<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum, İslam, İslamiyet - Sahabeler]]></title>
		<link>http://www.islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum, İslam, İslamiyet - http://www.islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 12:41:56 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Suya düŞen kaN !! KerbeLa...]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-suya-dusen-kan-kerbela</link>
			<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 11:52:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-suya-dusen-kan-kerbela</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><div align="center"><span style="color: #FF0000;"><img src="http://www.alevilerinsesi.de/kerbela.jpg" border="0" alt="[Resim: kerbela.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
Gece, Muharrem ayının onuncu gecesi… Çöl yanıyor… Kerbela kaynıyor! <br />
<br />
“Kerb” ve “bela” yani gam ve bela kol kola. <br />
<br />
Kerbela'da kumlar aleve sarıyor… <br />
<br />
Çölle birlikte güller de yanıyor. <br />
<br />
Fırat ise hiç olmadığı kadar coşkun, bir o kadar da hırçın çağlıyor. <br />
<br />
Gül dudaklar kuruyor, çadırlar yanıyor, çocuklar yanıyor! Bir yudum suya, bir yudum sevgiye hasret Ehl-i Beyt yanıyor, Alem-i İslam'ın kalbi yanıyor. <br />
<br />
Su! Su! diye inleyen çocuklara can dayanmıyor. <br />
<br />
Fırat buz gibi akıyor ama yanı başında sevgiye hasret bir demet gül yanıyor. <br />
<br />
Hz. Hüseyin(ra), Ehl-i Beyti boğmaya gelen ordunun komutanı Ömer b. Sa'd'a, Ebul Fazl'ı gönderiyor: <br />
<br />
-“Git! Bu gece için mühlet al. Bu gece namaz kılalım, Rabbimize dua edelim, Kur'an okuyalım. Bu gece son gecemizdir.” <br />
<br />
Gece saldırılmayacaktır. <br />
<br />
Hz. Hüseyin yanındakilere: <br />
<br />
-“Gece sizi bürüyünce Ehl-i Beyti birer ikişer alınız ve buradan uzaklaşınız” der, ama O'nu hiçbiri dinlemez. <br />
<br />
Son gece… <br />
<br />
Namaza, Kur'an'a tahsisli gece… <br />
<br />
Bir ara gözleri kapanır. “Düşman saldırıya geçti!” diyerek uyandırırlar. Güzel gözlerini açar ve susuz dudakları kıpırdar; “Dedem, Hüseyin'im! Ben seni bekliyorum, bugün bana kavuşacaksın” der. <br />
<br />
Gül yüzü tebessüm eder. <br />
<br />
Çadırın direğine dayanmış Efendimiz(sav) torunlarını seyrediyor, Hz. Ali, Hz. Fatıma evlatlarını seyrediyor. Güllerinin yanışını, dallarının kırılışını, yapraklarının koparılışını görüyorlar. Melekler üşüşmüş birbiri üzerine, zaman durmuş, her şey Kerbela'ya kilitlenmiş. <br />
<br />
Susuzluk dayanılmaz bir hal alınca Hz. Hüseyin atını Fırat'a sürer. Beş yüz asker birden dikilir karşısına. Su doldurur avucuna… O anda bir ok saplanır damağına ve kan damlar suya, içemez. Geri döner çadırına. <br />
<br />
O gün bugündür kan damlar kalbinden Alem-i İslam'ın… <br />
<br />
O kan hâlâ damlıyor… <br />
<br />
O ateş hâlâ yanıyor… <br />
<br />
O gözyaşı hâlâ akıyor… <br />
<br />
Kerbela'da hâlâ kumlardan alev kaynıyor… <br />
<br />
Boyuna göre kılıç bile bulunamayan Ehl-i Beyt delikanlıları, çocukları, bir bir doğranmıştır Kerbela'da. <br />
<br />
Peygamberimizin( sav) bir zamanlar Uhud'da; “Anam babam sana feda olsun” dediği Hz. Sad'ın oğlu Ömer, Yezit ordusunun başındadır. Hz. Hüseyin'e ilk oku o atar. Babası, Peygamberi(as) oklardan korurken, oğlu O'nun reyhanını vurur. <br />
<br />
Hz. Hüseyin'de tam otuz üç kılıç yarası vardı ve atının üzerinde zor duruyordu. <br />
<br />
Çadırlardaki kadınlarla da irtibat kesilmişti. Sırtından giren bir mızrakla atından yere düştü. Kanlı yüzü kızgın kumlara batarken dudaklarından şu sözler döküldü: “Bu gün Cuma'dır ve namaz vaktidir. Minarelerde adı anılan, minberlerde salavat getirilen benim dedemdir.” <br />
<br />
Çadırlardaki çocuklardan kadınlardan çığlıklar yükselmeye başlamıştı. <br />
<br />
Efendimiz(as) , onları bir bir almıştı abasının altına ve “Bunlar benim Ehl-i Beytim, ben bunları seviyorum siz de seviniz” demişti. Ama şimdi kanadı kırık kuşlar gibi bir bir uçuyorlardı örtünün altından. <br />
<br />
Ne güzel söylemiş Fuzuli: <br />
<br />
Cihanın sahibinden bir yudum su kıskanılmış aah! <br />
<br />
Fırat ağlar, Murat ağlar, zemin-ü asuman ağlar <br />
<br />
Ayak bastı ol melun kalbi gâhı sırrı Kur'an'a <br />
<br />
Aliyyü Fatıma, Peygamber-i âhir zaman ağlar <br />
<br />
Kerbela'da bir ateş düştü islam'ın kalbine, o ateş hiç sönmedi. <br />
<br />
Asırları yakarak muttasıl geldi günümüze kadar. <br />
<br />
Aleviler kadar, Sünniler de gözyaşı dökmüşlerdir bu ateşe. <br />
<br />
Bu gözyaşlarıyla büyümüştür nesiller. <br />
<br />
Anadolu köylerinde; evlerde, camilerde, köy odalarında Kerbela ağıtları yakılmıştır. Ali'dir, Hasan'dır, Hüseyin'dir çocuklarının adları. <br />
<br />
Rahmetli babam az mı anlattı bize Kerbela'yı… Ali'dir ağabeyimin adı, Hasan'dır küçük kardeşiminki, onlar canlarımızdır. <br />
<br />
Anadolu'da rol model ailedir Ehl-i Beyt; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin… Onlar bize rehberdir. Cesaret, cömertlik, fedakarlık, ilim, takva, itaat, sevgi pınarıdır onlar. <br />
<br />
Yeni evlenen çiftlerimize dua ederken “<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />'ım bu gençlere Hz. Ali ile Hz. Fatıma'nın arasındaki sevgiyi ver” demiyor muyuz? <br />
<br />
Kıyamete kadar gelecek bütün evliya, asfiya hep o ailedendir. İlmin kapısı da Hz. Ali'dir, Hayber Kalesi'nin kapısını bir pençede söken de, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />'ın aslanı da O'dur. <br />
<br />
Ehl-i Beyt, Müslümanları birleştiren bütünleştiren bir harçtır. <br />
<br />
Ülkemizin her zamankinden daha çok birliğe muhtaç olduğu bir zamanda Ehl-i Beyt etrafında halelenmenin, Efendimizi(sav) ne kadar memnun edeceği aşikardır. Çünkü O(sav), “Ben size iki şey bırakıyorum Kur'an ve Ehli Beytim” Buyuruyor. <br />
<br />
Bu ikisine sahip çıkmak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />'ı ve Peygamberini sevmektir. <br />
<br />
Bu insanlar şanlı mazimizde birer akıncı edasıyla pirleri, dedeleri, babalarıyla devamlı olarak ordularımızın önünde yol açmışlar ve düşmanla yaka paça olmuşlardır. <br />
<br />
Gözlerimiz Fırat, yüreğimiz Kerbela, o ateş bizi yakıyor hâlâ ...</span></div></span></span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-size: medium;">Birde iLahiyi dinlerseniz daha anlamLı olur..</span></span></span><br />
<font color="red">Linkleri Görüntüleyebilmek Ve Daha İyi Hizmet Almak İçin Lütfen Üye Olunuz. Kayıt Olmak İçin<a href="member.php?action=register"><strong>  BURAYA  </strong></a> Tıklayınız.</font>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><div align="center"><span style="color: #FF0000;"><img src="http://www.alevilerinsesi.de/kerbela.jpg" border="0" alt="[Resim: kerbela.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
Gece, Muharrem ayının onuncu gecesi… Çöl yanıyor… Kerbela kaynıyor! <br />
<br />
“Kerb” ve “bela” yani gam ve bela kol kola. <br />
<br />
Kerbela'da kumlar aleve sarıyor… <br />
<br />
Çölle birlikte güller de yanıyor. <br />
<br />
Fırat ise hiç olmadığı kadar coşkun, bir o kadar da hırçın çağlıyor. <br />
<br />
Gül dudaklar kuruyor, çadırlar yanıyor, çocuklar yanıyor! Bir yudum suya, bir yudum sevgiye hasret Ehl-i Beyt yanıyor, Alem-i İslam'ın kalbi yanıyor. <br />
<br />
Su! Su! diye inleyen çocuklara can dayanmıyor. <br />
<br />
Fırat buz gibi akıyor ama yanı başında sevgiye hasret bir demet gül yanıyor. <br />
<br />
Hz. Hüseyin(ra), Ehl-i Beyti boğmaya gelen ordunun komutanı Ömer b. Sa'd'a, Ebul Fazl'ı gönderiyor: <br />
<br />
-“Git! Bu gece için mühlet al. Bu gece namaz kılalım, Rabbimize dua edelim, Kur'an okuyalım. Bu gece son gecemizdir.” <br />
<br />
Gece saldırılmayacaktır. <br />
<br />
Hz. Hüseyin yanındakilere: <br />
<br />
-“Gece sizi bürüyünce Ehl-i Beyti birer ikişer alınız ve buradan uzaklaşınız” der, ama O'nu hiçbiri dinlemez. <br />
<br />
Son gece… <br />
<br />
Namaza, Kur'an'a tahsisli gece… <br />
<br />
Bir ara gözleri kapanır. “Düşman saldırıya geçti!” diyerek uyandırırlar. Güzel gözlerini açar ve susuz dudakları kıpırdar; “Dedem, Hüseyin'im! Ben seni bekliyorum, bugün bana kavuşacaksın” der. <br />
<br />
Gül yüzü tebessüm eder. <br />
<br />
Çadırın direğine dayanmış Efendimiz(sav) torunlarını seyrediyor, Hz. Ali, Hz. Fatıma evlatlarını seyrediyor. Güllerinin yanışını, dallarının kırılışını, yapraklarının koparılışını görüyorlar. Melekler üşüşmüş birbiri üzerine, zaman durmuş, her şey Kerbela'ya kilitlenmiş. <br />
<br />
Susuzluk dayanılmaz bir hal alınca Hz. Hüseyin atını Fırat'a sürer. Beş yüz asker birden dikilir karşısına. Su doldurur avucuna… O anda bir ok saplanır damağına ve kan damlar suya, içemez. Geri döner çadırına. <br />
<br />
O gün bugündür kan damlar kalbinden Alem-i İslam'ın… <br />
<br />
O kan hâlâ damlıyor… <br />
<br />
O ateş hâlâ yanıyor… <br />
<br />
O gözyaşı hâlâ akıyor… <br />
<br />
Kerbela'da hâlâ kumlardan alev kaynıyor… <br />
<br />
Boyuna göre kılıç bile bulunamayan Ehl-i Beyt delikanlıları, çocukları, bir bir doğranmıştır Kerbela'da. <br />
<br />
Peygamberimizin( sav) bir zamanlar Uhud'da; “Anam babam sana feda olsun” dediği Hz. Sad'ın oğlu Ömer, Yezit ordusunun başındadır. Hz. Hüseyin'e ilk oku o atar. Babası, Peygamberi(as) oklardan korurken, oğlu O'nun reyhanını vurur. <br />
<br />
Hz. Hüseyin'de tam otuz üç kılıç yarası vardı ve atının üzerinde zor duruyordu. <br />
<br />
Çadırlardaki kadınlarla da irtibat kesilmişti. Sırtından giren bir mızrakla atından yere düştü. Kanlı yüzü kızgın kumlara batarken dudaklarından şu sözler döküldü: “Bu gün Cuma'dır ve namaz vaktidir. Minarelerde adı anılan, minberlerde salavat getirilen benim dedemdir.” <br />
<br />
Çadırlardaki çocuklardan kadınlardan çığlıklar yükselmeye başlamıştı. <br />
<br />
Efendimiz(as) , onları bir bir almıştı abasının altına ve “Bunlar benim Ehl-i Beytim, ben bunları seviyorum siz de seviniz” demişti. Ama şimdi kanadı kırık kuşlar gibi bir bir uçuyorlardı örtünün altından. <br />
<br />
Ne güzel söylemiş Fuzuli: <br />
<br />
Cihanın sahibinden bir yudum su kıskanılmış aah! <br />
<br />
Fırat ağlar, Murat ağlar, zemin-ü asuman ağlar <br />
<br />
Ayak bastı ol melun kalbi gâhı sırrı Kur'an'a <br />
<br />
Aliyyü Fatıma, Peygamber-i âhir zaman ağlar <br />
<br />
Kerbela'da bir ateş düştü islam'ın kalbine, o ateş hiç sönmedi. <br />
<br />
Asırları yakarak muttasıl geldi günümüze kadar. <br />
<br />
Aleviler kadar, Sünniler de gözyaşı dökmüşlerdir bu ateşe. <br />
<br />
Bu gözyaşlarıyla büyümüştür nesiller. <br />
<br />
Anadolu köylerinde; evlerde, camilerde, köy odalarında Kerbela ağıtları yakılmıştır. Ali'dir, Hasan'dır, Hüseyin'dir çocuklarının adları. <br />
<br />
Rahmetli babam az mı anlattı bize Kerbela'yı… Ali'dir ağabeyimin adı, Hasan'dır küçük kardeşiminki, onlar canlarımızdır. <br />
<br />
Anadolu'da rol model ailedir Ehl-i Beyt; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin… Onlar bize rehberdir. Cesaret, cömertlik, fedakarlık, ilim, takva, itaat, sevgi pınarıdır onlar. <br />
<br />
Yeni evlenen çiftlerimize dua ederken “<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />'ım bu gençlere Hz. Ali ile Hz. Fatıma'nın arasındaki sevgiyi ver” demiyor muyuz? <br />
<br />
Kıyamete kadar gelecek bütün evliya, asfiya hep o ailedendir. İlmin kapısı da Hz. Ali'dir, Hayber Kalesi'nin kapısını bir pençede söken de, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />'ın aslanı da O'dur. <br />
<br />
Ehl-i Beyt, Müslümanları birleştiren bütünleştiren bir harçtır. <br />
<br />
Ülkemizin her zamankinden daha çok birliğe muhtaç olduğu bir zamanda Ehl-i Beyt etrafında halelenmenin, Efendimizi(sav) ne kadar memnun edeceği aşikardır. Çünkü O(sav), “Ben size iki şey bırakıyorum Kur'an ve Ehli Beytim” Buyuruyor. <br />
<br />
Bu ikisine sahip çıkmak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />'ı ve Peygamberini sevmektir. <br />
<br />
Bu insanlar şanlı mazimizde birer akıncı edasıyla pirleri, dedeleri, babalarıyla devamlı olarak ordularımızın önünde yol açmışlar ve düşmanla yaka paça olmuşlardır. <br />
<br />
Gözlerimiz Fırat, yüreğimiz Kerbela, o ateş bizi yakıyor hâlâ ...</span></div></span></span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-size: medium;">Birde iLahiyi dinlerseniz daha anlamLı olur..</span></span></span><br />
<font color="red">Linkleri Görüntüleyebilmek Ve Daha İyi Hizmet Almak İçin Lütfen Üye Olunuz. Kayıt Olmak İçin<a href="member.php?action=register"><strong>  BURAYA  </strong></a> Tıklayınız.</font>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[﻿En üstün insanlar]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-%EF%BB%BFen-ustun-insanlar</link>
			<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 17:40:37 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-%EF%BB%BFen-ustun-insanlar</guid>
			<description><![CDATA[﻿Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Eshab-ı kiramın istisnasız hepsini çok sevmeliyiz. Hepsi Cennetliktir. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ, hepsinden razı olduğunu ve hepsine Cenneti vaad ettiğini Kur’an-ı kerimde açıkça bildirmektedir. Peygamber efendimizin yolunu bütün dünyaya onlar yaydı. Onlar Peygamber efendimizin cemaatidir. Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın yolu demektir. Eshab-ı kiramın bildirdiği yol, Peygamber efendimizin yoludur.<br />
Eshab-ı kiram, sadece sohbet ile nihayetsiz üstünlüklere ulaştılar. Hiçbir evliya zat, onların mertebesine varamaz, çünkü Resulullah efendimizi görmekle, sohbetinde bulunmakla, melekle birlikte olmakla ve vahyi, mucizeleri görmekle, Eshab-ı kiramın imanları, görerek inanmak şeklinde olmuştur. Bu saydığımız üstünlükler, bütün başka üstünlüklerin temeli ve kaynağıdır, çünkü bizim işiterek inandığımızı, onlar bizzat gördüler. Eshab-ı kiramdan başkası bunlara kavuşamamıştır. Veysel Karani hazretleri, sohbetin bu üstünlüklerini bilseydi, hiçbir şey onu bu sohbetten alıkoyamazdı. Anneye, babaya hürmet, hocaya saygı, hepsi Rabbimizin rızası içindir, nefsimiz için değildir, onların şahsı için de değildir. İnsan annesini, Rabbim bundan razı diye sever. İnsan, Rabbim razı diye namaz kılar. İnsan hocasını, Rabbim bundan çok razı diye sevip sayar. Maksat hep Rabbimizin rızasıdır, başka bir şey değildir. İnsan nefsi için her ne yaparsa yapsın, isterse oruç tutsun, isterse namaz kılsın, makbul değildir. Mutlaka <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> rızası için yapması lazımdır.<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ dilediğine rahmetini saçar. Bize imanı nasip etmesi, Ehl-i sünnet itikadına kavuşturması, hep Onun ihsanı olmuştur. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ bizi diledi, ondan sonra bize hep rahmet saçtı. Bunun için çok bahtiyar insanlarız. Biz, Rabbimizin dilediğine kavuştuk. Bizim kavuştuğumuz şeref, üstünlük, hiçbir şeref ve üstünlüğe benzemez. Hâlbuki insanlar, hep zahire aldanırlar. Mutlaka rütbesi olsun, malı mülkü olsun derler, bunlara kıymet verirler.<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ dilediğine rahmetini saçar. Bu dileğe dâhil miyiz, değil miyiz, işte ona bakmalı. Ancak Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanlar, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi Ehl-i sünnet âlimlerine sevgisi olanlar buna dahildir, çünkü <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ bunları dilemiştir. Ben bunları sevdim demiştir. O halde, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlânın sevdim dediği kişiye karşı muhabbetsizlik, düşmanlık olur mu? Biz zaten Onun sevdiğini sevmeye mahkûmuz. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ, ben kâfiri sevmedim diyor. Biz onu sevmemeye mecburuz. Onun için müminler, mutlaka birbirlerini severler. Bu nimete kavuşmak ihsan-ı ilahidir. Nasip meselesidir. Ne kadar sevinsek, ne kadar şükretsek azdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[﻿Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Eshab-ı kiramın istisnasız hepsini çok sevmeliyiz. Hepsi Cennetliktir. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ, hepsinden razı olduğunu ve hepsine Cenneti vaad ettiğini Kur’an-ı kerimde açıkça bildirmektedir. Peygamber efendimizin yolunu bütün dünyaya onlar yaydı. Onlar Peygamber efendimizin cemaatidir. Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın yolu demektir. Eshab-ı kiramın bildirdiği yol, Peygamber efendimizin yoludur.<br />
Eshab-ı kiram, sadece sohbet ile nihayetsiz üstünlüklere ulaştılar. Hiçbir evliya zat, onların mertebesine varamaz, çünkü Resulullah efendimizi görmekle, sohbetinde bulunmakla, melekle birlikte olmakla ve vahyi, mucizeleri görmekle, Eshab-ı kiramın imanları, görerek inanmak şeklinde olmuştur. Bu saydığımız üstünlükler, bütün başka üstünlüklerin temeli ve kaynağıdır, çünkü bizim işiterek inandığımızı, onlar bizzat gördüler. Eshab-ı kiramdan başkası bunlara kavuşamamıştır. Veysel Karani hazretleri, sohbetin bu üstünlüklerini bilseydi, hiçbir şey onu bu sohbetten alıkoyamazdı. Anneye, babaya hürmet, hocaya saygı, hepsi Rabbimizin rızası içindir, nefsimiz için değildir, onların şahsı için de değildir. İnsan annesini, Rabbim bundan razı diye sever. İnsan, Rabbim razı diye namaz kılar. İnsan hocasını, Rabbim bundan çok razı diye sevip sayar. Maksat hep Rabbimizin rızasıdır, başka bir şey değildir. İnsan nefsi için her ne yaparsa yapsın, isterse oruç tutsun, isterse namaz kılsın, makbul değildir. Mutlaka <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> rızası için yapması lazımdır.<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ dilediğine rahmetini saçar. Bize imanı nasip etmesi, Ehl-i sünnet itikadına kavuşturması, hep Onun ihsanı olmuştur. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ bizi diledi, ondan sonra bize hep rahmet saçtı. Bunun için çok bahtiyar insanlarız. Biz, Rabbimizin dilediğine kavuştuk. Bizim kavuştuğumuz şeref, üstünlük, hiçbir şeref ve üstünlüğe benzemez. Hâlbuki insanlar, hep zahire aldanırlar. Mutlaka rütbesi olsun, malı mülkü olsun derler, bunlara kıymet verirler.<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ dilediğine rahmetini saçar. Bu dileğe dâhil miyiz, değil miyiz, işte ona bakmalı. Ancak Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanlar, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi Ehl-i sünnet âlimlerine sevgisi olanlar buna dahildir, çünkü <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ bunları dilemiştir. Ben bunları sevdim demiştir. O halde, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlânın sevdim dediği kişiye karşı muhabbetsizlik, düşmanlık olur mu? Biz zaten Onun sevdiğini sevmeye mahkûmuz. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ, ben kâfiri sevmedim diyor. Biz onu sevmemeye mecburuz. Onun için müminler, mutlaka birbirlerini severler. Bu nimete kavuşmak ihsan-ı ilahidir. Nasip meselesidir. Ne kadar sevinsek, ne kadar şükretsek azdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hacer! Sen Benim Siyah İncimsin]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-hacer-sen-benim-siyah-incimsin</link>
			<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 21:25:48 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-hacer-sen-benim-siyah-incimsin</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;"><img src="http://img405.imageshack.us/img405/6651/37657134133jahglvuh8nyypk1.gif" border="0" alt="[Resim: 37657134133jahglvuh8nyypk1.gif]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
Tüm renkler sende toplanmak adına kayboldu, eridi, kül oldu renginde Ey Siyahi Kadın! Ruhumun yapraklarını çevirdim bir bir... Sana dair çok şey buldum. Bulduklarım, gönlümün mahzenlerine ışık oldu Ey Hacer! Kara derinden tutam tutam ışık derledim; yürüdüğüm karanlık yollar için... <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yitirilen güneşler Sende bulundu. Tarih, Seni de nakşetti görkemli sayfalarına. Muazzam bir onur duydu tarih; Sen sayfalarına geçtin diye... Güneşin şarkısını mırıldanarak ilerliyordun kimsesiz ve sessiz çölde... Bugün pür dikkat kesilmiş, senin şarkını dinliyoruz Ey Hacer! <br />
<br />
<br />
Ey Hacer! Nedendir acaba yüreklerimize bu kadar kök salman? <br />
<br />
Halilullah'ın eşi olmakla şereflenmenden mi? Adanmış İsmail'in biricik annesi olmandan mı? Ateşin kendisine serin olduğuna, Rabbin kendisine dost ilan ettiğine muazzam teslimiyetinden mi? Issız çölde sabrı ve tevekkülü hiçbir zaman elden bırakmamandan mı? Tevekkülle beraber Safa ve Merve arasındaki takdire şayan koşusundan mı? Hangi birisini saysam ey Hacer! Yemin bulan, hakkıyla Seni anlatmak kolay değil... <br />
<br />
Issız çölde ciğerparenle bir başına bırakılmıştın. "Ey İbrahim, bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye?" diyordun. Ve yine "Ey ibrahim! Bizi burada bırakmanı sana <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> mı, emretti?" diye sesleniyordun. Hz. İbrahim de: "Evet <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> emretti" deyince; Sen, "Öyleyse <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> bize yeter, O bizi korur" diyerek, tarihe kutlu harflerle nakşediyordun Rabbe ve Resulüne olan teslimiyetini... Artık nereye demiyordun. Ve nasılların, neden ve niçinlerin de olmamıştı zaten... "Rabbin buyruğuysa durma git ey İbrahim!" diyen bakışlarla uğurluyordun İsmail'inin babasını... Yer şahit, gök şahit ve çöl şahitti o tarihi anlara... <br />
<br />
Gecesiyle, gündüzüyle ıssız çöl dişlerini gösterirken, sen çaresizlik yudumluyordun. İsmail'inin benzi zaman akıp gittikçe soluklaşıyordu, sende de takat kalmıyordu. Ölümün soluğunu yanı başında hissediyordun. İsmail'inin kurumuş dudakları yüreğini dağlıyordu... <br />
<br />
Sımsıcak çölden süzülüp gelen her bir anın uzuyor, uzuyor bitmek bilmiyordu. Titrek bakışlarla dört bir yanına umutla bakarken, pusuda umutsuzluk, karamsarlık ve isyan iştahla bekliyordu; karşına geçmiş kapkara bayraklarla davetiyeler sunarlarken; sense sonsuz bir hamdle bembeyaz evin bayrağını gösteriyordun. <br />
<br />
Umutsuzluğa, karamsarlığa ve isyana kumdan kabirler kazmıştın; kazılan matem kuyularına karşılık... Kabirlere basa basa daha da yükseliyordun Rabbin katına... İman boyunu yükseltiyordun ey Hacer! Nitekim Kâinatın Efendisi Resulullah (s.a.v.) Halilullah'ın faziletini anlatırken şöyle derdi; "Bir gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek (Cibril ile Mikail) geldi. Bunlarla beraber gittik, nihayet uzun boylu birinin yanına vardık, (Semaya doğru yücelen) boyunun uzunluğundan başını neredeyse göremeyecektim. O İbrahim (a.s.) idi."Ve yine: "Kıyamet günü ilk elbise giydirilen kişi, İbrahim'dir." <br />
<br />
Ey Kutlu İbrahim'in, kutlu eşi Hacer! Senin Rabbe ve peygamberine teslimiyetinden çatladı tüm şeytanlar... Bir dile gelseydi şeytanlar, kim bilir haset ateşiyle yanıp kül olurdu, gözlerin görebildiği her şey! <br />
<br />
Issız çölde hayat pınarı fışkırdı, Sen ve İsmail'in için Ey Hacer! Ölüm kokan sımsıcak çölde yaşam kaynağı bahşedildi size; sevginin meyvesi olarak... <br />
Öyle ki zem zem demeyene kadar sımsıcak kumdan coşarak fışkırıyordu Zemzem... Bir an gördüklerine inanamamıştın; kurumuş dudaklarla bıraktığın İsmail'in miydi karşında gülerek suyla oynayan... <br />
<br />
Ya Rabb! Ne muazzam bir andır, sabrın karşılığının görüldüğü an... <br />
<br />
Ne büyük bir haz verir fedakârlığın, teslimiyetin, tevekkülün semeresini toplamak... <br />
<br />
Ne kutlu ve yüce bir haldir Rabbin yardımına birebir mazhar olmak... <br />
<br />
Ey siyahî inci! Yaşamınla kristalleşip lem'alar dağıttın her renkten insana... Öyle ki akın akın her renkten insanın uğrak yeri oldu, Sen ve İsmail'inin ıssız ve sessiz çölü... Çöl şenlendi sizinle... Çöl şehirleşti sizinle... Çorak topraklar yaşam buldu sizinle... Çöl, çöl olmaktan çıktı. <br />
<br />
Ey kutlu Mekke'nin ilk ev sahibesi Hacerl <br />
Teslimiyet, Sabır, Tevekkül Sende çok güzel cisimleşti ey Rabbin kutlu konuğu Hacer! Zaten Halilullah'a ancak senin gibisi yakışırdı. Rabbim razı olsun senden ey Hacer! Rabbim Razı Olsun... </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;"><img src="http://img405.imageshack.us/img405/6651/37657134133jahglvuh8nyypk1.gif" border="0" alt="[Resim: 37657134133jahglvuh8nyypk1.gif]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/><br />
<br />
Tüm renkler sende toplanmak adına kayboldu, eridi, kül oldu renginde Ey Siyahi Kadın! Ruhumun yapraklarını çevirdim bir bir... Sana dair çok şey buldum. Bulduklarım, gönlümün mahzenlerine ışık oldu Ey Hacer! Kara derinden tutam tutam ışık derledim; yürüdüğüm karanlık yollar için... <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yitirilen güneşler Sende bulundu. Tarih, Seni de nakşetti görkemli sayfalarına. Muazzam bir onur duydu tarih; Sen sayfalarına geçtin diye... Güneşin şarkısını mırıldanarak ilerliyordun kimsesiz ve sessiz çölde... Bugün pür dikkat kesilmiş, senin şarkını dinliyoruz Ey Hacer! <br />
<br />
<br />
Ey Hacer! Nedendir acaba yüreklerimize bu kadar kök salman? <br />
<br />
Halilullah'ın eşi olmakla şereflenmenden mi? Adanmış İsmail'in biricik annesi olmandan mı? Ateşin kendisine serin olduğuna, Rabbin kendisine dost ilan ettiğine muazzam teslimiyetinden mi? Issız çölde sabrı ve tevekkülü hiçbir zaman elden bırakmamandan mı? Tevekkülle beraber Safa ve Merve arasındaki takdire şayan koşusundan mı? Hangi birisini saysam ey Hacer! Yemin bulan, hakkıyla Seni anlatmak kolay değil... <br />
<br />
Issız çölde ciğerparenle bir başına bırakılmıştın. "Ey İbrahim, bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye?" diyordun. Ve yine "Ey ibrahim! Bizi burada bırakmanı sana <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> mı, emretti?" diye sesleniyordun. Hz. İbrahim de: "Evet <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> emretti" deyince; Sen, "Öyleyse <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> bize yeter, O bizi korur" diyerek, tarihe kutlu harflerle nakşediyordun Rabbe ve Resulüne olan teslimiyetini... Artık nereye demiyordun. Ve nasılların, neden ve niçinlerin de olmamıştı zaten... "Rabbin buyruğuysa durma git ey İbrahim!" diyen bakışlarla uğurluyordun İsmail'inin babasını... Yer şahit, gök şahit ve çöl şahitti o tarihi anlara... <br />
<br />
Gecesiyle, gündüzüyle ıssız çöl dişlerini gösterirken, sen çaresizlik yudumluyordun. İsmail'inin benzi zaman akıp gittikçe soluklaşıyordu, sende de takat kalmıyordu. Ölümün soluğunu yanı başında hissediyordun. İsmail'inin kurumuş dudakları yüreğini dağlıyordu... <br />
<br />
Sımsıcak çölden süzülüp gelen her bir anın uzuyor, uzuyor bitmek bilmiyordu. Titrek bakışlarla dört bir yanına umutla bakarken, pusuda umutsuzluk, karamsarlık ve isyan iştahla bekliyordu; karşına geçmiş kapkara bayraklarla davetiyeler sunarlarken; sense sonsuz bir hamdle bembeyaz evin bayrağını gösteriyordun. <br />
<br />
Umutsuzluğa, karamsarlığa ve isyana kumdan kabirler kazmıştın; kazılan matem kuyularına karşılık... Kabirlere basa basa daha da yükseliyordun Rabbin katına... İman boyunu yükseltiyordun ey Hacer! Nitekim Kâinatın Efendisi Resulullah (s.a.v.) Halilullah'ın faziletini anlatırken şöyle derdi; "Bir gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek (Cibril ile Mikail) geldi. Bunlarla beraber gittik, nihayet uzun boylu birinin yanına vardık, (Semaya doğru yücelen) boyunun uzunluğundan başını neredeyse göremeyecektim. O İbrahim (a.s.) idi."Ve yine: "Kıyamet günü ilk elbise giydirilen kişi, İbrahim'dir." <br />
<br />
Ey Kutlu İbrahim'in, kutlu eşi Hacer! Senin Rabbe ve peygamberine teslimiyetinden çatladı tüm şeytanlar... Bir dile gelseydi şeytanlar, kim bilir haset ateşiyle yanıp kül olurdu, gözlerin görebildiği her şey! <br />
<br />
Issız çölde hayat pınarı fışkırdı, Sen ve İsmail'in için Ey Hacer! Ölüm kokan sımsıcak çölde yaşam kaynağı bahşedildi size; sevginin meyvesi olarak... <br />
Öyle ki zem zem demeyene kadar sımsıcak kumdan coşarak fışkırıyordu Zemzem... Bir an gördüklerine inanamamıştın; kurumuş dudaklarla bıraktığın İsmail'in miydi karşında gülerek suyla oynayan... <br />
<br />
Ya Rabb! Ne muazzam bir andır, sabrın karşılığının görüldüğü an... <br />
<br />
Ne büyük bir haz verir fedakârlığın, teslimiyetin, tevekkülün semeresini toplamak... <br />
<br />
Ne kutlu ve yüce bir haldir Rabbin yardımına birebir mazhar olmak... <br />
<br />
Ey siyahî inci! Yaşamınla kristalleşip lem'alar dağıttın her renkten insana... Öyle ki akın akın her renkten insanın uğrak yeri oldu, Sen ve İsmail'inin ıssız ve sessiz çölü... Çöl şenlendi sizinle... Çöl şehirleşti sizinle... Çorak topraklar yaşam buldu sizinle... Çöl, çöl olmaktan çıktı. <br />
<br />
Ey kutlu Mekke'nin ilk ev sahibesi Hacerl <br />
Teslimiyet, Sabır, Tevekkül Sende çok güzel cisimleşti ey Rabbin kutlu konuğu Hacer! Zaten Halilullah'a ancak senin gibisi yakışırdı. Rabbim razı olsun senden ey Hacer! Rabbim Razı Olsun... </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Birini tanımak nasıl olur..]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-birini-tanimak-nasil-olur--26521</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 18:19:21 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-birini-tanimak-nasil-olur--26521</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> dostlarından “Mustafa bin Süleyman” hazretleri bir gün şunu anlattı cemaatine:<br />
Hazret-i Ömer’in huzurunda bir dâvâ görülürken dâvâcı birini şahit göstermişti. Hazret-i Ömer şahit gösterilen o kimseye dâvâcıyı göstererek;<br />
- Bunu tanıyor musun? diye sordu.<br />
Şâhit;<br />
- Evet ey halîfe! dedi. İyi tanıyorum.<br />
Sordu tekrar:<br />
- Pekâlâ onu nasıl biliyorsun?<br />
- Emin ve âdil biridir efendim.<br />
- Pekii bu adam senin yakın komşun mudur?<br />
- Hayır komşum değil.<br />
- Bununla herhangi bir alış verişte bulundun mu peki?<br />
- Bulunmadım.<br />
- Yolculuk yaptın mı?<br />
- Yapmadım.<br />
Hazret-i Ömer gadaba geldi.<br />
- Öyleyse tanıdığını nasıl iddia ediyorsun be adam?!<br />
Sonra dâvâcıya döndü.<br />
- Bu seni tanımıyor. Git seni tanıyan birini getir bana!<br />
<br />
&gt; Kusurumu söyleyin!<br />
Bir gün de sohbetinde;<br />
- Kardeşlerim kim bende bir ayıp kusur görüyorsa lütfen söylesin diye ricada bulundu.<br />
Hepsi birden;<br />
- Estağfirullah efendim dediler.<br />
O ricasını tekrarladı:<br />
- Söylerseniz sevinirim.<br />
Ordakilerden biri arzetti:<br />
- Hocam ben sizde bir ayıp görüyorum.<br />
Bu defa sevindi.<br />
- Söyle kardeşim nedir o? Söyle ki düzelteyim.<br />
Şöyle arzetti:<br />
- Efendim bizim gibi günahkârları sohbetinize kabul ediyor kıymetli vakitlerinizi bizim gibi liyakatsız kimselere sarfederek ziyan ediyorsunuz.<br />
Bunun üzerine sohbette olanlar ağlamaya başladılar.<br />
Büyük Velî de ağlıyordu.<br />
- Estağfirullah içinizde en günahkâr olan benim. Bu kesindir.<br />
- Olur mu hocam dediler.<br />
- Evet. Çünkü en yaşlınız benim.<br />
Ve ekledi:<br />
- Nefes sayısı çok olanın günahı da çok olur.</span><br />
<br />
alıntı..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> dostlarından “Mustafa bin Süleyman” hazretleri bir gün şunu anlattı cemaatine:<br />
Hazret-i Ömer’in huzurunda bir dâvâ görülürken dâvâcı birini şahit göstermişti. Hazret-i Ömer şahit gösterilen o kimseye dâvâcıyı göstererek;<br />
- Bunu tanıyor musun? diye sordu.<br />
Şâhit;<br />
- Evet ey halîfe! dedi. İyi tanıyorum.<br />
Sordu tekrar:<br />
- Pekâlâ onu nasıl biliyorsun?<br />
- Emin ve âdil biridir efendim.<br />
- Pekii bu adam senin yakın komşun mudur?<br />
- Hayır komşum değil.<br />
- Bununla herhangi bir alış verişte bulundun mu peki?<br />
- Bulunmadım.<br />
- Yolculuk yaptın mı?<br />
- Yapmadım.<br />
Hazret-i Ömer gadaba geldi.<br />
- Öyleyse tanıdığını nasıl iddia ediyorsun be adam?!<br />
Sonra dâvâcıya döndü.<br />
- Bu seni tanımıyor. Git seni tanıyan birini getir bana!<br />
<br />
&gt; Kusurumu söyleyin!<br />
Bir gün de sohbetinde;<br />
- Kardeşlerim kim bende bir ayıp kusur görüyorsa lütfen söylesin diye ricada bulundu.<br />
Hepsi birden;<br />
- Estağfirullah efendim dediler.<br />
O ricasını tekrarladı:<br />
- Söylerseniz sevinirim.<br />
Ordakilerden biri arzetti:<br />
- Hocam ben sizde bir ayıp görüyorum.<br />
Bu defa sevindi.<br />
- Söyle kardeşim nedir o? Söyle ki düzelteyim.<br />
Şöyle arzetti:<br />
- Efendim bizim gibi günahkârları sohbetinize kabul ediyor kıymetli vakitlerinizi bizim gibi liyakatsız kimselere sarfederek ziyan ediyorsunuz.<br />
Bunun üzerine sohbette olanlar ağlamaya başladılar.<br />
Büyük Velî de ağlıyordu.<br />
- Estağfirullah içinizde en günahkâr olan benim. Bu kesindir.<br />
- Olur mu hocam dediler.<br />
- Evet. Çünkü en yaşlınız benim.<br />
Ve ekledi:<br />
- Nefes sayısı çok olanın günahı da çok olur.</span><br />
<br />
alıntı..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir sahabenin tefekkür derinliği]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-bir-sahabenin-tefekkur-derinligi</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 18:16:08 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-bir-sahabenin-tefekkur-derinligi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Bir Sahâbînin Tefekkür Derinliği<br />
<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mânevî terbiyesi altında yetişen sahâbe-i kirâmın hayat ve hâdiselere bakışta sergiledikleri tefekkür inceliği de muhteşemdir. İşte bunlardan biri:<br />
<br />
<br />
Kadisiye Seferi’ne çıkılacağı zaman âmâ sahâbî Abdullah ibn-i Ümm-i Mektum -radıyallâhu anh- da büyük bir îman heyecanı içinde orduya iştirâk etmek istemişti. Fakat kendisine seferden muaf olduğu söyleninceo mübârek sahâbî büyük bir hüzne gark oldu. Yüksek bir îman ufku ve kulluk şuuru ile durumunu tefekkür edince de kendisinin harpten muâf olduğunu söyleyenlere -rivâyete göre- şu muhteşem cevâbı verdi:<br />
<br />
<br />
“–Benim bu hâlimle de size büyük bir faydam dokunabilir. Çünkü ben âmâ olduğum için düşman kılıçlarını göremem bu yüzden de cesaretim kırılmadan en önde sancağı taşırım. Benim korkusuzca düşman üstüne yürüdüğümü gören İslâm askerlerinin de cesaret kahramanlık ve heyecanı artar.” <br />
<br />
Âmâ sahâbî İbn-i Ümm-i Mektûm’un bu hâli gözü gören ve gücü yerinde olanlar için ne müthiş bir fiilî nasihattir…<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Bir Sahâbînin Tefekkür Derinliği<br />
<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mânevî terbiyesi altında yetişen sahâbe-i kirâmın hayat ve hâdiselere bakışta sergiledikleri tefekkür inceliği de muhteşemdir. İşte bunlardan biri:<br />
<br />
<br />
Kadisiye Seferi’ne çıkılacağı zaman âmâ sahâbî Abdullah ibn-i Ümm-i Mektum -radıyallâhu anh- da büyük bir îman heyecanı içinde orduya iştirâk etmek istemişti. Fakat kendisine seferden muaf olduğu söyleninceo mübârek sahâbî büyük bir hüzne gark oldu. Yüksek bir îman ufku ve kulluk şuuru ile durumunu tefekkür edince de kendisinin harpten muâf olduğunu söyleyenlere -rivâyete göre- şu muhteşem cevâbı verdi:<br />
<br />
<br />
“–Benim bu hâlimle de size büyük bir faydam dokunabilir. Çünkü ben âmâ olduğum için düşman kılıçlarını göremem bu yüzden de cesaretim kırılmadan en önde sancağı taşırım. Benim korkusuzca düşman üstüne yürüdüğümü gören İslâm askerlerinin de cesaret kahramanlık ve heyecanı artar.” <br />
<br />
Âmâ sahâbî İbn-i Ümm-i Mektûm’un bu hâli gözü gören ve gücü yerinde olanlar için ne müthiş bir fiilî nasihattir…<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Süheyl ve hifa[Ölümsüz aşka, ölümsüz sevdaya doğru..]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-suheyl-ve-hifa-olumsuz-aska-olumsuz-sevdaya-dogru</link>
			<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 13:01:12 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-suheyl-ve-hifa-olumsuz-aska-olumsuz-sevdaya-dogru</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Sahabe aşkı<br />
<br />
Yıl asrısaadet yılı, aşkların en güzelinin yaşandığı mekân ve zaman. <br />
<br />
Hifa ve Süheyl<br />
<br />
Yıl asrısaadet yılı, aşkların en güzelinin yaşandığı mekân ve zaman.<br />
<br />
Ölümsüz sevdaya doğru yol alan, ilahi aşkın sırrına mahzar olan ve kalplerinde sadece onun sevgisini taşıyanların yılı.<br />
<br />
İşte o yıllarda vuku bulan bir aşk kıssası Hifa ve Süheyl <br />
<br />
Hz peygambere teslimiyetin güzel bir vesikası Hifa ve Süheyl<br />
<br />
Madde den geçip mana ikliminde aşkı yaşayanların hikâyesi Hifa ve Süheyl <br />
<br />
<br />
<br />
Hifa genç, güzel, şan-şöhret sahibi ve oldukça zengin bir kadın;<br />
<br />
Güzelliği dilden dile dolaşan, şan şöhreti saraylara kadar ulaşan,<br />
<br />
Birçok kimsenin kendisi ile evlenmesi durumunda her şeyini feda edebileceği birisi hifa<br />
<br />
Öyleki hifayı duymayan, güzelliğini bilmeyen kimseler kalmamış sevda çöllerinde.<br />
<br />
<br />
<br />
O kadar güzel ki hifa ;krallar saray anahtarlarını getirip önüne bırakıyor.<br />
<br />
Zamanın zenginleri kervan yükü kadar mücevher ve altın vaat ediyor.<br />
<br />
Sahabe eşleri ise Hifa ile akraba olabilmek için Hifa yı kocalarına istiyorlar.<br />
<br />
Aman ya rabbi Bu ne aşk, bu ne seda ve bu ne güzellik ki insanlar onunla eş olabilmek için kıyasıya yarışıyor; tüm zenginliklerini, mal varlıklarını, mevki ve makamlarını onun önüne seriyor ama o bunların hiç birine bakmıyor ve yanaşmıyor.<br />
<br />
Bu nasıl bir edadır ki ya rab; insanın başını döndüren, kanını kaynatan, sarhoş eden bu tekliflere karşı rıza en lillah çizgisini koruyan bir ruh var bedende. Beden de ruh tende hifa var<br />
<br />
<br />
<br />
Ama ilahi bir saygı var hifa da; o bu ilgi ve alakadan rahatsızdır çünkü. O olup bitenden dolayı gerçekten çok üzgündür.<br />
<br />
Düştüğü bu müşkül vaziyetten kurtulmak için hz. peygambere giderek durumu ona arz eder.<br />
<br />
Ve kendisi için hayırlı bir meşguliyet ister.<br />
<br />
Hifa <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> resulünün kendisine meşguliyet olarak çeşitli <br />
<br />
Dersler ve ibadetler vereceğini bekler.<br />
<br />
Oysa Hz peygamber hifa ya meşguliyet olarak evlenmeyi tavsiye etmiştir.<br />
<br />
Bu durum karşısında Hifa <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />‘ın resulüne şöyle der.<br />
<br />
Ey <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın resulü madem meşguliyet olarak evlenmeyi öneriyorsunuz;<br />
<br />
Öyle ise kiminle evleneceğim hususunda da karar vermeme yardımcı olunuz. Buna karşılık hz peygamber pratik bir çözüm bularak;<br />
<br />
şöyle dedi; yarın sabah namazına mescide ilk giren kim olursa onunla evleneceksiniz. Sonucu da size bildireceğim der ve hifa oradan ayrılır.<br />
<br />
<br />
<br />
sonra hz peygamber mescide giderek bunu herkese ilan eder.<br />
<br />
Bu duyuru dilden dile, kulaktan kulağa dolaşır ve ahalide büyük bir heyecan başlar.<br />
<br />
Öyle ya birçok kimsenin güzelliği, şanı, şöhreti ve zenginliği için evlenmeyi arzuladığı, kervanlar dolusu altın ve mücevher vaat ettiği, evli olan kadınların bile sadece akraba olabilmek için kocalarına istedikleri hifa artık evlenmeye karar vermiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
O gece heyecan ile birlikte bir koşuşturma başlar sokaklarda.<br />
<br />
Sabah namazına mescide erken gidebilmek için çeşitli hazırlıklar yapılır ve tedbirler alınır.<br />
<br />
Bazıları erkenden yatar ve uyurlar. Kimileri evdekilere ricada bulunarak uyumamalarını söylerler ki erkenden kaldırılıp mescide gidebilsinler. Hatta o gece bir kısım insanlar ise sabaha kadar uyumamayı bile göze almışlardır.<br />
<br />
sabah namazı için hazırlıklar yapıla dursun. Fakat sahabeden öyle birisi de vardır ki ne olup bitenden haberdar, nede olup bitenle ilgilenecek durumdadır. O kendi halinde, kendi derdinde, kendi meşguliyetinde, kendi aczinde; fakir, yetim, öksüz ve gariptir.<br />
<br />
İşte o kimse de hiçbir şeyle ilgilenecek durumda olamayan Süheyl dir.<br />
<br />
<br />
<br />
Süheyl mescidin etrafında yaşayan ashabı suffadandır.<br />
<br />
Yani o ne harcayacak bir dirhemi, ne başını koyacak bir evi, nede üzerindekilerden başka giyecek bir elbisesi olmayan fukara ve sersefil bir sahabedir. Tabi üzerindeki elbiselere de elbise dersek<br />
<br />
Diğer taraftan hazırlıklar tamamlanmış bütün tedbirler alınmış ve herkes sabah namazı için kendisini ayarlamıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Sabah namazı için peygamber mescide gelerek beklemeye başlar.<br />
<br />
Az sonra bir gölge belirir mescidin kapısında ve içeriye giren Süheyldir.<br />
<br />
hz peygamber Süheyle; seni bu vakitte buraya getiren nedir diye sorar.<br />
<br />
Çünkü mescide ilk girendir Süheyl.<br />
<br />
Tabi Süheylin olanlardan haberi olmadığı için; sabah namazına geldim ya resul <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> der.<br />
<br />
hz peygamber: hifa olayından haberin yokmu senin diye sorar.<br />
<br />
Süheyl: Haberim yoktur ya resul <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />; hem haberim olsa dahi benim hifa ile ne işim olabilir ki der. <br />
<br />
Bunun üzerine hz peygamber hifa meselesini Süheyle anlatır.<br />
<br />
Dinlediği olay karşısında şaşkın ve hayretler içindedir Süheyl.<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> o gece Medineli erkeklerin gözlerine derin bir uyku koymuş ve kimseler sabah namazına mescide gelememişlerdir<br />
<br />
<br />
<br />
Sonra sabah namazı vaktinin çıkmasına yakın bir zaman kala cemaat mescide gelmeye başladı.<br />
<br />
Ve gelen herkes merakla talihlinin kim olduğunu sordu.<br />
<br />
hz peygamber:<br />
<br />
Mescide ilk gelenin Süheyl olduğunu ilan etti.<br />
<br />
Hemen akabinde ise hifaya haber gönderildi ve Süheyl ile evleneceği belirtildi.<br />
<br />
Hifa da teslimiyete yaraşır bir şekilde tereddütsüz bunu kabul etti.<br />
<br />
<br />
<br />
Ne var ki hifanın duyulmuş olan şanı, şöhreti, güzelliği ve zenginliği kadar;<br />
<br />
Süheylinde kimsesizliği, çelimsizliği, fakirliği ve yetim oluşu biliniyordu çevrede.<br />
<br />
Zaten herkesi hayretler içinde düşündüren kısmı da buydu ya.<br />
<br />
Hifa gibi bir kadına Süheyl gibi bir eş <br />
<br />
Sonra Hz peygamber hifa ile Süheylin nikâhlarını kıyar ve Süheyle bakarak; Eşine bir hediye almasını söyler.<br />
<br />
Süheyl mahcup bir eda ile başını önüne eğer ve oldukça kısık bir sesle; Ey <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın resulü değil hediye almak, üzerimde bana ait bir dirhemim bile yoktur der.<br />
<br />
Bunun üzerine hifa oradan kalkar ve eve gider. İçinde 100 dirhem bulunan bir kese göndererek; bunlar Süheylindir istediği gibi kullansın der.<br />
<br />
Dirhemleri alan Süheyl çarşıda gezerek iki dirheme bir hediye alır ve akşam karanlığında hz peygamberin nikâhlarını kıydığı eşi hifanın evine gider.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu gece Süheylin zifaf gecesidir. Çarşıdan almış olduğu hediyeyi hifaya takdim eder<br />
<br />
Ve şöyle der: -ey hifa bundan sonra sana benimle evlendiğin için sabretmek düşer.<br />
<br />
Bana da senin gibi birisi ile evlendiğim için elbette ki şükretmek düşer.<br />
<br />
Sana sabretmek düşer çünkü benim gibi çelimsiz, fakir, perişan hiçbir şeyi olmayan biriyle evlendin.<br />
<br />
Bana da gerçekten şükretmek düşer çünkü senin gibi güzel, zengin ve varlıklı birisi ile evlendim. Ve şöyle devem eder Süheyl:<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın bize bahşettiği bu evlilik için gel bu geceyi ona ayıralım ve ibadetle geçirelim.<br />
<br />
Ben şükrümü sen sabrını eda et. Umulur ki ben şükredenlerden sende sabredenlerden yazılırsın.<br />
<br />
Ve her ikisi o geceyi sabah namazı vaktine kadar ibadetle geçirirler.<br />
<br />
Rablerine dua ve niyazda bulunurlar, kendilerince sabır ve şükürlerini eda ederler.<br />
<br />
<br />
<br />
Sabah namazı vakti girince Süheyl mescidin yolunu tutar.<br />
<br />
Mescide vardığında hz peygamberin kendisini karşıladığını görür.<br />
<br />
Sonra içeri girer girmez <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> resulü Süheyle sorar;<br />
<br />
-ya Süheyl siz bu geceyi nasıl ihya ettiniz, ne amel işlediniz de yüce Mevlayı bu kadar kendinize razı ettiniz. o da müjdeleyen bir eda ile Cebraili gönderdi. Müjdeler olsun ya Süheyl müjdeler olsun.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu sözleri duyan Süheyl kendinden geçmiştir artık. Boynu bükülüvermiş sesi kısılmıştır artık ve mahcup bir eda ya bürünerek;<br />
<br />
Biz bu geceyi sadece rabbimize ibadet ederek geçirdik diyebilmiştir.<br />
<br />
Ve İnen ayette yüce Mevla şöyle buyurmuştur: <br />
<br />
ne mutlu o kimselere ki; rabbine ibadet etmeyi kendi zevklerine tercih ettiler. Bize o kulları affettik.<br />
<br />
<br />
<br />
Sonra Süheyl ellerini açarak;ya rabbi sen ki beni affettin, bağışladın tekrar günah işleyerek yaşamak istemiyorum, senden niyazım sana kavuşmak diye dua etti. Ve duasından sonra ruhunu teslim etti.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> resulü buyurdular ki hifada şu anda ruhunu teslim etmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Ve her ikisi yan yana açılan kabirlere defnedildiler <br />
<br />
Ölümsüz aşka, ölümsüz sevdaya doğru(f)(f)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Sahabe aşkı<br />
<br />
Yıl asrısaadet yılı, aşkların en güzelinin yaşandığı mekân ve zaman. <br />
<br />
Hifa ve Süheyl<br />
<br />
Yıl asrısaadet yılı, aşkların en güzelinin yaşandığı mekân ve zaman.<br />
<br />
Ölümsüz sevdaya doğru yol alan, ilahi aşkın sırrına mahzar olan ve kalplerinde sadece onun sevgisini taşıyanların yılı.<br />
<br />
İşte o yıllarda vuku bulan bir aşk kıssası Hifa ve Süheyl <br />
<br />
Hz peygambere teslimiyetin güzel bir vesikası Hifa ve Süheyl<br />
<br />
Madde den geçip mana ikliminde aşkı yaşayanların hikâyesi Hifa ve Süheyl <br />
<br />
<br />
<br />
Hifa genç, güzel, şan-şöhret sahibi ve oldukça zengin bir kadın;<br />
<br />
Güzelliği dilden dile dolaşan, şan şöhreti saraylara kadar ulaşan,<br />
<br />
Birçok kimsenin kendisi ile evlenmesi durumunda her şeyini feda edebileceği birisi hifa<br />
<br />
Öyleki hifayı duymayan, güzelliğini bilmeyen kimseler kalmamış sevda çöllerinde.<br />
<br />
<br />
<br />
O kadar güzel ki hifa ;krallar saray anahtarlarını getirip önüne bırakıyor.<br />
<br />
Zamanın zenginleri kervan yükü kadar mücevher ve altın vaat ediyor.<br />
<br />
Sahabe eşleri ise Hifa ile akraba olabilmek için Hifa yı kocalarına istiyorlar.<br />
<br />
Aman ya rabbi Bu ne aşk, bu ne seda ve bu ne güzellik ki insanlar onunla eş olabilmek için kıyasıya yarışıyor; tüm zenginliklerini, mal varlıklarını, mevki ve makamlarını onun önüne seriyor ama o bunların hiç birine bakmıyor ve yanaşmıyor.<br />
<br />
Bu nasıl bir edadır ki ya rab; insanın başını döndüren, kanını kaynatan, sarhoş eden bu tekliflere karşı rıza en lillah çizgisini koruyan bir ruh var bedende. Beden de ruh tende hifa var<br />
<br />
<br />
<br />
Ama ilahi bir saygı var hifa da; o bu ilgi ve alakadan rahatsızdır çünkü. O olup bitenden dolayı gerçekten çok üzgündür.<br />
<br />
Düştüğü bu müşkül vaziyetten kurtulmak için hz. peygambere giderek durumu ona arz eder.<br />
<br />
Ve kendisi için hayırlı bir meşguliyet ister.<br />
<br />
Hifa <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> resulünün kendisine meşguliyet olarak çeşitli <br />
<br />
Dersler ve ibadetler vereceğini bekler.<br />
<br />
Oysa Hz peygamber hifa ya meşguliyet olarak evlenmeyi tavsiye etmiştir.<br />
<br />
Bu durum karşısında Hifa <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />‘ın resulüne şöyle der.<br />
<br />
Ey <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın resulü madem meşguliyet olarak evlenmeyi öneriyorsunuz;<br />
<br />
Öyle ise kiminle evleneceğim hususunda da karar vermeme yardımcı olunuz. Buna karşılık hz peygamber pratik bir çözüm bularak;<br />
<br />
şöyle dedi; yarın sabah namazına mescide ilk giren kim olursa onunla evleneceksiniz. Sonucu da size bildireceğim der ve hifa oradan ayrılır.<br />
<br />
<br />
<br />
sonra hz peygamber mescide giderek bunu herkese ilan eder.<br />
<br />
Bu duyuru dilden dile, kulaktan kulağa dolaşır ve ahalide büyük bir heyecan başlar.<br />
<br />
Öyle ya birçok kimsenin güzelliği, şanı, şöhreti ve zenginliği için evlenmeyi arzuladığı, kervanlar dolusu altın ve mücevher vaat ettiği, evli olan kadınların bile sadece akraba olabilmek için kocalarına istedikleri hifa artık evlenmeye karar vermiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
O gece heyecan ile birlikte bir koşuşturma başlar sokaklarda.<br />
<br />
Sabah namazına mescide erken gidebilmek için çeşitli hazırlıklar yapılır ve tedbirler alınır.<br />
<br />
Bazıları erkenden yatar ve uyurlar. Kimileri evdekilere ricada bulunarak uyumamalarını söylerler ki erkenden kaldırılıp mescide gidebilsinler. Hatta o gece bir kısım insanlar ise sabaha kadar uyumamayı bile göze almışlardır.<br />
<br />
sabah namazı için hazırlıklar yapıla dursun. Fakat sahabeden öyle birisi de vardır ki ne olup bitenden haberdar, nede olup bitenle ilgilenecek durumdadır. O kendi halinde, kendi derdinde, kendi meşguliyetinde, kendi aczinde; fakir, yetim, öksüz ve gariptir.<br />
<br />
İşte o kimse de hiçbir şeyle ilgilenecek durumda olamayan Süheyl dir.<br />
<br />
<br />
<br />
Süheyl mescidin etrafında yaşayan ashabı suffadandır.<br />
<br />
Yani o ne harcayacak bir dirhemi, ne başını koyacak bir evi, nede üzerindekilerden başka giyecek bir elbisesi olmayan fukara ve sersefil bir sahabedir. Tabi üzerindeki elbiselere de elbise dersek<br />
<br />
Diğer taraftan hazırlıklar tamamlanmış bütün tedbirler alınmış ve herkes sabah namazı için kendisini ayarlamıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Sabah namazı için peygamber mescide gelerek beklemeye başlar.<br />
<br />
Az sonra bir gölge belirir mescidin kapısında ve içeriye giren Süheyldir.<br />
<br />
hz peygamber Süheyle; seni bu vakitte buraya getiren nedir diye sorar.<br />
<br />
Çünkü mescide ilk girendir Süheyl.<br />
<br />
Tabi Süheylin olanlardan haberi olmadığı için; sabah namazına geldim ya resul <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> der.<br />
<br />
hz peygamber: hifa olayından haberin yokmu senin diye sorar.<br />
<br />
Süheyl: Haberim yoktur ya resul <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />; hem haberim olsa dahi benim hifa ile ne işim olabilir ki der. <br />
<br />
Bunun üzerine hz peygamber hifa meselesini Süheyle anlatır.<br />
<br />
Dinlediği olay karşısında şaşkın ve hayretler içindedir Süheyl.<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> o gece Medineli erkeklerin gözlerine derin bir uyku koymuş ve kimseler sabah namazına mescide gelememişlerdir<br />
<br />
<br />
<br />
Sonra sabah namazı vaktinin çıkmasına yakın bir zaman kala cemaat mescide gelmeye başladı.<br />
<br />
Ve gelen herkes merakla talihlinin kim olduğunu sordu.<br />
<br />
hz peygamber:<br />
<br />
Mescide ilk gelenin Süheyl olduğunu ilan etti.<br />
<br />
Hemen akabinde ise hifaya haber gönderildi ve Süheyl ile evleneceği belirtildi.<br />
<br />
Hifa da teslimiyete yaraşır bir şekilde tereddütsüz bunu kabul etti.<br />
<br />
<br />
<br />
Ne var ki hifanın duyulmuş olan şanı, şöhreti, güzelliği ve zenginliği kadar;<br />
<br />
Süheylinde kimsesizliği, çelimsizliği, fakirliği ve yetim oluşu biliniyordu çevrede.<br />
<br />
Zaten herkesi hayretler içinde düşündüren kısmı da buydu ya.<br />
<br />
Hifa gibi bir kadına Süheyl gibi bir eş <br />
<br />
Sonra Hz peygamber hifa ile Süheylin nikâhlarını kıyar ve Süheyle bakarak; Eşine bir hediye almasını söyler.<br />
<br />
Süheyl mahcup bir eda ile başını önüne eğer ve oldukça kısık bir sesle; Ey <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın resulü değil hediye almak, üzerimde bana ait bir dirhemim bile yoktur der.<br />
<br />
Bunun üzerine hifa oradan kalkar ve eve gider. İçinde 100 dirhem bulunan bir kese göndererek; bunlar Süheylindir istediği gibi kullansın der.<br />
<br />
Dirhemleri alan Süheyl çarşıda gezerek iki dirheme bir hediye alır ve akşam karanlığında hz peygamberin nikâhlarını kıydığı eşi hifanın evine gider.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu gece Süheylin zifaf gecesidir. Çarşıdan almış olduğu hediyeyi hifaya takdim eder<br />
<br />
Ve şöyle der: -ey hifa bundan sonra sana benimle evlendiğin için sabretmek düşer.<br />
<br />
Bana da senin gibi birisi ile evlendiğim için elbette ki şükretmek düşer.<br />
<br />
Sana sabretmek düşer çünkü benim gibi çelimsiz, fakir, perişan hiçbir şeyi olmayan biriyle evlendin.<br />
<br />
Bana da gerçekten şükretmek düşer çünkü senin gibi güzel, zengin ve varlıklı birisi ile evlendim. Ve şöyle devem eder Süheyl:<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın bize bahşettiği bu evlilik için gel bu geceyi ona ayıralım ve ibadetle geçirelim.<br />
<br />
Ben şükrümü sen sabrını eda et. Umulur ki ben şükredenlerden sende sabredenlerden yazılırsın.<br />
<br />
Ve her ikisi o geceyi sabah namazı vaktine kadar ibadetle geçirirler.<br />
<br />
Rablerine dua ve niyazda bulunurlar, kendilerince sabır ve şükürlerini eda ederler.<br />
<br />
<br />
<br />
Sabah namazı vakti girince Süheyl mescidin yolunu tutar.<br />
<br />
Mescide vardığında hz peygamberin kendisini karşıladığını görür.<br />
<br />
Sonra içeri girer girmez <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> resulü Süheyle sorar;<br />
<br />
-ya Süheyl siz bu geceyi nasıl ihya ettiniz, ne amel işlediniz de yüce Mevlayı bu kadar kendinize razı ettiniz. o da müjdeleyen bir eda ile Cebraili gönderdi. Müjdeler olsun ya Süheyl müjdeler olsun.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu sözleri duyan Süheyl kendinden geçmiştir artık. Boynu bükülüvermiş sesi kısılmıştır artık ve mahcup bir eda ya bürünerek;<br />
<br />
Biz bu geceyi sadece rabbimize ibadet ederek geçirdik diyebilmiştir.<br />
<br />
Ve İnen ayette yüce Mevla şöyle buyurmuştur: <br />
<br />
ne mutlu o kimselere ki; rabbine ibadet etmeyi kendi zevklerine tercih ettiler. Bize o kulları affettik.<br />
<br />
<br />
<br />
Sonra Süheyl ellerini açarak;ya rabbi sen ki beni affettin, bağışladın tekrar günah işleyerek yaşamak istemiyorum, senden niyazım sana kavuşmak diye dua etti. Ve duasından sonra ruhunu teslim etti.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> resulü buyurdular ki hifada şu anda ruhunu teslim etmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Ve her ikisi yan yana açılan kabirlere defnedildiler <br />
<br />
Ölümsüz aşka, ölümsüz sevdaya doğru(f)(f)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şükredenlerden Suheyb, Sabredenlerden Hifa!...]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-sukredenlerden-suheyb-sabredenlerden-hifa--25965</link>
			<pubDate>Thu, 10 Jun 2010 22:57:47 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-sukredenlerden-suheyb-sabredenlerden-hifa--25965</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs543.snc3/29783_10150221784685297_440805850296_13100052_1455919_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 29783_10150221784685297_440805850296_131...5919_n.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/></div>
<span style="color: #8B4513;"><span style="font-weight: bold;">Medine′nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. <br />
<br />
<br />
Hifa Hatun′un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />′ın rızasını diler. <br />
<br />
<br />
<br />
Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? <br />
<br />
<br />
<br />
Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimiz(sas)′in huzuruna çıkıp "Ey <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />′ın Rasûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz′in (sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem) ′gündüzleri oruç tut′ ya da ′geceleri namaz kıl′ gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der. <br />
<br />
<br />
Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Rasûlullah (sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. <br />
<br />
<br />
<br />
Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. <br />
<br />
<br />
<br />
Ama bakın şu işe ki o gece <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun′un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Rasulullah Efendimiz (sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. <br />
<br />
<br />
<br />
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. <br />
Rasulullah Efendimiz(sas) namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. <br />
<br />
<br />
Efendimiz(sas) güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb (R. anh) ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." <br />
<br />
<br />
Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi(sas) çok hislenir onlara hayır dualar ederler. <br />
<br />
<br />
<br />
Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular. <br />
<br />
<br />
Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimiz(sas)′e anlatır ve onları <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler. <br />
<br />
<br />
<br />
Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz(sas), Suheyb′i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allah′ın Rasulü en iyisini bilir" cevabını verir. <br />
<br />
<br />
<br />
Efendimiz(sas) onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!" <br />
<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Rasulullah Efendimiz (sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. <br />
<br />
<br />
<br />
Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o Yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. <br />
<br />
Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"...</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs543.snc3/29783_10150221784685297_440805850296_13100052_1455919_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 29783_10150221784685297_440805850296_131...5919_n.jpg]" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);"/></div>
<span style="color: #8B4513;"><span style="font-weight: bold;">Medine′nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. <br />
<br />
<br />
Hifa Hatun′un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />′ın rızasını diler. <br />
<br />
<br />
<br />
Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? <br />
<br />
<br />
<br />
Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimiz(sas)′in huzuruna çıkıp "Ey <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />′ın Rasûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz′in (sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem) ′gündüzleri oruç tut′ ya da ′geceleri namaz kıl′ gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der. <br />
<br />
<br />
Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Rasûlullah (sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. <br />
<br />
<br />
<br />
Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. <br />
<br />
<br />
<br />
Ama bakın şu işe ki o gece <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun′un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Rasulullah Efendimiz (sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. <br />
<br />
<br />
<br />
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. <br />
Rasulullah Efendimiz(sas) namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. <br />
<br />
<br />
Efendimiz(sas) güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb (R. anh) ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." <br />
<br />
<br />
Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi(sas) çok hislenir onlara hayır dualar ederler. <br />
<br />
<br />
<br />
Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular. <br />
<br />
<br />
Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimiz(sas)′e anlatır ve onları <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler. <br />
<br />
<br />
<br />
Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz(sas), Suheyb′i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allah′ın Rasulü en iyisini bilir" cevabını verir. <br />
<br />
<br />
<br />
Efendimiz(sas) onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!" <br />
<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Rasulullah Efendimiz (sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. <br />
<br />
<br />
<br />
Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o Yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. <br />
<br />
Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"...</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[musab bin umeyr]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-musab-bin-umeyr</link>
			<pubDate>Fri, 21 May 2010 15:56:15 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-musab-bin-umeyr</guid>
			<description><![CDATA[Peygamberimizi servetine tercih etti .Yakışıklıydı , zengindi .Ama hiç biri umrunda değildi .O ibrahim misali rabbini arıyordu.Aradığını peygamberimizle buldu.Annesi günlerce aç durdu oğlunu hak davasından döndürmek için.Ama nafile...Değil annesi tüm dünya gelse davasından vazgeçmezdi.Öylede oldu.Annesi vazgeçiremeyeceğini anlayınca mirastan mahrum bıraktı.O peygamberinin yanındayken zaten dünyanın en zenginiydi.Dünyalıklara kanmadı.Hakkı yaymada hep önde oldu.Medineye gitti islam tarihinin ilk öğretmeni olarak.İslamı tatlı diliyle yaydı. Peygamberimizin göç etmesi için uygun ortamı hazırladı.Aslanlar gibi <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda savaştı.Uhudda hz.hamza ile beraber ŞEHİD oldu.Servet sahibi musab bin umeyrin vefet ettiğinde üzerine örtülecek değil kefeni bir elbisesi bile yoktu.Üzerindeki elbise başına çekiliyor bacakları açılıyor bacaklarına çekiliyor başı açılıyordu.Ve peygamberimizin emriyle sadece bacakları ile göbeğinin arası kapanıyordu........]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Peygamberimizi servetine tercih etti .Yakışıklıydı , zengindi .Ama hiç biri umrunda değildi .O ibrahim misali rabbini arıyordu.Aradığını peygamberimizle buldu.Annesi günlerce aç durdu oğlunu hak davasından döndürmek için.Ama nafile...Değil annesi tüm dünya gelse davasından vazgeçmezdi.Öylede oldu.Annesi vazgeçiremeyeceğini anlayınca mirastan mahrum bıraktı.O peygamberinin yanındayken zaten dünyanın en zenginiydi.Dünyalıklara kanmadı.Hakkı yaymada hep önde oldu.Medineye gitti islam tarihinin ilk öğretmeni olarak.İslamı tatlı diliyle yaydı. Peygamberimizin göç etmesi için uygun ortamı hazırladı.Aslanlar gibi <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda savaştı.Uhudda hz.hamza ile beraber ŞEHİD oldu.Servet sahibi musab bin umeyrin vefet ettiğinde üzerine örtülecek değil kefeni bir elbisesi bile yoktu.Üzerindeki elbise başına çekiliyor bacakları açılıyor bacaklarına çekiliyor başı açılıyordu.Ve peygamberimizin emriyle sadece bacakları ile göbeğinin arası kapanıyordu........]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Onun derecesine kimse ulaşamadı!]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-onun-derecesine-kimse-ulasamadi</link>
			<pubDate>Tue, 04 May 2010 16:22:52 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-onun-derecesine-kimse-ulasamadi</guid>
			<description><![CDATA[Bugün, Ehl-i sünnetin reisi, büyük müctehid, büyük imam, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerinin ölüm yıl dönümüdür. (D. 699 Kufe; vefat 767 Bağdad). Diğer meşhur zatlar ile ilgili, anma günleri, anma haftaları, konferanslar düzenlenmesine rağmen, her nedense, bu büyük imamdan pek bahsedilmez; şatafatlı anmalar yapılmaz, gazeteci tabiri ile görülmez. Acaba bunun sebebi veya sebepleri nelerdir? <br />
Günümüzde bu organizasyonları yapanlar genelde, mezhepleri inkâr eden, nakli esas alan Ehl-i sünnet inancını ve yaşayışını kabul etmeyen dinde reform yanlısı kimselerdir. <br />
Diğer bir grup da, dinle ilgisi olmayan; bu organizasyonları, gizli maksatlarına alet eden hümanistler, felsefeciler, siyonistler veya dünyalık elde etmek, şan şöhret sahibi olmak için tanzim eden kimselerdir. <br />
<br />
EHL-İ SÜNNETİN BOYNUNUN BORCU<br />
Bunlardan böyle bir organizasyon yapması beklenemez. Maksatları dolaylı yoldan İslamı yok etmek olan bu; felsefe ve akılcılık üzerine dayalı çalışma yürüten kimselerin; dinde nakli esas alan, dinde kaynak olarak edille-i şeriyyeyi (Kitap, sünnet, icma ve kıyas) esas alan İmam-ı a’zam Ebu Hanife gibi bir zat için anma toplantıları düzenlemeleri beklenemez. Mezhepleri, fıkıh âlimlerini itibarsız, etkisiz hale getirmeyi kendilerine gaye edinen kimseler, İmam-ı a’zamdan hiç bahsederler mi? Onlar bahsetmese de, bizim bahsetmemiz şarttır, her Ehl-i sünnet Müslümanın boynunun borcudur!..<br />
İmam-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan sonra gelen müctehidlerin en büyüğüdür. Dört büyük imamdan tabiinden olan sadece budur. Eshâb-ı kirâmdan Enes bin Mâlik’i ve daha üç veya yedi kimseyi gördü. Bunlardan hadis-i şerifler öğrendi. İmâm-ı a’zamın babası Sâbit de Kûfe’de, İmam-ı Ali ile buluşup, İmâm hazretleri, buna ve evladına duâ buyurmuştu. <br />
Bütün dünyada tatbîk olunan ahkâm-ı islâmiyyenin dörtte üçü, imam-ı a’zam Ebû Hanîfe’nin bildirdiğidir. Kalan dörtte birinde de, ortaktır. İslâmiyette ev sahibi, âile reîsi odur. Bütün diğer müctehidler, onun çocuklarıdır.<br />
Bunun için imam-ı Şâfi’î hazretleri, “Fıkh bilgisini derinleştirmek isteyen, Ebû Hanîfe’nin talebesi ile beraber bulunsun. Bütün Müslümanlar, İmâm-ı a’zamın ev halkı, çoluk çocuğu gibidir” buyurdu. Yâni, bir adam, çoluk çocuğunun nafakasını kazandığı gibi, İmâm-ı a’zam da, insanların, işlerinde muhtaç oldukları din bilgilerini meydana çıkarmayı kendi üzerine almış, herkesi güç bir şeyden kurtarmıştır. İctihâd ve istinbâtta, yani hüküm çıkarmada öyle yüksek bir dereceye ulaşmıştı ki, buraya kimse varamadı.<br />
Ticâret ederek helâl kazanırdı. Başka yerlere mal gönderir, kazancı ile talebesinin ihtiyaçlarını alırdı. Kendi evine bol harc eder, evine harc ettiği kadar da, fakirlere sadaka verirdi. <br />
Vera’ ve takvada çok ileri idi. Ortaklarından birinin, çok miktârda bir malı, dine uygun olmayarak sattığını anlayınca, bu maldan kazanılan doksan bin akçanın hepsini fakirlere dağıtıp, hiç kabûl etmedi. <br />
Kûfe şehrinin köylerini haydûdlar basıp, koyunları kaçırmışlardı. Bu çalınan koyunlar şehirde kesilip, halka satılabilir düşüncesi ile, o günden beri, yedi sene, Kûfe’de koyun eti alıp yemedi. Çünkü, bir koyunun, en çok yedi yıl yaşayacağını öğrenmişti. Haramdan bu derece korkar, her hareketinde dinin emirlerini gözetirdi.<br />
<br />
“YOLUNDAN GİDENLERİ AFFETTİM”<br />
Son haccında, Kâbe-i muazzama içine girip, burada iki rekât namaz kıldı. Sonra, ağlayarak; “Yâ Rabbî! Sana lâyık ibâdet yapamadım. Fakat, senin akıl ile anlaşılamayacağını iyi anladım. Hizmetimdeki kusurumu, bu anlayışıma bağışla!” diyerek duâ etti. O anda bir ses işitildi: “Ey Ebû Hanîfe! Sen beni iyi tanıdın ve bana güzel hizmet ettin. Seni ve kıyâmete kadar, senin mezhebinde olup, yolunda gidenleri af ve mağfiret ettim...”<br />
Peygamber Efendimiz, “Âdem ve bütün Peygamberler, benimle övündüğü gibi, ben de, ümmetim içinde, soyadı Ebû Hanîfe, ismi Nu’mân olan bir kimse ile övünürüm ki, ümmetimin ışığı olacaktır. Onları, yoldan çıkmaktan, cehâlet karanlığına düşmekten koruyacaktır” buyurarak bu mübarek zatın geleceğini, üstünlüğünü haber vermiştir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bugün, Ehl-i sünnetin reisi, büyük müctehid, büyük imam, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerinin ölüm yıl dönümüdür. (D. 699 Kufe; vefat 767 Bağdad). Diğer meşhur zatlar ile ilgili, anma günleri, anma haftaları, konferanslar düzenlenmesine rağmen, her nedense, bu büyük imamdan pek bahsedilmez; şatafatlı anmalar yapılmaz, gazeteci tabiri ile görülmez. Acaba bunun sebebi veya sebepleri nelerdir? <br />
Günümüzde bu organizasyonları yapanlar genelde, mezhepleri inkâr eden, nakli esas alan Ehl-i sünnet inancını ve yaşayışını kabul etmeyen dinde reform yanlısı kimselerdir. <br />
Diğer bir grup da, dinle ilgisi olmayan; bu organizasyonları, gizli maksatlarına alet eden hümanistler, felsefeciler, siyonistler veya dünyalık elde etmek, şan şöhret sahibi olmak için tanzim eden kimselerdir. <br />
<br />
EHL-İ SÜNNETİN BOYNUNUN BORCU<br />
Bunlardan böyle bir organizasyon yapması beklenemez. Maksatları dolaylı yoldan İslamı yok etmek olan bu; felsefe ve akılcılık üzerine dayalı çalışma yürüten kimselerin; dinde nakli esas alan, dinde kaynak olarak edille-i şeriyyeyi (Kitap, sünnet, icma ve kıyas) esas alan İmam-ı a’zam Ebu Hanife gibi bir zat için anma toplantıları düzenlemeleri beklenemez. Mezhepleri, fıkıh âlimlerini itibarsız, etkisiz hale getirmeyi kendilerine gaye edinen kimseler, İmam-ı a’zamdan hiç bahsederler mi? Onlar bahsetmese de, bizim bahsetmemiz şarttır, her Ehl-i sünnet Müslümanın boynunun borcudur!..<br />
İmam-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan sonra gelen müctehidlerin en büyüğüdür. Dört büyük imamdan tabiinden olan sadece budur. Eshâb-ı kirâmdan Enes bin Mâlik’i ve daha üç veya yedi kimseyi gördü. Bunlardan hadis-i şerifler öğrendi. İmâm-ı a’zamın babası Sâbit de Kûfe’de, İmam-ı Ali ile buluşup, İmâm hazretleri, buna ve evladına duâ buyurmuştu. <br />
Bütün dünyada tatbîk olunan ahkâm-ı islâmiyyenin dörtte üçü, imam-ı a’zam Ebû Hanîfe’nin bildirdiğidir. Kalan dörtte birinde de, ortaktır. İslâmiyette ev sahibi, âile reîsi odur. Bütün diğer müctehidler, onun çocuklarıdır.<br />
Bunun için imam-ı Şâfi’î hazretleri, “Fıkh bilgisini derinleştirmek isteyen, Ebû Hanîfe’nin talebesi ile beraber bulunsun. Bütün Müslümanlar, İmâm-ı a’zamın ev halkı, çoluk çocuğu gibidir” buyurdu. Yâni, bir adam, çoluk çocuğunun nafakasını kazandığı gibi, İmâm-ı a’zam da, insanların, işlerinde muhtaç oldukları din bilgilerini meydana çıkarmayı kendi üzerine almış, herkesi güç bir şeyden kurtarmıştır. İctihâd ve istinbâtta, yani hüküm çıkarmada öyle yüksek bir dereceye ulaşmıştı ki, buraya kimse varamadı.<br />
Ticâret ederek helâl kazanırdı. Başka yerlere mal gönderir, kazancı ile talebesinin ihtiyaçlarını alırdı. Kendi evine bol harc eder, evine harc ettiği kadar da, fakirlere sadaka verirdi. <br />
Vera’ ve takvada çok ileri idi. Ortaklarından birinin, çok miktârda bir malı, dine uygun olmayarak sattığını anlayınca, bu maldan kazanılan doksan bin akçanın hepsini fakirlere dağıtıp, hiç kabûl etmedi. <br />
Kûfe şehrinin köylerini haydûdlar basıp, koyunları kaçırmışlardı. Bu çalınan koyunlar şehirde kesilip, halka satılabilir düşüncesi ile, o günden beri, yedi sene, Kûfe’de koyun eti alıp yemedi. Çünkü, bir koyunun, en çok yedi yıl yaşayacağını öğrenmişti. Haramdan bu derece korkar, her hareketinde dinin emirlerini gözetirdi.<br />
<br />
“YOLUNDAN GİDENLERİ AFFETTİM”<br />
Son haccında, Kâbe-i muazzama içine girip, burada iki rekât namaz kıldı. Sonra, ağlayarak; “Yâ Rabbî! Sana lâyık ibâdet yapamadım. Fakat, senin akıl ile anlaşılamayacağını iyi anladım. Hizmetimdeki kusurumu, bu anlayışıma bağışla!” diyerek duâ etti. O anda bir ses işitildi: “Ey Ebû Hanîfe! Sen beni iyi tanıdın ve bana güzel hizmet ettin. Seni ve kıyâmete kadar, senin mezhebinde olup, yolunda gidenleri af ve mağfiret ettim...”<br />
Peygamber Efendimiz, “Âdem ve bütün Peygamberler, benimle övündüğü gibi, ben de, ümmetim içinde, soyadı Ebû Hanîfe, ismi Nu’mân olan bir kimse ile övünürüm ki, ümmetimin ışığı olacaktır. Onları, yoldan çıkmaktan, cehâlet karanlığına düşmekten koruyacaktır” buyurarak bu mübarek zatın geleceğini, üstünlüğünü haber vermiştir...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hudeyb B. Adiy (RA)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-hudeyb-b-adiy-ra</link>
			<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 12:01:29 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-hudeyb-b-adiy-ra</guid>
			<description><![CDATA[Bedir Harbi'nden sonra Hubeyb bin Adiy'i esir aldılar. O savaşta; Ebu Cehil başta olmak üzere, yetmiş büyük kâfir öldürülmüştü. İntikam almak için hırslandılar. Hubeyb bin Adiy, onların eline geçince, müşriklerin kadınları, çocukları ve gençleri ne yapacaklarını saşırdılar. Ondört yaşında, henüz müslüman olmamış Said bin Amr isminde bir genç de, müşriklerin, bu ashabı nasıl idam edeceklerini temaşa ediyordu.<br />
<br />
Onlar, Hubeyb'i, bağırarak idam etmek için götürdüler. Bundan sonrasını Said bin Amr şöyle anlatmıştır: "Ben de onların içindeydim. Hubeyb'i, öldürecekleri yere götürdüler, bu karmaşada Hubeyb'in sesini duydum: "Bana iki rekat namaz kılmam için müsaade etmiyor musunuz?" diye onlardan müsaade istedi. Müsaade ettiler; huşu ve tazarru içinde, rükûlu ve secdeli iki rekat namaz kıldı ve müşriklerin reisine dönerek şöyle dedi: "Ölümden korkarak namazı uzattığımı sanmayın, hiç ölümden korkmuyorum."<br />
<br />
Herkes ona vurmaya başladı. Onun mübarek etini parça parça yapıyorlardı. Bıçakla parçalıyor ve hemence öldürmüyorlar ve o parçaları alırken de kan fışkırıyordu. O yaralar içindeyken, ona şöyle sordular: "Bizim seni bırakacağımızdan emin olsan, çocuklarının yanına gitmeyi mi tercih ederdin; yoksa Muhammed'in senin yerinde olmasını mı tercih ederdin, hangisi hoşuna giderdi?"<br />
<br />
Hubeyd dedi ki: "Benim yüzbin canım olsa ve siz bu şekilde devam etseniz, bu benim daha çok hoşuma giderdi. Hz. Muhammed sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem'in bir yerine bir diken eziyet verirse ve rahatsız olursa; onu kabul etmem." Böyle dediği zaman, kâfirler: "Öldürün, öldürün!" diye bağrıştılar, daha da hiddetlendiler ve o şekilde onu şehit ettiler. Ben onu unutamadım. Devamlı olarak rüyamda, uyanıkken, yürürken, evde otururken, onun iki rekat namaz kıldığı esnadaki hali ve vücudunun parça parça oluşu gözümün önüne geliyor. Ruhunu teslim ederken inle-yişi, çektiği eziyetler, o anki hali hiç gözümün önünden gitmiyordu. Ben müşriklerin yanına gittim ve: "Ben, sizin yaptıklarınızdan vazgeçiyorum, müslüman oluyorum." dedim. Said bin Amr, müslüman olup Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem ile Medine-i Münevvere'ye hicret etti. Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem ondan razı olarak vefat ettikten sonra, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'le her harpte hazır ve beraber oldu. Hz. Ömer zamanında, Hz. Ömer'e bazı tavsiyelerde de bulundu. Hz. Ömer: "Ya Said! Kim senin gibi tavsiyelerde bulu-nabilir?" dedi. Said: "Sen ya emirü'l-mü'minin; Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem'in ümmetine, emirü'l-mü'minin olan kimse!" diye cevap verdi. Hz. Ömer: "Öyleyse ya Said, ben seni Humus'a vali olarak tayin edeceğim." dedi. Said: <br />
<br />
"Ya emiru'l-mü'minin, bunu yapma, dünyanın fitnesine girmek istemiyorum." diye yalvardı. Hz. Ömer: "Hayır, bütün yükü hep benim boynumda mı bırakacaksınız." diye ısrar etti ve onu Humus'a vali olarak tayin etti. Eevet, bu dinin mukaddes sancağı dimdik ayakta durabilmesi için herkesin bütün gücüyle bu hizmete canla başla iştirak etmesi gerekiyordu. Said de bunu reddetmedi. <br />
<br />
Oraya gittikten sonra Humus'tan, Medine-i Münevvere'ye bir kafile geldi. Hz. Ömer onlara: "Sizin oralarda fakir ve ihtiyaç sahibi varsa söyleyin onlara ihtiyaçlarını göndereyim." dedi. <br />
<br />
Onlar da fakirlerin isim listesini Hz. Ömer'e verdi-ler. Baktı ki; Said bin Amr'ı o listenin içine fakir olarak yazmışlardı. Hz. Ömer: "Bu Said bin Amr kimdir?" diye sordu. Halk: "Ya emirü'l-mü'minin! Bizim valimizdir, o da fakirdir. V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i günlerce, belki aylarca onun evinde ateş yanmıyor." dediler. <br />
<br />
Hz. Ömer'in gözünden yaşlar aktı ve ona bin dinar para gönderdi. Para Said bin Amr'ın eline geçer geçmez: "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun" dedi ve eve giderken sanki bütün dünya onun başına yıkılmış gibi mahzun ve üzgün gitti. Hanımı: "Sana ne oldu, Ya Said?" diye sordu. Said dedi ki:"Benim başıma büyük bir bela geldi." Kadın tekrar sordu: <br />
"Hz. Ömer mi vefat etti?" <br />
<br />
"Hayır o vefat etmedi, ondan daha büyük bir şey oldu." Kadın yine: "Müslüman ordusuna bir bela mı geldi?" diye sordu. Said bin Amr: "Ondan da daha büyüktür." dedi. Kadın: "Nedir bu daha büyük musibet?" diye sordu. Said: "Emirü'l-mü'minin bize bin dinar göndermiş. Biz dünyada iken helak olacağız. Evimize fitne girdi. Helak olmadan hemen bunları dağıtacağız." dedi ve o gece hepsini dağıttı. Bir müddet sonra Hz. Ömer, İslam ordusunu teftiş etmek üzere Humus’a geldi. Humus'un ehlini çağırdı ve sordu: "Valiniz nasıldır, onun sizin üzerinizdeki hükümleri nasıldır?" Onlar dediler ki: "Ya emirü'l-mü'minin! Onun üç garip hali vardır. Ondan şikayetçiyiz." <br />
<br />
Hz. Ömer dedi ki: "V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i benim onun hakkında ki kanaatim, çok sadıktır. Ben sizin şikayetlerinize inanmıyorum. Yine de çağırıp bu konuda kendisine soracağım." <br />
<br />
Said bin Amr'ı çağırdılar ve Humus halkını biraraya getirdiler. Hz. Ömer: "Ya Said, bunlar senden üç şeyde şikayetçi olduklarını söylüyorlar, ne dersin?" dedi. Cevaben: "Ya emirü'l-mü'minin, şikayetleri ne ise söylesinler, yapamıyor isem onları düzelteceğim." dedi. Halk dedi ki: Ya emirü'l-mü'minin! Sabahları yerine geç geliyor." Said bin Amr: "Ya emirü'l-mü'minin! Benim hizmetkarım, evime bakacak kimse olmadığı için, sabahleyin evin ihtiyaçlarını karşılıyor, yemeklerini, hamurlarını kendi ellerimle yapıyorum. Ekmek yapıyorum ve onlara veriyorum, sonra çıkıyorum." Halka:"İkincisi nedir?" diye soruldu. Halk: "Ayda bir sefer makamına hiç gelmiyor." dedi. Said bin Amr: "Benim üzerimde bir kat elbisem vardır. Ayda bir sefer onu yıkıyorum, onu kurutuncaya kadar da geç oluyor. O gün onun için gelmiyorum." dedi. <br />
<br />
Hz. Ömer sordu: "Diğer şikayetiniz nedir?" Halk cevaben: "Onun bir hali vardır. Aniden yere düşüyor ve uzun bir müddet yerinden kalkmıyor." dediler. Hz. Ömer: "Ya Said bu nedir?" diye sordu. Said bin Amr şöyle anlattı: "Ya emirü'l-mü'minin, Hubeyb bin Adiy Mekke müşriklerince şehit edilirken, ben de orada idim. Onun vücudu parçalanır ve kanlar fışkırırken, ona dediler ki: "Bu halin mi hoş, yoksa Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem'in şu an senin yerinde olması mı?" O dedi ki: "Çocuklarımın hepsi bu şekilde ölse de, Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem'in bir yerine bir diken değmesine razı olmam." <br />
<br />
O zaman ben de o cemaatin içinde olduğum için korkuyorum, ona yardım edemedim. Daima bu konuda <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal'den korkuyorum ve hatırladığım zaman bayılıp düşüyorum. Acaba <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal beni affetmeyecek mi?" Hz. Ömer bu sözler üzerine ona yine bin dinar verdi ve o da eve gitti. Aynen eskisi gibi, hanımı: "Elhamdülillah biz zengin olduk. Emirü'l-mü'minin sayesinde, bir hizmetçi tutabileceğiz. Artık sana ihtiyacımız yok!" dedi. Biraz rahat edeceğiz diyerek sevindi, rahatladı. Kocası: <br />
<br />
"Ey hanım, evet ihtiyaçtır. Ama ben sana bir şey söyleyeceğim. Onu öyle bir zata vereceğiz ki, o muhakkak bize yine geri verecek ve en çok ihtiyacımız olduğu zamanda verecek, hem de bugünkü ihtiyaçlara hiç benzemeyen bir ihtiyaç!" Hanımı: "Nedir?" dedi. O da: "Allah-u Zülcelal'e teslim edelim, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />'a borç verelim, O muhakkak bize çok ihtiyacımız olduğu bir zamanda geri verecek." dedi. Hanımı yine mecbur kaldı ve: "Sen bilirsin!" dedi. Said: "O zaman filan yetimlere ve filan dul kadına bunları götür ver." diyerek, hepsini aynı saatte dağıttılar... (Buhari, İbn Hişam, İbn Sa'd) <br />
<br />
<br />
Keşke onların vücudunda bir kıl olabilseydik. İşte o zaman ne mutlu bize! Onlar, şimdi cennette nasıl geziyorlar, yerleri nasıldır, ancak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> bilir. Onlar vücutlarını parça parça ederken, biz de beşeriz diyebilirlerdi. Ama demediler. Bizimse hizmetimiz çok kolay; bir namaz, bir oruç, bir İslam hizmeti. Bunlardan geri kalmayalım. Şeytan ve nefis bizi kandırmasın. Bir ashabın hayatına bakalım, bir de kendi hayatımıza. Eğer -Neuzubillah- <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal bizi onlar gibi imtihan etseydi, onların yerinde olsaydık; bu gevşeklikle asla kazanamayacaktık. <br />
<br />
Oysa Hubeyb onlara uysaydı, onu öldürmeyeceklerdi. İşte bizim de kendi nefsimize acımamamız lazım, ben rahatsızım, hastayım, ben namazı geç kılacağım veya İslam hizmetini yürütemeyeceğim gibi nefs ve şeytan oyunlarına uymamamız lazımdır. Ashab-ı kiram'ın hayatını hatırlamak lazım, onlara hiç olmazsa denizde bir damla da olsa benzememiz gerekmektedir. Yapamadığımız zaman da, düzelmek için kendi nefsimizi kusurlu bilmemiz lazımdır. Her geçen gün, onlara benzemek için çalışmalıyız. Çünkü onların mutabaatı, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal'in rızasına doğru bir yakınlıktır. Çünkü <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal onlardan razıydı, biz de onlara mutabaat edersek, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal'in rızasına, bir adım daha yaklaşmış oluruz. Mesela nefsimiz sabah namazına kalkmak istemiyor ya da gece namazı kılmak istemiyor, eğer nefsimize bu şekilde uyarsak onlara mutabaat yapmamış oluruz. Çünkü onlar ibadetler üzerinde çok titiz idiler. Onlara mutabaat yapmak istiyorsak, nefsimize muhalefet edelim. Mesela nefsimizin her istediği yemekleri daima aramayalım. Eğer nefsimizi beslersek o nefs bize ibadet yaptırmaz.<br />
Seyda Muhammed Konyevi Hz. (KS)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bedir Harbi'nden sonra Hubeyb bin Adiy'i esir aldılar. O savaşta; Ebu Cehil başta olmak üzere, yetmiş büyük kâfir öldürülmüştü. İntikam almak için hırslandılar. Hubeyb bin Adiy, onların eline geçince, müşriklerin kadınları, çocukları ve gençleri ne yapacaklarını saşırdılar. Ondört yaşında, henüz müslüman olmamış Said bin Amr isminde bir genç de, müşriklerin, bu ashabı nasıl idam edeceklerini temaşa ediyordu.<br />
<br />
Onlar, Hubeyb'i, bağırarak idam etmek için götürdüler. Bundan sonrasını Said bin Amr şöyle anlatmıştır: "Ben de onların içindeydim. Hubeyb'i, öldürecekleri yere götürdüler, bu karmaşada Hubeyb'in sesini duydum: "Bana iki rekat namaz kılmam için müsaade etmiyor musunuz?" diye onlardan müsaade istedi. Müsaade ettiler; huşu ve tazarru içinde, rükûlu ve secdeli iki rekat namaz kıldı ve müşriklerin reisine dönerek şöyle dedi: "Ölümden korkarak namazı uzattığımı sanmayın, hiç ölümden korkmuyorum."<br />
<br />
Herkes ona vurmaya başladı. Onun mübarek etini parça parça yapıyorlardı. Bıçakla parçalıyor ve hemence öldürmüyorlar ve o parçaları alırken de kan fışkırıyordu. O yaralar içindeyken, ona şöyle sordular: "Bizim seni bırakacağımızdan emin olsan, çocuklarının yanına gitmeyi mi tercih ederdin; yoksa Muhammed'in senin yerinde olmasını mı tercih ederdin, hangisi hoşuna giderdi?"<br />
<br />
Hubeyd dedi ki: "Benim yüzbin canım olsa ve siz bu şekilde devam etseniz, bu benim daha çok hoşuma giderdi. Hz. Muhammed sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem'in bir yerine bir diken eziyet verirse ve rahatsız olursa; onu kabul etmem." Böyle dediği zaman, kâfirler: "Öldürün, öldürün!" diye bağrıştılar, daha da hiddetlendiler ve o şekilde onu şehit ettiler. Ben onu unutamadım. Devamlı olarak rüyamda, uyanıkken, yürürken, evde otururken, onun iki rekat namaz kıldığı esnadaki hali ve vücudunun parça parça oluşu gözümün önüne geliyor. Ruhunu teslim ederken inle-yişi, çektiği eziyetler, o anki hali hiç gözümün önünden gitmiyordu. Ben müşriklerin yanına gittim ve: "Ben, sizin yaptıklarınızdan vazgeçiyorum, müslüman oluyorum." dedim. Said bin Amr, müslüman olup Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem ile Medine-i Münevvere'ye hicret etti. Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem ondan razı olarak vefat ettikten sonra, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'le her harpte hazır ve beraber oldu. Hz. Ömer zamanında, Hz. Ömer'e bazı tavsiyelerde de bulundu. Hz. Ömer: "Ya Said! Kim senin gibi tavsiyelerde bulu-nabilir?" dedi. Said: "Sen ya emirü'l-mü'minin; Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem'in ümmetine, emirü'l-mü'minin olan kimse!" diye cevap verdi. Hz. Ömer: "Öyleyse ya Said, ben seni Humus'a vali olarak tayin edeceğim." dedi. Said: <br />
<br />
"Ya emiru'l-mü'minin, bunu yapma, dünyanın fitnesine girmek istemiyorum." diye yalvardı. Hz. Ömer: "Hayır, bütün yükü hep benim boynumda mı bırakacaksınız." diye ısrar etti ve onu Humus'a vali olarak tayin etti. Eevet, bu dinin mukaddes sancağı dimdik ayakta durabilmesi için herkesin bütün gücüyle bu hizmete canla başla iştirak etmesi gerekiyordu. Said de bunu reddetmedi. <br />
<br />
Oraya gittikten sonra Humus'tan, Medine-i Münevvere'ye bir kafile geldi. Hz. Ömer onlara: "Sizin oralarda fakir ve ihtiyaç sahibi varsa söyleyin onlara ihtiyaçlarını göndereyim." dedi. <br />
<br />
Onlar da fakirlerin isim listesini Hz. Ömer'e verdi-ler. Baktı ki; Said bin Amr'ı o listenin içine fakir olarak yazmışlardı. Hz. Ömer: "Bu Said bin Amr kimdir?" diye sordu. Halk: "Ya emirü'l-mü'minin! Bizim valimizdir, o da fakirdir. V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i günlerce, belki aylarca onun evinde ateş yanmıyor." dediler. <br />
<br />
Hz. Ömer'in gözünden yaşlar aktı ve ona bin dinar para gönderdi. Para Said bin Amr'ın eline geçer geçmez: "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun" dedi ve eve giderken sanki bütün dünya onun başına yıkılmış gibi mahzun ve üzgün gitti. Hanımı: "Sana ne oldu, Ya Said?" diye sordu. Said dedi ki:"Benim başıma büyük bir bela geldi." Kadın tekrar sordu: <br />
"Hz. Ömer mi vefat etti?" <br />
<br />
"Hayır o vefat etmedi, ondan daha büyük bir şey oldu." Kadın yine: "Müslüman ordusuna bir bela mı geldi?" diye sordu. Said bin Amr: "Ondan da daha büyüktür." dedi. Kadın: "Nedir bu daha büyük musibet?" diye sordu. Said: "Emirü'l-mü'minin bize bin dinar göndermiş. Biz dünyada iken helak olacağız. Evimize fitne girdi. Helak olmadan hemen bunları dağıtacağız." dedi ve o gece hepsini dağıttı. Bir müddet sonra Hz. Ömer, İslam ordusunu teftiş etmek üzere Humus’a geldi. Humus'un ehlini çağırdı ve sordu: "Valiniz nasıldır, onun sizin üzerinizdeki hükümleri nasıldır?" Onlar dediler ki: "Ya emirü'l-mü'minin! Onun üç garip hali vardır. Ondan şikayetçiyiz." <br />
<br />
Hz. Ömer dedi ki: "V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i benim onun hakkında ki kanaatim, çok sadıktır. Ben sizin şikayetlerinize inanmıyorum. Yine de çağırıp bu konuda kendisine soracağım." <br />
<br />
Said bin Amr'ı çağırdılar ve Humus halkını biraraya getirdiler. Hz. Ömer: "Ya Said, bunlar senden üç şeyde şikayetçi olduklarını söylüyorlar, ne dersin?" dedi. Cevaben: "Ya emirü'l-mü'minin, şikayetleri ne ise söylesinler, yapamıyor isem onları düzelteceğim." dedi. Halk dedi ki: Ya emirü'l-mü'minin! Sabahları yerine geç geliyor." Said bin Amr: "Ya emirü'l-mü'minin! Benim hizmetkarım, evime bakacak kimse olmadığı için, sabahleyin evin ihtiyaçlarını karşılıyor, yemeklerini, hamurlarını kendi ellerimle yapıyorum. Ekmek yapıyorum ve onlara veriyorum, sonra çıkıyorum." Halka:"İkincisi nedir?" diye soruldu. Halk: "Ayda bir sefer makamına hiç gelmiyor." dedi. Said bin Amr: "Benim üzerimde bir kat elbisem vardır. Ayda bir sefer onu yıkıyorum, onu kurutuncaya kadar da geç oluyor. O gün onun için gelmiyorum." dedi. <br />
<br />
Hz. Ömer sordu: "Diğer şikayetiniz nedir?" Halk cevaben: "Onun bir hali vardır. Aniden yere düşüyor ve uzun bir müddet yerinden kalkmıyor." dediler. Hz. Ömer: "Ya Said bu nedir?" diye sordu. Said bin Amr şöyle anlattı: "Ya emirü'l-mü'minin, Hubeyb bin Adiy Mekke müşriklerince şehit edilirken, ben de orada idim. Onun vücudu parçalanır ve kanlar fışkırırken, ona dediler ki: "Bu halin mi hoş, yoksa Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem'in şu an senin yerinde olması mı?" O dedi ki: "Çocuklarımın hepsi bu şekilde ölse de, Hz. Peygamber sall<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u aleyhi ve sellem'in bir yerine bir diken değmesine razı olmam." <br />
<br />
O zaman ben de o cemaatin içinde olduğum için korkuyorum, ona yardım edemedim. Daima bu konuda <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal'den korkuyorum ve hatırladığım zaman bayılıp düşüyorum. Acaba <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal beni affetmeyecek mi?" Hz. Ömer bu sözler üzerine ona yine bin dinar verdi ve o da eve gitti. Aynen eskisi gibi, hanımı: "Elhamdülillah biz zengin olduk. Emirü'l-mü'minin sayesinde, bir hizmetçi tutabileceğiz. Artık sana ihtiyacımız yok!" dedi. Biraz rahat edeceğiz diyerek sevindi, rahatladı. Kocası: <br />
<br />
"Ey hanım, evet ihtiyaçtır. Ama ben sana bir şey söyleyeceğim. Onu öyle bir zata vereceğiz ki, o muhakkak bize yine geri verecek ve en çok ihtiyacımız olduğu zamanda verecek, hem de bugünkü ihtiyaçlara hiç benzemeyen bir ihtiyaç!" Hanımı: "Nedir?" dedi. O da: "Allah-u Zülcelal'e teslim edelim, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />'a borç verelim, O muhakkak bize çok ihtiyacımız olduğu bir zamanda geri verecek." dedi. Hanımı yine mecbur kaldı ve: "Sen bilirsin!" dedi. Said: "O zaman filan yetimlere ve filan dul kadına bunları götür ver." diyerek, hepsini aynı saatte dağıttılar... (Buhari, İbn Hişam, İbn Sa'd) <br />
<br />
<br />
Keşke onların vücudunda bir kıl olabilseydik. İşte o zaman ne mutlu bize! Onlar, şimdi cennette nasıl geziyorlar, yerleri nasıldır, ancak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> bilir. Onlar vücutlarını parça parça ederken, biz de beşeriz diyebilirlerdi. Ama demediler. Bizimse hizmetimiz çok kolay; bir namaz, bir oruç, bir İslam hizmeti. Bunlardan geri kalmayalım. Şeytan ve nefis bizi kandırmasın. Bir ashabın hayatına bakalım, bir de kendi hayatımıza. Eğer -Neuzubillah- <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal bizi onlar gibi imtihan etseydi, onların yerinde olsaydık; bu gevşeklikle asla kazanamayacaktık. <br />
<br />
Oysa Hubeyb onlara uysaydı, onu öldürmeyeceklerdi. İşte bizim de kendi nefsimize acımamamız lazım, ben rahatsızım, hastayım, ben namazı geç kılacağım veya İslam hizmetini yürütemeyeceğim gibi nefs ve şeytan oyunlarına uymamamız lazımdır. Ashab-ı kiram'ın hayatını hatırlamak lazım, onlara hiç olmazsa denizde bir damla da olsa benzememiz gerekmektedir. Yapamadığımız zaman da, düzelmek için kendi nefsimizi kusurlu bilmemiz lazımdır. Her geçen gün, onlara benzemek için çalışmalıyız. Çünkü onların mutabaatı, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal'in rızasına doğru bir yakınlıktır. Çünkü <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal onlardan razıydı, biz de onlara mutabaat edersek, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />-u Zülcelal'in rızasına, bir adım daha yaklaşmış oluruz. Mesela nefsimiz sabah namazına kalkmak istemiyor ya da gece namazı kılmak istemiyor, eğer nefsimize bu şekilde uyarsak onlara mutabaat yapmamış oluruz. Çünkü onlar ibadetler üzerinde çok titiz idiler. Onlara mutabaat yapmak istiyorsak, nefsimize muhalefet edelim. Mesela nefsimizin her istediği yemekleri daima aramayalım. Eğer nefsimizi beslersek o nefs bize ibadet yaptırmaz.<br />
Seyda Muhammed Konyevi Hz. (KS)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hamza ibn-i Abdllmuttallb (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-hamza-ibn-i-abdllmuttallb-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:37:40 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-hamza-ibn-i-abdllmuttallb-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-weight: bold;"><img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Arslani ve Şehidlerin Efendisi<br />
<br />
Mekke; çalışmak, kazanmak, İbâdet etmek ve eğlenmekle geçen bir günden sonra derin bir uykuya dalmıştı...<br />
<br />
Kureyşliler uyurken, yataklarında dönüp duruyorlardı... Ancak bi­risi vardı ki, yatağından uzaktaydı. Aslında o, erkenden yatağına gir­miş, birkaç saat istirahat ettikten sonra büyük bir şevkle kalkmıştı. Çünkü onun <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´la bir randevusu vardı. O odasındaki namaz kıldığı yere gider. Rabbine yalvarır ve ona duâ ederdi. Onun, devamlı yal­varıp yakaran göğsünün çıkardığı sesten dolayı hanımının her uya­nışında, kocasına bir zarar gelmesinden korkup ona kendisine acıma­sını ve uykusunu almasını istediğinde o, gözyaşları, sözleriyle yarı­şır bir halde ona şöyle cevap verirdi:<br />
<br />
«? Hatice! Artık uyuma zamanı geçti!»<br />
<br />
Onun durumu, Kureyş´in dikkatini çekmişse de henüz onların uy­kularını kaçırmıyordu... O daha dâvasının başlangıcındaydi. Sözünü gizlice ve fısıldayarak söylüyordu.<br />
<br />
O sırada kendisine inananlar çok azdı.<br />
<br />
Bu arada, ona inananlardan başka, onu bütünüyle sevip sayan­lar, gönlü büyük bir özlemle ona iman etmeyi ve onun mübarek kafi­lesi içinde yürümeyi isteyenler vardı. Bunlara sadece; örf ve çevre­nin görüşleri, geleneklerin baskısı ve onun bunun dedikoduları ara­sındaki kararsızlıkları engel oluyordu.<br />
<br />
İşte Rasûlüllah´ın [s.a.v.) amcası ve süt kardeşi olan Hamza ibn-i Abdllmuttallb bunlardandı.<br />
<br />
Hamza kardeşinin oğlunun yüceliğini ve olgunluğunu biliyordu. Onun dâvasının aslını ve özelliklerini çok iyi biliyordu.<br />
<br />
O, kardeşinin oğlunu sadece amcası olarak tanımaz, onu karde­şi ve dostu olarak da tanırdı... Çünkü Peygamber´le Hamza aynı soy­dandılar ve yaşları birbirine yakındı... İkisi birlikte büyümüşler, bir­likte oynamışlar, birlikte kardeşlik yapmışlar, başından beri yolu adım adım birlikte yürümüşlerdi...<br />
<br />
Eğer onlardan herbirinin gençliği bir yolda devam etseydi, Ham­za, hayatın iyi şeylerini elde etmek ve Mekke´nin liderleri ve Ku-reyş´in efendileri arasındaki kendi yerini genişletmek için kendi ak­ranlarıyla rekabete başlardı. O sırada Muhammed kendisine <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın yolunu aydınlatmak üzere doğmuş olan ruhunun ışıklarına, onu ha­yatın gürültüsünden derin düşünceye ve hakla tanışıp onu kabule ha­zırlanmaya döndüren kalbinin konuşmasına bağlanmıştı...<br />
<br />
Diyoruz ki, onlardan her birinin gençliği zıt bir yöne yönelseydi, şüphesiz Hamza´nın yaşıtının ve kardeşinin oğlunun faziletleri sahi­bini bütün insanların gönüllerinde yüce bir yere yerleştiren ve onun büyük geleceği için açık bir tablo çizen büyük fazîlet ve özellikler bir an olsun aklından çıkmazdı...<br />
<br />
O günün sabahında Hamza her zamanki gibi çıktı.<br />
<br />
Kabe´nin yanında Kureyş eşrafından ve efendilerinden bir grup gördü. Konuştuklarını dinlemek üzere yanlarına oturdu.<br />
<br />
Onlar Muhammed´den söz ediyorlardı.<br />
<br />
İlk defa Hamza, kardeşinin oğlunun davasından dolayı onları bir endişenin sardığını, onun hakkındaki sözlerinde, kin, öfke ve acılığın vurgulandığını gördü.<br />
<br />
Daha önce onlar aldırmıyorlardı yahut aldırmaz görünüyorlardı.<br />
<br />
Bugün ise yüzlerinde endişe, keder ve öç alma isteği taşıyor­du...<br />
<br />
Hamza onların konuşmalarına uzun uzun güldü. Onları abartıcı­lıkla ve iyi değerlendirememekle suçladı...<br />
<br />
Arkasından Ebû Cehil; Hamza´nm Muhammed´in davette bulun­duğu şeyin tehlikesini çok iyi bildiğini fakat o, Kureyş uyuşunda, bir gün sabah olsun diye durumu hafife aldığını söyleyerek arkadaşlarını uyardı. Fakat gerçekten Kureyş´in sabahı kötü olmuş, Hamza´nın kardeşinin oğiunun işi onların aleyhine çıkmıştı...<br />
<br />
Nihayet onlar bağıra çağıra ve tehditler savurarak oradan ayrıl­dılar...<br />
<br />
Hamza ise bazen gülümsüyor, bazen de üzülüyordu. Topluluk da­ğılıp her biri kendi yoluna gittiğinde Hamza´nın yeni fikir ve yeni dü­şüncelerle kafası kazan gibi olmuştu. Yeğeninin işi onun karşısına çıkıyor ve yeniden onu kendi kendisine tartışıyordu!.<br />
<br />
Her günle birlikte, Hz. Peygamber´in dâvası hakkında Kureyş´in konuşmaları artarak birbirlerine seslenirlerken günler geçti.<br />
<br />
Konuşmalar uğraşmaya dönüşür ve Hamza uzaktan durumu kont­rol etmektedir.<br />
<br />
Yeğeninin azmi onu hayrete düşürmektedir... İmanı ve davası yolunda fedakârlığı, Kureyş´tn kendisi bazı fedakârlık ve azimleriyle tanınmış olmasına rağmen bu onların hepsi için yepyeni birşeydir!.<br />
<br />
O gün bir şüphe Rasûlüllah´ın (s.a.v.) doğruluğu ve ahlâkının bü­yüklüğü kounusunda birisini aldatabilseydi, bu şüphe, Hamza´nm ak­lına ulaşacak bir yol bulamazdı.<br />
<br />
Hamza, çocukluğundan itibaren, temiz gençliğine, emin ve sa­mimi adamlığına kadar Muhammed´i en iyi tanıyanlardandı...<br />
<br />
O, kendini tanıdığı gibi, hatta kendini tanıdığından daha fazla onu tanırdı. İkisi, birlikte dünyaya geldiklerinden beri, birlikte büyüdük­lerinden beri, birlikte olgunluk çağına ulaştıklarından beri Muham­med´in bütün hayatı güneşin ışıkları gibi temizdi!.. Hamza, bu hayat­ta ortaya çıkan tek bir şüpheyi hatırlamaz. Onun bir gün olsun öfke­lendiğini, ümitsizlik gösterdiğini, tamahkârlık yaptığım, eğlendiğini ve aşın sevinç gösterdiğini hatırlamazdı.<br />
<br />
Hamza sadece beden gücünü değil, akıl ve irade gücünü de kul­lanıyordu...<br />
<br />
Bu sebepten, tamamen doğruluk ve güvenirliğiyle tanınan bir in­sana uymakta geç kalmak tabiî birşey değildi. Böylece onun gönlü yakın bir günde ortaya çıkacak bir olaya kadar onunlaydı...<br />
<br />
Ve beklenen gün geldi...<br />
<br />
Hamza yayını aldı. Özel zevki ve sevdiği spor olan avla meşgul olmak için çöle gitmek üzere evinden çıktı... Çünkü o, av konusun­da üstün bir maharete sahipti...<br />
<br />
Gününün bir kısmını çölde geçirdi. Avdan gelince, her zamanki gibi, evine dönmeden önce tavaf etmek için Kabe´ye gitti.<br />
<br />
Kabe´ye yaklaştığı esnada, Abdullah İbn-i Cud´ân´m hizmetçisiy-le karşılaştı. Kadın onu görür görmez şöyle dedi:<br />
<br />
«? Ey Ebû Umare! Yeğenin Muhammed´e, Ebû´l-Hakem İbn-i Hişam´ın (Ebû Cehil´in) yaptıklarını görmüş olsaydın neler yapmaz­dın. O yeğenini orada otururken buldu, ona eziyet etti ve sövdü. Ya­ni yeğenin Ebû Cehil´den hoşuna gitmeyecek şeyler gördü».<br />
<br />
Kadın, Ebû Cehii´in Rasûlüllah´a (s.a.v.) yaptıklarını anlattıktan sonra onun yanından ayrıldı.<br />
<br />
Hamza onun konuşmasını iyice dinlemişti. Bir süre düşündükten sonra, elini yayına uzattı ve onu omzuna yerleştirdi. Daha sonra, Ebû Cehil´le karşılaşmayı umarak hızlı ve kesin adımlarla Kabe´ye doğru yürüdü... Eğer onu, orada bulamazsa, buluncaya kadar her yerde ara­maya devam edecekti...<br />
<br />
Fakat Kabe´ye varır varmaz, Ebû Cehil´i Kabe´nin avlusunda Ku-reyş efendilerinden bir grubun ortasında gördü...<br />
<br />
Korkunç bir sessizlik içinde, Hamza Ebû Cehil´e doğru ilerledi. Sonra yayını çıkarıp Ebû Cehil´in başına indirdi. Ebû Cehil´in başı ya­rıldı ve kan akmaya başladı. Yanında oturanların hayreti geçmeden Hamza Ebû Cehil´e haykırdı:<br />
<br />
«? Ben onun dini üzereyken sen Muhammed´e mi sövüyorsun. Ben de onun dediğini diyorum. Gücün varsa bunu bana da yap...»<br />
<br />
Bir anda orada oturanların tümü liderleri Ebû Cehil´in uğradığı hakareti ve başından akan kanları unutmuştu. Onları yıldırım gibi ku­şatan şu söz meşgul etmişti. Muhammed´in düşündüğünü düşüne­rek ve onun söylediğini söyleyerek Hamza´nın Muhammed´in dini üzerinde olduğunu ilân ettiği söz...<br />
<br />
Hamza müslüman mı oluyor?<br />
<br />
Kureyş gençlerinin en güçlüsü ve en c suroluyor ha?...<br />
<br />
Bu, Kureyş´in önüne geçemiyeceği bir belâ idi. Hamza´nın müs­lüman olması birçok iyi kimseyi müslüman olmaya teşvik edecek; Muhammed, etrafında davasını destekleyip takviye edecek güç ve ce­sareti bulacak ve Kureyş, bir gün put ve tanrılarını kıran balyozların<br />
<br />
sesiyle uyanacaktı!...<br />
<br />
Evet... Hamza müslüman oldu, gönlünün istediği işi insanlara açıkladı. Ümidini yitirdiği için çekip giden şaşkın topluluğu ve yarık başından akan kanlarını yalayan Ebû Cehil´i terketti:..<br />
<br />
Hamza elini yine yayına uzattı ve onu omzuna yerleştirdi. Karar­lı adımlarıyla ve üstün cesaretiyle evine giden yola düştü.<br />
<br />
Hamza kafası çalışan birisiydi ve iyi bir vicdana sahipti.<br />
<br />
Evine dönüp günün yorgunluklarını üzerinden atınca düşünmek ve meydana gelen hadiseyi zihninden geçirmek üzere oturdu,..<br />
<br />
Müslümanlığını nasıl ve ne zaman açıklamıştı?<br />
<br />
O, müslümanlığını hamiyet, kızgınlık ve gücenme anlarından bi­rinde ilân etmişti.<br />
<br />
Yeğenine kötü davranılması, hiçbir yardımcısı yokken ona hak­sızlık edilmesi, onun zoruna gitmiş ve bundan dolayı öfkelenmiş, Haşim oğullarının şerefi için hamiyeti kabarmış, bunun üzerine Ebû Cehil´in başını yarmış ve onun yüzüne o sözü haykırmıştı.<br />
<br />
Fakat bu; insanın, atalarının ve milletinin dinini, yılların ve asır­ların dinini terketmesi, daha sonra o, henüz kurallarını bilmediği, as­lını pek az tanıdığı yeni bir dini kabul etmesi ideal bir yo! muydu?...<br />
<br />
Onun Muhammed´in doğruluğunda ve yolunun temizliğinde hiç­bir an şüphe etmediği doğrudur. Fakat bir kimsenin, gerekli olan bü­tün sorumluluk ve sonuçlarıyla, şimdi Hamza´nın yaptığı gibi bir öf­ke anında yeni bir dini kabul etmesi mümkün müdür!...<br />
<br />
Sancağını yeğeninin taşıdığı bu yeni davaya gönlü saygı besli­yordu...<br />
<br />
Ama, onun bu davete uyan, ona inanan ve onu savunanlardan birisi olması takdir edilmişti... Bu dine girmek için uygun vakit han-giaiydi?<br />
<br />
Öfke ve hamiyet anı mı? Yoksa düşünce ve tefekkür anları mıydı?<br />
<br />
Böylece, onun iyi bir vicdana sahip olması ve düşüncesinin te­mizliği kesin ve ince bir şekilde düşünmek için bütün meseleye ye­niden eğilmesini gerektirdi.<br />
<br />
Düşünmeye başladı. Zihninin durmadığı birkaç gün ve gözünün kapanmadığı birkaç gece geçirdi.<br />
<br />
Aklı vasıtasıyla gerçeği araştırınca, bilgiye giden yol olarak şüp­heye sarılıyordu.<br />
<br />
Böylece, Hamza İslâm dâvasını araştırmada aklını kullanıp eski dinle yeni din arasında karşılaştırma yapar yapmaz, gönlünde ata­larının dinine duyulan fıtrî ve irsî arzu ve her yeniden korkma duy­gusunun sebep olduğu şüpheler uyandı.<br />
<br />
Kabe, tanrıları ve putları, bu yontma tanrıların bütün Kureyş´e ve bütün Mekke´ye getirdiği dini şerefler hakkındaki bütün hatıraları uyandı...<br />
<br />
Bütün bu geçmişten, bu köklü eski dinden vazgeçmek, geçilme­si gittikçe zorlaşan bir tünel gibi göründü.<br />
<br />
Hamza, bir insanın atalarının dinini bu kolaylık ve çabuklukla ter-ketmesinin nasıl kolay olduğuna şaştı. Yaptığı şeye pişman ofdu. Fa­kat o, aklına başvurdu. Tek başına aklının yetmiyeceğini anlayınca, bütün samimiyet ve doğruluğuyla gaybe sığındı...<br />
<br />
O, Kabe´nin yanında, hakkı ve doğru yolu buimak için, samimi­yetle ve içi yanarak, kainattaki mevcut bütün güç ve nurlardan yar­dım istemek üzere yüzünü gökyüzüne çeviriyordu...<br />
<br />
Haberin bundan sonrasını bizzat Hamza´dan dinleyelim:<br />
<br />
«<br />
Daha sonra Kabe´ye geldim. Göğsümü hakka açması ve benden şüpheyi gidermesi için <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a yalvarıp yakardım... <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> duârm ka­bul etti ve kalbimi kesin imanla doldurdu...<br />
<br />
Sabahleyin Rasûlüllah´a (s.a.v.) gidip durumum hakkında ona bil­gi verdim. O da <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a kalbimi onun dininde sabit kılması için duâ etti...»<br />
<br />
Böylece Hamza kesin olarak müslüman olmuştu...<br />
<br />
Aliah Hamza´yla İslâm´ı aziz kılmıştı... O, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın elçisini ve as­habından ezilenleri savunmak üzere güçlü ve vakarlı olarak durdu...<br />
<br />
Ebû Cehil onun, müslüman saflarının arasında durduğunu görün­ce, bunun açıkça bir savaş olduğunu anladı. Kureyş´İ Peygamber´e ve ashabına eziyet etmeye teşvik ediyordu. Kin ve öfkelerine ancak o yolla derman olacak bir iç savaşa hazırlanmaya başladı...<br />
<br />
Tabiî, Hamza bütün eziyetlere engel olamadı... Fakat bununia be­raber onun müslüman olması bir kalkan ve zırh olmuştu. Nitekim bu, önce Hamza´nin sonra Ömer ibnu´l-Hattâb´ın İslâm´a girmesinin ön­cülük ettiği birçok kabile için başarılı bir teşvik olmuş ve bunun üze-rine kabileler akın akın İslâm´a girmişlerdi...<br />
<br />
Hamza, İslâm´a girmesinden itibaren bütün afiyetini, gücünü ve hayatını, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a ve dinine adadı. Hatta Peygamber (s.a.v.) ona şu bü­yük lâkabı verdi:<br />
<br />
«<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın arslanı ve onun elçisinin arslanı...»<br />
<br />
Müslümanların düşmanla karşılaşmak için çıktıkları ilk "seriyye nin emîri (başkanı] Hamza idi...<br />
<br />
Rasûlüllah´ın [s.a.v.) sancak verdiği ilk müslüman Hz. Ham-za´ydı...<br />
<br />
Bedir harbinde iki topluluğun karşılaştığı gün, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın ve onun elçisinin arslanı orada acaip şeyler yapıyordu!...<br />
<br />
Kureyşliler, hezimet ve yenilgilerinden dolayı perişan bir halde Bedir´den Mekke´ye dönmüşlerdi. Ebû Süfyân da korka korka ve başı önüne eğik olarak dönmüştü. O, Ebû Cehil, Utbe ibn-i Rabiâ, Şeybe ibn-i Rabiâ, Umeyye ibn-i Halef, Ukbe ibn-i Ebî SVluâyt, el-Esved ıbn-i Abdilesed el-Mahzûnî, el-Velîd ibn-i Utbe, en-Nazr ibnu´l-Haris ibn-i Saîd, Turne ibn-i Adiyy gibi Kureyş efendilerinin ve onlar gibi daha birçok kahramanını savaş alanında bırakmıştı.<br />
<br />
Kureyş, bu kötü hezimeti barış içinde hazmedemiyordu. Kent sinin, şerefinin ve ölülerinin öcünü almak için hazırlanıyordu.<br />
<br />
Ve Kureyş savaşa karar vermişti...<br />
<br />
Kureyş kabilesiyle Ebû Süfyân komutasında diğer anlaşmalı arab kabilelerinin birlikte çıktıkları Uhud savaşı geldi.<br />
<br />
Kureyş´in liderleri bu yeni savaşlarında iki kişiyi hedef almış­lardı...<br />
<br />
Peygamber (s.a.v.) ve Hamza (r.a.]...<br />
<br />
Evet... Savaşa çıkmadan önceki konuşmalarını ve görüşmelerini dinleyen kimse, Hz. Peygamber´den sonra Hamza´nın nasıl savaşta hedef alınan kişi olduğunu anlardı.<br />
<br />
Savaşa çıkmadan önce, Hamza´nın işini bitirecek adamı seçti­ler. Bu Habeşii bir köleydi. Mızrak atmada üstün bir maharete sahip­ti. Onun savaştaki bütün rolünün, Hamza´yı avlamak ve mızrağiyla ona öldürücü bir darbe indirmek olduğunu söylediler. Ona, savaşın sonu ve gidişi nasıl olursa olsun, bundan başka bir şeyle meşgul olmamasını tenbih ettiler.<br />
<br />
Ona pahalı ve büyük bir fiyat vâ´dettiler: Hürriyetini... Adı «Vah­şî» olan bu adam Cubeyr ibn-i Mut´im´in kölesi idi... Cubeyr´in amca­sı Bedir´de ölmüştü. Cubeyr ona şöyle dedi:<br />
<br />
«? İnsanlarla birlikte savaşa çık, eğer Hamza´yı öldürürsen, hür­sün».<br />
<br />
Sonra, daha fazla tahrik etmesi ve istedikleri gayeye sevketmesi İçin onu Ebû Süfyan´ın hanımı Hind bint-i Utbe´ye gönderdiler.<br />
<br />
Hind Bedir savaşında babasını, amcasını, kardeşini ve oğlunu kaybetmişti. Ona, bunların bazısını bizzat Hamza´nın öldürdüğü, bazı­larının ölümlerinde de onun payı olduğu söylenilmişti...<br />
<br />
Bu yüzden, maceranın gerektirdiği fiyat ne olursa olsun, o, er­kek ve kadın Kureyşliîerin çoğunu sadece bir şey için, yani Ham­za´nın başını elde etmek için savaşa çıkmaya teşvik ediyordu!...<br />
<br />
Savaşa çıkmadan önce birkaç gün bekledi. Yegâne işi Vahşî´nin zihnine bütün kinini boşaltmak ve onun aleyhinde yapacağı hareketi tasarlamaktı... Hamza´yı öldürmede başarılı olursa, ona bir kadının eşya ve süs olarak sahip olduğu değerleri vadetti. Kinli parmaklarıy­la kıymetli inciden küpesini ve boğazında dizili altın gerdanlıklarını tutup gözleri Vahşî için.dönerek:<br />
<br />
«? Eğer Hamza´yı öldürürsen, bunların hepsi senin!!!...» dedi.<br />
<br />
Vahşî´nin ağzının suyu aktı... Aklı, özlemle, hürriyetini kazana­cağı ve artık köle olmıyacağı, Kureyş kadınlarının Üderî, Kureyş´in liderinin hanımı ve Kureyş´in efendisinin kızının boynunu süsleyen bu zînetlere sahip olarak döneceği savaşa gitti.<br />
<br />
Öyleyse istişareler ve harptekiler açık ve kesin bir şekilde Ham za´yi (r.a.) istiyordu.<br />
<br />
Uhud savaşı geldi...<br />
<br />
İki ordu karşılaştı.., Hamza, savaş elbisesini giymiş ve göğsün de, çarpışma anında takmayı alışkanlık haline getirdiği deve kuşu tü yü olduğu halde ölüm-kalım alanının ortasındadır.<br />
<br />
O, çarpışmaya başladı, önüne bir baş gelmesin, kılıcıyla hemen onu koparıyordu. Müşriklerin arasında dövüşerek yürüyordu. Sanki ölümler onun emrindeydi. O, ölümleri istediğine fırlatıyor, onlar da o kimsenin tam kalbinin ortasına isabet ediyordu.<br />
<br />
Müslümanların hepsi hücuma geçtiler, kesin zafere yaklaştı!; ve hattâ Kureyş topluluğu korkup geri çekilmeye başladı. Eğer ok­çular dağın tepesindeki yerlerini terkedip hezimete uğrayan düşma­nın ganimetlerini toplamak için savaş alanına inmeselerdi... Eğer on­lar yerlerini terkedip Kureyş süvarüeri için geniş bir gedik açmasa-lardı Uhud savaşı bütün Kureyş´e, erkeklerine, kadınlarına hatta at­larına ve develerine bir mezar olacaktı!...<br />
<br />
Kureyş süvarileri ansızın müslümanları gerilerinden çevirdi. Ka­na susamış çılgın kılıçları müslümanlar içinde çalışmaya başladı... Müslümanlar yeniden kendilerine gelmeye ve Kureyş ordusunun ge­ri çekildiklerini görünce silahlarını bırakmış olanlar tekrar silâha sa­rılıyorlardı... Fakat ani karşılaşma aGimasız ve çok sert idi.<br />
<br />
Hamza olanları gördü ve gücünü, gayretini ve enerjisini bir kat daha artırdı.<br />
<br />
O, sağıyla, soluyfa, önüyle ve arkasıyla vuruşmaya başladı. Vahşî de onu gözetlemekte, darbesini ona doğru yöneltmek için hâin fırsa­tını kollamaktaydı.<br />
<br />
Bırakalım da olayı Vahşî kendi sözleriyle anlatsın:<br />
<br />
«? Ben Habeşistanlıydım. Habeşistanlılar qibi mızrak atar, isabet ettiremediğim pek az olurdu. İnsanİar karşılaşınca Hamza´yı gö­zetlemeye çıktım. Nihayet onu boz deve gibi insanların ortasında gör­düm. Kılıcı ile insanları biçip geçiyor ve önünde hiç bir şey dura-mıyordu... V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, onun için hazırlanıyordum. Onu yere düşürmek ve­ya bana yaklaşması için bir ağacın arkasına gizlendiğim sırada Sibâ´ ibn-i Abdiluzza önüme geçti. Hamza ona şöyle haykırdı: Yanıma gel, ey Sünnetçi kadının oğlu! Arkasından O´na bir darbe indirdi ama ba­şına isabet ettiremedi...<br />
<br />
O sırada mızrağımı salladım ve istediğim şekilde attım. Mızrak memesine batıp ayaklarının arasından çıkmıştı. Bana doğru yürüdü, ama düşüp şehîd oldu...<br />
<br />
Yanma gelip mızrağımı aldım, sonra çadırların bulunduğu yere döndüm ve bir çadırın içine oturdum. Çünkü benim başka bir isteğim yoktu. Onu, kölelikten kurtulmak için Öldürmüştüm...»<br />
<br />
Bırakalım Vahşî [r.a.) sözünü tamamlasın:<br />
<br />
«Mekke´ye dönünce kölelikten azâd edildim. Mekke fethedilip Rasûlüllah [s.a.v.) oraya girinceye kadar Mekke´de kaldım. Rasûlül-lah (s.a.v.) Mekke´ye girdikten sonra ben de Taife kaçtım.<br />
<br />
Müslüman olmak için Taif heyeti Rasûlüllah´a (s.a.v.) gitmek üze­re yola çıktığında bütün yollar bana kapanmıştı. Kendi kendime şöyle dedim: Şam´a mı gideyim, Yemen´e mi, yoksa başka bir yere mi?...<br />
<br />
V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i son derece üzgün olduğum bir sırada bir adam bana: «Ya­zıklar olsun sana! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlü, dinine giren hiç kimseyi öldür­müyor...» dedi.<br />
<br />
Yola çıktım, Medine´ye Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanma geldim. Beni ancak ayakta ve önünde Kelime-i Şehâdeti getirirken gördü. Beni gö­rünce: «Sen Vahşi misin?!» dedi. Ben de: «Evet yâ Rasûlellah!» de­dim. «Anlat bakalım Hamza´yı nasıl öldürdün?» dedi. Sözümü bitirin­ce; «Yazıklar olsun sana, yüzünü bana gösterme!» O günden sonra, beni görmemesi için, Rasûlüllah´ın (s.a.v.) bulunduğu yoldan geçmez­dim. Rasûlüllah (s.a.v.) vefat edinceye kadar böyle yaptım.<br />
<br />
Müslümanlar, Yemame´de Müseylemetü´l-Kezzâb´la savaşmaya çıkınca ben de onlarla birlikte çıktım. HamzaTyı öldürdüğüm mızrağı­mı da yanıma aldım. İnsanlar karşılaşınca, Müseylemetü´I-Kezzâb´ı kı­lıcı elinde, ayakta iken gördüm. Onun için hazırlandım. Mızrağımı sal­ladım ve istediğim şekilde attım. Mızrak ona isabet etmişti...<br />
<br />
Eğer bu mızrağımla insanların en hayırlısı Hamza´yı öidürmüş-sem, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın beni bağışlamasını dilerim. Çünkü onunla insanların en kötüsü Müseylime´yi de öldürdüm...»<br />
<br />
Böylece <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın ve onun elçisinin arslanı şerefli bir şekilde şe­hîd düşmüştü!...<br />
<br />
O´nun hayatı gürültülü olduğu gibi, vefatı da gürültülü olmuştu...<br />
<br />
Düşmanları onu öldürmekle yetinmemişlerdi... Onlar sadece Hz. Peygamber ve amcası Hz. Hamza´yı istedikleri bu savaşta Kureyş´in bütün hayvan ve adamlarını asker yapan kimselerdi...<br />
<br />
Ebû Süfyan´ın hanımı Hind bint-i Utbe emretmişti. Vahşi´ye Ham-za´nın ciğerini getirmesini emretmişti. Habeşli, bu çılgın isteğe ce­vap vermişti. Hind´e ciğeri getirdiğinde ona sağ eliyle ciğeri veriyor, sol eliyle de ondan, görevini yerine getirmenin mükâfatı olarak küpe ve gerdanlıkları aiıyordu...<br />
<br />
Bedir´de müslümanlann öldürdüğü Utbe´nin kızı, şirk ordusunun ve putçuluğun komutanı Ebû Süfyan´ın hanımı çiğnedi... Bu ahmaklı­ğın kin ve düşmanlığına şifâ vermesi ümidiyle Hamza´nın ciğerini çiğ­nedi. Fakat ciğer dişlerine sert geldi ve onu yutamadı. Ağzından çı­kardı. Yüksek bir kayanın üstüne çıktı ve şu mısraları haykırmaya başladı:<br />
<br />
«Biz size Bedir´in karşılığını verdik. Halbuki savaştan sonra savaş deliliktir. Ne Utbe, ne kardeşim, ne onun amcası, Ne de genç devem için sabrım kalmıştı. İçimi rahatlattım ve adağımı yerine getirdim. Vahşî, kalbimin kinini giderdi...» Savaş bitti, müşrikler develerine bindiler, Mekke´ye dönmek üze­re atlarını sürdüler...<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) ashâbıyla birlikte, şehîdlere bakmak için sa­vaş alanına indi.<br />
<br />
Orada, vadinin ortasında, canlarını <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a satan, onları büyük Rabblerine makbul kurbanlar olarak takdim eden ashabının yüzlerini incelerken birden bire durdu... Baktı ve sustu... Dişlerini sıktı... Göz­lerini kapattı...<br />
<br />
Arab ahlâkının bu çirkin vahşiliğe düşeceğini ve bir olunun sedinin, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın arslanı ve şehîdlerin efendisi, şerefli şehîd, amcası Hamza ibn-i Abdilmuttalib´in cesedini gördüğü şekilde organlarının parçalanmasını asla tasavvur edemiyordu...<br />
<br />
Hz. Peygamber kaderin şimşeği gibi parlayan gözlerini açtı... Gözleri amcasının cesedi üzerinde şöyle dedi:<br />
<br />
«? Seni kaybetmek gibi bir musibetle asla karşılaşmıyacağim. Şimdiye kadar ben, şu andakinden daha öfkeli olmadım...»<br />
<br />
Sonra ashabına dönüp:<br />
<br />
«?Hamza´ntn kızkardeşi Safiyye´nîn üzülmesinden ve benden sonra bir âdet olarak kalmasından korkmasaydım, Hamza´yı açıkta bı­rakır, onun vahşî hayvanlar ve kuşlar tarafından yenmesine müsâade ederdim. Onlardan mutlaka otuz kişinin organını keseceğim!» dedi.<br />
<br />
Peygamber´in ashabı haykırdı:<br />
<br />
«? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, eğer bir gün <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> bizi onlara galib getirirse, Arab-lardan hiç kimsenin görmediği bir şekilde onların organlarını kese­ceğiz!!...»<br />
<br />
Fakat, Hamza´ya şehidliği ikram eden <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, onun şehadetinden dolayı ebediyete kadar adaleti koruyan büyük bir ders için fırsat ver­mekle ve ceza ve kısasta bile merhameti vacib ve farz kılmakla, ona bir defa daha ikramda bulunmaktadır.<br />
<br />
Böylece, Rasûlüllah (s.a.v.} biraz önceki tehdidini bitirir bitirmez, daha yerinden ayrılmadan şu âyet-i kerimeler vahyedildi:<br />
<br />
«Rabbinîn yoiuna, hikmet ve güzel Öğütie çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bi­lir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir. Eğer ceza vermek isterse­niz, size yapılanın ayniyle mukabele edin. Sabrederseniz, andolsun ki bu, sabredenler için daha iyidir. Sabret, senin sabrın ancak Al­lah´ın yardımiyladır, onlara üzülme, kurdukları düzenlerden de endişe etme. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir». (Nâhl/125-128)<br />
<br />
Bu âyetlerin bu yerde nazil olması, ecrini <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın verdiği Hamza [r.a.) için en iyi ikram idi.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) onu çok severdi. Daha önce de belirttiğimiz gibi o, sadece sevgili amcası değildi...<br />
<br />
onun süt kardeşiydi...<br />
<br />
Çocukluk arkadaşıydı...<br />
<br />
Hayatı boyunca dostuydu<br />
<br />
Bu veda dakikalarında, Rasûlüllah [s.a.v.) onu uğurlayacak, sa­vaşın bütün şehidleri sayınca ona namaz kılmaktan daha iyi bir se­lâm bulamadı... . .<br />
<br />
Böylece, Hamza´nın cesedi, onun savaştaki gayretine şâhid olan ve kanlarını bağrına basan savaş alanındaki namaz yerine taşındı. Ra­sûlüllah [s.a.v.) ve ashabı onun namazını kıldılar. Daha sonra başka bir şehîd getirildi. Peygamber onun namazını kıldı. Sonra o kaldırıl­dı ve Hamza yerinde bırakıldı, üçüncü bir şehîd getirildi. Hamza´nın yanına konuldu. Rasûlüllah (s.a.v.) o ikisine namaz kıldı...<br />
<br />
Böylece, arka arkaya bütün şehîdler getirildi. Rasûlüllah (s.a.v.) yanlarında Hamza olmak üzere onların herbirine namaz kılıyordu. Öy­le ki Rasûlüllah (s.a.v.) o gün amcasına yetmiş namaz kılmış oldu...<br />
<br />
Hz. Peygamber savaştan evine dönerken yolda Abduleşhel oğul­ları kadınlarının şehidlerine ağladıklarını duydu. Şefkat ve sevgisi­nin çokluğundan: Fakat Hamza için ağlayanlar yok dedi.<br />
<br />
«? Fakat Hamza<br />
<br />
Sa´d İbn-i Muâz bu sözü duyup kadınlar onun amcasına ağlarsa gönlü hoş olur zannıyla Abduleşhel oğullarının kadınlarına koşar ve onlara Hamza´ya ağlamalarını emreder, onlar da emri yerine getirir­ler. Hz. Peygamber onların ağlamasını duyar duymaz yanlarına çıkar ve:<br />
<br />
«? Ben bunu kasdetmedim. Dönünüz, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> size merhamet et­sin. Bugünden sonra ağlamak yok».<br />
<br />
Rasûlüllah´ın (s.a.v.) ashabı Hamza´ya ağıt söyleme ve yüce ha­yatını övmede yanşa girmişlerdir..<br />
<br />
Hassan İbn-i Sabit uzun bir kasidede onun hakkında şöyle de­miştir.<br />
<br />
Fani olan bu yurttan (dünyadan) vazgeç de. Cömert Hamza´ya ağla<br />
<br />
Süvarilerin atlan korkudan geri durduklarında o, ormandaki as­lan gibi yiğitçe savaşandır.<br />
<br />
O, Haşim oğullarının tepesindeki beyazlıktır.<br />
<br />
O hakkı bırakıp batılla uğraşmamıştır.<br />
<br />
Sizin kılıçlarınızın arasında şehid düştü.<br />
<br />
Onu öldürdüğü için Vahşî´nin elleri çolak olsun.<br />
<br />
Abdullah ibn-i Ravaha da şunları söylemiştir: Gözüm yaş döktü, o göz, yaşı dökmeyi haketti. Aslında, şu öldürülen adam,<br />
<br />
Hamza mı? dedikleri sabah Tanrı´nın Aslani´na ne ağlama ne de sızlama fayda verir.<br />
<br />
Onun öldürülüşüyle, bütün müslümanlar, bu arada Peygamber bir belâya uğramıştır.<br />
<br />
Ebû Ya´lâ! Sana ait direkler yıkıldı.<br />
<br />
Sen, şeref ve şan sahibisin, iyilik seversin ve akrabayla ilgilenirsin.<br />
<br />
RasûlüllaH´ın (s.a.v.) halası ve Hamza´mn kızkardeşi Safiyye Bint Abdilmuttalip de şu şiiri söylemiştir:<br />
<br />
«Arşın sahibi, Hakk´m Tanrısı, onu, İçinde yaşayacağf Cennet´e ve sevince çağırdı.<br />
<br />
Bu, bizim Kıyamet gününden Hamza için umduğumuz en iyi ne­ticedir.<br />
<br />
V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, saba rüzgârı estiği sürece kavminin efendisi olan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´­ın aslanına ağlayarak ve üzülerek, yolculukta ve yolculuk dışında seni asla unutmıyacağım.<br />
<br />
O, her kâfire karşı İslâm´ı savunur.<br />
<br />
Diyorum ki, onun ölümü kabilemin şerefini yükseltmiştir.<br />
<br />
AİIah ona bir kardeş ve yardımcıdan daha iyisini versin.»<br />
<br />
En iyi mersiye onun hatırasını estirirken savaş şehitleri arasın­da onu görüp cesedinin başında durduğu sırada Hz. Peygamber´in şu sözleri de onun içindi:<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> sana rahmet etsin, sen bildim bileli hep sıla-i rahme önem verir ve hep iyilikler işlersin».<br />
<br />
Hz. Peygamber´in (s.a.v.) yüce amcası Hamza´dan dolayı başına gelen felâket çok ağırdı... Ona sabretmek zor bir işti. Ancak kader <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlüne en güzei teselliyi saklıyordu.<br />
<br />
Uhud´dan evine giden yolda Hz. Peygamber´in karşısına, babası, kocası ve kardeşi savaşta şehîd olan, Dînar oğullarından bir hanıme­fendi çıktı...<br />
<br />
Savaştan dönen müslümanları görünce, savaş haberlerini sormak üzere onlara koştu.<br />
<br />
Ona, kocasının, babasının ve kardeşinin öldüğünü haber verdi­ler...<br />
<br />
O, hemen, merak içinde onlara:<br />
<br />
«?Ya, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlü ne yaptı?» diye sordu.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
«? İyidir...<br />
<br />
O, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a hamdolsun istediğin gibidir» dediler.<br />
<br />
Kadın:<br />
<br />
«? Bana, onu gösterin de gözümle göreyim» Rasûlüllah (s.a.v.) yaklaşıncaya kadar onun yanında durdular. Ka­dın Hz. Peygamber´i görünce şöyle diyerek ona doğru koştu: - Senden sonra her musibet hafif kalır...»<br />
<br />
Evet...<br />
<br />
Bu, en güzel ve en kalıcı teselli idi...<br />
<br />
Peygamber, bu eşsiz olaya gülümsedi. Cömertlik, dostluk ve fe­dakârlık dünyasında bunun bir benzeri yoktu...<br />
<br />
Aynı anda, babasını, kocasını ve kardeşini kaybeden dağlan yı­kan haberi işittiği an öiüm haberini veren kimseye cevabı:<br />
<br />
«- Rasûlüllah (s.a.v.) ne yaptı?» olan, zavallı, zayıf bir hanirr<br />
<br />
fendi...<br />
<br />
Bu <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın aslanı ve şehîdlerin efendisinden dolayı, Hz Pı gamber´e iyi bir teselli vermek için kaderin, çizimini ve zamanlama­sını çok iyi yaptığı bir olaydı. [1]<br />
<br />
<br />
<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-weight: bold;"><img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Arslani ve Şehidlerin Efendisi<br />
<br />
Mekke; çalışmak, kazanmak, İbâdet etmek ve eğlenmekle geçen bir günden sonra derin bir uykuya dalmıştı...<br />
<br />
Kureyşliler uyurken, yataklarında dönüp duruyorlardı... Ancak bi­risi vardı ki, yatağından uzaktaydı. Aslında o, erkenden yatağına gir­miş, birkaç saat istirahat ettikten sonra büyük bir şevkle kalkmıştı. Çünkü onun <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´la bir randevusu vardı. O odasındaki namaz kıldığı yere gider. Rabbine yalvarır ve ona duâ ederdi. Onun, devamlı yal­varıp yakaran göğsünün çıkardığı sesten dolayı hanımının her uya­nışında, kocasına bir zarar gelmesinden korkup ona kendisine acıma­sını ve uykusunu almasını istediğinde o, gözyaşları, sözleriyle yarı­şır bir halde ona şöyle cevap verirdi:<br />
<br />
«? Hatice! Artık uyuma zamanı geçti!»<br />
<br />
Onun durumu, Kureyş´in dikkatini çekmişse de henüz onların uy­kularını kaçırmıyordu... O daha dâvasının başlangıcındaydi. Sözünü gizlice ve fısıldayarak söylüyordu.<br />
<br />
O sırada kendisine inananlar çok azdı.<br />
<br />
Bu arada, ona inananlardan başka, onu bütünüyle sevip sayan­lar, gönlü büyük bir özlemle ona iman etmeyi ve onun mübarek kafi­lesi içinde yürümeyi isteyenler vardı. Bunlara sadece; örf ve çevre­nin görüşleri, geleneklerin baskısı ve onun bunun dedikoduları ara­sındaki kararsızlıkları engel oluyordu.<br />
<br />
İşte Rasûlüllah´ın [s.a.v.) amcası ve süt kardeşi olan Hamza ibn-i Abdllmuttallb bunlardandı.<br />
<br />
Hamza kardeşinin oğlunun yüceliğini ve olgunluğunu biliyordu. Onun dâvasının aslını ve özelliklerini çok iyi biliyordu.<br />
<br />
O, kardeşinin oğlunu sadece amcası olarak tanımaz, onu karde­şi ve dostu olarak da tanırdı... Çünkü Peygamber´le Hamza aynı soy­dandılar ve yaşları birbirine yakındı... İkisi birlikte büyümüşler, bir­likte oynamışlar, birlikte kardeşlik yapmışlar, başından beri yolu adım adım birlikte yürümüşlerdi...<br />
<br />
Eğer onlardan herbirinin gençliği bir yolda devam etseydi, Ham­za, hayatın iyi şeylerini elde etmek ve Mekke´nin liderleri ve Ku-reyş´in efendileri arasındaki kendi yerini genişletmek için kendi ak­ranlarıyla rekabete başlardı. O sırada Muhammed kendisine <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın yolunu aydınlatmak üzere doğmuş olan ruhunun ışıklarına, onu ha­yatın gürültüsünden derin düşünceye ve hakla tanışıp onu kabule ha­zırlanmaya döndüren kalbinin konuşmasına bağlanmıştı...<br />
<br />
Diyoruz ki, onlardan her birinin gençliği zıt bir yöne yönelseydi, şüphesiz Hamza´nın yaşıtının ve kardeşinin oğlunun faziletleri sahi­bini bütün insanların gönüllerinde yüce bir yere yerleştiren ve onun büyük geleceği için açık bir tablo çizen büyük fazîlet ve özellikler bir an olsun aklından çıkmazdı...<br />
<br />
O günün sabahında Hamza her zamanki gibi çıktı.<br />
<br />
Kabe´nin yanında Kureyş eşrafından ve efendilerinden bir grup gördü. Konuştuklarını dinlemek üzere yanlarına oturdu.<br />
<br />
Onlar Muhammed´den söz ediyorlardı.<br />
<br />
İlk defa Hamza, kardeşinin oğlunun davasından dolayı onları bir endişenin sardığını, onun hakkındaki sözlerinde, kin, öfke ve acılığın vurgulandığını gördü.<br />
<br />
Daha önce onlar aldırmıyorlardı yahut aldırmaz görünüyorlardı.<br />
<br />
Bugün ise yüzlerinde endişe, keder ve öç alma isteği taşıyor­du...<br />
<br />
Hamza onların konuşmalarına uzun uzun güldü. Onları abartıcı­lıkla ve iyi değerlendirememekle suçladı...<br />
<br />
Arkasından Ebû Cehil; Hamza´nm Muhammed´in davette bulun­duğu şeyin tehlikesini çok iyi bildiğini fakat o, Kureyş uyuşunda, bir gün sabah olsun diye durumu hafife aldığını söyleyerek arkadaşlarını uyardı. Fakat gerçekten Kureyş´in sabahı kötü olmuş, Hamza´nın kardeşinin oğiunun işi onların aleyhine çıkmıştı...<br />
<br />
Nihayet onlar bağıra çağıra ve tehditler savurarak oradan ayrıl­dılar...<br />
<br />
Hamza ise bazen gülümsüyor, bazen de üzülüyordu. Topluluk da­ğılıp her biri kendi yoluna gittiğinde Hamza´nın yeni fikir ve yeni dü­şüncelerle kafası kazan gibi olmuştu. Yeğeninin işi onun karşısına çıkıyor ve yeniden onu kendi kendisine tartışıyordu!.<br />
<br />
Her günle birlikte, Hz. Peygamber´in dâvası hakkında Kureyş´in konuşmaları artarak birbirlerine seslenirlerken günler geçti.<br />
<br />
Konuşmalar uğraşmaya dönüşür ve Hamza uzaktan durumu kont­rol etmektedir.<br />
<br />
Yeğeninin azmi onu hayrete düşürmektedir... İmanı ve davası yolunda fedakârlığı, Kureyş´tn kendisi bazı fedakârlık ve azimleriyle tanınmış olmasına rağmen bu onların hepsi için yepyeni birşeydir!.<br />
<br />
O gün bir şüphe Rasûlüllah´ın (s.a.v.) doğruluğu ve ahlâkının bü­yüklüğü kounusunda birisini aldatabilseydi, bu şüphe, Hamza´nm ak­lına ulaşacak bir yol bulamazdı.<br />
<br />
Hamza, çocukluğundan itibaren, temiz gençliğine, emin ve sa­mimi adamlığına kadar Muhammed´i en iyi tanıyanlardandı...<br />
<br />
O, kendini tanıdığı gibi, hatta kendini tanıdığından daha fazla onu tanırdı. İkisi, birlikte dünyaya geldiklerinden beri, birlikte büyüdük­lerinden beri, birlikte olgunluk çağına ulaştıklarından beri Muham­med´in bütün hayatı güneşin ışıkları gibi temizdi!.. Hamza, bu hayat­ta ortaya çıkan tek bir şüpheyi hatırlamaz. Onun bir gün olsun öfke­lendiğini, ümitsizlik gösterdiğini, tamahkârlık yaptığım, eğlendiğini ve aşın sevinç gösterdiğini hatırlamazdı.<br />
<br />
Hamza sadece beden gücünü değil, akıl ve irade gücünü de kul­lanıyordu...<br />
<br />
Bu sebepten, tamamen doğruluk ve güvenirliğiyle tanınan bir in­sana uymakta geç kalmak tabiî birşey değildi. Böylece onun gönlü yakın bir günde ortaya çıkacak bir olaya kadar onunlaydı...<br />
<br />
Ve beklenen gün geldi...<br />
<br />
Hamza yayını aldı. Özel zevki ve sevdiği spor olan avla meşgul olmak için çöle gitmek üzere evinden çıktı... Çünkü o, av konusun­da üstün bir maharete sahipti...<br />
<br />
Gününün bir kısmını çölde geçirdi. Avdan gelince, her zamanki gibi, evine dönmeden önce tavaf etmek için Kabe´ye gitti.<br />
<br />
Kabe´ye yaklaştığı esnada, Abdullah İbn-i Cud´ân´m hizmetçisiy-le karşılaştı. Kadın onu görür görmez şöyle dedi:<br />
<br />
«? Ey Ebû Umare! Yeğenin Muhammed´e, Ebû´l-Hakem İbn-i Hişam´ın (Ebû Cehil´in) yaptıklarını görmüş olsaydın neler yapmaz­dın. O yeğenini orada otururken buldu, ona eziyet etti ve sövdü. Ya­ni yeğenin Ebû Cehil´den hoşuna gitmeyecek şeyler gördü».<br />
<br />
Kadın, Ebû Cehii´in Rasûlüllah´a (s.a.v.) yaptıklarını anlattıktan sonra onun yanından ayrıldı.<br />
<br />
Hamza onun konuşmasını iyice dinlemişti. Bir süre düşündükten sonra, elini yayına uzattı ve onu omzuna yerleştirdi. Daha sonra, Ebû Cehil´le karşılaşmayı umarak hızlı ve kesin adımlarla Kabe´ye doğru yürüdü... Eğer onu, orada bulamazsa, buluncaya kadar her yerde ara­maya devam edecekti...<br />
<br />
Fakat Kabe´ye varır varmaz, Ebû Cehil´i Kabe´nin avlusunda Ku-reyş efendilerinden bir grubun ortasında gördü...<br />
<br />
Korkunç bir sessizlik içinde, Hamza Ebû Cehil´e doğru ilerledi. Sonra yayını çıkarıp Ebû Cehil´in başına indirdi. Ebû Cehil´in başı ya­rıldı ve kan akmaya başladı. Yanında oturanların hayreti geçmeden Hamza Ebû Cehil´e haykırdı:<br />
<br />
«? Ben onun dini üzereyken sen Muhammed´e mi sövüyorsun. Ben de onun dediğini diyorum. Gücün varsa bunu bana da yap...»<br />
<br />
Bir anda orada oturanların tümü liderleri Ebû Cehil´in uğradığı hakareti ve başından akan kanları unutmuştu. Onları yıldırım gibi ku­şatan şu söz meşgul etmişti. Muhammed´in düşündüğünü düşüne­rek ve onun söylediğini söyleyerek Hamza´nın Muhammed´in dini üzerinde olduğunu ilân ettiği söz...<br />
<br />
Hamza müslüman mı oluyor?<br />
<br />
Kureyş gençlerinin en güçlüsü ve en c suroluyor ha?...<br />
<br />
Bu, Kureyş´in önüne geçemiyeceği bir belâ idi. Hamza´nın müs­lüman olması birçok iyi kimseyi müslüman olmaya teşvik edecek; Muhammed, etrafında davasını destekleyip takviye edecek güç ve ce­sareti bulacak ve Kureyş, bir gün put ve tanrılarını kıran balyozların<br />
<br />
sesiyle uyanacaktı!...<br />
<br />
Evet... Hamza müslüman oldu, gönlünün istediği işi insanlara açıkladı. Ümidini yitirdiği için çekip giden şaşkın topluluğu ve yarık başından akan kanlarını yalayan Ebû Cehil´i terketti:..<br />
<br />
Hamza elini yine yayına uzattı ve onu omzuna yerleştirdi. Karar­lı adımlarıyla ve üstün cesaretiyle evine giden yola düştü.<br />
<br />
Hamza kafası çalışan birisiydi ve iyi bir vicdana sahipti.<br />
<br />
Evine dönüp günün yorgunluklarını üzerinden atınca düşünmek ve meydana gelen hadiseyi zihninden geçirmek üzere oturdu,..<br />
<br />
Müslümanlığını nasıl ve ne zaman açıklamıştı?<br />
<br />
O, müslümanlığını hamiyet, kızgınlık ve gücenme anlarından bi­rinde ilân etmişti.<br />
<br />
Yeğenine kötü davranılması, hiçbir yardımcısı yokken ona hak­sızlık edilmesi, onun zoruna gitmiş ve bundan dolayı öfkelenmiş, Haşim oğullarının şerefi için hamiyeti kabarmış, bunun üzerine Ebû Cehil´in başını yarmış ve onun yüzüne o sözü haykırmıştı.<br />
<br />
Fakat bu; insanın, atalarının ve milletinin dinini, yılların ve asır­ların dinini terketmesi, daha sonra o, henüz kurallarını bilmediği, as­lını pek az tanıdığı yeni bir dini kabul etmesi ideal bir yo! muydu?...<br />
<br />
Onun Muhammed´in doğruluğunda ve yolunun temizliğinde hiç­bir an şüphe etmediği doğrudur. Fakat bir kimsenin, gerekli olan bü­tün sorumluluk ve sonuçlarıyla, şimdi Hamza´nın yaptığı gibi bir öf­ke anında yeni bir dini kabul etmesi mümkün müdür!...<br />
<br />
Sancağını yeğeninin taşıdığı bu yeni davaya gönlü saygı besli­yordu...<br />
<br />
Ama, onun bu davete uyan, ona inanan ve onu savunanlardan birisi olması takdir edilmişti... Bu dine girmek için uygun vakit han-giaiydi?<br />
<br />
Öfke ve hamiyet anı mı? Yoksa düşünce ve tefekkür anları mıydı?<br />
<br />
Böylece, onun iyi bir vicdana sahip olması ve düşüncesinin te­mizliği kesin ve ince bir şekilde düşünmek için bütün meseleye ye­niden eğilmesini gerektirdi.<br />
<br />
Düşünmeye başladı. Zihninin durmadığı birkaç gün ve gözünün kapanmadığı birkaç gece geçirdi.<br />
<br />
Aklı vasıtasıyla gerçeği araştırınca, bilgiye giden yol olarak şüp­heye sarılıyordu.<br />
<br />
Böylece, Hamza İslâm dâvasını araştırmada aklını kullanıp eski dinle yeni din arasında karşılaştırma yapar yapmaz, gönlünde ata­larının dinine duyulan fıtrî ve irsî arzu ve her yeniden korkma duy­gusunun sebep olduğu şüpheler uyandı.<br />
<br />
Kabe, tanrıları ve putları, bu yontma tanrıların bütün Kureyş´e ve bütün Mekke´ye getirdiği dini şerefler hakkındaki bütün hatıraları uyandı...<br />
<br />
Bütün bu geçmişten, bu köklü eski dinden vazgeçmek, geçilme­si gittikçe zorlaşan bir tünel gibi göründü.<br />
<br />
Hamza, bir insanın atalarının dinini bu kolaylık ve çabuklukla ter-ketmesinin nasıl kolay olduğuna şaştı. Yaptığı şeye pişman ofdu. Fa­kat o, aklına başvurdu. Tek başına aklının yetmiyeceğini anlayınca, bütün samimiyet ve doğruluğuyla gaybe sığındı...<br />
<br />
O, Kabe´nin yanında, hakkı ve doğru yolu buimak için, samimi­yetle ve içi yanarak, kainattaki mevcut bütün güç ve nurlardan yar­dım istemek üzere yüzünü gökyüzüne çeviriyordu...<br />
<br />
Haberin bundan sonrasını bizzat Hamza´dan dinleyelim:<br />
<br />
«<br />
Daha sonra Kabe´ye geldim. Göğsümü hakka açması ve benden şüpheyi gidermesi için <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a yalvarıp yakardım... <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> duârm ka­bul etti ve kalbimi kesin imanla doldurdu...<br />
<br />
Sabahleyin Rasûlüllah´a (s.a.v.) gidip durumum hakkında ona bil­gi verdim. O da <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a kalbimi onun dininde sabit kılması için duâ etti...»<br />
<br />
Böylece Hamza kesin olarak müslüman olmuştu...<br />
<br />
Aliah Hamza´yla İslâm´ı aziz kılmıştı... O, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın elçisini ve as­habından ezilenleri savunmak üzere güçlü ve vakarlı olarak durdu...<br />
<br />
Ebû Cehil onun, müslüman saflarının arasında durduğunu görün­ce, bunun açıkça bir savaş olduğunu anladı. Kureyş´İ Peygamber´e ve ashabına eziyet etmeye teşvik ediyordu. Kin ve öfkelerine ancak o yolla derman olacak bir iç savaşa hazırlanmaya başladı...<br />
<br />
Tabiî, Hamza bütün eziyetlere engel olamadı... Fakat bununia be­raber onun müslüman olması bir kalkan ve zırh olmuştu. Nitekim bu, önce Hamza´nin sonra Ömer ibnu´l-Hattâb´ın İslâm´a girmesinin ön­cülük ettiği birçok kabile için başarılı bir teşvik olmuş ve bunun üze-rine kabileler akın akın İslâm´a girmişlerdi...<br />
<br />
Hamza, İslâm´a girmesinden itibaren bütün afiyetini, gücünü ve hayatını, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a ve dinine adadı. Hatta Peygamber (s.a.v.) ona şu bü­yük lâkabı verdi:<br />
<br />
«<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın arslanı ve onun elçisinin arslanı...»<br />
<br />
Müslümanların düşmanla karşılaşmak için çıktıkları ilk "seriyye nin emîri (başkanı] Hamza idi...<br />
<br />
Rasûlüllah´ın [s.a.v.) sancak verdiği ilk müslüman Hz. Ham-za´ydı...<br />
<br />
Bedir harbinde iki topluluğun karşılaştığı gün, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın ve onun elçisinin arslanı orada acaip şeyler yapıyordu!...<br />
<br />
Kureyşliler, hezimet ve yenilgilerinden dolayı perişan bir halde Bedir´den Mekke´ye dönmüşlerdi. Ebû Süfyân da korka korka ve başı önüne eğik olarak dönmüştü. O, Ebû Cehil, Utbe ibn-i Rabiâ, Şeybe ibn-i Rabiâ, Umeyye ibn-i Halef, Ukbe ibn-i Ebî SVluâyt, el-Esved ıbn-i Abdilesed el-Mahzûnî, el-Velîd ibn-i Utbe, en-Nazr ibnu´l-Haris ibn-i Saîd, Turne ibn-i Adiyy gibi Kureyş efendilerinin ve onlar gibi daha birçok kahramanını savaş alanında bırakmıştı.<br />
<br />
Kureyş, bu kötü hezimeti barış içinde hazmedemiyordu. Kent sinin, şerefinin ve ölülerinin öcünü almak için hazırlanıyordu.<br />
<br />
Ve Kureyş savaşa karar vermişti...<br />
<br />
Kureyş kabilesiyle Ebû Süfyân komutasında diğer anlaşmalı arab kabilelerinin birlikte çıktıkları Uhud savaşı geldi.<br />
<br />
Kureyş´in liderleri bu yeni savaşlarında iki kişiyi hedef almış­lardı...<br />
<br />
Peygamber (s.a.v.) ve Hamza (r.a.]...<br />
<br />
Evet... Savaşa çıkmadan önceki konuşmalarını ve görüşmelerini dinleyen kimse, Hz. Peygamber´den sonra Hamza´nın nasıl savaşta hedef alınan kişi olduğunu anlardı.<br />
<br />
Savaşa çıkmadan önce, Hamza´nın işini bitirecek adamı seçti­ler. Bu Habeşii bir köleydi. Mızrak atmada üstün bir maharete sahip­ti. Onun savaştaki bütün rolünün, Hamza´yı avlamak ve mızrağiyla ona öldürücü bir darbe indirmek olduğunu söylediler. Ona, savaşın sonu ve gidişi nasıl olursa olsun, bundan başka bir şeyle meşgul olmamasını tenbih ettiler.<br />
<br />
Ona pahalı ve büyük bir fiyat vâ´dettiler: Hürriyetini... Adı «Vah­şî» olan bu adam Cubeyr ibn-i Mut´im´in kölesi idi... Cubeyr´in amca­sı Bedir´de ölmüştü. Cubeyr ona şöyle dedi:<br />
<br />
«? İnsanlarla birlikte savaşa çık, eğer Hamza´yı öldürürsen, hür­sün».<br />
<br />
Sonra, daha fazla tahrik etmesi ve istedikleri gayeye sevketmesi İçin onu Ebû Süfyan´ın hanımı Hind bint-i Utbe´ye gönderdiler.<br />
<br />
Hind Bedir savaşında babasını, amcasını, kardeşini ve oğlunu kaybetmişti. Ona, bunların bazısını bizzat Hamza´nın öldürdüğü, bazı­larının ölümlerinde de onun payı olduğu söylenilmişti...<br />
<br />
Bu yüzden, maceranın gerektirdiği fiyat ne olursa olsun, o, er­kek ve kadın Kureyşliîerin çoğunu sadece bir şey için, yani Ham­za´nın başını elde etmek için savaşa çıkmaya teşvik ediyordu!...<br />
<br />
Savaşa çıkmadan önce birkaç gün bekledi. Yegâne işi Vahşî´nin zihnine bütün kinini boşaltmak ve onun aleyhinde yapacağı hareketi tasarlamaktı... Hamza´yı öldürmede başarılı olursa, ona bir kadının eşya ve süs olarak sahip olduğu değerleri vadetti. Kinli parmaklarıy­la kıymetli inciden küpesini ve boğazında dizili altın gerdanlıklarını tutup gözleri Vahşî için.dönerek:<br />
<br />
«? Eğer Hamza´yı öldürürsen, bunların hepsi senin!!!...» dedi.<br />
<br />
Vahşî´nin ağzının suyu aktı... Aklı, özlemle, hürriyetini kazana­cağı ve artık köle olmıyacağı, Kureyş kadınlarının Üderî, Kureyş´in liderinin hanımı ve Kureyş´in efendisinin kızının boynunu süsleyen bu zînetlere sahip olarak döneceği savaşa gitti.<br />
<br />
Öyleyse istişareler ve harptekiler açık ve kesin bir şekilde Ham za´yi (r.a.) istiyordu.<br />
<br />
Uhud savaşı geldi...<br />
<br />
İki ordu karşılaştı.., Hamza, savaş elbisesini giymiş ve göğsün de, çarpışma anında takmayı alışkanlık haline getirdiği deve kuşu tü yü olduğu halde ölüm-kalım alanının ortasındadır.<br />
<br />
O, çarpışmaya başladı, önüne bir baş gelmesin, kılıcıyla hemen onu koparıyordu. Müşriklerin arasında dövüşerek yürüyordu. Sanki ölümler onun emrindeydi. O, ölümleri istediğine fırlatıyor, onlar da o kimsenin tam kalbinin ortasına isabet ediyordu.<br />
<br />
Müslümanların hepsi hücuma geçtiler, kesin zafere yaklaştı!; ve hattâ Kureyş topluluğu korkup geri çekilmeye başladı. Eğer ok­çular dağın tepesindeki yerlerini terkedip hezimete uğrayan düşma­nın ganimetlerini toplamak için savaş alanına inmeselerdi... Eğer on­lar yerlerini terkedip Kureyş süvarüeri için geniş bir gedik açmasa-lardı Uhud savaşı bütün Kureyş´e, erkeklerine, kadınlarına hatta at­larına ve develerine bir mezar olacaktı!...<br />
<br />
Kureyş süvarileri ansızın müslümanları gerilerinden çevirdi. Ka­na susamış çılgın kılıçları müslümanlar içinde çalışmaya başladı... Müslümanlar yeniden kendilerine gelmeye ve Kureyş ordusunun ge­ri çekildiklerini görünce silahlarını bırakmış olanlar tekrar silâha sa­rılıyorlardı... Fakat ani karşılaşma aGimasız ve çok sert idi.<br />
<br />
Hamza olanları gördü ve gücünü, gayretini ve enerjisini bir kat daha artırdı.<br />
<br />
O, sağıyla, soluyfa, önüyle ve arkasıyla vuruşmaya başladı. Vahşî de onu gözetlemekte, darbesini ona doğru yöneltmek için hâin fırsa­tını kollamaktaydı.<br />
<br />
Bırakalım da olayı Vahşî kendi sözleriyle anlatsın:<br />
<br />
«? Ben Habeşistanlıydım. Habeşistanlılar qibi mızrak atar, isabet ettiremediğim pek az olurdu. İnsanİar karşılaşınca Hamza´yı gö­zetlemeye çıktım. Nihayet onu boz deve gibi insanların ortasında gör­düm. Kılıcı ile insanları biçip geçiyor ve önünde hiç bir şey dura-mıyordu... V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, onun için hazırlanıyordum. Onu yere düşürmek ve­ya bana yaklaşması için bir ağacın arkasına gizlendiğim sırada Sibâ´ ibn-i Abdiluzza önüme geçti. Hamza ona şöyle haykırdı: Yanıma gel, ey Sünnetçi kadının oğlu! Arkasından O´na bir darbe indirdi ama ba­şına isabet ettiremedi...<br />
<br />
O sırada mızrağımı salladım ve istediğim şekilde attım. Mızrak memesine batıp ayaklarının arasından çıkmıştı. Bana doğru yürüdü, ama düşüp şehîd oldu...<br />
<br />
Yanma gelip mızrağımı aldım, sonra çadırların bulunduğu yere döndüm ve bir çadırın içine oturdum. Çünkü benim başka bir isteğim yoktu. Onu, kölelikten kurtulmak için Öldürmüştüm...»<br />
<br />
Bırakalım Vahşî [r.a.) sözünü tamamlasın:<br />
<br />
«Mekke´ye dönünce kölelikten azâd edildim. Mekke fethedilip Rasûlüllah [s.a.v.) oraya girinceye kadar Mekke´de kaldım. Rasûlül-lah (s.a.v.) Mekke´ye girdikten sonra ben de Taife kaçtım.<br />
<br />
Müslüman olmak için Taif heyeti Rasûlüllah´a (s.a.v.) gitmek üze­re yola çıktığında bütün yollar bana kapanmıştı. Kendi kendime şöyle dedim: Şam´a mı gideyim, Yemen´e mi, yoksa başka bir yere mi?...<br />
<br />
V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i son derece üzgün olduğum bir sırada bir adam bana: «Ya­zıklar olsun sana! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlü, dinine giren hiç kimseyi öldür­müyor...» dedi.<br />
<br />
Yola çıktım, Medine´ye Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanma geldim. Beni ancak ayakta ve önünde Kelime-i Şehâdeti getirirken gördü. Beni gö­rünce: «Sen Vahşi misin?!» dedi. Ben de: «Evet yâ Rasûlellah!» de­dim. «Anlat bakalım Hamza´yı nasıl öldürdün?» dedi. Sözümü bitirin­ce; «Yazıklar olsun sana, yüzünü bana gösterme!» O günden sonra, beni görmemesi için, Rasûlüllah´ın (s.a.v.) bulunduğu yoldan geçmez­dim. Rasûlüllah (s.a.v.) vefat edinceye kadar böyle yaptım.<br />
<br />
Müslümanlar, Yemame´de Müseylemetü´l-Kezzâb´la savaşmaya çıkınca ben de onlarla birlikte çıktım. HamzaTyı öldürdüğüm mızrağı­mı da yanıma aldım. İnsanlar karşılaşınca, Müseylemetü´I-Kezzâb´ı kı­lıcı elinde, ayakta iken gördüm. Onun için hazırlandım. Mızrağımı sal­ladım ve istediğim şekilde attım. Mızrak ona isabet etmişti...<br />
<br />
Eğer bu mızrağımla insanların en hayırlısı Hamza´yı öidürmüş-sem, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın beni bağışlamasını dilerim. Çünkü onunla insanların en kötüsü Müseylime´yi de öldürdüm...»<br />
<br />
Böylece <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın ve onun elçisinin arslanı şerefli bir şekilde şe­hîd düşmüştü!...<br />
<br />
O´nun hayatı gürültülü olduğu gibi, vefatı da gürültülü olmuştu...<br />
<br />
Düşmanları onu öldürmekle yetinmemişlerdi... Onlar sadece Hz. Peygamber ve amcası Hz. Hamza´yı istedikleri bu savaşta Kureyş´in bütün hayvan ve adamlarını asker yapan kimselerdi...<br />
<br />
Ebû Süfyan´ın hanımı Hind bint-i Utbe emretmişti. Vahşi´ye Ham-za´nın ciğerini getirmesini emretmişti. Habeşli, bu çılgın isteğe ce­vap vermişti. Hind´e ciğeri getirdiğinde ona sağ eliyle ciğeri veriyor, sol eliyle de ondan, görevini yerine getirmenin mükâfatı olarak küpe ve gerdanlıkları aiıyordu...<br />
<br />
Bedir´de müslümanlann öldürdüğü Utbe´nin kızı, şirk ordusunun ve putçuluğun komutanı Ebû Süfyan´ın hanımı çiğnedi... Bu ahmaklı­ğın kin ve düşmanlığına şifâ vermesi ümidiyle Hamza´nın ciğerini çiğ­nedi. Fakat ciğer dişlerine sert geldi ve onu yutamadı. Ağzından çı­kardı. Yüksek bir kayanın üstüne çıktı ve şu mısraları haykırmaya başladı:<br />
<br />
«Biz size Bedir´in karşılığını verdik. Halbuki savaştan sonra savaş deliliktir. Ne Utbe, ne kardeşim, ne onun amcası, Ne de genç devem için sabrım kalmıştı. İçimi rahatlattım ve adağımı yerine getirdim. Vahşî, kalbimin kinini giderdi...» Savaş bitti, müşrikler develerine bindiler, Mekke´ye dönmek üze­re atlarını sürdüler...<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) ashâbıyla birlikte, şehîdlere bakmak için sa­vaş alanına indi.<br />
<br />
Orada, vadinin ortasında, canlarını <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a satan, onları büyük Rabblerine makbul kurbanlar olarak takdim eden ashabının yüzlerini incelerken birden bire durdu... Baktı ve sustu... Dişlerini sıktı... Göz­lerini kapattı...<br />
<br />
Arab ahlâkının bu çirkin vahşiliğe düşeceğini ve bir olunun sedinin, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın arslanı ve şehîdlerin efendisi, şerefli şehîd, amcası Hamza ibn-i Abdilmuttalib´in cesedini gördüğü şekilde organlarının parçalanmasını asla tasavvur edemiyordu...<br />
<br />
Hz. Peygamber kaderin şimşeği gibi parlayan gözlerini açtı... Gözleri amcasının cesedi üzerinde şöyle dedi:<br />
<br />
«? Seni kaybetmek gibi bir musibetle asla karşılaşmıyacağim. Şimdiye kadar ben, şu andakinden daha öfkeli olmadım...»<br />
<br />
Sonra ashabına dönüp:<br />
<br />
«?Hamza´ntn kızkardeşi Safiyye´nîn üzülmesinden ve benden sonra bir âdet olarak kalmasından korkmasaydım, Hamza´yı açıkta bı­rakır, onun vahşî hayvanlar ve kuşlar tarafından yenmesine müsâade ederdim. Onlardan mutlaka otuz kişinin organını keseceğim!» dedi.<br />
<br />
Peygamber´in ashabı haykırdı:<br />
<br />
«? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, eğer bir gün <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> bizi onlara galib getirirse, Arab-lardan hiç kimsenin görmediği bir şekilde onların organlarını kese­ceğiz!!...»<br />
<br />
Fakat, Hamza´ya şehidliği ikram eden <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, onun şehadetinden dolayı ebediyete kadar adaleti koruyan büyük bir ders için fırsat ver­mekle ve ceza ve kısasta bile merhameti vacib ve farz kılmakla, ona bir defa daha ikramda bulunmaktadır.<br />
<br />
Böylece, Rasûlüllah (s.a.v.} biraz önceki tehdidini bitirir bitirmez, daha yerinden ayrılmadan şu âyet-i kerimeler vahyedildi:<br />
<br />
«Rabbinîn yoiuna, hikmet ve güzel Öğütie çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bi­lir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir. Eğer ceza vermek isterse­niz, size yapılanın ayniyle mukabele edin. Sabrederseniz, andolsun ki bu, sabredenler için daha iyidir. Sabret, senin sabrın ancak Al­lah´ın yardımiyladır, onlara üzülme, kurdukları düzenlerden de endişe etme. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir». (Nâhl/125-128)<br />
<br />
Bu âyetlerin bu yerde nazil olması, ecrini <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın verdiği Hamza [r.a.) için en iyi ikram idi.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) onu çok severdi. Daha önce de belirttiğimiz gibi o, sadece sevgili amcası değildi...<br />
<br />
onun süt kardeşiydi...<br />
<br />
Çocukluk arkadaşıydı...<br />
<br />
Hayatı boyunca dostuydu<br />
<br />
Bu veda dakikalarında, Rasûlüllah [s.a.v.) onu uğurlayacak, sa­vaşın bütün şehidleri sayınca ona namaz kılmaktan daha iyi bir se­lâm bulamadı... . .<br />
<br />
Böylece, Hamza´nın cesedi, onun savaştaki gayretine şâhid olan ve kanlarını bağrına basan savaş alanındaki namaz yerine taşındı. Ra­sûlüllah [s.a.v.) ve ashabı onun namazını kıldılar. Daha sonra başka bir şehîd getirildi. Peygamber onun namazını kıldı. Sonra o kaldırıl­dı ve Hamza yerinde bırakıldı, üçüncü bir şehîd getirildi. Hamza´nın yanına konuldu. Rasûlüllah (s.a.v.) o ikisine namaz kıldı...<br />
<br />
Böylece, arka arkaya bütün şehîdler getirildi. Rasûlüllah (s.a.v.) yanlarında Hamza olmak üzere onların herbirine namaz kılıyordu. Öy­le ki Rasûlüllah (s.a.v.) o gün amcasına yetmiş namaz kılmış oldu...<br />
<br />
Hz. Peygamber savaştan evine dönerken yolda Abduleşhel oğul­ları kadınlarının şehidlerine ağladıklarını duydu. Şefkat ve sevgisi­nin çokluğundan: Fakat Hamza için ağlayanlar yok dedi.<br />
<br />
«? Fakat Hamza<br />
<br />
Sa´d İbn-i Muâz bu sözü duyup kadınlar onun amcasına ağlarsa gönlü hoş olur zannıyla Abduleşhel oğullarının kadınlarına koşar ve onlara Hamza´ya ağlamalarını emreder, onlar da emri yerine getirir­ler. Hz. Peygamber onların ağlamasını duyar duymaz yanlarına çıkar ve:<br />
<br />
«? Ben bunu kasdetmedim. Dönünüz, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> size merhamet et­sin. Bugünden sonra ağlamak yok».<br />
<br />
Rasûlüllah´ın (s.a.v.) ashabı Hamza´ya ağıt söyleme ve yüce ha­yatını övmede yanşa girmişlerdir..<br />
<br />
Hassan İbn-i Sabit uzun bir kasidede onun hakkında şöyle de­miştir.<br />
<br />
Fani olan bu yurttan (dünyadan) vazgeç de. Cömert Hamza´ya ağla<br />
<br />
Süvarilerin atlan korkudan geri durduklarında o, ormandaki as­lan gibi yiğitçe savaşandır.<br />
<br />
O, Haşim oğullarının tepesindeki beyazlıktır.<br />
<br />
O hakkı bırakıp batılla uğraşmamıştır.<br />
<br />
Sizin kılıçlarınızın arasında şehid düştü.<br />
<br />
Onu öldürdüğü için Vahşî´nin elleri çolak olsun.<br />
<br />
Abdullah ibn-i Ravaha da şunları söylemiştir: Gözüm yaş döktü, o göz, yaşı dökmeyi haketti. Aslında, şu öldürülen adam,<br />
<br />
Hamza mı? dedikleri sabah Tanrı´nın Aslani´na ne ağlama ne de sızlama fayda verir.<br />
<br />
Onun öldürülüşüyle, bütün müslümanlar, bu arada Peygamber bir belâya uğramıştır.<br />
<br />
Ebû Ya´lâ! Sana ait direkler yıkıldı.<br />
<br />
Sen, şeref ve şan sahibisin, iyilik seversin ve akrabayla ilgilenirsin.<br />
<br />
RasûlüllaH´ın (s.a.v.) halası ve Hamza´mn kızkardeşi Safiyye Bint Abdilmuttalip de şu şiiri söylemiştir:<br />
<br />
«Arşın sahibi, Hakk´m Tanrısı, onu, İçinde yaşayacağf Cennet´e ve sevince çağırdı.<br />
<br />
Bu, bizim Kıyamet gününden Hamza için umduğumuz en iyi ne­ticedir.<br />
<br />
V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, saba rüzgârı estiği sürece kavminin efendisi olan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´­ın aslanına ağlayarak ve üzülerek, yolculukta ve yolculuk dışında seni asla unutmıyacağım.<br />
<br />
O, her kâfire karşı İslâm´ı savunur.<br />
<br />
Diyorum ki, onun ölümü kabilemin şerefini yükseltmiştir.<br />
<br />
AİIah ona bir kardeş ve yardımcıdan daha iyisini versin.»<br />
<br />
En iyi mersiye onun hatırasını estirirken savaş şehitleri arasın­da onu görüp cesedinin başında durduğu sırada Hz. Peygamber´in şu sözleri de onun içindi:<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> sana rahmet etsin, sen bildim bileli hep sıla-i rahme önem verir ve hep iyilikler işlersin».<br />
<br />
Hz. Peygamber´in (s.a.v.) yüce amcası Hamza´dan dolayı başına gelen felâket çok ağırdı... Ona sabretmek zor bir işti. Ancak kader <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlüne en güzei teselliyi saklıyordu.<br />
<br />
Uhud´dan evine giden yolda Hz. Peygamber´in karşısına, babası, kocası ve kardeşi savaşta şehîd olan, Dînar oğullarından bir hanıme­fendi çıktı...<br />
<br />
Savaştan dönen müslümanları görünce, savaş haberlerini sormak üzere onlara koştu.<br />
<br />
Ona, kocasının, babasının ve kardeşinin öldüğünü haber verdi­ler...<br />
<br />
O, hemen, merak içinde onlara:<br />
<br />
«?Ya, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlü ne yaptı?» diye sordu.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
«? İyidir...<br />
<br />
O, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a hamdolsun istediğin gibidir» dediler.<br />
<br />
Kadın:<br />
<br />
«? Bana, onu gösterin de gözümle göreyim» Rasûlüllah (s.a.v.) yaklaşıncaya kadar onun yanında durdular. Ka­dın Hz. Peygamber´i görünce şöyle diyerek ona doğru koştu: - Senden sonra her musibet hafif kalır...»<br />
<br />
Evet...<br />
<br />
Bu, en güzel ve en kalıcı teselli idi...<br />
<br />
Peygamber, bu eşsiz olaya gülümsedi. Cömertlik, dostluk ve fe­dakârlık dünyasında bunun bir benzeri yoktu...<br />
<br />
Aynı anda, babasını, kocasını ve kardeşini kaybeden dağlan yı­kan haberi işittiği an öiüm haberini veren kimseye cevabı:<br />
<br />
«- Rasûlüllah (s.a.v.) ne yaptı?» olan, zavallı, zayıf bir hanirr<br />
<br />
fendi...<br />
<br />
Bu <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın aslanı ve şehîdlerin efendisinden dolayı, Hz Pı gamber´e iyi bir teselli vermek için kaderin, çizimini ve zamanlama­sını çok iyi yaptığı bir olaydı. [1]<br />
<br />
<br />
<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Seleme İbn-i Kays el-Eşca´i (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-seleme-ibn-i-kays-el-esca%C2%B4i-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:36:41 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-seleme-ibn-i-kays-el-esca%C2%B4i-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #483D8B;"><span style="font-weight: bold;">Ömerül-Faruk, halkın güven ve huzur içinde uyuması için gece­sini hiç gözünü kırpmadan Medine sokaklarında geçirmişti.<br />
<br />
Sokaklarda dolaşırken, aklına Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yiğit ve kahra­man sahabîleri geliyordu. Çünkü onlardan birini Ehvaz´a gidecek or­duya komutan tayin etmek istiyordu.<br />
<br />
Bir müddet sonra şöyle mırıldandı.<br />
<br />
«Buldum onu... Evet <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın izniyle buldum onu...»<br />
<br />
Sabah olunca, Seleme İbn-i Kays el-Eşca´i´yi çağırıp şöyle dedi:<br />
<br />
«? Seni Ehvaz´a gidecek orduya komutan olarak tayin ettim. Al­lah´ın adıyla yürü. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a inanmayan kimselerle <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> için dövüş. Düşmanınız olan müşriklerle karşılaştığınızda onları İslâm´a çağır. Eğer müslüman olup kendi yurtlarında kalmak isterlerse ve kendile­rinden başkasıyla yapılan bir harbe sizinle birlikte katılmazlarsa, on­ların sadece zekât vermeleri gerekir. Ganimette hisseleri yoktur.<br />
<br />
Şayet sizinle birlikte dövüşmek isterlerse, sizin lehinize olan on­ların da lehine, aleyhinize olan onların da aleyhinedir.<br />
<br />
Eğer müslüman olmayı kabul etmezlerse onları cizye [1] vermeye davet et. Onları kendi haline bırakınız, onları kendi düşmanlarından koruyunuz. Onlara güçlerinin üstünde birşey yükiemeyiniz.<br />
<br />
Eğer bunu da kabul etmezlerse onlarla savaşınız. Şüphesiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, onlara karşı sizin yardımcınızdir.<br />
<br />
Harpte galip gelirseniz, aşırı hareket etmeyiniz, zulmetmeyiniz, ölülerin organlarını kesmeyiniz. Hiçbir çocuğu öldürmeyiniz».<br />
<br />
Seleme :<br />
<br />
«? Baş üstüne, ya Emîraimüminîn!..» diye cevap verdi.<br />
<br />
Hz. Ömer onu sıcak bir İlgiyle uğurladı. Ellerini kuvvetlice sıkıp onun için dua etti.<br />
<br />
Hz. Ömer, Seleme ve askerlerinin omuzlarına yüklediği vazife­nin büyüklüğünü biliyordu. Çünkü Ehvaz; yolları korkunç, kaleleri muh­kem, Basra´yla İran arasında dağlık bir bölgeydi. Orada çok çetin bir kurt halkı oturuyordu. Kuvvetlerini, İranlıların Basra´ya yaptıkları sal­dırılardan korumak, Irak´ın selâmet ve emniyetinin tehlikeye maruz kalmaması için, Ehvaz´ı kendi sahaları haline getirmelerine engel ol­mak için müsiümanların orayı mutlaka fethetmeleri veya hakimiyetle­ri altına almaları gerekiyordu...<br />
<br />
Seleme ibn-i Kays, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda savaşan ordusunun başında yola çıktı. Ancak Ehvaz topraklarında biraz İlerledikten sonra, oranın sert tabiatıyla çetin bir mücâdeleye girdiler.<br />
<br />
Ordu, yalçın tepeleri aşmaya, mikroplu su birikintilerinden geç­meye, gece ve gündüz, öldürücü yılan ve zehirli akreplerle mücâde­le etmeye başladı. Seleme ibn-i Kays´ın inançlı ve temiz kalbi asker­lerinin üzerinde titriyordu. Zira işkence etmek tatlı, korkutmak ise ko­laydı. O, zaman zaman askerlerine, gönüllerini titreten nasihatlerde bulunuyor, gecelerini Kur´ân´ın güzel kokularıyla dolduruyordu. Böy­lece onlar, Kur´ân´ın ışığına bürünüyorlar, onun parıltısında yürüyor­lar ve yorgunluklarını unutuyorlardı...<br />
<br />
Seleme ibn-i Kays, Halîfe´nin emrine uyarak Ehvaz´lılarla karşıla­şınca <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın dinine girmelerini teklif etti. Ama onlar kabul etmedi­ler. Onları cizye vermeye davet etti, yine kabul etmeyip, burun kıvır­dılar. Müslümanlar için, harp etmekten başka bir çare kalmamıştı, vereceği güzel sevabı umarak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda cihâda başladılar.<br />
<br />
Son derece şiddetli bir savaş oldu. İki taraf harp tarihinin pek az şahit olduğu çeşitli kahramanlıklar gösterdiler.<br />
<br />
Çok geçmedi savaş, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın adını yüceltmek için savaşan mü´mirilerin lehine açık bir zafer, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın düşmanı müşrikler için de kötü bir yenilgiyle sonuçlandı.<br />
<br />
Savaş bitince Seleme ibn-i Kays hemen askerleri arasında gani­metleri taksim etti.<br />
<br />
Ganimetler arasında güzel bir süs eşyası buldu, onu Emîrulmü´-minîn´e hediye etmek istedi. Askerlerine şöyle dedi:<br />
<br />
«? Bu süs eşyası aranızda taksim edilse bir değer ifâde etmez. Onu Emîrulmü´minîn´e göndersek, razı olur musunuz?»<br />
<br />
«? Evet», dediler.<br />
<br />
Süs eşyasını bir kutuya koydu. Kavmi Benî Eşcâ´dan birisini gö­revlendirdi ve ona:<br />
<br />
«? Kölenle birlikte Medine´ye git. Emîrulmü´minîn´e fetih müj­desini ver ve bu süs eşyasını ona hediye olarak sun», dedi.<br />
<br />
Benî Eşca´lı şahsın Ömer ibnu´l-Hattab´ın yanında başına gelen ibret ve öğüt dolu bir hadîse vardır.<br />
<br />
Hadiseyi bizzat kendisinin anlatması için sözü ona bırakalım. Benî Eşca´lı şahıs anlatmaktadır:<br />
<br />
«? Kölemle birlikte Basra´ya gittim. Seleme ibn-İ Kays´ın bize verdiği paralarla iki deve satın alıp yol azıklarımızı yükledik ve Me­dine´ye doğru yöneldik. Oraya varınca mü´minlerin emîrini arayıp sor­dum. Onu çoban gibi değneğine dayanmış bir halde, kendisi ayakta, müslümanlara yemek yedirirken buldum. O, hem yemek tabaklarını kontrol ediyor, hem de kölesi Yerfe´e şöyle diyordu:<br />
<br />
«?&gt; Yerfe´! Şunlara et ilâve et... Yerfe´! Şunlara ekmek ilâve et... Yerfe´E Şunlara çorba ilâve et...» Hz. Ömer´in yanına varınca bana:<br />
<br />
«? Otur!» dedi. Yemek yiyenlere yakın bir yere oturdum ve bana da verdikleri yemeği yedim. Oradakiler yemeklerini bitirince Ömer:<br />
<br />
«? Yerfe1! Tabaklarını kaldfr!» dedi ve oradan ayrıldı. Ben de onu takip ettim.<br />
<br />
Evine girdikten sonra, müsaade isteyip ben de girdim. Evinde kıldan yapılmış bir örtü parçası üzerinde oturuyordu. İçleri lifle dol­durulmuş iki deri yastığa da yaslanmıştı. Birisini bana uzattı, ben de onun üzerine oturdum. Arkasında bir perde vardı. Perdeye doğru dönüp:<br />
<br />
«? Ummu Kulsûm! Bize yemek getir...» dedi. İçimden: «? Emîrulmü´minîn´in kendi yemeği nasıl acaba?» dedim.<br />
<br />
Ummu Kulsûm ona, üzerinde çekilmemiş tuz bulunan yağlı bir ekmek getirdi. Bana:<br />
<br />
«? Buyur, ye!» dedi. Biraz yedim. O da yedi. Ben, ondan daha güzel yemek yiyen kimse görmemiştim». Daha sonra şöyle dedi:<br />
<br />
«? Bize içecek birşey verin». İçinde arpa şerbeti bulunan bir bardak getirdiler.<br />
<br />
«? Önce misafire verin» dedi ve bana verdiler. Bardağı aidim. Biraz içtim. Sonra bardağı o aldı, kanıncaya kadar ondan içti ve şöyle dedi:<br />
<br />
«? Bize yiyecek ve su veren <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a hamdolsun». O sırada:<br />
<br />
«? Emîrulmü´minîn! Sana bir mektup getirdim», dedim.<br />
<br />
«?Nereden?» «? Seleme ibn-i Kays´tan».<br />
<br />
«? Seleme îbn-i Kays ve onun elçisi hoş geldi, safalar getirdi. Bana müslüman ordusundan bahset».<br />
<br />
«? Mü´minlerin Emîri! Durum arzu ettiğin gibi. Onlar selâmet­tedirler. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın düşmanlarına karşı zafer kazanmışlardır».<br />
<br />
Ona kazanılan zaferi müjdeleyip ordu hakkında ayrıntılı bilgi ver­dim. Hz. Ömer:<br />
<br />
«? Bunu lütfeden <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a hamdolsun» dedi ve arkasından: Bas­ra´ya uğradın mı?»<br />
<br />
«? Evet, ya Emîralmü´minîn!»<br />
<br />
??. Müslümanlar nasıl?»<br />
<br />
«? Bunu lütfeden <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a hamdolsun». dedi ve arkasından:<br />
<br />
«? Basra´ya uğradın mı?»<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın izniyle iyiler».<br />
<br />
«? Fiyatlar nasıl?»<br />
<br />
«? Fiyatlar çok ucuz».<br />
<br />
«? Ya etler nasıl? Araplar etsiz duramaz»,<br />
<br />
«? Et çok bol».<br />
<br />
Bendeki kutuya bakıp:<br />
<br />
«? Şu elinde tuttuğun nedir?» dedi:<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, bizi düşmanlarımıza galip getirdiğinde, ganimetleri biraraya topladık. Seleme, ganimetler arasında bir süs eşyası görüp askerlere şöyle dedi:<br />
<br />
«? Eğer bu, size taksim edilse bir değer ifade etmez. Bunu Emiruimü´minîn´e göndersek, razı olur musunuz?» Onlar:<br />
<br />
«? Evet», dediler. Hemen kutuyu ona verdim.<br />
<br />
Hz. Ömer onu açıp içindeki kırmızı, sarı ve yeşil değerli taşları görünce oturduğu yerden fırladı ve kutuyu yere çarptı. Kutunun için­dekiler etrafa saçıldı.<br />
<br />
Kadınlar, benim ona suikast yapmak istediğimi zannettiler ve perdeye doğru koştular... Ömer bana:<br />
<br />
«? Topla onları...» dedi. Kölesi Yerfe´e de:<br />
<br />
«? Bunu iyice döv», dedi. Yerfe´ bana vururken ben de kutu­dan dökülenleri toplamaya çalışıyordum. Daha sonra şöyle dedi:<br />
<br />
«? İkiniz de defolun!» Ben de:<br />
<br />
«? İzin ver de bize bir deve versinler. Çünkü kölen devemi al­dı», dedim.<br />
<br />
«? Yerfe´! Bunlara iki zekât devesi ver».dedi. Bana da:<br />
<br />
«? Bu develerle, gideceğiniz yere vardıktan sonra, onlara sen­den daha muhtaç kimseler görürsen bu develeri o kimselere ver», dedi.<br />
<br />
«? Tamam, ya Emiraİmü´minîn!... Tamam inşâ<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />». dedim. Tekrar bana dönüp:<br />
<br />
«? Eğer bu süs eşyası taksim edilmeden askerler dağıtırsa, ba­şınıza belâ olurum», dedi.<br />
<br />
Hemen yola çıktım ve Seieme´nin yanına geldim:<br />
<br />
«? Görevlendirdiğin konuda, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> beni başarılı kılmadı... Se­nin ve benim başımıza bir belâ gelmeden şu süs eşyasını askerler arasında taksim et» dedim ve meseleyi ona anlattım.<br />
<br />
Seleme onu askerler arasında taksim etmeden yerinden kalka­madı...[2]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Cizye: Himaye etmelerine karşılık müsiümanların ehl-i zimmet´e (müslü­man olmayanlara) şart koştukları para<br />
<br />
[2] Seleme İbn Kays el-Eşcnİ hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere ba­kınız;<br />
<br />
1- El-İsabe, H/7.<br />
<br />
2- El-İstîab {El-İsabe´nin hamişinde), H/89,<br />
<br />
3 - Usdu´l-ğabe, İl/432,<br />
<br />
4- Tehzîbu´t-tehzîb, İV/154.<br />
<br />
5- Mu´cemu´l-buldan, f/284. Ehvaz hakkındaki bilgilerde.<br />
<br />
6- Hayaîu´s-sarıabe, 1/341.<br />
<br />
7- Mahmut Şît Hattab, Kâdetu Fethi Faris.<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/376-381.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #483D8B;"><span style="font-weight: bold;">Ömerül-Faruk, halkın güven ve huzur içinde uyuması için gece­sini hiç gözünü kırpmadan Medine sokaklarında geçirmişti.<br />
<br />
Sokaklarda dolaşırken, aklına Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yiğit ve kahra­man sahabîleri geliyordu. Çünkü onlardan birini Ehvaz´a gidecek or­duya komutan tayin etmek istiyordu.<br />
<br />
Bir müddet sonra şöyle mırıldandı.<br />
<br />
«Buldum onu... Evet <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın izniyle buldum onu...»<br />
<br />
Sabah olunca, Seleme İbn-i Kays el-Eşca´i´yi çağırıp şöyle dedi:<br />
<br />
«? Seni Ehvaz´a gidecek orduya komutan olarak tayin ettim. Al­lah´ın adıyla yürü. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a inanmayan kimselerle <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> için dövüş. Düşmanınız olan müşriklerle karşılaştığınızda onları İslâm´a çağır. Eğer müslüman olup kendi yurtlarında kalmak isterlerse ve kendile­rinden başkasıyla yapılan bir harbe sizinle birlikte katılmazlarsa, on­ların sadece zekât vermeleri gerekir. Ganimette hisseleri yoktur.<br />
<br />
Şayet sizinle birlikte dövüşmek isterlerse, sizin lehinize olan on­ların da lehine, aleyhinize olan onların da aleyhinedir.<br />
<br />
Eğer müslüman olmayı kabul etmezlerse onları cizye [1] vermeye davet et. Onları kendi haline bırakınız, onları kendi düşmanlarından koruyunuz. Onlara güçlerinin üstünde birşey yükiemeyiniz.<br />
<br />
Eğer bunu da kabul etmezlerse onlarla savaşınız. Şüphesiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, onlara karşı sizin yardımcınızdir.<br />
<br />
Harpte galip gelirseniz, aşırı hareket etmeyiniz, zulmetmeyiniz, ölülerin organlarını kesmeyiniz. Hiçbir çocuğu öldürmeyiniz».<br />
<br />
Seleme :<br />
<br />
«? Baş üstüne, ya Emîraimüminîn!..» diye cevap verdi.<br />
<br />
Hz. Ömer onu sıcak bir İlgiyle uğurladı. Ellerini kuvvetlice sıkıp onun için dua etti.<br />
<br />
Hz. Ömer, Seleme ve askerlerinin omuzlarına yüklediği vazife­nin büyüklüğünü biliyordu. Çünkü Ehvaz; yolları korkunç, kaleleri muh­kem, Basra´yla İran arasında dağlık bir bölgeydi. Orada çok çetin bir kurt halkı oturuyordu. Kuvvetlerini, İranlıların Basra´ya yaptıkları sal­dırılardan korumak, Irak´ın selâmet ve emniyetinin tehlikeye maruz kalmaması için, Ehvaz´ı kendi sahaları haline getirmelerine engel ol­mak için müsiümanların orayı mutlaka fethetmeleri veya hakimiyetle­ri altına almaları gerekiyordu...<br />
<br />
Seleme ibn-i Kays, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda savaşan ordusunun başında yola çıktı. Ancak Ehvaz topraklarında biraz İlerledikten sonra, oranın sert tabiatıyla çetin bir mücâdeleye girdiler.<br />
<br />
Ordu, yalçın tepeleri aşmaya, mikroplu su birikintilerinden geç­meye, gece ve gündüz, öldürücü yılan ve zehirli akreplerle mücâde­le etmeye başladı. Seleme ibn-i Kays´ın inançlı ve temiz kalbi asker­lerinin üzerinde titriyordu. Zira işkence etmek tatlı, korkutmak ise ko­laydı. O, zaman zaman askerlerine, gönüllerini titreten nasihatlerde bulunuyor, gecelerini Kur´ân´ın güzel kokularıyla dolduruyordu. Böy­lece onlar, Kur´ân´ın ışığına bürünüyorlar, onun parıltısında yürüyor­lar ve yorgunluklarını unutuyorlardı...<br />
<br />
Seleme ibn-i Kays, Halîfe´nin emrine uyarak Ehvaz´lılarla karşıla­şınca <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın dinine girmelerini teklif etti. Ama onlar kabul etmedi­ler. Onları cizye vermeye davet etti, yine kabul etmeyip, burun kıvır­dılar. Müslümanlar için, harp etmekten başka bir çare kalmamıştı, vereceği güzel sevabı umarak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda cihâda başladılar.<br />
<br />
Son derece şiddetli bir savaş oldu. İki taraf harp tarihinin pek az şahit olduğu çeşitli kahramanlıklar gösterdiler.<br />
<br />
Çok geçmedi savaş, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın adını yüceltmek için savaşan mü´mirilerin lehine açık bir zafer, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın düşmanı müşrikler için de kötü bir yenilgiyle sonuçlandı.<br />
<br />
Savaş bitince Seleme ibn-i Kays hemen askerleri arasında gani­metleri taksim etti.<br />
<br />
Ganimetler arasında güzel bir süs eşyası buldu, onu Emîrulmü´-minîn´e hediye etmek istedi. Askerlerine şöyle dedi:<br />
<br />
«? Bu süs eşyası aranızda taksim edilse bir değer ifâde etmez. Onu Emîrulmü´minîn´e göndersek, razı olur musunuz?»<br />
<br />
«? Evet», dediler.<br />
<br />
Süs eşyasını bir kutuya koydu. Kavmi Benî Eşcâ´dan birisini gö­revlendirdi ve ona:<br />
<br />
«? Kölenle birlikte Medine´ye git. Emîrulmü´minîn´e fetih müj­desini ver ve bu süs eşyasını ona hediye olarak sun», dedi.<br />
<br />
Benî Eşca´lı şahsın Ömer ibnu´l-Hattab´ın yanında başına gelen ibret ve öğüt dolu bir hadîse vardır.<br />
<br />
Hadiseyi bizzat kendisinin anlatması için sözü ona bırakalım. Benî Eşca´lı şahıs anlatmaktadır:<br />
<br />
«? Kölemle birlikte Basra´ya gittim. Seleme ibn-İ Kays´ın bize verdiği paralarla iki deve satın alıp yol azıklarımızı yükledik ve Me­dine´ye doğru yöneldik. Oraya varınca mü´minlerin emîrini arayıp sor­dum. Onu çoban gibi değneğine dayanmış bir halde, kendisi ayakta, müslümanlara yemek yedirirken buldum. O, hem yemek tabaklarını kontrol ediyor, hem de kölesi Yerfe´e şöyle diyordu:<br />
<br />
«?&gt; Yerfe´! Şunlara et ilâve et... Yerfe´! Şunlara ekmek ilâve et... Yerfe´E Şunlara çorba ilâve et...» Hz. Ömer´in yanına varınca bana:<br />
<br />
«? Otur!» dedi. Yemek yiyenlere yakın bir yere oturdum ve bana da verdikleri yemeği yedim. Oradakiler yemeklerini bitirince Ömer:<br />
<br />
«? Yerfe1! Tabaklarını kaldfr!» dedi ve oradan ayrıldı. Ben de onu takip ettim.<br />
<br />
Evine girdikten sonra, müsaade isteyip ben de girdim. Evinde kıldan yapılmış bir örtü parçası üzerinde oturuyordu. İçleri lifle dol­durulmuş iki deri yastığa da yaslanmıştı. Birisini bana uzattı, ben de onun üzerine oturdum. Arkasında bir perde vardı. Perdeye doğru dönüp:<br />
<br />
«? Ummu Kulsûm! Bize yemek getir...» dedi. İçimden: «? Emîrulmü´minîn´in kendi yemeği nasıl acaba?» dedim.<br />
<br />
Ummu Kulsûm ona, üzerinde çekilmemiş tuz bulunan yağlı bir ekmek getirdi. Bana:<br />
<br />
«? Buyur, ye!» dedi. Biraz yedim. O da yedi. Ben, ondan daha güzel yemek yiyen kimse görmemiştim». Daha sonra şöyle dedi:<br />
<br />
«? Bize içecek birşey verin». İçinde arpa şerbeti bulunan bir bardak getirdiler.<br />
<br />
«? Önce misafire verin» dedi ve bana verdiler. Bardağı aidim. Biraz içtim. Sonra bardağı o aldı, kanıncaya kadar ondan içti ve şöyle dedi:<br />
<br />
«? Bize yiyecek ve su veren <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a hamdolsun». O sırada:<br />
<br />
«? Emîrulmü´minîn! Sana bir mektup getirdim», dedim.<br />
<br />
«?Nereden?» «? Seleme ibn-i Kays´tan».<br />
<br />
«? Seleme îbn-i Kays ve onun elçisi hoş geldi, safalar getirdi. Bana müslüman ordusundan bahset».<br />
<br />
«? Mü´minlerin Emîri! Durum arzu ettiğin gibi. Onlar selâmet­tedirler. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın düşmanlarına karşı zafer kazanmışlardır».<br />
<br />
Ona kazanılan zaferi müjdeleyip ordu hakkında ayrıntılı bilgi ver­dim. Hz. Ömer:<br />
<br />
«? Bunu lütfeden <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a hamdolsun» dedi ve arkasından: Bas­ra´ya uğradın mı?»<br />
<br />
«? Evet, ya Emîralmü´minîn!»<br />
<br />
??. Müslümanlar nasıl?»<br />
<br />
«? Bunu lütfeden <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a hamdolsun». dedi ve arkasından:<br />
<br />
«? Basra´ya uğradın mı?»<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın izniyle iyiler».<br />
<br />
«? Fiyatlar nasıl?»<br />
<br />
«? Fiyatlar çok ucuz».<br />
<br />
«? Ya etler nasıl? Araplar etsiz duramaz»,<br />
<br />
«? Et çok bol».<br />
<br />
Bendeki kutuya bakıp:<br />
<br />
«? Şu elinde tuttuğun nedir?» dedi:<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, bizi düşmanlarımıza galip getirdiğinde, ganimetleri biraraya topladık. Seleme, ganimetler arasında bir süs eşyası görüp askerlere şöyle dedi:<br />
<br />
«? Eğer bu, size taksim edilse bir değer ifade etmez. Bunu Emiruimü´minîn´e göndersek, razı olur musunuz?» Onlar:<br />
<br />
«? Evet», dediler. Hemen kutuyu ona verdim.<br />
<br />
Hz. Ömer onu açıp içindeki kırmızı, sarı ve yeşil değerli taşları görünce oturduğu yerden fırladı ve kutuyu yere çarptı. Kutunun için­dekiler etrafa saçıldı.<br />
<br />
Kadınlar, benim ona suikast yapmak istediğimi zannettiler ve perdeye doğru koştular... Ömer bana:<br />
<br />
«? Topla onları...» dedi. Kölesi Yerfe´e de:<br />
<br />
«? Bunu iyice döv», dedi. Yerfe´ bana vururken ben de kutu­dan dökülenleri toplamaya çalışıyordum. Daha sonra şöyle dedi:<br />
<br />
«? İkiniz de defolun!» Ben de:<br />
<br />
«? İzin ver de bize bir deve versinler. Çünkü kölen devemi al­dı», dedim.<br />
<br />
«? Yerfe´! Bunlara iki zekât devesi ver».dedi. Bana da:<br />
<br />
«? Bu develerle, gideceğiniz yere vardıktan sonra, onlara sen­den daha muhtaç kimseler görürsen bu develeri o kimselere ver», dedi.<br />
<br />
«? Tamam, ya Emiraİmü´minîn!... Tamam inşâ<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />». dedim. Tekrar bana dönüp:<br />
<br />
«? Eğer bu süs eşyası taksim edilmeden askerler dağıtırsa, ba­şınıza belâ olurum», dedi.<br />
<br />
Hemen yola çıktım ve Seieme´nin yanına geldim:<br />
<br />
«? Görevlendirdiğin konuda, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> beni başarılı kılmadı... Se­nin ve benim başımıza bir belâ gelmeden şu süs eşyasını askerler arasında taksim et» dedim ve meseleyi ona anlattım.<br />
<br />
Seleme onu askerler arasında taksim etmeden yerinden kalka­madı...[2]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Cizye: Himaye etmelerine karşılık müsiümanların ehl-i zimmet´e (müslü­man olmayanlara) şart koştukları para<br />
<br />
[2] Seleme İbn Kays el-Eşcnİ hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere ba­kınız;<br />
<br />
1- El-İsabe, H/7.<br />
<br />
2- El-İstîab {El-İsabe´nin hamişinde), H/89,<br />
<br />
3 - Usdu´l-ğabe, İl/432,<br />
<br />
4- Tehzîbu´t-tehzîb, İV/154.<br />
<br />
5- Mu´cemu´l-buldan, f/284. Ehvaz hakkındaki bilgilerde.<br />
<br />
6- Hayaîu´s-sarıabe, 1/341.<br />
<br />
7- Mahmut Şît Hattab, Kâdetu Fethi Faris.<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/376-381.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Utbe İbn Gazevan (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-utbe-ibn-gazevan-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:35:48 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-utbe-ibn-gazevan-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">«Utbe İbn Gazevan´ın İslâm´da ayrı bir yeri vardır»,[1]<br />
<br />
Emîrulmü´minin Ömer İbnu´l-Hattâb yatsı namazından sonra evine çekilmişti. Geceleyin dolaşmak için biraz istirahat etmek istiyordu.<br />
<br />
Fakat, Halîfe´nin gözlerinden uyku kaçmıştı. Çünkü posta ona şu haberi getirmişti : Ordusu, ne zaman, rnüslümanlar önünde bozgu­na uğrayan İran askerlerinin işini bitirmek üzere olsa, onlara ordan burdan takviye geliyordu. Ömer kuvvet hazırlamakta ve harbe başla­makta gecikmemeliydi.<br />
<br />
Ona şöyle de denilmişti : Ubulle şehri bozguna uğrayan İran as­kerlerine malzeme ve asker yardımı yapan en önemli kaynaklardan sayılmaktaydı.<br />
<br />
Ömer, Ubulle´yi fethetmek ve İranlıların takviyelerini kesmek için bir ordu göndermeye karar verdi. Fakat bu defa da yanındaki adam­larının azlığı meselesiyle karşılaştı.<br />
<br />
Çünkü müslümanlarm genci ve yaşlısı <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda savaşmak üzere gitmişlerdi. Medine´de yanında pek az kimse kalmıştı.<br />
<br />
Yine o bilinen metoduna başvurdu...<br />
<br />
Güçlü komutan ama, az asker...<br />
<br />
Adamlarını tek tek gözden geçirdikten sonra :<br />
<br />
«? Buldum onu... Evet buldum onu...» demekte gecikmedi.<br />
<br />
Daha sonra şunları söyleyerek yatağına girdi :<br />
<br />
?? o Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşların tanıdığı bir mü-câhiddir. Yemâme ve oradaki mevkiler ona şahid olmuştur. Hiçbir kı­lıç ona isabet etmemiş ve hiçbir ok ona saplanmamıştır. O iki defa hicret etmiş ve yeryüzünde yedinci müslümandır».<br />
<br />
Sabah olunca :<br />
<br />
«? Bana Utbe İbn Gazevan´i çağırınız» dedi.<br />
<br />
Üçyüz on küsur kişinin başkanı olarak ona sancağı teslim etti.<br />
<br />
Adamları çoğaldığı takdirde arkasından takviye göndereceğine de söz verdi.<br />
<br />
Küçük ordu harekete karar verince Ömer´ul-Faruk komutanı Ut-be´ye şunları tavsiye etti :<br />
<br />
«? Utbe! Ben seni Ubulle diyarına gönderiyorum. Orası düşman­ların kalesidir. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan onlara karşı sana yardımcı olmasını dilerim.<br />
<br />
Oraya indiğin zaman, halkı <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yoluna davet et. Davetine ica­bet edeninkini kabul et. Kabul etmeyenlerden cizye al. Cizye vermeyi de kabul etmezlerse, onlarla harbet.<br />
<br />
Utbe! Üzerine aldığın vazifede <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan kork. Nefsinin seni, ahi-retini mahveden kibre davet etmesinden sakın. Bi! ki, sen Rasûlüilah´Ia (s.a.v.) arkadaşlık ettin. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> o arkadaşlık sayesinde sana zilletten sonra izzet verdi. Zayıflıktan sonra seni kuvvetlendirdi ve nihayet sen, hükmeden bir emir, itaat edilen bir komutan oldun. Söylediğin söz din­leniyor, emrine itaat ediliyor. Bunca nimet seni azdırıp aldatmasın ve Cehennem´e düşürmesin. Ailah seni ve beni ondan korusun».<br />
<br />
Utbe İbn Gazevan beraberinde kendi karısı ve askerlerin karısı veya kardeşi olan beş kadın olduğu halde adamlarıyla yola çıktı. Ubulle şehrine yakın sazlık bir yerde konakladılar. Yanlarında yiye­cek hiçbir şey yoktu...<br />
<br />
Açlıkları artınca Utbe birkaç kişiye :<br />
<br />
«? Buralardan bizim için yiyecek birşeyler bulun» dedi.<br />
<br />
Onlar açlıklarını giderecek birşeyler aramaya başladılar.<br />
<br />
Bu yiyeceklerle ilgili bir hikâyeleri vardır. Onlardan birisi anlat­maktadır :<br />
<br />
«? Yiyecek birşeyler aradığımız sırada bir çalılığa girdik. Ansı­zın iki küfeyle karşılaştık. Birinde hurma, diğerinde de sarı kabuklarla kaplı küçük beyaz taneler vardı. Onları konakladığımız yere götür­dük. Askerlerden birisi içinde tanelerin bulunduğu küfeye baktı ve<br />
<br />
şöyle dedi :<br />
<br />
«? Bu, düşmanın sizin için hazırladığı bir zehirdir. Ona yaklaş­mayın».<br />
<br />
Biz de hurmanın başına biriktik ve ondan yemeye başladık...<br />
<br />
Biz bu haldeyken, bağını koparmış bir at çtkageldi. Tanelerin bu­lunduğu küfeye yanaşıp ondan yemeye başladı. Etinden istifâde et­mek için, ölmeden önce onu kesmeye niyet etmiştik. Sahibi kalkıp .<br />
<br />
«? Bırakın onu, bu gece bekleyeceğim, eğer öleceğini hisseder­sem onu keserim» dedi.<br />
<br />
Sabah olunca atı sapasağlam bulduk. Kizkardeşim :<br />
<br />
«? Ağabey! Ben babamdan duymuştum. Zehir ateşe ko da ve pişirildiğinde zarar vermezmiş».<br />
<br />
Kızkardeşim bir miktar tane alıp tencereye koydu ve ateşte pi­şirdi.<br />
<br />
Biraz sonra şöyle dedi :<br />
<br />
«? Gelin, bakın, rengi nasıl kızardı». Arkasından kabukları ay­rılıp beyaz taneleri ortaya çıkmaya başladı. Onları yemek için büyük bir tabağa döktük. Utbe bize :<br />
<br />
«Onları besmele çekerek yeyiniz» dedi.<br />
<br />
Taneleri yediğimizde son derece lezzetli olduklarını gördük.<br />
<br />
Daha sonra öğrendik ki, bu tanelerin adı pirinçmiş».<br />
<br />
Utbe İbn Gazevan´ın küçük ordusuyla gittiği Ubulle, Dicie kena­rında kurulmuş girilmesi imkânsız bir şehirdi.<br />
<br />
İranlılar orayı silâh deposu haline getirmişlerdi. Kalelerin burç­larına, düşmanlarını gözetleme yerleri yapmışlardı.<br />
<br />
Adamlarının az ve silâhlarının zayıf olmasına rağmen bu durum, Utbe´nin onlarla savaşmasına engel olmadı.<br />
<br />
Çünkü yanında kendilerine az bir kadın topluluğunun da beraber­lik ettiği altiyüz savaşçıdan başka adam yoktu. Yine onun yanında kı­lıç ve mızraklardan başka silâh yoktu.<br />
<br />
Öyleyse kafasını kullanması gerekiyordu.<br />
<br />
Utbe mızrakların saplarına astığı sancakları kadınlara verdi,.. On­ların ordunun gerisinde yürümelerini emretti ve şöyle dedi :<br />
<br />
<br />
dırın<br />
<br />
Ubülle´ye yaklaştıklarında, İran askerleri dışarı çıktılar ve onla-nn kendilerine doğru geldiklerini anladılar. Arkalarında dalgalanan sancaklara baktılar ve havaya bir toz bulutunun yükselmekte oldu­ğunu gördüler.<br />
<br />
Birbirlerine :<br />
<br />
«? Bunlar, ordunun öncü birlikleridir. Gerilerinde toz kaldıran büyük bir ordu var. Halbuki bizim sayımız az».<br />
<br />
Bunun üzerine onları korku ve telâş aldı. Yükte hafif, pahada ağır eşyalarını toplamaya, Dicle´de demir atmış gemilere binmek için ko­şuşmaya ve kaçmaya başladılar.<br />
<br />
Utbe, hiçbir adamını kaybetmeden Ubülle´ye girmiş oldu. Daha sonra o civardaki şehir ve köyleri fethetti.<br />
<br />
Sayılamayacak kadar da ganimet elde etti. Adamlarından biri Medine´ye döndüğünde ona sordular : «? Ubulle´de müslümanlar nasıl?»<br />
<br />
«? Neyi soruyorsunuz? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, ben onları altın ve gü tarlarken bıraktım geldim...» diye cevap verdi.<br />
<br />
Bunun üzerine halk Ubuile´ye akın etmeye başladı.<br />
<br />
Utbe İbn Gazevan askerlerinin fethedilen şehirlerde kalmalarının onları rahat yaşamaya alıştıracağını bu şehirlerdeki halkın ahlâkının onlara da geçeceğini ve onların savaşa devam etme azimlerini kıra­cağını düşünerek Basra şehrini kurmasına izin vermesi îcin Ömer<br />
<br />
İbnu´l-Hattâb´a mektup yazdı. Şehri kurmak için seçtiği yeri ona an­lattı. Ömer de bu konuda ona izin verdi.<br />
<br />
Utbe yeni şehrin plânını çizdi... İlkin büyük bir cami yaptı. Tuhaf değildi...<br />
<br />
Çünkü kendisi ve arkadaşları cami için <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda savaşmaya<br />
<br />
çıkmışlardı...<br />
<br />
Kendisi ve arkadaşları cami sayesinde <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın düşmanlarına üstün gelmişlerdi...<br />
<br />
Daha sonra askerler toprak sahibi olma ve ev yapma yarışına girdiler...<br />
<br />
Fakat Utbe, kendisi için bir ev yapmadı. O ancak örtülerden yapıl­mış bir çadırda kalıyordu.<br />
<br />
Çünkü onun gönlünde birşey gizliydi.<br />
<br />
Utbe, Basra´daki müslümantarin talihlerinin kendilerini unuttura­cak şekilde açıldığını gördü.<br />
<br />
Kısa bir süre sonra, kabuğu soyulmuş pirinçten daha güzel bir yemek bilmeyen adamlarının İranlı´ların pelte ve kadayıf gibi yemek­lerini tattıklarını ve onları beğendiklerini gördü.<br />
<br />
Böylece dini için dünyasından korktu...<br />
<br />
Ahireti için dünyadan korktu...<br />
<br />
Halkı Küfe camiinde toplayıp onlara şu konuşmayı yaptı:<br />
<br />
«? Ey insanlar! Dünya bir gün yok olacaktır. Siz de oradan so­na ermesi olmayan bir yurda gideceksiniz. Oraya en iyi amellerinizi götürünüz. Ben kendimi Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanında yedinin yedin­cisi olarak görmüştüm. Bizim ağaç yapraklarından başka yiyeceğimiz yoktu da onları yemekten dudaklarımız yara olmuştu. Bir gün bir hırka bulmuştum. Onu ikiye böldüm. Yarısını ben burundum. Diğer yarısını da Sa´d büründü.<br />
<br />
Bugün içimizde bir kimse yoktur ki, emir olmasın, İslâm merkez­lerinden birinin idaresini üzerine almış olmasın.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın yanında küçük, kendi yanımda büyük olmaktan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a sığınırım».<br />
<br />
Sonra, birisini yerine bırakıp Medine´ye gitti.<br />
<br />
Ömeru´l-Faruk´un yanına varınca, kendisinin valilikten affını is­tedi. Ömer kabul etmedi. O Halîfeye ısrar etti, Halîfe de ona ısrar etti. Nihayet Ömer ona Basra´ya dönmesini emretti. İstemiye istemiye Ömer´in emrine uydu. Devesine binerken şöyle diyordu :<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ım! Beni oraya tekrar döndürme... <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ım beni oraya tekrar döndürme...»<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> duasını kabul etti. Daha Medine´den uzaklaşmadan devesi tökezlendi ve yere yuvarlandı...<br />
<br />
Böylece hayata veda etti...[2]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Ömer İbnu´l-Hâttâb<br />
<br />
<br />
<br />
[2] ütbe îbn Gazevan hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız<br />
<br />
1- El-İsabe, biyografi no: 5411<br />
<br />
2- Eİ-İstiab (el-İsabe´nin hamişinde) ltl/11´3<br />
<br />
3- Ez-Zehebî, Tarihu´l-İslâm, II/7<br />
<br />
4- Usdu´I-ğabe, IH/363<br />
<br />
5- Tarihu Halîfe İbn Hayyat, I/95-98<br />
<br />
6- El-Bidaye ve´n-nihaye, Vfl/48<br />
<br />
7- Mu´cemu´i-buldan (Basra hakkındaki konuşmada), X/430<br />
<br />
8- İbn Sct´d, et-Tabakatu´l-Kubra, VII/1<br />
<br />
9- Tarihu´t-Taberi, Onuncu ciltteki fihristlere bakınız.<br />
<br />
10- Siyeru âlami´n-nubela, 1/221-222<br />
<br />
11- Hayatu´s-Sahabe, dördüncü ciltteki fihristlere bakınız.<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/305-310.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;">«Utbe İbn Gazevan´ın İslâm´da ayrı bir yeri vardır»,[1]<br />
<br />
Emîrulmü´minin Ömer İbnu´l-Hattâb yatsı namazından sonra evine çekilmişti. Geceleyin dolaşmak için biraz istirahat etmek istiyordu.<br />
<br />
Fakat, Halîfe´nin gözlerinden uyku kaçmıştı. Çünkü posta ona şu haberi getirmişti : Ordusu, ne zaman, rnüslümanlar önünde bozgu­na uğrayan İran askerlerinin işini bitirmek üzere olsa, onlara ordan burdan takviye geliyordu. Ömer kuvvet hazırlamakta ve harbe başla­makta gecikmemeliydi.<br />
<br />
Ona şöyle de denilmişti : Ubulle şehri bozguna uğrayan İran as­kerlerine malzeme ve asker yardımı yapan en önemli kaynaklardan sayılmaktaydı.<br />
<br />
Ömer, Ubulle´yi fethetmek ve İranlıların takviyelerini kesmek için bir ordu göndermeye karar verdi. Fakat bu defa da yanındaki adam­larının azlığı meselesiyle karşılaştı.<br />
<br />
Çünkü müslümanlarm genci ve yaşlısı <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda savaşmak üzere gitmişlerdi. Medine´de yanında pek az kimse kalmıştı.<br />
<br />
Yine o bilinen metoduna başvurdu...<br />
<br />
Güçlü komutan ama, az asker...<br />
<br />
Adamlarını tek tek gözden geçirdikten sonra :<br />
<br />
«? Buldum onu... Evet buldum onu...» demekte gecikmedi.<br />
<br />
Daha sonra şunları söyleyerek yatağına girdi :<br />
<br />
?? o Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşların tanıdığı bir mü-câhiddir. Yemâme ve oradaki mevkiler ona şahid olmuştur. Hiçbir kı­lıç ona isabet etmemiş ve hiçbir ok ona saplanmamıştır. O iki defa hicret etmiş ve yeryüzünde yedinci müslümandır».<br />
<br />
Sabah olunca :<br />
<br />
«? Bana Utbe İbn Gazevan´i çağırınız» dedi.<br />
<br />
Üçyüz on küsur kişinin başkanı olarak ona sancağı teslim etti.<br />
<br />
Adamları çoğaldığı takdirde arkasından takviye göndereceğine de söz verdi.<br />
<br />
Küçük ordu harekete karar verince Ömer´ul-Faruk komutanı Ut-be´ye şunları tavsiye etti :<br />
<br />
«? Utbe! Ben seni Ubulle diyarına gönderiyorum. Orası düşman­ların kalesidir. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan onlara karşı sana yardımcı olmasını dilerim.<br />
<br />
Oraya indiğin zaman, halkı <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yoluna davet et. Davetine ica­bet edeninkini kabul et. Kabul etmeyenlerden cizye al. Cizye vermeyi de kabul etmezlerse, onlarla harbet.<br />
<br />
Utbe! Üzerine aldığın vazifede <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan kork. Nefsinin seni, ahi-retini mahveden kibre davet etmesinden sakın. Bi! ki, sen Rasûlüilah´Ia (s.a.v.) arkadaşlık ettin. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> o arkadaşlık sayesinde sana zilletten sonra izzet verdi. Zayıflıktan sonra seni kuvvetlendirdi ve nihayet sen, hükmeden bir emir, itaat edilen bir komutan oldun. Söylediğin söz din­leniyor, emrine itaat ediliyor. Bunca nimet seni azdırıp aldatmasın ve Cehennem´e düşürmesin. Ailah seni ve beni ondan korusun».<br />
<br />
Utbe İbn Gazevan beraberinde kendi karısı ve askerlerin karısı veya kardeşi olan beş kadın olduğu halde adamlarıyla yola çıktı. Ubulle şehrine yakın sazlık bir yerde konakladılar. Yanlarında yiye­cek hiçbir şey yoktu...<br />
<br />
Açlıkları artınca Utbe birkaç kişiye :<br />
<br />
«? Buralardan bizim için yiyecek birşeyler bulun» dedi.<br />
<br />
Onlar açlıklarını giderecek birşeyler aramaya başladılar.<br />
<br />
Bu yiyeceklerle ilgili bir hikâyeleri vardır. Onlardan birisi anlat­maktadır :<br />
<br />
«? Yiyecek birşeyler aradığımız sırada bir çalılığa girdik. Ansı­zın iki küfeyle karşılaştık. Birinde hurma, diğerinde de sarı kabuklarla kaplı küçük beyaz taneler vardı. Onları konakladığımız yere götür­dük. Askerlerden birisi içinde tanelerin bulunduğu küfeye baktı ve<br />
<br />
şöyle dedi :<br />
<br />
«? Bu, düşmanın sizin için hazırladığı bir zehirdir. Ona yaklaş­mayın».<br />
<br />
Biz de hurmanın başına biriktik ve ondan yemeye başladık...<br />
<br />
Biz bu haldeyken, bağını koparmış bir at çtkageldi. Tanelerin bu­lunduğu küfeye yanaşıp ondan yemeye başladı. Etinden istifâde et­mek için, ölmeden önce onu kesmeye niyet etmiştik. Sahibi kalkıp .<br />
<br />
«? Bırakın onu, bu gece bekleyeceğim, eğer öleceğini hisseder­sem onu keserim» dedi.<br />
<br />
Sabah olunca atı sapasağlam bulduk. Kizkardeşim :<br />
<br />
«? Ağabey! Ben babamdan duymuştum. Zehir ateşe ko da ve pişirildiğinde zarar vermezmiş».<br />
<br />
Kızkardeşim bir miktar tane alıp tencereye koydu ve ateşte pi­şirdi.<br />
<br />
Biraz sonra şöyle dedi :<br />
<br />
«? Gelin, bakın, rengi nasıl kızardı». Arkasından kabukları ay­rılıp beyaz taneleri ortaya çıkmaya başladı. Onları yemek için büyük bir tabağa döktük. Utbe bize :<br />
<br />
«Onları besmele çekerek yeyiniz» dedi.<br />
<br />
Taneleri yediğimizde son derece lezzetli olduklarını gördük.<br />
<br />
Daha sonra öğrendik ki, bu tanelerin adı pirinçmiş».<br />
<br />
Utbe İbn Gazevan´ın küçük ordusuyla gittiği Ubulle, Dicie kena­rında kurulmuş girilmesi imkânsız bir şehirdi.<br />
<br />
İranlılar orayı silâh deposu haline getirmişlerdi. Kalelerin burç­larına, düşmanlarını gözetleme yerleri yapmışlardı.<br />
<br />
Adamlarının az ve silâhlarının zayıf olmasına rağmen bu durum, Utbe´nin onlarla savaşmasına engel olmadı.<br />
<br />
Çünkü yanında kendilerine az bir kadın topluluğunun da beraber­lik ettiği altiyüz savaşçıdan başka adam yoktu. Yine onun yanında kı­lıç ve mızraklardan başka silâh yoktu.<br />
<br />
Öyleyse kafasını kullanması gerekiyordu.<br />
<br />
Utbe mızrakların saplarına astığı sancakları kadınlara verdi,.. On­ların ordunun gerisinde yürümelerini emretti ve şöyle dedi :<br />
<br />
<br />
dırın<br />
<br />
Ubülle´ye yaklaştıklarında, İran askerleri dışarı çıktılar ve onla-nn kendilerine doğru geldiklerini anladılar. Arkalarında dalgalanan sancaklara baktılar ve havaya bir toz bulutunun yükselmekte oldu­ğunu gördüler.<br />
<br />
Birbirlerine :<br />
<br />
«? Bunlar, ordunun öncü birlikleridir. Gerilerinde toz kaldıran büyük bir ordu var. Halbuki bizim sayımız az».<br />
<br />
Bunun üzerine onları korku ve telâş aldı. Yükte hafif, pahada ağır eşyalarını toplamaya, Dicle´de demir atmış gemilere binmek için ko­şuşmaya ve kaçmaya başladılar.<br />
<br />
Utbe, hiçbir adamını kaybetmeden Ubülle´ye girmiş oldu. Daha sonra o civardaki şehir ve köyleri fethetti.<br />
<br />
Sayılamayacak kadar da ganimet elde etti. Adamlarından biri Medine´ye döndüğünde ona sordular : «? Ubulle´de müslümanlar nasıl?»<br />
<br />
«? Neyi soruyorsunuz? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, ben onları altın ve gü tarlarken bıraktım geldim...» diye cevap verdi.<br />
<br />
Bunun üzerine halk Ubuile´ye akın etmeye başladı.<br />
<br />
Utbe İbn Gazevan askerlerinin fethedilen şehirlerde kalmalarının onları rahat yaşamaya alıştıracağını bu şehirlerdeki halkın ahlâkının onlara da geçeceğini ve onların savaşa devam etme azimlerini kıra­cağını düşünerek Basra şehrini kurmasına izin vermesi îcin Ömer<br />
<br />
İbnu´l-Hattâb´a mektup yazdı. Şehri kurmak için seçtiği yeri ona an­lattı. Ömer de bu konuda ona izin verdi.<br />
<br />
Utbe yeni şehrin plânını çizdi... İlkin büyük bir cami yaptı. Tuhaf değildi...<br />
<br />
Çünkü kendisi ve arkadaşları cami için <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda savaşmaya<br />
<br />
çıkmışlardı...<br />
<br />
Kendisi ve arkadaşları cami sayesinde <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın düşmanlarına üstün gelmişlerdi...<br />
<br />
Daha sonra askerler toprak sahibi olma ve ev yapma yarışına girdiler...<br />
<br />
Fakat Utbe, kendisi için bir ev yapmadı. O ancak örtülerden yapıl­mış bir çadırda kalıyordu.<br />
<br />
Çünkü onun gönlünde birşey gizliydi.<br />
<br />
Utbe, Basra´daki müslümantarin talihlerinin kendilerini unuttura­cak şekilde açıldığını gördü.<br />
<br />
Kısa bir süre sonra, kabuğu soyulmuş pirinçten daha güzel bir yemek bilmeyen adamlarının İranlı´ların pelte ve kadayıf gibi yemek­lerini tattıklarını ve onları beğendiklerini gördü.<br />
<br />
Böylece dini için dünyasından korktu...<br />
<br />
Ahireti için dünyadan korktu...<br />
<br />
Halkı Küfe camiinde toplayıp onlara şu konuşmayı yaptı:<br />
<br />
«? Ey insanlar! Dünya bir gün yok olacaktır. Siz de oradan so­na ermesi olmayan bir yurda gideceksiniz. Oraya en iyi amellerinizi götürünüz. Ben kendimi Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanında yedinin yedin­cisi olarak görmüştüm. Bizim ağaç yapraklarından başka yiyeceğimiz yoktu da onları yemekten dudaklarımız yara olmuştu. Bir gün bir hırka bulmuştum. Onu ikiye böldüm. Yarısını ben burundum. Diğer yarısını da Sa´d büründü.<br />
<br />
Bugün içimizde bir kimse yoktur ki, emir olmasın, İslâm merkez­lerinden birinin idaresini üzerine almış olmasın.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın yanında küçük, kendi yanımda büyük olmaktan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a sığınırım».<br />
<br />
Sonra, birisini yerine bırakıp Medine´ye gitti.<br />
<br />
Ömeru´l-Faruk´un yanına varınca, kendisinin valilikten affını is­tedi. Ömer kabul etmedi. O Halîfeye ısrar etti, Halîfe de ona ısrar etti. Nihayet Ömer ona Basra´ya dönmesini emretti. İstemiye istemiye Ömer´in emrine uydu. Devesine binerken şöyle diyordu :<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ım! Beni oraya tekrar döndürme... <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ım beni oraya tekrar döndürme...»<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> duasını kabul etti. Daha Medine´den uzaklaşmadan devesi tökezlendi ve yere yuvarlandı...<br />
<br />
Böylece hayata veda etti...[2]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Ömer İbnu´l-Hâttâb<br />
<br />
<br />
<br />
[2] ütbe îbn Gazevan hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız<br />
<br />
1- El-İsabe, biyografi no: 5411<br />
<br />
2- Eİ-İstiab (el-İsabe´nin hamişinde) ltl/11´3<br />
<br />
3- Ez-Zehebî, Tarihu´l-İslâm, II/7<br />
<br />
4- Usdu´I-ğabe, IH/363<br />
<br />
5- Tarihu Halîfe İbn Hayyat, I/95-98<br />
<br />
6- El-Bidaye ve´n-nihaye, Vfl/48<br />
<br />
7- Mu´cemu´i-buldan (Basra hakkındaki konuşmada), X/430<br />
<br />
8- İbn Sct´d, et-Tabakatu´l-Kubra, VII/1<br />
<br />
9- Tarihu´t-Taberi, Onuncu ciltteki fihristlere bakınız.<br />
<br />
10- Siyeru âlami´n-nubela, 1/221-222<br />
<br />
11- Hayatu´s-Sahabe, dördüncü ciltteki fihristlere bakınız.<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/305-310.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sa´d İbn-i Ebî Vakkas (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-sa%C2%B4d-ibn-i-eb%C3%AE-vakkas-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:34:36 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-sa%C2%B4d-ibn-i-eb%C3%AE-vakkas-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #C71585;"><span style="font-weight: bold;">SA´D İBN-İ EBİ VAKKAS<br />
<br />
<br />
At Sa´d at... Anam, babam sana feda olsun».[1]<br />
<br />
Eûzü billahi mm´eş-şeytani´rracîm. Bismil´lâhi´rrahmani´rrahîm.<br />
<br />
«Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmi­şizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşı­mıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana ba­bana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş banadır. Ana baba seni, körü körüne bana ortak koşman için zorlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz banadır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm, (Lokman sûresi, âyet : 14-15).<br />
<br />
Bu ayet-i kerîmelerin eşsiz ve şahane bir hikâyesi vardır.<br />
<br />
Delikanlının gönlünde birbirini tutmayan birçok duygu çarpıyor­du. Ama en sonunda hayır şerre, iman da küfre galip geldi.<br />
<br />
Gelelim hikâyenin kahramanına; bu, Mekke gençlerinin en soy­lularından ve ana babası en itibarlı kimselerden olan bir gençtir.<br />
<br />
İşte bu genç Sa´d İbn-i Ebî Vakkas´tır.<br />
<br />
Mekke´de peygamberlik nuru doğduğu zaman Sa´d; nazik, ana ba­basına karşı çok itaatkâr ve özellikle annesini çok seven bir delikanlı idi.<br />
<br />
O gün Sa´d, onyedinci baharını karşılamış olmasına rağmen olgun yaştakilerle yaşlıların akıl ve bilgisine sahipti.<br />
<br />
Meselâ o, yaşıtlarının ilgi duyduğu çeşitli eğlencelere gitmezdi. Onun işi gücü ok ve yay yapmak, atıcılık talimlerîyle uğraşmaktı. San­ki o, kendini büyük birşeye hazırlıyordu.<br />
<br />
Yine o, halkı arasında gördüğü inanç bozukluğunu ve kötü hali beğenmiyordu. Sanki içinde bulundukları karanlıklardan kurtarması için güçlü, sağlam ve şefkatli bir elin onlara uzanmasını bekliyordu.<br />
<br />
İşte böyle bir haldeyken Azîz ve Gelîi olan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> [c.c.) bütün in­sanlığa bu şefkatli ve yapıcı eli ikram buyurdu.<br />
<br />
Bu, yaratıkların efendisi Muhammed İbn-i Abdlllah´ın eliydi. O elin içinde sönmeyen ilâhî yıldız <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Kitab´i vardı...<br />
<br />
Sa´d İbn-i Ebî Vakkas hidayet ve hak davetini kabul ettiğinde, müs-lüman erkeklerin üçüncüsü veya dördüncüsü olmuştu. Bununla öğüne-rek şöyle der dururdu ;<br />
<br />
«? İslâm´ın üçte biri oiarak yedi gün kaldım».<br />
<br />
Rasûlüllah [s.a.v.), Sa´d´in müslüman oluşuna çok sevinmişti. Çün­kü Sa´d´da bu hilâlin yakın bir zamanda dolunay olacağını müjdeleyen<br />
<br />
üstünlük ve mertlik alâmetleri vardı.<br />
<br />
Sa´d´da, Mekke gençlerini onun yolunda gitmeye ve onun gibi müslüman olmaya teşvik eden soy sop üstünlüğü vardı.<br />
<br />
Bütün bunların üstünde Sa´d, Hz. Peygamber´in dayıiarındandi. O Zuhre oğuîlarmdandı. Zuhre oğullan ise Rasûlüllah´m (s.a.v.) annesi Amine Bint Vehb´in ailesiydi, Rasûlüllah (s.a.v.) böyle bir dayıya sahip olmaktan şeref duyardı.<br />
<br />
Şöyle rivayet edilir :<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) bazı sahabîlerle otururken Sa´d İbn-i Ebî Vak-kas´ın geldiğini görünce yanındakilere şöyle dedi :<br />
<br />
«~ Bu benim dayımdır. Böyle bir dayısı olan var mı?»<br />
<br />
Ancak Sa´d İbn-i Ebî Vakkas´ın müslümanlığı pek kolay geçmeiniştir. Bu mü´min genç, acı ve ağır bir imtihanla karşılaşmıştır. Bu sert ve çetin imtihandan dolayı onun hakkında ayet nazil olmuştur.<br />
<br />
Bu benzersiz imtihanı anlatması için sözü Sa´d´a bırakalım. Sa´d anlatmaktadır :<br />
<br />
? İslâm´a girmeden üç gün önce rüyada kendimi kapkara bir yerde gördüm. Birşey göremiyordum. Derken ay doğdu. Onun aydın­lattığı yolu takip ettim. Benden önce bu aya uyan kimseleri gördüm. Bunlar Zeyd İbn-i Harise, Ali İbn-i Ebî Talib ve Ebû Bekr idi». Onlara<br />
<br />
? Buraya ne zaman geldiniz?» dedim.<br />
<br />
? Şimdi» dediler.<br />
<br />
Sabah olunca, Rasûlüllah´m (s.a.v.) gizli gizli İslâm´a davette bu­lunduğunu öğrendim. Anladım ki <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> benim iyiliğimi murad etmiş ve beni onunla karanlıklardan aydınlığa çıkarmayı istemişti.<br />
<br />
Koşa koşa Rasûlüllah´a (s.a.v.) gittim. Onu, Ceyad mahallesinde buldum. İkindi namazını kılmaktaydı. Hemen müslüman oldum. Rüyam­da gördüklerimden başkası benden önce müslüman olmamıştı.<br />
<br />
«? Annem müsîüman olduğumu duyunca küplere bindi. Çünkü ben ona çok itaat eden ve onu seven birisiydim. Bana gelip şöyle dedi :<br />
<br />
«? Sa´d! Girdiğin bu din nedir böyle? Seni, anne ve babanın di­ninden çevirdi... Mutlaka yeni dinini terkedeceksin. Yoksa ölünceye kadar yemek yemiyeceğim ve su içmeyeceğim. O zaman da sen çok üzülürsün, yaptığına pişman olursun. Ebediyete kadar da İnsanlar se­ni ayıplar».<br />
<br />
«? Nolur anneciğim! Bunu yapma. Ben herhangi birşeyden do­layı dinimi terkedemem».<br />
<br />
Fakat annem dediğini tuttu. Yemeyi içmeyi bıraktı. Günlerce ye­meden içmeden durdu. Zayıf düşüp halsiz kaldı.<br />
<br />
Hayatını devam ettirecek kadar biraz yiyip içmesini istemek için sık sık yanına gidiyordum. O da şiddetle karşı çıkıyor, kendisi ölüncey veya ben dinimi terkedinceye kadar yememeye yemin ediyordu.<br />
<br />
Bu arada ona şöyle dedim :<br />
<br />
«?Anneciğim! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ı ve onun elçisini senden daha çok seviyo­rum... V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, senin bin canın olsa ve bunları birer birer teslim etser ben yine dinimden dönmem».<br />
<br />
Benim ciddi olduğumu görünce, durumu kabullenip istemiye iste-miye yemek yedi ve su içti, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> Te´âlâ bizim hakkımızda şu ayeti kerimeyi indirdi :<br />
<br />
«Ana baba, seni körü körüne bana ortak koşman için zorlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin».<br />
<br />
Sa´d İbn=i Ebî Vakkas´ın müslüman olduğu gün, müsİümanlarm en iyi günü ve İslâm´ın en hayırlı günü olmuştu.<br />
<br />
Bedir´de Sa´d ve kardeşi Umeyr´in önemli bir durumları vardı, Umeyr o gün ergenlik çağını birazcık geçmiş bîr delikanlıydı. Raşûlül-lah (s.a.v.) harpten önce müslüman ordusunu kontrole çıktığında, Sa´d´ın kardeşi Umeyr; Peygamber´in onu görüp yaşının küçüklüğü sebebiyle kabul etmemesinden korktuğu için gizlenmişti ama, Rasû-Jüllah (s.a.v.) onu gördü ve kabul etmedi. Umeyr ağlamaya başladı. Bunun üzerine Peygamber ona acıyıp harbe katılmasına izin verdi.<br />
<br />
Sa´d sevinerek yanma geldi. Küçük olduğu için, kılıcının bağını bağlayıverdi. İki kardeş <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda tam manasıyla dövüşmeye baş­ladılar.<br />
<br />
Çarpışma sona erdiği zaman Sa´d, Medîne´ye tek başına döndü. Umeyr´I Bedir toprağında şehid olarak bırakmıştı.<br />
<br />
Uhud´da müslümanlar bozguna uğrayıp dağıldıkları ve Peygamber, sayıları onu bulmayan birkaç kişi arasında kaldığı zaman, Sa´d İbn-i Ebî Vakkas ok ve yayıyla onu korumak İçin savaş alanında kalmıştı. Attığı her ok bir müşriği yere seriyordu.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) onun ok atışını görünce şu sözlerle onu ok at­maya teşvik ediyordu :<br />
<br />
«? At Sa´d!.,. At... Anam babam sana feda olsun».<br />
<br />
Sa´d hayatı boyunca bu sözlerle övünmüştü. Bu konuda şöyle der­di :<br />
<br />
«? Rasûiüllah (s.a.v.} «anam babam feda olsun» sözlerini benden başka hiç kimseye söylememiştir. [2]<br />
<br />
kastedilmemektedir.<br />
<br />
Ancak Sa´d; Hz. Ömer´in Iran´lıların üstünlüklerine ve saltanat­larına son veren ve yeryüzünde putperestliğin kökünü kazıyan bîr har­be karar verip ülkedeki bütün valilerine; silâhı, atı, yiğitliği, fikri, şiir ve hitabette meziyeti ve harp için faydalı birşeyi olan herkesi bana gönder diye mektuplar yazdığında şerefin doruğuna ulaşmıştır,<br />
<br />
Medîne´ye her taraftan akın akın mücahidler gelmeye başladı. Hepsi toplandığı zaman, Ömer ileri gelenlere büyük orduya kimi ko­mutan tayin edeceğini danıştı. Onlar hep bir ağızdan kükremiş aslan Sa´d İbn-i Ebî Vakkas´ı tavsiye ettiler. Bunun üzerine Ömer sancağı ona teslim etti.<br />
<br />
Büyük ordu Medine´den ayrılmaya karar verdiğinde Ömer İbnu´l-Hattab onu uğurlarken komutanına şu tavsiyeleri yaptı :<br />
<br />
«? Sa´d! Rasûiüllah´m (s.a.v.) dayısı ve sahabîsi denilmesi seni gururlandırmasın. Günkü <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, kötülüğü´kötülükle silmez. Kötülüğü ancak iyilikle siler.<br />
<br />
Sa´d! Şüphesiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın kimseyle akrabalığı yoktur. Ancak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a itaat vardır. İnsanların asîl olanı da olmayanı da, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> katında eşit­tir. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> insanların Rabbi´dir. Onlar da <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın kullarıdır. İnsanlar takva ile birbirlerine üstün gelirler. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> katmdakilere <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a itaâtla erişirler. Peygamber´in yaptığı işe bak ve ona sarıl. Çünkü o yapılma­sı gerekli olandır». .<br />
<br />
Mübarek ordu hareket etti. Orduda 99 Bedir harbine katılan, 310. küsur Rıdvan bey´atine kadar Rasûlüllah´la [s.a.v.) sohbet etmek şere­fine nail olan, 300 Mekke´nin fethinde Rasûlüllah´la (s.a.v.) birlikte bulunan ve 700 sahabe çocuğu vardı.<br />
<br />
Sa´d ordusunu Kadisiyye´de topladı. Müslümanlar son gün öldü­rücü darbeyi vurmaya karar verip düşmanlarını çepeçevre sardılar. Lâ ilahe ill<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> ve <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u ekber sesleriyle her yönden düşman saflarına saldırdılar. İran ordusunun komutanı Rüstem´in başı müsİümanlarm mızraklarının ucunda havaya kalkınca, düşmanların kalplerinde korku ve heyecan uyandı. Öyle ki bir müslüman, İranlı bir askere yanma gel­mesi için işaret ediyor ve o da çıkıp geliyordu ve onu öldürüyordu. Çoğunlukla düşmanı kendi silahıyla öldürüyordu.<br />
<br />
Ganimetler sayılamıyacak kadar çoktu. Düşmanlardan 30 bin as­ker ölmüştü.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> Sa´d´a uzun ömür ve zenginlik vermiştir. Ölümü yaklaştığın­da Sa´d eski yün cübbesîni getirtip şöyle demiştir :<br />
<br />
Benî bununla kefenleyiniz. Çünkü ben Bedir´de müşriklerle bu cübbeyle karşılaştım... <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> Te´âlâ ile de bununla karşılaşmak is­tiyorum...»[3]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlü Muhammed Uhud Harbinde Sa´d?ı teşvik etmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
[2] Anam babam feda olsun» sözlerinin asıl manâsı Bunlarla memnuniyet ifâde olunmaktadır. (Çeviren)<br />
<br />
[3] Sa´d İbn Ebî Vakkas hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız<br />
<br />
1- E|-İstîab, H/18<br />
<br />
2- EI-İsabe, M/30<br />
<br />
3- El-MHel vö´n-nihal, 1/20<br />
<br />
4- Eşheru meşahîri´l-İsjöm, 111/525<br />
<br />
5- Et-Tabakatu´l-Kubra, 1/21<br />
<br />
6- Tuhfetu´l-Ahvezî, X/253<br />
<br />
7- Siyeru a´iami´n-nubelö, 1/62<br />
<br />
8- Zuamau´I-İslâm, s. 114<br />
<br />
9- Ricalim havle´r-Rasul, s. 141<br />
<br />
10- Es-Sehhar, Sa´d İbn Ebî Vakkas ve ebtaiu´l-Kadisiyy<br />
<br />
11- Er-Riyazu´n-nazire, 11/292<br />
<br />
12- Sıfetu´s-safve, P/138<br />
<br />
13- Tehzibu İbn Asakir, VI/93<br />
<br />
14- EI-Maârif, s. 106<br />
<br />
15- En-Nucumu´z-zahİre (fihristlere bakınız).<br />
<br />
16- Usdu´l-ğabe, H/290<br />
<br />
17- Cemberatu ensabi´î-Arab, s. 71<br />
<br />
18- Tarihu´I-İslâm, 1/79<br />
<br />
19- Fuîuhu Mısr ve ahbaruha, s. 318<br />
<br />
20- EI-Eidaye ve´n-nihaye, Vlll/72<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/223-228.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #C71585;"><span style="font-weight: bold;">SA´D İBN-İ EBİ VAKKAS<br />
<br />
<br />
At Sa´d at... Anam, babam sana feda olsun».[1]<br />
<br />
Eûzü billahi mm´eş-şeytani´rracîm. Bismil´lâhi´rrahmani´rrahîm.<br />
<br />
«Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmi­şizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşı­mıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana ba­bana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş banadır. Ana baba seni, körü körüne bana ortak koşman için zorlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz banadır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm, (Lokman sûresi, âyet : 14-15).<br />
<br />
Bu ayet-i kerîmelerin eşsiz ve şahane bir hikâyesi vardır.<br />
<br />
Delikanlının gönlünde birbirini tutmayan birçok duygu çarpıyor­du. Ama en sonunda hayır şerre, iman da küfre galip geldi.<br />
<br />
Gelelim hikâyenin kahramanına; bu, Mekke gençlerinin en soy­lularından ve ana babası en itibarlı kimselerden olan bir gençtir.<br />
<br />
İşte bu genç Sa´d İbn-i Ebî Vakkas´tır.<br />
<br />
Mekke´de peygamberlik nuru doğduğu zaman Sa´d; nazik, ana ba­basına karşı çok itaatkâr ve özellikle annesini çok seven bir delikanlı idi.<br />
<br />
O gün Sa´d, onyedinci baharını karşılamış olmasına rağmen olgun yaştakilerle yaşlıların akıl ve bilgisine sahipti.<br />
<br />
Meselâ o, yaşıtlarının ilgi duyduğu çeşitli eğlencelere gitmezdi. Onun işi gücü ok ve yay yapmak, atıcılık talimlerîyle uğraşmaktı. San­ki o, kendini büyük birşeye hazırlıyordu.<br />
<br />
Yine o, halkı arasında gördüğü inanç bozukluğunu ve kötü hali beğenmiyordu. Sanki içinde bulundukları karanlıklardan kurtarması için güçlü, sağlam ve şefkatli bir elin onlara uzanmasını bekliyordu.<br />
<br />
İşte böyle bir haldeyken Azîz ve Gelîi olan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> [c.c.) bütün in­sanlığa bu şefkatli ve yapıcı eli ikram buyurdu.<br />
<br />
Bu, yaratıkların efendisi Muhammed İbn-i Abdlllah´ın eliydi. O elin içinde sönmeyen ilâhî yıldız <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Kitab´i vardı...<br />
<br />
Sa´d İbn-i Ebî Vakkas hidayet ve hak davetini kabul ettiğinde, müs-lüman erkeklerin üçüncüsü veya dördüncüsü olmuştu. Bununla öğüne-rek şöyle der dururdu ;<br />
<br />
«? İslâm´ın üçte biri oiarak yedi gün kaldım».<br />
<br />
Rasûlüllah [s.a.v.), Sa´d´in müslüman oluşuna çok sevinmişti. Çün­kü Sa´d´da bu hilâlin yakın bir zamanda dolunay olacağını müjdeleyen<br />
<br />
üstünlük ve mertlik alâmetleri vardı.<br />
<br />
Sa´d´da, Mekke gençlerini onun yolunda gitmeye ve onun gibi müslüman olmaya teşvik eden soy sop üstünlüğü vardı.<br />
<br />
Bütün bunların üstünde Sa´d, Hz. Peygamber´in dayıiarındandi. O Zuhre oğuîlarmdandı. Zuhre oğullan ise Rasûlüllah´m (s.a.v.) annesi Amine Bint Vehb´in ailesiydi, Rasûlüllah (s.a.v.) böyle bir dayıya sahip olmaktan şeref duyardı.<br />
<br />
Şöyle rivayet edilir :<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) bazı sahabîlerle otururken Sa´d İbn-i Ebî Vak-kas´ın geldiğini görünce yanındakilere şöyle dedi :<br />
<br />
«~ Bu benim dayımdır. Böyle bir dayısı olan var mı?»<br />
<br />
Ancak Sa´d İbn-i Ebî Vakkas´ın müslümanlığı pek kolay geçmeiniştir. Bu mü´min genç, acı ve ağır bir imtihanla karşılaşmıştır. Bu sert ve çetin imtihandan dolayı onun hakkında ayet nazil olmuştur.<br />
<br />
Bu benzersiz imtihanı anlatması için sözü Sa´d´a bırakalım. Sa´d anlatmaktadır :<br />
<br />
? İslâm´a girmeden üç gün önce rüyada kendimi kapkara bir yerde gördüm. Birşey göremiyordum. Derken ay doğdu. Onun aydın­lattığı yolu takip ettim. Benden önce bu aya uyan kimseleri gördüm. Bunlar Zeyd İbn-i Harise, Ali İbn-i Ebî Talib ve Ebû Bekr idi». Onlara<br />
<br />
? Buraya ne zaman geldiniz?» dedim.<br />
<br />
? Şimdi» dediler.<br />
<br />
Sabah olunca, Rasûlüllah´m (s.a.v.) gizli gizli İslâm´a davette bu­lunduğunu öğrendim. Anladım ki <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> benim iyiliğimi murad etmiş ve beni onunla karanlıklardan aydınlığa çıkarmayı istemişti.<br />
<br />
Koşa koşa Rasûlüllah´a (s.a.v.) gittim. Onu, Ceyad mahallesinde buldum. İkindi namazını kılmaktaydı. Hemen müslüman oldum. Rüyam­da gördüklerimden başkası benden önce müslüman olmamıştı.<br />
<br />
«? Annem müsîüman olduğumu duyunca küplere bindi. Çünkü ben ona çok itaat eden ve onu seven birisiydim. Bana gelip şöyle dedi :<br />
<br />
«? Sa´d! Girdiğin bu din nedir böyle? Seni, anne ve babanın di­ninden çevirdi... Mutlaka yeni dinini terkedeceksin. Yoksa ölünceye kadar yemek yemiyeceğim ve su içmeyeceğim. O zaman da sen çok üzülürsün, yaptığına pişman olursun. Ebediyete kadar da İnsanlar se­ni ayıplar».<br />
<br />
«? Nolur anneciğim! Bunu yapma. Ben herhangi birşeyden do­layı dinimi terkedemem».<br />
<br />
Fakat annem dediğini tuttu. Yemeyi içmeyi bıraktı. Günlerce ye­meden içmeden durdu. Zayıf düşüp halsiz kaldı.<br />
<br />
Hayatını devam ettirecek kadar biraz yiyip içmesini istemek için sık sık yanına gidiyordum. O da şiddetle karşı çıkıyor, kendisi ölüncey veya ben dinimi terkedinceye kadar yememeye yemin ediyordu.<br />
<br />
Bu arada ona şöyle dedim :<br />
<br />
«?Anneciğim! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ı ve onun elçisini senden daha çok seviyo­rum... V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, senin bin canın olsa ve bunları birer birer teslim etser ben yine dinimden dönmem».<br />
<br />
Benim ciddi olduğumu görünce, durumu kabullenip istemiye iste-miye yemek yedi ve su içti, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> Te´âlâ bizim hakkımızda şu ayeti kerimeyi indirdi :<br />
<br />
«Ana baba, seni körü körüne bana ortak koşman için zorlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin».<br />
<br />
Sa´d İbn=i Ebî Vakkas´ın müslüman olduğu gün, müsİümanlarm en iyi günü ve İslâm´ın en hayırlı günü olmuştu.<br />
<br />
Bedir´de Sa´d ve kardeşi Umeyr´in önemli bir durumları vardı, Umeyr o gün ergenlik çağını birazcık geçmiş bîr delikanlıydı. Raşûlül-lah (s.a.v.) harpten önce müslüman ordusunu kontrole çıktığında, Sa´d´ın kardeşi Umeyr; Peygamber´in onu görüp yaşının küçüklüğü sebebiyle kabul etmemesinden korktuğu için gizlenmişti ama, Rasû-Jüllah (s.a.v.) onu gördü ve kabul etmedi. Umeyr ağlamaya başladı. Bunun üzerine Peygamber ona acıyıp harbe katılmasına izin verdi.<br />
<br />
Sa´d sevinerek yanma geldi. Küçük olduğu için, kılıcının bağını bağlayıverdi. İki kardeş <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda tam manasıyla dövüşmeye baş­ladılar.<br />
<br />
Çarpışma sona erdiği zaman Sa´d, Medîne´ye tek başına döndü. Umeyr´I Bedir toprağında şehid olarak bırakmıştı.<br />
<br />
Uhud´da müslümanlar bozguna uğrayıp dağıldıkları ve Peygamber, sayıları onu bulmayan birkaç kişi arasında kaldığı zaman, Sa´d İbn-i Ebî Vakkas ok ve yayıyla onu korumak İçin savaş alanında kalmıştı. Attığı her ok bir müşriği yere seriyordu.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.) onun ok atışını görünce şu sözlerle onu ok at­maya teşvik ediyordu :<br />
<br />
«? At Sa´d!.,. At... Anam babam sana feda olsun».<br />
<br />
Sa´d hayatı boyunca bu sözlerle övünmüştü. Bu konuda şöyle der­di :<br />
<br />
«? Rasûiüllah (s.a.v.} «anam babam feda olsun» sözlerini benden başka hiç kimseye söylememiştir. [2]<br />
<br />
kastedilmemektedir.<br />
<br />
Ancak Sa´d; Hz. Ömer´in Iran´lıların üstünlüklerine ve saltanat­larına son veren ve yeryüzünde putperestliğin kökünü kazıyan bîr har­be karar verip ülkedeki bütün valilerine; silâhı, atı, yiğitliği, fikri, şiir ve hitabette meziyeti ve harp için faydalı birşeyi olan herkesi bana gönder diye mektuplar yazdığında şerefin doruğuna ulaşmıştır,<br />
<br />
Medîne´ye her taraftan akın akın mücahidler gelmeye başladı. Hepsi toplandığı zaman, Ömer ileri gelenlere büyük orduya kimi ko­mutan tayin edeceğini danıştı. Onlar hep bir ağızdan kükremiş aslan Sa´d İbn-i Ebî Vakkas´ı tavsiye ettiler. Bunun üzerine Ömer sancağı ona teslim etti.<br />
<br />
Büyük ordu Medine´den ayrılmaya karar verdiğinde Ömer İbnu´l-Hattab onu uğurlarken komutanına şu tavsiyeleri yaptı :<br />
<br />
«? Sa´d! Rasûiüllah´m (s.a.v.) dayısı ve sahabîsi denilmesi seni gururlandırmasın. Günkü <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, kötülüğü´kötülükle silmez. Kötülüğü ancak iyilikle siler.<br />
<br />
Sa´d! Şüphesiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın kimseyle akrabalığı yoktur. Ancak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a itaat vardır. İnsanların asîl olanı da olmayanı da, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> katında eşit­tir. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> insanların Rabbi´dir. Onlar da <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın kullarıdır. İnsanlar takva ile birbirlerine üstün gelirler. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> katmdakilere <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a itaâtla erişirler. Peygamber´in yaptığı işe bak ve ona sarıl. Çünkü o yapılma­sı gerekli olandır». .<br />
<br />
Mübarek ordu hareket etti. Orduda 99 Bedir harbine katılan, 310. küsur Rıdvan bey´atine kadar Rasûlüllah´la [s.a.v.) sohbet etmek şere­fine nail olan, 300 Mekke´nin fethinde Rasûlüllah´la (s.a.v.) birlikte bulunan ve 700 sahabe çocuğu vardı.<br />
<br />
Sa´d ordusunu Kadisiyye´de topladı. Müslümanlar son gün öldü­rücü darbeyi vurmaya karar verip düşmanlarını çepeçevre sardılar. Lâ ilahe ill<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> ve <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />u ekber sesleriyle her yönden düşman saflarına saldırdılar. İran ordusunun komutanı Rüstem´in başı müsİümanlarm mızraklarının ucunda havaya kalkınca, düşmanların kalplerinde korku ve heyecan uyandı. Öyle ki bir müslüman, İranlı bir askere yanma gel­mesi için işaret ediyor ve o da çıkıp geliyordu ve onu öldürüyordu. Çoğunlukla düşmanı kendi silahıyla öldürüyordu.<br />
<br />
Ganimetler sayılamıyacak kadar çoktu. Düşmanlardan 30 bin as­ker ölmüştü.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> Sa´d´a uzun ömür ve zenginlik vermiştir. Ölümü yaklaştığın­da Sa´d eski yün cübbesîni getirtip şöyle demiştir :<br />
<br />
Benî bununla kefenleyiniz. Çünkü ben Bedir´de müşriklerle bu cübbeyle karşılaştım... <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> Te´âlâ ile de bununla karşılaşmak is­tiyorum...»[3]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlü Muhammed Uhud Harbinde Sa´d?ı teşvik etmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
[2] Anam babam feda olsun» sözlerinin asıl manâsı Bunlarla memnuniyet ifâde olunmaktadır. (Çeviren)<br />
<br />
[3] Sa´d İbn Ebî Vakkas hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız<br />
<br />
1- E|-İstîab, H/18<br />
<br />
2- EI-İsabe, M/30<br />
<br />
3- El-MHel vö´n-nihal, 1/20<br />
<br />
4- Eşheru meşahîri´l-İsjöm, 111/525<br />
<br />
5- Et-Tabakatu´l-Kubra, 1/21<br />
<br />
6- Tuhfetu´l-Ahvezî, X/253<br />
<br />
7- Siyeru a´iami´n-nubelö, 1/62<br />
<br />
8- Zuamau´I-İslâm, s. 114<br />
<br />
9- Ricalim havle´r-Rasul, s. 141<br />
<br />
10- Es-Sehhar, Sa´d İbn Ebî Vakkas ve ebtaiu´l-Kadisiyy<br />
<br />
11- Er-Riyazu´n-nazire, 11/292<br />
<br />
12- Sıfetu´s-safve, P/138<br />
<br />
13- Tehzibu İbn Asakir, VI/93<br />
<br />
14- EI-Maârif, s. 106<br />
<br />
15- En-Nucumu´z-zahİre (fihristlere bakınız).<br />
<br />
16- Usdu´l-ğabe, H/290<br />
<br />
17- Cemberatu ensabi´î-Arab, s. 71<br />
<br />
18- Tarihu´I-İslâm, 1/79<br />
<br />
19- Fuîuhu Mısr ve ahbaruha, s. 318<br />
<br />
20- EI-Eidaye ve´n-nihaye, Vlll/72<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/223-228.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ebu Talha El-Ensari Zeyd İbn Sehl (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-ebu-talha-el-ensari-zeyd-ibn-sehl-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:32:51 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-ebu-talha-el-ensari-zeyd-ibn-sehl-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF4500;"><span style="font-weight: bold;">«Ebu Talha´nın Ummu Suleym´e verdiği mehirden daha kıymetlisini görme­dik... Çünkî Ummu Suleym´in mehri İslâm idi...»[1]<br />
<br />
Künyesi Ebu Talha olan Zeyd İbn Sehl en-Neccarî, Ummu Suleym künyeÜ er-Rumeysa Bint Milhan en-Neccariyye´nin, kocası öldükten sonra evlenmediğini öğrenince sevinçten uçuyordu.<br />
<br />
Bunda bir tuhaflık yoktu. Çünkü Ummu Suleym namuslu, iffetli, akıllı ve üstün nitelikte bir hanımefendiydi.<br />
<br />
Böyle bir kadın arayanlardan önce onunla söz kesmeye karar ver­di...<br />
<br />
Ebû Talha, Ummu Suleym´in taliplilerinin hiçbirini kendisine ter­cih etmiyeceğinden emindi.<br />
<br />
Çünkü o, herkesin beğendiği, zengin ve mükemmel bir kişiydi... Bunlara ilâveten o, Benî´n-Neccar´in süvarisi ve Yesrîb´in sayılı okçu­larından birisiydi.<br />
<br />
Ebû Talha, Ummu Suleym´in evine doğru hareket etti...<br />
<br />
Yoida giderken Ummu Suleym´in Mekke´li davetçi Mus´âb İbn-i Umeyr´in konuşmasını dinleyip Muhammed´e iman ettiğini ve onun dînine girdiğini hatırladı.<br />
<br />
Fakat hemen kendi kendine şöyle dedi :<br />
<br />
«? Bunda ne var? Ummu Suleym´in ölen kocası atalarının di­nine bağlı, Muhammed´den ve Muhammed´in çağrısından yüz çeviren birisi değil miydi?!»<br />
<br />
Ebû Talha Ummu Suleym´in evine vardı, eva girmek İçin izin istedi. Ummu Suleym onu buyur etti. Oğlu Enes de yanındaydı. Ebû Tal­ha, kendisini onlara tanıttı...<br />
<br />
Ummu Suieym şöyle cevap verdi :<br />
<br />
«? Ebû Talha! Senin gibisi reddedilmez ama ben, kâfir olduğun sürece seninle asla evlenmem...»<br />
<br />
Ebû Talha, Ummu Suleym´in bu sözüyle sudan sebepler ileri sür­düğünü, daha zengin ve daha soylu başka bir kişiyi kendisine tercih ettiğini zannetti ve şöyle dedi :<br />
<br />
Ummu Suleym! Senin benimle evlenmene engel olan şey bu değil».<br />
<br />
«? Öyleyse, benim seninle evlenmeme engel olan nedir?.<br />
<br />
«? Sarı ve beyaz... Altın ve gümüş».<br />
<br />
Altın ve gümüş mü?»<br />
<br />
Evet».<br />
<br />
. «? Ebu Talha sen şahit ol. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> ve Rasûlü de şahit olsun. Eğer müsîüman olursan, altınsız ve gümüşsüz senin karın olmayı kabul ede­rim ve senin müsîüman olmam da kendime mehir yaparım».<br />
<br />
Ummu Suieym´in sözünü duyunca Ebu Taiha´nm aklı; hemen kıy­metli ağaçtan yaptığı ve kavminin ileri gelenlerinin yaptığı gibi kendi­sine ayırdığı putuna gitti.<br />
<br />
Ancak Ummu Suleym ondan, demiri tavında dövmesini istemiş ve şöyle ilâve etmişti :<br />
<br />
«? Ebu Talha! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan başka taptığın tanrının yerden bitmiş ol­duğunu bilmiyor musun?!»<br />
<br />
«? Biliyorum».<br />
<br />
«? Bir parçasını kendine tanrı yaptığın diğer parçasıyla da baş­kalarının yakıp ısındığı veya üzerinde ekmeğini yaptığı bir ağaç dalına taparken utanç duymuyor musun?...»<br />
<br />
Eğer müsîüman olursan, senin karın olmayı kabul ederim. Sen­den müsîüman olmandan başka mehir istemiyorum».!;<br />
<br />
«? Benim müslüman olmama kim yardımcı oiur?»<br />
<br />
«? Ben»,<br />
<br />
«? Nasıl müslüman olurum?»<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan başka tanrı olmadığına, Muhammed´in <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Ra-sûlü olduğuna şehadet edeceksin, sonra evine gidip putunu kıracak­sın ve atacaksın».<br />
<br />
Ebu Talha´nın yüzü güldü ve şöyle dedi .<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan başka tanrı olmadığına ve Muhammed´in <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlü olduğuna şehadet ederim».<br />
<br />
Ve Ummu Suleym´le evlendi.<br />
<br />
Müslümanlar :<br />
<br />
«? Şimdiye kadar Ummu Suleym´in mehrinden daha kıymetlisi­ni duymadık... O, mehir olarak İslâm´ı aldı...» dediler.<br />
<br />
O günden itibaren Ebu Talha, İslâm sancağının altına girmiş ve bütün enerjisini ona hizmette harcamıştır.<br />
<br />
Akabe bey´atında hanımı Ummu Suleym´le beraber Rasûlüîlah´a (s.a.v.) bey´at eden 70 kişiden birisi de o idî.<br />
<br />
Rasûlüllah´ın (s.a.v.) o gece Yesrîb müslümanlarına başkan yap­tığı 12 kişiden birisi yine o idi.<br />
<br />
Daha sonra bütün gazalarda Rasûlüllah´ın [s.a.v.) yanında yer al­mış, şerefle savaşmıştı.<br />
<br />
Fakat Ebu Talha´nın Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanındaki günlerinin en önemlisi Uhud günüdür.<br />
<br />
Şimdi bununla ilgili bilgiyi alıyoruz.<br />
<br />
Ebu Talha, Rasûlüllah´ı (s.a.v.) yüreğinin zarlarına kadar sinen, kan gibi damarlarında dolaşan bir sevgiyle severdi. Ona bakmaya doya-maz, onun tatlı konuşmasına kanmazdı.<br />
<br />
Onun yanında kaldığı zaman önünde diz çöker şöyle derdi :<br />
<br />
- Canım, canın için fedadır. Yüzüm, yüzün için kalkandır».<br />
<br />
Uhud´da müslümanlar Rasûiüllah´tan (s.a.v.) uzaklaşınca, müşrik­ler her taraftan ona saldırmışlar, dişini kırmışlar, alnını yarmışlar, dudağını yaralamışlar ve yüzünü kanatmişlardı.<br />
<br />
Hatta yalancılar, Muhammed´in öldürüldüğünü uydurmuşlar, bu­nun üzerine müslümanlar güç duruma düşmüşler ve bozulmuşlardı.<br />
<br />
O sırada Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanında, içlerinde Ebu Talha´nın da Sunduğu bir gruptan başkası kalmamıştı.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.), korunmak üzere arkasında durduğunda Ebü; Talha onun önünde dağ gibi dikilmiş, daha sonra yenilmeyen yayını çekmiş, üzerine yanılmayan oklarını koymuş ve Rasûlüllah´ı (s.a.v.) korumaya ve okları müşrik askerlerine birer birer atmaya başlatmıştı.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.), okların düştüğü yerleri görmesi için Ebu Tal­ha´nın arkasından ayağa kalkıyordu. Bunun üzerine Ebu Talha, bir za­rar gelmesin diye ona mani oluyor ve şöyle diyordu :<br />
<br />
«? Anam, babam sana feda oisun, sen onların karşısında ayak­ta durma, çünkü sana isabet ettirebilirler...<br />
<br />
Benim.boynum senin boynun için fedadır. Benim göğsüm senin göğsün için fedadır.<br />
<br />
Ben senin yolunda fedayım...»<br />
<br />
Müslüman askerlerinden birisi ok kuburu ile birlikte kaçarken, ^asûiüllah´tn (s.a.v.) yanından geçiyor, Peygamber de ona seslenip şöyle diyordu :<br />
<br />
«? Okları Ebu Taiha´nın önüne at, kaçarken onları götürme»!<br />
<br />
Ebu Talha, üç yay kırıncaya, birçok müşrik askerini öldürünceye kadar Rasûlülİah´ı (s.a.v.) savundu durdu.<br />
<br />
Nihayet savaş bitti. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> Peygamberini kurtarıp korudu.<br />
<br />
Ebu Talha, savaş zamanlarında <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda canıyla cömert ol­duğu gibi bağış yapılacak yerlerde de malıyla pek cömertti..<br />
<br />
İşte bunlardan biri :<br />
<br />
O, hurma ağaçları ve asmaları olan bir bahçeye sahipti. Yesrîb onunkinden daha büyük ağaçlı güzel meyveli ve daha tatlı suyu olan başka bir bahçeyi bilmezdi.<br />
<br />
Bahçesindeki ağaçların göigesinde namaz kılarken; yeşi! renkli, gagası kırmızı, ayaklan boyalı ve ötmekte olan bir kuş Ebu Talha´nın dikkatini çekti.<br />
<br />
Kuş, ağaçların dallarında cıvıldıyor ve daldan dala konuyordu. Manzara hoşuna gitti ve onu düşünmeye daldı.<br />
<br />
Biraz sonra kendine geldi ama kaç rekât namaz kıldığını hatırla-yamıyordu.<br />
<br />
İki mi...<br />
<br />
Uç mü... Bilemiyordu.<br />
<br />
Namazı bitirince, hemen Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanına gitti. Bah­çenin, gölgeli ağaçlarının ve cıvıldayan kuşlarının namazdan aiakoy-duğu nefsini ona şikâyet etti.<br />
<br />
Sonra da şöyle dedi :<br />
<br />
«? Ya Rasûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />! Şâhîd ol. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> rızası için bu bahçeyi, bağışla­dım... Onu <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> ve Rasûlünün istediği şekilde kullan...»<br />
<br />
Ebu Talha, hayatını oruçlu olarak ve cihâd ederek geçirmiştir. Yine o, oruçlu bir halde ve cihâd ederken ölmüştür...<br />
<br />
Rasûlüliah´ın (s.a.v.) vefatından sonra 30 yıla yakın oruçlu kaldığı sadece oruç tutmanın haram olduğu bayram günlerinde oruç tutmadı­ğı kendisinden nakledilmiştir. Pir-i fanî oluncaya kadar yaşamıştır. Fakat <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda cihâda devam etmesine, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın kelimesini yük­seltmek ve dinini aziz kılmak için yol yürümesine hiçbir şey engel olamamıştır.<br />
<br />
İşte buna bir misâl :<br />
<br />
Müslümanlar Osman İbn-i Affan´ın halifeliği zamanında bîr deniz harbine karar vermişlerdi.<br />
<br />
Ebu Talha kendini müslüman ordusuyla harbe çıkanların arasında sayıyordu. Oğulları ona :<br />
<br />
«? Baba! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> sana merhamet etsin. Sen artık çok yaşlandın. Hem sen Rasûlüllah (s.a.v.), Ebu Bekr ve Ömer´le birlikte savaşmıştın. Şimdi ise, istirahate çekildin. Savaşmak için yerine bizi bıraktın» de­diler. O da şöyle cevap verdi :<br />
<br />
«? Azîz ve Celîl olan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> şöyle buyuruyor : «Hangi hal üzere olursanız olun, harbe çıkınız». (Tevbe sûresi, ayet : 41) <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> hepimi-zi harbe çağırmaktadır... Yaşlıları da gençleri de... Bizim için bir yaş sınırlaması yapmadı ki...»<br />
<br />
Ve harbe çıktı.<br />
<br />
Yaşlı Ebu Taiha, denizin ortasında, müslüman askerleriyle birlikte gemideyken ağır bir hastalığa tutuldu. Çok geçmeden hayata veda etti.<br />
<br />
Müslümanlar onu defnetmek için bir ada aradılar. Ebu Talha ara­larında kefenlenmiş bir halde, aradıklarını ancak bir hafta sonra bula­bildiler, Sanki uyuyormuş gibi hiç değişmemişti,<br />
<br />
Ebu Talha ailesinden ve yurdundan uzak, Eş ve dostlarından ayrı, Denizin ortasında, Gömüldü...<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a yakın olduğu müddetçe, insanlardan uzak olmasının ona ne zararı dokunur ki..[2].<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Medine Kadınları<br />
<br />
[2] Ebu Taîha e!-Ensarî hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız :<br />
<br />
1- El-İsabe, 1/566<br />
<br />
2- Usdu´l-ğabe, biyografi no; 1843<br />
<br />
3- El-İstîab (el-İsabe´nin hamişinde), İ/549<br />
<br />
4- Et-Tabakatu´l-Kubra, İN/504<br />
<br />
5- Stfetu´s-safve, 1/190<br />
<br />
6- Tehzîbu´t-tehzib, îll/414<br />
<br />
7- Tarihu´t-Taberî, 11/619; İH/124,181; IV/192. (Darul-Maarif baskısı), Ayrıca<br />
<br />
onuncu cüzün fihristlerine bakınız).<br />
<br />
8- Tehzîbu İbn Asakir, VI/4<br />
<br />
9- İbn Hîşam, es-Sîre (fihristlere bakınız).<br />
<br />
10- Hayatu´s-Sahabe, dördüncü ciltteki fihristlere bakınız,1<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/248-253.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF4500;"><span style="font-weight: bold;">«Ebu Talha´nın Ummu Suleym´e verdiği mehirden daha kıymetlisini görme­dik... Çünkî Ummu Suleym´in mehri İslâm idi...»[1]<br />
<br />
Künyesi Ebu Talha olan Zeyd İbn Sehl en-Neccarî, Ummu Suleym künyeÜ er-Rumeysa Bint Milhan en-Neccariyye´nin, kocası öldükten sonra evlenmediğini öğrenince sevinçten uçuyordu.<br />
<br />
Bunda bir tuhaflık yoktu. Çünkü Ummu Suleym namuslu, iffetli, akıllı ve üstün nitelikte bir hanımefendiydi.<br />
<br />
Böyle bir kadın arayanlardan önce onunla söz kesmeye karar ver­di...<br />
<br />
Ebû Talha, Ummu Suleym´in taliplilerinin hiçbirini kendisine ter­cih etmiyeceğinden emindi.<br />
<br />
Çünkü o, herkesin beğendiği, zengin ve mükemmel bir kişiydi... Bunlara ilâveten o, Benî´n-Neccar´in süvarisi ve Yesrîb´in sayılı okçu­larından birisiydi.<br />
<br />
Ebû Talha, Ummu Suleym´in evine doğru hareket etti...<br />
<br />
Yoida giderken Ummu Suleym´in Mekke´li davetçi Mus´âb İbn-i Umeyr´in konuşmasını dinleyip Muhammed´e iman ettiğini ve onun dînine girdiğini hatırladı.<br />
<br />
Fakat hemen kendi kendine şöyle dedi :<br />
<br />
«? Bunda ne var? Ummu Suleym´in ölen kocası atalarının di­nine bağlı, Muhammed´den ve Muhammed´in çağrısından yüz çeviren birisi değil miydi?!»<br />
<br />
Ebû Talha Ummu Suleym´in evine vardı, eva girmek İçin izin istedi. Ummu Suleym onu buyur etti. Oğlu Enes de yanındaydı. Ebû Tal­ha, kendisini onlara tanıttı...<br />
<br />
Ummu Suieym şöyle cevap verdi :<br />
<br />
«? Ebû Talha! Senin gibisi reddedilmez ama ben, kâfir olduğun sürece seninle asla evlenmem...»<br />
<br />
Ebû Talha, Ummu Suleym´in bu sözüyle sudan sebepler ileri sür­düğünü, daha zengin ve daha soylu başka bir kişiyi kendisine tercih ettiğini zannetti ve şöyle dedi :<br />
<br />
Ummu Suleym! Senin benimle evlenmene engel olan şey bu değil».<br />
<br />
«? Öyleyse, benim seninle evlenmeme engel olan nedir?.<br />
<br />
«? Sarı ve beyaz... Altın ve gümüş».<br />
<br />
Altın ve gümüş mü?»<br />
<br />
Evet».<br />
<br />
. «? Ebu Talha sen şahit ol. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> ve Rasûlü de şahit olsun. Eğer müsîüman olursan, altınsız ve gümüşsüz senin karın olmayı kabul ede­rim ve senin müsîüman olmam da kendime mehir yaparım».<br />
<br />
Ummu Suieym´in sözünü duyunca Ebu Taiha´nm aklı; hemen kıy­metli ağaçtan yaptığı ve kavminin ileri gelenlerinin yaptığı gibi kendi­sine ayırdığı putuna gitti.<br />
<br />
Ancak Ummu Suleym ondan, demiri tavında dövmesini istemiş ve şöyle ilâve etmişti :<br />
<br />
«? Ebu Talha! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan başka taptığın tanrının yerden bitmiş ol­duğunu bilmiyor musun?!»<br />
<br />
«? Biliyorum».<br />
<br />
«? Bir parçasını kendine tanrı yaptığın diğer parçasıyla da baş­kalarının yakıp ısındığı veya üzerinde ekmeğini yaptığı bir ağaç dalına taparken utanç duymuyor musun?...»<br />
<br />
Eğer müsîüman olursan, senin karın olmayı kabul ederim. Sen­den müsîüman olmandan başka mehir istemiyorum».!;<br />
<br />
«? Benim müslüman olmama kim yardımcı oiur?»<br />
<br />
«? Ben»,<br />
<br />
«? Nasıl müslüman olurum?»<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan başka tanrı olmadığına, Muhammed´in <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Ra-sûlü olduğuna şehadet edeceksin, sonra evine gidip putunu kıracak­sın ve atacaksın».<br />
<br />
Ebu Talha´nın yüzü güldü ve şöyle dedi .<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tan başka tanrı olmadığına ve Muhammed´in <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın Rasûlü olduğuna şehadet ederim».<br />
<br />
Ve Ummu Suleym´le evlendi.<br />
<br />
Müslümanlar :<br />
<br />
«? Şimdiye kadar Ummu Suleym´in mehrinden daha kıymetlisi­ni duymadık... O, mehir olarak İslâm´ı aldı...» dediler.<br />
<br />
O günden itibaren Ebu Talha, İslâm sancağının altına girmiş ve bütün enerjisini ona hizmette harcamıştır.<br />
<br />
Akabe bey´atında hanımı Ummu Suleym´le beraber Rasûlüîlah´a (s.a.v.) bey´at eden 70 kişiden birisi de o idî.<br />
<br />
Rasûlüllah´ın (s.a.v.) o gece Yesrîb müslümanlarına başkan yap­tığı 12 kişiden birisi yine o idi.<br />
<br />
Daha sonra bütün gazalarda Rasûlüllah´ın [s.a.v.) yanında yer al­mış, şerefle savaşmıştı.<br />
<br />
Fakat Ebu Talha´nın Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanındaki günlerinin en önemlisi Uhud günüdür.<br />
<br />
Şimdi bununla ilgili bilgiyi alıyoruz.<br />
<br />
Ebu Talha, Rasûlüllah´ı (s.a.v.) yüreğinin zarlarına kadar sinen, kan gibi damarlarında dolaşan bir sevgiyle severdi. Ona bakmaya doya-maz, onun tatlı konuşmasına kanmazdı.<br />
<br />
Onun yanında kaldığı zaman önünde diz çöker şöyle derdi :<br />
<br />
- Canım, canın için fedadır. Yüzüm, yüzün için kalkandır».<br />
<br />
Uhud´da müslümanlar Rasûiüllah´tan (s.a.v.) uzaklaşınca, müşrik­ler her taraftan ona saldırmışlar, dişini kırmışlar, alnını yarmışlar, dudağını yaralamışlar ve yüzünü kanatmişlardı.<br />
<br />
Hatta yalancılar, Muhammed´in öldürüldüğünü uydurmuşlar, bu­nun üzerine müslümanlar güç duruma düşmüşler ve bozulmuşlardı.<br />
<br />
O sırada Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanında, içlerinde Ebu Talha´nın da Sunduğu bir gruptan başkası kalmamıştı.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.), korunmak üzere arkasında durduğunda Ebü; Talha onun önünde dağ gibi dikilmiş, daha sonra yenilmeyen yayını çekmiş, üzerine yanılmayan oklarını koymuş ve Rasûlüllah´ı (s.a.v.) korumaya ve okları müşrik askerlerine birer birer atmaya başlatmıştı.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v.), okların düştüğü yerleri görmesi için Ebu Tal­ha´nın arkasından ayağa kalkıyordu. Bunun üzerine Ebu Talha, bir za­rar gelmesin diye ona mani oluyor ve şöyle diyordu :<br />
<br />
«? Anam, babam sana feda oisun, sen onların karşısında ayak­ta durma, çünkü sana isabet ettirebilirler...<br />
<br />
Benim.boynum senin boynun için fedadır. Benim göğsüm senin göğsün için fedadır.<br />
<br />
Ben senin yolunda fedayım...»<br />
<br />
Müslüman askerlerinden birisi ok kuburu ile birlikte kaçarken, ^asûiüllah´tn (s.a.v.) yanından geçiyor, Peygamber de ona seslenip şöyle diyordu :<br />
<br />
«? Okları Ebu Taiha´nın önüne at, kaçarken onları götürme»!<br />
<br />
Ebu Talha, üç yay kırıncaya, birçok müşrik askerini öldürünceye kadar Rasûlülİah´ı (s.a.v.) savundu durdu.<br />
<br />
Nihayet savaş bitti. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> Peygamberini kurtarıp korudu.<br />
<br />
Ebu Talha, savaş zamanlarında <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda canıyla cömert ol­duğu gibi bağış yapılacak yerlerde de malıyla pek cömertti..<br />
<br />
İşte bunlardan biri :<br />
<br />
O, hurma ağaçları ve asmaları olan bir bahçeye sahipti. Yesrîb onunkinden daha büyük ağaçlı güzel meyveli ve daha tatlı suyu olan başka bir bahçeyi bilmezdi.<br />
<br />
Bahçesindeki ağaçların göigesinde namaz kılarken; yeşi! renkli, gagası kırmızı, ayaklan boyalı ve ötmekte olan bir kuş Ebu Talha´nın dikkatini çekti.<br />
<br />
Kuş, ağaçların dallarında cıvıldıyor ve daldan dala konuyordu. Manzara hoşuna gitti ve onu düşünmeye daldı.<br />
<br />
Biraz sonra kendine geldi ama kaç rekât namaz kıldığını hatırla-yamıyordu.<br />
<br />
İki mi...<br />
<br />
Uç mü... Bilemiyordu.<br />
<br />
Namazı bitirince, hemen Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanına gitti. Bah­çenin, gölgeli ağaçlarının ve cıvıldayan kuşlarının namazdan aiakoy-duğu nefsini ona şikâyet etti.<br />
<br />
Sonra da şöyle dedi :<br />
<br />
«? Ya Rasûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />! Şâhîd ol. <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> rızası için bu bahçeyi, bağışla­dım... Onu <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> ve Rasûlünün istediği şekilde kullan...»<br />
<br />
Ebu Talha, hayatını oruçlu olarak ve cihâd ederek geçirmiştir. Yine o, oruçlu bir halde ve cihâd ederken ölmüştür...<br />
<br />
Rasûlüliah´ın (s.a.v.) vefatından sonra 30 yıla yakın oruçlu kaldığı sadece oruç tutmanın haram olduğu bayram günlerinde oruç tutmadı­ğı kendisinden nakledilmiştir. Pir-i fanî oluncaya kadar yaşamıştır. Fakat <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda cihâda devam etmesine, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın kelimesini yük­seltmek ve dinini aziz kılmak için yol yürümesine hiçbir şey engel olamamıştır.<br />
<br />
İşte buna bir misâl :<br />
<br />
Müslümanlar Osman İbn-i Affan´ın halifeliği zamanında bîr deniz harbine karar vermişlerdi.<br />
<br />
Ebu Talha kendini müslüman ordusuyla harbe çıkanların arasında sayıyordu. Oğulları ona :<br />
<br />
«? Baba! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> sana merhamet etsin. Sen artık çok yaşlandın. Hem sen Rasûlüllah (s.a.v.), Ebu Bekr ve Ömer´le birlikte savaşmıştın. Şimdi ise, istirahate çekildin. Savaşmak için yerine bizi bıraktın» de­diler. O da şöyle cevap verdi :<br />
<br />
«? Azîz ve Celîl olan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> şöyle buyuruyor : «Hangi hal üzere olursanız olun, harbe çıkınız». (Tevbe sûresi, ayet : 41) <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> hepimi-zi harbe çağırmaktadır... Yaşlıları da gençleri de... Bizim için bir yaş sınırlaması yapmadı ki...»<br />
<br />
Ve harbe çıktı.<br />
<br />
Yaşlı Ebu Taiha, denizin ortasında, müslüman askerleriyle birlikte gemideyken ağır bir hastalığa tutuldu. Çok geçmeden hayata veda etti.<br />
<br />
Müslümanlar onu defnetmek için bir ada aradılar. Ebu Talha ara­larında kefenlenmiş bir halde, aradıklarını ancak bir hafta sonra bula­bildiler, Sanki uyuyormuş gibi hiç değişmemişti,<br />
<br />
Ebu Talha ailesinden ve yurdundan uzak, Eş ve dostlarından ayrı, Denizin ortasında, Gömüldü...<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a yakın olduğu müddetçe, insanlardan uzak olmasının ona ne zararı dokunur ki..[2].<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Medine Kadınları<br />
<br />
[2] Ebu Taîha e!-Ensarî hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız :<br />
<br />
1- El-İsabe, 1/566<br />
<br />
2- Usdu´l-ğabe, biyografi no; 1843<br />
<br />
3- El-İstîab (el-İsabe´nin hamişinde), İ/549<br />
<br />
4- Et-Tabakatu´l-Kubra, İN/504<br />
<br />
5- Stfetu´s-safve, 1/190<br />
<br />
6- Tehzîbu´t-tehzib, îll/414<br />
<br />
7- Tarihu´t-Taberî, 11/619; İH/124,181; IV/192. (Darul-Maarif baskısı), Ayrıca<br />
<br />
onuncu cüzün fihristlerine bakınız).<br />
<br />
8- Tehzîbu İbn Asakir, VI/4<br />
<br />
9- İbn Hîşam, es-Sîre (fihristlere bakınız).<br />
<br />
10- Hayatu´s-Sahabe, dördüncü ciltteki fihristlere bakınız,1<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/248-253.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cafer İbn Ebi Talib (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-cafer-ibn-ebi-talib-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:31:29 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-cafer-ibn-ebi-talib-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #4B0082;"><span style="font-weight: bold;">«Cafer´i Cennet´te gördüm. Onun kana boyanmış kanatfari vardı».[1]<br />
<br />
Abdu menâf oğullan içinde Rasûlüllah´a (s.a.v.) benzeyen beş kişi vardı. İyi göremeyenler çoğunlukla Rasûlüllah´la bunları karıştırırlardı.<br />
<br />
Peygamberine benzeyen bu beş kişiyi öğrenmek istersiniz her­halde.<br />
<br />
Geliniz, bunların kim olduğunu öğrenelim.<br />
<br />
Bunlar : Rasûlüllah´m amca oğlu ve süt kardeşi Ebû Suîyan İbnu´l-Harîs İbn-i Abdilmuttalib.<br />
<br />
Rasûlüllah´m (s.a.v.) amca oğlu Kuşem İbnu´l-Abbas İbn-i Abdil-muttalib.<br />
<br />
İmam Şafiî´nin dedesi Es-Saib İbn-i Ubeyd İbn-i Abdi Yezîd İbn-i Haşim.<br />
<br />
Rasûlüllah´m (s.a.v.) torunu Hasan İbni Ali.. Hasan bu beş kişinin Peygamber´e en çok benzeyeniydi.<br />
<br />
Mü´minlerİn emiri Ali İbn Ebi Talib´in kardeşi Cafer İbn Ebi Talib. Şimdi de gel, sana Cafer´in hayatından bazı tablolar anlatayım.<br />
<br />
Ebu Talib Kureyş içindeki yüksek şeref ve mevkisine rağmen fakir ve ailesi kalabalık bir zat idi.<br />
<br />
Kureyş´in geçirdiği kıtlık yılı sebebiyle onun durumu daha da kö­tüleşmişti. Kıtlık hayvanları kırıp geçirmiş, insanları çürümüş kemikle­ri yemeye mecbur etmişti.<br />
<br />
O sırada Haşim oğullan arasında Muhammed İbn Abdillah ve am­cası Abbas´tan daha zengini yoktu.<br />
<br />
Muhammed, Abbas´a :<br />
<br />
«? Amca! Kardeşin Ebu Talib´in ailesi kalabalık. Halkın başına şu şiddetli kıtlık ve açlık belâsı geldi. Gidelim de onun çocuklarından ikisini alıp bakalım» dedi. Abbas :<br />
<br />
«? Sen beni hayırlı bir işe davet ve iyilik yapmaya teşvik ettin».<br />
<br />
diye cevap verdi.<br />
<br />
Ebu Talib´e varıp şöyle dediler :<br />
<br />
«? Biz, halkın başına gelen bu belâ ortadan kalkıncaya kadar,, se­nin ailenin yükünü biraz hafifletmek istiyoruz». O da :<br />
<br />
«?Akîl´rbana bırakın da ne yaparsanız yapın...» dedi.<br />
<br />
Muhammed, Alî´yi aldı. Abbas da Cafer´i alıp çocukları arasına kattı.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, dînini gönderinceye kadar .Ali devamlı Muhammed´in ya­nında kaldı ve çocuklardan ilk iman eden oldu.<br />
<br />
Cafer de büyüyüp müslüman oluncaya ve kendi kendine idare ede­cek duruma gelinceye kadar amcası Abbas´ın yanında kaldı.<br />
<br />
Cafer İbn Ebî Talib ve karısı Esma Bint Umeys daha yolun başın­da nur kafilesine katılmışlardı.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v,} Daru´I-Erkam´a girmeden önce Hz. Ebu Bekr´in aracılığıyla müslüman olmuşlardı.<br />
<br />
Haşim oğullarına mensup delikanlıyla genç karısı ilk müslüman-iarın karşılaştığı eza cefalarla karşılaşmışlar ve bunlara sabretmiş-lerdi. Çünkü onlar cennet yolunun dikenlerle döşeli ve sıkıntılarla çev­rili olduğunu biliyorlardı. Ancak onların ve kardeşlerinin canlarını sı­kan şey : Kureyş´in onlara İslâm´ın emirlerini yerine getirmeye mani olması, onları ibadet lezzetini tatmaktan mahrum etmesiydi. Kureyş her yerde onları gözetliyor, adeta onların nefeslerini sayıyordu.<br />
<br />
Bunun üzerine Cafer İbn-İ Ebî Talib, karısı ve bir grup sahabeyle birlikte Habeşistan´a hicret etmek için Rasûlüilah´tan izin istedi. Üzün­tülü ve kederli bir halde Rasûlüîfah (s.a.v.) onlara izin verdi.<br />
<br />
Bu temiz ve iyi kimselerin öz vatanlarından, çocukluklarının ve gençliklerinin geçtiği yerlerden hiçbir günâhları olmadığı sadece «Rabbimiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tır» demekten başka işledikleri hiçbir suçlan olmadığı halde ayrılmaya zorlanmaları Rasûlüllah´a (s.a.v.) zor geliyordu.<br />
<br />
Fakat henüz o, Kureyş´in eziyetlerini önleyecek güç ve kuvvete sahip değildi.<br />
<br />
İlk muhacir kafilesi Habeşistan´a gitti. Başlarında Cafer İbn-i Ebî Talib vardı. Onlar âdîl ve iyi bir kimse o!an Habeşistan Kralının hima­yesine girdiler.<br />
<br />
Müslüman olduklarından beri ilk defa emniyette olmanın ve hu­zurlarını bozan birşey olmaksızın ibâdet etmenin zevkini tattılar.<br />
<br />
Ancak Kureyş bu müslüman grubun Habeşistan´a göçünü, kralın himayesinde elde ettikleri din ve inanç emniyetlerini öğrenir öğren­mez birbirlerine onların öldürülmeleri ve büyük hapishaneye geri ge­tirilmeleri için emirler yağdırmaya başladılar.<br />
<br />
Gözleriyle gören, kulaklarıyla işiten biri olarak bu hadiseyi an­latması için sözü Ummu Seleme´ye bırakalım<br />
<br />
Ümmü Seleme anlatmaktadır :<br />
<br />
«? Habeşistan´a vardığımız zaman orada çok hayırlı bir komşuya tesadüf etmiştik. Din işlerinde tam bir huzura kavuşmuştuk. Rabbimiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a ibadet ediyor. Eziyet görmüyorduk. Hoşumuza gitmeyecek bir söz de duymuyorduk. Kureyş bundan haberdar olunca toplanmış, güçlü iki adamını Necâşî´ye göndermeye karar vermiş. Bunlar Amr İbnu´I-As ile Abdullah İbn-i Ebî Rabiâ idi. Onlarla, Hicaz yöresinin hoşa giden şeylerinden Necâşî ve patriklere hediyeler gönderdiler. O ikisine şöyle tenbih ettiler : Bizim hakkımızda Habeşistan kralıyla konuşmadan ön­ce patriklerden herbirine hediye veriniz».<br />
<br />
«Habeşistan´a gelince Necâşî´nin patrikleriyle görüştüler. Herbi­rine hediyesini verdiler. Hediye vermedikleri kimse kalmadı. Patrikle­re şöyle dediler :<br />
<br />
«? Kralın topraklarına bizim bazı beyinsiz çocuklarımız yerleşti. Bunlar atalarının, dîninden döndüler. Onlar hakkında kralla konuştuğu­nuzda ona; bunların dinlerini sormadan bize teslim etmesini tavsiye ediniz. Çünkü kendi kavimleri onları daha iyi tanır ve inandıklarını daha iyi bilir». Patrikler :<br />
<br />
? Tamam...» dediler.<br />
<br />
Ümmü Seleme sözüne şunu ilâve eder :<br />
<br />
«? O sırada Amr´la arkadaşı İçin, Necâşî´nin bizden birini çağınp onun konuşmasını dinlemesinden daha kötü birşey yoktu»,<br />
<br />
«Daha sonra Necâşî´ye gidip ona hediyeler sundular. Necâşî he­diyeleri çok beğendi». Ona şunları söylediler :<br />
<br />
«? Ey Kral! İçimizden birtakım kötü çocuklar senin memleketine sığınmıştır. Bunlar bizim de, sizin de tanımadığınız yeni bir din uy­durmuşlardır. Bunlar kendi milletlerinin dinini terkettikleri gibi, sizin dininize de girmemişlerdir. Bizi, bunların mensup oldukları milletin eş­raf* size gönderdiler. Bunlar sizin memeieketinize iltica eden adamla­rın babaları, amcaları ve kendi öz akrabalarıdır. Çünkü onlar, bunların ortaya çıkardıkları fitneyi daha iyi bilirler».<br />
<br />
Necâşî patriklerine baktı ve patrikler :<br />
<br />
«? Bunlar çok doğru söylediler ey kral Bunların milletleri, onları daha iyi tanır ve yaptıklarım daha iyi bilirler. Haklarında düşün­düklerini yerine getirebilmeleri için bunları elçilere teslim ediniz<br />
<br />
Kral patriklerinin bu sözüne kızıp şöyle dedi :<br />
<br />
«? Hayır, onları çağırıp kendileri hakkında söylenilen şeyleri sor­madıkça, onları hiçbir kimseye teslim etmem. Eğer onlar bu iki şah-sın söylediği gibilerse, onları bu iki şahsa teslim ederim. Eğer öyle değillerse, onları korur ve benim memleketimde kaldıkları müddetçe onlara iyilik ederim».<br />
<br />
Bunun üzerine Necâşî, görüşmek için bizi çağırtmıştı. Ona gitme­den önce toplanıp şöyle konuştuk :<br />
<br />
«? Şüphesiz kral dinimizi soracak. Biz, inandığımız dini açıklaya­lım. Bizim sözcümüz Cafer Ibn-i Ebî Talib olsun. Ondan başka hiç kim­se konuşmasın».<br />
<br />
Necâşî´nin yanına gittik. Patriklerini de çağırtmıştı. Onlar kralın sağında ve solunda oturuyorlardı. Taylesanlarmı giymişler, başlıklarını takmışlar ve önlerine de kitaplarını yaymışlardı.<br />
<br />
Kralın yanında Amr İbnu´I-As ve Abdullah İbn-I Ebî Rabîâ´yı da gördük.<br />
<br />
Biz de oturuma katılınca Necâşî bize şöyle dedi :<br />
<br />
«? Bu ortaya çıkardığınız yeni din nedir? Bu din yüzünden, mademki hemşehrilerinizden ayrıldınız niçin bizim dinimize girmedi­niz? Yahut başka milletlerden birinin dinine girmediniz?»<br />
<br />
Cafer İbn Ebî Talib ona yaklaşıp şöyle cevap verdi :<br />
<br />
«? Ey kral! Biz cahiliyet içinde yaşayan bir mîllettik. Putlara ta­par, ölüleri yerdik. Kötülüklerin hepsini yapar, akrabalardan ilgiyi ke­serdik. Komşuluğu kötü görür,,kuvvetli olanımız zayıfımızı ezerdi. İçi­mizden; soyunu, doğruluğunu, dürüstlüğünü, namusluluğunu tanıdığı­mız bir peygamber gönderilinceye kadar bu hal üzere kaldık. Bu <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> elçisi bizi <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın birliğine inanmaya ve yalnız <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a ibadet etmeye, bizim ve babalarımızın taptığı taşlardan, putlardan vazgeçmeye davet etti. Bize sözün doğrusunu söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akra­balara ilgi göstermeyi, güzel komşuluğu, haram şeylerden uzaklaşma­yı, kan dökmekten sakınmayı emretti. Bizi bütün kötülüklerden uzak­laştırdı. Yalan şahitliği menetti. Öksüzün malını yemeyi haram kıldı. Namuslu kadınlara iftira etmeyi kaldırdı. Bizim yalnız <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a ibadet etmemizi, ona ortak koşmamamızı, namaz kılmamızı, zekât vermemizi ve Ramazan´da oruç tutmamızı emretti...<br />
<br />
Biz bu peygambere inandık, iman ettik. Onun gösterdiği yolda yü­rüdük. Peygamberin helâl tanıttığını helâl bildik. Haram olarak bildirdi­ğini de haram bildik.<br />
<br />
Ey kral! Buna karşılık kavmimiz bize saldırdı. Bize her türlü İşken­ceyi uyguladı. Bizi dinîmizden çevirmek ve tekrar putlara taptırmak için çalıştı.<br />
<br />
Onlar, bize kahredip zulmedince, bizi dayanılmaz hale düşürünce, bizimle dinimiz arasına girilince, biz yurdumuzu bıraktık, sizin diyarını­zı başka diyara tercih ettik. Senin komşun olmayı istedik ve senin memleketinde zulme uğramamayı ümit ettik».<br />
<br />
Necâşî, Cafer İbn-i Ebî Talib´e dönüp :<br />
<br />
Peygamberinizin aldığı vahiyden ezberinizde tuttuğunuz var mı?» dedi. Cafer :<br />
<br />
? Evet, var», diye cevap verdi. Necâşî :<br />
<br />
Öyleyse onu bana oku» dedi. Cafer şunu okudu :<br />
<br />
«? Kâf-Ha-Yâ-Ayn-Sad. Bu, Rabbinin, rahmetini kulu Zekerîyya´ya anmasıdır. Hani bir zaman, Rabbine gizli bir seslenişle seslenmişti de. Ey Rabbîm! demişti, kemiklerim gerçekten iyice zayıfladı ve ba­sımdaki saçlas-ım da (akiaşıp alev alev tutuşurcasına) ağardı. Rabbim! Sana yalvarıp yakarmakta hiç de bedbaht olmadım». (Meryem sûresi, âyet : 1-4)<br />
<br />
Necâşî bu âyetleri dinlerken ağladı. O kadarki sakalı gözyaşları ile ıslandı. Patrikleri de ağladılar. Onların da gözyaşları önlerindeki<br />
<br />
sayfalara aktı...<br />
<br />
Necâşî bize şöyle dedi :<br />
<br />
«?Sizin peygamberinizle İsa´nın getirdiği aynı lâmbadan çıkıyor».<br />
<br />
Amr´la arkadaşına dönüp şöyle dedi :<br />
<br />
«? Kalkıp gidiniz. Ben bunları size, asla teslim etmem».<br />
<br />
Biz Necâşî´nin yanından çıktığımızda Amr lbnu´I-As bizi tehdit ederek arkadaşına şöyle dedi :<br />
<br />
«? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, yarın krala gelip, bunlara kin besleyeceği kötü bir hareketlerini söyleyeceğim. Onu, bunları kökünden kazımaya teşvik edeceğim.»<br />
<br />
Abdullah İbn Ebî Rabîa ona :<br />
<br />
«? Amr! Bunu yapma. Bunlar bize muhalefet etmişlerse de yine bizdendirler. Bizim öz akrabalarımızdır» dedi. Amr :<br />
<br />
«?Sen bu işe karışma... Onların işlerini bitirecek şeyi mutlaka Necaşî´ye söyleyeceğim.<br />
<br />
Ona şöyle diyeceğim : Bunlar Meryem oğlu İsa´nın kul olduğum iddia ediyorlar..»<br />
<br />
Ertesi gün Amr, Necâşî´nin huzuruna girdi. Ona :<br />
<br />
«-? Ey kral! Sana sığman ve senin himayendeki bu kimseler Mer­yem oğlu İsa hakkında büyük bir söz söylüyorlar. Onları çağır da İse hakkında ne dediklerini dinle» dedi.<br />
<br />
Bunu öğrendiğimizde bizi, benzeriyle karşılaşmadığımız bir üzün­tü ve keder aldı. Aramızda, kral bize sorduğunda Meryem oğlu İsa hakkında ne diyeceğimizi konuştuk. Şöyle cevap verelim dedik :<br />
<br />
Onun hakkında sadece <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın dediğini söyleriz. O konuda Pey­gamberimizin getirdiğinden parmak başı kadar dışarı çıkmayız. Böy­lece olacak olan olur.<br />
<br />
Yine Cafer İbn Ebî Talib´in sözcülüğümüzü yapmasını kararlaş­tırdık.<br />
<br />
Necsşî bizi çağırttığında huzuruna girdik. Patrikleri de daha önce gördüğümüz gibi etrafında yer almışlardı. Amr İbnu´1-As ve arkadaşı da yanındaydı.<br />
<br />
Necaşî şöyle sordu :<br />
<br />
«? Siz Meryem oğlu İsa hakkında ne diyorsunuz?"<br />
<br />
Cafer İbn Ebî Taîib şöyle cevap verdi :<br />
<br />
«? Biz onun hakkında ancak peygamberimizin getirdiğini söy­leriz».<br />
<br />
Necaşî :<br />
<br />
? Bu konuda o ne diyor?» dedi. Cafer şöyle cevap verdi ;<br />
<br />
«? Onun <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın kulu, peygamberi, ruhu, bakire ve namuslu Mer­yem´e ilka ettiği (attığı) keiimesi olduğunu söylüyor».<br />
<br />
Necaşî, Cafer´in sözünü duyunca eliyle yere vurup :<br />
<br />
«? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, Meryem oğlu İsa, peygamberinizin getirdiğinden bir kıl kadar farklı değildir...»<br />
<br />
Necaşî´nin etrafındaki patrikler duyduklarından memnun olmadık­ları için homurdandılar. Necaşî :<br />
<br />
«?Homurdansanız da...» deyip bize döndü ve :<br />
<br />
«? Gidiniz, siz emniyettesiniz... Size söven ve saldırıda bulu­nan mutlaka cezalandırılacaktır. Bana, sizin birinize kötülük etmem için altından bir dağ verseler de kabul etmem...» dedi.<br />
<br />
Daha sonra Amr´Ia arkadaşına dönerek şöyle dedi :<br />
<br />
«? Bunların hediyelerini geri veriniz. Benim onlara İhtiyacım yok».<br />
<br />
Amr´Ia arkadaşı yenik ve perişan bir halde yanından çıktılar. Biz de Necaşî´nin memleketinde huzur içinde yaşadık.<br />
<br />
Cafer´le karısı on seneyi Necaşî´nin himayesinde emniyet ve hu­zur içinde geçirdiler.<br />
<br />
Hicretin 7. senesinde diğer müslümanlarla birlikte Yesrib´e git­mek üzere Habeşistan´ı terkettiler. Oraya vardıklarında Rasûiüllah (s.a.v.) fethettiği Hayber´den yeni dönmüştü.<br />
<br />
Rasûiüllah (s.a.v.) Cafer´le karşılaşmasına o kadar sevindi kile dedi :<br />
<br />
«? Hangisine daha çok sevineceğimi bilmiyorum. Hayber´in fet­hine mi, Cafer´in gelişine mi?»<br />
<br />
Umumiyetle müslümaiılann, özellikle fakirlerin Cafer´in gelişine sevinmesi, RasûEüHah´ın (s.a.v.) sevincinden daha az değildi. Çünkü Cafer zayıflara karşı aşın şefkatli ve iyilik sever idi. Hatta ona &lt;= Yok­sulların Babası» lâkabı verilmişti.<br />
<br />
Ebû Hureyre ondan şöyle bahseder :<br />
<br />
«? Biz fakirlere karşı en hayır seven kimse Cafer İbn-i Ebî Talîb idi. Bizi alır evine götürür, ne varsa yedirirdi. Hatta yiyeceği tükendi­ği zaman, içinde hiçbir şey olmayan yağ tulumunu getirir, biz de onu koklar ve içine yapışıp kalanları yalardık».<br />
<br />
Cafer İbn-i Ebî Talib Medine´de uzun süre kalmadı.<br />
<br />
Hicretin 8 nci senesinin başlarında Rasûiüllah (s.a.v.), Kuzey Ara-bistanda´ki Bizanslılarla savaşmak için bir ordu hazırladı. Ordunun ba­şına Zeyd İbn-î Harîse´yi getirdi ve şöyle dedi :<br />
<br />
«? Eğer Zeyd öldürülür veya yaralanırsa, Cafer İbn-i Ebî Talib komutayı alsın, şayet Cafer de öldürülür veya yaralanırsa bu defa komutayı Abdullah İbn-i Ravaha alsın. Abdullah İbn-i Ravaha da öldü­rülür veya yaralanırsa müslümanlar kendilerine birini komutan olarak seçsin».<br />
<br />
Müslümanlar Mûte´ye varınca Müte, Ürdün´de bir köydür gör­düler ki Bizanslılar onlara karşı yüzbin kişi hazırlamışlar. Ayrıca onları Lahm Cüzam, Kuzaa ve başka Hıristiyan araplardan yüzbin kişi des­tekliyordu.<br />
<br />
Müslüman ordusu ise üçbin kişiydi...<br />
<br />
İki ordu karşılaşıp harp başlar başlamaz, Zeyd İbn-i Harise bir da­ha ayağa kalkmayacak şekilde yere yıkıldı.<br />
<br />
Cafer Ibn-i Ebî Talib hemen doru renkli kısrağının sırtından yere atlayıp kendisinden sonra düşmanlar faydalanmasın diye kılıcıyla ayaklarını kesti. Sancağı alıp Bizans saflarına daldı. Bir taraftan da şu şiiri okuyordu<br />
<br />
«Cennet ne güzeldir. Ona yaklaşmak hoş ve onun İçecekleri soğuktur.<br />
<br />
Bizanslılara azâb yaklaşmıştır. Onlar kâfir ve soysuzdurlar. öyleyse karşılaştığım zaman onlarla dövüşmek bana şarttır».<br />
<br />
Kılıcıyla düşman saflarında devamlı dolaşıp saldırılarda bulunu­yordu. Nihayet ona sağ elini koparan bir darbe isabet etti. Sancağı sol eliyle tuttu. Çok geçmedi, solunu da koparan başka bir darbe isa­bet etti. Sancağı göğsüyle ve pazılarıyla tuttu. Biraz sonra da bir üçün­cü darbe onu ikiye böldü. Sancağı ondan Abdullah İbn-i Ravaha aldı, arkadaşına kavuşuncaya kadar o da devamlı dövüştü.<br />
<br />
Rasûlüllah´a üç komutanının yere yıkılışı ulaştı. Onlara çok üzül­dü. Amca oğlu Cafer İbn-i Ebî Taîib´İn evine gitti. Hanımı Esma´yı kocasını karşılamaya hazırlanırken buldu.<br />
<br />
O, ekmek yapmış, çocukları yıkayıp koku sürmüş ve elbiselerini giydirmişti...<br />
<br />
Esma şöyle anlatır :<br />
<br />
«? Rasûlüilah (s.a.v.) bize geldiğinde, yüzünde bir üzüntü ifadesi gördüm. İçimden korkmaya başladım. Ancak istemediğim şeyi duya­rım korkusuyla, ona Cafer´i sormadım. Selâm verdi ve şöyle dedi :<br />
<br />
s? Bana Cafer´in çocuklarını getir». Çocukları çağırdım. Ona doğru sevinerek ve şarkı söyleyerek koştular. Etrafında toplandılar, her biri onun kendisiyle ilgilenmesini istiyordu.<br />
<br />
Rasûlüilah (s.a.v.) onlara eğilip koklamaya başladı. Gözlerinden de yaşlar akıyordu. Dedim ki :<br />
<br />
«? Ya Rasûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />! ?Anam, babam sana feda olsun<br />
<br />
? Niçin ağ­lıyorsun? Yoksa sana Cafer ve arkadaşlarıyla ilgili bir haber mi geldi?»<br />
<br />
«?Evet... Bugün şehid oldular...»<br />
<br />
Çocuklar annelerinin hıçkıra hsçkıra ağladığını duyunca, yüzlerin-deki gülümseme gitti ve sanki başlarına taş düşmüş gibi yerlerinde çakılıp kaldılar.<br />
<br />
Rasûiüllah (s.a.v.) ise gözyaşlarının izlerini silerek ve şöyle diye­rek ayrıldı :<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ım onun soyundan bir Cafer ver».<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ım onun ailesinden bir Cafer ver». Daha sonra da şöyle buyurdu :<br />
<br />
«? Cafer´i Cennet´te gördüm. Onun kana boyanmış kanatları var­dı».[2]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Hadis-i Şerif.<br />
<br />
[2] Ca´fer İbn Ebî Talib hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız<br />
<br />
1- E!-İsabe, I/237<br />
<br />
2- Sıfetu´s-safve, 1/205<br />
<br />
3- Hılyeîu´l-evliya, 1/114<br />
<br />
4- Tabakatu İbn Sa´d, İV/22<br />
<br />
5- Mu´cemu´l-bııidan, mu´îe maddesi<br />
<br />
6- Tehzîbu´t-tehzîb, II/98<br />
<br />
7- El-Bidaye ve´n-nihaye, İV/241<br />
<br />
8- İbn Hişam, es-Sîretu´n-nebeviyye, 1/357; İV/3, 20<br />
<br />
9- İbn Abdi´l-berr, ed-Durer fi´htisari´l-meğazî ve´s-siyer, s, 50,222<br />
<br />
10- Hayatu´s-sahabe (fihristlere bakınız)<br />
<br />
11- İbnu´l-Esîr, el-Kamil, 11/30,96<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/206-215.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #4B0082;"><span style="font-weight: bold;">«Cafer´i Cennet´te gördüm. Onun kana boyanmış kanatfari vardı».[1]<br />
<br />
Abdu menâf oğullan içinde Rasûlüllah´a (s.a.v.) benzeyen beş kişi vardı. İyi göremeyenler çoğunlukla Rasûlüllah´la bunları karıştırırlardı.<br />
<br />
Peygamberine benzeyen bu beş kişiyi öğrenmek istersiniz her­halde.<br />
<br />
Geliniz, bunların kim olduğunu öğrenelim.<br />
<br />
Bunlar : Rasûlüllah´m amca oğlu ve süt kardeşi Ebû Suîyan İbnu´l-Harîs İbn-i Abdilmuttalib.<br />
<br />
Rasûlüllah´m (s.a.v.) amca oğlu Kuşem İbnu´l-Abbas İbn-i Abdil-muttalib.<br />
<br />
İmam Şafiî´nin dedesi Es-Saib İbn-i Ubeyd İbn-i Abdi Yezîd İbn-i Haşim.<br />
<br />
Rasûlüllah´m (s.a.v.) torunu Hasan İbni Ali.. Hasan bu beş kişinin Peygamber´e en çok benzeyeniydi.<br />
<br />
Mü´minlerİn emiri Ali İbn Ebi Talib´in kardeşi Cafer İbn Ebi Talib. Şimdi de gel, sana Cafer´in hayatından bazı tablolar anlatayım.<br />
<br />
Ebu Talib Kureyş içindeki yüksek şeref ve mevkisine rağmen fakir ve ailesi kalabalık bir zat idi.<br />
<br />
Kureyş´in geçirdiği kıtlık yılı sebebiyle onun durumu daha da kö­tüleşmişti. Kıtlık hayvanları kırıp geçirmiş, insanları çürümüş kemikle­ri yemeye mecbur etmişti.<br />
<br />
O sırada Haşim oğullan arasında Muhammed İbn Abdillah ve am­cası Abbas´tan daha zengini yoktu.<br />
<br />
Muhammed, Abbas´a :<br />
<br />
«? Amca! Kardeşin Ebu Talib´in ailesi kalabalık. Halkın başına şu şiddetli kıtlık ve açlık belâsı geldi. Gidelim de onun çocuklarından ikisini alıp bakalım» dedi. Abbas :<br />
<br />
«? Sen beni hayırlı bir işe davet ve iyilik yapmaya teşvik ettin».<br />
<br />
diye cevap verdi.<br />
<br />
Ebu Talib´e varıp şöyle dediler :<br />
<br />
«? Biz, halkın başına gelen bu belâ ortadan kalkıncaya kadar,, se­nin ailenin yükünü biraz hafifletmek istiyoruz». O da :<br />
<br />
«?Akîl´rbana bırakın da ne yaparsanız yapın...» dedi.<br />
<br />
Muhammed, Alî´yi aldı. Abbas da Cafer´i alıp çocukları arasına kattı.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, dînini gönderinceye kadar .Ali devamlı Muhammed´in ya­nında kaldı ve çocuklardan ilk iman eden oldu.<br />
<br />
Cafer de büyüyüp müslüman oluncaya ve kendi kendine idare ede­cek duruma gelinceye kadar amcası Abbas´ın yanında kaldı.<br />
<br />
Cafer İbn Ebî Talib ve karısı Esma Bint Umeys daha yolun başın­da nur kafilesine katılmışlardı.<br />
<br />
Rasûlüllah (s.a.v,} Daru´I-Erkam´a girmeden önce Hz. Ebu Bekr´in aracılığıyla müslüman olmuşlardı.<br />
<br />
Haşim oğullarına mensup delikanlıyla genç karısı ilk müslüman-iarın karşılaştığı eza cefalarla karşılaşmışlar ve bunlara sabretmiş-lerdi. Çünkü onlar cennet yolunun dikenlerle döşeli ve sıkıntılarla çev­rili olduğunu biliyorlardı. Ancak onların ve kardeşlerinin canlarını sı­kan şey : Kureyş´in onlara İslâm´ın emirlerini yerine getirmeye mani olması, onları ibadet lezzetini tatmaktan mahrum etmesiydi. Kureyş her yerde onları gözetliyor, adeta onların nefeslerini sayıyordu.<br />
<br />
Bunun üzerine Cafer İbn-İ Ebî Talib, karısı ve bir grup sahabeyle birlikte Habeşistan´a hicret etmek için Rasûlüilah´tan izin istedi. Üzün­tülü ve kederli bir halde Rasûlüîfah (s.a.v.) onlara izin verdi.<br />
<br />
Bu temiz ve iyi kimselerin öz vatanlarından, çocukluklarının ve gençliklerinin geçtiği yerlerden hiçbir günâhları olmadığı sadece «Rabbimiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´tır» demekten başka işledikleri hiçbir suçlan olmadığı halde ayrılmaya zorlanmaları Rasûlüllah´a (s.a.v.) zor geliyordu.<br />
<br />
Fakat henüz o, Kureyş´in eziyetlerini önleyecek güç ve kuvvete sahip değildi.<br />
<br />
İlk muhacir kafilesi Habeşistan´a gitti. Başlarında Cafer İbn-i Ebî Talib vardı. Onlar âdîl ve iyi bir kimse o!an Habeşistan Kralının hima­yesine girdiler.<br />
<br />
Müslüman olduklarından beri ilk defa emniyette olmanın ve hu­zurlarını bozan birşey olmaksızın ibâdet etmenin zevkini tattılar.<br />
<br />
Ancak Kureyş bu müslüman grubun Habeşistan´a göçünü, kralın himayesinde elde ettikleri din ve inanç emniyetlerini öğrenir öğren­mez birbirlerine onların öldürülmeleri ve büyük hapishaneye geri ge­tirilmeleri için emirler yağdırmaya başladılar.<br />
<br />
Gözleriyle gören, kulaklarıyla işiten biri olarak bu hadiseyi an­latması için sözü Ummu Seleme´ye bırakalım<br />
<br />
Ümmü Seleme anlatmaktadır :<br />
<br />
«? Habeşistan´a vardığımız zaman orada çok hayırlı bir komşuya tesadüf etmiştik. Din işlerinde tam bir huzura kavuşmuştuk. Rabbimiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a ibadet ediyor. Eziyet görmüyorduk. Hoşumuza gitmeyecek bir söz de duymuyorduk. Kureyş bundan haberdar olunca toplanmış, güçlü iki adamını Necâşî´ye göndermeye karar vermiş. Bunlar Amr İbnu´I-As ile Abdullah İbn-i Ebî Rabiâ idi. Onlarla, Hicaz yöresinin hoşa giden şeylerinden Necâşî ve patriklere hediyeler gönderdiler. O ikisine şöyle tenbih ettiler : Bizim hakkımızda Habeşistan kralıyla konuşmadan ön­ce patriklerden herbirine hediye veriniz».<br />
<br />
«Habeşistan´a gelince Necâşî´nin patrikleriyle görüştüler. Herbi­rine hediyesini verdiler. Hediye vermedikleri kimse kalmadı. Patrikle­re şöyle dediler :<br />
<br />
«? Kralın topraklarına bizim bazı beyinsiz çocuklarımız yerleşti. Bunlar atalarının, dîninden döndüler. Onlar hakkında kralla konuştuğu­nuzda ona; bunların dinlerini sormadan bize teslim etmesini tavsiye ediniz. Çünkü kendi kavimleri onları daha iyi tanır ve inandıklarını daha iyi bilir». Patrikler :<br />
<br />
? Tamam...» dediler.<br />
<br />
Ümmü Seleme sözüne şunu ilâve eder :<br />
<br />
«? O sırada Amr´la arkadaşı İçin, Necâşî´nin bizden birini çağınp onun konuşmasını dinlemesinden daha kötü birşey yoktu»,<br />
<br />
«Daha sonra Necâşî´ye gidip ona hediyeler sundular. Necâşî he­diyeleri çok beğendi». Ona şunları söylediler :<br />
<br />
«? Ey Kral! İçimizden birtakım kötü çocuklar senin memleketine sığınmıştır. Bunlar bizim de, sizin de tanımadığınız yeni bir din uy­durmuşlardır. Bunlar kendi milletlerinin dinini terkettikleri gibi, sizin dininize de girmemişlerdir. Bizi, bunların mensup oldukları milletin eş­raf* size gönderdiler. Bunlar sizin memeieketinize iltica eden adamla­rın babaları, amcaları ve kendi öz akrabalarıdır. Çünkü onlar, bunların ortaya çıkardıkları fitneyi daha iyi bilirler».<br />
<br />
Necâşî patriklerine baktı ve patrikler :<br />
<br />
«? Bunlar çok doğru söylediler ey kral Bunların milletleri, onları daha iyi tanır ve yaptıklarım daha iyi bilirler. Haklarında düşün­düklerini yerine getirebilmeleri için bunları elçilere teslim ediniz<br />
<br />
Kral patriklerinin bu sözüne kızıp şöyle dedi :<br />
<br />
«? Hayır, onları çağırıp kendileri hakkında söylenilen şeyleri sor­madıkça, onları hiçbir kimseye teslim etmem. Eğer onlar bu iki şah-sın söylediği gibilerse, onları bu iki şahsa teslim ederim. Eğer öyle değillerse, onları korur ve benim memleketimde kaldıkları müddetçe onlara iyilik ederim».<br />
<br />
Bunun üzerine Necâşî, görüşmek için bizi çağırtmıştı. Ona gitme­den önce toplanıp şöyle konuştuk :<br />
<br />
«? Şüphesiz kral dinimizi soracak. Biz, inandığımız dini açıklaya­lım. Bizim sözcümüz Cafer Ibn-i Ebî Talib olsun. Ondan başka hiç kim­se konuşmasın».<br />
<br />
Necâşî´nin yanına gittik. Patriklerini de çağırtmıştı. Onlar kralın sağında ve solunda oturuyorlardı. Taylesanlarmı giymişler, başlıklarını takmışlar ve önlerine de kitaplarını yaymışlardı.<br />
<br />
Kralın yanında Amr İbnu´I-As ve Abdullah İbn-I Ebî Rabîâ´yı da gördük.<br />
<br />
Biz de oturuma katılınca Necâşî bize şöyle dedi :<br />
<br />
«? Bu ortaya çıkardığınız yeni din nedir? Bu din yüzünden, mademki hemşehrilerinizden ayrıldınız niçin bizim dinimize girmedi­niz? Yahut başka milletlerden birinin dinine girmediniz?»<br />
<br />
Cafer İbn Ebî Talib ona yaklaşıp şöyle cevap verdi :<br />
<br />
«? Ey kral! Biz cahiliyet içinde yaşayan bir mîllettik. Putlara ta­par, ölüleri yerdik. Kötülüklerin hepsini yapar, akrabalardan ilgiyi ke­serdik. Komşuluğu kötü görür,,kuvvetli olanımız zayıfımızı ezerdi. İçi­mizden; soyunu, doğruluğunu, dürüstlüğünü, namusluluğunu tanıdığı­mız bir peygamber gönderilinceye kadar bu hal üzere kaldık. Bu <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> elçisi bizi <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın birliğine inanmaya ve yalnız <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a ibadet etmeye, bizim ve babalarımızın taptığı taşlardan, putlardan vazgeçmeye davet etti. Bize sözün doğrusunu söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akra­balara ilgi göstermeyi, güzel komşuluğu, haram şeylerden uzaklaşma­yı, kan dökmekten sakınmayı emretti. Bizi bütün kötülüklerden uzak­laştırdı. Yalan şahitliği menetti. Öksüzün malını yemeyi haram kıldı. Namuslu kadınlara iftira etmeyi kaldırdı. Bizim yalnız <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´a ibadet etmemizi, ona ortak koşmamamızı, namaz kılmamızı, zekât vermemizi ve Ramazan´da oruç tutmamızı emretti...<br />
<br />
Biz bu peygambere inandık, iman ettik. Onun gösterdiği yolda yü­rüdük. Peygamberin helâl tanıttığını helâl bildik. Haram olarak bildirdi­ğini de haram bildik.<br />
<br />
Ey kral! Buna karşılık kavmimiz bize saldırdı. Bize her türlü İşken­ceyi uyguladı. Bizi dinîmizden çevirmek ve tekrar putlara taptırmak için çalıştı.<br />
<br />
Onlar, bize kahredip zulmedince, bizi dayanılmaz hale düşürünce, bizimle dinimiz arasına girilince, biz yurdumuzu bıraktık, sizin diyarını­zı başka diyara tercih ettik. Senin komşun olmayı istedik ve senin memleketinde zulme uğramamayı ümit ettik».<br />
<br />
Necâşî, Cafer İbn-i Ebî Talib´e dönüp :<br />
<br />
Peygamberinizin aldığı vahiyden ezberinizde tuttuğunuz var mı?» dedi. Cafer :<br />
<br />
? Evet, var», diye cevap verdi. Necâşî :<br />
<br />
Öyleyse onu bana oku» dedi. Cafer şunu okudu :<br />
<br />
«? Kâf-Ha-Yâ-Ayn-Sad. Bu, Rabbinin, rahmetini kulu Zekerîyya´ya anmasıdır. Hani bir zaman, Rabbine gizli bir seslenişle seslenmişti de. Ey Rabbîm! demişti, kemiklerim gerçekten iyice zayıfladı ve ba­sımdaki saçlas-ım da (akiaşıp alev alev tutuşurcasına) ağardı. Rabbim! Sana yalvarıp yakarmakta hiç de bedbaht olmadım». (Meryem sûresi, âyet : 1-4)<br />
<br />
Necâşî bu âyetleri dinlerken ağladı. O kadarki sakalı gözyaşları ile ıslandı. Patrikleri de ağladılar. Onların da gözyaşları önlerindeki<br />
<br />
sayfalara aktı...<br />
<br />
Necâşî bize şöyle dedi :<br />
<br />
«?Sizin peygamberinizle İsa´nın getirdiği aynı lâmbadan çıkıyor».<br />
<br />
Amr´la arkadaşına dönüp şöyle dedi :<br />
<br />
«? Kalkıp gidiniz. Ben bunları size, asla teslim etmem».<br />
<br />
Biz Necâşî´nin yanından çıktığımızda Amr lbnu´I-As bizi tehdit ederek arkadaşına şöyle dedi :<br />
<br />
«? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, yarın krala gelip, bunlara kin besleyeceği kötü bir hareketlerini söyleyeceğim. Onu, bunları kökünden kazımaya teşvik edeceğim.»<br />
<br />
Abdullah İbn Ebî Rabîa ona :<br />
<br />
«? Amr! Bunu yapma. Bunlar bize muhalefet etmişlerse de yine bizdendirler. Bizim öz akrabalarımızdır» dedi. Amr :<br />
<br />
«?Sen bu işe karışma... Onların işlerini bitirecek şeyi mutlaka Necaşî´ye söyleyeceğim.<br />
<br />
Ona şöyle diyeceğim : Bunlar Meryem oğlu İsa´nın kul olduğum iddia ediyorlar..»<br />
<br />
Ertesi gün Amr, Necâşî´nin huzuruna girdi. Ona :<br />
<br />
«-? Ey kral! Sana sığman ve senin himayendeki bu kimseler Mer­yem oğlu İsa hakkında büyük bir söz söylüyorlar. Onları çağır da İse hakkında ne dediklerini dinle» dedi.<br />
<br />
Bunu öğrendiğimizde bizi, benzeriyle karşılaşmadığımız bir üzün­tü ve keder aldı. Aramızda, kral bize sorduğunda Meryem oğlu İsa hakkında ne diyeceğimizi konuştuk. Şöyle cevap verelim dedik :<br />
<br />
Onun hakkında sadece <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın dediğini söyleriz. O konuda Pey­gamberimizin getirdiğinden parmak başı kadar dışarı çıkmayız. Böy­lece olacak olan olur.<br />
<br />
Yine Cafer İbn Ebî Talib´in sözcülüğümüzü yapmasını kararlaş­tırdık.<br />
<br />
Necsşî bizi çağırttığında huzuruna girdik. Patrikleri de daha önce gördüğümüz gibi etrafında yer almışlardı. Amr İbnu´1-As ve arkadaşı da yanındaydı.<br />
<br />
Necaşî şöyle sordu :<br />
<br />
«? Siz Meryem oğlu İsa hakkında ne diyorsunuz?"<br />
<br />
Cafer İbn Ebî Taîib şöyle cevap verdi :<br />
<br />
«? Biz onun hakkında ancak peygamberimizin getirdiğini söy­leriz».<br />
<br />
Necaşî :<br />
<br />
? Bu konuda o ne diyor?» dedi. Cafer şöyle cevap verdi ;<br />
<br />
«? Onun <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ın kulu, peygamberi, ruhu, bakire ve namuslu Mer­yem´e ilka ettiği (attığı) keiimesi olduğunu söylüyor».<br />
<br />
Necaşî, Cafer´in sözünü duyunca eliyle yere vurup :<br />
<br />
«? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i, Meryem oğlu İsa, peygamberinizin getirdiğinden bir kıl kadar farklı değildir...»<br />
<br />
Necaşî´nin etrafındaki patrikler duyduklarından memnun olmadık­ları için homurdandılar. Necaşî :<br />
<br />
«?Homurdansanız da...» deyip bize döndü ve :<br />
<br />
«? Gidiniz, siz emniyettesiniz... Size söven ve saldırıda bulu­nan mutlaka cezalandırılacaktır. Bana, sizin birinize kötülük etmem için altından bir dağ verseler de kabul etmem...» dedi.<br />
<br />
Daha sonra Amr´Ia arkadaşına dönerek şöyle dedi :<br />
<br />
«? Bunların hediyelerini geri veriniz. Benim onlara İhtiyacım yok».<br />
<br />
Amr´Ia arkadaşı yenik ve perişan bir halde yanından çıktılar. Biz de Necaşî´nin memleketinde huzur içinde yaşadık.<br />
<br />
Cafer´le karısı on seneyi Necaşî´nin himayesinde emniyet ve hu­zur içinde geçirdiler.<br />
<br />
Hicretin 7. senesinde diğer müslümanlarla birlikte Yesrib´e git­mek üzere Habeşistan´ı terkettiler. Oraya vardıklarında Rasûiüllah (s.a.v.) fethettiği Hayber´den yeni dönmüştü.<br />
<br />
Rasûiüllah (s.a.v.) Cafer´le karşılaşmasına o kadar sevindi kile dedi :<br />
<br />
«? Hangisine daha çok sevineceğimi bilmiyorum. Hayber´in fet­hine mi, Cafer´in gelişine mi?»<br />
<br />
Umumiyetle müslümaiılann, özellikle fakirlerin Cafer´in gelişine sevinmesi, RasûEüHah´ın (s.a.v.) sevincinden daha az değildi. Çünkü Cafer zayıflara karşı aşın şefkatli ve iyilik sever idi. Hatta ona &lt;= Yok­sulların Babası» lâkabı verilmişti.<br />
<br />
Ebû Hureyre ondan şöyle bahseder :<br />
<br />
«? Biz fakirlere karşı en hayır seven kimse Cafer İbn-i Ebî Talîb idi. Bizi alır evine götürür, ne varsa yedirirdi. Hatta yiyeceği tükendi­ği zaman, içinde hiçbir şey olmayan yağ tulumunu getirir, biz de onu koklar ve içine yapışıp kalanları yalardık».<br />
<br />
Cafer İbn-i Ebî Talib Medine´de uzun süre kalmadı.<br />
<br />
Hicretin 8 nci senesinin başlarında Rasûiüllah (s.a.v.), Kuzey Ara-bistanda´ki Bizanslılarla savaşmak için bir ordu hazırladı. Ordunun ba­şına Zeyd İbn-î Harîse´yi getirdi ve şöyle dedi :<br />
<br />
«? Eğer Zeyd öldürülür veya yaralanırsa, Cafer İbn-i Ebî Talib komutayı alsın, şayet Cafer de öldürülür veya yaralanırsa bu defa komutayı Abdullah İbn-i Ravaha alsın. Abdullah İbn-i Ravaha da öldü­rülür veya yaralanırsa müslümanlar kendilerine birini komutan olarak seçsin».<br />
<br />
Müslümanlar Mûte´ye varınca Müte, Ürdün´de bir köydür gör­düler ki Bizanslılar onlara karşı yüzbin kişi hazırlamışlar. Ayrıca onları Lahm Cüzam, Kuzaa ve başka Hıristiyan araplardan yüzbin kişi des­tekliyordu.<br />
<br />
Müslüman ordusu ise üçbin kişiydi...<br />
<br />
İki ordu karşılaşıp harp başlar başlamaz, Zeyd İbn-i Harise bir da­ha ayağa kalkmayacak şekilde yere yıkıldı.<br />
<br />
Cafer Ibn-i Ebî Talib hemen doru renkli kısrağının sırtından yere atlayıp kendisinden sonra düşmanlar faydalanmasın diye kılıcıyla ayaklarını kesti. Sancağı alıp Bizans saflarına daldı. Bir taraftan da şu şiiri okuyordu<br />
<br />
«Cennet ne güzeldir. Ona yaklaşmak hoş ve onun İçecekleri soğuktur.<br />
<br />
Bizanslılara azâb yaklaşmıştır. Onlar kâfir ve soysuzdurlar. öyleyse karşılaştığım zaman onlarla dövüşmek bana şarttır».<br />
<br />
Kılıcıyla düşman saflarında devamlı dolaşıp saldırılarda bulunu­yordu. Nihayet ona sağ elini koparan bir darbe isabet etti. Sancağı sol eliyle tuttu. Çok geçmedi, solunu da koparan başka bir darbe isa­bet etti. Sancağı göğsüyle ve pazılarıyla tuttu. Biraz sonra da bir üçün­cü darbe onu ikiye böldü. Sancağı ondan Abdullah İbn-i Ravaha aldı, arkadaşına kavuşuncaya kadar o da devamlı dövüştü.<br />
<br />
Rasûlüllah´a üç komutanının yere yıkılışı ulaştı. Onlara çok üzül­dü. Amca oğlu Cafer İbn-i Ebî Taîib´İn evine gitti. Hanımı Esma´yı kocasını karşılamaya hazırlanırken buldu.<br />
<br />
O, ekmek yapmış, çocukları yıkayıp koku sürmüş ve elbiselerini giydirmişti...<br />
<br />
Esma şöyle anlatır :<br />
<br />
«? Rasûlüilah (s.a.v.) bize geldiğinde, yüzünde bir üzüntü ifadesi gördüm. İçimden korkmaya başladım. Ancak istemediğim şeyi duya­rım korkusuyla, ona Cafer´i sormadım. Selâm verdi ve şöyle dedi :<br />
<br />
s? Bana Cafer´in çocuklarını getir». Çocukları çağırdım. Ona doğru sevinerek ve şarkı söyleyerek koştular. Etrafında toplandılar, her biri onun kendisiyle ilgilenmesini istiyordu.<br />
<br />
Rasûlüilah (s.a.v.) onlara eğilip koklamaya başladı. Gözlerinden de yaşlar akıyordu. Dedim ki :<br />
<br />
«? Ya Rasûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />! ?Anam, babam sana feda olsun<br />
<br />
? Niçin ağ­lıyorsun? Yoksa sana Cafer ve arkadaşlarıyla ilgili bir haber mi geldi?»<br />
<br />
«?Evet... Bugün şehid oldular...»<br />
<br />
Çocuklar annelerinin hıçkıra hsçkıra ağladığını duyunca, yüzlerin-deki gülümseme gitti ve sanki başlarına taş düşmüş gibi yerlerinde çakılıp kaldılar.<br />
<br />
Rasûiüllah (s.a.v.) ise gözyaşlarının izlerini silerek ve şöyle diye­rek ayrıldı :<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ım onun soyundan bir Cafer ver».<br />
<br />
«? <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />´ım onun ailesinden bir Cafer ver». Daha sonra da şöyle buyurdu :<br />
<br />
«? Cafer´i Cennet´te gördüm. Onun kana boyanmış kanatları var­dı».[2]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Hadis-i Şerif.<br />
<br />
[2] Ca´fer İbn Ebî Talib hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız<br />
<br />
1- E!-İsabe, I/237<br />
<br />
2- Sıfetu´s-safve, 1/205<br />
<br />
3- Hılyeîu´l-evliya, 1/114<br />
<br />
4- Tabakatu İbn Sa´d, İV/22<br />
<br />
5- Mu´cemu´l-bııidan, mu´îe maddesi<br />
<br />
6- Tehzîbu´t-tehzîb, II/98<br />
<br />
7- El-Bidaye ve´n-nihaye, İV/241<br />
<br />
8- İbn Hişam, es-Sîretu´n-nebeviyye, 1/357; İV/3, 20<br />
<br />
9- İbn Abdi´l-berr, ed-Durer fi´htisari´l-meğazî ve´s-siyer, s, 50,222<br />
<br />
10- Hayatu´s-sahabe (fihristlere bakınız)<br />
<br />
11- İbnu´l-Esîr, el-Kamil, 11/30,96<br />
<br />
Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/206-215.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdullah Bin Ümm-i Mektum (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-abdullah-bin-umm-i-mektum-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:30:40 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-abdullah-bin-umm-i-mektum-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #800000;"><span style="font-weight: bold;">Abdullah bin Ümm-i Mektûm, Peygamberimizin İslâmiyeti anlatmaya başladığı ilk zamanlarda îman ile şereflenerek Müslüman oldu. Mekke’de kâfirlerin zulüm ve eziyetlerinin dayanılmaz hâle gelmesi üzerine ve Medîneli Müslümanlara din esaslarını ögretmek için, Medîne-i Münevvereye hicret etti.<br />
<br />
Sesi çok gürdü<br />
<br />
Âmâ olup, sesi çok gürdü. Sabah namazında, önce Hz. Bilâl, sonra İbni Ümm-i Mektûm ezan okurdu. Kâfirlerle silahlı mücâdele başlayınca, harplere katılıp, gür sesiyle düşmanın moralini bozardı.<br />
<br />
Bâzı savaşlarda Peygamber efendimiz, onu Medîne-i Münevverede vâli olarak bırakırdı. Peygamberimizin zamanında, onüç defa Medîne’de kalıp, vâlilik ve imamlık yaptı. Resûlullah efendimiz kendisine çok iltifat edip, dâima gönlünü alırdı.<br />
<br />
Medîne’de vâlilik ve imametle vazifelendirilmesi, âmâ hâliyle sefer ve muharebelere katılmasının güç olmasındandır.<br />
<br />
Bir defasında Resûlullah efendimiz, insanlara dînimizin esaslarını anlatırken, İbni Ümm-i Mektûm yanına geldi. Peygamberimiz, meşguliyetlerınden dolayı, alâkalanmakta geç kaldılar. Daha cevap veremeden Kur’an-ı kerimin sekseninci sûresi olan Abese sûresinin ilk on âyet-i kerimesi indi.<br />
<br />
İlâhi emir üzerine, Peygamberimiz, daha fazla alâkalanıp, iltifatını artırdı. Hatta ona, "Merhaba! Ey Rabbimin bana hitâb ve ikâzında bulunmasına sebep olan kişi!” diye iltifat edip, yanına oturtu, hâlini, hatırını sordu.<br />
<br />
Hâne-i saadetine alıp, onunla sohbet ederdi. Bir defasında, yine Peygamber efendimizi ziyâret için evine gelmişti. Resûlullahın huzuruna girmek için müsaade istedi. O sırada, Peygamberimizin mübârek hanımları da huzurundaydı.<br />
<br />
Resûlullah efendimiz, onun eve girmesine müsaade ettikten sonra, hanımlarına, çekilmelerini emir buyurdular. Bunun üzerine hanımları, gelen kimsenin gözlerinin görmediğini bildirerek, çekilmelerinin sebebini suâl ettiler. Bunun üzerine buyurdu ki:<br />
<br />
- O görmüyorsa, siz de görmüyor değilsiniz ya!<br />
<br />
Abdullah İbni Ümm-i Mektûm, Vedâ Haccına katıldı. Peygamberimiz Vedâ Hutbesini okurken, gür sesiyle hutbeyi tekrarladı. Hz. Ebû Bekir’in hilâfetinde müezzinlik, Hz. Ömer devrinde de İslâm ordusunda vazife aldı.<br />
<br />
Cemaate gelirdi<br />
<br />
Abdullah bin Ümm-i Mektûm hazretleri, Kur’an-ı Kerimi ezbere bilenlerdendi. Kur’an-ı Kerimin kıraatını öğretirdi. Resûlullahın buyurduklarını unutmamak için, sohbetlerinde devamlı hadis-i şerif rivâyet ederdi.<br />
<br />
Evi Mescid-i Nebeviye uzakta olmasına rağmen, dâima cemaate gelirdi. Mescide gelirken Hz. Ömer yardım ederdi. Mücâhid olup, cihâdlara dâima katılmak isterdi. Fakat gözleri görmediği için, fiilen katılamamaktan dolayı çok üzülürdü.<br />
<br />
Katıldıklarında da gür sesiyle düşmanın moralinin bozulmasına sebep olurdu. 636 senesinde yapılan Kadisiye savaşında, elinde sancak oluduğu hâlde, bir tepeye çıktı. Gür sesiyle düşmanın moralini bozdu.<br />
<br />
İbni Ümm-i Mektûm’un bu muharebede şehit olduğu veya dönüşünde vefâti rivâyet edilir.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #800000;"><span style="font-weight: bold;">Abdullah bin Ümm-i Mektûm, Peygamberimizin İslâmiyeti anlatmaya başladığı ilk zamanlarda îman ile şereflenerek Müslüman oldu. Mekke’de kâfirlerin zulüm ve eziyetlerinin dayanılmaz hâle gelmesi üzerine ve Medîneli Müslümanlara din esaslarını ögretmek için, Medîne-i Münevvereye hicret etti.<br />
<br />
Sesi çok gürdü<br />
<br />
Âmâ olup, sesi çok gürdü. Sabah namazında, önce Hz. Bilâl, sonra İbni Ümm-i Mektûm ezan okurdu. Kâfirlerle silahlı mücâdele başlayınca, harplere katılıp, gür sesiyle düşmanın moralini bozardı.<br />
<br />
Bâzı savaşlarda Peygamber efendimiz, onu Medîne-i Münevverede vâli olarak bırakırdı. Peygamberimizin zamanında, onüç defa Medîne’de kalıp, vâlilik ve imamlık yaptı. Resûlullah efendimiz kendisine çok iltifat edip, dâima gönlünü alırdı.<br />
<br />
Medîne’de vâlilik ve imametle vazifelendirilmesi, âmâ hâliyle sefer ve muharebelere katılmasının güç olmasındandır.<br />
<br />
Bir defasında Resûlullah efendimiz, insanlara dînimizin esaslarını anlatırken, İbni Ümm-i Mektûm yanına geldi. Peygamberimiz, meşguliyetlerınden dolayı, alâkalanmakta geç kaldılar. Daha cevap veremeden Kur’an-ı kerimin sekseninci sûresi olan Abese sûresinin ilk on âyet-i kerimesi indi.<br />
<br />
İlâhi emir üzerine, Peygamberimiz, daha fazla alâkalanıp, iltifatını artırdı. Hatta ona, "Merhaba! Ey Rabbimin bana hitâb ve ikâzında bulunmasına sebep olan kişi!” diye iltifat edip, yanına oturtu, hâlini, hatırını sordu.<br />
<br />
Hâne-i saadetine alıp, onunla sohbet ederdi. Bir defasında, yine Peygamber efendimizi ziyâret için evine gelmişti. Resûlullahın huzuruna girmek için müsaade istedi. O sırada, Peygamberimizin mübârek hanımları da huzurundaydı.<br />
<br />
Resûlullah efendimiz, onun eve girmesine müsaade ettikten sonra, hanımlarına, çekilmelerini emir buyurdular. Bunun üzerine hanımları, gelen kimsenin gözlerinin görmediğini bildirerek, çekilmelerinin sebebini suâl ettiler. Bunun üzerine buyurdu ki:<br />
<br />
- O görmüyorsa, siz de görmüyor değilsiniz ya!<br />
<br />
Abdullah İbni Ümm-i Mektûm, Vedâ Haccına katıldı. Peygamberimiz Vedâ Hutbesini okurken, gür sesiyle hutbeyi tekrarladı. Hz. Ebû Bekir’in hilâfetinde müezzinlik, Hz. Ömer devrinde de İslâm ordusunda vazife aldı.<br />
<br />
Cemaate gelirdi<br />
<br />
Abdullah bin Ümm-i Mektûm hazretleri, Kur’an-ı Kerimi ezbere bilenlerdendi. Kur’an-ı Kerimin kıraatını öğretirdi. Resûlullahın buyurduklarını unutmamak için, sohbetlerinde devamlı hadis-i şerif rivâyet ederdi.<br />
<br />
Evi Mescid-i Nebeviye uzakta olmasına rağmen, dâima cemaate gelirdi. Mescide gelirken Hz. Ömer yardım ederdi. Mücâhid olup, cihâdlara dâima katılmak isterdi. Fakat gözleri görmediği için, fiilen katılamamaktan dolayı çok üzülürdü.<br />
<br />
Katıldıklarında da gür sesiyle düşmanın moralinin bozulmasına sebep olurdu. 636 senesinde yapılan Kadisiye savaşında, elinde sancak oluduğu hâlde, bir tepeye çıktı. Gür sesiyle düşmanın moralini bozdu.<br />
<br />
İbni Ümm-i Mektûm’un bu muharebede şehit olduğu veya dönüşünde vefâti rivâyet edilir.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdullah Bin Selam (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-abdullah-bin-selam-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:29:38 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-abdullah-bin-selam-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;">Abdullah bin Selâm hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan olup, Ensârın büyüklerindendir. Medîne´deki Yahûdî Benî Kaynuka kabîlesinden idi. Soyu Hz.Yûsüf´e dayanıyordu. Asıl ismi Husayn idi. Müslüman olunca Resûlullah efendimiz ona Abdullah ismini verdi.<br />
<br />
Îmân etmeden önce, Yahûdî âlimlerinden idi. Müslüman olması çok ibretlidir. Müslüman oluşunu kendisi şöyle anlatır:<br />
<br />
Âhir zaman peygamberi<br />
<br />
"Babam Yahûdîlerin ileri gelen âlimlerinden idi. Bana Tevrat´ı okutur, dindar yetişmem için elinden geleni yapardı. Bir gün âhir zaman Peygamberinin alâmetlerini ve yapacağı işleri anlatarak dedi ki:<br />
<br />
- Eğer âhir zaman Peygamberi, Hârûn aleyhisselâmın neslinden ya´nî kendi kavmimizden gelirse inanırım, başka kavimden gelirse inanmam! Sen de inanma!<br />
<br />
Resûlullah efendimiz Medîne´ye hicret etmeden önce babam vefât etti.<br />
<br />
Resûlullah efendimiz Medîne´ye hicretinden önce, Mekke´de Peygamberliğini açıkladıktan sonra, sıfatlarına ve yaptığı işlere baktım, tıpa tıp babamın anlattıklarına uyuyordu. Fakat, kavmimizin ileri gelenleri, sırf Arab kavminden geldi diye Resûlullaha karşı çıkıyorlardı. Tevrat´ta bildirilen alâmetler gâyet açıktı.<br />
<br />
Bir gün Yahûdîlerin hurma bahçelerine gittim. Kendi aralarında, "Arabların adamı geldi!" diye konuşuyorlardı. Bu sözü duyunca beni bir titreme tuttu. Elimde olmadan "Allahü Ekber" diye bağırdım. Benim tekbîr getirdiğimi gören halam Hâlide binti Hâris bana kızıp dedi ki:<br />
<br />
- <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> seni umduğuna kavuşturmasın, elini boşa çıkarsın? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i sen Mûsâ bin İmrân´ın geleceğini işitmiş olsaydın bundan fazla sevinmezdin.<br />
<br />
Ben de ona şöyle karşılık verdim:<br />
<br />
- Ey hala! V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i O, Hz. Mûsâ gibi Peygamberdir. Mûsâ aleyhisselâmın tevhîd dînindendir. Buna niçin karşı çıkıyorsunuz?<br />
<br />
- Ey kardeşimin oğlu! Yoksa o Kıyâmete yakın gönderileceği bize bildirilen Peygamber midir?<br />
<br />
- Evet.<br />
<br />
- Öyleyse sevinmekte haklısın.<br />
<br />
Dayanamayıp, Resûlullahı görmek için bulunduğu yere gittim. Daha ilk gördüğümde kendi kendime, "Bu güzel yüzün sâhibi yalan söyliyemez!" dedim. Resûlullah insanlar arasına oturmuş, onlara nasîhat ediyordu. İlk işittiğim hadîs-i şerîf şuydu:<br />
<br />
- Selâmı aranızda yayınız, aç kimseleri doyurunuz, sıla-i rahm yapınız, yakın akrabalarınızı ziyâret ediniz! İnsanlar uykuda iken namaz kılınız! Böylece Cennete selâmetle girersiniz.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> birdir<br />
<br />
Sonra bana dönüp sordu:<br />
<br />
- Sen Medîne âlimi İbni Selâm değil misin?<br />
<br />
- Evet<br />
<br />
- Ey Abdulah, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> için söyle! Tevrat´ta benim vasıflarımı okuyup öğrenmedin mi?<br />
<br />
- Evet, öğrendim. Yâ Resûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> cenâb-ı Hakkın sıfatlarını söyler misin?<br />
<br />
Resûlullah efendimiz bana İhlâs sûresini okudu.<br />
<br />
"De ki: O <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> birdir. Hiçbir şey O´nun dengi değildir!" meâlindeki âyet-i kerîmeyi işitince:<br />
<br />
- Şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur. Sen O´nun kulu ve resûlüsün, diyerek îmân ettim.<br />
<br />
Abdullah bin Selâm Müslüman olduktan sonrasını şöyle anlatıyor:<br />
<br />
Müslüman olduktan sonra Resûlullaha dedim ki:<br />
<br />
- Yâ Resûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />! Yahûdîler kadar, yalancı, inatçı, zâlim kimse yoktur. Hiçbir iftirâdan çekinmezler. Şimdi benim Müslüman olduğumu öğrenirlerse olmadık iftirâ ederler, bunu açıklamadan önce onlara beni sorunuz!<br />
<br />
Çok büyük âlimimizdir<br />
<br />
Sonra ben bir perdenin arkasına saklandım. Resûlullah bir grup Yahûdîyi çağırdı. Onlara sordu:<br />
<br />
- Aranızdaki Husayn [Abdullah] bin Selâm nasıl bir kimsedir?<br />
<br />
- Çok büyük bir âlimimizdir. Onun gibi hayırlı birisi az bulunur. O doğru sözlüdür.<br />
<br />
- Eğer o Müslüman olduysa siz ne dersiniz?<br />
<br />
- <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> onu böyle birşeyden korusun!<br />
<br />
Sonra saklandığım yerden çıkıp dedim ki:<br />
<br />
- Ey Yahûdî topluluğu, Allahtan korkunuz! Size geleni kabûl ediniz! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />a yemîn ederim ki, siz Resûlullahın hak Peygamber olduğunu biliyorsunuz. Çünkü alâmetleri Tevrat´ta açık olarak yazılıdır. Başka kavimden geldiği için inadınızdan îmân etmiyorsunuz. Ben şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın resûlüdür.<br />
<br />
Bunun üzerine Yahûdîler:<br />
<br />
- Bizim en kötümüz budur. Aramızda bundan daha kötü biri yoktur, deyip olmadık iftirâlar etmeye başladılar. Peygamber efendimiz Yahûdîlere dönüp buyurdu ki:<br />
<br />
- Birinci şehâdetiniz bize kâfidir, ikincisi ise lüzûmsuzdur.<br />
<br />
Hz. Abdullah hemen evine döndü. Ailesini ve akrabalarını İslâmiyete da´vet etti. Halası da dâhil hepsi Müslüman oldular.<br />
<br />
O´nun îmân etmesi Yahûdîleri çok kızdırdı. Bunun için kendisini sıkıştırmaya başladılar. Hattâ Yahûdî âlimlerinden ba´zıları:<br />
<br />
- Araplardan peygamber çıkmaz. Senin adamın hükümdardır, diyerek, Abdullah bin Selâm´ı İslâmiyetten vazgeçirmeye kalkıştılarsa da muvaffak olmadılar.<br />
<br />
Kendisi ile birlikte Sa´lebe bin Sa´ye, Üseyd bin Sa´ye, Esed bin Ubeyd ve ba´zı Yahûdîler samîmî olarak Müslüman oldular. Fakat ba´zı Yahûdîler dediler ki:<br />
<br />
- İslâmiyete yalnız bizim kötülerimiz inandı. Eğer, onlar hayırlılarımızdan olsalardı, atalarının dînini bırakmazlardı.<br />
<br />
Bunun üzerine inen âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyuruldu:<br />
<br />
(Onların, Ehl-i kitabın hepsi bir değildir. Ehl-i kitabın içinde bir cemâ´at vardır ki, onlar gece vakitlerinde secdeye kapanarak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın âyetlerini okurlar.) [Al-i İmran: 113]<br />
<br />
Âdil şâhid<br />
<br />
Abdullah bin Selâm´ın îmân ettiğine ve fazîletine Kur´ân-ı kerîmin şu âyet-i kerîmesinin şehâdet ettiğini müfessîrler ifâde etmektedirler. Bu âyet-i kerîme meâlen şudur:<br />
<br />
(İnkâr edenlere de ki: Eğer Kur´ân-ı kerîm <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> tarafından gönderilmiş olup da siz inanmayıp inkar ettiyseniz ve İsrailoğullarından bir şâhid Kur´ân-ı kerîmi benzerine, Tevrat´a göre bu da <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> kelâmıdır diye şehâdet edip inandı da siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız? Şüphesiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> zalim milleti doğru yola eriştirmez.) [Ahkâf: 10]<br />
<br />
Tefsîr âlimlerine göre, âyetteki İsrailoğullarından bir şâhid olarak bahsedilen kimse Abdullah bin Selâm´dır. Çünkü O kendi milletine:<br />
<br />
- Hz. Mûsâ´ya inen Tevrat´ı <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> kelâmı olarak kabûl edip de Hz. Muhammed´i ve O´na inen Kur´ân-ı kerîmi inkâr etmek zulümdür, diyerek Müslüman olmuştur.<br />
<br />
Abdullah bin Selâm hazretleri, Yahûdî âlimi iken Müslüman olup îmân ile şereflenince, kendini tamamen İslâm dînine verdi. Yahûdilerin kendisi hakkında uydurdukları iftirâlara kulak asmadı. Kur´ân-ı kerîme dört elle sarılıp, Resûlullahı bir gölge gibi takip etmeye başladı. Peygamber efendimiz onun hakkında buyurdu ki:<br />
<br />
- Cennetlik birini görmek istiyen, Abdullah bin Selâm´a baksın.<br />
<br />
Bahçede gördüm<br />
<br />
Bir gün Resûlullahın huzûruna gelip dedi ki:<br />
<br />
- Yâ Resûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, rü´yâmda kendimi bir bahçede gördüm. Bahçenin içinde demirden bir direk vardı. Direğin bir ucu yerde, bir ucu gökte idi. Yukarısında bir kulp, bir çember vardı. Bana, "Haydi bu direğe çık!" denildi. Ben de "Gücüm yetmez" dedim. Bunun üzerine yanıma birisi gelerek, sırtımdaki elbiseyi çıkardı. Böylece rahatça direğin tepesine çıktım, kulpundan tuttum. "İyi tut, bırakma!" diye de tenbîh edildi. Böylece direğin kulpu elimde olduğu hâlde uyandım.<br />
<br />
Peygamber efendimiz rü´yâsını şöyle ta´bîr etti:<br />
<br />
- Gördüğün bahçe İslâm dînidir. Direk de İslâm dîninin direği, tevhîdidir. O kulp da sağlam olan îmândır. Sen ölünceye kadar İslâm dîni üzere yaşayacaksın!<br />
<br />
Başka bir zamanda Peygamber efendimiz, Eshâbı ile sohbet ederken buyurdu ki:<br />
<br />
- Şu kapıdan ilk girecek olan, Cennet ehlinden biridir.<br />
<br />
Eshâb-ı kirâm merakla kimin gireceğini beklerken, Abdullah bin Selâm´ın girdiğini gördüler. Daha sonra bu müjdeli haberi kendisine bildirerek sordular:<br />
<br />
- Yâ Abdullah, bu dereceye hangi amel ile ulaştın?<br />
<br />
- Ben zayıf bir kimseydim. En kuvvetli ümidim, kalb selâmeti ya´nî kimseye karşı içimde kötülük beslememem ve boş sözleri terk etmemdir. Bundan başka beni kurtaracağından ümitli olduğum bir amel bilmiyorum.<br />
<br />
Kibirli Cennete girmez<br />
<br />
Abdullah bin Selâm hazretleri nefsini kötü huylardan ve isteklerden tamamen temizleyip terbiye etmişti. Kendisi zengin olduğu hâlde, ba´zan Medîne çarşısında sırtında yük taşıdığı görülürdü. Bir gün yine onu bu hâlde görenler dediler ki:<br />
<br />
- Senin çocukların, hizmetçilerin var. Bu işleri niçin onlara gördürmüyorsun?<br />
<br />
- Evet bu işleri görecek kimselerim vardır. Fakat ben nefsimi denemek istiyorum. Böyle işler nefsime ağır geliyor mu, gelmiyor mu? Maksadım bunu anlamaktır. Çünkü Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde, (Kalbinde hardal tanesi kadar kibir, büyüklenme bulunan kimse, Cennete girmiyecektir) buyurmuştur. Başka bir hadîs-i şerîflerinde de, (Meyve veya herhangi bir şeyi kendi eliyle evine götüren, kibirden uzaklaşmıştır) buyurmuştur. İşte bunun için yükümü kendim taşıyorum.<br />
<br />
Abdullah bin Selâm hazretleri, Hz. Osman´ın şehâdeti esnâsında yanında bulunuyordu. İsyâncılara dedi ki:<br />
<br />
- Tarihte öldürülen her peygamber için yetmiş bin asker öldürülmüştür. Öldürülen her halîfe için de onbeş bin kişi öldürülmüştür. Gelin bu işten vazgeçin! Yoksa âhirette bunun cezâsını çok şiddetli olarak çekeceksiniz! Ayrıca Hz. Osman´ın üzerinizde çok hakkı vardır.<br />
<br />
Fakat âsîler sözünü dinlemediler, ayrıca kendisine hakâret ettiler.<br />
<br />
Hz. Abdullah hakikaten, ahlâk ve ilim ile kendini süsleyen Cennetlik insanlardan idi.<br />
<br />
Eshâb-ı kirâmdan Mu´âz bin Cebel, 639´da Suriye taraflarında ortaya çıkan veba hastalığına yakalanmıştı. Vefât edeceği sıralarda, başucunda ağlayan talebesi Yezid bin Âmire´ye dedi ki:<br />
<br />
- Niçin ağlıyorsun?<br />
<br />
- Ben dünya için ağlamıyorum. İlmi senden öğrenmekteydim, bunu kaybedeceğime üzülüyorum!<br />
<br />
Bunun üzerine Mu´âz bin Cebel buyurdu ki:<br />
<br />
İlim kaybolmaz<br />
<br />
- İlim benim vefâtımla kaybolmaz. Benden sonra ilmi şu dört kişiden öğren: Abdullah bin Mes´ud´dan, Abdullah bin Selâm´dan, çünkü Resûlullah onun hakkında, "O, Cennetlik olan on kişinin onuncusudur" buyurdu. Hz. Ömer´den ve Selmân-ı Fârisî´den öğren.<br />
<br />
Abdullah bin Ömer şöyle anlatır:<br />
<br />
Medîne´de bir takım Yahûdî topluluğu Resûlullaha gelerek dediler ki:<br />
<br />
- Senin getirdiğin dinde recm var mıdır?<br />
<br />
Resûlullah efendimiz de onlara sordu:<br />
<br />
- Recm cezâsı hakkında Tevratta ne yazıyor?<br />
<br />
- Tevratta recm cezâsı yoktur.<br />
<br />
Abdullah bin Selâm Yahûdîlere dedi ki:<br />
<br />
- Yalan söylüyorsunuz! Tevratta recm âyeti vardır.<br />
<br />
Bunun üzerine Tevratı getirip açtılar. Yahûdîlerden birisi elini recm âyetinin üzerine koyarak bundan önceki ve sonraki âyetleri okumaya başladı. Abdullah bin Selâm ona:<br />
<br />
- Elini kaldır! dedi.<br />
<br />
O da elini kaldırınca recm âyeti göründü. O zaman Yahûdîler dediler ki:<br />
<br />
- Ey Muhammed! Abdullah bin Selâm doğru söyledi. Tevratta hakikaten recm âyeti vardır.<br />
<br />
Birgün Hz. Abdullah bin Selâm, Ka´b-ül Ahbâr´a şöyle bir soru sordu:<br />
<br />
- Âlimler ilmi öğrenip zihinlerine yerleştirdikten sonra, onu oradan söküp atan nedir?<br />
<br />
Hz. Ka´b dedi ki:<br />
<br />
- Tama´, hırs ve ihtiyaç peşinden koşmaktır.<br />
<br />
Hırsın kaynağı<br />
<br />
Birisi de Fudayl bin Iyâd´a dedi ki:<br />
<br />
- Ka´b´ın bu sözünü bana izâh eder misin?<br />
<br />
Bunun üzerine Fudayl şöyle cevap verdi:<br />
<br />
-Tama´, insanın bir şeyi araması ve mukaddes değerlerini bu uğurda fedâ etmesi demektir. Hırs ise nefsinin herşeyi istemesi, senin de onun istediklerini yerine getirmendir.<br />
<br />
Bunun için de ona buna, kötü insanlara vb. ihtiyacın olur. İhtiyacını yerine getirenler de seni burnundan yakalamış olurlar.<br />
<br />
Ya´nî seni emirleri altına alırlar, istedikleri yerlere sürüklerler, sen de onlara boyun eğersin.<br />
<br />
Onlar hasta oldukları zaman, dünya sevgisinden dolayı onların ziyâretlerine gider, tesadüf ettiğin zaman kendilerine selâm verirsin.<br />
<br />
Bu verdiğin selâmı, yaptığın ziyâreti <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> rızâsı için yapmazsın. Eğer bu kimselere ihtiyaç göstermezsen, senin için çok daha hayırlı olurdu. Bu benim sana anlattığım, yüz hadîs-i şerîf rivâyet etmekten senin için daha hayırlıdır.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;">Abdullah bin Selâm hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan olup, Ensârın büyüklerindendir. Medîne´deki Yahûdî Benî Kaynuka kabîlesinden idi. Soyu Hz.Yûsüf´e dayanıyordu. Asıl ismi Husayn idi. Müslüman olunca Resûlullah efendimiz ona Abdullah ismini verdi.<br />
<br />
Îmân etmeden önce, Yahûdî âlimlerinden idi. Müslüman olması çok ibretlidir. Müslüman oluşunu kendisi şöyle anlatır:<br />
<br />
Âhir zaman peygamberi<br />
<br />
"Babam Yahûdîlerin ileri gelen âlimlerinden idi. Bana Tevrat´ı okutur, dindar yetişmem için elinden geleni yapardı. Bir gün âhir zaman Peygamberinin alâmetlerini ve yapacağı işleri anlatarak dedi ki:<br />
<br />
- Eğer âhir zaman Peygamberi, Hârûn aleyhisselâmın neslinden ya´nî kendi kavmimizden gelirse inanırım, başka kavimden gelirse inanmam! Sen de inanma!<br />
<br />
Resûlullah efendimiz Medîne´ye hicret etmeden önce babam vefât etti.<br />
<br />
Resûlullah efendimiz Medîne´ye hicretinden önce, Mekke´de Peygamberliğini açıkladıktan sonra, sıfatlarına ve yaptığı işlere baktım, tıpa tıp babamın anlattıklarına uyuyordu. Fakat, kavmimizin ileri gelenleri, sırf Arab kavminden geldi diye Resûlullaha karşı çıkıyorlardı. Tevrat´ta bildirilen alâmetler gâyet açıktı.<br />
<br />
Bir gün Yahûdîlerin hurma bahçelerine gittim. Kendi aralarında, "Arabların adamı geldi!" diye konuşuyorlardı. Bu sözü duyunca beni bir titreme tuttu. Elimde olmadan "Allahü Ekber" diye bağırdım. Benim tekbîr getirdiğimi gören halam Hâlide binti Hâris bana kızıp dedi ki:<br />
<br />
- <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> seni umduğuna kavuşturmasın, elini boşa çıkarsın? V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i sen Mûsâ bin İmrân´ın geleceğini işitmiş olsaydın bundan fazla sevinmezdin.<br />
<br />
Ben de ona şöyle karşılık verdim:<br />
<br />
- Ey hala! V<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />i O, Hz. Mûsâ gibi Peygamberdir. Mûsâ aleyhisselâmın tevhîd dînindendir. Buna niçin karşı çıkıyorsunuz?<br />
<br />
- Ey kardeşimin oğlu! Yoksa o Kıyâmete yakın gönderileceği bize bildirilen Peygamber midir?<br />
<br />
- Evet.<br />
<br />
- Öyleyse sevinmekte haklısın.<br />
<br />
Dayanamayıp, Resûlullahı görmek için bulunduğu yere gittim. Daha ilk gördüğümde kendi kendime, "Bu güzel yüzün sâhibi yalan söyliyemez!" dedim. Resûlullah insanlar arasına oturmuş, onlara nasîhat ediyordu. İlk işittiğim hadîs-i şerîf şuydu:<br />
<br />
- Selâmı aranızda yayınız, aç kimseleri doyurunuz, sıla-i rahm yapınız, yakın akrabalarınızı ziyâret ediniz! İnsanlar uykuda iken namaz kılınız! Böylece Cennete selâmetle girersiniz.<br />
<br />
<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> birdir<br />
<br />
Sonra bana dönüp sordu:<br />
<br />
- Sen Medîne âlimi İbni Selâm değil misin?<br />
<br />
- Evet<br />
<br />
- Ey Abdulah, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> için söyle! Tevrat´ta benim vasıflarımı okuyup öğrenmedin mi?<br />
<br />
- Evet, öğrendim. Yâ Resûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> cenâb-ı Hakkın sıfatlarını söyler misin?<br />
<br />
Resûlullah efendimiz bana İhlâs sûresini okudu.<br />
<br />
"De ki: O <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> birdir. Hiçbir şey O´nun dengi değildir!" meâlindeki âyet-i kerîmeyi işitince:<br />
<br />
- Şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur. Sen O´nun kulu ve resûlüsün, diyerek îmân ettim.<br />
<br />
Abdullah bin Selâm Müslüman olduktan sonrasını şöyle anlatıyor:<br />
<br />
Müslüman olduktan sonra Resûlullaha dedim ki:<br />
<br />
- Yâ Resûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />! Yahûdîler kadar, yalancı, inatçı, zâlim kimse yoktur. Hiçbir iftirâdan çekinmezler. Şimdi benim Müslüman olduğumu öğrenirlerse olmadık iftirâ ederler, bunu açıklamadan önce onlara beni sorunuz!<br />
<br />
Çok büyük âlimimizdir<br />
<br />
Sonra ben bir perdenin arkasına saklandım. Resûlullah bir grup Yahûdîyi çağırdı. Onlara sordu:<br />
<br />
- Aranızdaki Husayn [Abdullah] bin Selâm nasıl bir kimsedir?<br />
<br />
- Çok büyük bir âlimimizdir. Onun gibi hayırlı birisi az bulunur. O doğru sözlüdür.<br />
<br />
- Eğer o Müslüman olduysa siz ne dersiniz?<br />
<br />
- <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> onu böyle birşeyden korusun!<br />
<br />
Sonra saklandığım yerden çıkıp dedim ki:<br />
<br />
- Ey Yahûdî topluluğu, Allahtan korkunuz! Size geleni kabûl ediniz! <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />a yemîn ederim ki, siz Resûlullahın hak Peygamber olduğunu biliyorsunuz. Çünkü alâmetleri Tevrat´ta açık olarak yazılıdır. Başka kavimden geldiği için inadınızdan îmân etmiyorsunuz. Ben şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın resûlüdür.<br />
<br />
Bunun üzerine Yahûdîler:<br />
<br />
- Bizim en kötümüz budur. Aramızda bundan daha kötü biri yoktur, deyip olmadık iftirâlar etmeye başladılar. Peygamber efendimiz Yahûdîlere dönüp buyurdu ki:<br />
<br />
- Birinci şehâdetiniz bize kâfidir, ikincisi ise lüzûmsuzdur.<br />
<br />
Hz. Abdullah hemen evine döndü. Ailesini ve akrabalarını İslâmiyete da´vet etti. Halası da dâhil hepsi Müslüman oldular.<br />
<br />
O´nun îmân etmesi Yahûdîleri çok kızdırdı. Bunun için kendisini sıkıştırmaya başladılar. Hattâ Yahûdî âlimlerinden ba´zıları:<br />
<br />
- Araplardan peygamber çıkmaz. Senin adamın hükümdardır, diyerek, Abdullah bin Selâm´ı İslâmiyetten vazgeçirmeye kalkıştılarsa da muvaffak olmadılar.<br />
<br />
Kendisi ile birlikte Sa´lebe bin Sa´ye, Üseyd bin Sa´ye, Esed bin Ubeyd ve ba´zı Yahûdîler samîmî olarak Müslüman oldular. Fakat ba´zı Yahûdîler dediler ki:<br />
<br />
- İslâmiyete yalnız bizim kötülerimiz inandı. Eğer, onlar hayırlılarımızdan olsalardı, atalarının dînini bırakmazlardı.<br />
<br />
Bunun üzerine inen âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyuruldu:<br />
<br />
(Onların, Ehl-i kitabın hepsi bir değildir. Ehl-i kitabın içinde bir cemâ´at vardır ki, onlar gece vakitlerinde secdeye kapanarak <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />ın âyetlerini okurlar.) [Al-i İmran: 113]<br />
<br />
Âdil şâhid<br />
<br />
Abdullah bin Selâm´ın îmân ettiğine ve fazîletine Kur´ân-ı kerîmin şu âyet-i kerîmesinin şehâdet ettiğini müfessîrler ifâde etmektedirler. Bu âyet-i kerîme meâlen şudur:<br />
<br />
(İnkâr edenlere de ki: Eğer Kur´ân-ı kerîm <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> tarafından gönderilmiş olup da siz inanmayıp inkar ettiyseniz ve İsrailoğullarından bir şâhid Kur´ân-ı kerîmi benzerine, Tevrat´a göre bu da <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> kelâmıdır diye şehâdet edip inandı da siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız? Şüphesiz <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> zalim milleti doğru yola eriştirmez.) [Ahkâf: 10]<br />
<br />
Tefsîr âlimlerine göre, âyetteki İsrailoğullarından bir şâhid olarak bahsedilen kimse Abdullah bin Selâm´dır. Çünkü O kendi milletine:<br />
<br />
- Hz. Mûsâ´ya inen Tevrat´ı <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> kelâmı olarak kabûl edip de Hz. Muhammed´i ve O´na inen Kur´ân-ı kerîmi inkâr etmek zulümdür, diyerek Müslüman olmuştur.<br />
<br />
Abdullah bin Selâm hazretleri, Yahûdî âlimi iken Müslüman olup îmân ile şereflenince, kendini tamamen İslâm dînine verdi. Yahûdilerin kendisi hakkında uydurdukları iftirâlara kulak asmadı. Kur´ân-ı kerîme dört elle sarılıp, Resûlullahı bir gölge gibi takip etmeye başladı. Peygamber efendimiz onun hakkında buyurdu ki:<br />
<br />
- Cennetlik birini görmek istiyen, Abdullah bin Selâm´a baksın.<br />
<br />
Bahçede gördüm<br />
<br />
Bir gün Resûlullahın huzûruna gelip dedi ki:<br />
<br />
- Yâ Resûl<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />, rü´yâmda kendimi bir bahçede gördüm. Bahçenin içinde demirden bir direk vardı. Direğin bir ucu yerde, bir ucu gökte idi. Yukarısında bir kulp, bir çember vardı. Bana, "Haydi bu direğe çık!" denildi. Ben de "Gücüm yetmez" dedim. Bunun üzerine yanıma birisi gelerek, sırtımdaki elbiseyi çıkardı. Böylece rahatça direğin tepesine çıktım, kulpundan tuttum. "İyi tut, bırakma!" diye de tenbîh edildi. Böylece direğin kulpu elimde olduğu hâlde uyandım.<br />
<br />
Peygamber efendimiz rü´yâsını şöyle ta´bîr etti:<br />
<br />
- Gördüğün bahçe İslâm dînidir. Direk de İslâm dîninin direği, tevhîdidir. O kulp da sağlam olan îmândır. Sen ölünceye kadar İslâm dîni üzere yaşayacaksın!<br />
<br />
Başka bir zamanda Peygamber efendimiz, Eshâbı ile sohbet ederken buyurdu ki:<br />
<br />
- Şu kapıdan ilk girecek olan, Cennet ehlinden biridir.<br />
<br />
Eshâb-ı kirâm merakla kimin gireceğini beklerken, Abdullah bin Selâm´ın girdiğini gördüler. Daha sonra bu müjdeli haberi kendisine bildirerek sordular:<br />
<br />
- Yâ Abdullah, bu dereceye hangi amel ile ulaştın?<br />
<br />
- Ben zayıf bir kimseydim. En kuvvetli ümidim, kalb selâmeti ya´nî kimseye karşı içimde kötülük beslememem ve boş sözleri terk etmemdir. Bundan başka beni kurtaracağından ümitli olduğum bir amel bilmiyorum.<br />
<br />
Kibirli Cennete girmez<br />
<br />
Abdullah bin Selâm hazretleri nefsini kötü huylardan ve isteklerden tamamen temizleyip terbiye etmişti. Kendisi zengin olduğu hâlde, ba´zan Medîne çarşısında sırtında yük taşıdığı görülürdü. Bir gün yine onu bu hâlde görenler dediler ki:<br />
<br />
- Senin çocukların, hizmetçilerin var. Bu işleri niçin onlara gördürmüyorsun?<br />
<br />
- Evet bu işleri görecek kimselerim vardır. Fakat ben nefsimi denemek istiyorum. Böyle işler nefsime ağır geliyor mu, gelmiyor mu? Maksadım bunu anlamaktır. Çünkü Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde, (Kalbinde hardal tanesi kadar kibir, büyüklenme bulunan kimse, Cennete girmiyecektir) buyurmuştur. Başka bir hadîs-i şerîflerinde de, (Meyve veya herhangi bir şeyi kendi eliyle evine götüren, kibirden uzaklaşmıştır) buyurmuştur. İşte bunun için yükümü kendim taşıyorum.<br />
<br />
Abdullah bin Selâm hazretleri, Hz. Osman´ın şehâdeti esnâsında yanında bulunuyordu. İsyâncılara dedi ki:<br />
<br />
- Tarihte öldürülen her peygamber için yetmiş bin asker öldürülmüştür. Öldürülen her halîfe için de onbeş bin kişi öldürülmüştür. Gelin bu işten vazgeçin! Yoksa âhirette bunun cezâsını çok şiddetli olarak çekeceksiniz! Ayrıca Hz. Osman´ın üzerinizde çok hakkı vardır.<br />
<br />
Fakat âsîler sözünü dinlemediler, ayrıca kendisine hakâret ettiler.<br />
<br />
Hz. Abdullah hakikaten, ahlâk ve ilim ile kendini süsleyen Cennetlik insanlardan idi.<br />
<br />
Eshâb-ı kirâmdan Mu´âz bin Cebel, 639´da Suriye taraflarında ortaya çıkan veba hastalığına yakalanmıştı. Vefât edeceği sıralarda, başucunda ağlayan talebesi Yezid bin Âmire´ye dedi ki:<br />
<br />
- Niçin ağlıyorsun?<br />
<br />
- Ben dünya için ağlamıyorum. İlmi senden öğrenmekteydim, bunu kaybedeceğime üzülüyorum!<br />
<br />
Bunun üzerine Mu´âz bin Cebel buyurdu ki:<br />
<br />
İlim kaybolmaz<br />
<br />
- İlim benim vefâtımla kaybolmaz. Benden sonra ilmi şu dört kişiden öğren: Abdullah bin Mes´ud´dan, Abdullah bin Selâm´dan, çünkü Resûlullah onun hakkında, "O, Cennetlik olan on kişinin onuncusudur" buyurdu. Hz. Ömer´den ve Selmân-ı Fârisî´den öğren.<br />
<br />
Abdullah bin Ömer şöyle anlatır:<br />
<br />
Medîne´de bir takım Yahûdî topluluğu Resûlullaha gelerek dediler ki:<br />
<br />
- Senin getirdiğin dinde recm var mıdır?<br />
<br />
Resûlullah efendimiz de onlara sordu:<br />
<br />
- Recm cezâsı hakkında Tevratta ne yazıyor?<br />
<br />
- Tevratta recm cezâsı yoktur.<br />
<br />
Abdullah bin Selâm Yahûdîlere dedi ki:<br />
<br />
- Yalan söylüyorsunuz! Tevratta recm âyeti vardır.<br />
<br />
Bunun üzerine Tevratı getirip açtılar. Yahûdîlerden birisi elini recm âyetinin üzerine koyarak bundan önceki ve sonraki âyetleri okumaya başladı. Abdullah bin Selâm ona:<br />
<br />
- Elini kaldır! dedi.<br />
<br />
O da elini kaldırınca recm âyeti göründü. O zaman Yahûdîler dediler ki:<br />
<br />
- Ey Muhammed! Abdullah bin Selâm doğru söyledi. Tevratta hakikaten recm âyeti vardır.<br />
<br />
Birgün Hz. Abdullah bin Selâm, Ka´b-ül Ahbâr´a şöyle bir soru sordu:<br />
<br />
- Âlimler ilmi öğrenip zihinlerine yerleştirdikten sonra, onu oradan söküp atan nedir?<br />
<br />
Hz. Ka´b dedi ki:<br />
<br />
- Tama´, hırs ve ihtiyaç peşinden koşmaktır.<br />
<br />
Hırsın kaynağı<br />
<br />
Birisi de Fudayl bin Iyâd´a dedi ki:<br />
<br />
- Ka´b´ın bu sözünü bana izâh eder misin?<br />
<br />
Bunun üzerine Fudayl şöyle cevap verdi:<br />
<br />
-Tama´, insanın bir şeyi araması ve mukaddes değerlerini bu uğurda fedâ etmesi demektir. Hırs ise nefsinin herşeyi istemesi, senin de onun istediklerini yerine getirmendir.<br />
<br />
Bunun için de ona buna, kötü insanlara vb. ihtiyacın olur. İhtiyacını yerine getirenler de seni burnundan yakalamış olurlar.<br />
<br />
Ya´nî seni emirleri altına alırlar, istedikleri yerlere sürüklerler, sen de onlara boyun eğersin.<br />
<br />
Onlar hasta oldukları zaman, dünya sevgisinden dolayı onların ziyâretlerine gider, tesadüf ettiğin zaman kendilerine selâm verirsin.<br />
<br />
Bu verdiğin selâmı, yaptığın ziyâreti <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> rızâsı için yapmazsın. Eğer bu kimselere ihtiyaç göstermezsen, senin için çok daha hayırlı olurdu. Bu benim sana anlattığım, yüz hadîs-i şerîf rivâyet etmekten senin için daha hayırlıdır.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdullah Bin Atik (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-abdullah-bin-atik-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:28:58 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-abdullah-bin-atik-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #006400;"><span style="font-weight: bold;">Medîne’de, hicretten önce Hz. Es’ad bin Zürâre’nin ve Peygamberimiz tarafindan oraya Kur’ân-ı kerîmi ve İslâmiyeti öğretmek için gönderilen Hz. Mus’ab bin Umeyr’in tebliğ hizmetleri sebebiyle birçok kimse îmân etmişti. Daha Peygamberimizin hicreti gerçekleşmeden Müslüman olmakla sereflenenlerden biri de Hz. Abdullah bin Atîk idi.<br />
<br />
Hz. Abdullah bin Atîk, Bedir ve Uhud harplerinde, Resûlullahın yanında<br />
birçok hizmetlerde bulunmuştur. 627 yılında Medîne’nin savunulması için yapılan Hendek harbine de katılmıştır.<br />
<br />
Her hususta yardımcı oldular<br />
<br />
Mekke’de müşriklerin zulmünden kurtulmak için Peygamberimiz ve Müslümanlar Medîne’ye hicret etmişlerdi. Burada yaşayan Evs ve Hazrec kabîlelerinin tamamı İslâmiyeti kabûl etmişler, Resûlullaha her hususta yardımcı olmuşlardı.<br />
<br />
Öteden beri bunlara düşman olan Yahûdilerin kini, İslâm düşmanlığı ile birleşmişti. Resûlullah efendimize düşmanlıkta çok ileri gidenlerden biri de, Hayber Yahûdilerinin reisi olan Ebû Râfi Selâm bin Ebû Hukayk idi.<br />
<br />
Hayber Yahûdilerinin reisi olan Ebû Râfi, azılı İslâm düşmanı birisi idi. Sık sık Resûlullahı rahatsız ettiği gibi, Eshâbını da rahat bırakmıyor, fırsat buldukça onlara eziyet ediyordu. Müslüman olmayanları, İslâma karşı düşmanlıkta bir araya topluyor, devamlı onları kışkırtıyordu.<br />
<br />
Zengin olduğu için, Resûlullahın düşmanlarına dünyalık yardım<br />
da yapıyordu.<br />
<br />
Eshâb-i kirâm, kendilerine yapılan sıkıntıya katlanıyor, fakat Resûlullaha verilen rahatsızlığa bir türlü râzı olamıyorlardı. Bunun için kendi aralarında toplanıp, bunun bir çâresini aradılar. Sonunda<br />
Ebû Râfi’yi öldürmeye karar verdiler. Beş kişi bu iş için izin almak üzere Resûlullaha gittiler.<br />
<br />
Peygamber efendimiz izin vererek, başlarına Hz. Abdullah bin Atîk’i emîr tâyin etti. Sâdece Ebû Râfi’nin öldürülmesini, kadınlara, çocuklara dokunulmamasını emretti.<br />
<br />
Ebû Râfi’nin kendisine âit muhkem bir kalesi vardı. Buradan<br />
dışarı çıkmazdı.<br />
<br />
Kaleye yaklaştıklarında, Hz. Abdullah arkadaşlarına dedi ki:<br />
<br />
- Siz burada kalın, kaleye yaklaşmayın! Ben kalede kalan birisiymiş gibi, içeri girmeye çalışayım.<br />
<br />
Herkes içeri girsin!<br />
<br />
Kale kapısına iyice yaklaştığında, kapılar kapanmak üzere idi. Kapının yakınındakilerin arasına girip, onlardan biri gibi birşeylerle oyalanmaya başladı. O sırada, kapıcı seslendi:<br />
<br />
- Herkes içeri girsin, kapıları kapatıyorum, sonra dışarıda kalırsınız!<br />
<br />
Bu fırsatı iyi değerlendiren Hz. Abdullah, hemen içeri girdi. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır:<br />
<br />
İçeri girince, ahıra girip saklandım. Saklandığım yerden kapıcıyı tâkip ettim. Kapıyı kilitledi, anahtarları direğe asıp gitti. Anahtarları alıp, her tarafı dolaştım. Baktım en üst katta, Ebû Râfi arkadaşları ile sohbet ediyordu.<br />
<br />
Ebû Râfi’nin, sohbet ettiği yerden ayrılmasını bekledim. Sohbet dağılıp yattıktan sonra, harekete geçtim. Birçok kapıdan geçtim. Her kapıyı açtıkça, kapıyı iç tarafından sürgülüyordum. Bunu, eğer Ebû Râfi’nin adamları beni farkederlerse, adamı öldürünceye kadar, bana yeteri kadar zaman kazandırsın, diye yapıyordum. Bu suretle Ebû Râfi’nin yattığı odaya kadar vardım.<br />
<br />
Bir şey mi istediniz?<br />
<br />
Odası karanlık olduğu için, yatanlardan hangisinin olduğunu anlayabilmek için, “Yâ Ebâ Râfi” diye seslendim. “Kim o?” diye yatağın birinden ses geldi. Hemen sesin geldiği tarafa fırlayıp, kılıcımı indirdim. Fakat kılıç tam isâbet etmemişti.<br />
<br />
“Yetişin, birisi beni öldürmek istiyor!” diye bağırdı. O arada hemen dışarı çıkıp, değişik bir sesle dedim ki:<br />
<br />
- Yâ Ebâ Râfi, birşey mi istediniz?<br />
<br />
- Canı Cehenneme! Sen seslenmeden önce birisi gelip, beni oda içinde kılıçla yaraladı!<br />
<br />
Artık hedefimi tam tesbit etmiştim. İyi bir kılıç darbesi daha indirdim. Yine yıkılmadı. Bu defa kılıcımı karnına soktum. Yere yıkılınca, odadan çıkıp merdivenleri birer ikişer atlayarak inmeye başladım. Nihâyet, merdivenlerin sonuna geldiğimi zannederek, kendimi yere attım. Hâlbuki daha yüksekteymişim. Yere düşünce, baldır kemiğim kırıldı. Bacağımı bir bezle sarıp, oraya oturdum ve kendi kendime, “Şunu öldürüp öldürmediğimi iyice anlayıncaya kadar, bu gece kaleden çıkmam” dedim.<br />
<br />
Büyük acılar içinde kıvrana kıvrana beklemeye başladım. Bir zaman sonra, kalenin surlarına birisi çıkıp bağırdı:<br />
<br />
- Ey Hicaz halkı! Büyük tâcir Ebû Râfi, odasında öldürülmüş olarak bulundu. İlân ediyorum!<br />
<br />
Ebû Râfi’nin işi tamam!<br />
<br />
Artık maksat hâsıl olmuştu. Sevinçten bacağımın ağrısını çoktan unutmuştum. Hemen arkadaşlarımın yanına varıp, dedim ki:<br />
<br />
- Artık kurtulduk! Ebû Râfi’nin işi tamam!<br />
<br />
Hep beraber, Resûlullahın huzûruna varıp, müjdeyi verdik. Resûlullah çok sevindi. Ayağımın kırıldığını duyunca, bana buyurdu ki:<br />
<br />
- Ayağını uzat!<br />
<br />
Ben de, ayağımı uzattım. Resûlullah efendimiz, ayağımı sıvazladı. Sanki hiç ağrı duymamış kimseye döndüm. Kırık tamamen iyileşmişti.<br />
<br />
Hz. Abdullah bin Atîk, bu seriyyesinden sonra, Hayber’in fethine katılarak, burada da büyük yararlıklar gösterdi. Sonra Mekke’nin fethine ve Huneyn harbine katıldı ve çok hizmeti görüldü.<br />
<br />
Abdullah bin Atîk hazretleri, mürtedlerle yapılan savaşta çok özlediği şehîdlik rütbesine kavuştu.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #006400;"><span style="font-weight: bold;">Medîne’de, hicretten önce Hz. Es’ad bin Zürâre’nin ve Peygamberimiz tarafindan oraya Kur’ân-ı kerîmi ve İslâmiyeti öğretmek için gönderilen Hz. Mus’ab bin Umeyr’in tebliğ hizmetleri sebebiyle birçok kimse îmân etmişti. Daha Peygamberimizin hicreti gerçekleşmeden Müslüman olmakla sereflenenlerden biri de Hz. Abdullah bin Atîk idi.<br />
<br />
Hz. Abdullah bin Atîk, Bedir ve Uhud harplerinde, Resûlullahın yanında<br />
birçok hizmetlerde bulunmuştur. 627 yılında Medîne’nin savunulması için yapılan Hendek harbine de katılmıştır.<br />
<br />
Her hususta yardımcı oldular<br />
<br />
Mekke’de müşriklerin zulmünden kurtulmak için Peygamberimiz ve Müslümanlar Medîne’ye hicret etmişlerdi. Burada yaşayan Evs ve Hazrec kabîlelerinin tamamı İslâmiyeti kabûl etmişler, Resûlullaha her hususta yardımcı olmuşlardı.<br />
<br />
Öteden beri bunlara düşman olan Yahûdilerin kini, İslâm düşmanlığı ile birleşmişti. Resûlullah efendimize düşmanlıkta çok ileri gidenlerden biri de, Hayber Yahûdilerinin reisi olan Ebû Râfi Selâm bin Ebû Hukayk idi.<br />
<br />
Hayber Yahûdilerinin reisi olan Ebû Râfi, azılı İslâm düşmanı birisi idi. Sık sık Resûlullahı rahatsız ettiği gibi, Eshâbını da rahat bırakmıyor, fırsat buldukça onlara eziyet ediyordu. Müslüman olmayanları, İslâma karşı düşmanlıkta bir araya topluyor, devamlı onları kışkırtıyordu.<br />
<br />
Zengin olduğu için, Resûlullahın düşmanlarına dünyalık yardım<br />
da yapıyordu.<br />
<br />
Eshâb-i kirâm, kendilerine yapılan sıkıntıya katlanıyor, fakat Resûlullaha verilen rahatsızlığa bir türlü râzı olamıyorlardı. Bunun için kendi aralarında toplanıp, bunun bir çâresini aradılar. Sonunda<br />
Ebû Râfi’yi öldürmeye karar verdiler. Beş kişi bu iş için izin almak üzere Resûlullaha gittiler.<br />
<br />
Peygamber efendimiz izin vererek, başlarına Hz. Abdullah bin Atîk’i emîr tâyin etti. Sâdece Ebû Râfi’nin öldürülmesini, kadınlara, çocuklara dokunulmamasını emretti.<br />
<br />
Ebû Râfi’nin kendisine âit muhkem bir kalesi vardı. Buradan<br />
dışarı çıkmazdı.<br />
<br />
Kaleye yaklaştıklarında, Hz. Abdullah arkadaşlarına dedi ki:<br />
<br />
- Siz burada kalın, kaleye yaklaşmayın! Ben kalede kalan birisiymiş gibi, içeri girmeye çalışayım.<br />
<br />
Herkes içeri girsin!<br />
<br />
Kale kapısına iyice yaklaştığında, kapılar kapanmak üzere idi. Kapının yakınındakilerin arasına girip, onlardan biri gibi birşeylerle oyalanmaya başladı. O sırada, kapıcı seslendi:<br />
<br />
- Herkes içeri girsin, kapıları kapatıyorum, sonra dışarıda kalırsınız!<br />
<br />
Bu fırsatı iyi değerlendiren Hz. Abdullah, hemen içeri girdi. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır:<br />
<br />
İçeri girince, ahıra girip saklandım. Saklandığım yerden kapıcıyı tâkip ettim. Kapıyı kilitledi, anahtarları direğe asıp gitti. Anahtarları alıp, her tarafı dolaştım. Baktım en üst katta, Ebû Râfi arkadaşları ile sohbet ediyordu.<br />
<br />
Ebû Râfi’nin, sohbet ettiği yerden ayrılmasını bekledim. Sohbet dağılıp yattıktan sonra, harekete geçtim. Birçok kapıdan geçtim. Her kapıyı açtıkça, kapıyı iç tarafından sürgülüyordum. Bunu, eğer Ebû Râfi’nin adamları beni farkederlerse, adamı öldürünceye kadar, bana yeteri kadar zaman kazandırsın, diye yapıyordum. Bu suretle Ebû Râfi’nin yattığı odaya kadar vardım.<br />
<br />
Bir şey mi istediniz?<br />
<br />
Odası karanlık olduğu için, yatanlardan hangisinin olduğunu anlayabilmek için, “Yâ Ebâ Râfi” diye seslendim. “Kim o?” diye yatağın birinden ses geldi. Hemen sesin geldiği tarafa fırlayıp, kılıcımı indirdim. Fakat kılıç tam isâbet etmemişti.<br />
<br />
“Yetişin, birisi beni öldürmek istiyor!” diye bağırdı. O arada hemen dışarı çıkıp, değişik bir sesle dedim ki:<br />
<br />
- Yâ Ebâ Râfi, birşey mi istediniz?<br />
<br />
- Canı Cehenneme! Sen seslenmeden önce birisi gelip, beni oda içinde kılıçla yaraladı!<br />
<br />
Artık hedefimi tam tesbit etmiştim. İyi bir kılıç darbesi daha indirdim. Yine yıkılmadı. Bu defa kılıcımı karnına soktum. Yere yıkılınca, odadan çıkıp merdivenleri birer ikişer atlayarak inmeye başladım. Nihâyet, merdivenlerin sonuna geldiğimi zannederek, kendimi yere attım. Hâlbuki daha yüksekteymişim. Yere düşünce, baldır kemiğim kırıldı. Bacağımı bir bezle sarıp, oraya oturdum ve kendi kendime, “Şunu öldürüp öldürmediğimi iyice anlayıncaya kadar, bu gece kaleden çıkmam” dedim.<br />
<br />
Büyük acılar içinde kıvrana kıvrana beklemeye başladım. Bir zaman sonra, kalenin surlarına birisi çıkıp bağırdı:<br />
<br />
- Ey Hicaz halkı! Büyük tâcir Ebû Râfi, odasında öldürülmüş olarak bulundu. İlân ediyorum!<br />
<br />
Ebû Râfi’nin işi tamam!<br />
<br />
Artık maksat hâsıl olmuştu. Sevinçten bacağımın ağrısını çoktan unutmuştum. Hemen arkadaşlarımın yanına varıp, dedim ki:<br />
<br />
- Artık kurtulduk! Ebû Râfi’nin işi tamam!<br />
<br />
Hep beraber, Resûlullahın huzûruna varıp, müjdeyi verdik. Resûlullah çok sevindi. Ayağımın kırıldığını duyunca, bana buyurdu ki:<br />
<br />
- Ayağını uzat!<br />
<br />
Ben de, ayağımı uzattım. Resûlullah efendimiz, ayağımı sıvazladı. Sanki hiç ağrı duymamış kimseye döndüm. Kırık tamamen iyileşmişti.<br />
<br />
Hz. Abdullah bin Atîk, bu seriyyesinden sonra, Hayber’in fethine katılarak, burada da büyük yararlıklar gösterdi. Sonra Mekke’nin fethine ve Huneyn harbine katıldı ve çok hizmeti görüldü.<br />
<br />
Abdullah bin Atîk hazretleri, mürtedlerle yapılan savaşta çok özlediği şehîdlik rütbesine kavuştu.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdullah Bin Huzafe (r.a.)]]></title>
			<link>http://www.islamiforum.net/Thread-abdullah-bin-huzafe-r-a</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 17:28:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.islamiforum.net/Thread-abdullah-bin-huzafe-r-a</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #006400;"><span style="font-weight: bold;">Bir davayı temsil etme durumundaki insanların hayatında öyle ehemmiyetli anlar vardır ki, o sırada yaptıkları küçük bir ihmal, birçoklarının felaketine se­bebiyet verebildiği gibi, gösterdikleri fedakarlıklar da, pek çok insanın saadeti­ne ve kurtuluşuna vesile olur.<br />
<br />
İşte insanlığın yıldız şahsiyetleri Sahabiler, daima birer saadet rehberi olmuş­lardır. Türlü çile ve ıztıraplara katlanmışlar, ama arkalarındaki birçok kimseye de dünya ve Ahiret saadetini yaşatmışlardır.<br />
<br />
İlk Müslümanlardan olan Abdullah bin Huzafe de (r.a.) böyle bahtiyar biriy­di.Hz Ömer (r.a.) devrinde Bizanslılarla yapılan muharebede birçok Müslümanla birlikte esir düşmüştü. Bizanslılar, ellerine geçirdikleri esirlere önce Hiristiyanlık telkini yapar, kabul ettiği takdirde serbest bırakırlar, aksi halde çeşitli işkencelerle öldürürlerdi.<br />
<br />
Abdullah bin Huzafe’nin, Sahabenin ileri gelenlerinden biri olduğunu öğrenen Kral, ona ayrı bir ehemmiyet veriyor, Hıristiyanlığı kabul etmesi için devamlı telkinler yaptırıyordu. Fakat Abdullah bin Huzafe bu tekliflerin hiçbirisi ne kulak asmıyor, kelime-i şehadeti haykırmaya devam ediyordu. Kral henüz ümidini kesmemişti. Hz. Peygamberin yakın arkadaşlarından birisinin Hıristiyanlığı kabul etmesi, günden güne yayılarak, Bizans’ı tehdit eden Müslümanlı arasında bir panik meydana getirecek ve Hıristiyanlık alemi için büyük bir muvaffakiyet olacaktı. Onun için Kral, Hz. Abdullah’ın Hıristiyan olması halinde kavuşacağı dünyalıkları durmadan arttırıyor, yeni yeni tekliflerde bulunuyordu.<br />
<br />
En sonunda şöyle bir teklifte bulundu:<br />
<br />
“Hıristiyan olmayı kabul ettiğin takdirde, kızımı verir, seni saltanatıma ve nülküme ortak ederim.”<br />
<br />
İslam imanını bütün varlığına sindirmiş olan Hz. Abdullah, izzetle haykıra­ak şu cevabı verdi:<br />
<br />
“Değil bütün Bizans topraklarını, Arap ve Acem topraklarını da versen, bir an olsun, dinimden dönmem!”<br />
<br />
Kral, “Öyle ise öldürüleceksiniz” dedi.<br />
<br />
Hz. Abdullah ise, “Buna gücünüz yetebilir. Ama imanımı kalbimden çıkarıp atamazsınız diye cevap verdi.<br />
<br />
Sonra Hz. Abdullah çarmıha gerildi ve okçular devamlı olarak, ellerine ve ayaklarına yakın yerlere ok yağdırdılar. Bu arada yine Hıristiyanlık telkinlerine devam ediliyordu. Aynı zanıanda, bir kazan su kaynatılmış ve Hıristiyan olma­lı reddetmiş olan diğer Müslümanlardan birisi getirilmiş, kazana atılmak üzere bekletiliyordu. Derken o Müslüman kaynar suya atıldı. Etrafta bulunanlar ve Hz Abdullah yanan kemik cızırtılarını duydular. Sonra kazanın yanına Hz. Ah­lullah getirildi.<br />
<br />
Bu esnada Hz. Abdullah ağlamaya başladı: Kral Hz. Abdullah’ın korkusun­lan ağladığını zannederek, tekrar Hıristiyan olmasını teklif etti. Hz Abdullah gine tekliflerini reddetti.<br />
<br />
Kral, “O halde niçin ağlıyorsun?” diye sordu. Bu soruya Hz. Abdullah’ın ce­vabı şu oldu:<br />
<br />
“Ben korkumdan ağlamış değilim. Biz Müslümanlar <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda ölümden korkmayız. Benim ağlamamın sebebi şudur ki, ‘Başımdaki saçlarım adedince canlarım bulunsa da, onlardan her biri böyle <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda ölüme gitse,’ diye düşündüm ve böyle bir düşünce beni ağlamaya sevk etti.”<br />
<br />
İslam izzetinin müşahhas bir timsali olan Hz. Abdullah’ın bu sözleri karşısın­la Kral yeni bir teklifte bulundu:<br />
<br />
“Başımdan öpersen, seni serbest bırakacağım.”<br />
<br />
Bizans saltanatına ortaklık teklifi karşısında bile imanından fedakarlık gös­termeyen Abdullah, bir Hıristiyanın başından nasıl öperdi? Şöyle mukabil bir teklifte bulundu:<br />
<br />
“Burada bulunan bütün Müslüman esirleri serbest bıraktığın takdirde dediği­ni yaparım.”<br />
<br />
Hz Abdullah Kralın başını öpmeye giderken şöyle düşünüyordu:<br />
<br />
“Bu adamın, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />’ın düşmanlarından birisi olduğuna inanıyorum. Bunun başını ise, ancak Müslüman kardeşlerimi serbest bırakacağı için öpüyorum.”<br />
<br />
Hz. Abdullah, Kralın başım öptü ve o da sözünde durarak 80 Müslüman esiri serbest bıraktı.<br />
<br />
Abdullah bin Huzafe’nin imanından gelen izzet ve fedakarlığı 80 Müslünıa­nın kurtarılmasına ve daha nicelerinin imanının kurtulmasına vesile olmuştu.<br />
<br />
Esirlerle birlikte Medine’ye dönen Hz. Abdullah, Hz. Ömer tarafından karşı­landı. Hz. Ömer, Abdullah’ı tebrik etti ve orada bulunan Müslümanlara hitaben, “Abdullah, Kralın başından öperek 80 Müslüman kardeşimizin kurtuluşurıa ve­sile olmuştur. Onun için, Abdullah’ın başından öpmek her Müslümana bir vazı­fedir. İşte ilk önce ben öpüyorum” dedi ve başından öptü.1<br />
<br />
Müslüman olduktan sonra Resulullahla birlikte bütün savaşlara katılan Ab­dullah bin Huzafe, bir ara Peygamberimiz tarafından 50 kişilik bir seriyyenin kumandanlığına da getirilmişti.<br />
<br />
Hz. Peygamber’in mektubunu İran Kisrasına götüren de o idi. Perviz adındaki Iran Kisrası Hz. Peygamber’in mektubunu yırtmıştı. Bunu haber alan Resulul­lah da, “Ya Rab! O nasıl mektubumu parçaladı ise, sen de onu ve onun mülkünü parça parça et!” demiş ve ilave etmişti: “Bundan başka kisra gelmez.”<br />
<br />
Bir müddet sonra, Perviz’in oğlu Şirviye, babasını hançerle paralamış ve Sa’d bin Ebi Vakkas da (r.a.) onun saltanatının altını üstüne getirmişti.<br />
<br />
Sağlığında Hz. Peygamberin ihbarının çıktığını gören Abdullah bin Huzafe, Hz. Osman devrinde Mısır’da vefat etti.<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> ondan razı olsun.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #006400;"><span style="font-weight: bold;">Bir davayı temsil etme durumundaki insanların hayatında öyle ehemmiyetli anlar vardır ki, o sırada yaptıkları küçük bir ihmal, birçoklarının felaketine se­bebiyet verebildiği gibi, gösterdikleri fedakarlıklar da, pek çok insanın saadeti­ne ve kurtuluşuna vesile olur.<br />
<br />
İşte insanlığın yıldız şahsiyetleri Sahabiler, daima birer saadet rehberi olmuş­lardır. Türlü çile ve ıztıraplara katlanmışlar, ama arkalarındaki birçok kimseye de dünya ve Ahiret saadetini yaşatmışlardır.<br />
<br />
İlk Müslümanlardan olan Abdullah bin Huzafe de (r.a.) böyle bahtiyar biriy­di.Hz Ömer (r.a.) devrinde Bizanslılarla yapılan muharebede birçok Müslümanla birlikte esir düşmüştü. Bizanslılar, ellerine geçirdikleri esirlere önce Hiristiyanlık telkini yapar, kabul ettiği takdirde serbest bırakırlar, aksi halde çeşitli işkencelerle öldürürlerdi.<br />
<br />
Abdullah bin Huzafe’nin, Sahabenin ileri gelenlerinden biri olduğunu öğrenen Kral, ona ayrı bir ehemmiyet veriyor, Hıristiyanlığı kabul etmesi için devamlı telkinler yaptırıyordu. Fakat Abdullah bin Huzafe bu tekliflerin hiçbirisi ne kulak asmıyor, kelime-i şehadeti haykırmaya devam ediyordu. Kral henüz ümidini kesmemişti. Hz. Peygamberin yakın arkadaşlarından birisinin Hıristiyanlığı kabul etmesi, günden güne yayılarak, Bizans’ı tehdit eden Müslümanlı arasında bir panik meydana getirecek ve Hıristiyanlık alemi için büyük bir muvaffakiyet olacaktı. Onun için Kral, Hz. Abdullah’ın Hıristiyan olması halinde kavuşacağı dünyalıkları durmadan arttırıyor, yeni yeni tekliflerde bulunuyordu.<br />
<br />
En sonunda şöyle bir teklifte bulundu:<br />
<br />
“Hıristiyan olmayı kabul ettiğin takdirde, kızımı verir, seni saltanatıma ve nülküme ortak ederim.”<br />
<br />
İslam imanını bütün varlığına sindirmiş olan Hz. Abdullah, izzetle haykıra­ak şu cevabı verdi:<br />
<br />
“Değil bütün Bizans topraklarını, Arap ve Acem topraklarını da versen, bir an olsun, dinimden dönmem!”<br />
<br />
Kral, “Öyle ise öldürüleceksiniz” dedi.<br />
<br />
Hz. Abdullah ise, “Buna gücünüz yetebilir. Ama imanımı kalbimden çıkarıp atamazsınız diye cevap verdi.<br />
<br />
Sonra Hz. Abdullah çarmıha gerildi ve okçular devamlı olarak, ellerine ve ayaklarına yakın yerlere ok yağdırdılar. Bu arada yine Hıristiyanlık telkinlerine devam ediliyordu. Aynı zanıanda, bir kazan su kaynatılmış ve Hıristiyan olma­lı reddetmiş olan diğer Müslümanlardan birisi getirilmiş, kazana atılmak üzere bekletiliyordu. Derken o Müslüman kaynar suya atıldı. Etrafta bulunanlar ve Hz Abdullah yanan kemik cızırtılarını duydular. Sonra kazanın yanına Hz. Ah­lullah getirildi.<br />
<br />
Bu esnada Hz. Abdullah ağlamaya başladı: Kral Hz. Abdullah’ın korkusun­lan ağladığını zannederek, tekrar Hıristiyan olmasını teklif etti. Hz Abdullah gine tekliflerini reddetti.<br />
<br />
Kral, “O halde niçin ağlıyorsun?” diye sordu. Bu soruya Hz. Abdullah’ın ce­vabı şu oldu:<br />
<br />
“Ben korkumdan ağlamış değilim. Biz Müslümanlar <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda ölümden korkmayız. Benim ağlamamın sebebi şudur ki, ‘Başımdaki saçlarım adedince canlarım bulunsa da, onlardan her biri böyle <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> yolunda ölüme gitse,’ diye düşündüm ve böyle bir düşünce beni ağlamaya sevk etti.”<br />
<br />
İslam izzetinin müşahhas bir timsali olan Hz. Abdullah’ın bu sözleri karşısın­la Kral yeni bir teklifte bulundu:<br />
<br />
“Başımdan öpersen, seni serbest bırakacağım.”<br />
<br />
Bizans saltanatına ortaklık teklifi karşısında bile imanından fedakarlık gös­termeyen Abdullah, bir Hıristiyanın başından nasıl öperdi? Şöyle mukabil bir teklifte bulundu:<br />
<br />
“Burada bulunan bütün Müslüman esirleri serbest bıraktığın takdirde dediği­ni yaparım.”<br />
<br />
Hz Abdullah Kralın başını öpmeye giderken şöyle düşünüyordu:<br />
<br />
“Bu adamın, <img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" />’ın düşmanlarından birisi olduğuna inanıyorum. Bunun başını ise, ancak Müslüman kardeşlerimi serbest bırakacağı için öpüyorum.”<br />
<br />
Hz. Abdullah, Kralın başım öptü ve o da sözünde durarak 80 Müslüman esiri serbest bıraktı.<br />
<br />
Abdullah bin Huzafe’nin imanından gelen izzet ve fedakarlığı 80 Müslünıa­nın kurtarılmasına ve daha nicelerinin imanının kurtulmasına vesile olmuştu.<br />
<br />
Esirlerle birlikte Medine’ye dönen Hz. Abdullah, Hz. Ömer tarafından karşı­landı. Hz. Ömer, Abdullah’ı tebrik etti ve orada bulunan Müslümanlara hitaben, “Abdullah, Kralın başından öperek 80 Müslüman kardeşimizin kurtuluşurıa ve­sile olmuştur. Onun için, Abdullah’ın başından öpmek her Müslümana bir vazı­fedir. İşte ilk önce ben öpüyorum” dedi ve başından öptü.1<br />
<br />
Müslüman olduktan sonra Resulullahla birlikte bütün savaşlara katılan Ab­dullah bin Huzafe, bir ara Peygamberimiz tarafından 50 kişilik bir seriyyenin kumandanlığına da getirilmişti.<br />
<br />
Hz. Peygamber’in mektubunu İran Kisrasına götüren de o idi. Perviz adındaki Iran Kisrası Hz. Peygamber’in mektubunu yırtmıştı. Bunu haber alan Resulul­lah da, “Ya Rab! O nasıl mektubumu parçaladı ise, sen de onu ve onun mülkünü parça parça et!” demiş ve ilave etmişti: “Bundan başka kisra gelmez.”<br />
<br />
Bir müddet sonra, Perviz’in oğlu Şirviye, babasını hançerle paralamış ve Sa’d bin Ebi Vakkas da (r.a.) onun saltanatının altını üstüne getirmişti.<br />
<br />
Sağlığında Hz. Peygamberin ihbarının çıktığını gören Abdullah bin Huzafe, Hz. Osman devrinde Mısır’da vefat etti.<img src="http://www.islamiforum.net/images/smilies/Allah.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Allah" title="Allah" /> ondan razı olsun.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>