You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Im Not NormaL
ALEVÎ-ALEVÎLIK
Dördüncü halife Hz. Ali'nin soyundan gelen, onu diger sahâbeden ve diger üç halîfeden üstün tutan mezhebe mensup kimse. Alevîlik düsüncesi, ister açikça, ister gizlice, Ali'ye uyup onun Kur'an'daki nâs ve Resulullah (s.a.s.)'in vasiyetiyle imamliga tayin edildigini ileri süren; imametin* onun soyundan disari çikmayacagina inanan ve onu diger sahâbeden üstün gören zümrelerin baslattigi fikir ve siyasî kavgalarla ortaya çikan" hareketin genel adidir. Bu fikir ve harekete katilanlar, Ali'ye (r.a.) uyduklari ve onu, öteki sahâbîlerin önüne geçirdikleri için Alevî; buna taraftar olanlara da 'tarafini tutan' anlaminda "Sia"* denilmistir. Sia, Alevîligin ifade ettigi katiliktan daha mûtedîl bir kelimedir ve Islâm âlimleri Alevîlik için Sia'dan farkli olarak 'Râfiza' 'Ravâfiz' tabirlerini kullanirlar. Islâm tarihinde Hz. Peygamber'den sonra halîfe olarak Hz. Ali'yi taniyanlara, Ali'ye mensup, inanci bakimindan, Ali taraflisi anlaminda "Alevî" tabiri kullanildi. Alevîlik, halifelikte Hz. Ali'nin hakkinin yendigini, sahâbenin Hz. Peygamber'den sonra Ebû Bekr*'e bey'at etmekle, Islâm'a aykiri hareket ettigi iddiasini yansitir. Alevîler Hz. Ali'nin hilâfette hak sahibi oldugunu su sebeplere dayandirirlar: Ali*, Hz. Peygamber'in tabii olarak varisiydi. O, Islam'i ilk kabul eden kimsedir. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in amcasinin oglu ve damadidir. Islâm savaslarinin kahramaniydi. Yasadigi sürece Hz. Muhammed'in en yakin yardimcisiydi. Onun bütün islerine bakardi. Hz. Muhammed (s.a.s.) Ali'ye olan sevgisini ve güvenini bildirerek, onun kendisinden sonra halîfe olacagina isaret etmistir. Bu yüzden onlar, Ebû Bekir, Ömer* ve Osman*'in isbasina getirilisini batil saydilar. Yani bunu serîat kurallarina ve Hz. Peygamber'in sünnetine aykiri görerek bununla savasmayi dinî bir görev kabul ettiler. Ancak, Hz. Peygamber'in, Hz. Ali hakkinda söyledikleri ve Ali'nin üstünlükleri dogru olmakla birlikte, Allah Resulü benzer sözleri Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi diger büyük Sahâbîler hakkinda da söylemistir. Üstelik, hastalandiginda imamliga Hz. Ebû Bekr'i geçirmistir. Diger yandan Hz. Peygamber, kendisinden sonra müslümanlarin basina kimin geçecegini isim vererek belirtmeden bu dünyadan ayrilmistir. Böyle bir hadîs olsaydi, Hz. Ebû Bekr'in halife seçildigi sirada yapilan konusma ve müzâkerelerde bu hadîsin sözkonusu edilmesi gerekirdi. Çünkü ashâb-i kîrâm, kendi aleyhine bile olsa, Hz. Peygamber'den isittigini nakletmekten çekinmeyecek derecede üstün mezîyetlere sahiptir. Ancak, Allah Resulü'nün cenaze isleriyle ugrasmasi yüzünden, halîfe seçimi sirasinda hazir bulunamayan Hz. Ali ile bu kadar önemli bir konunun istisare edilmemis olmasi bir eksiklik sayilabilir. Fakat, Ensâr'in hilâfet konusunu müzâkere etmekte oldugu topluluga Hz. Ömer'le Hz. Ebû Bekr bile sonradan katilmisti. Bu çok önemli meselede yanlis bir adimin atilmasi endisesi ve isin kisa sürede çözülmesi zarûreti, seçimin Hz. Ebû Bekir lehine yapilmasini gerekli kilmistir. Nitekim daha sonra Hz. Ali de Ebû Bekr'e bey'at* etmistir.

Müslümanlar, Ehl-i Beyt denen 'Ali ve ailesini' öteki Ashâb-i Kîram'dan ve Allah Resulü'nün öteki halîfelerinden ayirmadan severler. Onun ailesine yapilan haksizliga ve zulme karsidirlar ve tarih içinde de karsi olmuslardir. Meselâ, Ahmed b. Hanbel* (rh.a), "Ehlü's-Sünne ve'-l Hadîs" taraftarlarinin Hz. Muhammed (s.a.s.)' in ailesine hak ettikleri muhabbeti gösterdikleri ve Ali Ibn Ebî Tâlib'in (r.a.) haklarini tanidiklari için "Ali'nin 'siasi, taraftari" oldugunu ifade etmektedir. Ayni tavri Imam-i Â'zam da takinarak Abbasîlere karsi Imam Zeyd'i desteklemistir. Bu anlamda Sia, îtikâdî ve siyasî bir mezhep olarak kabul edilirken, Alevîlik, Hz. Ebû Bekr es-Siddik'a (r.a.), Ömer el-Faruk'a (r.a.) ve Osman Zünnureyn (r.a.)'e ve daha pek çok ashâb-i kirâm'a bugz ve düsmanlik tasiyan fikirlerle dolu bir tarîkat görünümündedir. Bu ifrata sebep olan Emevilerdi. Emeviler devrinde, Ömer Ibn-i Abdulaziz'in hilâfetine kadar cuma hutbelerinde Ali Ibn Ebî Tâlib'e (r.a.) ve ehl-i beytine hakaret edilir ve lânetler okunurdu. Onlarin bu yanlis hareketleri öteki müslümanlari baglamazdi. Çünkü onlar, bütün müslümanlari temsil edemezlerdi. Hele hilâfet konusundaki olaylari göze alarak öteki, müslümanlari zalim görmek ve göstermek haksizliktir ve hakdan sapmadir. Ne Resulullah'in üç halifesi ne de Ashâb-i Kirâm, Ali Ibn Ebi Talib hakkinda düsmanlik eseri birakmamislardir. Alevîlik, zaman içinde parçalanmis ve sayisi yüze varan tarîkatlara ve yollara ayrilmistir. Ancak bunlari Imam Ebu Câ'fer es-Sâdik'in içtihatlariyla amel eden ve müslümanlarla aralarinda bir fark görmediklerini söyleyen, yeryüzünde Allah'in hâkimiyetini istediklerini haykiran Ca'feriyye ve Zeydiye kollarina bagli müslümanlarla karistirmamak gerekir. Câferî müslümanlari Sia içerisinde incelerken, dünü, bugünü ve îman-amel iliskisiyle gözönüne almak ve ona göre degerlendirme yapmak faydali olacaktir. Câferîlerle, Zeydîleri Alevîligin diger kollari olan Batînîler, * Karmatîler, * hatta kuzey Afrika ve Misir'da uzun yillar hüküm süren Fâtimîlerden, bugün Anadolu'da yasayan Alevîler'den, Lübnan ve Suriye'deki Dürzî ve Nusayrîlerden ayirt etmek gerekir.

Alevîlerden Gulât olanlar yani asiri gidenler Hz. Ali'de, diger halifelerde bulunmayan ilâhî nitelikler ve özellikler olduguna inaniyorlar. Islâm tarihinde bu görüsü ve inanci daha da ileri götürerek, Allah'in Ali'nin varliginda, insan suretinde görünüs alanina çiktigini, onun bir ilâh-insan oldugunu söyleyenler bile çikti. Ali'nin mehdi oldugunu, ölmedigini ve kiyamet gününden önce çikarak dünyada adaleti saglayacagini öne sürdüler. Bunlar "sebeîler"dir. Islâm'da ilk dînî ayrilik hareketini teskil eden ilk Alevîlik, Hz. Ali daha hayatta iken San'ali bir Yahudi olan Ibn Sebe'nin telkini ile baslamistir. Bundan sonra Ali'nin ve soyunun, hatta Ibn Sem'an, Ebû Mansur el-Iclî, Ebu'l-Hattâb, Horasanli Ebû Müslim gibi Ali ile aile bagi bulunmayan ve sadece taraftarlik yapan birtakim yabancilarin öncülük ettigi tenâsüha, ibâhaya, farzlari terketmenin caiz olduguna ve imanin, imami bilmekten ibaret bulunduguna inanan birçok Alevî kollari meydana çikmistir.

Daginik Alevî kollarini birlestiren Câ'fer es-Sâdik'*a bir aralik gidip gelen ve inanislarinda Islâm'a aykiri seyler bulundugu için kovulan, Imam Câfer'in lânetlemesine ugrayan Ebî Mansur el-Iclî ile Ebû'l-Hattâb'in ekolü, "Ismâiliye*" veya "Yedi Imam" mezhebini olusturmustur. Batinîlik adi verilen bu mezhep Yemen'de köklesmis, Irak, Iran, Horasan ve Türkistan'a kol atmis ve batida Endülüs'e kadar yayilmistir. Bu mezhepten olanlar Bahreyn'de ve Ahsâ'da Karmatiyye mezhep ve hükümetini, Kûfe'de ve Basra'da birçok ihtilâlleri, Magrip'te önce "Alevî Hükûmeti"ni, sonra Misir'da Fâtimî halifeligini vücûda getirmislerdir. Cebel-i Dürûz'da Lübnan'da yasamakta olan "Dürzîlik"le daha birçok firka ve mezhepler Batinîlikten dogmustur. Muhammed b. Nusayr de bu arada bugün Suriye, Lübnan ve Adana yöresinde sâlikleri bulunan "Nusayrîlik"i kurmustur.

Hz. Ali'nin ölümünden sonraki gelismeler, özellikle Kerbelâ olayi Hz. Hüseyin'in sehid edilmesi, Alevî toplulugun siyasî bir görüs çevresinde toplanmasina yol açti. Sonralari Sia (Siîlik) adini alan ve daha çok Iran'da gelisen Alevî mezhebinin özünü besleyen bu olaylar zinciri oldu. Islâm ordusunun doguya dogru ilerledigini gören Iran, bagimsizligini kaybedecegini anlayinca, Islâm'in içinde dogan ve gelisen Hz. Ali taraftarligini eski dîn ve siyasetleriyle kaynastirarak benimsedi. Bundan Alevîligin, bir baska kolu dogdu. Alevî inanci bu yeni ad altinda hizla gelisti. Bu inanca, ruhun bedenden bedene geçisini (tenâsüh) kabul eden Hind inançlari da yine Iran etkisiyle karisti.

Anadolu Alevîligi ise, sadece Batinîlik'in devami degildir. Yesevî, Kalenderî, Hayderî gibi Türk tarikatlarinin, Hurûfiligin, Vücûdiyye ve Dehriyye inançlarinin karistigi, bazi Türk gelenek ve göreneklerinin ve halk siirinin yasadigi bir dünyadir. Onda "tenâsüh", "hulûl", "ibâha" ve bir çesit "istirak" ilkeleriyle birlikte, Türk sölenlerini andiran âyinler de görülür. XIII. yüzyilda Anadolu'nun fikir hayatinda Orta Asya'dan ve Horasan'dan göçen bilgin ve mutasavviflarin derin etkileri olmustur. Bu arada Harezm'li göçmenler, köylere varincaya kadar Anadolu'nun dînî havasinin degismesine yol açmislardir. Bu tarihi kökenlere dayanan Alevîlik günümüzde varligini sürdürmektedir. Siîlik, Bektâsîlik ve Kizilbaslik gibi Alevî kollarinin özel törenleri, toplantilari bulunmaktadir. Bu kollarin hepsinde Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da sehid edildigi 10. Muharrem günü kutsal olup, matem günü kabul edilir. Siîler o gün, özel anma törenleri düzenler, dövünür, aglar, yakinirlar. Kizilbas ve Bektâsîler bu günün acisini çeker, fakat dövünmezler. Alevî törenlerinin en büyügü kadinlarin da katildigi "cem âyini"dir. Bu tören cuma günleri düzenlenir. Cem âyininin küçügüne "dernek" denir. Bu toplantilar sazlisözlü, içkili olur. Özel zikirler yapilir. Töreni yöneten dede tarafindan bir sure veya ayet okunur. Ayrica cem'âyininden baska "görgü âyini", canlardan birinin digerini sikâyeti hâlinde "sorgu âyini" düzenlenir. Nevrûz, hem bahar bayrami, hem de Hz. Ali'nin dogum günü sayildigi için, genellikle kutsal kabul edilir ve törenler düzenlenir .

Alevîlik Iran'da oldugu gibi Anadolu'da da daha çok siir ve edebiyatla yayilmistir. Alevîlerin büyük tanidigi yedi sair; Nesimî, Fuzûlî, Hatâî, Pîr Sultan Abdal, Kul Himmet, Yeminî ve Virânî'dir. Bunlardan Nesimî ve Fuzûlî disindakiler tam batinîdirler.

Yollarini müstakil bir dîn ekolü ve Islâmiyetin esasi kabul eden Alevîler, Hz. Peygamber, Hz. Ali, Oniki Imam ve Haci Bektas Velî'yi kendi yorumcu ve düsünürleri sayarlar.
La ilahe illallah
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: ALEVÎ-ALEVÎLIK
konuyla ılgılı o kadar farklı bılgıler sunuluyor o kadfar farklı yorumlar ortaya atılıyor kı,at ızı ıt ızıne karıstı artık...
ama alevılıgı hak bır mezhep kabul edıp,kendılerıne gore bı ınanc ve ıbadet sıstemı gelıstıren ınsancıklara da Allah akıl fıkır ve hıdayet versın...
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
Halife Ömer'in Peygamber Vasiyetine İhaneti
Halife Ömer'in Peygamber Vasiyetine İhaneti



****Selat-ü Selam Olsun iki cihan Sultanına.. Selam O nur üstüne nur olana... Muhammed Mustafa'ya inanmayan murdardır.. Gerçeklerden beridir.. Bilgiden , bilgelikten uzaktır.. O'nu bilmeyenler Yaradan'ı ve yarattıklarını bilmezler...Muhammed Mustafa'yı bilmeyen Ali'el Mürteza'nın sırrına eremez...

Degerli canlar...

Peygamber 23 yıllık çileli ve zor Resulluk görevini ifa etmişti... Veda haccın'dan dönerken.. ve yaşadığı dönemde İmam Ali'i Halife olarak işaret etti... kendi olmadığında Cemaate.. kendi yerine vekil bıraktı...

***Cibril-i Emin ... Peygamber görevinin tamam olduğunu ve cenneti Ala'ya Muhammed Mustafa'yı davet etti... Kısa bir süre sonra peygamber hastalandı... Ehl-i beyt yanında ve hüzünlüydü..

***Bu sırada bir grup sahabe Resulullah’ın ziyarete gidice

Hazret;

“Bana kağıt kalem getirin, size benden sonra asla sapmayacağınız şeyler yazayım.”

Ömer ise şöyle dedi:

“Bırakın bu adamı; şüphesiz O hezeyana kapılmıştır! Allah’ın kitabı bize yeter!”

Orada bulunan ashab ikiye bölündü; bazıları Ömer’i, bazıları da Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’i savundu. Derken orada birbirlerine girerek seslerini yükselttiler. Büyük bir ahlak abidesi olan Peygamber-i Ekrem (s.a.a) rahatsız olarak şöyle buyurdular:

“Kalkın yanımdan, benim yanımda kavga etmek doğru değildir.”

Bu, bizzat Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in huzurunda vuku bulan Müslümanların ilk fitnesiydi. Bu fitne ve bölünmeye ise Ömer sebep oldu; nifak ve ihtilaf tohumlarını ekti, Müslümanları ikiye böldü. Bu güne kadar da böyle devam etti.

Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’e böylesine cesaret edip ağır konuşan Ömer...Vasiyetin yazılmasına engel oldu, fitne ve fesat çıkardı, Peygamber (s.a.a) gibi hasta birinin başı ucunda sesini yükseltti ve adeta söverek şöyle dedi:

***“Bırakın bu adamı, O hezeyana kapılmış!”

***Halbuki Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“Muhammed sizden birinizin babası değildir, fakat o Allah’ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur.”[Ahzap/40.]

Yani Peygamber’i ismiyle çağırmayın; O’na “Resulullah” deyin. Ama bilindiği gibi Ömer edep ve İlahi emre riayet etmeksizin ismiyle çağırmaktan öte O Hazrete işaret ederek “bu adam” diye hitap etmiştir.

Acaba Kur’ân-ı Kerim’in; “O’na Resulullah (s.a.a) ve Hatem’ul- Enbiya deyin” emrine rağmen, “bu adam hezeyan ediyor” diyerek Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in makamını küçük düşüren bu insan Kur’ân-ı Kerim ve edebe aykırı davranmamış mıdır? Halbuki bilindiği gibi Peygamber (s.a.a) son nefesine kadar nübüvvet ve ismet makamından ayrılmamıştır. Özellikle de tebliğ ve doğru yola erişme yolunda hezeyana kapılmamıştır. Bunun aksini iddia eden ise onu tanımamış ve iman etmemiştir.

***Hiçkuşkusuz...Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in özel sıfatlarından biri ismet (masumiyet)tir; ki ölünceye kadar Peygamber (s.a.a)’den ayrılmaz. Özellikle de insanları irşat ve doğru yola hidayet etme makamında; “Sizin sapıklığa düşmemeniz için size bir şeyler yazmak istiyorum” deyince...

Dolayısıyla doğru yola hidayet etme ve irşat makamında olduğu için de ismet makamındaydı ve Allah-u Teala ile irtibat halindeydi. Nitekim Kur’ân şöyle buyuruyor:

***“Peygamber heva heves üzere konuşmaz, o (söz) vahy edilen bir vahiydir.”

***“Resulün size verdiklerini alın.”

***“Allah’a ve Resulüne itaat edin.”

Şüphesiz hezeyan kelimesi açıkça bir sövüştür; “bu adam” tabiri de apaçık bir ihanettir.Eh şimdi el-insaf diyelim... Bırakın Peygamberi. Eğer birisi bir topluluk arasında size işaret ederek; “bu adam hezeyan ediyor” derse, ne düşünürsünüz?! Üstelik bizler masum da değiliz, hezeyana da kapılabiliriz. Size söylenen bu lafı edep ve saygı mı kabul edersiniz, yoksa ihanet ve hakaret mi?

Eğer edepsizlik ve saygısızlık sayarsanız, Peygamber’e nispet daha büyük edepsizlik ve saygısızlıktır. Dolayısıyla Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’e bu lafı söyleyenden uzak durmak, her Müslümanın görevidir.

Halbuki Allah-u Teala Kur’ân’da apaçık Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’i, Resulullah ve Hatem’un- Nebiyyin olarak anmaktadır.

Lütfen sevgi, nefret ve bağnazlığı bir kenara bırakın. Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’i Resulullah ve Hatem’un- Nebiyyin diye çağırmayan, O’na saygı göstermeyen ve hatta; “bu adam hezeyana kapılmış” diyen birisi birisi hakkında akıl ve insafınız neyi hükmetmektedir?

“Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşersiniz.”[Ahzab/36]

iyice düşünecek olursanız, Ömer’in yaptığı şeyi anlayacaksınız. Zira Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in emrine uymamak, vasiyetine engel olmak ve hezeyana kapıldığını söylemek, Peygamber (s.a.a)’i oldukça rahatsız etmiş ve dolayısıyla onları yanından dışarı çıkartmıştır.

Bizler...Ömer gibi...Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’e yapılan bu ihanet, küstahlık, sövmek ve ümmetin dalalete düşmemesine sebep olacak vasiyetin yazılmasına mani olmak gibi nedenlerden dolayı.... asla o tezgahtaki kimselere itaat edemeyiz. Akıl, ilim ve insaf ehli herkes, Ömerin yaptıklarının akıl ve mantığa dayanmadığını, heva ve heves üzre olduğunu bilir....

Ez-cümle...Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in vasiyet edip ümmetin vazifesini belirlemesine engel oldular; Peygamber'in risaletinin mükafatı olarak ömrünün son anında O Hazrete ihanet ve sövgü yağdırdılar.

Vasiyet etmesine engel olmasalardı, hilafet işi daha çok açıklığa kavuşurdu, Resulullah (s.a.a)’in hilafetle ilgili önceki sözleri pekişmiş olurdu. Ama bilindiği gibi kurnaz siyasetçiler bunu anlayarak Peygamber (s.a.a)’in vasiyet yazmasına engel oldular....

Saygılarımla...

Not: yukardaki acı ve elim hadiseyi.. Alevi-bektaşi kaynaklarına dayanıpta anlatlatsaydık.. kuşkusuz bu yazdıklarınız yanlandır diyeceklerdi.. Bu yüzden... bu şekilde olduğu gibi anlatanları tastike eden ve akratan sünni alim ve ulamaların listesini de aşağıda sunmak isteriz...

***Buhari Sahih’in c. 2, s. 118’inde,

***Müslim Vasiyyet kitabının sonunda,

***Hamidi Cem’un Beyn’es- Sahihayn’de;

***imam Ahmed bin Hanbel Müsned’in c. 1, s. 222’sinde,

*** İbn-i Ebi’l- Hadid Nehc’ul- Belağa Şerhi’nin c. 2, s. 563’ünde,

***Kirmani Şerh-u Sahih-i Buhari’de,

***Nevevi Şerh-u Sahihi Müslim’de,

***İbn-i Acer Savaik’te,

***Kadı Ebu Ali, Kadı Ruzbehan, Kadı Ayyaz,

***imam Gazali, Kutbuddin Şafii, Muhammed bin Abdulkerim Şehristani, İbn-i Esiri, Hafız Ebu Naim İsfahani, Sibt bin Cevzi
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
Halife Ömer ve Ve İslam Tarihinde İlk Bölünme-1-
Peygamber Hakk'a yürüdüğü gün... Hz. Ali, Abbas oğlu Fazıl Ve Haşim oğullarından bazısı, peygamber'in defin, kefen ve cenaze namazı ile uğraştıkları sırada öteki müslümanlar halifelik makamı için kavgaya başladılar.. Ensar'dan da bir kaç kişi o topluma karıştılar.. Aralarında çekişme uzadı. Bazen Ebu bekir, Ömer'e elini ver biat edeyim" dedi bazen Ebu Huzeyfe'ye halife olmayı teklif ediyorlardı.. Ve Bir arada Ebu Übeyde halife olsun diyorlardı. bir çok çekişmeden sonra ensar olanlar dediler ki:

" Bizden bir halife, sizden bir halife olsun"

Sonra, Ensar'ın büyüğü olan Übeyde oğlu Saat'a halife olması önerildi. Saad razı olmadı ise de sonunda Ensardan olanların sonsuz istekleri üzere halife olmayı kabul etti.

Fakat Saad'ın oğlu Kays, Babasının hilafeti kabul ettiğini görünce, kılıcı çekip babasının başı üzre durup dedki: Ey baba! Ebu Talip oğlu Ali ile halife olmakla rakip oluyorsun. gadir-i Hum çölünde yüce Tanrı'nın emri ile, Tanrı'nın peygamberi, Ali'nin elinden tutup "O'nu size halife ve imam ettim" buyurunca, sizlerin hepiniz razı olup biat ederek tebrik ve duada bulundunuz. şimdi ne yüzle tanrı'nın hükmüne karşı duruyorsunuz. Peygamber bugün aranızdan henüz gitmişken.

Ey baba! Yüce ve aziz tanrı'ya and olsun ki bu davadan vazgeçmezsen başını bedeninden ayıracağım.

Übeyde oğlu Saad, oğlunun bu konuşması üzerine halife olmayı istemedi, davadan vaz geçti.

Daha sonra, Ensardan başka birilerine teklif ederlerken, hattap oğlu Ömer, yerinden kalkıp:

"Bir kına iki kılıç sığmaz"

Halifelik işini iki kişi yönlendiremez, halifelik böyle yürütülemez, diyerek kılıç elinde Ebu Bekir'in üzerine yürüyüp:

Ebu Bekir'e "... Çok laf söyleme, çabuk elini uzat biad edeyim" dedi."

Yukarıda ismi geçen Übeyde oğlu Saad ve hattap oğlu ömer, Ebu bekir'e biat ettiler. Sonra, Ebu Übeyde ve yanlış yola sapan sahabelerden bir kısmı birer ikişer gelip biat ettiler.

Daha sonra , hattap oğlu Ömer, elinde kılıç gezip.. sahabenin ileri gelenlerini birer ijkişer toplayıp zorla biata götürdü. Üç gün böyle geçti. peygamberin cenazesinde bulunmadıkları için şefaatinden mahrum kaldıklarını anladıklarında... peygamberin cenazesini türbesinden çıkarıp cenaze namazı kılmak istediler. Tam bu sırada Hazreti Ali, iki başı demirlenmiş bir asayı eline alıp, Peygamber'in kabri üzerinde durdu ve yemin etti:

".. Peygamber'in kabirden çıkarılmasına müsaade etemem. Bu hususta sizlerin hepinizi öldürürüm" diyince,

Muaviye, Ebu bekir'e dedi ki:

".. gel, bu muameleden vaz geç. Çünkü, ben Hazreti Peygamber'den, duydumki:

"Kardeşim Ali başına kırmızı sarık sarıp eline kılıcını aldığı zaman Doğudan batıya kadar olan inasanlar ona hücum etseler hepsini öldürür."

Bu sözü Muaviye'den işitince, o işten vazgeçip Paygamber'in mezcidinde toplandılar.

Ebu Talip oğlu Hz. Ali (as) o toplantıda hazır bulundu. Peygamberin büyük sahabeleri ve haşim oğullarından bazısı bir tarafa toplandılar. Konuşlamlar uzadı. Hz. Ali mescidte toplanan insanlara hitaben şöyle seslendi:

Hazreti Peygamberi yıkamaya ve kefenlemede hazır bulunmadınız. cenaze namazında bile bulunmadınız. tanrı ve de Peygamber emri gereği hilafet makamı bana verilmişken, Saad oğullarının Sakifesinde toplanıp Tanrı'nın ve Peygamber'in emrine karşı gelerek bir kaç kişinin oy birliği ile halife ve imam tayin ettiniz.

Bu sırada Affan oğlu Osman, Avf oğlu Abdulrahman ve Zehre'nin oğulları da hazır oldular. Ömer ile Übeyde ayağa kalkıp Ümeyye ile Zehre oğullarını Ebu Bekir'e biat etmek için davet ettiler, onlarda biat etti. Bunların da Hz. Ali'ye Peygamber'in sağlığında bile düşman oldukları biliniyordu. Ömer , Hz. Ali'nin yanına gelip dedi ki: halkın çoğu biat ettiler. Sen ve haşim oğulları da her halde Ebu Bekir'e biat etmelisiniz.

Tam bu sırada, Zübeyir elini kılıcına atarak şöyle dedi:

".. Yazık sana, Ey hattab "oduncunun " oğlu! Ebu Talip oğlu Ali, Peygamber'in kardeşi ve de amcasının oğludur. Abdullah ile Abbas ise Haşim oğullarının büyüğü ve ashabının seçkin insanlarıdır. Bu ashabı ne yüzle azarladın. Ebu Kuhafenin oğlu Ebu bekir'in biatına davet ederek böyle işe karışıp el uzatıyorsun. halbu ki bu işe peygamberin akrabası hazırdır. İmamet ve halifeliğin şartları onlarda bulunuyor" diyerek kılıcı Ömerin başına vurmak istedi. Ancak topluluk buna izin vermedi.

Kargaşa çıkınca Hz. Ali, haşim oğullarına engel olup buyurdu ki: Sizin kılıç çekmenize Tanrı'nın izni yoktur. Bu konuda bizler sabır ve sulh etmeye emrolunmuşuz.

Saygılarımla


(Devam Edecek)
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: ALEVÎ-ALEVÎLIK
(... Birinci böümün devamı...)

Daha sonra, münafıkların bazısının kendi arzuları ile bazısının da istemeyerek Ebu bekir'e biat ettiklerini gören Hz. Ali (a.s) Ömer, Ebu bekir ve oradaki halka yüzünü çevirip şöyle seslendi:

Hz. Ali :

"Ey ashap! Sizler peygamber'in emrine karşı gelerek Tanrı'nın hükmünü yapmaz oldunuz: Bu İmamet işinde Hak sahibi olan benim. Müslümanların tümünden daha fazlasıyla Peygamber'e yakın olan benim. Bu İmamet makamına herkesten daha çok münasip ve laik benim. Peygamber'ine halife (yardımcı) olmak benim hakkımdır. Tanrı'dan korkun, Peygamber'den utanın benim hakkımı bana bırakın..."

Bu sırada Ömer kalktı şöyle dedi: Cümlemizi öldüreceğini bilsek bile sana biat etmiyeceğiz. Bunu kesinlikle böyle bil. Zorla da olsa Ebu Bekir'e biat etmezsen senden el çekmeyeceğiz.

Hz. Ali Şöyle cevap verdi:

"..Ey Ömer! Kudret sahibi tanrı'ya and olsun ki senden ve sana tabi olanlardan asla korkum yoktur. Seni bir ölü sinek bilirim. Ancak, Tanrı'nın ve peygamber'in emri gereği kılıcımı kınından bile çıkarmamaya emrolunmuşum. Susmam için Tanrı'nın emri olmasaydı, yeryüzünde Riyakarlardan hatta senin gibi münafık ve peygamberine düşmanlardan bir tek kişi bile bırakmaz... hepinizi derhal öldürüp kafalarınızı bedenlerinizden ayırıp perişan ederdim. Ancak sadece sabredip Tanrı'ya şikayette bunurum.

Ebu Bekir ve Übeyde dediler ki:

"... Ey Peygamber'in amcasının oğlu! Biz senin peygamber'e yakınlığına faziletine bir şey diyemeyiz. Ancak sen gençsin. ve 30 yaşındasın. Ebu Bekir ise ise ihtiyardır. Halkın zahmetine yaşlılar katlanırlar. Tanrı sana ömür verir ise yine hilafet makamı sonunda senindir. Şimdilik ses çıkarmayıp, yatan fitneyi uyandırmayasın...

Hz. Ali buyurdu ki...

".. Ey muhacir ve Ensar! Tanrı'dan korkun. Peygamber'in tertemiz ev halkı olan Ehl-i Beyt masumdur. Bu ilahi makam onlara ait olup başka insanlara laik değildir.

Tanrı'ya and olsun ki sizin yaptığınızı, hiç bir ümmet yapmaz. Yaptığınız işi halen doğru görüyorsanız, kıyamette Tanrı'nın Peygamber'ine ne cavap vereceksiniz? Veda Hacc'ından sonra Gadir-i Humm'da "Ben kimin mevlası (emir sahibi) isem Ali'de onun efendisidir" hadisini Peygamber'den kim duyduysa bu toplantıda olanlardan Tanrı rızası için doğru söylesinler.

Bu konuşmalardan sonra.. topluluk içinde Ebu Bekir'e biat eden 12 kişi ayağa kalktı yukarıdaki hadisin doğru olduğunu söyledi. ve mecliste tastik ettiler. O zaman Ömer, Hz. Ali'ye biat olunur diye telaşla meclis toplantısını dağıttı.

Bu olayın ikinci günü, Peygamber'in sahabelerinden ileri gelen on iki kişi Ebu Bekir, peygamber'in minberine çıktığı zaman öldürülmesi" için karar aldı. Sonradan Hz. Ali'ye danışmadan böyle bir iş yapmanın doğru olmayacağını düşündüler. Hz. Ali'nin yanına gelerek: Ya Ali! hakkını başkalarına nasıl bırakırsın? Tanrı'nın peygamber'i senin hakkında

"Ali Hak ile Hak Ali iledir" buyurmuşlardır.

Bunu söyledikten sonra, Ebu bekir'i minberden indirmek için aralarında anlaştıklarını söylediler ve bu konuda emriniz nedir? diye sordular...

Hz. Ali onlara buyurdu ki...

" Yüce Tanrı'ya and olsun ki siz böyle bir iş yaparsanız, Haşim oğulları hep size yardıma gelirler, her taraftan kılıçlar oynar. Ancak bu durumun önüne almak benim üzerime düşer.

Çünkü Tanrı'nın Peygamber'i bana şöyle haber vermiştir:

"... Ey Ali! Benim Ümmetim benden sonra sana zulm edecekler, sözlerinde durmayacaklar. Ya Ali! Sen bana Harun ile Musa gibisin Nasıl ki İsrailoğulları, yerine vekil bıraktığı Harun'u bırakıp buzağıya tapmayı kabul ettiler, benim ümmetim de seni bırakıp başkasına uyacaklar."

Hz. Ali...Peygamber'e

" Ey Tanrı'nın Peygamberi! O vakit geldiğinde, Nasıl hareket edeyim? Ne buyurursun? diye sordum. Buyurdular ki: Ey Ali! Sabret. Onlar ile savaşma. Çünkü kılıçlar çekilirse: Kur'an-ı Kerim'in Ena'am suresinin 95. ayeti

"Ölüden diri çıkarır, diriden ölü". gibi olur yani neticesiz olur. O gün geldiğinde Kafir ve müslüman birbirine karışacak ve ayırt edilemeyecektir.

Ey Ali! Tanrı'nın emri böyledir ki sabr ve tahammül edip evinde oturmalısın. Hatta mazlum olduğun zaman bana kavuşasın"
Hz. Ali ashabı bu sözlerle yatıştırdı..

..............................................
.............................................


Günlerden cuma idi. Ashap gelip Peygamber'siz, minberin karşısına oturmuşlardı. Ebu Bekir, minber'e çıkınca, Hz. Ali taraftarlarından oraya gelen ashapların en büyükleri ayağa kalkıp:

Ey Ebu Bekir! Yüce Tanrı'dan kork. Kötü iş yapma, diye ayıpladılar. Ebu Bekir onların dediklerini işitince aciz kaldı..

"Beni seçtiler... ama ben hayırlınız ve de makbulünüz değilim" dedi bu cevaptan başka cevaba kadir olamadı.

Devam edecek...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: ALEVÎ-ALEVÎLIK
(....2. Bölümün Devamıdır. Tam hüsniye kitabından yararlanılmıştır.)

.....Günlerden Cuma idi. Ashap gelip Peygamber'siz, minberin karşısına oturmuşlardı. Ebu Bekir, minber'e çıkınca, Hz. Ali taraftarlarından oraya gelen ashapların en büyükleri ayağa kalkıp:

Ey Ebu Bekir! Yüce Tanrı'dan kork. Kötü iş yapma, diye ayıpladılar. Ebu Bekir onların dediklerini işitince aciz kaldı..

"Beni seçtiler... ama ben hayırlınız ve de makbulünüz değilim" dedi bu cevaptan başka cevaba kadir olamadı. ( yani ben sizin hayırlınız delilim beni terk edin)

Bu sırada Ömer yerinden kalktı: "Ey Ebu bekir! Madem ki bunlara cevap vermeye kudretin yoktur, minberden inmeye bak dedi.

Ebu Bekir, minberden inip evine gitti. Üçgün dışarıya çıkmadı. Dördüncü gün, velid oğlu Halid, salim mevla ve Ebu Ubeyde 6000 kişilik münafık bir araya getirdi. Hz. Ali (as) ve Ehl-i beyt düşmanı olan bu insanlar başlarına Ömer'i geçirdiler.. Ellerinde kılıç Peygamber'in mescidine girdiler...


Hz. Ali ve ashabın ileri gelenleri içeriydeydi.. Ömer, Burada bulunanlara dedi ki:

"... Tanrıya and olsun ki bugün sizden hiç kimse ağzını açmasın, yoksa kılıç ile başını gövedesinden ayıracağım. Saad oğlu halid ise Ömer'e şöyle cevap verdi:

"... Ey hattab (oduncunun ) oğlu Ömer! Bizleri senin gibi kılıçtan dönme bu münafık ve iki yüzlü askerlerle mi korkutuyorsun? Bizim kılıçlarımız sizin kılıçlarınızdan keskindir... her ne kadar sayımız az isae de tanrı'nın Arslanı Hz. Ali bizimledir... Eğer bu konudaki emir ve itaat bizlere farz olmasaydı sizinle savaşırdık.... Hz. Ali... Halid'i sakinleştirdi..

Tam bu sırada Selman-i Farisi ayağa kalktı, ".. Allah'u Ekber!- Allah Büyüktür- Eğer yalan söyler isem. Bu iki kulkağım sağır olup kopsun. Ben Tanrı'nın peygamber'i Hz. Muhammed (sav) den kulaklarımla şöyle buyurduklarını işittim:

".. Bir vakit gelecek, benim kardeşim ve amcamın oğlu kendi dostları ile benim mescidimde otururlarken ansızın cehennem köpeklerinden bir grup gelip ona hucüm edecekler."

Peygamber'in söylediği "cehennem köpekleri" işte sizsiniz . Buna gözlerimle ile inandım.

Ömer, bu sözü Selman'dan işitince, kılıç elinde Selman'nın üzerine yürüdü. Hz. Ali (as) ileri atılarak Ömer'i yakasından tutup çekince elindeki kılıç bir tarafa, başındaki sarıkta bir tarafa fırladı... Ömer halk arasında böylece rezil oldu. ... Bu durum karşısında bir taraftan Ebu Bekir diğer tarafdan da pek çok münafık Ömer'i bir kenara oturtup teskin ettiler...

Hz. Ali.... Munafıklara ve Ömer'e dönerek:

"Ey Ömer! senin nasıl müslüman olduğunu ve savaşlardaki kahramanlığının derecesi herkesce biliniyor. Ben ve kılıcım Zülfikar'da herkesçe bilinir... Dedikten sonra Peygamber'e salavat getirdi... ve ashaba rahmet okuyup Peygamber'in mescidinden ayrıldı...

Allah Eyvallah
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
Hz. Ali'nin Halifeliği ve Kur'an-i Deliller
Peygamber sünnetinin gerçek taşıyıcısı olan Hz. Ali'nin velayetin nuru olduğu konusunda Kur'an ve Peygamber sözleri hakkında bahsedeceğim...

".... Ey Peygamber! Allah'tan sana indirilen emri bildir! Şayet bu emri bildirmezsen elçikiğini eda etmemiş olursun ve Allah seni insanların şerrinden korur! Allah küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez." Maide suresi 67. ayet)

Degerli Canlar... Bu ayet Hz. Ali'nin halifeliğinin hak olduğu ve velayetin asıl temsilcisinin Hz. Ali olduğu hakkında inmiştir...

Hz. Peygamber... Veda Hac'ından sonra...Medineye doğru kalabalık bir toplulukla ilerliyordu( Zilhicce ayının 18. günü idi)... Bu sırada Cibril-i Emin gelir... Yukarıda verilen ayet nazil olur..

Peygamber bu haberi aldığında, sel sularından oluşmuş bir gölün etrafına varmıştı... Bu gölün adı Humm'dur. Bu nedenle buraya Gadir-i Humm Türkçe'siyle Humm Gölü denir... Peygamber burada ibadet ve ayet'in duyurulması için mola verdi. Gün öğlen vakti idi yakıcı bir sıcaklık vardı...

Peygamber... İbadetten sonra... kendisi için deve hamutlarından yapılan yüksek bir yere çıkar ve yanına Hz. Ali'yi alır... Herkesin onu görebilmesi ve duyabilmesini ister. Peygamber Efendimiz Allah'a hamd ve sena ettikten sonra...

Hz. Muhammed (sav.):

"..... Ey insanlar! Ben sizleri Kevser havuzunun başı ucunda bekleyeceğim! Bu havuzun genişliği Busra (Şam'a yakın bir yerin adı) ve San' (yemendeki şehir) arasındaki mesafe kadardır! Bu havuzun etrafında yıldızların sayısı kadar kadeh vardır. Sizin aranızda bırakacağım değeri ağır iki emanete karşı tutumunuzu göreyim!..

Toplum arasından iki kişi ayağa kalkarak şöylke dedi: " Bu değeri ağır olan iki emanet nedir?

Peygamber:

" Emanetlerin biri Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'dir. Bir tarafı şanı yüce ALLAH'ın elinde ve Öbür tarafı sizin elinizdedir. Diğer emanetim ise... EHL-İ BEYT'imdir! İkisine tutunursanız asla yoldan çıkmazsınız... Latif ve haberdar olan Allah bana, iki emanet husunda; İkisinin bana Kevser havuzuna ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmayacaklarını bildirdi!... Aksi takdirde yok olup gidersiniz!..

Bunun üzerine Yanında Duran Hz. Ali'nin elini tutarak o kadar havaya kaldırdı ki, ikisinin koltuk altları herkesce göründü ve şöyle buyurdu:

" Ey insanlar! insanların içinde müminlerin üzerine kim emir sahibidir?

Cevap verdiler ki; "Bunu Allah ve Peygamberi daha iyi bilirler"

Peygamber Şöyle Devam etti:

" Allah benim emir sahibimdir!.. Ben de müminler üzerine kendi nefislerinden ziyade emir sahibiyim! Ben her kimin nefsi üzerine emir sahibi (mevlası) isem, biliniz ki, Ali'de o kişinin üzerine emir sahibidir (mevlasıdır)!

Peygamber Efendimiz bunları buyurduktan sonra Hz. Ali'nin ellerini bırakarak iki elini semaya açtı ve şöyle buyurdu:

"Ey Allah'ım! Ali'yi böyle kabul edene Sen dost ol ve onu inkar edene de düşman ol! Ali'yi seveni Sen de sev ve onu sevmeyeni sen de Sevme; Ali'ye yardımcı olana sen yardımcı ol ve onu terk edeni de sen terk et; Hak Ali iledir! Burada hazır olanlar, hazır olmayanlara söylediklerimi bildirsin!"
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.