârise ile Abdullah b. Revâha’yı zaferi haber vermek üzere Medine’ye gönderdi, kendisi de ramazan sonu veya şevval başında ordusuyla birlikte Medine’ye döndü. Savaşı kaybettiklerini büyük bir üzüntüyle haber alan Mekkeliler Ebû Cehil’in yerine başkanlığa getirdikleri Ebû Süfyân ile birlikte müslümanlardan intikam almak için yemin ettiler.<br />
<br />
Hz. Peygamber’in askerî dehasını, strateji ve taktik kabiliyetini gösteren Bedir Gazvesi, İslâm cemaatinin başta Medine olmak üzere bütün Arap yarımadasında büyük bir itibar kazanmasını sağlamış, böylece Hz. Peygamber İslâmiyet’i tebliğ için daha geniş imkânlara sahip olmuştur. Ehl-i Bedir ise günahlarının Allah tarafından bağışlandığı müjdesiyle bahtiyar olmuşlardır</span> <span style="font-size: xx-small;" class="mycode_size">(bk. Buhârî, “Meġāzî”, 9, 46; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 161).</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam'da İlk  Koryucu Hekim ve Karantina Uygulaması (Amvas Vebası)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-islam-da-ilk-koryucu-hekim-ve-karantina-uygulamasi-amvas-vebasi</link>
			<pubDate>Sat, 04 Apr 2020 20:39:20 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-islam-da-ilk-koryucu-hekim-ve-karantina-uygulamasi-amvas-vebasi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ayasofya.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ayasofya</link>
			<pubDate>Mon, 25 Mar 2019 12:06:40 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ayasofya</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Ayasofya</span><br />
<br />
Hristiyanlar tarafından ilâhi hikmet olduğu kabul edilen Ayasofya, 532 senesinde imparator  Jüstinyen  tarafından inşasına başlatılmış ve 537 de tamamlanmıştı.<br />
Ayasofya’nın açılışında Jüstinyen, gayet kibirli bir halde: “Bu halinle Mescid-i Aksâ’yı bile geçtin” diyerek, büyüklüğü ile gururlanmıştı.<br />
İslam orduları tarafından fethedilen İstanbul şehri (29 Mayıs 1453 Salı) ile beraber, Ayasofya’nın da İslam alameti olarak camiye çevrilmesi için emir veren Fatih Sultan Mehmed Han fethin ilk Cuma namazını da (1 Haziran 1453 Cuma) burada kaldı. <br />
Cuma hutbesini Fatih Sultan Mehmed Han okumuş, namazı ise Akşemsettin hazretleri kıldırmıştır.<br />
<br />
Kaynak:Ömer Faruk Yılmaz / Belgelerle Osmanlı Tarihi</span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Ayasofya</span><br />
<br />
Hristiyanlar tarafından ilâhi hikmet olduğu kabul edilen Ayasofya, 532 senesinde imparator  Jüstinyen  tarafından inşasına başlatılmış ve 537 de tamamlanmıştı.<br />
Ayasofya’nın açılışında Jüstinyen, gayet kibirli bir halde: “Bu halinle Mescid-i Aksâ’yı bile geçtin” diyerek, büyüklüğü ile gururlanmıştı.<br />
İslam orduları tarafından fethedilen İstanbul şehri (29 Mayıs 1453 Salı) ile beraber, Ayasofya’nın da İslam alameti olarak camiye çevrilmesi için emir veren Fatih Sultan Mehmed Han fethin ilk Cuma namazını da (1 Haziran 1453 Cuma) burada kaldı. <br />
Cuma hutbesini Fatih Sultan Mehmed Han okumuş, namazı ise Akşemsettin hazretleri kıldırmıştır.<br />
<br />
Kaynak:Ömer Faruk Yılmaz / Belgelerle Osmanlı Tarihi</span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Selçuklular]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-selcuklular</link>
			<pubDate>Mon, 02 Jul 2018 21:41:16 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-selcuklular</guid>
			<description><![CDATA[Kaynak TurkTarihim.Com<br />
<br />
Büyük Selçuklu Devleti Selçuk Bey<br />
<br />
Büyük Selçuklu Devleti 1037 de Bağdatı başkent Mezopotamya, Anadolu ve İç Asyada sınırlarını genişleterek dönemin en büyük Türk Devleti olmuştur 1092 yılında iç karışıklıklarla bölünerek 4 parçaya ayrılmış, beyliklere bölünmüş Osmanlı İmparatorluğunu tarih sahnesine çıkartmıştır<br />
Büyük Selçuklu Devleti Kınık Boyunun lideri Selçuk bey tarafından 1020 de temelleri atılmış, yeğenleri Tuğrul ve Çağrı beyler tarafından bağımsız bir devlet olmuştur. Büyük Selçuklu Devletinin kurucusu ve ilk başbuğu  Selçuk Bey, Kınık boyuna mensup bir komutandı ve bağımsız Türk Devleti olan Oğuz Yabguluğu’nun Subaşısı Ordu Komutanı idi.<br />
<br />
Kınık boyu, Göktürklerde İç Asya’da kurulan Türk Birliğidir, Göktürklerin yıkılmasından sonra batıya doğru göç etmiş Güney Hazar bölgesine yerleşmiş ve  yurt edinmişdi. Kınık Boyu, tek başına  devlet kuracak kadar güçlü değildi. Türk Boylarından Oğuzların tabiiyeti altına girdiler ve 860-1068 de Güney Hazar Bölgesinde yaşayan Oğuzların bünyesinde varlıklarını idame ettirdiler. Subaşı Selçuk Bey, yüksek askeri vasıfları ile genç yaşta Oğuz ordusunda yüksek mertebelere erişerek  başkomutanı olmuştu. Selçuk Bey’in gayesi Oğuz Yabgu’sunun makamı  büyük kağanlıktı. Oğuzlar, 900’lü yıllarda Batıda Hazarlar, doğuda Peçenekler Kıpçaklar Oğuzları hazar bölgesinde tehdit ediyordu 950’li yıllarda artan dış tehditler ve Oğuz hanının yaşının ilerlemesi, veliahdının yetersiz olması Selçuk Bey’in Oğuz Yabguluğunu ele geçirmesine müsait bir zemin hazırladı<br />
<br />
Oğuz ordusunun emir komutası kendisine bağlıydı saltanatı ele geçirmek için stratejiler geliştirdi. Başarılı asker Selçuk Bey, politik girişimindeki eksikliğinden dolayı oğuz yabguluğunu ele geçiremedi lideri olduğu Kınık Boyu ile başkent Yeni Kent’ten uzaklaşarak başka bir Oğuz şehri olan Cend şehrine göç etti  Oğuz Yabgusu Kınık Boyunu sürgün etmişti Selçuk Bey, sürgün edildiği Cend şehrinde hakimiyetini genişletti  Şehre hakim oldu Kınık boyu ve Selçuk Bey, Müslüman oldu  Cend Şehrinin hâkimi Selçuk Bey, vergi Oğuz elçilerini kovarak vergi vermeyeceğini  gayrimüslim bir toplumla Cihat edeceklerini ilan etti. Bu bağımsızlık ilanıydı. Oğuz Yabguluğuna bağlı  Cend Şehrinin vergi vermemesi, Yabguluğu  reddetmek anlamına geliyordu (960). <br />
<br />
Cend Şehrinin  durumu karışıktı. Bölgenin hakimi  Sasaniler ve İç Asya’daki en büyük güç Karahanlılar birbirleri ile mücadele içerisindeydiler. Selçuk Bey’de mücadelede iki tarafa da asker gönderip  geniş bozkırlar ve yaşam alanları elde ediyordu.  Selçuk Bey’in İslamiyet’e geçti Müslüman olan Sasaniler ve Karahanlılar ile münasebetlerinde İslam dini ile tanışıp gönüllü olarak İslamiyet’i seçti. Karahanlılar 999 yılında Sasanileri yıktı<br />
Selçuk Bey’in Sasanilerden elde ettiği bozkırlar,<br />
Selçuk Bey ve Kınık Boyu’nun oldu alanı haline geldi. Sasaniler’den boşalan bölgeyi sahiplenen Selçuk Bey, Horasan’a yerleşip  yurt edindiler. Selçuk Bey ve Kınık boyu, bir güç ve hakim bir beylik olarak anılıyordu.<br />
<br />
<br />
Arslan Bey Dönemi (1009 – 1025)<br />
<br />
Selçuk Bey, başarılı bir ömrün sonrasında 100. Yaşını devirerek 1009 yılında vefat etti veliahdına büyük ve güçlü bir beylik bıraktı. Selçuk Bey’in oğlu Arslan Bey, babasından aldığı beyliği güçlendirdi, Büyük Selçuklu Devletinin temellerini attı Arslan Bey, babası Selçuk Bey hayattayken beylik idaresinde görevler aldı 992 de Samani Karahanlı mücadelesinde Samanilere yardım etti Karahanlıları yendi Arslan Bey, buna karşılık BuharavSemerkand arasındaki Nuh köyünü Selçuklu Beyliğine yurt etti Karahanlılar 999 da Buhara’yı ele geçirip Samanileri yıkınca Samanilerin bölgeleri Selçuklu Beyliğinin mutlak hakimiyetine girmişti. Samaniler, Karahanlılar tarafından yıkılınca Samani Şehzadesi Muntasır, Karahanlılara karşı  Arslan Bey’den yardım istedi zorunda kaldı (1003). <br />
<br />
Arslan Bey, Samani Şehzadesini korumak için Karahanlı ordusunu bozguna uğrattı Samanilerden sonra hakimiyetine aldığı bölgelerden Karahanlıları uzak tuttu Karahanlı ordusu Selçuklu Beyliğinin üzerine gitsede Arslan Bey’in ordusu Karahanlılar ikinci bir bozguna uğrattı Selçuklu Beyliğinin gücü arttı Arslan Bey, babası Selçuk Bey’in vefatı ile (1009) Selçukluların liderliğine geçti komşu Karahanlılar saltanat mücadelesindeydi 1012 de Karahanlı Hükümdarı Nasr’ın vefat etmesiyle Karahanlı varislerinden Ali Tigin, yönetimi ele geçirmek için Arslan Bey’den destek istedi Arslan Bey ve Ali Tigin Buharaya girdiler (1021). stratejik hamle ile birlikte Selçuklu Beyliği Buhara Kentinde yerleşiyordu. <br />
<br />
Arslan Bey’in  güçlenmesi  Cend şehrinden Buhara’ya  ilerlemesi Karahanlılar ve büyük Türk Devleti  Gaznelilerce tedirginlikle karşılandı Karahanlı Hükümdarı Yusuf  Han, tahtına göz diken Ali Tigin hem de ona yardım eden Arslan Bey’i bertaraf etmek için Gazneli Mahmut  ile birleşti Gazneli Mahmut, Arslan Bey’i ortadan kaldırmak yerine hileye başvurdu ziyafet vermek üzere huzuruna davet etti. Arslan Bey, davete oğlu Kutalmış ile icabet edince  üzerine suç isnat ederek Kalincar Kalesinde hapse attırdı mahiyetini kılıçtan geçirdi (1025). Arslan Bey’in öldürülmesiyle Kınık boyu lidersiz kaldı dağıldı  eski güçlerini kaybeddi  beyliklerin tebaası haline geldiler. Arslan Bey’in oğlu Kutalmış babası Arslan Bey gibi Gaznelilerin tutsağı olmuştu <br />
<br />
Arslan Bey’in başka bir veliahdı yoktu selçuklular lidersiz bir yaşam sürdü Arslan Bey’in kardeşi, Selçuk Bey’in diğer oğlu  Mikail’in oğulları Tuğrul ve Çağrı Beyler, otorite boşluğunda genç yaşta  büyük bir vazifeyi üstlendi Selçuklu Beyliğinin otorite boşluğunu ortadan kaldırarak ve Selçuklu Beyliğini Büyük Selçuklu Devleti haline getirdiler<br />
<br />
<br />
Tuğrul ve Çağrı Bey Dönemi (1030 – 1063)<br />
<br />
Arslan Bey’in tutsak edilmesi ile otorite boşluğuna düşen Selçuklu Beyliğinin ayağa kalkması 10 yıl sürdü. Selçuklu birliğini ve ordusunu kuran Tuğrul ve Çağrı Beyler, tarih sahnesine çıktılar. Gazneli Mahmut vefat etti yerine oğlu Mesut Han geçti. Tuğrul ve Çağrı Bey’ler, amcaları Arslan Bey’in tutsaklığına son verilmesi karşılığında Gazneye bağlılığı kabul eddiler. Gazne Sultanı Mesut Arslan Bey’i serbest bıraktı ve Tuğrul ve Çağrı Bey’lerin amacı Selçuklu Beyliğini bağımsız bir devlet yapmaktı Tuğrul ve Çağrı Bey’lerin amaçlarını öğrenen Mesut Han, Arslan Bey ve oğlu Kutalmış’ı yeniden hapse attı anlaşmayı bozdu. Tuğrul ve Çağı kardeşler, amcaları Arslan Bey’i kurtarmak için muvaffak olamadılar. Arslan Bey’in oğlu Kutalmış, hapisten kaçtı Buhara’ya döndü <br />
<br />
Arslan Bey, kalan ömrünü Kalincar Hapishanesinde tamamlayarak 1032 de vefat etti. Arslan Beyden sonra Selçuklunun tek hakimi Tuğrul  ve kardeşi Çağrı Bey oldu. Selçuklular, Arslan Beyin ölümünden önce Türk Töresi gereği Gazne Devletine bağlı görev yapıyor, Gazne Sınırlarının güvenliğini sağlıyor ve vergi ödüyordu. Arslan Bey’in ölümünden sonra bağlılık ortadan kalktı. Tuğrul ve Çağrı Bey’lerde hakimiyet için Gazne Sultanından izin almadan Horasan’a yerleşti Türk Töresinde Boylar, bölgelere Kağanlarının izni olmaksızın göç edemezdi. Selçukluların bu eylemi başkaldırı ve isyan olarak nitelendirildi Gazne Sultanı Mesut, Selçukluların Horasan’a izinsiz  yerleşmelerine önce müsamaha gösterdi. <br />
<br />
Güçlenip kalabalıklaşan Selçuklular, Horasan’dan Merv ve Nesa şehirlerine girdiler. Selçuk Bey’in  yayılma stratejisi  istila gibi görünebilirdi. Bu sebeple Gazne Sultanına Horasan, Merv ve Nesa şehirlerine yerleşmesi karşılığında Gazne Devletine bağlılık bildirdiler. Tuğrul Bey’in amacı hakimiyetini genişleterek geniş alanlarda mücadele ederek stratejik avantaj sağlamaktı. Gazne Sultanı Mesut Han, Tuğrul Bey’in üzerine ordularını gönderdi (1035). Selçuklular ile Gazne Devleti arasında ilk avaş gerçekleşecektir. Gazne Sultanı, Selçukluları önemsemeyip ordusunu, başına geçmeden kumandanlarının idaresinde  sefere göndermişti. Tuğrul Bey ve ordusu, Gazne Ordusunu Nesada karşıladı ve Meydan Muharebesinde  Gazne Ordusu  ağır bir yenilgi alarak geri çekildi<br />
<br />
mağlubiyetin ardından Gazne Sultanı, Tuğrul Beye  Horasan, Merv ve Nesa da oturma izni verdi <br />
Selçuklular istediklerini almışlardı yetinmediler. yayılmalarını devam ettirerek 3 yıl sonra 3 yeni şehiri istediler. Gazneli Mesut, reddeddi ordusunu gönderdi (1038). Gazne Ordusu, çok güçlüydü Selçuklularda güçlenmişlerdi. Gazne Ordusu ile Selçuklu ordusu, Sarah şehrinde, meydan muharebesine girişdiler. Gazne Ordusu, ağır bir mağlubiyetle geri çekildi Selçukluların zaferi Büyük Selçuklu Devletinin doğuşu anlamına geliyordu. <br />
Tuğrul Bey kendisini Büyük Kağan ve Sultan, kardeşi Çağrı Bey’i  ortak kağan ilan ederek Büyük Selçuklu Devletinin bağımsızlığını ilan etti. Türkistan’ın en önemli kentlerinden olan Horasan, Merv ve Nesa Selçukluların hakimiyetine girdi Nişabur şehri Selçukluların Başkenti oldu. <br />
<br />
Selçuklu zaferleri Gaznelileri düşürmüştü. Karahanlılar  iç karışıklıklar ve saltanat mücadeleleriyle baş etmekten Büyük Selçuklu Devletine tepki veremedi Gazne Sultanı Mesut kendisinden toprak isteyen Selçuklulara karşıs<br />
zordaydı. aldığı ağır mağlubiyetler Mesut Han’ın iktidarına gölge düşürdü. Selçuklular Gazne topraklarında bağımsızlığını ilan etmiş, Gaznenin en stratejik bölgeleri Selçuklulara geçmişti. Mesut Han, Selçuklularla mücadeleden ordusunun başına  geçti  tüm gücüyle Selçuklulara taarruza kalktı.  Dandanakan Savaşı Gazne Devletinin yıkılma sürecini başlattı ve Türk Dünyasının en büyük gücü Büyük Selçuklular Bozkır İmparatorluğundan Cihan Devletine dönüştü<br />
<br />
Dandanakan Savaşı (1040)<br />
<br />
Gazneli Mesut 1038’de selçuklulara karşı ağır bir mağlubiyet aldı  İki yıl sonra 100.000 kişilik bir ordu topladı Selçuklu ordusundan  kabalalıktı. Gazne ordusunun başında sefere çıktı Merv şehrine doğru  ilerledi. Selçuklular Gazne Ordusunu yavaşlatıyor zayıf düşürüyordu. İki ordu Merv şehrindeki  Dandanakan kalesinde karşılaştı Savaş sonucunda Gazneliler yıkılmaya başladı Türk Dünyasının en büyük gücü  Selçuklular Cihan Devletine dönüştü<br />
<br />
Dandanakan kalesinde Selçuklu ordusu gaznelilere taarruz etti Gazne ordusu, Selçuklularla susuzluk, ve açlıkla mücadele etti su sıkıntısı nedeniyle Su kuyularına doğru  ilerlediler Selçuklu ordusu Gaznelilere taarruzlarını şiddetlendirdi ve Gazneliler Selçuklular karşısında ağır kayıplara uğrayarak savaşdan çekildi Gazne Sultanı Mesut, otoritesini ve askerlerinin saygısını kaybetti. savaş sonunda kendi askerleri tarafından öldürüldü.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kaynak TurkTarihim.Com<br />
<br />
Büyük Selçuklu Devleti Selçuk Bey<br />
<br />
Büyük Selçuklu Devleti 1037 de Bağdatı başkent Mezopotamya, Anadolu ve İç Asyada sınırlarını genişleterek dönemin en büyük Türk Devleti olmuştur 1092 yılında iç karışıklıklarla bölünerek 4 parçaya ayrılmış, beyliklere bölünmüş Osmanlı İmparatorluğunu tarih sahnesine çıkartmıştır<br />
Büyük Selçuklu Devleti Kınık Boyunun lideri Selçuk bey tarafından 1020 de temelleri atılmış, yeğenleri Tuğrul ve Çağrı beyler tarafından bağımsız bir devlet olmuştur. Büyük Selçuklu Devletinin kurucusu ve ilk başbuğu  Selçuk Bey, Kınık boyuna mensup bir komutandı ve bağımsız Türk Devleti olan Oğuz Yabguluğu’nun Subaşısı Ordu Komutanı idi.<br />
<br />
Kınık boyu, Göktürklerde İç Asya’da kurulan Türk Birliğidir, Göktürklerin yıkılmasından sonra batıya doğru göç etmiş Güney Hazar bölgesine yerleşmiş ve  yurt edinmişdi. Kınık Boyu, tek başına  devlet kuracak kadar güçlü değildi. Türk Boylarından Oğuzların tabiiyeti altına girdiler ve 860-1068 de Güney Hazar Bölgesinde yaşayan Oğuzların bünyesinde varlıklarını idame ettirdiler. Subaşı Selçuk Bey, yüksek askeri vasıfları ile genç yaşta Oğuz ordusunda yüksek mertebelere erişerek  başkomutanı olmuştu. Selçuk Bey’in gayesi Oğuz Yabgu’sunun makamı  büyük kağanlıktı. Oğuzlar, 900’lü yıllarda Batıda Hazarlar, doğuda Peçenekler Kıpçaklar Oğuzları hazar bölgesinde tehdit ediyordu 950’li yıllarda artan dış tehditler ve Oğuz hanının yaşının ilerlemesi, veliahdının yetersiz olması Selçuk Bey’in Oğuz Yabguluğunu ele geçirmesine müsait bir zemin hazırladı<br />
<br />
Oğuz ordusunun emir komutası kendisine bağlıydı saltanatı ele geçirmek için stratejiler geliştirdi. Başarılı asker Selçuk Bey, politik girişimindeki eksikliğinden dolayı oğuz yabguluğunu ele geçiremedi lideri olduğu Kınık Boyu ile başkent Yeni Kent’ten uzaklaşarak başka bir Oğuz şehri olan Cend şehrine göç etti  Oğuz Yabgusu Kınık Boyunu sürgün etmişti Selçuk Bey, sürgün edildiği Cend şehrinde hakimiyetini genişletti  Şehre hakim oldu Kınık boyu ve Selçuk Bey, Müslüman oldu  Cend Şehrinin hâkimi Selçuk Bey, vergi Oğuz elçilerini kovarak vergi vermeyeceğini  gayrimüslim bir toplumla Cihat edeceklerini ilan etti. Bu bağımsızlık ilanıydı. Oğuz Yabguluğuna bağlı  Cend Şehrinin vergi vermemesi, Yabguluğu  reddetmek anlamına geliyordu (960). <br />
<br />
Cend Şehrinin  durumu karışıktı. Bölgenin hakimi  Sasaniler ve İç Asya’daki en büyük güç Karahanlılar birbirleri ile mücadele içerisindeydiler. Selçuk Bey’de mücadelede iki tarafa da asker gönderip  geniş bozkırlar ve yaşam alanları elde ediyordu.  Selçuk Bey’in İslamiyet’e geçti Müslüman olan Sasaniler ve Karahanlılar ile münasebetlerinde İslam dini ile tanışıp gönüllü olarak İslamiyet’i seçti. Karahanlılar 999 yılında Sasanileri yıktı<br />
Selçuk Bey’in Sasanilerden elde ettiği bozkırlar,<br />
Selçuk Bey ve Kınık Boyu’nun oldu alanı haline geldi. Sasaniler’den boşalan bölgeyi sahiplenen Selçuk Bey, Horasan’a yerleşip  yurt edindiler. Selçuk Bey ve Kınık boyu, bir güç ve hakim bir beylik olarak anılıyordu.<br />
<br />
<br />
Arslan Bey Dönemi (1009 – 1025)<br />
<br />
Selçuk Bey, başarılı bir ömrün sonrasında 100. Yaşını devirerek 1009 yılında vefat etti veliahdına büyük ve güçlü bir beylik bıraktı. Selçuk Bey’in oğlu Arslan Bey, babasından aldığı beyliği güçlendirdi, Büyük Selçuklu Devletinin temellerini attı Arslan Bey, babası Selçuk Bey hayattayken beylik idaresinde görevler aldı 992 de Samani Karahanlı mücadelesinde Samanilere yardım etti Karahanlıları yendi Arslan Bey, buna karşılık BuharavSemerkand arasındaki Nuh köyünü Selçuklu Beyliğine yurt etti Karahanlılar 999 da Buhara’yı ele geçirip Samanileri yıkınca Samanilerin bölgeleri Selçuklu Beyliğinin mutlak hakimiyetine girmişti. Samaniler, Karahanlılar tarafından yıkılınca Samani Şehzadesi Muntasır, Karahanlılara karşı  Arslan Bey’den yardım istedi zorunda kaldı (1003). <br />
<br />
Arslan Bey, Samani Şehzadesini korumak için Karahanlı ordusunu bozguna uğrattı Samanilerden sonra hakimiyetine aldığı bölgelerden Karahanlıları uzak tuttu Karahanlı ordusu Selçuklu Beyliğinin üzerine gitsede Arslan Bey’in ordusu Karahanlılar ikinci bir bozguna uğrattı Selçuklu Beyliğinin gücü arttı Arslan Bey, babası Selçuk Bey’in vefatı ile (1009) Selçukluların liderliğine geçti komşu Karahanlılar saltanat mücadelesindeydi 1012 de Karahanlı Hükümdarı Nasr’ın vefat etmesiyle Karahanlı varislerinden Ali Tigin, yönetimi ele geçirmek için Arslan Bey’den destek istedi Arslan Bey ve Ali Tigin Buharaya girdiler (1021). stratejik hamle ile birlikte Selçuklu Beyliği Buhara Kentinde yerleşiyordu. <br />
<br />
Arslan Bey’in  güçlenmesi  Cend şehrinden Buhara’ya  ilerlemesi Karahanlılar ve büyük Türk Devleti  Gaznelilerce tedirginlikle karşılandı Karahanlı Hükümdarı Yusuf  Han, tahtına göz diken Ali Tigin hem de ona yardım eden Arslan Bey’i bertaraf etmek için Gazneli Mahmut  ile birleşti Gazneli Mahmut, Arslan Bey’i ortadan kaldırmak yerine hileye başvurdu ziyafet vermek üzere huzuruna davet etti. Arslan Bey, davete oğlu Kutalmış ile icabet edince  üzerine suç isnat ederek Kalincar Kalesinde hapse attırdı mahiyetini kılıçtan geçirdi (1025). Arslan Bey’in öldürülmesiyle Kınık boyu lidersiz kaldı dağıldı  eski güçlerini kaybeddi  beyliklerin tebaası haline geldiler. Arslan Bey’in oğlu Kutalmış babası Arslan Bey gibi Gaznelilerin tutsağı olmuştu <br />
<br />
Arslan Bey’in başka bir veliahdı yoktu selçuklular lidersiz bir yaşam sürdü Arslan Bey’in kardeşi, Selçuk Bey’in diğer oğlu  Mikail’in oğulları Tuğrul ve Çağrı Beyler, otorite boşluğunda genç yaşta  büyük bir vazifeyi üstlendi Selçuklu Beyliğinin otorite boşluğunu ortadan kaldırarak ve Selçuklu Beyliğini Büyük Selçuklu Devleti haline getirdiler<br />
<br />
<br />
Tuğrul ve Çağrı Bey Dönemi (1030 – 1063)<br />
<br />
Arslan Bey’in tutsak edilmesi ile otorite boşluğuna düşen Selçuklu Beyliğinin ayağa kalkması 10 yıl sürdü. Selçuklu birliğini ve ordusunu kuran Tuğrul ve Çağrı Beyler, tarih sahnesine çıktılar. Gazneli Mahmut vefat etti yerine oğlu Mesut Han geçti. Tuğrul ve Çağrı Bey’ler, amcaları Arslan Bey’in tutsaklığına son verilmesi karşılığında Gazneye bağlılığı kabul eddiler. Gazne Sultanı Mesut Arslan Bey’i serbest bıraktı ve Tuğrul ve Çağrı Bey’lerin amacı Selçuklu Beyliğini bağımsız bir devlet yapmaktı Tuğrul ve Çağrı Bey’lerin amaçlarını öğrenen Mesut Han, Arslan Bey ve oğlu Kutalmış’ı yeniden hapse attı anlaşmayı bozdu. Tuğrul ve Çağı kardeşler, amcaları Arslan Bey’i kurtarmak için muvaffak olamadılar. Arslan Bey’in oğlu Kutalmış, hapisten kaçtı Buhara’ya döndü <br />
<br />
Arslan Bey, kalan ömrünü Kalincar Hapishanesinde tamamlayarak 1032 de vefat etti. Arslan Beyden sonra Selçuklunun tek hakimi Tuğrul  ve kardeşi Çağrı Bey oldu. Selçuklular, Arslan Beyin ölümünden önce Türk Töresi gereği Gazne Devletine bağlı görev yapıyor, Gazne Sınırlarının güvenliğini sağlıyor ve vergi ödüyordu. Arslan Bey’in ölümünden sonra bağlılık ortadan kalktı. Tuğrul ve Çağrı Bey’lerde hakimiyet için Gazne Sultanından izin almadan Horasan’a yerleşti Türk Töresinde Boylar, bölgelere Kağanlarının izni olmaksızın göç edemezdi. Selçukluların bu eylemi başkaldırı ve isyan olarak nitelendirildi Gazne Sultanı Mesut, Selçukluların Horasan’a izinsiz  yerleşmelerine önce müsamaha gösterdi. <br />
<br />
Güçlenip kalabalıklaşan Selçuklular, Horasan’dan Merv ve Nesa şehirlerine girdiler. Selçuk Bey’in  yayılma stratejisi  istila gibi görünebilirdi. Bu sebeple Gazne Sultanına Horasan, Merv ve Nesa şehirlerine yerleşmesi karşılığında Gazne Devletine bağlılık bildirdiler. Tuğrul Bey’in amacı hakimiyetini genişleterek geniş alanlarda mücadele ederek stratejik avantaj sağlamaktı. Gazne Sultanı Mesut Han, Tuğrul Bey’in üzerine ordularını gönderdi (1035). Selçuklular ile Gazne Devleti arasında ilk avaş gerçekleşecektir. Gazne Sultanı, Selçukluları önemsemeyip ordusunu, başına geçmeden kumandanlarının idaresinde  sefere göndermişti. Tuğrul Bey ve ordusu, Gazne Ordusunu Nesada karşıladı ve Meydan Muharebesinde  Gazne Ordusu  ağır bir yenilgi alarak geri çekildi<br />
<br />
mağlubiyetin ardından Gazne Sultanı, Tuğrul Beye  Horasan, Merv ve Nesa da oturma izni verdi <br />
Selçuklular istediklerini almışlardı yetinmediler. yayılmalarını devam ettirerek 3 yıl sonra 3 yeni şehiri istediler. Gazneli Mesut, reddeddi ordusunu gönderdi (1038). Gazne Ordusu, çok güçlüydü Selçuklularda güçlenmişlerdi. Gazne Ordusu ile Selçuklu ordusu, Sarah şehrinde, meydan muharebesine girişdiler. Gazne Ordusu, ağır bir mağlubiyetle geri çekildi Selçukluların zaferi Büyük Selçuklu Devletinin doğuşu anlamına geliyordu. <br />
Tuğrul Bey kendisini Büyük Kağan ve Sultan, kardeşi Çağrı Bey’i  ortak kağan ilan ederek Büyük Selçuklu Devletinin bağımsızlığını ilan etti. Türkistan’ın en önemli kentlerinden olan Horasan, Merv ve Nesa Selçukluların hakimiyetine girdi Nişabur şehri Selçukluların Başkenti oldu. <br />
<br />
Selçuklu zaferleri Gaznelileri düşürmüştü. Karahanlılar  iç karışıklıklar ve saltanat mücadeleleriyle baş etmekten Büyük Selçuklu Devletine tepki veremedi Gazne Sultanı Mesut kendisinden toprak isteyen Selçuklulara karşıs<br />
zordaydı. aldığı ağır mağlubiyetler Mesut Han’ın iktidarına gölge düşürdü. Selçuklular Gazne topraklarında bağımsızlığını ilan etmiş, Gaznenin en stratejik bölgeleri Selçuklulara geçmişti. Mesut Han, Selçuklularla mücadeleden ordusunun başına  geçti  tüm gücüyle Selçuklulara taarruza kalktı.  Dandanakan Savaşı Gazne Devletinin yıkılma sürecini başlattı ve Türk Dünyasının en büyük gücü Büyük Selçuklular Bozkır İmparatorluğundan Cihan Devletine dönüştü<br />
<br />
Dandanakan Savaşı (1040)<br />
<br />
Gazneli Mesut 1038’de selçuklulara karşı ağır bir mağlubiyet aldı  İki yıl sonra 100.000 kişilik bir ordu topladı Selçuklu ordusundan  kabalalıktı. Gazne ordusunun başında sefere çıktı Merv şehrine doğru  ilerledi. Selçuklular Gazne Ordusunu yavaşlatıyor zayıf düşürüyordu. İki ordu Merv şehrindeki  Dandanakan kalesinde karşılaştı Savaş sonucunda Gazneliler yıkılmaya başladı Türk Dünyasının en büyük gücü  Selçuklular Cihan Devletine dönüştü<br />
<br />
Dandanakan kalesinde Selçuklu ordusu gaznelilere taarruz etti Gazne ordusu, Selçuklularla susuzluk, ve açlıkla mücadele etti su sıkıntısı nedeniyle Su kuyularına doğru  ilerlediler Selçuklu ordusu Gaznelilere taarruzlarını şiddetlendirdi ve Gazneliler Selçuklular karşısında ağır kayıplara uğrayarak savaşdan çekildi Gazne Sultanı Mesut, otoritesini ve askerlerinin saygısını kaybetti. savaş sonunda kendi askerleri tarafından öldürüldü.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mübarek günler ve geceler]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-mubarek-gunler-ve-geceler</link>
			<pubDate>Wed, 29 Nov 2017 09:28:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-mubarek-gunler-ve-geceler</guid>
			<description><![CDATA[Tüm şehitlerimize ve tüm ölmüşlerimize<br />
 bir fatiha okuyalım<br />
<br />
Bismillahirrahmânirrahîm.Elhamdü lillâhi rabbil'alemin Errahmânir'rahim Mâliki yevmiddin İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în İhdinessırâtel müstakîm Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn<br />
<br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.Hamd o âlemlerin Rabbi,O Rahmân ve Rahim,O, din gününün maliki Allah'ın.Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.<br />
Hidayet eyle bizi doğru yola,O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tüm şehitlerimize ve tüm ölmüşlerimize<br />
 bir fatiha okuyalım<br />
<br />
Bismillahirrahmânirrahîm.Elhamdü lillâhi rabbil'alemin Errahmânir'rahim Mâliki yevmiddin İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în İhdinessırâtel müstakîm Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn<br />
<br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.Hamd o âlemlerin Rabbi,O Rahmân ve Rahim,O, din gününün maliki Allah'ın.Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.<br />
Hidayet eyle bizi doğru yola,O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Asrı saadet]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-asri-saadet--62564</link>
			<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 09:45:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-asri-saadet--62564</guid>
			<description><![CDATA[PEYGAMBER EFENDİMİZİN CEFAKAR KIZI <br />
<br />
HZ. ZEYNEP in eşi ebul as Bir an önce hazırlan, dedi. Hz. Zeyneb, çobandan sahabelerin haberini bekledi. çoban, buluşma yerini haber verdi. Sonra <br />
Allah Resûlü (a.s.m.) Zeyneb’i çocukları ile getir buyurdu. Hz. Zeyneb Sahabiler beklesinler. geleceğim, diyerek haber gönderdi.Hz. Zeyneb<br />
Kinâne ile Mekke’den ayrıldı.sahabiler Hz. Zeyneb’i Medine’ye götürdüler.sıkıntılı ve sancılı kutlu hicret yolunda canından çok sevdiği babasına kavuştu. <br />
<br />
Eşi Mekke’de kalan Hz. Zeyneb, yıllarca özlem içinde yaşadı.esir düşen eşi, Hz. Zeyneb tarafından kurtarıldı. Ebû’l-Âs, Çok duygulandı. Efendimiz hakkında yanılmadığını gördü.<br />
hakikati anladı. Kalbi iman nuruyla aydınlandı. Ancak Müslüman olmadı. Efendimize ve hanımına defalarca teşekkür etti:<br />
<br />
HZ. ZEYNEP 'in eşi İzin verirseniz Mekke’ye gitmek istiyorum, diyerek Efendimizden izin istedi<br />
Mekke’ye gitti Başından geçenleri anlattı.etrafındaki halka döndü. Yüksek sesle sordu Kureyşliler Bilmenizi isterim ki Müslüman olmaya karar verdim. mallarınızı gasp etmemek için  buraya geldim. Mallarınızı dağıttıktan sonra Müslüman olduğumu açıkladım. Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed de O’nun kulu ve elçisidir, dedi.<br />
<br />
HZ. ZEYNEP 'in müslüman oldum açıklanasını<br />
dinleyen müşrikler, öylece baka kaldılar. Devesine binen Ebû’l-Âs,Mekke’den ayrıldı. Eşi ve çocuklarına kavuşma ümidiyle, Medine’ye yola çıktı.Ebû’l-Âs, ailesinin özlemi ile yaşıyordu. bu özlem bitecek ailesine kavuşacaktı. Yol boyunca kavuşmanın hayalini kurdu:Bundan sonra hiç ayrılmayacağız, diye söylendi.<br />
<br />
HZ. ZEYNEP in eşi müslüman olduktan sonra<br />
Kendisine hayrı olmayan putlardan kurtulduğu için gerçekleri görmediği, hanımını dinlemediği  için kendine kızıyordu.çok mutluydu. Yalnızca eşi ve çocuklarına kavuşacak, ona bütün nimetleri veren Rabbine yönelecek, huşu ve huzur içinde ibadet edecekti.<br />
<br />
HZ. ZEYNEP Eşinin Müslüman olacağını hisseden Hz. Zeyneb, Mekke’ye gideceğini duyunca üzüldü. Uykuları kaçtı. Günlerce uyuyamadı. Teheccüd namazından sonra ellerini semaya kaldırdı. Rabbinedua dua yalvardı.Duaları kabul olmuş,eşi geri dönmüştü. Eşinin dönünce dünyalar onun oldu.Mutlaka İslam ile şereflenmek için gelmiştir, diye düşündü. Mescid’i-Nebevî’ye giden Ebû’l-Âs, şehadet getirerek Müslüman oldu<br />
<br />
HZ. ZEYNEP eşinin müslüman olduğu<br />
Haberi Hz. Zeyneb’e ulaştı.yirmi yıldır büyük bir ümitle bekleyen Hz. Zeyneb’in dili tutuldu. hıçkıra hıçkıra ağladı.Ebû’l-Âs’ın Müslüman oluşu Allah Resûlü (a.s.m.) ve sahabileri çok sevindirdi. Damadını tebrik eden Allah Resûlü (a.s.m.), kızı Zeyneb ile damadının nikâh akdini yenileyerek onları yeniden evlendirdi.<br />
<br />
HZ. ZEYNEP Damadı ebul as ın İslam’la şereflenmesine sevinen Efendimiz:<br />
Kızımı Ebû’l-Âs a nikâhladım. O, beni tasdik etti. sözleri yerine getirdi, buyurarak sevincini dile getirdi. Takdir etti Nikâhı yenilenen Ebû’l-Âs eşinin yanına gitti.Hz. Zeyneb ağlıyordu.mutluluk gözyaşlarıydı.hızla yerinden kalktı. Eşine sarılarak gözyaşlarıyla hasret giderdi. Rabbine şükrederek gözyaşları döktü.O gün hasret giderdiler.namaz kıldılar. ellerini semaya kaldırarak göz yaşları içinde dua ettiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PEYGAMBER EFENDİMİZİN CEFAKAR KIZI <br />
<br />
HZ. ZEYNEP in eşi ebul as Bir an önce hazırlan, dedi. Hz. Zeyneb, çobandan sahabelerin haberini bekledi. çoban, buluşma yerini haber verdi. Sonra <br />
Allah Resûlü (a.s.m.) Zeyneb’i çocukları ile getir buyurdu. Hz. Zeyneb Sahabiler beklesinler. geleceğim, diyerek haber gönderdi.Hz. Zeyneb<br />
Kinâne ile Mekke’den ayrıldı.sahabiler Hz. Zeyneb’i Medine’ye götürdüler.sıkıntılı ve sancılı kutlu hicret yolunda canından çok sevdiği babasına kavuştu. <br />
<br />
Eşi Mekke’de kalan Hz. Zeyneb, yıllarca özlem içinde yaşadı.esir düşen eşi, Hz. Zeyneb tarafından kurtarıldı. Ebû’l-Âs, Çok duygulandı. Efendimiz hakkında yanılmadığını gördü.<br />
hakikati anladı. Kalbi iman nuruyla aydınlandı. Ancak Müslüman olmadı. Efendimize ve hanımına defalarca teşekkür etti:<br />
<br />
HZ. ZEYNEP 'in eşi İzin verirseniz Mekke’ye gitmek istiyorum, diyerek Efendimizden izin istedi<br />
Mekke’ye gitti Başından geçenleri anlattı.etrafındaki halka döndü. Yüksek sesle sordu Kureyşliler Bilmenizi isterim ki Müslüman olmaya karar verdim. mallarınızı gasp etmemek için  buraya geldim. Mallarınızı dağıttıktan sonra Müslüman olduğumu açıkladım. Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed de O’nun kulu ve elçisidir, dedi.<br />
<br />
HZ. ZEYNEP 'in müslüman oldum açıklanasını<br />
dinleyen müşrikler, öylece baka kaldılar. Devesine binen Ebû’l-Âs,Mekke’den ayrıldı. Eşi ve çocuklarına kavuşma ümidiyle, Medine’ye yola çıktı.Ebû’l-Âs, ailesinin özlemi ile yaşıyordu. bu özlem bitecek ailesine kavuşacaktı. Yol boyunca kavuşmanın hayalini kurdu:Bundan sonra hiç ayrılmayacağız, diye söylendi.<br />
<br />
HZ. ZEYNEP in eşi müslüman olduktan sonra<br />
Kendisine hayrı olmayan putlardan kurtulduğu için gerçekleri görmediği, hanımını dinlemediği  için kendine kızıyordu.çok mutluydu. Yalnızca eşi ve çocuklarına kavuşacak, ona bütün nimetleri veren Rabbine yönelecek, huşu ve huzur içinde ibadet edecekti.<br />
<br />
HZ. ZEYNEP Eşinin Müslüman olacağını hisseden Hz. Zeyneb, Mekke’ye gideceğini duyunca üzüldü. Uykuları kaçtı. Günlerce uyuyamadı. Teheccüd namazından sonra ellerini semaya kaldırdı. Rabbinedua dua yalvardı.Duaları kabul olmuş,eşi geri dönmüştü. Eşinin dönünce dünyalar onun oldu.Mutlaka İslam ile şereflenmek için gelmiştir, diye düşündü. Mescid’i-Nebevî’ye giden Ebû’l-Âs, şehadet getirerek Müslüman oldu<br />
<br />
HZ. ZEYNEP eşinin müslüman olduğu<br />
Haberi Hz. Zeyneb’e ulaştı.yirmi yıldır büyük bir ümitle bekleyen Hz. Zeyneb’in dili tutuldu. hıçkıra hıçkıra ağladı.Ebû’l-Âs’ın Müslüman oluşu Allah Resûlü (a.s.m.) ve sahabileri çok sevindirdi. Damadını tebrik eden Allah Resûlü (a.s.m.), kızı Zeyneb ile damadının nikâh akdini yenileyerek onları yeniden evlendirdi.<br />
<br />
HZ. ZEYNEP Damadı ebul as ın İslam’la şereflenmesine sevinen Efendimiz:<br />
Kızımı Ebû’l-Âs a nikâhladım. O, beni tasdik etti. sözleri yerine getirdi, buyurarak sevincini dile getirdi. Takdir etti Nikâhı yenilenen Ebû’l-Âs eşinin yanına gitti.Hz. Zeyneb ağlıyordu.mutluluk gözyaşlarıydı.hızla yerinden kalktı. Eşine sarılarak gözyaşlarıyla hasret giderdi. Rabbine şükrederek gözyaşları döktü.O gün hasret giderdiler.namaz kıldılar. ellerini semaya kaldırarak göz yaşları içinde dua ettiler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ülkeler tarihi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ulkeler-tarihi</link>
			<pubDate>Mon, 20 Nov 2017 08:45:05 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ulkeler-tarihi</guid>
			<description><![CDATA[KERKÜK ŞEHRİNİN TARİHÇESİ<br />
<br />
Kerkük’te ilk yerleşim izlerine M.Ö.2000 yıllarında rastlanılır. Kerkük Arafada yapılan kazılarda M.Ö. 2600 yıllarına ait silahlar, bakır eşyalar ve toprak kaplar bulunmuştur.Kerkük’ün en eski yerleşim mekanı Kerkük Kalesidir. Kale şehrin adeta çekirdeğini oluşturmuştur. Kalenin yapılışı M.Ö. 3000 yıllarına uzanır. Hz.Ömer zamanında İslam ordularının meşhur Kaadisiyye Meydan muharebesinde Sasanileri M.S.636 yılında yenmesinden sonra, Kerkük Müslüman şehri olmaya başlar. Şehir, 750 yılında Abbasi Devletinin kurulması ile İslam devletinin sınırlarına dahil olur.<br />
<br />
1055 yılında Tuğrul Bey, komutasında Oğuz ordusu Irak’a girer. Büveyhi’lere son verilerek hükümdar Melik Rahim’i tutuklanır Halifelik Abbasilere bırakılır ancak askeri hakimiyet Tuğrul Beyin uhdesinde kalır.Sultan Mahmut Tapar komutasında Kerkük 63 yıl Büyük Selçukluların hakimiyetinde kalır. Irak Selçuklularının hakimiyetinde ise 12 yıl kalır.<br />
<br />
1130 yılında Arslantaş oğlu Kıpçak, Kerkük ve Şehrizor bölgesinde üstünlük sağlar ve tek egemen güç haline gelir.bölge Vilayet’ül Kıpçakiyye olarak anılır. Arslantaş, Türkmenler tarafından çok sevildiği için,Kerkük’te varlıklarını güçlendirir 1139 yılında Musul Atabeyi İmadeddin Zengi, Kerkük dahil bütün bölgeyi ele geçirir.<br />
<br />
Timur’un Irak seferi sırasında Kerkük Kalesine uğrar kalenin sorumluluğunu adamlarından Emir Ali’ye verir. Kale 18 yıl sonra Karakoyunluların eline geçer. Baranlılar olarak da bilinen Karakoyunluların kurucusu Bayram Hoca’dır; Oğuz Türkü’dür. Yani Türkmendir.<br />
<br />
1470 yılında Kerkük Şehrine Akkoyunlular hakim olurlar. 1508 yılında Akkoyunlular Safavi devletinin kurucusu Şah İsmail tarafından kaldırılıncaya kadar Kerkük, Akkoyunluların hakimiyetinde kalmıştır. Safavi devletinin egemenliğine giren Kerkük, Yavuz Sultan Selim komutasında Çaldıran Savaşında Osmanlı Devletinin nüfuz alanına girmiştir.<br />
<br />
Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat ve Kerkük ziyaretinde Bayat boyundan Kerküklü Türk şairi Fuzuli, Bağdat Kasidesini padişaha sunar. Kerkük Kalesine yeniçeriler ocaklılar, tımarlılar ve zeametler yerleştirilir. <br />
<br />
1549 yılında Kerkük Beylik ve 1578 yılında  Beylerbeyi olur.Osmanlı kayıtlarında ‘ GÖKYURT ’ olarak geçmeye başlar. Osmanlının bu ismi Kerkük şehrine verme düşüncesi, şehrin halis bir Türk şehri olduğunun kanıtıdır.Kerkük 172 yıl Osmanlının idaresinde kalmıştır. Şehirde, günümüze kadar gelen bir çok Osmanlı eserleri bu dönemde yapılmıştır.<br />
<br />
Kerkük’ün simgesi haline gelen Kerkük Kalesi, en eski tarihi eserlerini surlar içerisinde saklamaktadır. Kerkük Kalesi 1997 yılında Saddam yönetimi tarafından yerle bir edilmiştir.<br />
Yıktılar kalamızı<br />
Sürdüler balamızı<br />
Daha can boğazdayken <br />
Çektiler salamızı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KERKÜK ŞEHRİNİN TARİHÇESİ<br />
<br />
Kerkük’te ilk yerleşim izlerine M.Ö.2000 yıllarında rastlanılır. Kerkük Arafada yapılan kazılarda M.Ö. 2600 yıllarına ait silahlar, bakır eşyalar ve toprak kaplar bulunmuştur.Kerkük’ün en eski yerleşim mekanı Kerkük Kalesidir. Kale şehrin adeta çekirdeğini oluşturmuştur. Kalenin yapılışı M.Ö. 3000 yıllarına uzanır. Hz.Ömer zamanında İslam ordularının meşhur Kaadisiyye Meydan muharebesinde Sasanileri M.S.636 yılında yenmesinden sonra, Kerkük Müslüman şehri olmaya başlar. Şehir, 750 yılında Abbasi Devletinin kurulması ile İslam devletinin sınırlarına dahil olur.<br />
<br />
1055 yılında Tuğrul Bey, komutasında Oğuz ordusu Irak’a girer. Büveyhi’lere son verilerek hükümdar Melik Rahim’i tutuklanır Halifelik Abbasilere bırakılır ancak askeri hakimiyet Tuğrul Beyin uhdesinde kalır.Sultan Mahmut Tapar komutasında Kerkük 63 yıl Büyük Selçukluların hakimiyetinde kalır. Irak Selçuklularının hakimiyetinde ise 12 yıl kalır.<br />
<br />
1130 yılında Arslantaş oğlu Kıpçak, Kerkük ve Şehrizor bölgesinde üstünlük sağlar ve tek egemen güç haline gelir.bölge Vilayet’ül Kıpçakiyye olarak anılır. Arslantaş, Türkmenler tarafından çok sevildiği için,Kerkük’te varlıklarını güçlendirir 1139 yılında Musul Atabeyi İmadeddin Zengi, Kerkük dahil bütün bölgeyi ele geçirir.<br />
<br />
Timur’un Irak seferi sırasında Kerkük Kalesine uğrar kalenin sorumluluğunu adamlarından Emir Ali’ye verir. Kale 18 yıl sonra Karakoyunluların eline geçer. Baranlılar olarak da bilinen Karakoyunluların kurucusu Bayram Hoca’dır; Oğuz Türkü’dür. Yani Türkmendir.<br />
<br />
1470 yılında Kerkük Şehrine Akkoyunlular hakim olurlar. 1508 yılında Akkoyunlular Safavi devletinin kurucusu Şah İsmail tarafından kaldırılıncaya kadar Kerkük, Akkoyunluların hakimiyetinde kalmıştır. Safavi devletinin egemenliğine giren Kerkük, Yavuz Sultan Selim komutasında Çaldıran Savaşında Osmanlı Devletinin nüfuz alanına girmiştir.<br />
<br />
Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat ve Kerkük ziyaretinde Bayat boyundan Kerküklü Türk şairi Fuzuli, Bağdat Kasidesini padişaha sunar. Kerkük Kalesine yeniçeriler ocaklılar, tımarlılar ve zeametler yerleştirilir. <br />
<br />
1549 yılında Kerkük Beylik ve 1578 yılında  Beylerbeyi olur.Osmanlı kayıtlarında ‘ GÖKYURT ’ olarak geçmeye başlar. Osmanlının bu ismi Kerkük şehrine verme düşüncesi, şehrin halis bir Türk şehri olduğunun kanıtıdır.Kerkük 172 yıl Osmanlının idaresinde kalmıştır. Şehirde, günümüze kadar gelen bir çok Osmanlı eserleri bu dönemde yapılmıştır.<br />
<br />
Kerkük’ün simgesi haline gelen Kerkük Kalesi, en eski tarihi eserlerini surlar içerisinde saklamaktadır. Kerkük Kalesi 1997 yılında Saddam yönetimi tarafından yerle bir edilmiştir.<br />
Yıktılar kalamızı<br />
Sürdüler balamızı<br />
Daha can boğazdayken <br />
Çektiler salamızı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ortadoğu]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ortadogu</link>
			<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 08:05:52 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ortadogu</guid>
			<description><![CDATA[MYAMMAR ARAKAN MÜSLÜMANLARI<br />
Yeni şafak İslam ve ihsan İslah haber T24 den alıntıdır<br />
<br />
Bismillahirrahmânirrahîm.<br />
Elhamdü lillâhi rabbil'alemin<br />
Errahmânir'rahim<br />
Mâliki yevmiddin<br />
İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în<br />
İhdinessırâtel müstakîm<br />
Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn<br />
<br />
<br />
Myanmar, resmi adıyla Myanmar Birliği Cumhuriyeti Burma ya da Birmanya, adıyla bilinen ülke. Myanmar, Güneydoğu Asya'da, Andaman Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında yer alıyor. Myanmar'da 7 eyalet bulunuyor. Ülkenin Kuzeybatı sınırında yer alan Arakan bu eyaletlerden birisi.Myanmar'ın komşu olduğu ülkeler; Tayland, Laos, Çin, Hindistan ve Bangladeş.<br />
<br />
Myanmar, 1948 yılında bağımsızlığını ilan eden bir ülke. Bağımsızlığını ilan etmesi ne yazık ki yönetimin sivillerin eline geçmesi manasına gelmiyor. O günden bu yana ülke yönetiminde cuntacılar ve Budist yanlısı yöneticiler var.<br />
Sorunların temel sebebi: 1982'deki 'vatansızlık' kararı!Arakan'da 3 buçuk milyon Müslüman yaşıyordu. Ancak Myanmar hükümetinin haksız uygulamaları ve katliamları sonucu bugün bu rakamın 1 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.<br />
<br />
Rohingyaların yaşadığı katliamların en önemli nedeni Myanmar hükümetinin, kurulduğu günden bu yana sürdürdüğü ve 1982 yılında kabul edilen Vatandaşlık Kanunu ile de resmileştirdiği Rohingyaların tanınmaması durumu. 1982’de çıkarılan kanun ülkedeki bütün etnik grupları vatandaş olarak kabul ederken, Rohingyalar ülkenin vatandaşı olarak kabul edilmemiş ve resmen ‘vatansız bir halk’ konumuna düştü.<br />
<br />
Arakan'da 3 buçuk milyon Müslüman yaşıyordu. Ancak Myanmar hükümetinin haksız uygulamaları ve katliamları sonucu bugün bu rakamın 1 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.<br />
<br />
Myanmar hükümeti, Arakanlı Müslümanların Bengal (Bangladeşli) olduğunu ve 1800'lü yıllardaki İngiliz sömürgesi döneminde buraya getirildiğini savunarak kimlik vermeyi reddediyor.ülkenin yüzde 89'u Budist yüzde 20 si Müslüman nüfusu bulunuyor.Myanmar dışındaki Arakanlı Müslüman nüfusu ise 1 milyonun üzerinde Ağırlıklı olarak Bangladeş, Hindistan gibi ülkelere sığınan Arakanlı Mülteci Müslümanlar  bulunduğu ülkelerden geri gönderilmekle tehdit ediliyor.<br />
Arakanlı Müslümanlar, Myanmar hükümetinin zulmünden kaçarak bazı ülkelere sığınıyor.<br />
<br />
<br />
Arakanlı Müslümanlara yönelik katliamlarını sürdüren Myanmar ordusunun saldırılarından kaçmaya çalışan binlerce Arakanlı, yaşadıkları bölgeleri terk etti. Arakanlı Müslümanları tanımayan ve 'Bengal' olduğunu iddia eden Myanmar yönetimi 1948'ten günümüze kadar sistematik bir katliam politikası izliyor. Uluslararası toplum ise yaşananlara tepkisiz.<br />
<br />
Myanmar Arakanlılara propoganda başlatıyor. "Arakan Myanmar'ın vilayeti değildir. Onlar Bangladeşten gelen illegal göçmenlerdir" söylemiyle Müslümanları tarih boyu maruz kaldığı dışlamayla bir kez daha yüzleştiriyor.Myanmar hükümeti tarafından dışlanan ve yok sayılan Arakanlı Müslümanların talepleri <br />
Vatandaşlık hakkının verilmesiTopraklarına yönelik saldırıların durdurulması Haklarının tanınması<br />
<br />
Rohingya ismi 'ruhu kurtuluşa eren' manasına geliyor. Arakanlı Müslümanlar ölülerini defnederken bu ifadeyi kullanıyor. Zaman içerisinde Arakanlı Müslümanlar arasında yaygın hale gelen bu kullanım, bugün hala devam ediyor.<br />
<br />
Myanmar'da zulüm ve baskı altında olan Arakanlı Müslümanlar, dua görüntüleri sebebiyle Myanmar hükümeti tarafından 'terörist' olarak adlandırıldı. Arakanlı Müslümanların evleri yakıldı yıkıldı, köylerinden terk etmeye zorlandı. Zulmün her türlüsüne şahit olan Arakanlı Müslümanların yaşadıklarına dünya sessiz kalıyor.<br />
Vatansız bir halk: Arakanlı Müslümanlar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MYAMMAR ARAKAN MÜSLÜMANLARI<br />
Yeni şafak İslam ve ihsan İslah haber T24 den alıntıdır<br />
<br />
Bismillahirrahmânirrahîm.<br />
Elhamdü lillâhi rabbil'alemin<br />
Errahmânir'rahim<br />
Mâliki yevmiddin<br />
İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în<br />
İhdinessırâtel müstakîm<br />
Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn<br />
<br />
<br />
Myanmar, resmi adıyla Myanmar Birliği Cumhuriyeti Burma ya da Birmanya, adıyla bilinen ülke. Myanmar, Güneydoğu Asya'da, Andaman Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında yer alıyor. Myanmar'da 7 eyalet bulunuyor. Ülkenin Kuzeybatı sınırında yer alan Arakan bu eyaletlerden birisi.Myanmar'ın komşu olduğu ülkeler; Tayland, Laos, Çin, Hindistan ve Bangladeş.<br />
<br />
Myanmar, 1948 yılında bağımsızlığını ilan eden bir ülke. Bağımsızlığını ilan etmesi ne yazık ki yönetimin sivillerin eline geçmesi manasına gelmiyor. O günden bu yana ülke yönetiminde cuntacılar ve Budist yanlısı yöneticiler var.<br />
Sorunların temel sebebi: 1982'deki 'vatansızlık' kararı!Arakan'da 3 buçuk milyon Müslüman yaşıyordu. Ancak Myanmar hükümetinin haksız uygulamaları ve katliamları sonucu bugün bu rakamın 1 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.<br />
<br />
Rohingyaların yaşadığı katliamların en önemli nedeni Myanmar hükümetinin, kurulduğu günden bu yana sürdürdüğü ve 1982 yılında kabul edilen Vatandaşlık Kanunu ile de resmileştirdiği Rohingyaların tanınmaması durumu. 1982’de çıkarılan kanun ülkedeki bütün etnik grupları vatandaş olarak kabul ederken, Rohingyalar ülkenin vatandaşı olarak kabul edilmemiş ve resmen ‘vatansız bir halk’ konumuna düştü.<br />
<br />
Arakan'da 3 buçuk milyon Müslüman yaşıyordu. Ancak Myanmar hükümetinin haksız uygulamaları ve katliamları sonucu bugün bu rakamın 1 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.<br />
<br />
Myanmar hükümeti, Arakanlı Müslümanların Bengal (Bangladeşli) olduğunu ve 1800'lü yıllardaki İngiliz sömürgesi döneminde buraya getirildiğini savunarak kimlik vermeyi reddediyor.ülkenin yüzde 89'u Budist yüzde 20 si Müslüman nüfusu bulunuyor.Myanmar dışındaki Arakanlı Müslüman nüfusu ise 1 milyonun üzerinde Ağırlıklı olarak Bangladeş, Hindistan gibi ülkelere sığınan Arakanlı Mülteci Müslümanlar  bulunduğu ülkelerden geri gönderilmekle tehdit ediliyor.<br />
Arakanlı Müslümanlar, Myanmar hükümetinin zulmünden kaçarak bazı ülkelere sığınıyor.<br />
<br />
<br />
Arakanlı Müslümanlara yönelik katliamlarını sürdüren Myanmar ordusunun saldırılarından kaçmaya çalışan binlerce Arakanlı, yaşadıkları bölgeleri terk etti. Arakanlı Müslümanları tanımayan ve 'Bengal' olduğunu iddia eden Myanmar yönetimi 1948'ten günümüze kadar sistematik bir katliam politikası izliyor. Uluslararası toplum ise yaşananlara tepkisiz.<br />
<br />
Myanmar Arakanlılara propoganda başlatıyor. "Arakan Myanmar'ın vilayeti değildir. Onlar Bangladeşten gelen illegal göçmenlerdir" söylemiyle Müslümanları tarih boyu maruz kaldığı dışlamayla bir kez daha yüzleştiriyor.Myanmar hükümeti tarafından dışlanan ve yok sayılan Arakanlı Müslümanların talepleri <br />
Vatandaşlık hakkının verilmesiTopraklarına yönelik saldırıların durdurulması Haklarının tanınması<br />
<br />
Rohingya ismi 'ruhu kurtuluşa eren' manasına geliyor. Arakanlı Müslümanlar ölülerini defnederken bu ifadeyi kullanıyor. Zaman içerisinde Arakanlı Müslümanlar arasında yaygın hale gelen bu kullanım, bugün hala devam ediyor.<br />
<br />
Myanmar'da zulüm ve baskı altında olan Arakanlı Müslümanlar, dua görüntüleri sebebiyle Myanmar hükümeti tarafından 'terörist' olarak adlandırıldı. Arakanlı Müslümanların evleri yakıldı yıkıldı, köylerinden terk etmeye zorlandı. Zulmün her türlüsüne şahit olan Arakanlı Müslümanların yaşadıklarına dünya sessiz kalıyor.<br />
Vatansız bir halk: Arakanlı Müslümanlar]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dunyada-katliam-var-hayvanlar-uyuyor</link>
			<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 08:03:28 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dunyada-katliam-var-hayvanlar-uyuyor</guid>
			<description><![CDATA[MYAMMAR ARAKAN MÜSLÜMANLARI<br />
<br />
Yeni şafak İslam ve ihsan İslah haber T24 den alıntıdır<br />
<br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.<br />
Hamd o âlemlerin Rabbi,<br />
O Rahmân ve Rahim,<br />
O, din gününün maliki Allah'ın.<br />
Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti <br />
ancak senden dileriz yardımı, inayeti.<br />
Hidayet eyle bizi doğru yola,<br />
O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların <br />
ve o sapmışların yoluna değil.<br />
<br />
<br />
Burma, Myanmar ya da Arakan… Hangi ismiyle hitap edilirse edilsin, bu bölgede yaşayan Müslüman halk, her dönem, çeşitli gruplar tarafından işkencelere, katliamlara, soykırım çabalarına mâruz kalmış bir halktır.<br />
<br />
50 milyon nüfusu bulunan Burma’nın yüzde 15’ini Müslümanlar oluşturmaktadır. Geri kalan nüfusun büyük bir çoğunluğu Budist. Müslümanların büyük çoğunluğu, ülkenin Arakan adlı bölgesinde yaşıyor.<br />
<br />
1784 yılında Müslümanların siyasi iktidarı kaybetmelerinden sonra Burmalı Budistler, Müslümanları ezmeye,imha etmeye yönelik politika uyguladılar.Müslümanlar 1938 yılında bağımsızlık elde etmiş olsalar da iktidarı ele geçiren cunta, Müslümanlara büyük eziyetlerde bulundu<br />
<br />
 Arakan Halkı, İslam Devleti’nin yıkılmasının ardından Budistler tarafından sürekli olarak din değiştirmeye zorlandı. Fakat Arakanlı Müslümanlar her ne pahasına olursa  olsun dinlerini terk etmediler.Burmalı Budistler, askerlerden aldıkları destekle Arakanlı Müslümanlara yönelik büyük bir katliama giriştiler.<br />
<br />
28 Mart 1942 yılında Minbya şehri Çanbilli Köyünde başlayan,ve bütün Arakan’a yayılan katliamda en az 150 bin Arakanlı Müslümanın öldüğü tahmin ediliyor.tarihi katliam esnasında yüz binlerce Arakanlı vatanını terk ederek komşu ülkelere sığındı.<br />
<br />
İnsan hakları kuruluşlarının vermiş oldukları raporlara göre, 1962-1984 yılları arasında 20.000 Arakan Müslümanı öldürüldü. Yüzlerce kadına tecavüz edildi ve Müslümanların tüm mal varlıklarına el konuldu. Devletin iletişim araçları, İslam dini hakkında yalan ve iftiralar yaymak için kullanıldı. 1978 yılının baharında, 200.000 Müslüman Bangladeş’e göçmek zorunda kaldı.<br />
<br />
1990’lardan sonra  arakan Müslümanları kıyıma uğramış 200.000 kişi 1992 yılında Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmıştır. Çok fakir bir İslam ülkesi olan Bangladeş, Burmalı mültecileri topraklarında ağırlamakta, ancak yiyecek ve barınma konusunda yardım etmekte çok zorlanmaktadır.<br />
<br />
Myanmar haber ajanslarına göre: Budist çetelerin zulmü, cinayet, toplu tutuklamalar, tecavüz vakaları ve işkence suretinde kendini gösteriyor. Ayrıca, Ekonomi olarak bir çok boykotu yaşayan Myanmar Müslümanları’nın, evleri ve işyerleri ateşe veriliyor. Gençler keyfi tutuklamalar yüzünden yaşadıkları yerlerden kaçıyorlar. Budist çeteler, Müslümanlara ait olan ev, cami, işyerleri ve araçlarını kundaklamaya devam ediyor.<br />
<br />
 2012 – 2013 yılları arasında Myanmar’da, çoğu Müslüman 250 kişinin ölümüne neden olan şiddet olayları yüzünden, yaklaşık 140 bin kişi yer değiştirmek durumunda kaldı. Budist çetelerin kontrolünde yaşanan bu olaylara Türkiye dışındaki ülkelerin büyük kısmı sessiz kaldı.<br />
<br />
Tarihi zulüm ve işkencelerle dolu Burma Müslümanları, Müslümanlardan gelecek yardıma muhtaç, çaresiz bir şekilde işkence görmeye devam etmektedir. Müslümanların yeniden refaha ve huzura kavuşması için bir an önce, Arakan’da akan kanı durdurucak somut adımlar atılmalıdır.<br />
<br />
Myanmar'ın Arakan eyaletinde yaşayan Müslümanlar, hükümetin baskıcı ve zulüm politikalarıyla karşı karşıya.Arakanlı Müslümanların maruz kaldığı zulmün başlangıç tarihi 1948 bağımsızlığını ilan eden ülkede, Müslümanlar o günden beri baskı ve zulüm altındalar. olayların 'katliam' noktasına gelmesinin kökeni yakın bir tarihe; 2012'ye dayanıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MYAMMAR ARAKAN MÜSLÜMANLARI<br />
<br />
Yeni şafak İslam ve ihsan İslah haber T24 den alıntıdır<br />
<br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.<br />
Hamd o âlemlerin Rabbi,<br />
O Rahmân ve Rahim,<br />
O, din gününün maliki Allah'ın.<br />
Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti <br />
ancak senden dileriz yardımı, inayeti.<br />
Hidayet eyle bizi doğru yola,<br />
O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların <br />
ve o sapmışların yoluna değil.<br />
<br />
<br />
Burma, Myanmar ya da Arakan… Hangi ismiyle hitap edilirse edilsin, bu bölgede yaşayan Müslüman halk, her dönem, çeşitli gruplar tarafından işkencelere, katliamlara, soykırım çabalarına mâruz kalmış bir halktır.<br />
<br />
50 milyon nüfusu bulunan Burma’nın yüzde 15’ini Müslümanlar oluşturmaktadır. Geri kalan nüfusun büyük bir çoğunluğu Budist. Müslümanların büyük çoğunluğu, ülkenin Arakan adlı bölgesinde yaşıyor.<br />
<br />
1784 yılında Müslümanların siyasi iktidarı kaybetmelerinden sonra Burmalı Budistler, Müslümanları ezmeye,imha etmeye yönelik politika uyguladılar.Müslümanlar 1938 yılında bağımsızlık elde etmiş olsalar da iktidarı ele geçiren cunta, Müslümanlara büyük eziyetlerde bulundu<br />
<br />
 Arakan Halkı, İslam Devleti’nin yıkılmasının ardından Budistler tarafından sürekli olarak din değiştirmeye zorlandı. Fakat Arakanlı Müslümanlar her ne pahasına olursa  olsun dinlerini terk etmediler.Burmalı Budistler, askerlerden aldıkları destekle Arakanlı Müslümanlara yönelik büyük bir katliama giriştiler.<br />
<br />
28 Mart 1942 yılında Minbya şehri Çanbilli Köyünde başlayan,ve bütün Arakan’a yayılan katliamda en az 150 bin Arakanlı Müslümanın öldüğü tahmin ediliyor.tarihi katliam esnasında yüz binlerce Arakanlı vatanını terk ederek komşu ülkelere sığındı.<br />
<br />
İnsan hakları kuruluşlarının vermiş oldukları raporlara göre, 1962-1984 yılları arasında 20.000 Arakan Müslümanı öldürüldü. Yüzlerce kadına tecavüz edildi ve Müslümanların tüm mal varlıklarına el konuldu. Devletin iletişim araçları, İslam dini hakkında yalan ve iftiralar yaymak için kullanıldı. 1978 yılının baharında, 200.000 Müslüman Bangladeş’e göçmek zorunda kaldı.<br />
<br />
1990’lardan sonra  arakan Müslümanları kıyıma uğramış 200.000 kişi 1992 yılında Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmıştır. Çok fakir bir İslam ülkesi olan Bangladeş, Burmalı mültecileri topraklarında ağırlamakta, ancak yiyecek ve barınma konusunda yardım etmekte çok zorlanmaktadır.<br />
<br />
Myanmar haber ajanslarına göre: Budist çetelerin zulmü, cinayet, toplu tutuklamalar, tecavüz vakaları ve işkence suretinde kendini gösteriyor. Ayrıca, Ekonomi olarak bir çok boykotu yaşayan Myanmar Müslümanları’nın, evleri ve işyerleri ateşe veriliyor. Gençler keyfi tutuklamalar yüzünden yaşadıkları yerlerden kaçıyorlar. Budist çeteler, Müslümanlara ait olan ev, cami, işyerleri ve araçlarını kundaklamaya devam ediyor.<br />
<br />
 2012 – 2013 yılları arasında Myanmar’da, çoğu Müslüman 250 kişinin ölümüne neden olan şiddet olayları yüzünden, yaklaşık 140 bin kişi yer değiştirmek durumunda kaldı. Budist çetelerin kontrolünde yaşanan bu olaylara Türkiye dışındaki ülkelerin büyük kısmı sessiz kaldı.<br />
<br />
Tarihi zulüm ve işkencelerle dolu Burma Müslümanları, Müslümanlardan gelecek yardıma muhtaç, çaresiz bir şekilde işkence görmeye devam etmektedir. Müslümanların yeniden refaha ve huzura kavuşması için bir an önce, Arakan’da akan kanı durdurucak somut adımlar atılmalıdır.<br />
<br />
Myanmar'ın Arakan eyaletinde yaşayan Müslümanlar, hükümetin baskıcı ve zulüm politikalarıyla karşı karşıya.Arakanlı Müslümanların maruz kaldığı zulmün başlangıç tarihi 1948 bağımsızlığını ilan eden ülkede, Müslümanlar o günden beri baskı ve zulüm altındalar. olayların 'katliam' noktasına gelmesinin kökeni yakın bir tarihe; 2012'ye dayanıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Safeviler]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-safeviler</link>
			<pubDate>Fri, 10 Nov 2017 09:40:37 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-safeviler</guid>
			<description><![CDATA[ŞAH İSMAİL 17 Temmuz 1487 de Erdebil şehrinde Safevî Tarikatı şeyhinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Şeyh Safiyüddin'in sülalesinden olup babası Şeyh Haydar, dedesi ise Şeyh Cüneyd'dir. İsmail'in annesi Alemşah Halime Begim Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'nın kızıdır.<br />
<br />
ŞAH İSMAİL 'in babası Şeyh Haydar, Kafkasya seferinde öldürülmüş babası Şeyh Cüneyd'in öcünü almak için Şirvanşahlar Devleti'e saldırır. Şirvan hükümdarı Ferruh Yasar yenilgiye uğrayarak Gülistan kalesine çekilir. Şirvan hükümdarı Akkoyunlu Yakub Bey'den yardım ister Şeyh Haydarın güçlenmesini istemeyen Akkoyunlu hükümdarı Ferruh şirvanlılara kuvvet gönderir. Akkoyunlu ve Şirvanşah ordularıyla Teberistan da yapılan savaşta Şeyh Haydar öldürülür<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Babası Şeyh Haydar öldürülünce İsmail dayısı sultan yakup tarafından annesi ve kardeşleri ile birlikte Şiraz Valisi Mensur Pürnak Bey'in yanına gönderilir İsmail bir yaşındaydı. Sultan Yakup'un ömrünün sonuna kadar ailesiyle birlikte Fars'ta İstahr kalesinde hapsedildi Sultan Yakup ise eşi tarafından öldürüldü.<br />
<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Akkoyunlu tahtına geçen Rüstem Bey kardeşi ile yaşanan saltanat mücadelesinde Haydar'ın oğullarından yararlanmak için İsmail ve kardeşlerini hapıstan çıkarıb serbest bıraktı. Nerede ise 4,5 sene hapiste kalan İsmail kardeşleri ve annesi ile Tebriz'e geldiklerinde Rüstem tarafından saygıyla karşılandı<br />
savaş sırasında İsmail'in ve Kızılbaşlar'ın cesurca çarpıştıklarını görünce korkuya kapıldı kendisini ve neslini, korumak için Şeyh Cüneyd neslini ortadan kaldırmaya karar verdi<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Erdebil'e gitmelerine izin verilmiş şah ismail ve kardeşlerinin orada güçlenmesinden endişe eden Rüstem Bey onları Tebriz'e getirdi. muridlerinin Rüstem'in onu öldüreceyini duyan Sultan Ali kardeşleri Erdebil'e gitti Rüstem Beyin ordusuyla Erdebil yakınlarındaki Şam Esbi çevresinde çatışma çıktı şah ismailin abisi Sultan Ali'i öldürüldü. Ölümünden önce Şeyh Ali İsmail'i varis ilan etti Kızılbaşlar, İsmail'i Erdebil ve Reşt'de gizledi<br />
<br />
ŞAH İSMAİL ve iki kardeşi şiî Lahican Valisi Mirza Ali nin davetini kabul edib Lahican'a gittiler. Rustem 300 kişilik askeri güc yolladı, mirza kardeşleri sebete koyarak Lahican da olmadığına yemin etti onlar Tebriz'e döndüler.şahın büyük kardeşi İbrahim, annesinden uzak kalamadı Erdebil'e yola düştü.sonrakı hayatı hakkında bilgi yoktur.<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Lahican'da Şiî âlimlerinden Mevlâna Şemseddin Lahicanî'den eğitim alır Arapça Farsça Kur'an'ı ve Şiî mezhebini öğrenir. <br />
İsmail Lahican'ı terk edip, Erdebilde annesi ile görüşür ecdad mezarlarını ziyaret eder fakat Erdebil hâkimi Câkirlü Ali Bey'in baskısı ile Erdebil'i terk eder<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Ebu'l Hayır Şeybani Hanlığı'na karşı zaferinden sonra Erzincan'da Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Zülkadir, Avşar, Kaçar ve Varsak kabilelerinden oluşan 7.000 Kızılbaş İsmail'in davetine icabet etmiştir.Kızılbaşlar Kura Nehri'ni geçerek Şirvanşahlar üzerine yürümüştür. Gülistan Kalesindeki Çabani Meydan Muharebesi'nde Şirvanşah Ferruh Yasar'ın ordusu yenilmiş kızılbaşlar Bakü'yü zapt etmiştir.<br />
<br />
ŞAH İSMAİL İsmail Şerurda Akkoyunlu Elvend Mirza'nin ordusunu yendi. Elvend Erzincan'a kaçtı. Elvend hastalandı ve Diyarbakır'da öldü şah<br />
1501 yılında Tebrizde taç giyip resmen kendini "Şah" ilan etmiş,Safevi Devleti'ni kurmuş Şiî mezhebini resmî mezhep ilan etmiştir<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Akkoyunlu hanedanından Murat Bey, büyük bir ordu topladı, Hemedan'da Almebulağı'na yerleşti, iki ordu arasındaki savaşta Kızılbaşlar galip geldi Murat Bey Şiraza kaçtı. İsmail Şiraz'a girmiş Azerbaycan, Fars ve Irak-ı Acem'in çoğu üzerinde hakimiyet kurmuştur.Bağdat'a giren şah Merv de Şeybani Hanlığı'nı yendi,Muhammed Şeybani Han'ın ordusundan çoğu asker öldürüldü, Muhammed Şeybani Han'ın cesedi bulundu Kızılbaşlar başını kesip şah ın yanına getirdiler.<br />
<br />
<br />
ŞAH İSMAİL 1514 Çaldıranda padişahı I. Selim'e yenilmiştir. ruhsal çöküntü yaşadı, savaştan uzak durmaya çalıştı ülkeye önem vermemeye başladı, devlet işlerini emirlerine havale etti.vefat edene kadar hiçbir savaşa girmedi İsmail 24 Mayıs 1524'te 37 yaşındayken iç kanamadan öldü, Erdebil'deki Safevi Türbesi'ne defnedildi.<br />
Şah İsmail'in on bir çocuğu vardı, bunların altısı erkek ve beşi kız idi.<br />
<br />
Safevi Devleti 1501 yılında kurulmuş, 1736 ya kadar Azerbeycan, İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hüküm sürmüş Şii inanışa sahip bir Türk Devletidir.<br />
<br />
<br />
Safevi Devleti’nin merkezi İran M.ö. 500’lü yıllardan itibaren Pers/Fars kökenli halkların yurduydu iran 8. ve 9. Yüzyıllarda Arap-İslam Devleti hâkimiyetine girmiş, 10. Yüzyılda Türklerin göçlerine ve akınlarına maruz kalmıştır Önce Araplaşan sonra ise Türkleşen iran 13. Yüzyılda Moğol akınlarına maruz kalmış, keşmekeşe sahne olmuştu. 13. Yüzyıldan itibaren Türk, Arap ve Farslardan oluşan iran 16. Yüzyıldan 18. Yüzyıla kadar*Safevi Devletinin idaresi altında yönetilmiştir. <br />
<br />
İran 18. Yüzyılın sonlarında Perslerin hâkimiyetine girmiş olsa da İran bölgesindeki toplumların %30’u Safevi kökenli Türkmenlerden oluşmaktadır.*<br />
Büyük Selçuklu Devletinde Türkleşen İran Coğrafyasını tarihi Safevi Devleti devralmış, 235 yıllık hâkimiyetinde derin izler bırakan*Safevi Devleti, günümüz İran ve Azerbeycan Türklerinin kökenini teşkil etmiştir.<br />
<br />
Safevi Devletinin Kuruluşu Safevi Devletinin kökenini teşkil eden Safeviye Tarikati, 14. Yüzyılda kurulmuş ve 16. Yüzyılda önemli bir aktör haline gelmiştir Sufi Tarikati olan Safevi Tarikati, Bâtıni hareketlerin tesirine girerek Şii inancını benimsemiş Şii tarikatlarda önemli bir yer edinmiştir.*Safevi Devletinin kurucusu Şah İsmail de safevi tarikatının şeyh ailesine mensup saltanat varisiydi.*<br />
<br />
Safevi Devleti Safeviye Tarikatı,itikadi bir teşekkül olsa da hâkimiyetler kurmak amacıyla savaşlara girişiyor, fetihler gerçekleştiriyordu. Şah İsmail savaşlarda yükselmiş,tarikat mensubu ordusu ile İran ve çevresinde söz sahibi olmuştu<br />
Şah 14 yaşındayken elde ettiği güç ile Türkmen toplumlarının itibarini kazanmıştı.<br />
<br />
Safevi Devleti zamanında Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu sonrası göç dalgası ile birlikte Anadolu’ya göç eden Türkmenler ile sorunlar yaşamaktaydı. Sünnilik inancına bağlı olan Osmanlılar Bâtınilik hareketlerinden etkilenen ve Tengricilik inancından kurtulamayan göçebe Türkmenler üzerinde baskı kuruyor,yasa dışı ilan ederek önemli bir sorunun temellerini atıyordu. Osmanlı Devletine küskün Türkmenler, Şah İsmail’in himaye edici tavrı ile Şah İsmail’in etrafında toplanıyorlardı.*<br />
<br />
Safevi Devleti Safeviye Tarikatına mensup aşiretler göçebe Türkmenlerlen güçlenen Şah İsmail, 1501de Akkoyunlu himayesindeki Tebrizi hâkimiyet altına aldı bağımsızlığını ilan ederek*Safevi Devletinin temellerini attı (1501)<br />
<br />
<br />
Şah İsmail Dönemi (1501 – 1524)<br />
Şah İsmail, aslında Akkoyunlular’ın torunuydu şahın Annesi, Uzun Hasan’ın kızıydı. Şah Tebriz’i Uzun Hasan’ın torunu Mirza’dan almış ve*Safevi Devletinin temellerini atmıştı. Tebriz’i almasından 7 yıl sonra ise Akkoyunluları tarih sahnesinden sildi.*Şahın Türkmenleri himayeye alması siyasi dengeleri etkiledi.hâkimiyet altındaki İran, Azerbaycan ve Irakta Türkler Araplar Farslar yaşamaktaydı.devlet teşkilatında Türkmenler vazifelendirilmekteydi. Osmanlı Devletinden dışlanan göçebe Türk Toplumlarının Şaha bağlılığı pekişmekteydi.*<br />
<br />
Safevi Devleti Tebriz’in aldıktan sonra kendisini Azerbaycan Şahı ilan eden İsmail, Sasaniler üzerinde hak iddia ederek İrana ilerledi On yıl süren seferlerde Hamedan,Şiraz Kirman, Necef ve Kerbela, Van,Bağdat, Horasan ve Herat şehirlerini hâkimiyeti altına aldı ve Devletinin Sınırlarını süratle genişletti. Şah İsmail, İran hâkimiyetini kesinleştirmişti Horasan ve Herat’ı Özbek Şehbani Hanlığından almıştı. <br />
<br />
Safevi Devleti Özbek Şehbani Hanlığı, Horasan ve Herat mağlubiyetini kabullenmemişler, başarılı olamasalar da Maveraünnehir’e çekilerek onlarca yıl Safevi Devleti*ile mücadeleye girişmişlerdir. Özbek mücadeleleri, Şah dönemi boyunca çözülememiştir Şah İsmail’in kurduğu Asya’nın en büyük devleti Safeviler Azerbeycan ve Doğu Anadolu hattındaki sınırları ile devrin en büyük Türk Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu ile sınır haline gelmiştir<br />
<br />
Safevi Devleti Göçebe Türkmenlerin Bâtınilikten etkilenip Osmanlı Devletince dışlanması Şahın Türk Toplumlarını himaye etmesi büyük bir sorun oldu Şahın Osmanlı Tarafından asi ilan edilen Türkmenleri himayesi Osmanlılar ile*Safeviler arasında husumetlere yol açtı.Şah İsmail’in teşebbüsleriyle türkmenler isyan hazırlığına giriştiler.*<br />
<br />
Safevi Devleti Osmanlı Tebaası olan Bâtıni (Alevi, Şii) Türkmenler, Safevi Şah İsmail ile akraba olan Hasan Baba’nın önderliğindeki Alevi Tekkelerine itibar gösterdiler Safevi tebaası olan Alevi Türkmenlerle yakın ilişkileri bulunan ekke, Osmanlıdan dışlanan Bâtıni Göçebe Türkmenlerin katılımlarıyla Anadolu’da önemli bir nüfuza sahip hale geldi.<br />
<br />
Safevi Devleti Tarihe Şahkulu İsyanı olarak geçen süreçte Osmanlı Tebaası Bâtıni Türkmenler, Şah İsmail’in desteğiyle örgütlenerek Osmanlı Devletinde ayrılıkçı faaliyetlere başladılar.*<br />
Hasan Babanın yerine oğlu Şahkulu geçmiş, babasının Alevi nüfuzunu daha da genişleterek Alevi Tekkelerini de kendisine bağlamıştı<br />
<br />
Safevi Devleti Şah İsmail, Anadolu’daki Türkmenleri örgütleyerek Şahkulu’nu Anadolu’da halefi ilan etti. Şahkulu Baba’da kendisine bağlı Alevi Türkmenleri örgütleyerek Osmanlı Devletine isyan edip Şah İsmail’e biat etmeleri çağrısında bulunarak Şahkulu ayaklanmalarını başlattı.<br />
<br />
Safevi Devleti<br />
Şahkulu İsyanı (1511)<br />
Şahkulu Baba, Anadolu Alevi Türkmenlerinin liderliğini üstlendi Şah İsmail lehine faaliyetler yürüterek tekkesini ve Alevi Cemaatleri*Safevi Şah İsmail’e biat etmeye davet etti Bu durum, Anadolu’da Türk Birliğinin sağlamaya çalışan Osmanlıya zarar veriyordu. Şahkulu, söylemlerini eyleme dökerek isyana girişti şehzadelerin mücadelesinden fırsatla kendi tebaasına kılıç kuşandırarak isyan başlattı. <br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı<br />
Şah kulu Emrindeki kuvvetlerle Manisa Sancağında Şehzade Korkut’un hazinesine saldırdı hazinesini ele geçirdi. Şahkulu, ilk isyanda başarılı olunca itibar görerek güçlendi ve isyancı Alevi Türkmenlerin sayısı arttı.Şahkulu, emrindeki asiler artınca kendisini Şah İsmail’in halifesi ilan etti çok büyük isyanlara ve katliamlara girişti. <br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı şahkulu<br />
Manisa’dan Antalya’ya girdi antalya Kadı’sını öldürdü Kızılcakaya, Korkuteli, Elmalı, Burdur ve Keçiborluya girerek Kadı’ları öldürürdü katliamlar gerçekleştirerek Kütahya’ya kadar ulaştı Şahkulu, üzerine gönderilen Osmanlı Kuvvetlerini mağlup etti isyan pervasızlaştı. Şahkulu Kütahya’yı kuşatarak Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa’yı öldürdü (22 Nisan 1511).<br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı<br />
Şahkulu, Kütahya kuşatmasında muvaffak olamadı Bursa’ya yola çıktı. Osmanlı, İsyanı bastırmak için Subaşı Hasan Ağa yısevk etmişti. Şahkulu mücadeleyi kazandı bunun üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa görevlendirildi. Şahkulu,Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa’yla mücadeleye girişti galip geldi Şahkulu İsyanı ancak Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa’nın müdahalesiyle durdurulabildi. <br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı<br />
Veziri azam Hadım Ali Paşa, Şehzade Ahmet’in güçleriyle birleşerek Şahkulu güçlerini Altıntaş mevkiinde kuşattı.Şehzade Ahmet,Yeni Çerilerden, biat etmelerini istedi.Yeni Çerilerin teklifi reddetmesi üzerine İsyanı bastırmadan sancağına çekildi. Şehzade Ahmet’in kuşatmadan çekilmesi üzerine Hadım Ali Paşa kuşatmadan kaçmayı başardı Şahkulu ve isyancılar İran’a doğru kaçmaya başladılar.<br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı<br />
Veziri azam Hadım Ali Paşa, Şahkuluyu takip ederek Sivas Çubukovada yetişti. İsyancılar Osmanlı Kuvvetlerine mağlup oldular. İsyanın başı Şahkulu öldürülünce de kargaşa kapandı Hadım Ali Paşa savaş meydanında aldığı okla öldürülünce Osmanlı Kuvvetleri isyancıları takip edemedi Osmanlı Kuvvetleri çekilince isyancılar İran’a kaçtılar.<br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı <br />
Şahkulu Baba’nın başını çektiği Bâtıni (Alevi) isyancıları Osmanlıya büyük zararlar verip halk üzerindeki zulümlerle büyük bir sorun oluşturmuşlardı nihayet isyan bastırılmıştı isyan Bâtıni isyanlarının başını çekti. Şah İsmail yanlısı Alevi Türkmenler Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetlere başladılar Şahkulu İsyanı, Alevileri isyana teşvik etmiş çözülememiş bir sorun olarak yıllarca önemini korudu.<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Sultan Selim, Şahkulu isyanını cezalandırmak ve Osmanlılar için tehdit haline gelen Şah İsmail’i bertaraf etmek için çıktığı İran Seferini tamamlayarak Çaldıran Savaşı’nın yaşandığı Çaldıran Ovasına ulaştı (23 Ağustos 1514).<br />
Sultan Selim, uzun süre Şah ile mektuplaşmış, birbirlerine meydan okumuşlardı mektuplarda Sultan Selim’in Şaha Farsça Şah ise Türkçe kullanmıştır Fars Topraklarına hükmeden Şah ve*Safevilerde Türklük ve Türk Kültürü ön plandadır<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Sultan Selim, sefere başlarken şaha gönderdiği mektupta Şah ın “İslamiyet’e aykırı hareketlerini tenkit etmiş, mezalimlerden bahsederek katlinin vacip olduğunu ifade ederek kılıcından evvel İslamiyet’i kabul etmesi lazım geldiğini” yazmıştı. Şah ise harbe hazır olduğunu ifade ederek “Er isen meydana gelesin, bizde intizardan kurtuluruz” diyerek cevap vermiştir.<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Seferde Sultan Selim, Şah a mektup göndererek “Davete icabet edip memleketine geldik.sen meydanda yoksun. Padişahların hâkimiyetindeki memleket onların nikâhlı karısı gibidir. Yiğit olan ona başkasının elini dokundurmaz.bunca gündür memleketinde yürüyorum senden haber yok. Bundan sonra erkeklik sana haramdır. Miğfer yerine yaşmak, zırh yerine çarşaf giyip serdarlık ve şahlıktan vazgeçesin” diyerek mektupla beraber hırka, şal ve çarşaf göndermiştir.<br />
<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Şah Osmanlı Ordusunu çetin yollarda yorup savaş meydanına çıkartmaya niyetlenmişti. Beklediği gibi oldu. Osmanlı Ordusu, aylarca süren sefer yolunda zorluklar yaşamış, Yeni Çeriler huzursuzlanmış Padişahları Sultan Selim’in çadırına ok atacak kadar fütursuzlaşmışlardı. Şah savaş meydanına indi Çaldıran Ovasında Osmanlı ordusunu karşılamak üzere hazırlandı.<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Osmanlı Ordusu, Çaldırana tepeden indi Ordunun merkezinde Sultan Selim ve Kapıkulu Askerleri bulunuyordu. Sağ cenahta Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa, sol cenahta Rumeli Beylerbeyi Hasan*Paşa bulunuyordu. Ordunun en önünde Azap askerleri konuşlanmıştı. Şah ın ordusu sağ cenahta en büyük kumandan Durmuş Han Şamlu Nur Ali, sol cenahta Diyarbakır Beylerbeyi Ustacluoğlu Mehmet Han bulunuyor, Şah ve muhafızları ordunun en gerisinde ihtiyatta duruyorlardı. <br />
<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Osmanlı ve safevi kuvvetleri eşit durumdaydılar. Osmanlı ve Safevi güçleri 100 Bin kişiydi. galibiyeti savaş stratejileri ve askeri yetenek belirleyecekti<br />
Osmanlı ordusunun en muntazam birliği Yeni Çerilerdi.Safevi Ordusu ise mükemmel niteliklerdeki süvarilerden oluşuyordu.<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
2500 km’lik yolu kat eden yorgun Osmanlı Ordusuna karşılık hızlı süvarilerden oluşan Safevi Ordusu stratejik olarak avantajlıydı. Şah İsmail’in stratejisi Osmanlı Ordusunun yorgun düşmesi ve Süvarilerin taarruzlarına dayanıyordu Osmanlı Ordusu gönüllü Azap askerlerinin hızlı hareket ederek Yeni Çerilerin üstün savaş yetenekleriyle düşmanı bertaraf etmesi üzerine kurgulanmıştı.<br />
<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Çaldıran Savaşı fevkalade bir şiddetle başladı. Safevi Ordusu Osmanlı Ordusunun sol cenahını bozguna uğrattı. Topların zamanında ateşlenememesi*nedeniyle Safeviler ilk başta üstün geldi Beylerbeyi Hasan Paşa ölünce Osmanlı sol kanadında düzensizlikler başladı Hadım Sinan Paşa’nın yerinde hamleleri Zamanında ateşlenen toplar Safevi Ordusunun sol cenahına büyük zayiatlar verdirdi <br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Safevi Ordusunun sol cenah kumandanı Ustacoğlu Mehmet öldürüldü. Her iki orduda ağır zayiatlar vermiş, kumandanları öldürülmüştü Yeni Çeriler Safevi Ordusunun sağ cenahını bozguna uğrattı Şah İsmail kolundan yaralanmışdı.Safevi Ordusu, geri çekilmeye başladı. <br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Şah İsmail’in esir düşmesi söz konusu iken Şah gibi giyinen seyis Şah benim diyince esir alındı. Şah İsmail ordusunu ve hazinesini bırakarak Tebriz’e kaçtı.Sultan Selim tebriz’e ilerledi. Şah Sultan Selim’in gazabından İrana kaçtı. Sultan Selim, Tebriz’de 10 gün kadar kalarak seferini tamamladı ve İstanbul’a döndü.<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şah İsmail, Çaldırandan sonra Tebriz’e çekildi Sultan Selim’in Tebriz’e girmesiyle iranda konaklamıştı. Sultan Selim Tebriz’i almadan geri dönünce şah yeniden saltanat makamına geçti ancak Çaldıran hezimeti Şah İsmail’in ruhsal çöküntü içerisine girmesine sebep oldu.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şair ve Edebiyatçı olan Şah İsmail, Çaldırandan sonra devlet işlerini bırakıp edebiyat ile ilgilendi Devletin idaresini vezirlerine, valilere ve emirlere bıraktı. Safeviye tarikatının idaresindeki olan*Safevi Devleti, Şah İsmail’in pasifiğine rağmen yıkılmadı. Saltanat Tarikatı Safeviye ailesi Şii Türkmenler ile Bâtınilik Anadolu Türkmenlerinin desteği ile ayakta durabiliyordu.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Safeviye tarikatı. Şah İsmail döneminde Anadolu Türkmenlerine ve Türkmenlere öncelik vermekteydi. Şah ın yönetimi zayıflayınca Bâtıni Türkmenlerin*Safevi Devletindeki üstünlüklerine gölge düştü. dışlanan Göçmen Türkmenler, Bâtınilikten Aleviliğe kaydı kendilerini Alevi olarak ifade eder hale geldiler Şah İsmail’in inisiyatifi kaybetmesiyle Türkmenlere verilen öncelik Fars ve Araplara geçti devlet teşkilatınfa vazife almaya başladılar<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şah İsmail’in idaresinin zayıflaması ile Safeviye tarikatının vezirlik gibi makamlarına Farslı devlet adamları atandı Türkmenler bu durumu kabullenmediler Tıpkı Osmanlı Devletindeki Alevi Türkmenlerin Şahkulu isyanıyla devlete meydan okuduğu gibi isyan hareketine girişerek Farslı vezirleri öldürdüler. On beş yıl süren isyanlar neticesinde 5 vezir Türkmenler tarafından öldürüldü.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şah İsmail vezirlerinin türkmenler tarafından öldürülmesine seyirci kalmaktaydı devlet işlerinden vazifeyi Safeviye tarikatının atadığı Vezir, Emir ve Valilere bırakıyordu. Safeviye tarikatı ise etnik ayrılıkçılık güderek Şii Fars ve Arap kökenli devlet adamlarına öncelik veriyordu. Osmanlıdan dışlanınca*Safevilere biat eden Türkmenler Safevi Devleti tarafındanda dışlanıyordu<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Safevi Devletinin Arap ve Farsları öne çıkartması türkmenlerin asimilesine yol açtı. Bâtıni olan Göçebe Türkmenler zamanla Şia mezhebini benimseyerek Şii olmuş, sonrasında lasimilasyona uğrayarak Farslaşmaya başlamışlardı. Türkmenler varlıklarını korumuşlardır Türk Devleti olarak kurulan*Safevi Devleti*Farslaşmaya ve Fars Devleti haline gelmeye başlamıştır.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şah İsmail’in kudreti ile Türk Devleti olarak kurulan*Safeviler Çaldıran mağlubiyetiyle zayıflamış, Devlet mevkilerinin Farsların eline geçmesiyle Farslaşmaya başlamıştır Şah İsmail, 1524 yılında Erdebil’de hastalanarak iç kanama sonucu genç yaşta (37) vefat etti. Şahın ölümüyle yerine oğlu Tahmasp geçti.*<br />
<br />
<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Şah İsmail döneminde kurulup güçlenen*Safeviler Çaldıran sonrasında zayıflamışlardır Osmanlılar Safeviler üzerinde baskı uygulamaya başlamıştır İranı kontrol altına almak isteyen Osmanlılar Safevilerin iç işlerine müdahil oluyor, Vali ve idareci atanmalarında inisiyatif kullanabiliyordu <br />
<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
1. Tahmasp, babasının ölümüyle tahta çıktığında 10 yaşındaydı. Osmanlı Devletinin baskılarına maruz kalan Safeviler saltanat değişimini Osmanlılara bildirilmeliydi. Tahmasp,<br />
bildirmemişti.*Osmanlı Devleti’nin*Safevilere kurduğu baskılar Şah İsmailce kabullenilmiş itaatkâr bir tutum izlenmişti tahmasp, henüz on yaşında olmasına rağmen tahta geçtiğini Osmanlıya bildirmeyerek ilk itaatsizliğini yapmış oldu. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Şah tahmasb yaşı ilerleyip devlet idaresinde söz sahibi olunca Osmanlı Devletiyle mücadele etmeye başladı.Tahmasp, genç olduğu için devlet işleri vezirlerin ve emirlerince idame ediliyordu. Tahmasp’ın devlette söz sahibi olması saltanatından 4 yıl sonra mümkün oldu Tahmasp, 14 yaşında hükümdarlık üstlenmiş,inisiyatifi eline almıştı. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasp zamanında Horasanda devam eden Özbek mücadeleleri alevlendi.*Safevi Devletinin yıktığı Özbek Hanlığı Horasan’da otorite kurmak için Safevilerle mücadele ediyorlardı.Özbeklere karşı ordunun başına geçen Tahmasp, Özbekleri mağlup ederek Horasan’daki otoritesini korudu<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Devletin idaresini eline alan Tahmasp, Bağdata hareket etti.Bağdat valisi Musullu Zülfikar Bey, Sünni ve Osmanlı yanlısıydı, Bağdat’ı Osmanlı Devletine katmak istiyordu Tahmasp, Bağdatta vali musullu Zülfikar ile mücadeleye girişti mücadeleyi kazanıp Bağdat valiliğine Şii Valiler atadı ve otoritesini sağlamlaştırdı. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasp’ın hedefi Azerbaycan ve Doğu Anadoluydu Şah İsmail döneminde*Safevilere bağlı bölgeler Osmanlı Devleti’nin gölgesi altındaydı Osmanlılar batıda Balkan mücadelesindeydi doğuyu ihmal etmekteydi.Tahmasp, babası Şah dönemindeki gibi Alevi Türkmenleri yanına çekmeye, Anadolu Beyliklerinde baskı kurmaya başladı. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmaspın baskılarıyla Bitlis ve Van beylikleri Safevilere bağlandı zoraki bağlılık uzun sürmedi.<br />
Sultan Süleyman,*Safevi Devletine Sadrazam İbrahim Paşa’yı Azerbaycan seferine gönderdi Tahmasp’ın zorla kendisine bağladığı Sünni beylikler baskılar nedeniyle Osmanlı Devletini bekler duruma gelmişti. *<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Sadrazam İbrahim Paşa, 1. Azerbaycan seferinde Bitlis’i sonra Van’ı aldı Tebriz’e yola çıktı. Osmanlılara karşı koyamayan Tahmasp, Tebriz’i de savunamadı Tebriz Osmanlılar tarafından fethedildi.Tebrizde Sultan Süleyman Han ile birleşen pargalı ve Osmanlı Ordusu güneye inerek Musul ve Bağdatı hâkimiyet altına aldılar.*<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Safeviler*en önemli şehirlerini kaybediyordu Van, Bitlis, Tebriz Osmanlılar tarafından fethedilmişti. Bu Safevilerin yıkılması anlamına geliyordu. Şah tahmasb kaybettiği topraklar Tebriz ve Vanı hâkimiyet altına aldı Bağdat’taki Osmanlı Ordusu yorulmuş zayıflamıştı. Tebriz’i fethedemeyen Osmanlı Ordusu İstanbul’a döndü ancak Tahmasp Bağdat’ı alamadı.*<br />
<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Safeviler Osmanlı seferleriyle zorda kalınca Özbek tehdidi ortaya çıktı. Özbeklerin Horasan’a girmesiyle Tahmasp Horasan seferine çıktı 2 yıllık mücadele sonucunda Özbekleri Horasan’dan çıkarttı Tahmasp, Gürcistana yürüdü. Kafkaslardaki hâkimiyetini kuzeye genişletmek isteyen Tahmasp, Gürcistan seferi ile hâkimiyetini pekiştirdi hem de Devlet hazinesini zenginleştirdi. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasb Gürcistan fethinden sonra kardeşi Elkas Mirzayla mücadeleye başladı. Saltanat Mirza,*Safevilerde güce erişemeyince Osmanlı desteğini almak amacıyla İstanbul’a gitti Osmanlı himayesinde Safevilere karşı kullanılan Mirza, Osmanlı Ordusu ile Vanı kuşatma altına aldı. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasba karşı taht mücadelesine girişen Mirza Ulama Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu ile Van’ı aldı Tebriz’e yola çıktı. Ulama Paşa’nın ordusu ve Sultan Süleyman’ın komutasındaki Osmanlı Ordusu ile Tebriz’e girerek Tebrizi fethettiler <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Van, Bitlis ve Tebriz’i kaybeden Tahmasp,Sultan Süleyman’ın İstanbul’a dönmesiyle taarruza geçerek Anadoluda sefere girişti Erzincan’a ilerledi. seferin amacı fetih değil intikam ve yağmaydı. Tahmasp,yağma ve talandan sonra Karabağ’a çekildi. Tahmasp’ın yağma faaliyetleri Erzincan’la sınırlı kalmadı. Karabağ üzerinden Osmanlı Beyliklerinide yağmaladı Sultan Süleyman aynı şiddetle karşılık verdi<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Nahcıvan seferine çıkan sultan süleymanın ordusu Safevilere öldürücü darbeyi vurmak için yola çıkmıştı Sultan Süleyman ordusunun başındaydı Musul’u ve Kars’ı fetheden Kanuni, Nahçıvan’a doğru ilerliyordu. Tahmasp, Kanuniden barış istedi Safeviler*ile Osmanlılar arasında ilk kez imzalanan barış anlaşması ile Bağdat Irak Azerbaycan’ın Fırat ile Dicle nehirleri arasındaki bölge Tebriz Osmanlı Devletine bırakıldı.*<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Safeviler*ile Osmanlılar arasında ilk kez anlaşma imzalanmıştı.barış uzun sürmedi. Anadoludaki emelinden vazgeçmeyen,Tebriz’i Osmanlılara bırakan Tahmasp, Şehzade Bayezid’in isyanına destek verdi osmanlıya hasmane bir tutum izledi doğu sınırlarında cephe açmak istemeyen barış için Kars’ı*Safevilere verdi. Ancak Osmanlı tarafından geri alındı <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Şah İsmail döneminde kurulup büyük bir devlet haline gelen*Safeviler Şah İsmail döneminde zayıflamıştı. süreç Şah Tahmasp döneminde devam etti.Tahmasp, güçlendirmiş Osmanlılardan kurtararak sınırlarını genişletmişti <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Cihan Devleti Osmanlı’laya karşı gelemeyen tahmasb mücadeleden vazgeçerek dostluk izlemişti Amasya anlaşmasında kurulan Şehzade Bayezid isyanıyla gölgede kalan barış ilişkileri, Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra gelişerek Osmanlılar ile*Safeviler arasında dostane bir siyaset izlenmeye başlandı.*<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasp, 2. Selim ve 3. Murat döneminde Osmanlılar ile dostane ilişkiler güttü.Safeviler güçlü değildi.Tebriz, Şam ve Van gibi en önemli Safevi Şehirleri Osmanlı hâkimiyetindeydi Varlığını Doğu Azerbaycan, Kuzey İran ve Horasanda devam ettirmeye çalışan Tahmasp,devletin küçülmesine engel olamayarak Osmanlı Devletinin gücünü kabullenmek zorunda kalmıştır.*<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasp, Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra iç karışıklıklar ile uğraşmış, Horasandaki Özbek taarruzlarıyla uğraşmış ve devlet teşkilatında Farsların ön plana çıkmasına engel olamamış, ülkesini ayakta tutmaya çabalamıştır 1576 yılında öldüğünde Safeviler saltanat mücadelelerine sahne olacak, zayıflamış ve küçülmüş *Safevi Devleti, cihan devletinden uzaklaşarak zayıf bir devlet haline gelecektir.*<br />
<br />
2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)<br />
Tahmasp’ın ölümüyle büyük oğlu Muhammed hüdabende taht varisiydi yarı kördü. yerine kardeşi İsmail geçti. İsmail, Osmanlılar ile mücadelede büyük başarılara imza atmış, mükâfat olarak Horasan’a vali atanmıştı. <br />
<br />
2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)<br />
İsmail, babası tahmasbın saltanatını ele geçirme niyetindeydi.düşüncesini güvendikleriyle paylaşan İsmail’in niyeti güvendikleri tarafından Tahmasp’a ulaştırılınca Tahmasp, oğlu İsmail’i hapse atarak 20 yıla mahkûm etmişti.Tahmasp’ın vefatıyla hapisten çıkartıldı.kardeşi Haydar Mirza da saltanat adayıydı ve saltanat makamını Safeviye tarikatı belirleyecekti.*<br />
<br />
2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)<br />
İsmail, Türkmen bir anneden di Kardeşi Haydar Mirza’nın annesi ise Gürcü idi.ayrılığa düşen Safeviler saltanat sahibine karar verememişlerdi. taraftarları Haydar Mirza’yı tahta geçirmeye teşebbüs ettiler.İsmail taraftarları ile yaşanan mücadeleler neticesinde Haydar Mirza öldürüldü İsmail saltanat makamına geçti<br />
<br />
2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)<br />
İsmail, tahta geçtikten sonra Sünni olduğunu açıkladı.Safevi din önderleri ve Kızılbaş Alevileri tepkiyle karşıladı.Saltanatın verdiği güçle karşı gelenleri bastıran İsmail, 24 Kasım 1577 yılında kız kardeşi Perihan Hanım’ın da yardımı ile zehirlenerek öldürüldü.*<br />
<br />
<br />
Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)<br />
2. İsmail’in zehirlenerek öldürülmesiyle Tahmasp’ın büyük oğlu Muhammed Hüdabende safevi tahtına geçirildi. Hüdabende döneminde*Safevilerde sorunlar meydana geldi Saltanat mücadelesiyle sarsılan devlet otoritesi, yarı kör olan Hüdabende’nin itibarına gölge düşürdü.Türkmenler ile Farslar arasındaki mücadeleler de sorunların büyümesine neden oldu. <br />
<br />
Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)<br />
Ordudadaki Fars-Türkmen çatışmaları saraya kadar uzadı saltanat makamında kendisini gösterdi Horasan’dan uzaklaştırılan Özbekler,*Safevilerin zayıflaması ile Horasan’ı zapt ettiler, İran içlerinde söz sahibi duruma geldiler.*<br />
<br />
<br />
Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)<br />
Safevilerdeki karışıklıklar Osmanlı ilişkilerine gölge düşürdü.Ruslarla mücadele eden Osmanlılar doğu sınırlarını genişletmek istiyordu*Safevilerin saltanat mücadelesi Osmanlı’nın Azerbaycan ve Kafkaslardaki stratejilerini kolaylaştırmaktaydı. Bu durumda Hüdabende’nin saltanatına gölge düşürüyordu iç karışıklıklar Safevi sarayındaki komplolar gizli faaliyetler içinden çıkılamaz bir hale geliyordu.*<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)<br />
Safevi Devleti Türkmen-Fars mücadelelerine sahne oluyor, saltanatta ise siyasi oyunlar bitmiyordu.en sonunda saray darbesi gerçekleşti Hüdabende tahttan indirildi saltanat makamı 14 ay boş kaldı. taraflar birbirleri ile mücadele etmiş, Muhammed Hüdabende’nin oğlu Abbas*Safevi Devletinin Şah’ı ilan edilmişti<br />
<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
1. Abbas,entrikalarla babası Muhammed Hüdabende’nin yerine saltanat makamına geçti Şah Abbas, 42 yıllık hâkimiyetinde*Safevi Devletini zor durumuna rağmen ayakta tutabilmiş, elde ettiği başarılarla devletin yıkılmasına engel olmuştur.*<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Şah Abbas’ın ilk faaliyeti,Özbek tehdidini bertaraf etmeye çalışmak oldu.Osmanlı Devleti ile bir anlaşarak Doğu Azerbaycan ve Kafkas topraklarını Osmanlılara terk etti.*Safeviler*kuzey sınırlarını kaybetmiş ancak Osmanlı Devleti tarafından gelecek tehditlere karşı kendisini güvence altına aldı<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Şah Abbas’ın Özbeklerle mücadelesi başarılı olamadı.Safevi ordusu, düzensiz ve yarı sivil bir orduydu. Büyük mücadeleler için düzenli bir ordu gerekiyordu. Abbas,düzenli ordu kurmaya çalıştı Özbekler ile mücadele etti.Düzenli ordunun kurulması mevcut orduyu zayıflatıyordu. Zira mevcut orduda yağmadan pay alan aşiret askerleri, yerlerini Düzenli birliklere bırakmak istemiyorlardı. <br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Düzenli ordu,ciddi bir maliyet oluyor, maliyet için devlet hazinesi yetersiz kalıyordu. Şah Abbas’ın düzenli ordu kurması 20 yıl sürdü.düzenli ve güçlü orduya sahip olan Abbas, Horasan’a girerek Özbekleri büyük bir bozguna uğratıp Horasandan çıkartmayı başardı.*<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Horasan’ı Özbeklerden alan Şah Abbas hedefi Osmanlı Devletiydi.Osmanlı Devletinden Doğu Azerbaycan hattını istemiş, Osmanlılarla anlaşamayınca ordusuyla birlikte Azerbaycan seferine çıkarak eski topraklarını Osmanlı Devletinden geri aldı ve Doğu Azerbaycan hattındaki hâkimiyetine yeniden kavuştu<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Şah Abbas’ın ordusu*Safevilerin çehresini değiştirdi Safevilerin en etkili gücü Alevi Türkmenlerdendi düzenli orduda Türkmenler değil Fars ve Arap tebaaları ile Saltanat makamına sadık Gürcü, Ermeni ve Çerkez köleler vardı Böylece Safevi Devletinin kurucu unsuru Türkmenler Farslaşmaya başlayan*Safevi Devletinde geri plana itildi. Türkmenler azınlık durumuna düşmüşlerdi.*<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Düzenli orduya geçilmesi ile Safeviler başkentini İsfahan’a taşıdı.Farslaşan ve kendisini İran Devleti olarak tanıtan Safeviler Fars kültürel akımına öncelik vererek İsfahan’da pek çok kültürel yapı, meydan ve türbeler inşa ettirerek hem sosyal hem de kültürel mevcudiyetini Fars kültürüne devşirdi. <br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Bu tarihlerde İsfahan’da şehircilik yükseldi, saltanat makamı ve tüm kurumlar Şii’leşti. Basra körfezinde Portekizler ve İngilizler ile ticaret anlaşmaları yapılarak İsfahan eşrafının zenginleşmesi sağlandı.*<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Bir Türk Devleti olarak kurulan*Safeviler Şah Abbas döneminde Farslaşarak Türkmenler azınlık haline getirildi.İran tarihine mal olan*Safeviler toplumsal olarak zenginleşmiş siyasi olarak zayıflamış politik açıdan küçülmüştür. Bu zayıflama, ilerleyen yıllarda*Safevi Devletini yıkılma sürecine sürükleyecektir.*Şah Abbas, 42 yıllık uzun hâkimiyetinden sonra, 1629’da vefat etti yerine oğlu Safi Mirza geldi.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safevi Devletinde Türkmenlerin rolü büyüktü Safeviye Tarikatı Türkmendi Şah İsmail anneden ve babadan özbeöz Türkmendi.en büyük Türk Devleti olan Osmanlılar Fars kültüründen etkilenmişken Farsların yaşadığı İran coğrafyasında Safeviler Türk diline ve Türk Kültürüne yakın durumfaydı Şah İsmail, şiirlerinde Türkçeyi kullanmış, saltanatında Uygur alfabesini kullanarak Türklüğünü her fırsatta ön plana çıkartmıştır<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safevi Devletinde Türkmenler çok önemliydi Selçuklu dönemindeki Türk göçleri Anadolu’ya kaymış, Anadolu’ya gidemeyen Türkmenler böl<br />
Safevi Devletinin temellerini teşkil etmişlerdir Devletin kurucusu Şah İsmail,Türkmen topluluklarını sahiplenerek gücüne güç katmış,bu toplumlara Şii inancını nüfuz ettirerek kendi tebaası haline getirmiştir<br />
<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Bâtıni Türkmenler, Osmanlıların baskıları nedeniyle Sünni Türk Boyları gibi yerleşik hayata geçememişler, göçebe yaşayarak Bozkır kültürünü devam ettirmişlerdir. at sırtında konar-göçer hareket ede Türkmenler askeri açıdan avantaj sağlıyordu. güçlenmek ve göçebe Türkmenlerden istifade etmek isteyen Şah İsmail, devlete Türkmen beylerini atamış, orduda Türkmenlere görev vererek Fars ve Arapların devlet nizamında yükselmesine mani olmuştur<br />
<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safevilerde yalnızca Türkmenler değil Selçuklular döneminde İran-Irak hattına yerleşen Türk kitleleri Farslar ve Araplar Sasaniler, Samanilerde vardı <br />
Azerbaycan hattında Türkmenler Doğu İran hattında Farslar Özbeklerden Türk boyları ve göçebe Türkmenler Irak ile Acem bölgelerinde ise Türkmenler, Araplar Farslar yaşamaktalardı. <br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safeviler kurulduğu yıllarda yarısı Türkmen yarısı Fars ve Araplardan oluşmaktaydı nüfus dengesi Şah İsmail’in ölümü ile birlikte Farsların lehine geçti Şah Abbas döneminde Farslar asli unsur olarak görülmeye, Türkmenler azınlık durumuna düşmeye başladılar.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safevi Devletinin Farslaşmasının ve Osmanlı Devletinden dışlanan Batıni göçebe Türkmenlerin Safevilere bağlanması sonrası hayal kırıklığına uğramalarının sebebi Şii inancıdır Safevi Devleti*Şii inancını benimseyen Türk kökenli bir devlettir Safeviye Tarikatını ve Şii inancı benimseyen Farslar tarafından tahakküm altına girmiştir, fars etkisi Safevi Devletinin politikalarına yansımıştır.<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Şah Abbas döneminden sonra Türk kimliği ortadan kalkarak önce İranlılık ön plana çıkmış, Farsların devlet nezdindeki tahakkümü kesinleştikten sonra ise İran Tarihine mâl olur hale gelmiştir. Unutmamak gerekir ki bugün İran devleti içerisinde yaşayan Türkmenler İran nüfusunun %30’undan fazlasını teşkil etmektedirler. Bugünün İran Devleti içerisindeki Türk nüfusunun kökeni de*Safevi Devletine dayanmaktadır.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Şah Abbas dönemindeki Farslaşma akımı, İngiltere ve Portekiz’in Basra körfezine girmesi ve*Safevi Devleti*ile girişilen ticari münasebetler Safevi Devletinin ekonomik olarak zenginleşmesine siyasi olarak zayıflamasını ve*Safevi Devletinin sonunu hazırlayan süreci başlatmış oldu.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Şah Abbas’ın vefatından yerine geçen oğlu Safi Mirza , babası gibi İngiliz oyunlarına alet olunca*Safevilerin istikbali felakete sürüklendi Türklükten uzaklaşan*Safeviler Osmanlılara savaş ilan edince*Safeviler büyük bir darbe aldı.*Safeviler için büyük önemli olan Van Osmanlı hâkimiyetindeydi Şah Vana sefer düzenleyince Osmanlıların tepkisi şiddetli oldu. <br />
Osmanlılar Van’ı Bağdat ve Orta Irak sahasını fethetti Safeviler Orta Irak bölgesini Osmanlılara bırakmak zorunda kaldı <br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Şah 1. Safi’den sonra yerine oğlu 2. Abbas geçti (1642 – 1666).dönemi iç çekişmeler, Özbek akınları, iç isyanlar ve mezhep çalışmalarıyla geçti. Osmanlının Suriye, Irak ve Azerbaycan ilerlemelerini durduramayan Abbas, yönetimi oğlu Süleyman’a bırakmış Şah Süleyman döneminde de varlık gösteremeyen*Safeviler*bölgedeki siyasi otoritesini kaybetmiştir<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Şah Süleyman’ın vefatından oğlu Şah Hüseyin geçti devlet işleriyle ilgilenmeyip hazineyi kişisel harcamalarıyla tüketti. Safevi Devleti Mollaların yönetimine bırakıldı. Şah’ın basiretsizliği ile yönetimde söz sahibi olan mollalar,*Safevileri teokrasi ile yönettiler başladılar. otorite boşluğu iç isyanları getirdi. Afgan kabileler isyana isyan önderi Mahmud Afganistan tahtına geçirildi Safevi topraklarında afganlar bağımsızlıklarını ilan ettiler.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Afgan isyanı genişleyerek İran içlerine ulaştı İsfahan’ı kuşatan afganlar Şah Hüseyin’i tahttan indirdi Safevi Devletifiilen yıkılmış ve yönetilemez duruma geldi Afganlar İsfahan’ı yağmalayarak geri döndüler. Şah Hüseyin’den sonra tahta 2. Tahmasp geçti 10 yıllık saltanatında isyanlarla baş edemeyip Afgan istilacıların taarruzlarına karşı koyamadı.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Safeviler Şahların basiretsizliklerine rağmen Afşar türkü Safevi kumandanı Nadir Şah’ın devlet yönetimini almasıyla son demlerini yaşadı Devrin en büyük kumandanlarından Nadir Şah, hükümdar vekili olarak devlet idaresini aldı kısa bir süre sonra*Safevileri tasfiye edip Şah’lığını ilan ederek*Safevi Devletine son verdi (1736). ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ŞAH İSMAİL 17 Temmuz 1487 de Erdebil şehrinde Safevî Tarikatı şeyhinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Şeyh Safiyüddin'in sülalesinden olup babası Şeyh Haydar, dedesi ise Şeyh Cüneyd'dir. İsmail'in annesi Alemşah Halime Begim Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'nın kızıdır.<br />
<br />
ŞAH İSMAİL 'in babası Şeyh Haydar, Kafkasya seferinde öldürülmüş babası Şeyh Cüneyd'in öcünü almak için Şirvanşahlar Devleti'e saldırır. Şirvan hükümdarı Ferruh Yasar yenilgiye uğrayarak Gülistan kalesine çekilir. Şirvan hükümdarı Akkoyunlu Yakub Bey'den yardım ister Şeyh Haydarın güçlenmesini istemeyen Akkoyunlu hükümdarı Ferruh şirvanlılara kuvvet gönderir. Akkoyunlu ve Şirvanşah ordularıyla Teberistan da yapılan savaşta Şeyh Haydar öldürülür<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Babası Şeyh Haydar öldürülünce İsmail dayısı sultan yakup tarafından annesi ve kardeşleri ile birlikte Şiraz Valisi Mensur Pürnak Bey'in yanına gönderilir İsmail bir yaşındaydı. Sultan Yakup'un ömrünün sonuna kadar ailesiyle birlikte Fars'ta İstahr kalesinde hapsedildi Sultan Yakup ise eşi tarafından öldürüldü.<br />
<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Akkoyunlu tahtına geçen Rüstem Bey kardeşi ile yaşanan saltanat mücadelesinde Haydar'ın oğullarından yararlanmak için İsmail ve kardeşlerini hapıstan çıkarıb serbest bıraktı. Nerede ise 4,5 sene hapiste kalan İsmail kardeşleri ve annesi ile Tebriz'e geldiklerinde Rüstem tarafından saygıyla karşılandı<br />
savaş sırasında İsmail'in ve Kızılbaşlar'ın cesurca çarpıştıklarını görünce korkuya kapıldı kendisini ve neslini, korumak için Şeyh Cüneyd neslini ortadan kaldırmaya karar verdi<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Erdebil'e gitmelerine izin verilmiş şah ismail ve kardeşlerinin orada güçlenmesinden endişe eden Rüstem Bey onları Tebriz'e getirdi. muridlerinin Rüstem'in onu öldüreceyini duyan Sultan Ali kardeşleri Erdebil'e gitti Rüstem Beyin ordusuyla Erdebil yakınlarındaki Şam Esbi çevresinde çatışma çıktı şah ismailin abisi Sultan Ali'i öldürüldü. Ölümünden önce Şeyh Ali İsmail'i varis ilan etti Kızılbaşlar, İsmail'i Erdebil ve Reşt'de gizledi<br />
<br />
ŞAH İSMAİL ve iki kardeşi şiî Lahican Valisi Mirza Ali nin davetini kabul edib Lahican'a gittiler. Rustem 300 kişilik askeri güc yolladı, mirza kardeşleri sebete koyarak Lahican da olmadığına yemin etti onlar Tebriz'e döndüler.şahın büyük kardeşi İbrahim, annesinden uzak kalamadı Erdebil'e yola düştü.sonrakı hayatı hakkında bilgi yoktur.<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Lahican'da Şiî âlimlerinden Mevlâna Şemseddin Lahicanî'den eğitim alır Arapça Farsça Kur'an'ı ve Şiî mezhebini öğrenir. <br />
İsmail Lahican'ı terk edip, Erdebilde annesi ile görüşür ecdad mezarlarını ziyaret eder fakat Erdebil hâkimi Câkirlü Ali Bey'in baskısı ile Erdebil'i terk eder<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Ebu'l Hayır Şeybani Hanlığı'na karşı zaferinden sonra Erzincan'da Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Zülkadir, Avşar, Kaçar ve Varsak kabilelerinden oluşan 7.000 Kızılbaş İsmail'in davetine icabet etmiştir.Kızılbaşlar Kura Nehri'ni geçerek Şirvanşahlar üzerine yürümüştür. Gülistan Kalesindeki Çabani Meydan Muharebesi'nde Şirvanşah Ferruh Yasar'ın ordusu yenilmiş kızılbaşlar Bakü'yü zapt etmiştir.<br />
<br />
ŞAH İSMAİL İsmail Şerurda Akkoyunlu Elvend Mirza'nin ordusunu yendi. Elvend Erzincan'a kaçtı. Elvend hastalandı ve Diyarbakır'da öldü şah<br />
1501 yılında Tebrizde taç giyip resmen kendini "Şah" ilan etmiş,Safevi Devleti'ni kurmuş Şiî mezhebini resmî mezhep ilan etmiştir<br />
<br />
ŞAH İSMAİL Akkoyunlu hanedanından Murat Bey, büyük bir ordu topladı, Hemedan'da Almebulağı'na yerleşti, iki ordu arasındaki savaşta Kızılbaşlar galip geldi Murat Bey Şiraza kaçtı. İsmail Şiraz'a girmiş Azerbaycan, Fars ve Irak-ı Acem'in çoğu üzerinde hakimiyet kurmuştur.Bağdat'a giren şah Merv de Şeybani Hanlığı'nı yendi,Muhammed Şeybani Han'ın ordusundan çoğu asker öldürüldü, Muhammed Şeybani Han'ın cesedi bulundu Kızılbaşlar başını kesip şah ın yanına getirdiler.<br />
<br />
<br />
ŞAH İSMAİL 1514 Çaldıranda padişahı I. Selim'e yenilmiştir. ruhsal çöküntü yaşadı, savaştan uzak durmaya çalıştı ülkeye önem vermemeye başladı, devlet işlerini emirlerine havale etti.vefat edene kadar hiçbir savaşa girmedi İsmail 24 Mayıs 1524'te 37 yaşındayken iç kanamadan öldü, Erdebil'deki Safevi Türbesi'ne defnedildi.<br />
Şah İsmail'in on bir çocuğu vardı, bunların altısı erkek ve beşi kız idi.<br />
<br />
Safevi Devleti 1501 yılında kurulmuş, 1736 ya kadar Azerbeycan, İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hüküm sürmüş Şii inanışa sahip bir Türk Devletidir.<br />
<br />
<br />
Safevi Devleti’nin merkezi İran M.ö. 500’lü yıllardan itibaren Pers/Fars kökenli halkların yurduydu iran 8. ve 9. Yüzyıllarda Arap-İslam Devleti hâkimiyetine girmiş, 10. Yüzyılda Türklerin göçlerine ve akınlarına maruz kalmıştır Önce Araplaşan sonra ise Türkleşen iran 13. Yüzyılda Moğol akınlarına maruz kalmış, keşmekeşe sahne olmuştu. 13. Yüzyıldan itibaren Türk, Arap ve Farslardan oluşan iran 16. Yüzyıldan 18. Yüzyıla kadar*Safevi Devletinin idaresi altında yönetilmiştir. <br />
<br />
İran 18. Yüzyılın sonlarında Perslerin hâkimiyetine girmiş olsa da İran bölgesindeki toplumların %30’u Safevi kökenli Türkmenlerden oluşmaktadır.*<br />
Büyük Selçuklu Devletinde Türkleşen İran Coğrafyasını tarihi Safevi Devleti devralmış, 235 yıllık hâkimiyetinde derin izler bırakan*Safevi Devleti, günümüz İran ve Azerbeycan Türklerinin kökenini teşkil etmiştir.<br />
<br />
Safevi Devletinin Kuruluşu Safevi Devletinin kökenini teşkil eden Safeviye Tarikati, 14. Yüzyılda kurulmuş ve 16. Yüzyılda önemli bir aktör haline gelmiştir Sufi Tarikati olan Safevi Tarikati, Bâtıni hareketlerin tesirine girerek Şii inancını benimsemiş Şii tarikatlarda önemli bir yer edinmiştir.*Safevi Devletinin kurucusu Şah İsmail de safevi tarikatının şeyh ailesine mensup saltanat varisiydi.*<br />
<br />
Safevi Devleti Safeviye Tarikatı,itikadi bir teşekkül olsa da hâkimiyetler kurmak amacıyla savaşlara girişiyor, fetihler gerçekleştiriyordu. Şah İsmail savaşlarda yükselmiş,tarikat mensubu ordusu ile İran ve çevresinde söz sahibi olmuştu<br />
Şah 14 yaşındayken elde ettiği güç ile Türkmen toplumlarının itibarini kazanmıştı.<br />
<br />
Safevi Devleti zamanında Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu sonrası göç dalgası ile birlikte Anadolu’ya göç eden Türkmenler ile sorunlar yaşamaktaydı. Sünnilik inancına bağlı olan Osmanlılar Bâtınilik hareketlerinden etkilenen ve Tengricilik inancından kurtulamayan göçebe Türkmenler üzerinde baskı kuruyor,yasa dışı ilan ederek önemli bir sorunun temellerini atıyordu. Osmanlı Devletine küskün Türkmenler, Şah İsmail’in himaye edici tavrı ile Şah İsmail’in etrafında toplanıyorlardı.*<br />
<br />
Safevi Devleti Safeviye Tarikatına mensup aşiretler göçebe Türkmenlerlen güçlenen Şah İsmail, 1501de Akkoyunlu himayesindeki Tebrizi hâkimiyet altına aldı bağımsızlığını ilan ederek*Safevi Devletinin temellerini attı (1501)<br />
<br />
<br />
Şah İsmail Dönemi (1501 – 1524)<br />
Şah İsmail, aslında Akkoyunlular’ın torunuydu şahın Annesi, Uzun Hasan’ın kızıydı. Şah Tebriz’i Uzun Hasan’ın torunu Mirza’dan almış ve*Safevi Devletinin temellerini atmıştı. Tebriz’i almasından 7 yıl sonra ise Akkoyunluları tarih sahnesinden sildi.*Şahın Türkmenleri himayeye alması siyasi dengeleri etkiledi.hâkimiyet altındaki İran, Azerbaycan ve Irakta Türkler Araplar Farslar yaşamaktaydı.devlet teşkilatında Türkmenler vazifelendirilmekteydi. Osmanlı Devletinden dışlanan göçebe Türk Toplumlarının Şaha bağlılığı pekişmekteydi.*<br />
<br />
Safevi Devleti Tebriz’in aldıktan sonra kendisini Azerbaycan Şahı ilan eden İsmail, Sasaniler üzerinde hak iddia ederek İrana ilerledi On yıl süren seferlerde Hamedan,Şiraz Kirman, Necef ve Kerbela, Van,Bağdat, Horasan ve Herat şehirlerini hâkimiyeti altına aldı ve Devletinin Sınırlarını süratle genişletti. Şah İsmail, İran hâkimiyetini kesinleştirmişti Horasan ve Herat’ı Özbek Şehbani Hanlığından almıştı. <br />
<br />
Safevi Devleti Özbek Şehbani Hanlığı, Horasan ve Herat mağlubiyetini kabullenmemişler, başarılı olamasalar da Maveraünnehir’e çekilerek onlarca yıl Safevi Devleti*ile mücadeleye girişmişlerdir. Özbek mücadeleleri, Şah dönemi boyunca çözülememiştir Şah İsmail’in kurduğu Asya’nın en büyük devleti Safeviler Azerbeycan ve Doğu Anadolu hattındaki sınırları ile devrin en büyük Türk Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu ile sınır haline gelmiştir<br />
<br />
Safevi Devleti Göçebe Türkmenlerin Bâtınilikten etkilenip Osmanlı Devletince dışlanması Şahın Türk Toplumlarını himaye etmesi büyük bir sorun oldu Şahın Osmanlı Tarafından asi ilan edilen Türkmenleri himayesi Osmanlılar ile*Safeviler arasında husumetlere yol açtı.Şah İsmail’in teşebbüsleriyle türkmenler isyan hazırlığına giriştiler.*<br />
<br />
Safevi Devleti Osmanlı Tebaası olan Bâtıni (Alevi, Şii) Türkmenler, Safevi Şah İsmail ile akraba olan Hasan Baba’nın önderliğindeki Alevi Tekkelerine itibar gösterdiler Safevi tebaası olan Alevi Türkmenlerle yakın ilişkileri bulunan ekke, Osmanlıdan dışlanan Bâtıni Göçebe Türkmenlerin katılımlarıyla Anadolu’da önemli bir nüfuza sahip hale geldi.<br />
<br />
Safevi Devleti Tarihe Şahkulu İsyanı olarak geçen süreçte Osmanlı Tebaası Bâtıni Türkmenler, Şah İsmail’in desteğiyle örgütlenerek Osmanlı Devletinde ayrılıkçı faaliyetlere başladılar.*<br />
Hasan Babanın yerine oğlu Şahkulu geçmiş, babasının Alevi nüfuzunu daha da genişleterek Alevi Tekkelerini de kendisine bağlamıştı<br />
<br />
Safevi Devleti Şah İsmail, Anadolu’daki Türkmenleri örgütleyerek Şahkulu’nu Anadolu’da halefi ilan etti. Şahkulu Baba’da kendisine bağlı Alevi Türkmenleri örgütleyerek Osmanlı Devletine isyan edip Şah İsmail’e biat etmeleri çağrısında bulunarak Şahkulu ayaklanmalarını başlattı.<br />
<br />
Safevi Devleti<br />
Şahkulu İsyanı (1511)<br />
Şahkulu Baba, Anadolu Alevi Türkmenlerinin liderliğini üstlendi Şah İsmail lehine faaliyetler yürüterek tekkesini ve Alevi Cemaatleri*Safevi Şah İsmail’e biat etmeye davet etti Bu durum, Anadolu’da Türk Birliğinin sağlamaya çalışan Osmanlıya zarar veriyordu. Şahkulu, söylemlerini eyleme dökerek isyana girişti şehzadelerin mücadelesinden fırsatla kendi tebaasına kılıç kuşandırarak isyan başlattı. <br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı<br />
Şah kulu Emrindeki kuvvetlerle Manisa Sancağında Şehzade Korkut’un hazinesine saldırdı hazinesini ele geçirdi. Şahkulu, ilk isyanda başarılı olunca itibar görerek güçlendi ve isyancı Alevi Türkmenlerin sayısı arttı.Şahkulu, emrindeki asiler artınca kendisini Şah İsmail’in halifesi ilan etti çok büyük isyanlara ve katliamlara girişti. <br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı şahkulu<br />
Manisa’dan Antalya’ya girdi antalya Kadı’sını öldürdü Kızılcakaya, Korkuteli, Elmalı, Burdur ve Keçiborluya girerek Kadı’ları öldürürdü katliamlar gerçekleştirerek Kütahya’ya kadar ulaştı Şahkulu, üzerine gönderilen Osmanlı Kuvvetlerini mağlup etti isyan pervasızlaştı. Şahkulu Kütahya’yı kuşatarak Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa’yı öldürdü (22 Nisan 1511).<br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı<br />
Şahkulu, Kütahya kuşatmasında muvaffak olamadı Bursa’ya yola çıktı. Osmanlı, İsyanı bastırmak için Subaşı Hasan Ağa yısevk etmişti. Şahkulu mücadeleyi kazandı bunun üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa görevlendirildi. Şahkulu,Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa’yla mücadeleye girişti galip geldi Şahkulu İsyanı ancak Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa’nın müdahalesiyle durdurulabildi. <br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı<br />
Veziri azam Hadım Ali Paşa, Şehzade Ahmet’in güçleriyle birleşerek Şahkulu güçlerini Altıntaş mevkiinde kuşattı.Şehzade Ahmet,Yeni Çerilerden, biat etmelerini istedi.Yeni Çerilerin teklifi reddetmesi üzerine İsyanı bastırmadan sancağına çekildi. Şehzade Ahmet’in kuşatmadan çekilmesi üzerine Hadım Ali Paşa kuşatmadan kaçmayı başardı Şahkulu ve isyancılar İran’a doğru kaçmaya başladılar.<br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı<br />
Veziri azam Hadım Ali Paşa, Şahkuluyu takip ederek Sivas Çubukovada yetişti. İsyancılar Osmanlı Kuvvetlerine mağlup oldular. İsyanın başı Şahkulu öldürülünce de kargaşa kapandı Hadım Ali Paşa savaş meydanında aldığı okla öldürülünce Osmanlı Kuvvetleri isyancıları takip edemedi Osmanlı Kuvvetleri çekilince isyancılar İran’a kaçtılar.<br />
<br />
Safevi Devleti şahkulu isyanı <br />
Şahkulu Baba’nın başını çektiği Bâtıni (Alevi) isyancıları Osmanlıya büyük zararlar verip halk üzerindeki zulümlerle büyük bir sorun oluşturmuşlardı nihayet isyan bastırılmıştı isyan Bâtıni isyanlarının başını çekti. Şah İsmail yanlısı Alevi Türkmenler Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetlere başladılar Şahkulu İsyanı, Alevileri isyana teşvik etmiş çözülememiş bir sorun olarak yıllarca önemini korudu.<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Sultan Selim, Şahkulu isyanını cezalandırmak ve Osmanlılar için tehdit haline gelen Şah İsmail’i bertaraf etmek için çıktığı İran Seferini tamamlayarak Çaldıran Savaşı’nın yaşandığı Çaldıran Ovasına ulaştı (23 Ağustos 1514).<br />
Sultan Selim, uzun süre Şah ile mektuplaşmış, birbirlerine meydan okumuşlardı mektuplarda Sultan Selim’in Şaha Farsça Şah ise Türkçe kullanmıştır Fars Topraklarına hükmeden Şah ve*Safevilerde Türklük ve Türk Kültürü ön plandadır<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Sultan Selim, sefere başlarken şaha gönderdiği mektupta Şah ın “İslamiyet’e aykırı hareketlerini tenkit etmiş, mezalimlerden bahsederek katlinin vacip olduğunu ifade ederek kılıcından evvel İslamiyet’i kabul etmesi lazım geldiğini” yazmıştı. Şah ise harbe hazır olduğunu ifade ederek “Er isen meydana gelesin, bizde intizardan kurtuluruz” diyerek cevap vermiştir.<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Seferde Sultan Selim, Şah a mektup göndererek “Davete icabet edip memleketine geldik.sen meydanda yoksun. Padişahların hâkimiyetindeki memleket onların nikâhlı karısı gibidir. Yiğit olan ona başkasının elini dokundurmaz.bunca gündür memleketinde yürüyorum senden haber yok. Bundan sonra erkeklik sana haramdır. Miğfer yerine yaşmak, zırh yerine çarşaf giyip serdarlık ve şahlıktan vazgeçesin” diyerek mektupla beraber hırka, şal ve çarşaf göndermiştir.<br />
<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Şah Osmanlı Ordusunu çetin yollarda yorup savaş meydanına çıkartmaya niyetlenmişti. Beklediği gibi oldu. Osmanlı Ordusu, aylarca süren sefer yolunda zorluklar yaşamış, Yeni Çeriler huzursuzlanmış Padişahları Sultan Selim’in çadırına ok atacak kadar fütursuzlaşmışlardı. Şah savaş meydanına indi Çaldıran Ovasında Osmanlı ordusunu karşılamak üzere hazırlandı.<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Osmanlı Ordusu, Çaldırana tepeden indi Ordunun merkezinde Sultan Selim ve Kapıkulu Askerleri bulunuyordu. Sağ cenahta Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa, sol cenahta Rumeli Beylerbeyi Hasan*Paşa bulunuyordu. Ordunun en önünde Azap askerleri konuşlanmıştı. Şah ın ordusu sağ cenahta en büyük kumandan Durmuş Han Şamlu Nur Ali, sol cenahta Diyarbakır Beylerbeyi Ustacluoğlu Mehmet Han bulunuyor, Şah ve muhafızları ordunun en gerisinde ihtiyatta duruyorlardı. <br />
<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Osmanlı ve safevi kuvvetleri eşit durumdaydılar. Osmanlı ve Safevi güçleri 100 Bin kişiydi. galibiyeti savaş stratejileri ve askeri yetenek belirleyecekti<br />
Osmanlı ordusunun en muntazam birliği Yeni Çerilerdi.Safevi Ordusu ise mükemmel niteliklerdeki süvarilerden oluşuyordu.<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
2500 km’lik yolu kat eden yorgun Osmanlı Ordusuna karşılık hızlı süvarilerden oluşan Safevi Ordusu stratejik olarak avantajlıydı. Şah İsmail’in stratejisi Osmanlı Ordusunun yorgun düşmesi ve Süvarilerin taarruzlarına dayanıyordu Osmanlı Ordusu gönüllü Azap askerlerinin hızlı hareket ederek Yeni Çerilerin üstün savaş yetenekleriyle düşmanı bertaraf etmesi üzerine kurgulanmıştı.<br />
<br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Çaldıran Savaşı fevkalade bir şiddetle başladı. Safevi Ordusu Osmanlı Ordusunun sol cenahını bozguna uğrattı. Topların zamanında ateşlenememesi*nedeniyle Safeviler ilk başta üstün geldi Beylerbeyi Hasan Paşa ölünce Osmanlı sol kanadında düzensizlikler başladı Hadım Sinan Paşa’nın yerinde hamleleri Zamanında ateşlenen toplar Safevi Ordusunun sol cenahına büyük zayiatlar verdirdi <br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Safevi Ordusunun sol cenah kumandanı Ustacoğlu Mehmet öldürüldü. Her iki orduda ağır zayiatlar vermiş, kumandanları öldürülmüştü Yeni Çeriler Safevi Ordusunun sağ cenahını bozguna uğrattı Şah İsmail kolundan yaralanmışdı.Safevi Ordusu, geri çekilmeye başladı. <br />
<br />
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514)<br />
Şah İsmail’in esir düşmesi söz konusu iken Şah gibi giyinen seyis Şah benim diyince esir alındı. Şah İsmail ordusunu ve hazinesini bırakarak Tebriz’e kaçtı.Sultan Selim tebriz’e ilerledi. Şah Sultan Selim’in gazabından İrana kaçtı. Sultan Selim, Tebriz’de 10 gün kadar kalarak seferini tamamladı ve İstanbul’a döndü.<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şah İsmail, Çaldırandan sonra Tebriz’e çekildi Sultan Selim’in Tebriz’e girmesiyle iranda konaklamıştı. Sultan Selim Tebriz’i almadan geri dönünce şah yeniden saltanat makamına geçti ancak Çaldıran hezimeti Şah İsmail’in ruhsal çöküntü içerisine girmesine sebep oldu.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şair ve Edebiyatçı olan Şah İsmail, Çaldırandan sonra devlet işlerini bırakıp edebiyat ile ilgilendi Devletin idaresini vezirlerine, valilere ve emirlere bıraktı. Safeviye tarikatının idaresindeki olan*Safevi Devleti, Şah İsmail’in pasifiğine rağmen yıkılmadı. Saltanat Tarikatı Safeviye ailesi Şii Türkmenler ile Bâtınilik Anadolu Türkmenlerinin desteği ile ayakta durabiliyordu.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Safeviye tarikatı. Şah İsmail döneminde Anadolu Türkmenlerine ve Türkmenlere öncelik vermekteydi. Şah ın yönetimi zayıflayınca Bâtıni Türkmenlerin*Safevi Devletindeki üstünlüklerine gölge düştü. dışlanan Göçmen Türkmenler, Bâtınilikten Aleviliğe kaydı kendilerini Alevi olarak ifade eder hale geldiler Şah İsmail’in inisiyatifi kaybetmesiyle Türkmenlere verilen öncelik Fars ve Araplara geçti devlet teşkilatınfa vazife almaya başladılar<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şah İsmail’in idaresinin zayıflaması ile Safeviye tarikatının vezirlik gibi makamlarına Farslı devlet adamları atandı Türkmenler bu durumu kabullenmediler Tıpkı Osmanlı Devletindeki Alevi Türkmenlerin Şahkulu isyanıyla devlete meydan okuduğu gibi isyan hareketine girişerek Farslı vezirleri öldürdüler. On beş yıl süren isyanlar neticesinde 5 vezir Türkmenler tarafından öldürüldü.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şah İsmail vezirlerinin türkmenler tarafından öldürülmesine seyirci kalmaktaydı devlet işlerinden vazifeyi Safeviye tarikatının atadığı Vezir, Emir ve Valilere bırakıyordu. Safeviye tarikatı ise etnik ayrılıkçılık güderek Şii Fars ve Arap kökenli devlet adamlarına öncelik veriyordu. Osmanlıdan dışlanınca*Safevilere biat eden Türkmenler Safevi Devleti tarafındanda dışlanıyordu<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Safevi Devletinin Arap ve Farsları öne çıkartması türkmenlerin asimilesine yol açtı. Bâtıni olan Göçebe Türkmenler zamanla Şia mezhebini benimseyerek Şii olmuş, sonrasında lasimilasyona uğrayarak Farslaşmaya başlamışlardı. Türkmenler varlıklarını korumuşlardır Türk Devleti olarak kurulan*Safevi Devleti*Farslaşmaya ve Fars Devleti haline gelmeye başlamıştır.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Zayıflaması (1514 – 1524)<br />
Şah İsmail’in kudreti ile Türk Devleti olarak kurulan*Safeviler Çaldıran mağlubiyetiyle zayıflamış, Devlet mevkilerinin Farsların eline geçmesiyle Farslaşmaya başlamıştır Şah İsmail, 1524 yılında Erdebil’de hastalanarak iç kanama sonucu genç yaşta (37) vefat etti. Şahın ölümüyle yerine oğlu Tahmasp geçti.*<br />
<br />
<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Şah İsmail döneminde kurulup güçlenen*Safeviler Çaldıran sonrasında zayıflamışlardır Osmanlılar Safeviler üzerinde baskı uygulamaya başlamıştır İranı kontrol altına almak isteyen Osmanlılar Safevilerin iç işlerine müdahil oluyor, Vali ve idareci atanmalarında inisiyatif kullanabiliyordu <br />
<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
1. Tahmasp, babasının ölümüyle tahta çıktığında 10 yaşındaydı. Osmanlı Devletinin baskılarına maruz kalan Safeviler saltanat değişimini Osmanlılara bildirilmeliydi. Tahmasp,<br />
bildirmemişti.*Osmanlı Devleti’nin*Safevilere kurduğu baskılar Şah İsmailce kabullenilmiş itaatkâr bir tutum izlenmişti tahmasp, henüz on yaşında olmasına rağmen tahta geçtiğini Osmanlıya bildirmeyerek ilk itaatsizliğini yapmış oldu. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Şah tahmasb yaşı ilerleyip devlet idaresinde söz sahibi olunca Osmanlı Devletiyle mücadele etmeye başladı.Tahmasp, genç olduğu için devlet işleri vezirlerin ve emirlerince idame ediliyordu. Tahmasp’ın devlette söz sahibi olması saltanatından 4 yıl sonra mümkün oldu Tahmasp, 14 yaşında hükümdarlık üstlenmiş,inisiyatifi eline almıştı. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasp zamanında Horasanda devam eden Özbek mücadeleleri alevlendi.*Safevi Devletinin yıktığı Özbek Hanlığı Horasan’da otorite kurmak için Safevilerle mücadele ediyorlardı.Özbeklere karşı ordunun başına geçen Tahmasp, Özbekleri mağlup ederek Horasan’daki otoritesini korudu<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Devletin idaresini eline alan Tahmasp, Bağdata hareket etti.Bağdat valisi Musullu Zülfikar Bey, Sünni ve Osmanlı yanlısıydı, Bağdat’ı Osmanlı Devletine katmak istiyordu Tahmasp, Bağdatta vali musullu Zülfikar ile mücadeleye girişti mücadeleyi kazanıp Bağdat valiliğine Şii Valiler atadı ve otoritesini sağlamlaştırdı. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasp’ın hedefi Azerbaycan ve Doğu Anadoluydu Şah İsmail döneminde*Safevilere bağlı bölgeler Osmanlı Devleti’nin gölgesi altındaydı Osmanlılar batıda Balkan mücadelesindeydi doğuyu ihmal etmekteydi.Tahmasp, babası Şah dönemindeki gibi Alevi Türkmenleri yanına çekmeye, Anadolu Beyliklerinde baskı kurmaya başladı. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmaspın baskılarıyla Bitlis ve Van beylikleri Safevilere bağlandı zoraki bağlılık uzun sürmedi.<br />
Sultan Süleyman,*Safevi Devletine Sadrazam İbrahim Paşa’yı Azerbaycan seferine gönderdi Tahmasp’ın zorla kendisine bağladığı Sünni beylikler baskılar nedeniyle Osmanlı Devletini bekler duruma gelmişti. *<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Sadrazam İbrahim Paşa, 1. Azerbaycan seferinde Bitlis’i sonra Van’ı aldı Tebriz’e yola çıktı. Osmanlılara karşı koyamayan Tahmasp, Tebriz’i de savunamadı Tebriz Osmanlılar tarafından fethedildi.Tebrizde Sultan Süleyman Han ile birleşen pargalı ve Osmanlı Ordusu güneye inerek Musul ve Bağdatı hâkimiyet altına aldılar.*<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Safeviler*en önemli şehirlerini kaybediyordu Van, Bitlis, Tebriz Osmanlılar tarafından fethedilmişti. Bu Safevilerin yıkılması anlamına geliyordu. Şah tahmasb kaybettiği topraklar Tebriz ve Vanı hâkimiyet altına aldı Bağdat’taki Osmanlı Ordusu yorulmuş zayıflamıştı. Tebriz’i fethedemeyen Osmanlı Ordusu İstanbul’a döndü ancak Tahmasp Bağdat’ı alamadı.*<br />
<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Safeviler Osmanlı seferleriyle zorda kalınca Özbek tehdidi ortaya çıktı. Özbeklerin Horasan’a girmesiyle Tahmasp Horasan seferine çıktı 2 yıllık mücadele sonucunda Özbekleri Horasan’dan çıkarttı Tahmasp, Gürcistana yürüdü. Kafkaslardaki hâkimiyetini kuzeye genişletmek isteyen Tahmasp, Gürcistan seferi ile hâkimiyetini pekiştirdi hem de Devlet hazinesini zenginleştirdi. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasb Gürcistan fethinden sonra kardeşi Elkas Mirzayla mücadeleye başladı. Saltanat Mirza,*Safevilerde güce erişemeyince Osmanlı desteğini almak amacıyla İstanbul’a gitti Osmanlı himayesinde Safevilere karşı kullanılan Mirza, Osmanlı Ordusu ile Vanı kuşatma altına aldı. <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasba karşı taht mücadelesine girişen Mirza Ulama Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu ile Van’ı aldı Tebriz’e yola çıktı. Ulama Paşa’nın ordusu ve Sultan Süleyman’ın komutasındaki Osmanlı Ordusu ile Tebriz’e girerek Tebrizi fethettiler <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Van, Bitlis ve Tebriz’i kaybeden Tahmasp,Sultan Süleyman’ın İstanbul’a dönmesiyle taarruza geçerek Anadoluda sefere girişti Erzincan’a ilerledi. seferin amacı fetih değil intikam ve yağmaydı. Tahmasp,yağma ve talandan sonra Karabağ’a çekildi. Tahmasp’ın yağma faaliyetleri Erzincan’la sınırlı kalmadı. Karabağ üzerinden Osmanlı Beyliklerinide yağmaladı Sultan Süleyman aynı şiddetle karşılık verdi<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Nahcıvan seferine çıkan sultan süleymanın ordusu Safevilere öldürücü darbeyi vurmak için yola çıkmıştı Sultan Süleyman ordusunun başındaydı Musul’u ve Kars’ı fetheden Kanuni, Nahçıvan’a doğru ilerliyordu. Tahmasp, Kanuniden barış istedi Safeviler*ile Osmanlılar arasında ilk kez imzalanan barış anlaşması ile Bağdat Irak Azerbaycan’ın Fırat ile Dicle nehirleri arasındaki bölge Tebriz Osmanlı Devletine bırakıldı.*<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Safeviler*ile Osmanlılar arasında ilk kez anlaşma imzalanmıştı.barış uzun sürmedi. Anadoludaki emelinden vazgeçmeyen,Tebriz’i Osmanlılara bırakan Tahmasp, Şehzade Bayezid’in isyanına destek verdi osmanlıya hasmane bir tutum izledi doğu sınırlarında cephe açmak istemeyen barış için Kars’ı*Safevilere verdi. Ancak Osmanlı tarafından geri alındı <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Şah İsmail döneminde kurulup büyük bir devlet haline gelen*Safeviler Şah İsmail döneminde zayıflamıştı. süreç Şah Tahmasp döneminde devam etti.Tahmasp, güçlendirmiş Osmanlılardan kurtararak sınırlarını genişletmişti <br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Cihan Devleti Osmanlı’laya karşı gelemeyen tahmasb mücadeleden vazgeçerek dostluk izlemişti Amasya anlaşmasında kurulan Şehzade Bayezid isyanıyla gölgede kalan barış ilişkileri, Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra gelişerek Osmanlılar ile*Safeviler arasında dostane bir siyaset izlenmeye başlandı.*<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasp, 2. Selim ve 3. Murat döneminde Osmanlılar ile dostane ilişkiler güttü.Safeviler güçlü değildi.Tebriz, Şam ve Van gibi en önemli Safevi Şehirleri Osmanlı hâkimiyetindeydi Varlığını Doğu Azerbaycan, Kuzey İran ve Horasanda devam ettirmeye çalışan Tahmasp,devletin küçülmesine engel olamayarak Osmanlı Devletinin gücünü kabullenmek zorunda kalmıştır.*<br />
<br />
1. Tahmasp Dönemi (1524 – 1576)<br />
Tahmasp, Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra iç karışıklıklar ile uğraşmış, Horasandaki Özbek taarruzlarıyla uğraşmış ve devlet teşkilatında Farsların ön plana çıkmasına engel olamamış, ülkesini ayakta tutmaya çabalamıştır 1576 yılında öldüğünde Safeviler saltanat mücadelelerine sahne olacak, zayıflamış ve küçülmüş *Safevi Devleti, cihan devletinden uzaklaşarak zayıf bir devlet haline gelecektir.*<br />
<br />
2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)<br />
Tahmasp’ın ölümüyle büyük oğlu Muhammed hüdabende taht varisiydi yarı kördü. yerine kardeşi İsmail geçti. İsmail, Osmanlılar ile mücadelede büyük başarılara imza atmış, mükâfat olarak Horasan’a vali atanmıştı. <br />
<br />
2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)<br />
İsmail, babası tahmasbın saltanatını ele geçirme niyetindeydi.düşüncesini güvendikleriyle paylaşan İsmail’in niyeti güvendikleri tarafından Tahmasp’a ulaştırılınca Tahmasp, oğlu İsmail’i hapse atarak 20 yıla mahkûm etmişti.Tahmasp’ın vefatıyla hapisten çıkartıldı.kardeşi Haydar Mirza da saltanat adayıydı ve saltanat makamını Safeviye tarikatı belirleyecekti.*<br />
<br />
2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)<br />
İsmail, Türkmen bir anneden di Kardeşi Haydar Mirza’nın annesi ise Gürcü idi.ayrılığa düşen Safeviler saltanat sahibine karar verememişlerdi. taraftarları Haydar Mirza’yı tahta geçirmeye teşebbüs ettiler.İsmail taraftarları ile yaşanan mücadeleler neticesinde Haydar Mirza öldürüldü İsmail saltanat makamına geçti<br />
<br />
2. İsmail Dönemi (1576 – 1577)<br />
İsmail, tahta geçtikten sonra Sünni olduğunu açıkladı.Safevi din önderleri ve Kızılbaş Alevileri tepkiyle karşıladı.Saltanatın verdiği güçle karşı gelenleri bastıran İsmail, 24 Kasım 1577 yılında kız kardeşi Perihan Hanım’ın da yardımı ile zehirlenerek öldürüldü.*<br />
<br />
<br />
Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)<br />
2. İsmail’in zehirlenerek öldürülmesiyle Tahmasp’ın büyük oğlu Muhammed Hüdabende safevi tahtına geçirildi. Hüdabende döneminde*Safevilerde sorunlar meydana geldi Saltanat mücadelesiyle sarsılan devlet otoritesi, yarı kör olan Hüdabende’nin itibarına gölge düşürdü.Türkmenler ile Farslar arasındaki mücadeleler de sorunların büyümesine neden oldu. <br />
<br />
Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)<br />
Ordudadaki Fars-Türkmen çatışmaları saraya kadar uzadı saltanat makamında kendisini gösterdi Horasan’dan uzaklaştırılan Özbekler,*Safevilerin zayıflaması ile Horasan’ı zapt ettiler, İran içlerinde söz sahibi duruma geldiler.*<br />
<br />
<br />
Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)<br />
Safevilerdeki karışıklıklar Osmanlı ilişkilerine gölge düşürdü.Ruslarla mücadele eden Osmanlılar doğu sınırlarını genişletmek istiyordu*Safevilerin saltanat mücadelesi Osmanlı’nın Azerbaycan ve Kafkaslardaki stratejilerini kolaylaştırmaktaydı. Bu durumda Hüdabende’nin saltanatına gölge düşürüyordu iç karışıklıklar Safevi sarayındaki komplolar gizli faaliyetler içinden çıkılamaz bir hale geliyordu.*<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammed Hüdabende Dönemi (1577 – 1587)<br />
Safevi Devleti Türkmen-Fars mücadelelerine sahne oluyor, saltanatta ise siyasi oyunlar bitmiyordu.en sonunda saray darbesi gerçekleşti Hüdabende tahttan indirildi saltanat makamı 14 ay boş kaldı. taraflar birbirleri ile mücadele etmiş, Muhammed Hüdabende’nin oğlu Abbas*Safevi Devletinin Şah’ı ilan edilmişti<br />
<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
1. Abbas,entrikalarla babası Muhammed Hüdabende’nin yerine saltanat makamına geçti Şah Abbas, 42 yıllık hâkimiyetinde*Safevi Devletini zor durumuna rağmen ayakta tutabilmiş, elde ettiği başarılarla devletin yıkılmasına engel olmuştur.*<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Şah Abbas’ın ilk faaliyeti,Özbek tehdidini bertaraf etmeye çalışmak oldu.Osmanlı Devleti ile bir anlaşarak Doğu Azerbaycan ve Kafkas topraklarını Osmanlılara terk etti.*Safeviler*kuzey sınırlarını kaybetmiş ancak Osmanlı Devleti tarafından gelecek tehditlere karşı kendisini güvence altına aldı<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Şah Abbas’ın Özbeklerle mücadelesi başarılı olamadı.Safevi ordusu, düzensiz ve yarı sivil bir orduydu. Büyük mücadeleler için düzenli bir ordu gerekiyordu. Abbas,düzenli ordu kurmaya çalıştı Özbekler ile mücadele etti.Düzenli ordunun kurulması mevcut orduyu zayıflatıyordu. Zira mevcut orduda yağmadan pay alan aşiret askerleri, yerlerini Düzenli birliklere bırakmak istemiyorlardı. <br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Düzenli ordu,ciddi bir maliyet oluyor, maliyet için devlet hazinesi yetersiz kalıyordu. Şah Abbas’ın düzenli ordu kurması 20 yıl sürdü.düzenli ve güçlü orduya sahip olan Abbas, Horasan’a girerek Özbekleri büyük bir bozguna uğratıp Horasandan çıkartmayı başardı.*<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Horasan’ı Özbeklerden alan Şah Abbas hedefi Osmanlı Devletiydi.Osmanlı Devletinden Doğu Azerbaycan hattını istemiş, Osmanlılarla anlaşamayınca ordusuyla birlikte Azerbaycan seferine çıkarak eski topraklarını Osmanlı Devletinden geri aldı ve Doğu Azerbaycan hattındaki hâkimiyetine yeniden kavuştu<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Şah Abbas’ın ordusu*Safevilerin çehresini değiştirdi Safevilerin en etkili gücü Alevi Türkmenlerdendi düzenli orduda Türkmenler değil Fars ve Arap tebaaları ile Saltanat makamına sadık Gürcü, Ermeni ve Çerkez köleler vardı Böylece Safevi Devletinin kurucu unsuru Türkmenler Farslaşmaya başlayan*Safevi Devletinde geri plana itildi. Türkmenler azınlık durumuna düşmüşlerdi.*<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Düzenli orduya geçilmesi ile Safeviler başkentini İsfahan’a taşıdı.Farslaşan ve kendisini İran Devleti olarak tanıtan Safeviler Fars kültürel akımına öncelik vererek İsfahan’da pek çok kültürel yapı, meydan ve türbeler inşa ettirerek hem sosyal hem de kültürel mevcudiyetini Fars kültürüne devşirdi. <br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Bu tarihlerde İsfahan’da şehircilik yükseldi, saltanat makamı ve tüm kurumlar Şii’leşti. Basra körfezinde Portekizler ve İngilizler ile ticaret anlaşmaları yapılarak İsfahan eşrafının zenginleşmesi sağlandı.*<br />
<br />
1. Abbas Dönemi (1588 – 1629)<br />
Bir Türk Devleti olarak kurulan*Safeviler Şah Abbas döneminde Farslaşarak Türkmenler azınlık haline getirildi.İran tarihine mal olan*Safeviler toplumsal olarak zenginleşmiş siyasi olarak zayıflamış politik açıdan küçülmüştür. Bu zayıflama, ilerleyen yıllarda*Safevi Devletini yıkılma sürecine sürükleyecektir.*Şah Abbas, 42 yıllık uzun hâkimiyetinden sonra, 1629’da vefat etti yerine oğlu Safi Mirza geldi.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safevi Devletinde Türkmenlerin rolü büyüktü Safeviye Tarikatı Türkmendi Şah İsmail anneden ve babadan özbeöz Türkmendi.en büyük Türk Devleti olan Osmanlılar Fars kültüründen etkilenmişken Farsların yaşadığı İran coğrafyasında Safeviler Türk diline ve Türk Kültürüne yakın durumfaydı Şah İsmail, şiirlerinde Türkçeyi kullanmış, saltanatında Uygur alfabesini kullanarak Türklüğünü her fırsatta ön plana çıkartmıştır<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safevi Devletinde Türkmenler çok önemliydi Selçuklu dönemindeki Türk göçleri Anadolu’ya kaymış, Anadolu’ya gidemeyen Türkmenler böl<br />
Safevi Devletinin temellerini teşkil etmişlerdir Devletin kurucusu Şah İsmail,Türkmen topluluklarını sahiplenerek gücüne güç katmış,bu toplumlara Şii inancını nüfuz ettirerek kendi tebaası haline getirmiştir<br />
<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Bâtıni Türkmenler, Osmanlıların baskıları nedeniyle Sünni Türk Boyları gibi yerleşik hayata geçememişler, göçebe yaşayarak Bozkır kültürünü devam ettirmişlerdir. at sırtında konar-göçer hareket ede Türkmenler askeri açıdan avantaj sağlıyordu. güçlenmek ve göçebe Türkmenlerden istifade etmek isteyen Şah İsmail, devlete Türkmen beylerini atamış, orduda Türkmenlere görev vererek Fars ve Arapların devlet nizamında yükselmesine mani olmuştur<br />
<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safevilerde yalnızca Türkmenler değil Selçuklular döneminde İran-Irak hattına yerleşen Türk kitleleri Farslar ve Araplar Sasaniler, Samanilerde vardı <br />
Azerbaycan hattında Türkmenler Doğu İran hattında Farslar Özbeklerden Türk boyları ve göçebe Türkmenler Irak ile Acem bölgelerinde ise Türkmenler, Araplar Farslar yaşamaktalardı. <br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safeviler kurulduğu yıllarda yarısı Türkmen yarısı Fars ve Araplardan oluşmaktaydı nüfus dengesi Şah İsmail’in ölümü ile birlikte Farsların lehine geçti Şah Abbas döneminde Farslar asli unsur olarak görülmeye, Türkmenler azınlık durumuna düşmeye başladılar.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Safevi Devletinin Farslaşmasının ve Osmanlı Devletinden dışlanan Batıni göçebe Türkmenlerin Safevilere bağlanması sonrası hayal kırıklığına uğramalarının sebebi Şii inancıdır Safevi Devleti*Şii inancını benimseyen Türk kökenli bir devlettir Safeviye Tarikatını ve Şii inancı benimseyen Farslar tarafından tahakküm altına girmiştir, fars etkisi Safevi Devletinin politikalarına yansımıştır.<br />
<br />
Safevi Devletinin Farslaşması <br />
Şah Abbas döneminden sonra Türk kimliği ortadan kalkarak önce İranlılık ön plana çıkmış, Farsların devlet nezdindeki tahakkümü kesinleştikten sonra ise İran Tarihine mâl olur hale gelmiştir. Unutmamak gerekir ki bugün İran devleti içerisinde yaşayan Türkmenler İran nüfusunun %30’undan fazlasını teşkil etmektedirler. Bugünün İran Devleti içerisindeki Türk nüfusunun kökeni de*Safevi Devletine dayanmaktadır.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Şah Abbas dönemindeki Farslaşma akımı, İngiltere ve Portekiz’in Basra körfezine girmesi ve*Safevi Devleti*ile girişilen ticari münasebetler Safevi Devletinin ekonomik olarak zenginleşmesine siyasi olarak zayıflamasını ve*Safevi Devletinin sonunu hazırlayan süreci başlatmış oldu.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Şah Abbas’ın vefatından yerine geçen oğlu Safi Mirza , babası gibi İngiliz oyunlarına alet olunca*Safevilerin istikbali felakete sürüklendi Türklükten uzaklaşan*Safeviler Osmanlılara savaş ilan edince*Safeviler büyük bir darbe aldı.*Safeviler için büyük önemli olan Van Osmanlı hâkimiyetindeydi Şah Vana sefer düzenleyince Osmanlıların tepkisi şiddetli oldu. <br />
Osmanlılar Van’ı Bağdat ve Orta Irak sahasını fethetti Safeviler Orta Irak bölgesini Osmanlılara bırakmak zorunda kaldı <br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Şah 1. Safi’den sonra yerine oğlu 2. Abbas geçti (1642 – 1666).dönemi iç çekişmeler, Özbek akınları, iç isyanlar ve mezhep çalışmalarıyla geçti. Osmanlının Suriye, Irak ve Azerbaycan ilerlemelerini durduramayan Abbas, yönetimi oğlu Süleyman’a bırakmış Şah Süleyman döneminde de varlık gösteremeyen*Safeviler*bölgedeki siyasi otoritesini kaybetmiştir<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Şah Süleyman’ın vefatından oğlu Şah Hüseyin geçti devlet işleriyle ilgilenmeyip hazineyi kişisel harcamalarıyla tüketti. Safevi Devleti Mollaların yönetimine bırakıldı. Şah’ın basiretsizliği ile yönetimde söz sahibi olan mollalar,*Safevileri teokrasi ile yönettiler başladılar. otorite boşluğu iç isyanları getirdi. Afgan kabileler isyana isyan önderi Mahmud Afganistan tahtına geçirildi Safevi topraklarında afganlar bağımsızlıklarını ilan ettiler.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Afgan isyanı genişleyerek İran içlerine ulaştı İsfahan’ı kuşatan afganlar Şah Hüseyin’i tahttan indirdi Safevi Devletifiilen yıkılmış ve yönetilemez duruma geldi Afganlar İsfahan’ı yağmalayarak geri döndüler. Şah Hüseyin’den sonra tahta 2. Tahmasp geçti 10 yıllık saltanatında isyanlarla baş edemeyip Afgan istilacıların taarruzlarına karşı koyamadı.*<br />
<br />
Safevi Devletinin Yıkılışı<br />
Safeviler Şahların basiretsizliklerine rağmen Afşar türkü Safevi kumandanı Nadir Şah’ın devlet yönetimini almasıyla son demlerini yaşadı Devrin en büyük kumandanlarından Nadir Şah, hükümdar vekili olarak devlet idaresini aldı kısa bir süre sonra*Safevileri tasfiye edip Şah’lığını ilan ederek*Safevi Devletine son verdi (1736). ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlı İslam Edebi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-osmanli-islam-edebi</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jun 2017 03:47:14 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31494">ekberî</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-osmanli-islam-edebi</guid>
			<description><![CDATA[Osmanlı barış ve kardeşlik toplumuydu.<br />
<br />
Avrupalı gezgin Du Loir görüp incelediği toplumsal yapıdan o kadar etkilenmiştir ki Osmanlı toplumunun bazı kötülüklerden haberdar olmadığını düşünmekten kendini alamamıştır,<br />
<br />
“Osmanlılar herhangi bir intikam hissi beslemekten son derece çekinirler. Dinlerinin bu hususa ait hükmü gereğince Cuma namazına başlamadan önce düşmanlarını affettiklerini adeta ilan etmek durumundadırlar. Aksi halde namazlarının kabul edilmeyeceğine inanırlar. Ayrıca her bayramın birinci günü onlar için umumi bir barış günüdür. Birbirlerine rastladıklarında el sıkışırlar. Küçükler büyüklerin elini öptükten sonra başına koyup ‘Bayramın mübârek olsun!’ der”<br />
<br />
Bir diğer Avrupalı gezginlerden Villamont takdir hisleriyle kaydeder,<br />
<br />
“Her kimin bir düşmanı varsa, bayramlarda ona gidip af dilemek zorundadır. Öteki de el öpmeden ve tokalaşmadan önce affettiğini söylemek mecburiyetindedir. Aksi takdirde bayramlarının mübârek olması mümkün değildir” <br />
<br />
Kadınlara karşı umdesini imandan alan derin bir hürmet beslenirdi. Erkek ve kadın arasında mutlak surette bir mesafe vardı. Bunun belirleyicisi “Zinaya yaklaşmayın.” mealindeki ayetti. Sokakta karşılaşılan kadına asla dik dik bakılmaz,derhal başlar öne inerdi. <br />
<br />
Osmanlı edebi ve nezaketi dünyaca meşhurdur. İslâm’la yoğrulan yürekler bugünkü halimizle mukayese edilemeyecek kadar duyarlıydı. Alçakgönüllük ve yardımseverlik hakimdi. Küstahlık nedir bilinmez ar namus ve hayâ gibi ulvî değerlere büyük önem verilirdi.<br />
<br />
Lady Craven, Osmanlı'nın kadınlara karşı tavrını şöyle dile getiriyor,<br />
<br />
“Türklerin kadınlara karşı olan muameleleri bütün milletlere örnek olmalıdır. Mesela bir erkek ağır bir suçtan dolayı idam edilip bütün mal varlığına el konsa bile karısına ve çocuklarına gayet iyi muamele edilir. Kadınların mücevherlerine dokunulmaz. Çocuklar devlet himayesine alınıp bakılır”<br />
<br />
Bir bakıma vatandaş “gönüllü polis” gibi çalışır herkes “vatandaşlık” sorumluluğunu yerine getirirdi. O kadar ki mahalle kabadayıları bile toplumsal düzene bekçilik ederlerdi.<br />
<br />
Meşhur Fransız gezgin Brayer şunları dile getirdi,<br />
<br />
“Hâl ve tavırlarında büyük bir asalet yüzlerinde tatlı bir sükûnet ve nezaket vardır. Konuştukları dil hoş ve ahenklidir. Sohbet edenlerin ifadeleri veciz telaffuzları tertemizdir. Tebessümlerine incelik el hareketlerine zarafet ve sadelik hâkimdir…”<br />
<br />
Şimdi sıra tekrar Du Loir’de. Yıllarca incelediği toplumsal yapımızı bize şöyle anlatıyor:<br />
<br />
“Hıristiyan memleketlerinde pek yaygın olan küfürbazlık öfke ve intikam hissi Osmanlılarda yoktur. Çünkü bunlar içki ve kumarın kışkırttığı alışkanlıklardır. Osmanlılar için içki ve kumar da meçhuldür. Sokaklarında da evlerinde de hiçbir küfür sözü işitilmez. Bunun yüzümüzü kızartacak ve bizi hayrete düşürecek tarafı ise Osmanlıların yalnız ağızlarında değil lisanlarında da küfür kelimelerinin bulunmayışıdır. Onlar yalnız ‘Vallahi’  şeklinde Allah’a yemin ederler”<br />
<br />
Osmanlıların hayreti bile zikirdi. “Vaaaav yaaa” diye çığlıklar atılmazdı. Hayretlerini “Allah Allah”, “Fesubhanallah”, “Lailahe İllallah”, “Tövbe estağfurullah” gibi kelimelerle ifade ederlerdi. Sakınmak istediklerinde “Neûzübillah” çeker her işe “Bismillah” ile başlarlardı. Öfkelenmeleri halinde “Ya sabır” der haksızlığa uğramaları karşısında “Hasbünallahü ve ni‘me’l-vekil!” diyerek Allah’ı kendilerine vekil ederlerdi.<br />
<br />
Hırsızlık gibi suçlar yok denecek kadar azdı. 1700’lerde İstanbul’a gelen Fransız müellif Motray, anılarında şunları yazıyor,<br />
<br />
“Türk dükkânlarında ne zaman bir şey unutsam hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir”<br />
<br />
“Bu muazzam payitahtta” diyor Fransız tarihçi M. A. Ubicini “Dükkâncılar namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ve Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinayet vakaları olmadan gün geçmez...”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Osmanlı barış ve kardeşlik toplumuydu.<br />
<br />
Avrupalı gezgin Du Loir görüp incelediği toplumsal yapıdan o kadar etkilenmiştir ki Osmanlı toplumunun bazı kötülüklerden haberdar olmadığını düşünmekten kendini alamamıştır,<br />
<br />
“Osmanlılar herhangi bir intikam hissi beslemekten son derece çekinirler. Dinlerinin bu hususa ait hükmü gereğince Cuma namazına başlamadan önce düşmanlarını affettiklerini adeta ilan etmek durumundadırlar. Aksi halde namazlarının kabul edilmeyeceğine inanırlar. Ayrıca her bayramın birinci günü onlar için umumi bir barış günüdür. Birbirlerine rastladıklarında el sıkışırlar. Küçükler büyüklerin elini öptükten sonra başına koyup ‘Bayramın mübârek olsun!’ der”<br />
<br />
Bir diğer Avrupalı gezginlerden Villamont takdir hisleriyle kaydeder,<br />
<br />
“Her kimin bir düşmanı varsa, bayramlarda ona gidip af dilemek zorundadır. Öteki de el öpmeden ve tokalaşmadan önce affettiğini söylemek mecburiyetindedir. Aksi takdirde bayramlarının mübârek olması mümkün değildir” <br />
<br />
Kadınlara karşı umdesini imandan alan derin bir hürmet beslenirdi. Erkek ve kadın arasında mutlak surette bir mesafe vardı. Bunun belirleyicisi “Zinaya yaklaşmayın.” mealindeki ayetti. Sokakta karşılaşılan kadına asla dik dik bakılmaz,derhal başlar öne inerdi. <br />
<br />
Osmanlı edebi ve nezaketi dünyaca meşhurdur. İslâm’la yoğrulan yürekler bugünkü halimizle mukayese edilemeyecek kadar duyarlıydı. Alçakgönüllük ve yardımseverlik hakimdi. Küstahlık nedir bilinmez ar namus ve hayâ gibi ulvî değerlere büyük önem verilirdi.<br />
<br />
Lady Craven, Osmanlı'nın kadınlara karşı tavrını şöyle dile getiriyor,<br />
<br />
“Türklerin kadınlara karşı olan muameleleri bütün milletlere örnek olmalıdır. Mesela bir erkek ağır bir suçtan dolayı idam edilip bütün mal varlığına el konsa bile karısına ve çocuklarına gayet iyi muamele edilir. Kadınların mücevherlerine dokunulmaz. Çocuklar devlet himayesine alınıp bakılır”<br />
<br />
Bir bakıma vatandaş “gönüllü polis” gibi çalışır herkes “vatandaşlık” sorumluluğunu yerine getirirdi. O kadar ki mahalle kabadayıları bile toplumsal düzene bekçilik ederlerdi.<br />
<br />
Meşhur Fransız gezgin Brayer şunları dile getirdi,<br />
<br />
“Hâl ve tavırlarında büyük bir asalet yüzlerinde tatlı bir sükûnet ve nezaket vardır. Konuştukları dil hoş ve ahenklidir. Sohbet edenlerin ifadeleri veciz telaffuzları tertemizdir. Tebessümlerine incelik el hareketlerine zarafet ve sadelik hâkimdir…”<br />
<br />
Şimdi sıra tekrar Du Loir’de. Yıllarca incelediği toplumsal yapımızı bize şöyle anlatıyor:<br />
<br />
“Hıristiyan memleketlerinde pek yaygın olan küfürbazlık öfke ve intikam hissi Osmanlılarda yoktur. Çünkü bunlar içki ve kumarın kışkırttığı alışkanlıklardır. Osmanlılar için içki ve kumar da meçhuldür. Sokaklarında da evlerinde de hiçbir küfür sözü işitilmez. Bunun yüzümüzü kızartacak ve bizi hayrete düşürecek tarafı ise Osmanlıların yalnız ağızlarında değil lisanlarında da küfür kelimelerinin bulunmayışıdır. Onlar yalnız ‘Vallahi’  şeklinde Allah’a yemin ederler”<br />
<br />
Osmanlıların hayreti bile zikirdi. “Vaaaav yaaa” diye çığlıklar atılmazdı. Hayretlerini “Allah Allah”, “Fesubhanallah”, “Lailahe İllallah”, “Tövbe estağfurullah” gibi kelimelerle ifade ederlerdi. Sakınmak istediklerinde “Neûzübillah” çeker her işe “Bismillah” ile başlarlardı. Öfkelenmeleri halinde “Ya sabır” der haksızlığa uğramaları karşısında “Hasbünallahü ve ni‘me’l-vekil!” diyerek Allah’ı kendilerine vekil ederlerdi.<br />
<br />
Hırsızlık gibi suçlar yok denecek kadar azdı. 1700’lerde İstanbul’a gelen Fransız müellif Motray, anılarında şunları yazıyor,<br />
<br />
“Türk dükkânlarında ne zaman bir şey unutsam hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir”<br />
<br />
“Bu muazzam payitahtta” diyor Fransız tarihçi M. A. Ubicini “Dükkâncılar namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ve Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinayet vakaları olmadan gün geçmez...”]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Midhat Baharî]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-midhat-bahar%C3%AE</link>
			<pubDate>Thu, 18 May 2017 00:22:11 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31494">ekberî</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-midhat-bahar%C3%AE</guid>
			<description><![CDATA[Yıl 1925...<br />
Tekke ve zaviyeler kapatıldığı gibi <br />
Mevlevîhaneler de öyle<br />
<br />
Mevlana dergahı Atatürk' ün emri ile müzeye çevrildi.<br />
O dönem Mevlana dergahı'nda tam otuzbeş Dede bulunmaktaydı.<br />
<br />
Ankaralı Mehmed Dede'nin gidecek bir yeri yokdu. <br />
Onun haricindekiler de evlerinde mateme bürünüp inzivaya çekildiler. <br />
<br />
Konya dışındaki Mevlevîliğin ikinci büyük merkezi olan İstanbul Mevlevîhanelerinde de durum aynıdır. <br />
<br />
Bütün dedeler, canlar bir köşeye savrulur.<br />
<br />
Kanadı kırık bir kuş gibi uçamasalar da dostluklarını devam ettirmek gül bahçesinin tadını alabilmek için tekrar evlerinde biraraya gelirlerdi. <br />
<br />
Bahariye Mevlevîhanesinde görevini üstlenmiş olan Midhat Baharî Hazretleri bu toplantılardan birini şöyle nakleder,<br />
<br />
"Geçen Pazar günü ihvandan Sâdeddin Bey fakîrhâneye gelmişti. Mûsikî hayatımızdan, âyinlerden, Semâ'dan bahis açtık. Zekâî Dede'nin Dîvan-ı Kebîr-inde geçen,<br />
<br />
(Ey çeng!<br />
İsfehan perdesini arzu etmekteyim<br />
Ey ney!<br />
Yakıcı bir feryat arzu etmekteyim<br />
Ey güzel rüzgar aşk bahçesinden bahsetme bana da<br />
Eski gül bahçesinin kokusunu arzu etmekteyim)<br />
<br />
(şiirini) okudu. <br />
<br />
Mevlevîhanelerde geçen eski hatıralar ve sevdiğimiz ihvan-ı safâ ile yapılan sohbet-i sâfiyyeler <br />
birer birer hâtırımdan geçti. <br />
O alem o iláhî ve nûrânî âlemin zevk ve feyzi gönlümü kapladı. O mânevî feyzkâr neş'e ve safâ âlemini yâd ederek şu kıt'ayı söyledim,<br />
"Ne zaman gönlüme gelse inanın<br />
Değişir zevke döner âlâmım<br />
<br />
Bana en canlı birer hâtıradır<br />
Mevlevîlikte geçen eyyâmım"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yıl 1925...<br />
Tekke ve zaviyeler kapatıldığı gibi <br />
Mevlevîhaneler de öyle<br />
<br />
Mevlana dergahı Atatürk' ün emri ile müzeye çevrildi.<br />
O dönem Mevlana dergahı'nda tam otuzbeş Dede bulunmaktaydı.<br />
<br />
Ankaralı Mehmed Dede'nin gidecek bir yeri yokdu. <br />
Onun haricindekiler de evlerinde mateme bürünüp inzivaya çekildiler. <br />
<br />
Konya dışındaki Mevlevîliğin ikinci büyük merkezi olan İstanbul Mevlevîhanelerinde de durum aynıdır. <br />
<br />
Bütün dedeler, canlar bir köşeye savrulur.<br />
<br />
Kanadı kırık bir kuş gibi uçamasalar da dostluklarını devam ettirmek gül bahçesinin tadını alabilmek için tekrar evlerinde biraraya gelirlerdi. <br />
<br />
Bahariye Mevlevîhanesinde görevini üstlenmiş olan Midhat Baharî Hazretleri bu toplantılardan birini şöyle nakleder,<br />
<br />
"Geçen Pazar günü ihvandan Sâdeddin Bey fakîrhâneye gelmişti. Mûsikî hayatımızdan, âyinlerden, Semâ'dan bahis açtık. Zekâî Dede'nin Dîvan-ı Kebîr-inde geçen,<br />
<br />
(Ey çeng!<br />
İsfehan perdesini arzu etmekteyim<br />
Ey ney!<br />
Yakıcı bir feryat arzu etmekteyim<br />
Ey güzel rüzgar aşk bahçesinden bahsetme bana da<br />
Eski gül bahçesinin kokusunu arzu etmekteyim)<br />
<br />
(şiirini) okudu. <br />
<br />
Mevlevîhanelerde geçen eski hatıralar ve sevdiğimiz ihvan-ı safâ ile yapılan sohbet-i sâfiyyeler <br />
birer birer hâtırımdan geçti. <br />
O alem o iláhî ve nûrânî âlemin zevk ve feyzi gönlümü kapladı. O mânevî feyzkâr neş'e ve safâ âlemini yâd ederek şu kıt'ayı söyledim,<br />
"Ne zaman gönlüme gelse inanın<br />
Değişir zevke döner âlâmım<br />
<br />
Bana en canlı birer hâtıradır<br />
Mevlevîlikte geçen eyyâmım"]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Mevlana'nın vuslatı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-mevlana-nin-vuslati</link>
			<pubDate>Wed, 17 May 2017 23:40:59 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31494">ekberî</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-mevlana-nin-vuslati</guid>
			<description><![CDATA[Hazreti Mevlana'nın Vefatı<br />
<br />
Mevlana Hazretleri ateşler içinde yatakta yatıyor ve su dolu kaba ellerini sokup yüzünü ıslatıyordu<br />
Şeyh Sadreddin Konevî Hazretleri de ziyaretine teşrif buyurup şifa dileyince de kendisinin aldığı karşılık şu oldu,<br />
<br />
'Bundan sonra şifa sizin olsun<br />
Sevenle sevilen arasında zardan bir gömlek kaldı<br />
Nurun nura kavuşmasını istemez misiniz?'<br />
<br />
Ve o hasta hali ile bir gazel okudu,<br />
<br />
'İç alemde nasıl bir padişahla oturup kalkmaktayım <br />
Ne bilirsin sen<br />
Altın gibi sapsarı bir hale gelen yüzüme bakma <br />
Demir gibi sağlam bir ayağım var benim<br />
Kah güneşe benziyorum kah incilerle dolu bir denize<br />
Gönlümün içinde bir gökyüzü var gönlümün dışında bir yeryüzüm'<br />
<br />
Hz. Mevlana, 16 Aralık 1273 Cumartesi günü gün boyu ziyaretçileri ile konuştu akşam Hüsameddin Çelebi oğlu Sultan Veled ve doktorları ve en yakın dostları başındaydı. Sultan Veled günlerdir uykusuzdu. Hz. Mevlana 'Bahaeddin, ben iyiyim sen git biraz yat' dedi. Oğlu da gözyaşları içinde odayı terk ettikten sonra Hz. Mevlana son gazelini söyledi,<br />
<br />
'Git, başını yastığa koy<br />
Beni yalnız bırak!<br />
Geceleri dolaşıp duran yanmış yakılmış müpteladan vazgeç!<br />
Biz geceleri yapayalnız <br />
Sabahlara kadar sevda dalgaları arasında çırpınıp dururuz<br />
İstersen bağışla bizi <br />
İstersen hicranınla cefa et!'<br />
<br />
17 Aralık 1273 Pazar günü durumu tekrardan ağırlaştı. Konya halkı işini gücünü bırakmıştı <br />
Ve  Hz. Mevlana vefat etti. <br />
<br />
Ölüme dair bir gazelinin sonunda şöyle diyordu,<br />
<br />
'Ölüm Hak aşıklarından uzaktır!<br />
Onlar ne ölürler ne de yok olurlar'<br />
<br />
Sandukasının üzerinde ise yazılı şu gazeli vardı,<br />
<br />
'Ölüm günü yürüyünce<br />
Şu dünyanın derdiyle dertleniyorum sanma <br />
Bana ağlama 'yazık yazık' deme<br />
Şeytanın tuzağına düşersem hayıflanmanın sırası işte o zamandır<br />
Cenazemi görünce 'ayrılık ayrılık' deme<br />
Buluşma görüşme zamanım o vakittir benim<br />
Mezar zindan gibi görünür ama ruhun kurulduğu yerdir orası<br />
Hangi tohum yere ekildi de tekrar bitmedi?<br />
Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zanna düşersin?<br />
Hangi kova kuyuya sarkıtıldı da dolu çıkmadı?<br />
Can Yûsufu neden kuyudan ziyan görsün niçin feryad etsin?<br />
Bu yanda ağzını yumdun mu öte tarafta aç<br />
Artık senin hayhuyun mekansızlık alemindedir']]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hazreti Mevlana'nın Vefatı<br />
<br />
Mevlana Hazretleri ateşler içinde yatakta yatıyor ve su dolu kaba ellerini sokup yüzünü ıslatıyordu<br />
Şeyh Sadreddin Konevî Hazretleri de ziyaretine teşrif buyurup şifa dileyince de kendisinin aldığı karşılık şu oldu,<br />
<br />
'Bundan sonra şifa sizin olsun<br />
Sevenle sevilen arasında zardan bir gömlek kaldı<br />
Nurun nura kavuşmasını istemez misiniz?'<br />
<br />
Ve o hasta hali ile bir gazel okudu,<br />
<br />
'İç alemde nasıl bir padişahla oturup kalkmaktayım <br />
Ne bilirsin sen<br />
Altın gibi sapsarı bir hale gelen yüzüme bakma <br />
Demir gibi sağlam bir ayağım var benim<br />
Kah güneşe benziyorum kah incilerle dolu bir denize<br />
Gönlümün içinde bir gökyüzü var gönlümün dışında bir yeryüzüm'<br />
<br />
Hz. Mevlana, 16 Aralık 1273 Cumartesi günü gün boyu ziyaretçileri ile konuştu akşam Hüsameddin Çelebi oğlu Sultan Veled ve doktorları ve en yakın dostları başındaydı. Sultan Veled günlerdir uykusuzdu. Hz. Mevlana 'Bahaeddin, ben iyiyim sen git biraz yat' dedi. Oğlu da gözyaşları içinde odayı terk ettikten sonra Hz. Mevlana son gazelini söyledi,<br />
<br />
'Git, başını yastığa koy<br />
Beni yalnız bırak!<br />
Geceleri dolaşıp duran yanmış yakılmış müpteladan vazgeç!<br />
Biz geceleri yapayalnız <br />
Sabahlara kadar sevda dalgaları arasında çırpınıp dururuz<br />
İstersen bağışla bizi <br />
İstersen hicranınla cefa et!'<br />
<br />
17 Aralık 1273 Pazar günü durumu tekrardan ağırlaştı. Konya halkı işini gücünü bırakmıştı <br />
Ve  Hz. Mevlana vefat etti. <br />
<br />
Ölüme dair bir gazelinin sonunda şöyle diyordu,<br />
<br />
'Ölüm Hak aşıklarından uzaktır!<br />
Onlar ne ölürler ne de yok olurlar'<br />
<br />
Sandukasının üzerinde ise yazılı şu gazeli vardı,<br />
<br />
'Ölüm günü yürüyünce<br />
Şu dünyanın derdiyle dertleniyorum sanma <br />
Bana ağlama 'yazık yazık' deme<br />
Şeytanın tuzağına düşersem hayıflanmanın sırası işte o zamandır<br />
Cenazemi görünce 'ayrılık ayrılık' deme<br />
Buluşma görüşme zamanım o vakittir benim<br />
Mezar zindan gibi görünür ama ruhun kurulduğu yerdir orası<br />
Hangi tohum yere ekildi de tekrar bitmedi?<br />
Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zanna düşersin?<br />
Hangi kova kuyuya sarkıtıldı da dolu çıkmadı?<br />
Can Yûsufu neden kuyudan ziyan görsün niçin feryad etsin?<br />
Bu yanda ağzını yumdun mu öte tarafta aç<br />
Artık senin hayhuyun mekansızlık alemindedir']]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>