Mesaj önizleme  Konuyu Gönder 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Şiiliğin Doğuşu
Yazar Mesaj
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #1
Şiiliğin Doğuşu
Özet:

İslam’ın büyük fırkaları kendi mezheplerinin asaletini ispatlamak için mezheplerinin kökünü Resul-i Ekrem’in (s.a.a) döneminde aramaya gayreti içindedirler.

Şia mektebinin ortaya çıkışı hususunda İslam düşünürleri ve tarihçiler tarafından çeşitli görüşler sunulmuştur. O görüşlerden biri de Şiilik mektebinin Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde ortaya çıkma görüşüdür. Bu görüş genelde Şii âlimleri tarafından ileri sürülmüş ve kimi Ehlisünnet âlimi ve oryantalist de bunu teyit etmişlerdir. Bu görüşün ispatı için genel olarak sunulan kanıtlar Hz. Ali (a.s) hakkında Resul-i Ekrem’den (s.a.a) nakledilen hadisler, tarihi olaylar ve o hazrete yorulan birkaç ayetin tefsiridir. Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde özel bir grup “Ali’nin Şia’sı” olarak tanınmaktaydı. Yine Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) özel ilgi göstermesi ve hazretin Ali (a.s) ve Şiaları hakkında tefsir ettiği bir ayet belirli bir grubun o hazrete uymasını sağlamıştır. Bu kanıtlar ve tarihi belgeler sayıları az da olsa az bir grubun Peygamber (s.a.a) döneminde Ali’nin Şia’sı olarak tanınmalarının göstergesidir. Gerçi bu dönemde Şiiliğin İslami bir fırka olduğu söz konusu olmamıştır, ancak az sayıdaki bu grubun Şia olarak var olması inkâr edilmez bir gerçektir.

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 02:49 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #2
RE: Şiiliğin Doğuşu
Görüşlerin Değerlendirilmesi

Şiilerin genelinin, bazı Ehlisünnet araştırmacıları ve oryantalistlerin görüşüne göre Şiilik Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde tarihi geçmişi olan asil bir fikri akımdır. Bu görüş Şiiliğin siyasi alandaki manifestosunun çok önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Şii âlimleri arasında Kaşifu’l-Gita (m. 1373), Şeyh Muhammed Rıza Muzaffer[1] (m.1383), Muhammed[2] Hüseyin Zeyn Amili[3], Muhammed Cevad Muğniye[4], Abdullah Nimet[5] ve Türk tarihçi Abdulbaki Gölpınarlı[6] (m.1982) bunun senetlerini kendi eserlerinde kaydetmişlerdir.

Bu tarihçiler ve yazarlar Şiiliğin ortaya çıkış tarihi konusunda Şiiliğin Resul-i Ekrem’in (s.a.a) döneminde ve o hazretin kendi eliyle başlatıldığını savunmuşlardır; gerçi Şiiliğin faaliyeti Resul-i Ekrem’in (s.a.a) vefatından sonra İslami ve siyasi bir mezhep olarak Hz. Ali’ye (a.s) uymakla başladığı daha meşhur bir görüş haline gelmiştir.

Şii yazar Muhammed Hüseyin Kaşifu’l Gita konuyla ilgili şöyle der: “Şiilik tohumu İslam tohumlarıyla beraber aynı zamanda serpilmiştir.[7] Bir başka Şii yazarı Muhammed Hüseyin Muzaffer şöyle diyor: “Şiiliğe davet Resul-i Ekrem’in (s.a.a) “La İlahe İllAllah” kelimesine davet ettiği dönemden itibaren başlamıştır. O, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Hz. Ali (a.s) hakkında Haşimoğulları’nı topladığı vakaya ilişkin buyurduğu sözüne istinat etmiştir ki Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Şu (Ali) benim kardeşim, varisim, vezirim, vasim ve aranızdaki halifemdir. Sözünü dinleyin ve ona itaat edin!”[8]

Bir başka Şii yazar Muhammed Hüseyin Zeyn Ali şöyle diyor: “Allah Resulü’nün (s.a.a) sahabesi arasında şu dört kişi; Ebuzer Gifari, Selmani Farisi, Mikdad b. Esved ve Ammar b. Yasir Ali’nin (a.s) Şiileri olarak tanınmaktaydılar.”[9]

Muhammed Nimet ise görüşünü şöyle bildirmiştir: “Şiilik ilk kez bir mezhep ve fırka olarak Sakife’de ortaya çıkmıştır. Ancak oluşum olarak ilk kez Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde doğmuş ve ortaya çıkmıştır.”[10]

Sa’dul Eş’ari Kummi (m.299 veya h.301), Nevbahti (m. 310) Şiiliğin Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde varlığından bahsetmiş ve onu İslam’ın ilk fırkası olarak bilen kimselerdendir.[11]

Ebu Hatem Razi ise görüşünü şöyle dile getiriyor: “Şia, Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde Hz. Ali’nin (a.s) yanında yer alan Selman, Ebuzer, Mikdad b. Esved, Ammar Yasir ve diğer samimi arkadaşlarına verilen isimdir ve onlar bu isimle tanınmaktaydılar. Allah Resulü (s.a.a) Ali’nin (a.s) Şiileri olarak bilinen bu kimseler hakkında şöyle buyurdu: cennet, dört kişiye görmeye müştaktır; onlar Selman, Ebuzer, Mikdad ve Ammar’dır. O günden itibaren günümüze kadar Ali’nin üstünlüğüne inanan herkese Şii denilmiştir.”[12]

Ehlisünnet âlimleri arasından Muhammed Kürd Ali’de (m.1953) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) sahabesi arasında Ali’nin (a.s) Şiaları olarak bilinen kimselerin varlığını kabul etmiştir. Onlar; Selmani Farisi, Ebuzer Gifari, ammar Yasir, Huzeyfe b. Yeman, Huzeyme b. Sabit, Ebu Eyyubi Ensari, Halid b. Said b. As ve Kays b. Sa’d b. İbade[13] gibi şahısları o hazretin Şiileri olarak belirtmiştir. Yazar konuyla ilgili olarak şöyle demiştir: “Resul-i Ekrem’in (s.a.a) sahabesinden bir grup Ali’nin Şia’sı olarak tanınmaktaydı.”[14]

Alman yazar Shubert’de konuyla ilgili şöyle görüş belirtmiştir: “Resul-i Ekrem (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu: Allah’ın en üstün kulları sen ve senin Şiilerindir. Benimle sizin vadeniz (buluşma yerimiz) Kevser Havuzu’nun başıdır. İnsanlar hesap vermek için oraya geldiklerinde sizler “Seçkin ve büyük şahsiyetler” olarak çağrılacaksınız!”[15]

Yine bu konuyla ilişkin Seyyid Muhammed Bakır Sadr (m.1400) şöyle diyor: İslam Peygamberi (s.a.a) İslam’ı istenilen kemale erdirmek için, bizzat kendisinden sonra planlı bir program hazırlıyordu. Merhum Sadr bu mukaddimeyi açıkladıktan sonra sözlerine şöyle devam ediyor: “Şiiliğin, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) doğal olarak mantıklı davetini başlattığı o zaman ve şartlarda misyonunu üstlendiği dönemde başladığını söyleyebiliriz.”[16]

Bu görüşü savunan kimseler şuna inanmaktadırlar; Şiilik mezhebinin geçmişi İslam’ın geçmişiyle aynıdır.[17] Yani İslamiyet’in başlamasıyla beraber Şiilikte başlamıştır. Bu görüşü savunanlar Şiiliğin fikri bir akım olarak Resul-i Ekrem’in (s.a.a) vefatından sonra Hz. Ali’nin (a.s) imametine nassın gereği ile inanmış ve onun İslam’ın doğuşuyla ortaya çıkmasından öteye Şiiliği Resul-i Ekrem’in (s.a.a) risaletinin bir parçası olarak görmüşlerdir.

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 02:50 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #3
RE: Şiiliğin Doğuşu
Bu Görüşün Beyanı
Bu görüşe göre İslam’ın ilk ortaya çıktığı ve Yevmu’d-Dar vakasında Resul-i Ekrem (s.a.a) “(Önce) en yakın hısımlarını uyar”[18] ayetinin hükmü gereği kendi kabilesinin bireylerini misafirliğe davet etti ve onlardan Müslüman olmalarını istedi. Sonra onlara şöyle buyurdu: “İçinizden hanginiz benim kardeşim, vasim ve halifem olarak bu işte bana yardım edecek!” O kabalıkta Resul-i Ekrem’in (s.a.a) davetine Hz. Ali’den (a.s) başka icabet eden olmadı. Resul-i Ekrem (s.a.a) elini Hz. Ali’nin (a.s) boynuna koymuş bir halde misafirlere şöyle buyurdu: “Bu (Ali) benim kardeşim, vasim ve aranızdaki halifemdir. O halde sözünü işitin ve ona itaat edin!”[19]

Seyyid Muhammed Bakır kendi kitabında şöyle diyor: “Resul-i Ekrem (s.a.a) kendisinden sonra İslam’ın geleceğini düşünüyor ve bu iddiaları akli ve nakli belgelerle ispatlamaya çalışıyor ve bu doğrultuda şöyle yazıyor: “Resul-i Ekrem (s.a.a) vefatından sonra İslam’ın geleceği için kendi hayatı döneminde olumlu bir strateji belirledi ve bu iş için de girişimde bulundu. Allah’ın emriyle yerine birini seçerek davet ruhunu vücudunun derinliklerine aşıladı. Sonra İslam’ın fikri merciliğinin ve siyasi önderliğinin onda şekillenmesi ve Resul-i Ekrem’den (s.a.a) sonra Ensar ve Muhacirlerden oluşan agâh bir kurulun yardımıyla İslam’ın önderliğini ve ümmet inancının yeniden yapılandırılması için onu hazırladı. Bu işi ümmet rehberlik sorumluluğunu kabullenmeye liyakat bulana kadar devam ettirecekti. Bu yol İslam’ın geleceğini garanti altına alacak ve İslam’ın ilerlemesi yolunda sapmalardan uzak kalmasını sağlayacak tek sağlıklı yoldu. Nitekim Resul-i Ekrem’de (s.a.a) bunu yaptı ve hayata geçirdi.[20]

Gerçek şu ki Peygamber (s.a.a) efendimiz döneminde dini, siyasi ve toplumsal alandaki yegâne şahsiyet Allah resulünün kendisiydi ve o hazretin sözü bütün konuşmalarda ve söyleşilerde Müslümanlar arasında “Faslul Hitap” yani bağlayıcı olarak kabul edilirdi. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) varlığı Müslümanlar arasındaki ihtilafların giderilmesini sağlıyordu. Öyle ki kimse Allah Resulü’nün (s.a.a) sözünün karşısında aleni olarak siyasi bir muhalefet etmeye cesaret edemiyordu.

Hal böyle iken Allah Resulü’nün (s.a.a) hayatı döneminde kâfir ve müşriklerle yapılan savaş ve cihatlarda Müslümanlar arasında çeşitli siyasi eğilimler göze çarpmaktaydı ki bunların etkisi siyasi ve nizami alanlarda kendini gösteriyordu. Gerçekleşen çeşitli hadiselerde Peygamberin (s.a.a) sahabesi arasında yavaş yavaş sevgiler ve nefretler belirmişti. Resmi olmayan bazı küçük gruplar ortaya çıkmıştı. Bir grup büyük ve önde gelen sahabe Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bisetinin ilk başlarından itibaren Hz. Ali’ye (a.s) sevgi duydular ve “Ali’nin Şiileri” olarak tanındılar. Resul-i Ekrem’de (s.a.a) Şia ismini onlar hakkında kullanmış ve defalarca onlara “Ali’nin Şiileri” diye hitap etmiştir.[21]

Resul-i Ekrem (s.a.a) Ali’nin (a.s) Şiilerine birçok müjdeler vermiş ve bizleri onlara uymaya tavsiye etmiştir. Şia ismi Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde de yaygın bir isimdi ve bir grup bu isimle tanınmaktaydı. Onlar Şiiliğin ilk çekirdeğini oluşturan kimselerdi.

Ehlisünnet ve Şia kaynaklarında Resul-i Ekrem’in (s.a.a) dilinden çok sayıda nakledilen rivayetlerde risalet döneminde belirli bir gruba “Ali’nin Şiileri” tabiri rapor edilmiştir. Bu rivayetler hadis ve tarih kitaplarının metinleri arasında dağınık[22] bir halde nakledilse de hadislerin nakledilme sebepleri göz önüne alınarak çeşitli tabirlerle kullanıldığı dikkat çekmektedir. Ancak bu hadislerin tamamında özel anlamda ve lügatte “Ali’nin Şiileri” tabiri bir grubun bu isimle tanınmasının ötesinde oldukça değerli bir metot ve yola işaret edildiği göze çarpmaktadır. Örnek olarak Suyuti kendi tefsirinde “İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.” [23]Ayetinin tefsirinde silsile senet olarak Cabir B. Abdullah Ensari’ye dayanan rivayette bu büyük sahabenin dilinden şöyle nakleder: “Allah Resulü’nün (s.a.a) huzurunda bulunduğumuz sırada Ali (a.s) yanımıza geldi. Resul-i Ekrem (s.a.a) Ali’yi görünce şöyle buyurdu: Canım elinde olan Allah’a andolsun ki şüphesiz ki bu (Ali) ve Şiileri kıyamet günü saadete ermişlerin ta kendileridir.”[24]

Yeri gelmişken bu hadislerden birkaçını nakledelim:

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 02:51 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #4
RE: Şiiliğin Doğuşu
Hadislerde Şiilik ve Konumu

Linkleri Görüntüleyebilmek İçin Lütfen üye Olunuz... Üye Olmak İçin Buraya Tıklayınız.

Ehlisünnet ve Şia kaynaklarında resul-i Ekrem’in (s.a.a) dilinden çok sayıda hadisler nakledilmiştir ki bu hadislerde Ali’nin Şia’sı ve onların konumundan bahsedilmiştir. Şimdi, o hadislerden bazılarını naklediyoruz.

Taberani “el-Mu’cem”, İbni Hacer Haysemi “es-Savaiuku’l-Muhrika” ve Muttaki Hindi “Kenzu’l-Ummal” adlı eserlerinde Hz. Ali’nin (a.s) dilinden şöyle naklederler. Hazret şöyle buyurdu: “Habibim Allah Resulü (s.a.a) bana şöyle buyurdu: “Ey Ali! Sen ve Şiaların Allah’ın hoşnutluğunu elde etmiş bir halde Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız! Sonra düşmanlarınız üzgün ve elleri boyunlarına bağlanmış bir halde Allah’ın huzuruna gelecekler.”[25]

Bir başka hadiste Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Sen ve Şiaların nurlu yüzlerinizle Allah’tan hoşnut bir halde Kevser Havuzu’na gireceksiniz! Düşmanlarınız ise yüzleri siyah, susuz dudaklar ve başları önlerine eğik bir halde gelecekler!”[26]

Uzun bir hadiste Hz. Ali (a.s) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) dilinden şöyle nakleder: “Allah Resulü (s.a.a) Hayber Savaşı’nda bana şöyle buyurdu: Ey Ali! Eğer Hıristiyanların İsa Mesih hakkında dedikleri aşırı (guluv) sözleri ümmetimden bazılarının senin hakkında söylemelerinden korkmasaydım bugün senin hakkında öyle bir söz söylerdim ki (bundan sonra) yanından geçtiğin her Müslüman ayakkabının toprağını ve abdestinden arta kalan suyunu şifa olarak alırdı. Üstünlüğüne şu yeter ki sen bendensin bende senden, mirasın benden benimde mirasım sendendir. Senin benim yanımdaki konumun Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir, ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sen dinimin tebliğcisisin ve benim sireme bağlı kalarak (düşmanlarla) savaşacaksın! Sen kıyamette insanlardan bana en yakını ve yarın yerime Kevser Havuzu’nun başına geçecek halifemsin. Takipçilerimden cennete ilk girecek kişi sensin. Kuşkusuz ki Şiilerine Kevser suyundan içirilecek temiz ve ak yüzlerle etrafımda nurdan olan yüksek yerlere yaslanırlar. Onlara şefaat edeceğim ve cennete benim komşularım olacaklardır. Ancak senin düşmanların yüzleri siyah, dudakları susuz ve başları önlerine eğik bir halde olacaklardır.”[27]

Bir başka rivayeti de Sıbt b. Cevzi Ebu Said Hudri’den, yine bir diğer hadisi Ebu Hureyre Allah Resulü’nden (s.a.a) nakletmiştir. Bu konuyla ilgili çok sayıda hadis mevcuttur ancak biz bu kadarıyla yetiniyoruz.[28]

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 02:53 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #5
RE: Şiiliğin Doğuşu
Kuran-ı Kerim’de Şiiliğin Varlığına Deliller
Linkleri Görüntüleyebilmek İçin Lütfen üye Olunuz... Üye Olmak İçin Buraya Tıklayınız.
Bu görüşü savunanlar iddialarını ispatlamak için başka bir delil ikame etmektedirler; o da bazı ayetlerin yorumuyla ilgili ayetlerin tefsirinde zikredilen hadislerdir ki bu ayetlerin Hz. Ali (a.s) ve Şiileri hakkında olduğunu savunmuşlardır. Örneğin “İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.” [29] Ayetinin tefsirinde Allah Resulü (s.a.a) Ali ve Şia’larını –saadete ermişlerin ta kendileri olarak tanıtmış, onları Allah’tan hoşnut olmuş ve Allah’ında onlardan hoşnut olduğu kimseler olarak nitelemiştir- bu ayetin kapsamına aldığı bariz örnekleri saymıştır.

“İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır” [30]ayeti indiği zaman birçok ashap: “Ey Allah’ın Resulü! İnsanların en hayırlıları kimlerdir? Diye sorduklarında Allah Resulü (s.a.a): “Onlar Ali ve Şia’larıdır”[31] buyurdu.

İbni Abbas şöyle diyor: Yukarıda zikredilen ayet nazil olduğunda Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu: “Onlar sen ve senin Şia’larındır ki onlar Allah’tan hoşnut Allah’ta onlardan razıdır.”[32]

Bu konuyla alakalı olarak Hz. Ali’den (a.s) bir hadis nakledilmiştir ki Resul-i Ekrem (s.a.a) hazrete şöyle buyurdu: “Allah’ın “İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır” sözünü işitmedin mi; onlar ve Şia’ların insanların en üstünlerisiniz. Benim ve sizin vadeniz (buluşma yerimiz) Kevser Havuzu’dur. Bütün ümmetler hesap için haşr edildiklerinde senin Şia’ların “Alınları ak”[33] olanlar olarak çağrılacaklardır.”

İbni Asakir tarih kitabında Cabir b. Abdullah Ensari’den ve Suyuti’de kendi eserinde şöyle naklederler: Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “… Canım elinde olan Allah’a andolsun ki bu (Ali b. Ebu Talib) ve onun Şia’ları kıyamet günü kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler. Sonra İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır... Ayeti nazil oldu.”

Bazı Ehlisünnet hadis kaynaklarında da şöyle gelmiştir:

“Ey Ali! Allah’ın şu sözünü işitmedin mi ki buyurdu: İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır… Onlar senin Şia’larındır. Buluşma yerimiz Kevser Havuzu olacaktır. İnsanlar hesap vermek için oraya toplandıklarında senin taraftarlarına “Alınları ak” diye nida edilecektir. (Yani hesaptan alınlarının akıyla çıkanlar)”[34]

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 02:54 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #6
RE: Şiiliğin Doğuşu
Bu Görüşle İlgili Hadislerin Tevili ve Cevapları

Ehlisünnet’in büyük muhaddislerinden bazıları bu hadisleri naklettikten sonra onları tevil etmeye çalışmışlardır. İbni Ebil Hadid (m.656) şöyle diyor: Birçok hadiste kendilerine cennet vaat edilen Şia’dan maksat Hz. Ali’nin (a.s) bütün insanlardan üstün olduğuna inanan kimselerdir. Şöyle ki bizim mutezile âlimleri kendi tasniflerinde ve eserlerinde şöyle yazmışlardır: Hakikatte biz Şia’yız ve bu söz sağlam ve hakka daha yakındır.”[35]

İbni Hacer Heytemi’de kendi kitabında bu hadisleri naklederken şöyle bir tevile başvurmuştur: “Bu hadislerde Şia’dan maksat Şiiler değildir, bilakis Ali’nin (a.s) hanedanından ve taraftarlarından olup ta ashaba küfür etme bidatine düşmemiş kimselerdir.”[36]

İbni Hacer’in bu hadislerde geçen Şia’dan maksadın Ehlisünnet olduğunu iddia etmesi gerçekten ilginçtir. Ben bunu anlamış değilim acaba o Şia ve Sünni kelimesini müteradif olarak mı görmüştür yoksa bu iki fırkanın aynı fırka olduğunu mu sanmıştır veyahut Ehlisünnet, Şia’lardan daha mı fazla Ehlibeyt’e (a.s) tabi olmuş ve onları sevmiştir?[37]

Merhum Kaşiful Gita da konuyla ilgili olarak şöyle diyor:

“Şia lafzını Hz. Ali’ye (a.s) nispet vermekle maksadı anlamak mümkündür; çünkü bu sınıfın dışında kalanlar başkalarının Şialarıdır.”[38]

Bu görüşü savunanlara göre Şia’nın ne olduğu ve kimler olduğu Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hadislerinden net olarak anlaşılmaktadır. Bu yazarlar ilginç tevillere başvurarak aslında hakikati kabullenmekten kaçmak istemişlerdir. Şunu da belirtmek gerekir ki Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde Şia denildiğinde fert ve şahıs anlaşılmaktaydı ve o dönemde zaten belirli bir grup Ali’nin (a.s) Şia’sı olarak tanınıyordu.”[39]

Eldeki mevcut hadislere göre herkesten önce Resul-i Ekrem’in (s.a.a) kendisi Şia ismini Ali’nin (a.s) taraftarlarına vermiştir. Sakife, Cemel Savaşı, Hakemlik ve Kerbela Vakası ile ilgili hadisler bu kavramın yaygınlaşmasında ve Şia öğretilerinde etkili olmuştur.

Bu rivayetlerde en önemli ya da tartışma kabul etmeyen husus şudur ki Şia düşüncesini ayakta tutan ve bu mektebi ayakta tutan unsur Ali’nin (a.s) yolundan gitmektir ve Şia mektebi bununla tanınmıştır. Bilinen gerçek şudur ki İslam dininin banisi yani Resul-i Ekrem (s.a.a) buna tavsiye etmiştir.


Alıntı
Linkleri Görüntüleyebilmek İçin Lütfen üye Olunuz... Üye Olmak İçin Buraya Tıklayınız.

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 02:55 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #7
RE: Şiiliğin Doğuşu
Tarihi Belgeleri İncelemek

Konunun daha da netleşmesi ve açıklık kazanması için burada Hz. Ali’nin (a.s) Resul-i Ekrem (s.a.a) dönemindeki konumunu tarihi olgularla incelemek istiyoruz.

Resul-i Ekrem’in (s.a.a) siresini, davetinin başlangıcında “Akrabalarını uyar” ayeti nazil olduğundan itibaren Hz. Ali (a.s) ile olan muaşereti ve davetinin başlangıcında buyurduğu meşhur “Dar Hadisi, Sakaleyn ve Menzilet” hadisleri gibi tarihi belgeler ve hadisler açıkça şunu gösteriyor ki Resul-i Ekrem (s.a.a) layık bir ferdi terbiye etmek istiyordu. Bu tarihi olayları ve hadisleri yan yana koyup incelediğimizde mantıklı bir netice elde edebiliriz.

Hz. Ali (a.s) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) en yakın ve en samimi ashabıydı. Mekke’de kıtlık baş gösterdiği yıllarda Resul-i Ekrem’in (s.a.a) muhafızlığını yapıyordu. Yüce İslam Peygamberi (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) gerek hicretinden önce gerekse Medine’de kendi kardeşi olarak tanıtmıştı.

Tarihte Ali (a.s) Müslüman olan ilk kişi , Hz. Hatice (s.a) ise Müslüman olan ilk kadındır. Ali (a.s) Peygamberin (s.a.a) yadigârı ve yegâne kızı Hz. Fatıma’nın (s.a) eşidir. Resul-i Ekrem (s.a.a) torunları Hasan (a.s) ve Hüseyin’i (a.s) son derece çok severdi.

Tüm bu imtiyazlar, faziletler ve kişisel meziyetler Ali’nin (a.s) Peygamberin (s.a.a) sahabesi ve aile fertleri arasında çok daha üstün ve yüce bir makama sahip olduğunu gösteriyor. Ali’nin (a.s) ilahi renge bürünmesi ve takvası bir grubun hatta Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hayatı döneminde kalplerini fethetmiştir ve bu şahıslar ömürlerinin sonlarına kadar kendilerini o hazrete vakfetmişlerdir. Beklide bu delile göre Şia, hatta Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hayatı döneminde Şiiliğin var olduğunu iddia etmiştir.

Milel ve Nihel (İslami fırkaları tanımada uzman) ilimlerinde en eski yazarlardan olan Sa’dul Eş’ari ve Nevbahti açıkça ifade ederler ki Şiilik (Hz. Ali’nin kişisel imtiyazlarını nazara alarak) Hz. Muhammed’in (s.a.a) hayatı döneminde ortaya çıkmıştı. Buna ilave olarak Resul-i Ekrem (s.a.a) kendi zamanında cereyan eden birçok olayda Hz. Ali’nin (a.s) erdemlerini dikkate alarak ona özel teveccüh etmiş ve hilafet zeminini ona müsait etmek için çaba sarf etmiştir.



Hilafete Hz. Ali’nin Daha Layık Olduğu Konusunda Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Teveccühü


Hz. Ali’nin (a.s) Resul-i Ekrem’den (s.a.a) sonra hilafet makamına her kesten daha layık olduğu konusunun daha da netleşmesi için şunu söylemek mümkündür: Peygamberin (s.a.a) bu konunun tespitinde yani Şiiliğin kendi döneminde olduğu konusundaki özel inayeti Şiiliğin o zamanda var olduğunun göstergesidir. Burada iddiamızın ispatı için birkaç tarihi olayı hatırlatıyoruz:

1-Resul-i Ekrem’in (s.a.a) risaletinin başlangıcında ““(Önce) en yakın hısımlarını uyar” ayeti nazil olduğunda (yaklaşık olarak ilk vahyin inmesinden üç yıl sonra) Hz. Hatice (s.a), Hz. Ali (a.s) ve Ebubekir’in Müslüman olmalarından sonra Resul-i Ekrem (s.a.a) tüm Abdülmuttalib oğullarını etrafına toplayarak risaletini ve davetini onlara bildirdi. Sonraki işlerin yapılması için birtakım vazifeler belirleyerek onlardan kendisini savunmalarını istedi. Onlar Resul-i Ekrem’e (s.a.a) yardım edeceklerine alay etmeye başladılar. O zamanlar henüz 13 yaşında olan Hz. Ali’den başka kimse yardım etmedi. Ali (a.s) tüm varlığıyla hiçbir şeyden çekinmeden Resul-i Ekrem’e (s.a.a) yardım edeceğini bildirdi ve davetine icabet etti.

2- Resul-i Ekrem (s.a.a) ile Hz. Ali (a.s) arasındaki gerçekleşen mezhebi din kardeşliği bu tarihi olaylar arasında özel bir yere sahip olmalıdır. Resul-i Ekrem (s.a.a) hem hicretten önce hem de Medine’de Hz. Ali’yi (a.s) kendisine mümin kardeş olarak seçti. Bu olay öylesine büyük ve şüphe edilmez bir tarihi olaydır ki hiçbir tarihçi bunu inkâr etmemiştir.

3-Hz. Ali (a.s) Bedir, Uhud Ve diğer gazvelerde Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından bayraktarlığa seçilince makamı ve şahsiyeti ashap arasında çoğaldı.

4-Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Tebuk’e askeri sefer hazırlığı sırasında Hz. Ali’yi (a.s) Medine’de kendi yerine naip ve vekil olarak bırakması Hz. Ali’nin (a.s) fazilet ve makamının yüceliğine bir başka tarihi belgedir. İşte buradaydı ki Allah Resulü (s.a.a) meşhur Menzilet hadisini buyurdu: “Ey Ali! Senin bana olan konumun Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir, ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir.” Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bu hadisi Tebuk Gazvesi sırasında buyurduğunu tarihçilerin büyük bir çoğunluğu zikretmiştir. Burada Resul-i Ekrem’in (s.a.a) risaletinin önceki peygamberlerin risaletine benzerliği göze çarpmaktadır. O hazretin (s.a.a) bu benzerliği ümmete hatırlattığına dikkat ettiğimizde bu hadisin kabulünde hiçbir sıkıntı yaşamayacağımızı göreceğiz. Kuran-ı Kerim’in birkaç ayetinde Hz. Musa’nın Allah’tan şöyle bir istekte bulunduğunu görmekteyiz: “Ailemden birini bana yardımcı ve naip kıl; kardeşim Harun’u bana vezir yap ve onunla sırtımı güçlendir ve onu (risalet) işinde bana ortak et!”

Bu yüzden Hz. Harun (a.s) olmadan Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Hz. Musa (a.s) ile mukayese edilmesi eksik ve hatalı olurdu ve Ali’den (a.s) başka hiçbir Müslüman tıpkı Harun (a.s) gibi Resul-i Ekrem’e (s.a.a) hizmet edemezdi.

5-Bir diğer önemli tarihi belge Beraet Suresi’nin müşriklere iblağ edilme hadisesidir. Hicretin dokuzuncu yılında Resul-i Ekrem (s.a.a) Ebubekir’i Emirül-Hac (hac kafilesi başkanı) olarak hacca gönderdi. Ebubekir’in Mekke’ye hareket etmesinden sonra Beraet (Tevbe) Suresi Allah Resulü’ne (s.a.a) indi. Peygamber (s.a.a) bu sureyi halka bilhassa da müşriklere ulaştırmakla görevlendirilmişti. Halk, Allah Resulü’ne (s.a.a) bu sureyi müşriklere ulaştırmak için Ebubekir’i görevlendireceğini sorduklarında hazret: “Hayır, ben bu sureyi Ehlibeyt’imden bir kişinin aracılığıyla göndereceğim!” buyurdu ve ardından Hz. Ali’yi (a.s) huzuruna çağırdı. Hz. Ali (a.s) hazretin huzuruna gelince ondan hiç zaman kaybetmeden Kuran-ı Kerim’in mesajını kendisinden taraf müşriklere iletmesi için Mekke’ye hareket etmesini istedi.

İslam mezheplerinin genelinin naklettiği bu tarihi rivayetin sıhhati konusunda hiçbir şüpheye mahal kalmıyor. Hatta gereğinden fazla ihtiyatkâr ve şüpheci bir şahıs bile Hz. Ali’nin (a.s) hakkında nakledilen ve tarihin geniş sayfalarına yayılmış bunca tarihi olayları ve hadisleri inkâr edemez. Öyle ki muhaddis ve tarihçilerin büyük bir çoğunluğu ta eski zamanlardan beri bu somut tarihi belgeleri kaydetmek zorunda kalmışlardır.

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 03:01 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #8
RE: Şiiliğin Doğuşu
Şiiliğin Resul-i Ekrem (s.a.a) Döneminde Var Olduğu Görüşünün Genel Açıklaması


Zikredilen rivayetlerden ve aynı şekilde tarihi belge ve belirtilerden yararlanarak Şiiliğin Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde var olduğunu ve bir grubun bu isimle isimlendirildikleri görüşünü ispatlayabiliriz. Sonraki merhalede ise yukarıda zikredilen rivayetlerin Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde Şia olarak adlandırılan gruba tatbik edildiğini söyleyebiliriz. Bu ismin Resul-i Ekrem’in (s.a.a) vefatından sonra gelecek Şialara tatbik edildiğini iddia etmek yersiz ve gevşek bir iddiadır. Bu görüşü sunacağımız iki yöntemle ifade etmek mümkündür:

1-Birinci Beyan: Allame Tabatabai’nin ibarelerinden şöyle istifade edilmektdir:

a) Yevmu’d-Dar Hadisi’ne göre Resul-i Ekrem (s.a.a) risaletinin ilk başlangıcından itibaren Hz. Ali’yi (a.s) kendi vasiliğine ve hilafet makamına atayacağına ahdetmişti.

b) Resul-i Ekrem (s.a.a) mutlaka bu ahdini gerçekleştirmek istemiştir.

c) Resul-i Ekrem (s.a.a) bu ahdini ve vadesini mutlaka bazı fedakâr yakın dostlarına söylemiştir.

d) Bu beyanlar Hz. Ali’nin (a.s) faziletlerini ve menkıbelerini anlatma şeklinde olmuştur ki Ehlisünnet ve Şia kaynakları bu faziletlerle doludur. Bu rivayetlerin zirvesi Gadir-i Hum olayında sırasında buyrulan meşhur tarihi Gadiri Hum hadistir.

e) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) dilinden Hz. Ali’nin faziletlerinin beyan edilmesi Allah Resulü’nün (s.a.a) yakın ashabından ve yakınlarından bazılarının Hz. Ali’ye (a.s) ilgi ve alaka duymalarına ve hazretin etrafına toplanıp itaat etmelerini sağlıyordu. Diğer taraftan bazılarının da nefret ve hasedine sebep oluyordu.

f) İşte burada İslam’ın iki fırkası ortaya çıktı; biri tıpkı Resul-i Ekrem’den (s.a.a) nakledilen şüphe götürmeyen hadislerin esasına dayanarak Hz. Ali’ye (a.s) itaat etmeyi vacip bildi, öteki fırka ise bunu gerekli görmediği gibi Ali’yi (a.s) önder kabul etme noktasında inat etti. Birinci çizgiye uyup takip edenler Şia denildi.

g) Burada şöyle bir netice alabiliriz: Hadislerde geçen Şia lafzı Peygamberin (s.a.a) hayatı dönemindeki Şiaların varlığına işarettir.

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 03:02 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #9
RE: Şiiliğin Doğuşu
2-İkinci Görüşün Açıklanması:

a) Şiiliğin asıl cevheri ve temel inancı Resul-i Ekrem’in (s.a.a) halifesi noktasında hakkın Hz. Ali’den (a.s) yana olduğunu inanmaktır.

b) Resul-i Ekrem (s.a.a) hayatı döneminde birçok hadiste bu hususu halka hatırlatmış, gerek direk gerekse detaylı yollarla Hz. Ali’nin (a.s) halifeliğini ümmete bildirmiştir.

c) O dönmedeki Arap kabilelerinin halife seçimine alışkın olmamaları, hilafet konusunda Hz. Ali’nin (a.s) damatlığının işe katılması zannı, Ali’nin (a.s) hilafet için genç olması, Haşimoğulları’nın üstünlük taslaması ve bu meseleyi etnik kabilecilik anlayışıyla ilişkilendirme zannı ve Kureyş’in büyüklerinden bazılarının savaşlarda Hz. Ali’nin (a.s) eliyle öldürülmeleri onların Ali’nin hilafetine şiddetli itirazı konuları Arapların Hz. Ali’nin halife seçilmesinde tepkilerine yol açtı. Öyle ki Resul-i Ekrem (s.a.a) her fırsatta Hz. Ali’nin (a.s) faziletlerini beyan ediyordu, Ali’yi (a.s) bir Haşimi ve damadı olduğu için övmüyordu. Buradan Resul-i Ekrem’in (s.a.a) niçin Hz. Ali’nin (a.s) faziletlerini sık sık zikrettiğini anlayabiliriz. Yine burada Resul-i Ekrem’in Gadir-i Hum günü Hz. Ali’nin(a.s) hilafetini iblağ etme noktasındaki endişesini iyice anlayabiliriz.

d) Muhalifler çeşitli yollar ve vesilelilerle Hz. Ali’nin (a.s) hilafetine muhalefet ettikleri gibi Şiilerde Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bu isteğini şiddetle savunmaktaydılar. Şiiler Resul-i Ekrem’e (s.a.a) uyarak Hz. Ali’nin etrafına toplandılar. Onlar Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından “Ali’nin (a.s) Şiileri” olarak adlandırıldılar. Burada Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hadislerinde Salman, Mikdad, Ebuzer ve Ammar gibi sayıları az olan bir gruba niçin “Ali’nin Şiileri” denildiğinin sebebini de anlayabiliriz.

e) Resul-i Ekrem (s.a.a) sayıları çok az olan şu küçük grubu takviye etmek için onların yerinin cennet olduğunu ve Allah’ın bundan hoşnut olduğunu hatırlatarak insanları bu gruba katılmaya teşvik etmiştir. Bu rivayetlerde geçen konularda işaret etmiştik.

f) Bunun karşısında Hz. Ali’nin (a.s) azılı ve inatçı muhalifleri münafık olarak adlandırılmıştır. Çünkü onlar görünüşte iman etmiş ancak gerçekte Resul-i Ekrem’in (s.a.a) en önemli desturlarından olan hilafet meselesine muhalefet ediyorlardı. İşte burada “Ali’yi münafık sevmez ve mümin ona buğzetmez” ve yine “Ey Ali! Seni ancak mümin sever ve sana ancak münafık buğzeder!” Hadisleri daha net anlaşılmaktadır.

g) Bu hattın bir tarafını Ali’yi şiddetle savunan taraftarlar, bir tarafını da Ali’ye şiddetle muhalefet eden bağnaz ve öfkeli muhalifler teşkil ediyordu. Bu o kadar aşikâr bir konuydu ki Resul-i Ekrem’in (s.a.a) önde gelen sahabelerinden Ebuzer gibileri bunu münafıkları tanımanın bir alameti olarak saymışlardır. Ebuzer şöyle diyor: “Biz Resul-i Ekrem (s.a.a) zamanında münafıkları Hz. Ali’ye (a.s) karşı olan sevgi ve nefretlerinden tanırdık”.

h) Tüm şu mukaddimelerden sonra şöyle bir netice elde edilir: Ali’nin Şia’sı kelimesi Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde bilinen ve yaygın bir kavramdı. Allah Resulü’nün (s.a.a) kullandığı bu tabir o zamandaki yaşayan Şiilere tatbik edilmekteydi.

Burada şu nokta da aydınlanmaktadır ki Şia’nın genel çoğunluğu ve bazı oryantalist Ehlisünnet âlimleri Şiiliğin ortaya çıkışıyla ilgili görüşü Şiiliğin sonraki merhalelerine yüklemenin mümkün olduğuna inanmaktadırlar.
Linkleri Görüntüleyebilmek İçin Lütfen üye Olunuz... Üye Olmak İçin Buraya Tıklayınız.

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 03:02 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
mirzehan Çevrimdışı
Acemi
*

Mesajlar: 11
Katılım: Jul 2009
Karma Puanı: 0
Çevrimdışı
Rep Ver :
Ruh Halim Cilgin

Mesaj: #10
RE: Şiiliğin Doğuşu
Sonuç

1-Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde hazretin varlığı grupların ve eğilimlerin ortaya çıkmasına büyük bir engeldi.

2-Buna rağmen sayıları az da olsa o dönemde ufak gruplar ve eğilimler vardı.

3-Resul-i Ekrem (s.a.a) bizzat hadisleriyle ve Ali’nin (a.s) üstün özelliklerini sayarak ashabından bazılarının Hz. Ali’ye (a.s) temayül etmesini sağlamıştır. Yine aynı şekilde Resul-i Ekrem (s.a.a) kendi zamanında birçok hadisle bu konuyu halka tebliğ etmiş, direk ve dolaylı yollardan Ali’nin hilafetini ümmetine bildirmiştir.

4-Ashabın Hz. Ali’ye (a.s) meyletmesi sadece Hz. Ali’nin (a.s) sahip olduğu özelliklerinden kaynaklanmıyordu; aksine hazretin hak üzere olmasından ve hilafete herkesten daha layık olmasından kaynaklanıyordu.

5-Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hayatı döneminde hazretin ashabından bazıları “Ali’nin Şia’sı” olarak tanınmaktaydı.

6-Dolayısıyla Şiiliğin asıl inancı ve özü Peygamberin (s.a.a) hilafeti konusunda hakkın Hz. Ali’den (a.s) yana olduğuna inanmaktır.

Bazıları şu soruyla karşılaşabilir: Şia’nın bazı öğretileri ve fıkıh konularındaki görüşü o zamanda söz konusu değildi; Mehdilik, gaybet vb…

Şöyle bir cevap vermek mümkündür: her mektebin tekâmüle erme sürecinde zamanın şarltarına ve ihtiyaçlarına göre konular ya da yeni kavramlar ortaya çıkmaktadır. İslam mektebinin öğretileri bir bütün halinde ve bir zamanda mı inmiştir?” veya Ehlisünnet’in kelam ve fıkıh alanlardaki akaidi belirli bir zamanda mı şekillendi ki Şia’dan da böyle bir beklenti olsun?” sorusu yerinde ve isabetli soru olur.

ALINTIDIR
Linkleri Görüntüleyebilmek İçin Lütfen üye Olunuz... Üye Olmak İçin Buraya Tıklayınız.

Degerli mirzehan Kullanicisi Jul 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
14-07-2009 03:03 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Mesaj önizleme 


Foruma Git:


 Tema Degisme:

RSS Feed Feeds: Light Mode | URL | SİTEMAP | HTML | XML | ARŞİV

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız admin@islamiforum.net adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to admin@islamiforum.net