<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Dini Hikayeler]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 01:55:52 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Başka Bir Cennet Mümkün mü? İblis'in de Girebildiği Bir Cennet]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-baska-bir-cennet-mumkun-mu-iblis-in-de-girebildigi-bir-cennet</link>
			<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 14:59:49 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35245">ateizmecevap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-baska-bir-cennet-mumkun-mu-iblis-in-de-girebildigi-bir-cennet</guid>
			<description><![CDATA[Başka Bir Cennet Mümkün mü? İblis'in de Girebildiği Bir Cennet<br />
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Âdem ve eşinin "cennetten çıkarılması" kıssası, insanlığın yaratılışı kadar, aynı zamanda ilk bilinç sınavını da temsil eder. Bu kıssa, derin anlam katmanlarıyla pek çok tartışmayı beraberinde getirir. Zira Kur'an'ın genel tasvirlerinde cennet, ebedi yurdumuz, imtihanın olmadığı, nimetlerle dolu ve bir kez girildikten sonra asla çıkılmayan bir mekan olarak anlatılır. Oysa Hz. Âdem, bu "cennette" bir imtihana tabi tutulmuş ve yasak meyveyi yediği için buradan çıkarılmıştır. Bu durum, zihinlerde doğal olarak "Acaba Kur'an'da bahsedilen cennet tek bir yer midir, yoksa farklı cennetler de var mıdır?" sorusunu uyandırır.<br />
<br />
"Cennet" Kelimesinin Farklı Anlam Katmanları ve Âdem'in Yurdu<br />
Arapçada "cennet" kelimesi kelime anlamıyla sadece ahiret yurdunu değil, aynı zamanda "bahçe, güzel ve korunaklı yer" anlamlarını da taşır. Nitekim Kur'an'da bazen dünyadaki zenginlerin bahçeleri için de "cennet" kelimesinin kullanıldığını görürüz (bkz. Kalem Suresi, 17-33. ayetler). Bu durum, Hz. Âdem'in ilk imtihana tabi tutulduğu yerin ahiret yurdu cenneti değil, farklı bir boyutta veya insan yaşamına uygun bir gezegende var olan özel bir mekan olabileceği düşüncesini destekler.<br />
<br />
<br />
Kıssanın önemli bir diğer yönü, Hz. Âdem ve eşine bizzat İblis tarafından vesvese verilmiş olmasıdır. Bu durum, İblis'in bu "cennete" rahatça girebildiğini, yasak ağacı tanıdığını ve o ağaçtan meyve alınırsa sonuçlarının ne olacağını bildiğini göstermektedir. Oysa İblis, Allah'ın emrine karşı gelerek kibirlendikten sonra Allah'ın huzurundan kovulmuştur. Bu durumda, Hz. Âdem için Allah'ın ("Yiyin için, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz" Bakara Suresi, 35. ayet) sözünü, İblis'in bilmiyor olması gerekir.<br />
<br />
<img src="https://ha-mim.org/media/2022/07/hamim_20220716_004008_170116.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hamim_20220716_004008_170116.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Kur'an'da Allah'ın koyduğu yasakların genellikle keyfi değil, insan sağlığına veya toplum düzenine zarar verici oluşundan kaynaklandığı genel bir prensiptir. Bu bağlamda, yasaklanan ağacın meyvesinin insan sağlığına zararlı olduğu, sarhoş edici veya uyuşturucu bir etkiye sahip olduğu düşünülebilir. Ancak İblis'in bu ağacın yasak olduğunu ve yaklaşılırsa Allah'ın gazabına uğranacağını biliyor olması, söz konusu ağacın daha önceden de yasaklanmış olduğu veya başkalarının bu ağaçtan meyve alıp ilahi bir gazaba uğramış olabileceği ihtimalini akla getirir. Nitekim "o ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz" ifadesi, bu yasağın çiğnenmesinin getireceği olumsuz sonuçların daha önceden tecrübe edilmiş bir durum üzerinden örnekleniyor olabileceğini bize gösteriyor.<br />
<br />
<img src="https://img.pikbest.com/wp/202409/cosmic-nebula-neon-earth-amidst-star-nebulae-and-whirlpool-in-3d-render_9732191.jpg!w700wp" loading="lazy"  alt="[Resim: cosmic-nebula-neon-earth-amidst-star-neb...jpg!w700wp]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Sonuç olarak, Hz. Âdem'in bulunduğu yerde imtihan ve yasakların oluşu, ayrıca İblis'in buraya rahatça girebilmesi gibi faktörler, buranın ebedi ahiret yurdumuz olan cennet olmadığını düşündürmektedir. Bu mekan, sahip olduğu güzellikler nedeniyle "cennet" olarak adlandırılmış, ancak insan yaşamına uygun, kozmik bir başka boyut veya gezegen olmuştur. Yasak çiğnendikten sonra gelen "inin oradan" (Bakara Suresi, 36. ayet) emri de, bu yerin dünya dışında, farklı bir kozmik konumda bulunduğunu pekiştirmektedir. Bu yorum, Kur'an'ın kendi iç tutarlılığına ve ayetler arasındaki bağlantılara dayanarak, kutsal kitabın evrensel ve çok boyutlu mesajını günümüz idrakiyle yeniden ele almayı mümkün kılmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başka Bir Cennet Mümkün mü? İblis'in de Girebildiği Bir Cennet<br />
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Âdem ve eşinin "cennetten çıkarılması" kıssası, insanlığın yaratılışı kadar, aynı zamanda ilk bilinç sınavını da temsil eder. Bu kıssa, derin anlam katmanlarıyla pek çok tartışmayı beraberinde getirir. Zira Kur'an'ın genel tasvirlerinde cennet, ebedi yurdumuz, imtihanın olmadığı, nimetlerle dolu ve bir kez girildikten sonra asla çıkılmayan bir mekan olarak anlatılır. Oysa Hz. Âdem, bu "cennette" bir imtihana tabi tutulmuş ve yasak meyveyi yediği için buradan çıkarılmıştır. Bu durum, zihinlerde doğal olarak "Acaba Kur'an'da bahsedilen cennet tek bir yer midir, yoksa farklı cennetler de var mıdır?" sorusunu uyandırır.<br />
<br />
"Cennet" Kelimesinin Farklı Anlam Katmanları ve Âdem'in Yurdu<br />
Arapçada "cennet" kelimesi kelime anlamıyla sadece ahiret yurdunu değil, aynı zamanda "bahçe, güzel ve korunaklı yer" anlamlarını da taşır. Nitekim Kur'an'da bazen dünyadaki zenginlerin bahçeleri için de "cennet" kelimesinin kullanıldığını görürüz (bkz. Kalem Suresi, 17-33. ayetler). Bu durum, Hz. Âdem'in ilk imtihana tabi tutulduğu yerin ahiret yurdu cenneti değil, farklı bir boyutta veya insan yaşamına uygun bir gezegende var olan özel bir mekan olabileceği düşüncesini destekler.<br />
<br />
<br />
Kıssanın önemli bir diğer yönü, Hz. Âdem ve eşine bizzat İblis tarafından vesvese verilmiş olmasıdır. Bu durum, İblis'in bu "cennete" rahatça girebildiğini, yasak ağacı tanıdığını ve o ağaçtan meyve alınırsa sonuçlarının ne olacağını bildiğini göstermektedir. Oysa İblis, Allah'ın emrine karşı gelerek kibirlendikten sonra Allah'ın huzurundan kovulmuştur. Bu durumda, Hz. Âdem için Allah'ın ("Yiyin için, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz" Bakara Suresi, 35. ayet) sözünü, İblis'in bilmiyor olması gerekir.<br />
<br />
<img src="https://ha-mim.org/media/2022/07/hamim_20220716_004008_170116.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hamim_20220716_004008_170116.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Kur'an'da Allah'ın koyduğu yasakların genellikle keyfi değil, insan sağlığına veya toplum düzenine zarar verici oluşundan kaynaklandığı genel bir prensiptir. Bu bağlamda, yasaklanan ağacın meyvesinin insan sağlığına zararlı olduğu, sarhoş edici veya uyuşturucu bir etkiye sahip olduğu düşünülebilir. Ancak İblis'in bu ağacın yasak olduğunu ve yaklaşılırsa Allah'ın gazabına uğranacağını biliyor olması, söz konusu ağacın daha önceden de yasaklanmış olduğu veya başkalarının bu ağaçtan meyve alıp ilahi bir gazaba uğramış olabileceği ihtimalini akla getirir. Nitekim "o ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz" ifadesi, bu yasağın çiğnenmesinin getireceği olumsuz sonuçların daha önceden tecrübe edilmiş bir durum üzerinden örnekleniyor olabileceğini bize gösteriyor.<br />
<br />
<img src="https://img.pikbest.com/wp/202409/cosmic-nebula-neon-earth-amidst-star-nebulae-and-whirlpool-in-3d-render_9732191.jpg!w700wp" loading="lazy"  alt="[Resim: cosmic-nebula-neon-earth-amidst-star-neb...jpg!w700wp]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Sonuç olarak, Hz. Âdem'in bulunduğu yerde imtihan ve yasakların oluşu, ayrıca İblis'in buraya rahatça girebilmesi gibi faktörler, buranın ebedi ahiret yurdumuz olan cennet olmadığını düşündürmektedir. Bu mekan, sahip olduğu güzellikler nedeniyle "cennet" olarak adlandırılmış, ancak insan yaşamına uygun, kozmik bir başka boyut veya gezegen olmuştur. Yasak çiğnendikten sonra gelen "inin oradan" (Bakara Suresi, 36. ayet) emri de, bu yerin dünya dışında, farklı bir kozmik konumda bulunduğunu pekiştirmektedir. Bu yorum, Kur'an'ın kendi iç tutarlılığına ve ayetler arasındaki bağlantılara dayanarak, kutsal kitabın evrensel ve çok boyutlu mesajını günümüz idrakiyle yeniden ele almayı mümkün kılmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz- dini hikaye]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz-dini-hikaye</link>
			<pubDate>Wed, 05 Mar 2025 14:49:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz-dini-hikaye</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayvanların dilini anlamak isteyen adamın hikayesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hayvanlarin-dilini-anlamak-isteyen-adamin-hikayesi</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jan 2025 14:45:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hayvanlarin-dilini-anlamak-isteyen-adamin-hikayesi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ders niteliğinde iki hikaye - Çiçek ile sarmaşık- yılan ile güneş]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ders-niteliginde-iki-hikaye-cicek-ile-sarmasik-yilan-ile-gunes</link>
			<pubDate>Sun, 07 Jul 2024 16:02:16 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ders-niteliginde-iki-hikaye-cicek-ile-sarmasik-yilan-ile-gunes</guid>
			<description><![CDATA[Sarmaşık ile çiçek hikayesi. Bir çiçek varmış çok güzelmiş. Sarmaşık bu çiçeği çok seviyormuş. Sarmaşık çiçeğe sarılmaya başlamış. Çiçek gün geçtikçe,sarmaşık sarıldıkça nefes alamaz olmuş ve iyice hastalanmış.Ve en sonunda da çiçek ölmüş. Bu hikâyede anlatılmak istenen bir şeyi gereğinden fazla sevmemek gerektiği. Çok sevgide zarar verebilir. Umarım bu hikaye ders olur okuyan herkese. Yılan ile güneş hikayesi. Yılan güneşi görmüş ve çok beğenmiş. Gözlerini ona bakmaktan alıkoymamış. Yılan devamlı olarak güneşi izlemiş ve en sonunda kör olmuş,gözleri görmez olmuş. Bu hikâyede anlatılmak istenen hoşuna gitsede bazı şeylere bakmak iyi değildir. Bu hikâyede olduğu gibi en sonunda bir zararla karşılaşılabilir. Bu iki hikaye bir birine benzer olduğu için birlikte yayınladım. Ders alınması gerekli bu iki hikayeden. Hiç bir şeyi gereğinden fazla sevmemek gerektiği,aşırı sevgininde zararlı olduğu hikayelerde anlatılmak istenen. Buna benzer daha fazla hikaye bulursunuz ve nasip olur inşallah okumak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sarmaşık ile çiçek hikayesi. Bir çiçek varmış çok güzelmiş. Sarmaşık bu çiçeği çok seviyormuş. Sarmaşık çiçeğe sarılmaya başlamış. Çiçek gün geçtikçe,sarmaşık sarıldıkça nefes alamaz olmuş ve iyice hastalanmış.Ve en sonunda da çiçek ölmüş. Bu hikâyede anlatılmak istenen bir şeyi gereğinden fazla sevmemek gerektiği. Çok sevgide zarar verebilir. Umarım bu hikaye ders olur okuyan herkese. Yılan ile güneş hikayesi. Yılan güneşi görmüş ve çok beğenmiş. Gözlerini ona bakmaktan alıkoymamış. Yılan devamlı olarak güneşi izlemiş ve en sonunda kör olmuş,gözleri görmez olmuş. Bu hikâyede anlatılmak istenen hoşuna gitsede bazı şeylere bakmak iyi değildir. Bu hikâyede olduğu gibi en sonunda bir zararla karşılaşılabilir. Bu iki hikaye bir birine benzer olduğu için birlikte yayınladım. Ders alınması gerekli bu iki hikayeden. Hiç bir şeyi gereğinden fazla sevmemek gerektiği,aşırı sevgininde zararlı olduğu hikayelerde anlatılmak istenen. Buna benzer daha fazla hikaye bulursunuz ve nasip olur inşallah okumak.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şükürsüzlüğün Akibeti]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sukursuzlugun-akibeti--67537</link>
			<pubDate>Thu, 02 May 2024 16:48:36 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35115">berilturhan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sukursuzlugun-akibeti--67537</guid>
			<description><![CDATA[Bir hükümdarın oğlu attan düşmüş ve boyun kemikleri birbirine girmişti. Öyle ki, boynu, fil boynu gibi gövdesine batmıştı. Başını çevirebilmek için bütün gövdesini döndürüyordu.<br />
Yurdundaki bütün doktorlar tedavisinde âciz kaldılar. Yalnız komşu ülkedeki bir doktor, başını eski hâline getirebildi ve damarlarıyla kemiklerini düzeltti. O doktor olmasaydı şehzâde sakat kalacak, belki de ölüp gidecekti.<br />
<br />
Şehzâde iyi olduktan sonra, onu tedâvi eden doktor, şehzâde ve hükümdârı ziyarete gitti. Kadirşinaslıktan zerre kadar nasibi olmayan nankör hükümdarla vefâsız şehzâde, ona hiç yüz vermediler. Doktor, hâlini onlara belli etmese de, kendisine revâ görülen bu nâhoş muâmele sebebiyle bir hayli üzüldü, incindi. Hükümdarla şehzâde utanacakları yerde doktor utanarak başını yere eğdi. Kalkıp giderken şöyle mırıldanıyordu:<br />
<br />
«Ben onun boynunu çevirip eski hâline koymasaydım, bugün yüzünü benden çeviremezdi.»<br />
<br />
Doktor, gördüğü bu hakâret karşısında, hükümdarla oğluna bir hikmet dersi vermek üzere şehzâdeye bir tohum gönderdi ve şu haberi yolladı:<br />
<br />
«Şehzâde bunu buhurdana koyup yaksın. Çok güzel ve şifalı bir tütsüdür.»<br />
<br />
Şehzâde doktorun gönderdiği o tohumu yaktıktan sonra dumanından aksırdı. Aksırınca başı eskisi gibi çarpıldı. Hükümdârın emriyle doktoru çok aradılar, fakat bir türlü bulamadılar. Kendisinden özür dileyeceklerdi. Ne çâre ki, iş işten geçmişti.<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk'a şükürden yüz çevirme ki, yarın mahşer günü boynu bükük kalmayasın!..<br />
Şeyh Sadi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir hükümdarın oğlu attan düşmüş ve boyun kemikleri birbirine girmişti. Öyle ki, boynu, fil boynu gibi gövdesine batmıştı. Başını çevirebilmek için bütün gövdesini döndürüyordu.<br />
Yurdundaki bütün doktorlar tedavisinde âciz kaldılar. Yalnız komşu ülkedeki bir doktor, başını eski hâline getirebildi ve damarlarıyla kemiklerini düzeltti. O doktor olmasaydı şehzâde sakat kalacak, belki de ölüp gidecekti.<br />
<br />
Şehzâde iyi olduktan sonra, onu tedâvi eden doktor, şehzâde ve hükümdârı ziyarete gitti. Kadirşinaslıktan zerre kadar nasibi olmayan nankör hükümdarla vefâsız şehzâde, ona hiç yüz vermediler. Doktor, hâlini onlara belli etmese de, kendisine revâ görülen bu nâhoş muâmele sebebiyle bir hayli üzüldü, incindi. Hükümdarla şehzâde utanacakları yerde doktor utanarak başını yere eğdi. Kalkıp giderken şöyle mırıldanıyordu:<br />
<br />
«Ben onun boynunu çevirip eski hâline koymasaydım, bugün yüzünü benden çeviremezdi.»<br />
<br />
Doktor, gördüğü bu hakâret karşısında, hükümdarla oğluna bir hikmet dersi vermek üzere şehzâdeye bir tohum gönderdi ve şu haberi yolladı:<br />
<br />
«Şehzâde bunu buhurdana koyup yaksın. Çok güzel ve şifalı bir tütsüdür.»<br />
<br />
Şehzâde doktorun gönderdiği o tohumu yaktıktan sonra dumanından aksırdı. Aksırınca başı eskisi gibi çarpıldı. Hükümdârın emriyle doktoru çok aradılar, fakat bir türlü bulamadılar. Kendisinden özür dileyeceklerdi. Ne çâre ki, iş işten geçmişti.<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk'a şükürden yüz çevirme ki, yarın mahşer günü boynu bükük kalmayasın!..<br />
Şeyh Sadi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kurt ile eşeğin hikayesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kurt-ile-esegin-hikayesi</link>
			<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 10:13:46 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35117">VOYAGER</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kurt-ile-esegin-hikayesi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kurtla eşek bir konuda tartışmaya başlamışlar. Kurt haklı, eşek haksız ve ancak eşek son derece inatçı, dediğinden şaşmıyor, kurdu dinlemiyor bile. Aslanın hakemliğine başvurmuşlar. Aslan tarafları dinlemiş ve eşeğe, “tamam, tamam, sen haklısın,” demiş. Eşek sevinçle hoplaya sıçraya ayrılınca, kurt sormuş, “Yâ</span><span style="font-size: large;" class="mycode_size">hu, bu nasıl karar, benim haklı olduğum apaçık ortada, sen nasıl eşeği haklı bulursun?” Aslan gülmüş. “Sen,” demiş, “savunduğun konuda haklısın; ancak eşekle tartıştığın için haksızsın; boşuna zamanını harcamışsın, bildiğinden şaşmayan, cahil, üstüne üstlük kendini bir halt zanneden eşeğe laf anlatmak mümkün değil ki, bırak inadını sürdürsün! Vaktini bir daha boşuna harcama.”</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu güzel hikayeyi başka bir forum sitesinde "ibretlik kıssa ve hikayeler" bölümünde yazdım ve akabinde "Yasaklanma sebebiniz: Hem yüzsüz hem arsız! Bu kadar ahlâksızlık olmaz. İftira ve haksız ithamlarına başka yerde devam et. Selametle..." ikazını aldım ve bu hikayenin olduğu mesajım hemen silindi. Bunu "buyuran" o sitenin o moderatörü, bunun öncesinde sitenin başka bir moderatörüne yaptığım sitemkar ve sert ama kesinlikle hakaret içermeyen bir eleştirinin gerekçelerini tam anlamadıklarını o yüzden beni mazur görebilecekleri şeklindeki uzun savunmama karşı bana, " ... e yaptık bir eşeklik kusura bakmayın deseydin, bu kadar kelime israfından beri olurdun..." şeklinde cevap vererek bana hakaret etmişti. Sanırım naklettiğim hikaye, bana "bir eşeklik yaptığım" hakaretini yapan o moderatöre tokat gibi bir cevap olduğu için bunu hazmedemedi ve beni yasakladı. Sizlerden istirhamım, olayı değerlendirmeniz ve görüşlerinizi aktarmanızdır. Allah haklının yanındadır, yanılıyorsam lütfen bildiriniz. Allah'a emanet olunuz.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kurtla eşek bir konuda tartışmaya başlamışlar. Kurt haklı, eşek haksız ve ancak eşek son derece inatçı, dediğinden şaşmıyor, kurdu dinlemiyor bile. Aslanın hakemliğine başvurmuşlar. Aslan tarafları dinlemiş ve eşeğe, “tamam, tamam, sen haklısın,” demiş. Eşek sevinçle hoplaya sıçraya ayrılınca, kurt sormuş, “Yâ</span><span style="font-size: large;" class="mycode_size">hu, bu nasıl karar, benim haklı olduğum apaçık ortada, sen nasıl eşeği haklı bulursun?” Aslan gülmüş. “Sen,” demiş, “savunduğun konuda haklısın; ancak eşekle tartıştığın için haksızsın; boşuna zamanını harcamışsın, bildiğinden şaşmayan, cahil, üstüne üstlük kendini bir halt zanneden eşeğe laf anlatmak mümkün değil ki, bırak inadını sürdürsün! Vaktini bir daha boşuna harcama.”</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu güzel hikayeyi başka bir forum sitesinde "ibretlik kıssa ve hikayeler" bölümünde yazdım ve akabinde "Yasaklanma sebebiniz: Hem yüzsüz hem arsız! Bu kadar ahlâksızlık olmaz. İftira ve haksız ithamlarına başka yerde devam et. Selametle..." ikazını aldım ve bu hikayenin olduğu mesajım hemen silindi. Bunu "buyuran" o sitenin o moderatörü, bunun öncesinde sitenin başka bir moderatörüne yaptığım sitemkar ve sert ama kesinlikle hakaret içermeyen bir eleştirinin gerekçelerini tam anlamadıklarını o yüzden beni mazur görebilecekleri şeklindeki uzun savunmama karşı bana, " ... e yaptık bir eşeklik kusura bakmayın deseydin, bu kadar kelime israfından beri olurdun..." şeklinde cevap vererek bana hakaret etmişti. Sanırım naklettiğim hikaye, bana "bir eşeklik yaptığım" hakaretini yapan o moderatöre tokat gibi bir cevap olduğu için bunu hazmedemedi ve beni yasakladı. Sizlerden istirhamım, olayı değerlendirmeniz ve görüşlerinizi aktarmanızdır. Allah haklının yanındadır, yanılıyorsam lütfen bildiriniz. Allah'a emanet olunuz.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ÇİVİLİ TAHTA HİKAYESİ]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-civili-tahta-hikayesi</link>
			<pubDate>Wed, 31 Jan 2024 12:24:53 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35115">berilturhan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-civili-tahta-hikayesi</guid>
			<description><![CDATA[Paylaşarak Hidayete Vesile Ol:<br />
İslamiyette günahkâr kulların nasuh bir tövbe ile affedileceğinin yegâne göstergelerinden biri de Hz. Vahşi’nin pişmanlığı olayıdır. Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan Hz. Vahşi, Müslüman olmadan önce Peygamber Efendimiz (s.a.v)‘in amcasını şehit etmesine rağmen, iman edip tövbe ederek İslamiyet’i seçmiştir.<br />
<br />
<br />
Hazreti Hamza (r.a.) Bedir gazasında kahramanca savaşmış ve savaşta müşriklerden Tuayme’yi öldürmüştü. İntikam ateşiyle tutuşan Tuayme’nin oğlu Cübeyr, kölesi Hz. Vahşi’ye babasının intikamını alması karşılığında özgürlük vadetmişti. Bu vaat karşılığında Hz. Vahşi, Uhud savaşında taş arkasına saklanıp Hazreti Hamza’ya mızrak atarak ağır yaraladı ve onu kılıçla şehit etti. Böylece Hz. Vahşi artık fiziken özgür olmuştu. Fakat ilerleyen zamanda vicdani özgürlüğü için de aynı şey geçerli olacak mıydı?<br />
<br />
<br />
Hz. Vahşi’nin Pişmanlığı | Efendimiz (s.a.v) Onu Nasıl Affetti?<br />
Aradan yıllar geçtikten sonra İslamiyet hakim oldu, gerçekler gün yüzüne çıktı ve müşrikler bozguna uğradı. Hz. Vahşi pişman olmuştu yaptığı fiilden ötürü. Müslüman olmak istiyordu fakat amcasını öldürdüğü Peygamber Efendimiz (s.a.v) onu affeder miydi? Nitekim o zamanlarda köle olduğu için özgürlüğünü kazanmak adına her şeyi yapardı fakat nereden bilebilirdi ki Allah’ın Rasülüne düşmanlık yapacağını?<br />
<br />
Hz. Vahşi tövbe için Medine’ye, Efendimiz (s.a.v)’in yanına gitmek istiyordu fakat korkuyordu. Ya affedilmezse?<br />
<br />
Bir gün Efendimiz (s.a.v)’in “İman edip pişman olan herkesin geçmiş günahları bağışlanır” sözünü işitti ve bunun üzerine yola çıktı. Artık, Hz. Vahşi’nin pişmanlığı onu tövbe etmeye götürmüştü ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den af dilemek için Medine-i Münevvere’ye geldi.<br />
<br />
Adab-ı Muaşeret kurallarına riayet ederek Hz. Vahşi pişman olup iman ettiğini söylediğinde Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:<br />
<br />
-“İman eden, pişman olan bağışlanır. Bizim kardeşimiz olur” . Bunun üzerine Hz. Vahşi:<br />
<br />
-“Amcanızı öldürse bile mi?” deyince Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hz. Vahşi’yi tanıdı. Amcası Hz. Hamza (r.a.) aklına gelmesiyle gözlerinden damlalar süzülmeye başladı. Fakat Allah’ın Rasülü şahsa göre hareket etmezdi. Bu yüzden, gözü yaşlı bir şekilde Hz. Vahşi’nin tövbesini ve pişmanlığını kabul etti. Fakat Hz. Vahşi’yi görünce amcası aklına geldiğinden onu Yemame tarafına gönderdi ve Hz. Vahşi bir daha Medine-i Münevvere’ye dönmedi.<br />
<br />
<br />
Hz. Vahşi’nin Tövbesi Sonrası Hayatı ve Ölümü<br />
Hz. Vahşi tövbe ile beraber iman edip hidayete kavuştu ve Ashab-ı Kiram olmakla şereflendi. Hicretin on birinci senesinde, Halife Hz. Ebubekir (r.a.) döneminde, Yemâme’de mürtetlerle (dinden dönenlerle) şiddetli bir savaş oldu. Müseyleme ordusundan 20.000, Halid Bin Velid ordusundan 2.000 kişi öldü. İlk başta Müslümanlar bozuldu, ancak sonra Hz. Vahşi kahramanca saldırıp yalancı peygamberlik iddiasında bulunan Müseylemet-ül Kezzab’ı kılıçla öldürdü. Bunu gören Müslümanlar hücum ederek zafer kazandılar. Yermük gazasında Rumlara karşı çok kahramanlıkları görülen Hz. Vahşi, Hazreti Osman döneminde Humus’ta vefat etti.<br />
<br />
<br />
Hz. Vahşi’nin Pişmanlığı<br />
Hz. Vahşi’nin Pişmanlığı Herkese Numunedir<br />
Müslümanların o zamanki şecaat sahibi kişilerinden Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in amcası Hz. Hamza‘yı şehit etmesinde rağmen affedilmişti Hz. Vahşi. Çünkü Efendimiz (s.a.v) şöyle “İslam, kendisinden önce olanları siler” buyuruyordu. Başka bir Hadis-i Şeriflerinde “Günahından tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir” buyurmuştu. İşte bu yüzden, Hz. Vahşi’nin tövbesi ve onun pişmanlığı Allah’ın affıyla sonuçlandı. Buradan çıkaracağımız yegane hikmet, şirk dışında hangi günah olursa olsun rahmeti sonsuz olan Rabbimizin affedeceğidir. Hz. Vahşi’nin pişmanlığı, insanların günahlarından dönüp tövbe edebileceğini ve affedilebileceğini gösteren önemli bir örneklerden biridir. Mümin kullara düşen, vakit kaybetmeden günahlardan tövbe-i nasuh ile tövbe edip temiz bir sayfa ile hayatına devam etmektir. Vesselam.<br />
<br />
Bu dini sohbetimizi beğendiyseniz Sahabe-i Kiram’dan Adaletiyle meşhur Hz. Ömer’ul Faruk (r.a.) Efendimizin Hayatı ile alakalı sohbetimizi de okuyabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Paylaşarak Hidayete Vesile Ol:<br />
İslamiyette günahkâr kulların nasuh bir tövbe ile affedileceğinin yegâne göstergelerinden biri de Hz. Vahşi’nin pişmanlığı olayıdır. Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan Hz. Vahşi, Müslüman olmadan önce Peygamber Efendimiz (s.a.v)‘in amcasını şehit etmesine rağmen, iman edip tövbe ederek İslamiyet’i seçmiştir.<br />
<br />
<br />
Hazreti Hamza (r.a.) Bedir gazasında kahramanca savaşmış ve savaşta müşriklerden Tuayme’yi öldürmüştü. İntikam ateşiyle tutuşan Tuayme’nin oğlu Cübeyr, kölesi Hz. Vahşi’ye babasının intikamını alması karşılığında özgürlük vadetmişti. Bu vaat karşılığında Hz. Vahşi, Uhud savaşında taş arkasına saklanıp Hazreti Hamza’ya mızrak atarak ağır yaraladı ve onu kılıçla şehit etti. Böylece Hz. Vahşi artık fiziken özgür olmuştu. Fakat ilerleyen zamanda vicdani özgürlüğü için de aynı şey geçerli olacak mıydı?<br />
<br />
<br />
Hz. Vahşi’nin Pişmanlığı | Efendimiz (s.a.v) Onu Nasıl Affetti?<br />
Aradan yıllar geçtikten sonra İslamiyet hakim oldu, gerçekler gün yüzüne çıktı ve müşrikler bozguna uğradı. Hz. Vahşi pişman olmuştu yaptığı fiilden ötürü. Müslüman olmak istiyordu fakat amcasını öldürdüğü Peygamber Efendimiz (s.a.v) onu affeder miydi? Nitekim o zamanlarda köle olduğu için özgürlüğünü kazanmak adına her şeyi yapardı fakat nereden bilebilirdi ki Allah’ın Rasülüne düşmanlık yapacağını?<br />
<br />
Hz. Vahşi tövbe için Medine’ye, Efendimiz (s.a.v)’in yanına gitmek istiyordu fakat korkuyordu. Ya affedilmezse?<br />
<br />
Bir gün Efendimiz (s.a.v)’in “İman edip pişman olan herkesin geçmiş günahları bağışlanır” sözünü işitti ve bunun üzerine yola çıktı. Artık, Hz. Vahşi’nin pişmanlığı onu tövbe etmeye götürmüştü ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den af dilemek için Medine-i Münevvere’ye geldi.<br />
<br />
Adab-ı Muaşeret kurallarına riayet ederek Hz. Vahşi pişman olup iman ettiğini söylediğinde Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:<br />
<br />
-“İman eden, pişman olan bağışlanır. Bizim kardeşimiz olur” . Bunun üzerine Hz. Vahşi:<br />
<br />
-“Amcanızı öldürse bile mi?” deyince Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hz. Vahşi’yi tanıdı. Amcası Hz. Hamza (r.a.) aklına gelmesiyle gözlerinden damlalar süzülmeye başladı. Fakat Allah’ın Rasülü şahsa göre hareket etmezdi. Bu yüzden, gözü yaşlı bir şekilde Hz. Vahşi’nin tövbesini ve pişmanlığını kabul etti. Fakat Hz. Vahşi’yi görünce amcası aklına geldiğinden onu Yemame tarafına gönderdi ve Hz. Vahşi bir daha Medine-i Münevvere’ye dönmedi.<br />
<br />
<br />
Hz. Vahşi’nin Tövbesi Sonrası Hayatı ve Ölümü<br />
Hz. Vahşi tövbe ile beraber iman edip hidayete kavuştu ve Ashab-ı Kiram olmakla şereflendi. Hicretin on birinci senesinde, Halife Hz. Ebubekir (r.a.) döneminde, Yemâme’de mürtetlerle (dinden dönenlerle) şiddetli bir savaş oldu. Müseyleme ordusundan 20.000, Halid Bin Velid ordusundan 2.000 kişi öldü. İlk başta Müslümanlar bozuldu, ancak sonra Hz. Vahşi kahramanca saldırıp yalancı peygamberlik iddiasında bulunan Müseylemet-ül Kezzab’ı kılıçla öldürdü. Bunu gören Müslümanlar hücum ederek zafer kazandılar. Yermük gazasında Rumlara karşı çok kahramanlıkları görülen Hz. Vahşi, Hazreti Osman döneminde Humus’ta vefat etti.<br />
<br />
<br />
Hz. Vahşi’nin Pişmanlığı<br />
Hz. Vahşi’nin Pişmanlığı Herkese Numunedir<br />
Müslümanların o zamanki şecaat sahibi kişilerinden Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in amcası Hz. Hamza‘yı şehit etmesinde rağmen affedilmişti Hz. Vahşi. Çünkü Efendimiz (s.a.v) şöyle “İslam, kendisinden önce olanları siler” buyuruyordu. Başka bir Hadis-i Şeriflerinde “Günahından tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir” buyurmuştu. İşte bu yüzden, Hz. Vahşi’nin tövbesi ve onun pişmanlığı Allah’ın affıyla sonuçlandı. Buradan çıkaracağımız yegane hikmet, şirk dışında hangi günah olursa olsun rahmeti sonsuz olan Rabbimizin affedeceğidir. Hz. Vahşi’nin pişmanlığı, insanların günahlarından dönüp tövbe edebileceğini ve affedilebileceğini gösteren önemli bir örneklerden biridir. Mümin kullara düşen, vakit kaybetmeden günahlardan tövbe-i nasuh ile tövbe edip temiz bir sayfa ile hayatına devam etmektir. Vesselam.<br />
<br />
Bu dini sohbetimizi beğendiyseniz Sahabe-i Kiram’dan Adaletiyle meşhur Hz. Ömer’ul Faruk (r.a.) Efendimizin Hayatı ile alakalı sohbetimizi de okuyabilirsiniz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şehzade Osman - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sehzade-osman-serdar-yildirim</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jun 2023 12:38:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34920">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sehzade-osman-serdar-yildirim</guid>
			<description><![CDATA[ŞEHZADE OSMAN<br />
Yemen padişahının oğlu Şehzade Osman hayır işlerine pek meraklıymış. Yıllık kazancının kırkta birini fakirlere dağıtırmış. Kimsesiz çocukları mekteplerde, medreselerde okutur, onların ilim, irfan öğrenerek memlekete yararlı birer insan olmalarını sağlamaya çalışırmış. Beyaz atına atladığı gibi dağlara, tepelere tırmanır, çölde günlerce at sürer, köylere, şehirlere gider, yardıma muhtaç insan ararmış, çünkü Şehzade Osman yaptığı her iyiliğin kendisine bolca sevap kazandırdığını bilirmiş. <br />
Günlerden bir gün Şehzade Osman’ın yolu bir köye düşmüş. Şehzade’yi yakından tanıyan köylüler hemen çevresini sarmışlar. Şehzade köylülerle konuşurken elbiseleri eski, yırtık pırtık, yalınayak on yaşlarında bir çocuğun az ileriden bakmakta olduğunu görmüş. Şehzade: “ Bu çocuk da kim? “ diye sormuş. <br />
Köylülerden birisi: “ Şehzadem, sen ona aldırma. Onun babası da, anası da hırsızdı. Yakın köylere, kasabalara giderler, ne bulurlarsa çalarlar, köye getirirlerdi. Çaldıklarını köy meydanında gösterirler, işte şu köyden şunu, şu kasabadan bunu çaldık diye bize anlatırlardı. İş bu kadarla kalsa neyse. Bizi de hırsızlık yapmaya teşvik ederler, çalışan değil, çalan kazanıyor. Siz de çalın, siz de kazanın var mı hırsızlık gibisi derlerdi. Kötüler er geç cezasını bulurmuş. Onlar da geçen yıl hırsızlık yaparken yakalanıp zindana atıldılar. Bir ay sonra ikisi de ölmüş. O günden bu yana çocuk sokakta kaldı. Sokakta yatar kalkar, yaprak, toprak yer, dereden su içer, geçinir gider. Ölsün diye bakarız ama ölmedi işte. Ne yapalım kaderi böyleymiş. “ <br />
<br />
Bunun üzerine Şehzade Osman: “ Peki çocuğa neden yardım etmediniz? Onun günahı ne? “ diye sormuş. “ <br />
Köylü: “ Şehzadem, soy çeker, baba hırsız, ana hırsız olunca çocuk da hırsız olur. Büyüyünce çok kimsenin canını yakar “ deyince Şehzade Osman atından inmiş. Çocuğun yanına gitmiş. “ Canım, senin adın ne? “ diye sormuş. <br />
Çocuk: “ Abi, benim adım Ömer. Sen iyi bir abisin. Beni başka köye götürsene. Burayı hiç sevmiyorum. Bu amcalar beni dövüyorlar. Neden bilmem ama kabahat falan yapmıyorum. Hem kabahat bile yapsam dövmemeleri lazım değil mi? Sadece yaptığımın yanlış olduğunu söyleyip beni uyarabilirler “ demiş. <br />
Şehzade Osman: “ Haklısın Ömercik, her sözünde haklısın. Keşke herkes senin gibi düşünse. Onların seni dövmeleri zavallı olmalarından dolayıdır. Seni başkente götürüp medresede okutacağım. Gelecek senin olacak, Ömercik “ demiş. <br />
Hindistan’dan beş yıl önce gelerek Yemen’e yerleşen ve Müslümanları birbirine düşman etmek için çalışan Kasandra büyü ve simya ile uğraşırmış. Kasandra bir gün ateş topunda Şehzade Osman’ı görmüş. Daha sonra Şehzade’yi ilgiyle izleyen Kasandra onun  zararsız hale getirilmesi gereken zehirli bir yılan olduğunda karar kılmış. Kasandra renkli taşları masanın üstüne çizdiği dairenin içine simetrik bir şekilde yerleştirdikten sonra büyüyü tamamlamış. Şehzade Osman her gün bir santimetre kısalarak gittikçe küçülmeye başlamış ve sonunda parmak kadar kalmış. <br />
<br />
<br />
Aradan on iki yıl geçmiş. Ömer ilim tahsil ederek  kadı olmuş. Bir gece evinde uyurken rüyasında parmak boyundaki Şehzade’yi görmüş. Şehzade devamlı olarak, Ömercik, kurtar beni, der dururmuş. Sonraki günlerde aynı rüyayı gören Ömer görevini bir arkadaşına bırakarak yıllardır kayıp olan Şehzade’yi aramaya çıkmış. Aylarca köy, kasaba, şehir demeden dolaşmış durmuş. Hiçbir zaman umudunu kaybetmemiş, çünkü Şehzade’yi bulacağına inancı tammış. Bu arada büyücü Kasandra’yı tanımış. Kasandra’nın insanı iliklerine kadar titreten bakışlarıyla karşılaşmış. Onun evindeki toplantılara katılmış. Bu toplantılarda en çok da Kasandra’nın yanlışı doğru diye anlatırken Müslüman halkın anlatılanları ağzı açık dinlemesi canını sıkmış. <br />
<br />
Aden şehrine gelen  Ömer öğle vakti handa otururken,  yanındaki adamın cebinden incecik bir öksürük sesi geldiğini duymuş. Ömer “ Galiba Şehzade’yi buldum “ diye düşünerek sevinmiş. Gizlice adamın cebinden Şehzade’yi alarak  cebine koymuş ve oradan uzaklaşmış. <br />
<br />
Tenha bir yerde Şehzade’ye durumu anlatmış ve kendisinin Ömercik olduğunu söylemiş. Şehzade bunun üzerine  çok duygulanmış ve ağlamaya başlamış. Daha sonraki günlerde Ömer ile Şehzade olanları  konuşmuşlar. Ömer bu arada büyücü Kasandra’dan söz etmiş. Kasandra hayranlığının hızla yayıldığını, uzak yerlerden bile Kasandra’nın yanına gelenlerin olduğunu belirtmiş. Şehzade: “ Şu Kasandra’yı bir de ben göreyim. Beni onun evine götür Ömer “ demiş. <br />
Kasandra’nın evinde Ömer’in cebinden çıkan Şehzade parmaklarının ucuna basa basa odaları dolaşmaya başlamış. Büyü odasında Kasandra’nın tuttuğu notları okuyan Şehzade yıllardır çektiği çilenin sebebinin Kasandra olduğunu anlamış. Masanın üstündeki renkli taşları bahçeye atarak büyüyü bozmuş. Kasandra aynı büyüyü tekrar yapamazmış, çünkü bozulan büyü bir daha tutmazmış. Şehzade ateş topunu da kırmış ve sessizce gelerek Ömer’in cebine girmiş. Kasandra’nın evinden ayrıldıktan sonra Şehzade, Ömer’e büyüyü bozduğunu söylemiş ve bir ata binerek son hızla şehirden kaçmışlar. Şehzade her gün bir santimetre büyüyerek altı ay sonra normal boyuna ulaşmış. <br />
Birkaç ay sonra Şehzade’nin evleneceği haberi ülkenin her yanında duyulmuş. Kasandra da Şehzade’yle aynı gün evlenmeye karar vermiş ve düğün sırasında Şehzade’ye verilmek üzere içi yılan dolu sepet hazırlamış. Düğün günü bu sepet  hediye sepetleriyle karışmış. Şehzade’ye içi gül dolu sepet gönderilmiş. Kasandra düğün sırasında kendisine gönderilen sepetleri açarken yılanların sokmasıyla ölmüş. Sonraki yıllarda Şehzade Osman padişah, Ömer de vezir olmuş. Birlikte ülkeyi dirlik, düzenlik içinde yönetmişler. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ŞEHZADE OSMAN<br />
Yemen padişahının oğlu Şehzade Osman hayır işlerine pek meraklıymış. Yıllık kazancının kırkta birini fakirlere dağıtırmış. Kimsesiz çocukları mekteplerde, medreselerde okutur, onların ilim, irfan öğrenerek memlekete yararlı birer insan olmalarını sağlamaya çalışırmış. Beyaz atına atladığı gibi dağlara, tepelere tırmanır, çölde günlerce at sürer, köylere, şehirlere gider, yardıma muhtaç insan ararmış, çünkü Şehzade Osman yaptığı her iyiliğin kendisine bolca sevap kazandırdığını bilirmiş. <br />
Günlerden bir gün Şehzade Osman’ın yolu bir köye düşmüş. Şehzade’yi yakından tanıyan köylüler hemen çevresini sarmışlar. Şehzade köylülerle konuşurken elbiseleri eski, yırtık pırtık, yalınayak on yaşlarında bir çocuğun az ileriden bakmakta olduğunu görmüş. Şehzade: “ Bu çocuk da kim? “ diye sormuş. <br />
Köylülerden birisi: “ Şehzadem, sen ona aldırma. Onun babası da, anası da hırsızdı. Yakın köylere, kasabalara giderler, ne bulurlarsa çalarlar, köye getirirlerdi. Çaldıklarını köy meydanında gösterirler, işte şu köyden şunu, şu kasabadan bunu çaldık diye bize anlatırlardı. İş bu kadarla kalsa neyse. Bizi de hırsızlık yapmaya teşvik ederler, çalışan değil, çalan kazanıyor. Siz de çalın, siz de kazanın var mı hırsızlık gibisi derlerdi. Kötüler er geç cezasını bulurmuş. Onlar da geçen yıl hırsızlık yaparken yakalanıp zindana atıldılar. Bir ay sonra ikisi de ölmüş. O günden bu yana çocuk sokakta kaldı. Sokakta yatar kalkar, yaprak, toprak yer, dereden su içer, geçinir gider. Ölsün diye bakarız ama ölmedi işte. Ne yapalım kaderi böyleymiş. “ <br />
<br />
Bunun üzerine Şehzade Osman: “ Peki çocuğa neden yardım etmediniz? Onun günahı ne? “ diye sormuş. “ <br />
Köylü: “ Şehzadem, soy çeker, baba hırsız, ana hırsız olunca çocuk da hırsız olur. Büyüyünce çok kimsenin canını yakar “ deyince Şehzade Osman atından inmiş. Çocuğun yanına gitmiş. “ Canım, senin adın ne? “ diye sormuş. <br />
Çocuk: “ Abi, benim adım Ömer. Sen iyi bir abisin. Beni başka köye götürsene. Burayı hiç sevmiyorum. Bu amcalar beni dövüyorlar. Neden bilmem ama kabahat falan yapmıyorum. Hem kabahat bile yapsam dövmemeleri lazım değil mi? Sadece yaptığımın yanlış olduğunu söyleyip beni uyarabilirler “ demiş. <br />
Şehzade Osman: “ Haklısın Ömercik, her sözünde haklısın. Keşke herkes senin gibi düşünse. Onların seni dövmeleri zavallı olmalarından dolayıdır. Seni başkente götürüp medresede okutacağım. Gelecek senin olacak, Ömercik “ demiş. <br />
Hindistan’dan beş yıl önce gelerek Yemen’e yerleşen ve Müslümanları birbirine düşman etmek için çalışan Kasandra büyü ve simya ile uğraşırmış. Kasandra bir gün ateş topunda Şehzade Osman’ı görmüş. Daha sonra Şehzade’yi ilgiyle izleyen Kasandra onun  zararsız hale getirilmesi gereken zehirli bir yılan olduğunda karar kılmış. Kasandra renkli taşları masanın üstüne çizdiği dairenin içine simetrik bir şekilde yerleştirdikten sonra büyüyü tamamlamış. Şehzade Osman her gün bir santimetre kısalarak gittikçe küçülmeye başlamış ve sonunda parmak kadar kalmış. <br />
<br />
<br />
Aradan on iki yıl geçmiş. Ömer ilim tahsil ederek  kadı olmuş. Bir gece evinde uyurken rüyasında parmak boyundaki Şehzade’yi görmüş. Şehzade devamlı olarak, Ömercik, kurtar beni, der dururmuş. Sonraki günlerde aynı rüyayı gören Ömer görevini bir arkadaşına bırakarak yıllardır kayıp olan Şehzade’yi aramaya çıkmış. Aylarca köy, kasaba, şehir demeden dolaşmış durmuş. Hiçbir zaman umudunu kaybetmemiş, çünkü Şehzade’yi bulacağına inancı tammış. Bu arada büyücü Kasandra’yı tanımış. Kasandra’nın insanı iliklerine kadar titreten bakışlarıyla karşılaşmış. Onun evindeki toplantılara katılmış. Bu toplantılarda en çok da Kasandra’nın yanlışı doğru diye anlatırken Müslüman halkın anlatılanları ağzı açık dinlemesi canını sıkmış. <br />
<br />
Aden şehrine gelen  Ömer öğle vakti handa otururken,  yanındaki adamın cebinden incecik bir öksürük sesi geldiğini duymuş. Ömer “ Galiba Şehzade’yi buldum “ diye düşünerek sevinmiş. Gizlice adamın cebinden Şehzade’yi alarak  cebine koymuş ve oradan uzaklaşmış. <br />
<br />
Tenha bir yerde Şehzade’ye durumu anlatmış ve kendisinin Ömercik olduğunu söylemiş. Şehzade bunun üzerine  çok duygulanmış ve ağlamaya başlamış. Daha sonraki günlerde Ömer ile Şehzade olanları  konuşmuşlar. Ömer bu arada büyücü Kasandra’dan söz etmiş. Kasandra hayranlığının hızla yayıldığını, uzak yerlerden bile Kasandra’nın yanına gelenlerin olduğunu belirtmiş. Şehzade: “ Şu Kasandra’yı bir de ben göreyim. Beni onun evine götür Ömer “ demiş. <br />
Kasandra’nın evinde Ömer’in cebinden çıkan Şehzade parmaklarının ucuna basa basa odaları dolaşmaya başlamış. Büyü odasında Kasandra’nın tuttuğu notları okuyan Şehzade yıllardır çektiği çilenin sebebinin Kasandra olduğunu anlamış. Masanın üstündeki renkli taşları bahçeye atarak büyüyü bozmuş. Kasandra aynı büyüyü tekrar yapamazmış, çünkü bozulan büyü bir daha tutmazmış. Şehzade ateş topunu da kırmış ve sessizce gelerek Ömer’in cebine girmiş. Kasandra’nın evinden ayrıldıktan sonra Şehzade, Ömer’e büyüyü bozduğunu söylemiş ve bir ata binerek son hızla şehirden kaçmışlar. Şehzade her gün bir santimetre büyüyerek altı ay sonra normal boyuna ulaşmış. <br />
Birkaç ay sonra Şehzade’nin evleneceği haberi ülkenin her yanında duyulmuş. Kasandra da Şehzade’yle aynı gün evlenmeye karar vermiş ve düğün sırasında Şehzade’ye verilmek üzere içi yılan dolu sepet hazırlamış. Düğün günü bu sepet  hediye sepetleriyle karışmış. Şehzade’ye içi gül dolu sepet gönderilmiş. Kasandra düğün sırasında kendisine gönderilen sepetleri açarken yılanların sokmasıyla ölmüş. Sonraki yıllarda Şehzade Osman padişah, Ömer de vezir olmuş. Birlikte ülkeyi dirlik, düzenlik içinde yönetmişler. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fakir Babası - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-fakir-babasi-serdar-yildirim</link>
			<pubDate>Thu, 06 Apr 2023 23:21:27 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34920">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-fakir-babasi-serdar-yildirim</guid>
			<description><![CDATA[FAKİR BABASI<br />
Çocukluğu yoksulluk içinde geçen bir adam çok çalışarak zengin olmuş. Hanlar, köşkler yaptırmış. Tarlalar, bahçeler satın almış. Yıllar önce yalınayak gezdiği günleri ve o günlerde: “ Allah’ım, bana yardım et. Beni yoksulluktan kurtar, zengin et. Söz veriyorum, helal para kazanacağım, kimseye kötülük yapmayacağım. Zengin olursam, yoksullara yardım edeceğim ve hiç kimsenin yalın ayak gezmesine izin vermeyeceğim “ diyerek ettiği duayı unutmuş. Kazanmak, hep kazanmak, daha fazla kazanmak istemiş. Gözü paradan-maldan başka bir şey görmez olmuş. Masraf olmasın diye  evlenmemiş. Kırk yaşına girdiği gün atlara binip adamlarıyla birlikte kasabaya giderken yolda yaşlı bir adam görmüş. Yaşlı adamın ayakkabısı yokmuş, yalın ayakmış. Zengin adam atından inmiş, yaşlı adamın yanına gelmiş: <br />
“ Beybaba, neden yalın ayak gezersin? “<br />
“ Ah oğlum, fakirim, ayakkabı alacak param yoktur.” <br />
“ Ne yer, ne içersin? “<br />
“ Halime acıyanlar olur, bir dilim ekmek, bir kap yemek verirler. Dereden, gölden su içerim. Günde bir öğün yemek yeter bana. Ayakkabım olsaydı halime şükrederdim.” <br />
“ Bu haline mi şükrederdin? Şükredecek halin mi kalmış senin? “ <br />
“ Oğlum, sen zenginsin herhalde.” <br />
“ Eh, zenginim, ne olmuş? Çok çalışıp helal para kazandım. Zengin olmak suç mu? “ <br />
“ Gel bir ayakkabı alıver bana, sevaptır. “ <br />
“ Allah’tan iste. Ben dilencileri sevmem. “<br />
“ Oğlum, ben dilenci değilim. İlk defa birinden bir şey istedim. Hani dedim yardım etmek istersin belki. “ <br />
“ Hayır, yalan söylüyorsun. Dilencisin sen. Ona, buna yardım etseydim zengin olamazdım. “ <br />
Daha sonra zengin adam atına binmiş. Adamlarıyla birlikte giderken, yaşlı adam arkasından:<br />
“ Zenginler de yalın ayak gezer, bunu unutma “ diye bağırmış. <br />
Aradan aylar geçmiş. Zengin adam daha da zenginleşmiş ve o ülkenin en zengin adamı olmuş. Fakat yaşlı adamın son sözü hiç aklından çıkmamış. Bir gün yalın ayak gezmemek için hanlarına, köşklerine yüzlerce çift ayakkabı doldurmuş. Mağaralara, ağaç kovuklarına tahta sandıklar içinde ayakkabı saklamış.Toprağa ayakkabı gömmüş. Artık huzur bulmuş çünkü malını, mülkünü kaybetse,  parası kalmasa bile oraya-buraya sakladığı ayakkabılar ona ömrünün sonuna kadar yetermiş. <br />
<br />
Bu arada zengin adamın başına bir dert peydah olmuş. Ayak tırnakları gün geçtikçe uzuyormuş, ama kesilmiyormuş. Hani demiri kesen alet bile faydasız olmuş. Özel ayakkabı yaptırmış, daha büyük, daha büyük derken, ayakkabılar ağır gelmeye başlamış. Sonunda iki yol kalmış: Ya  yürümeyecek oturacak, ya da yalın ayak gezecek. Oturmayı denemiş ama bu ona çok zor gelmiş. Başlamış yalın ayak gezmeye. Önceleri biraz sıkılmış, utanmış, fakat zamanla alışmış. Yalın ayak gezdikçe ayak tırnakları gittikçe kısalmış ve eski haline dönmüş. Zengin adam ayak tırnaklarının iyice kısaldığı günler ayakkabı giyerse, ertesi sabah uyandığında ayak tırnakları uzamış oluyormuş. Günlerden bir gün adamlarıyla birlikte giderken yaşlı adam karşısına çıkmış. Yaşlı adamla zengin adam arasında şu konuşmalar geçmiş. <br />
<br />
Yaşlı adam: “ Oğlum, bana ayakkabı alır mısın? “ diye sormuş. <br />
Zengin adam: “ Aman beybaba, ne demek? İstersen sana yüz çift ayakkabı alayım. ”<br />
“ Oğlum, ben yüz çift değil, bir çift ayakkabı istedim. Yalın ayak gezmek kolay değildir. Bunu ayakkabısı olanlar bilemezler. Bilmem anlatabildim mi? “ <br />
“ Anlattın beybaba, hem de çok iyi anlattın. İleride bir ayakkabıcı var. Önden sen buyur da oradan sana ayakkabı alayım. “ <br />
“ Ah oğlum, beni ne kadar sevindirdiğini tahmin edemezsin. Allah da seni sevindirsin. ” <br />
Yaşlı adam ayakkabıcıdan bir çift ayakkabı seçip giymiş ve zengin adamla vedalaştıktan sonra yürüyüp gitmiş. Zengin adam o günden sonra fakirlere yardım etmiş, hanlarında, köşklerinde barındırmış. Onlara her gün bedava yemek vermiş. Güzel elbiseler,  ayakkabılar dağıtmış, adı fakir babasına çıkmış. Fakir babası bir gün ayakkabı giymeyi denemiş ve aradan günler geçtiği halde ayak tırnaklarının uzamadığını görmüş. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[FAKİR BABASI<br />
Çocukluğu yoksulluk içinde geçen bir adam çok çalışarak zengin olmuş. Hanlar, köşkler yaptırmış. Tarlalar, bahçeler satın almış. Yıllar önce yalınayak gezdiği günleri ve o günlerde: “ Allah’ım, bana yardım et. Beni yoksulluktan kurtar, zengin et. Söz veriyorum, helal para kazanacağım, kimseye kötülük yapmayacağım. Zengin olursam, yoksullara yardım edeceğim ve hiç kimsenin yalın ayak gezmesine izin vermeyeceğim “ diyerek ettiği duayı unutmuş. Kazanmak, hep kazanmak, daha fazla kazanmak istemiş. Gözü paradan-maldan başka bir şey görmez olmuş. Masraf olmasın diye  evlenmemiş. Kırk yaşına girdiği gün atlara binip adamlarıyla birlikte kasabaya giderken yolda yaşlı bir adam görmüş. Yaşlı adamın ayakkabısı yokmuş, yalın ayakmış. Zengin adam atından inmiş, yaşlı adamın yanına gelmiş: <br />
“ Beybaba, neden yalın ayak gezersin? “<br />
“ Ah oğlum, fakirim, ayakkabı alacak param yoktur.” <br />
“ Ne yer, ne içersin? “<br />
“ Halime acıyanlar olur, bir dilim ekmek, bir kap yemek verirler. Dereden, gölden su içerim. Günde bir öğün yemek yeter bana. Ayakkabım olsaydı halime şükrederdim.” <br />
“ Bu haline mi şükrederdin? Şükredecek halin mi kalmış senin? “ <br />
“ Oğlum, sen zenginsin herhalde.” <br />
“ Eh, zenginim, ne olmuş? Çok çalışıp helal para kazandım. Zengin olmak suç mu? “ <br />
“ Gel bir ayakkabı alıver bana, sevaptır. “ <br />
“ Allah’tan iste. Ben dilencileri sevmem. “<br />
“ Oğlum, ben dilenci değilim. İlk defa birinden bir şey istedim. Hani dedim yardım etmek istersin belki. “ <br />
“ Hayır, yalan söylüyorsun. Dilencisin sen. Ona, buna yardım etseydim zengin olamazdım. “ <br />
Daha sonra zengin adam atına binmiş. Adamlarıyla birlikte giderken, yaşlı adam arkasından:<br />
“ Zenginler de yalın ayak gezer, bunu unutma “ diye bağırmış. <br />
Aradan aylar geçmiş. Zengin adam daha da zenginleşmiş ve o ülkenin en zengin adamı olmuş. Fakat yaşlı adamın son sözü hiç aklından çıkmamış. Bir gün yalın ayak gezmemek için hanlarına, köşklerine yüzlerce çift ayakkabı doldurmuş. Mağaralara, ağaç kovuklarına tahta sandıklar içinde ayakkabı saklamış.Toprağa ayakkabı gömmüş. Artık huzur bulmuş çünkü malını, mülkünü kaybetse,  parası kalmasa bile oraya-buraya sakladığı ayakkabılar ona ömrünün sonuna kadar yetermiş. <br />
<br />
Bu arada zengin adamın başına bir dert peydah olmuş. Ayak tırnakları gün geçtikçe uzuyormuş, ama kesilmiyormuş. Hani demiri kesen alet bile faydasız olmuş. Özel ayakkabı yaptırmış, daha büyük, daha büyük derken, ayakkabılar ağır gelmeye başlamış. Sonunda iki yol kalmış: Ya  yürümeyecek oturacak, ya da yalın ayak gezecek. Oturmayı denemiş ama bu ona çok zor gelmiş. Başlamış yalın ayak gezmeye. Önceleri biraz sıkılmış, utanmış, fakat zamanla alışmış. Yalın ayak gezdikçe ayak tırnakları gittikçe kısalmış ve eski haline dönmüş. Zengin adam ayak tırnaklarının iyice kısaldığı günler ayakkabı giyerse, ertesi sabah uyandığında ayak tırnakları uzamış oluyormuş. Günlerden bir gün adamlarıyla birlikte giderken yaşlı adam karşısına çıkmış. Yaşlı adamla zengin adam arasında şu konuşmalar geçmiş. <br />
<br />
Yaşlı adam: “ Oğlum, bana ayakkabı alır mısın? “ diye sormuş. <br />
Zengin adam: “ Aman beybaba, ne demek? İstersen sana yüz çift ayakkabı alayım. ”<br />
“ Oğlum, ben yüz çift değil, bir çift ayakkabı istedim. Yalın ayak gezmek kolay değildir. Bunu ayakkabısı olanlar bilemezler. Bilmem anlatabildim mi? “ <br />
“ Anlattın beybaba, hem de çok iyi anlattın. İleride bir ayakkabıcı var. Önden sen buyur da oradan sana ayakkabı alayım. “ <br />
“ Ah oğlum, beni ne kadar sevindirdiğini tahmin edemezsin. Allah da seni sevindirsin. ” <br />
Yaşlı adam ayakkabıcıdan bir çift ayakkabı seçip giymiş ve zengin adamla vedalaştıktan sonra yürüyüp gitmiş. Zengin adam o günden sonra fakirlere yardım etmiş, hanlarında, köşklerinde barındırmış. Onlara her gün bedava yemek vermiş. Güzel elbiseler,  ayakkabılar dağıtmış, adı fakir babasına çıkmış. Fakir babası bir gün ayakkabı giymeyi denemiş ve aradan günler geçtiği halde ayak tırnaklarının uzamadığını görmüş. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cennetle müjdelenen sahabeyi ağlatan olay]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-cennetle-mujdelenen-sahabeyi-aglatan-olay</link>
			<pubDate>Mon, 09 Aug 2021 12:04:35 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34371">Zaza hattap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-cennetle-mujdelenen-sahabeyi-aglatan-olay</guid>
			<description><![CDATA[Cennetle müjdelenen ömer ra ağlatan olay.<br />
Bizim kalbimiz taşlaşmış haberimiz yok.<br />
<br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/MBkIfN_1jwg" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cennetle müjdelenen ömer ra ağlatan olay.<br />
Bizim kalbimiz taşlaşmış haberimiz yok.<br />
<br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/MBkIfN_1jwg" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz.Musa Sinekle Ne Konuştu ?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-musa-sinekle-ne-konustu</link>
			<pubDate>Fri, 06 Aug 2021 19:44:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31347">spesifikay</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-musa-sinekle-ne-konustu</guid>
			<description><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/EHIeWew1Ewc" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/EHIeWew1Ewc" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ashab-ı Uhdud]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ashab-i-uhdud</link>
			<pubDate>Tue, 03 Aug 2021 13:54:23 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31347">spesifikay</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ashab-i-uhdud</guid>
			<description><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/mljKGBhGfFE" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
<br />
Sıfırdan kanal açmak lazımmış<br />
Bencağız da sadece dini hikayelerin yer aldığı yeni bir konseptle bismillah dedim =)<br />
çok sevdiğim bir kıssa<br />
huzurlu dinlemeler<br />
desteklerinizi beklerim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/mljKGBhGfFE" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
<br />
Sıfırdan kanal açmak lazımmış<br />
Bencağız da sadece dini hikayelerin yer aldığı yeni bir konseptle bismillah dedim =)<br />
çok sevdiğim bir kıssa<br />
huzurlu dinlemeler<br />
desteklerinizi beklerim]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DÜNYANIN EN MUTLU ADAMI]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dunyanin-en-mutlu-adami</link>
			<pubDate>Sat, 19 Jun 2021 10:13:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31672">camici</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dunyanin-en-mutlu-adami</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Dünyanın Mutlu Adamı</span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">M.Ö. 687’de kurulup 150 yıl, bu günkü Ege bölgemizde hakimiyet kuran LİDYA uygarlığı, dönemin bölgedeki en zengin ve güçlü devleti idi. Başkenti bugün Salihli ilçemiz sınırlarında harabeleri olan Sard idi. Buradaki Sard çayından çıkardıkları altın ile çok zenginleşmişler, güçlü bir ordu kurarak çevrelerindeki İON kent devletlerini hakimiyeti altına alıp, vergiye bağlamışlardı.</span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Son imparatorları Kroisos döneminde İç Anadolu’da PERS’lerle, batıda da Ege’nin karşı kıyısında Antik Yunan devleti ile komşu olan bu devlet, ihtişamının doruğuna ermiş, adeta altın değersizleşmişti. Bu kadar zenginlik doğal olarak bazı ahlaksızlıkları, çekişmeleri de beraberinde getirmekteydi. O sırada Antik Yunanda SOLON adlı bilge ve devlet adamı, Solon kanunları olarak bilinen kurallarla devletine çeki düzen vermekle uğraşıyordu. Devlet adamlığı yanında bir bilge olan Solon, görgüsünü, bilgisini arttırmak üzere seyahate çıkar ve Lidya’ya da uğrar. Solon’un geldiğini duyan Kroisos bilge bir kişi olarak kendisini sarayına davet eder. Onuruna davetler, toplantılar, eğlenceler tertipleyerek zenginliği, kudreti ve ihtişamıyla etkilemeğe çalışır. Altın rafinelerini, at çiftliklerini, tarım alanlarını, agorayı gezdirir.</span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Yeterince etkilediğini düşünüp, konukluğunun son gününde cevabından emin olarak Solon’a sorar: </span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">“Sen çok gezmiş, çok görmüş bilge kişi. Bu güne kadar gördüğün en mutlu kişi kimdi?”</span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">“Atinalı Tellos’u gördüm.”  Hiç duymadığı, kimsenin tanıdığını sanmadığı adı duyunca Kroisos şaşırmıştı. Solon anlatır: “Tellos zengin bir ülke olan Atina’da yaşıyordu. Güzel ve erdemli çocukları oldu. Onların doğumlarını ve yaşamlarını gördü. (Ölümlerini değil) Atinalılara komşu bir kentle savaşta kahramanlıklar gösterdi. Ölüm onu savaş sırasında buldu. Kahramanlıklarından ötürü adına anıt diktiler, güzel bir törenle gömdüler, ulular katına çıkardılar.</span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Kroisos ikinci sıranın kendisi olabileceği ümidiyle tekrar sordu: “Ondan sonra kim gelir?”</span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">“Atinalı Klebis ve Biton kardeşler. Onlar Hera onuruna düzenlenen törene, analarını, tapınağa kadar arabasını yaklaşık 10 km boyunca çekerek götürdüler. Gık demediler. Tapınakta bulunanlar, onların maneviyatına, analarına saygılarına ve güçlerine hayran kaldılar. Anaları da mutluluk içinde oğullarına dualar etmekteydi. Sonra delikanlılar tapınağın bir köşesine kıvrılıp yattılar ve bir daha uyanmadılar.” </span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Kroisos dayanamaz ve açıkça cevabını beklediği soruyu sorar: “Peki ya biz? Saydıkların basit insanlar yanında bizim mutluluğumuz?”</span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">“Yüce kral, ben Tanrıların insanlara karşı ne kadar kıskanç olduklarını bilirim. İnsan ömrü boyunca görmek istemeyeceği bir çok şeyi görebilir. Görüyorum ki çok zenginsin; çok insana, kente, devlete hükmediyorsun. Ama sorduğun soruyu şimdi cevaplayamam. </span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çünkü; önce ömrünün güzel bir sona bağlandığını öğrenmem gerekir.</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tanrı çok insana mutluluğu yem olarak sunar.”</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Öykünün devamında önce oğlu (kendisinin de bir zaman ilişki kurduğu) bir fahişeye gönül verir, daha sonra barış zamanında bir av kazasında ölür, sonunda kendi ailesinden kız vererek akraba olduğu Perslere karşı, hırsına yenilir, kendi çevresinin ihanetleri ile ağır bir bozguna uğrar, rezil bir şekilde ölür, ülkesi talan edilerek tarihin bir yaprağı daha sona erer. </span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Altının Laneti isimli tarihi-belgesel romandan aldığım bu öykü, tarihin her devrinde tekrarlanmış, her zaman Kreosisler, Solonlar olagelmiş ve ayette belirtildiği gibi Allah’ın sünneti değişmemiştir. </span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="color: red;" class="mycode_color">(İsra 17/16- Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helâke müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz.)</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Dünyanın Mutlu Adamı</span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">M.Ö. 687’de kurulup 150 yıl, bu günkü Ege bölgemizde hakimiyet kuran LİDYA uygarlığı, dönemin bölgedeki en zengin ve güçlü devleti idi. Başkenti bugün Salihli ilçemiz sınırlarında harabeleri olan Sard idi. Buradaki Sard çayından çıkardıkları altın ile çok zenginleşmişler, güçlü bir ordu kurarak çevrelerindeki İON kent devletlerini hakimiyeti altına alıp, vergiye bağlamışlardı.</span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Son imparatorları Kroisos döneminde İç Anadolu’da PERS’lerle, batıda da Ege’nin karşı kıyısında Antik Yunan devleti ile komşu olan bu devlet, ihtişamının doruğuna ermiş, adeta altın değersizleşmişti. Bu kadar zenginlik doğal olarak bazı ahlaksızlıkları, çekişmeleri de beraberinde getirmekteydi. O sırada Antik Yunanda SOLON adlı bilge ve devlet adamı, Solon kanunları olarak bilinen kurallarla devletine çeki düzen vermekle uğraşıyordu. Devlet adamlığı yanında bir bilge olan Solon, görgüsünü, bilgisini arttırmak üzere seyahate çıkar ve Lidya’ya da uğrar. Solon’un geldiğini duyan Kroisos bilge bir kişi olarak kendisini sarayına davet eder. Onuruna davetler, toplantılar, eğlenceler tertipleyerek zenginliği, kudreti ve ihtişamıyla etkilemeğe çalışır. Altın rafinelerini, at çiftliklerini, tarım alanlarını, agorayı gezdirir.</span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Yeterince etkilediğini düşünüp, konukluğunun son gününde cevabından emin olarak Solon’a sorar: </span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">“Sen çok gezmiş, çok görmüş bilge kişi. Bu güne kadar gördüğün en mutlu kişi kimdi?”</span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">“Atinalı Tellos’u gördüm.”  Hiç duymadığı, kimsenin tanıdığını sanmadığı adı duyunca Kroisos şaşırmıştı. Solon anlatır: “Tellos zengin bir ülke olan Atina’da yaşıyordu. Güzel ve erdemli çocukları oldu. Onların doğumlarını ve yaşamlarını gördü. (Ölümlerini değil) Atinalılara komşu bir kentle savaşta kahramanlıklar gösterdi. Ölüm onu savaş sırasında buldu. Kahramanlıklarından ötürü adına anıt diktiler, güzel bir törenle gömdüler, ulular katına çıkardılar.</span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Kroisos ikinci sıranın kendisi olabileceği ümidiyle tekrar sordu: “Ondan sonra kim gelir?”</span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">“Atinalı Klebis ve Biton kardeşler. Onlar Hera onuruna düzenlenen törene, analarını, tapınağa kadar arabasını yaklaşık 10 km boyunca çekerek götürdüler. Gık demediler. Tapınakta bulunanlar, onların maneviyatına, analarına saygılarına ve güçlerine hayran kaldılar. Anaları da mutluluk içinde oğullarına dualar etmekteydi. Sonra delikanlılar tapınağın bir köşesine kıvrılıp yattılar ve bir daha uyanmadılar.” </span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Kroisos dayanamaz ve açıkça cevabını beklediği soruyu sorar: “Peki ya biz? Saydıkların basit insanlar yanında bizim mutluluğumuz?”</span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">“Yüce kral, ben Tanrıların insanlara karşı ne kadar kıskanç olduklarını bilirim. İnsan ömrü boyunca görmek istemeyeceği bir çok şeyi görebilir. Görüyorum ki çok zenginsin; çok insana, kente, devlete hükmediyorsun. Ama sorduğun soruyu şimdi cevaplayamam. </span><br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çünkü; önce ömrünün güzel bir sona bağlandığını öğrenmem gerekir.</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tanrı çok insana mutluluğu yem olarak sunar.”</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Öykünün devamında önce oğlu (kendisinin de bir zaman ilişki kurduğu) bir fahişeye gönül verir, daha sonra barış zamanında bir av kazasında ölür, sonunda kendi ailesinden kız vererek akraba olduğu Perslere karşı, hırsına yenilir, kendi çevresinin ihanetleri ile ağır bir bozguna uğrar, rezil bir şekilde ölür, ülkesi talan edilerek tarihin bir yaprağı daha sona erer. </span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font">Altının Laneti isimli tarihi-belgesel romandan aldığım bu öykü, tarihin her devrinde tekrarlanmış, her zaman Kreosisler, Solonlar olagelmiş ve ayette belirtildiği gibi Allah’ın sünneti değişmemiştir. </span><br />
<br />
<span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="color: red;" class="mycode_color">(İsra 17/16- Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helâke müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz.)</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Huzur Ama Nasıl]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-huzur-ama-nasil</link>
			<pubDate>Tue, 04 May 2021 21:44:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34086">Dür-i Yekta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-huzur-ama-nasil</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Huzur Ama Nasıl<br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Padişah vezirini huzuruna çağırarak sorar: Bana hizmet eden hizmetçimin hayatta benden daha mutlu olduğunu görüyorum, Acaba sebebi nedir? Halbuki onun hiçbir şeyi yok. Ben ise padişahım, her şeyin sahibiyim, ama onun kadar huzurum ve keyfim yok.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bunu işiten Vezir cevap verir: Ey Padişahım, sen ona 99 kuralını uygula! Padişah be kural nedir dedi.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gece bir torbaya 99 altın koyup kapısına bırak ve üzerine de “Bu 100 altın sana hediyedir” yaz sonra kapısını çal ve olanları izle. Padişah merakla vezirin anlattığını yapar.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmetçi kapıyı açar, sağına soluna bakar ve altınları alır. Heyecanla altınları sayar lakin bir tane altının eksik olduğunu görünce “Galiba dışarda bir yere düştü” diyerek çoluk çocuk kayıp altını aramaya koyulur.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gece boyunca kayıp altını ararlar, bakmadıkları sokak yoktur. Hatta boş araziler ce sokaklardaki eşyaların bile altlarına bakalar. Ama nafile. Eksik altını bulamadıkça baba, çocuklarını azarlar hatta bir ara onlara saldırır hale gelir.</span><br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ertesi gün olur sabah, hizmetçi kederli, düşünceli olur. Çünkü bütün gece uyumamış kayıp altını aramıştı. Suratı asık, keyifsiz, her halinden şikayetçi bir tavırla padişahın huzuruna gider. Böylece Padişah 99 kuralının anlamını öğrenmiş olur.</span></div></blockquote>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aynen öylede bazen biz, Allah’ın bize ihsan ettiği 99 nimetini unuturuz. Sonra hayatımızı o kayıp bir nimeti aramakla geçiririz. Halbuki o nimet bilmediğimiz bir hikmetlerden dolayı, belki bir imtihan belki daha iyisi gelecek, belki ahrette verecek bilinmez.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama biz 99 nimeti görmez o bir şeyin peşine düşeriz. Sonra bulamayınca kendimizi mutsuz, huzursuz, keyifsiz eder ve içinde bulunduğumuz nimetleri unuturuz.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gelin biz doksan dokuz nimetin tadını çıkaralım, Allah’ın nihayetsiz nimetlerine şükredelim. Şüphesiz ki o şükürle nimetlerimiz artar. Bir kaidedir ki şükür nimeti ziyadeleştirir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Huzur Ama Nasıl<br />
</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Padişah vezirini huzuruna çağırarak sorar: Bana hizmet eden hizmetçimin hayatta benden daha mutlu olduğunu görüyorum, Acaba sebebi nedir? Halbuki onun hiçbir şeyi yok. Ben ise padişahım, her şeyin sahibiyim, ama onun kadar huzurum ve keyfim yok.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bunu işiten Vezir cevap verir: Ey Padişahım, sen ona 99 kuralını uygula! Padişah be kural nedir dedi.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gece bir torbaya 99 altın koyup kapısına bırak ve üzerine de “Bu 100 altın sana hediyedir” yaz sonra kapısını çal ve olanları izle. Padişah merakla vezirin anlattığını yapar.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmetçi kapıyı açar, sağına soluna bakar ve altınları alır. Heyecanla altınları sayar lakin bir tane altının eksik olduğunu görünce “Galiba dışarda bir yere düştü” diyerek çoluk çocuk kayıp altını aramaya koyulur.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gece boyunca kayıp altını ararlar, bakmadıkları sokak yoktur. Hatta boş araziler ce sokaklardaki eşyaların bile altlarına bakalar. Ama nafile. Eksik altını bulamadıkça baba, çocuklarını azarlar hatta bir ara onlara saldırır hale gelir.</span><br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ertesi gün olur sabah, hizmetçi kederli, düşünceli olur. Çünkü bütün gece uyumamış kayıp altını aramıştı. Suratı asık, keyifsiz, her halinden şikayetçi bir tavırla padişahın huzuruna gider. Böylece Padişah 99 kuralının anlamını öğrenmiş olur.</span></div></blockquote>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aynen öylede bazen biz, Allah’ın bize ihsan ettiği 99 nimetini unuturuz. Sonra hayatımızı o kayıp bir nimeti aramakla geçiririz. Halbuki o nimet bilmediğimiz bir hikmetlerden dolayı, belki bir imtihan belki daha iyisi gelecek, belki ahrette verecek bilinmez.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama biz 99 nimeti görmez o bir şeyin peşine düşeriz. Sonra bulamayınca kendimizi mutsuz, huzursuz, keyifsiz eder ve içinde bulunduğumuz nimetleri unuturuz.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gelin biz doksan dokuz nimetin tadını çıkaralım, Allah’ın nihayetsiz nimetlerine şükredelim. Şüphesiz ki o şükürle nimetlerimiz artar. Bir kaidedir ki şükür nimeti ziyadeleştirir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ey Hıyanetten Daha Zalim Olan Merhamet.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ey-hiyanetten-daha-zalim-olan-merhamet</link>
			<pubDate>Thu, 01 Apr 2021 21:54:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ey-hiyanetten-daha-zalim-olan-merhamet</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="color: #aaaaaa;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet </span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">İlk duyduğum anda içimden  dedim ki</span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #aaaaaa;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font">“Ne batıl bir sözdür bu, Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet !"<br />
Hıyanetten daha zalim merhamet?</span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Gelin o vakit bu sözü anlatı verelim.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Haçlı ordusu Anadolu'ya  ikinci seferiydi</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Ordu askerleri Torosları aşıp elmalıya geldiler.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Sefer boyunca  bu kadar adama ekmek lazımdır ; Aş lazımdır. Ne yapacak kafir? Çöreklenecek ahalinin üzerine.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Velhasıl bu Haçlı ordusu elmalıya yerleşince  orada yaşayan kendi ırklarından Rumlar’la birlikte hareket etmeyi umarlar,</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Amma o kadar orduya yardım etmek istemeyen Rum ahali dahi bunlara isyan eder.. Türkmenlerle bir olur.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
İş o hale geldi ki Rumlar bu Haçlılar ile savaşır oldular. Haçlı küffarı şaşkına dönmüş idi. Hayin dediler o Rum Ahaliye.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Türkün kılıcından ziyade,  Rum'un kendilerine hıyanetinden çeker olmuş idiler.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
 Derken Haçlı ordusu elmalıda teslim oldu..</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Bitkin ; sersefil ; aciz duruma düşüp aman dileyen bu Haçlı askerlerine sahip çıktı elmalıda ki Müslüman türk ahali.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Öyle ya aman dileyen iblis olsa vurmak yakışık almaz.!</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
 Onlar da öyle yaptılar merhamet gösterdiler. <br />
<br />
Rivayet ederler ki bu haçlı esirlerin  üç bin tanesi  bu merhametten etkilenip müslüman olmuştur.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
İşte neticeyi gören Papaz Odon çaresiz haykırır…</span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Ey hiyanetten daha zalim olan merhamet! O kadar zalimsin ki düşmanımızı bile sevdirdin!"</span></span></span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #030303;" class="mycode_color">Papaz da dese, Hakikat Hakikattir ; Papazın diline düştü diye batıl olacak değil ya Hakikat!</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #aaaaaa;" class="mycode_color"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Böyle işte bu İşler...<br />
Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet! <br />
Kişi evvela merhametli olacak. <br />
Merhameti olmayanın dini olmaz! <br />
Ya ne yapacaklardı? Aman dileyenleri öldürecekler miydi?</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">(alıntı)</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="color: #aaaaaa;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet </span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">İlk duyduğum anda içimden  dedim ki</span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #aaaaaa;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font">“Ne batıl bir sözdür bu, Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet !"<br />
Hıyanetten daha zalim merhamet?</span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Gelin o vakit bu sözü anlatı verelim.</span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Haçlı ordusu Anadolu'ya  ikinci seferiydi</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Ordu askerleri Torosları aşıp elmalıya geldiler.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Sefer boyunca  bu kadar adama ekmek lazımdır ; Aş lazımdır. Ne yapacak kafir? Çöreklenecek ahalinin üzerine.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Velhasıl bu Haçlı ordusu elmalıya yerleşince  orada yaşayan kendi ırklarından Rumlar’la birlikte hareket etmeyi umarlar,</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Amma o kadar orduya yardım etmek istemeyen Rum ahali dahi bunlara isyan eder.. Türkmenlerle bir olur.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
İş o hale geldi ki Rumlar bu Haçlılar ile savaşır oldular. Haçlı küffarı şaşkına dönmüş idi. Hayin dediler o Rum Ahaliye.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Türkün kılıcından ziyade,  Rum'un kendilerine hıyanetinden çeker olmuş idiler.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
 Derken Haçlı ordusu elmalıda teslim oldu..</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Bitkin ; sersefil ; aciz duruma düşüp aman dileyen bu Haçlı askerlerine sahip çıktı elmalıda ki Müslüman türk ahali.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Öyle ya aman dileyen iblis olsa vurmak yakışık almaz.!</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
 Onlar da öyle yaptılar merhamet gösterdiler. <br />
<br />
Rivayet ederler ki bu haçlı esirlerin  üç bin tanesi  bu merhametten etkilenip müslüman olmuştur.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
İşte neticeyi gören Papaz Odon çaresiz haykırır…</span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Ey hiyanetten daha zalim olan merhamet! O kadar zalimsin ki düşmanımızı bile sevdirdin!"</span></span></span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #030303;" class="mycode_color">Papaz da dese, Hakikat Hakikattir ; Papazın diline düştü diye batıl olacak değil ya Hakikat!</span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: #aaaaaa;" class="mycode_color"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Böyle işte bu İşler...<br />
Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet! <br />
Kişi evvela merhametli olacak. <br />
Merhameti olmayanın dini olmaz! <br />
Ya ne yapacaklardı? Aman dileyenleri öldürecekler miydi?</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #030303;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, Arial, sans-serif;" class="mycode_font">(alıntı)</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>