Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Yazılıp okunamayan mektuplar...
Yazar Mesaj
HSE1806 Çevrimdışı
Acemi Üye
*

Mesajlar: 16
Üyelik Tarihi: Jul 2016
Rep Puanı: 24
Ruh Halim
Ruh Halim
Kimsesiz

Takımın:
Mesaj: #1
Yazılıp okunamayan mektuplar...
Sevmek neydi bilmediğim zamanlarda. Annem yada babam öğretmedi bana sevmenin rengini. Kimse bir renk söylemeyince, ben de maviye boyadım herşeyi. Mavi önlüklü çocuklar yaptım. Önlüklerim siyahtı oysa o zamanlar. İnatla mavi evler çizdim. En çok mavi kalemim biterdi benim. Belkide sadece maviydi kalemim. Hiç bulaştırmadım karalamadım bu rengi. Mavi yi sevdim bir zamanlar. Hayaller kurardım mesela; mavi bisiklet, mavi araba. Mavi sular. Şimdi binlerce mavi kalem bulabilirim. Rengini yitirmeseydi sevgi. Gene boyardım herşeyi maviye... Çocuk aklı işte... Önce rengi açıldı. Sonra beyaz oldu. Beyaz kirlendi siyaha döndü...

Kitaplar yazacaktım senin için. 32 Dile çevirilip. Aşkın tarifi olacaktı. Mutsuz aşıkların başucu kitabı. Nasılda sevmiş, o kadının yerinde olmalıydım diye homurdanacaklar.-dı

Kuşlara sorsam aşk ne sizin lisanınızda. Kanatlarımdan süzülen rüzgar mı derdi acaba. Toprağa sorsam, bana tutunan kökler mi derdi! Bana sorma, ben kaybettim inancımı
üzgün
04-09-2016 04:15 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HSE1806 Çevrimdışı
Acemi Üye
*

Mesajlar: 16
Üyelik Tarihi: Jul 2016
Rep Puanı: 24
Ruh Halim
Ruh Halim
Kimsesiz

Takımın:
Mesaj: #2
RE: Yazılıp okunamayan mektuplar...
Genelde...

Çorak toprakta, sararmaya yüz tutmuş, kısa çelimsiz bitkileri güneşin uzun kolları okşamaktaydı. Yaklaşan sonbaharın haberini vermekteydi kurak toprağın siması. büyük yarıklar arasında yuvasının yolunu bulmaya çalışmaktaydı iri ''gavur karıncalar'' adını verdiği sarı büyük karıncalar. Diye girişlerle başlar kitaplar. Bazen masal havasında, bazen kendini acıyla yoğurmuş migren ağrısı çeken yazarın kaleminden çıkmış gibidir; kitapların girişleri. Bazen bir büyülü kelimler cümlesidir, bazen acı kokan kırmızı biber kıvamındadır metinler.

Bu yazılanlar farklı olacak. Çünkü bunlar ''Abidin Alp Özün '' hikayesi. Her insanınki gibi, her insanın bir hikayesi olduğu gibi ; bu da Alp'in hikayesi.

Gece ormanda rüzgarın da verdiği etkiyle uğulduyan ağaçların arasında koşan ayak seslerini takip ediyordu. Giderek yaklaşmıştı, Alp seslendi koşan adımların arkasından,

-Kaçacak yerin yok. Bu orman benim avcumun içi misali ezberimde bildiğim en iyi kara büyü gibidir..

Giderek kaçan canavarın nefes ritmini duyuyor, kötü kokan elbisesine elini atsa utacakmış gibi yaklaştığını biliyordu. Birden onu durdurması, ormanını ve ormanların kardeşliğine inandığından bütün dünyayı kurtaracağını düşündü. Onu yakalayıp cezasını verecekti. O ağaçların çığlıklarına aldırış etmeden, toprağın anasını kökleriyle tutmuş bir aşkın hikayesini kesen ormancıydı. Onu yakalaması cezalandırması belkide dünyanın kaderini değiştirecekt. Alp kılıcını çekti.
- Ya dur yada kılıcımın tadına bakacaksın hain diye bağırdı.

ormanın diğer tarafından bir ses duyuldu ansızın..

-Alp gözü kör olmayasıca, ineklerin biri kayıp çabuk gel buraya alık alık bakma ormana dürzü.
-üff ya nine ya niye rahat bırakmıyorsunki. Sonrada derler bu dünya neden daha kötüye gidiyor.

Anlaşıldığı üzere. Alp'imiz gerçek dünyanın acı gerçekleriyle yaşamaktansa (burdaki acı gerçek kayıp olan ineği eve geri getirme operasyonudur. İngilizcesi: Go Home Cow ) kendi hayal dünyasında kahraman olmayı istiyordu.

Ah o geceler yok muydu. Elektirik olmadığından mıdır, yoksa çok fazla insan olmadığından mıdır? Gökkubesinde yıldızlar bir başkaydı bu dağ evinde. ne kadarda sıkışık sıkışıktılar. Aralarında hiç boşluk olmazdı sanki. Hepsi göz kırparlardı, kendilerine bakan bir çift göze. Sonra o tek odalı dağ evleri. Tek katlı, tek gazlambalı, tek yataklı ve süt kokan o küçük kutudan ibaret taş kütle. Sahi elektirikte olmayınca ne yaparki insan geceleri. Çamurdan duvarı olan tek odada, peygamber örümceği adını verdikleri, o uzun bacaklı örümcekleri sayarlardı sırayla duvara tırmanan.
-İşte birinci fedai çıktı Ramazan.
Ramazanda Alp'in şimdiki gençlikce bilinen kuzeni, lakin Alp'in amcaoğluydu. Kışları şehirdeki hikayelerde okuduğu don kişotun yaveri, juli vernin hikayelerine ortak tutuğu arkadaşıydı Alp'in.

Birde yabani atlar gelirdi düzlükteki ovanın ilerisindeki gölete. Eski salça tenekelerinin içine bir kaç ufak taş konur, ağzı ezilir elde sallanmak koşuluyla atlar kovalanırdı ovadan. Ova Alp'in ovasıydı. Siyah beyaz televizyonda izlediği kızıldereli kabileliler gibi burası onun vatanıydı koruması gereken. Yabani at sürülerini başındaki o deli aygır. Ah o ne koşuştur. O ne heybettir. Sürü onu izler, Alp'te Hükümdar dediği bu atın peşinde elinde ezilmiş salça tenekesi silahıyla. Özgür atları bozğuna uğratmasıydı.

Ninesi vardı birde. Sanki yıllar onun yüzüne dokunmayan, zamanın yaşlandırmadığı, yada zaman boyunca hep yaşlı olan o gerçek kadın. Cesur ve iki küçük hayalleri olan coçukların bilge öğretmeni. Süt sağarken koyunlarda aynı ifade, çörek yaparken eski sobanın fırın gözünde aynı ifade, su içerken aynı ifade, ve o şalvarının iç cebinde bitmeyen bir şeker kutusunu taşıyan büyük kadın. Her hatırlandığında kıldığı namazıyla hatırlanan yaşlı yüzünde nur taşıyan beli bükük zamanın yaşlandıramadığı, yada zaman içinde hep yaşlı olan kadın...

Gözlerinin önüne bir orman getir. Öylesine çok ağaçlar yaslanmışki birbirlerine, öylesine bir kokuları varki esen rüzgarda, duyanlara şarkı söyleyen, gölgesinde güneşi söndüren ulu ağaçlar. Her yüz metrende bu ağaçlarla çevrili, yaz geceleri bile esen soğuk rüzgar, uğulduyarak şarkı söyleyen orman. Her yer alabildiğine yeşilin tonlarına bürünmüş. Olabildiğine huzur kokan bir vadi. Tek katlı kulubenin yirmi metre ilerisinde bir tatlı su kuyusu, kulubenin kapısının tam karşısında yaklaşık bin metre ilerisinde bir çamurla yoğrulmuş kurbaların hüküm sürdüğü bir göl. Hemen evin sol omuzunun ikiyüz metre ilerisinde bir tepecik, bir sigara içimlikte çıkılabilecek ve zirvesinde bir harabe, harabenin yanında adsız mezar taşlarında yatan iki mezar. Ahh o ne güzel bir yer mezar olabilmek için. O ne güzel bir ders bakmasını bilene. Mezar taşında yazı yazmasada. Alp'in okuduğu hep. Birgün böylesi bir unutuluşun içinde olacağı. ve mezar taşında adıda yazsa kimsenin onu anmayacağı bir bitiş. Evler, kulubeler ormanların birşey ifade etmediği bir sonsuz yolculuğun başı...
04-09-2016 04:23 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
afitap Çevrimdışı
SüPeR YöNeTiCiYDi
******

Mesajlar: 4,330
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Rep Puanı: 4164
Ruh Halim
Ruh Halim
Zararsiz

Takımın:
diger
Mesaj: #3
RE: Yazılıp okunamayan mektuplar...
(04-09-2016 04:15 PM)HSE1806 Yazılan: Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..Sevmek neydi bilmediğim zamanlarda. Annem yada babam öğretmedi bana sevmenin rengini. Kimse bir renk söylemeyince, ben de maviye boyadım herşeyi. Mavi önlüklü çocuklar yaptım. Önlüklerim siyahtı oysa o zamanlar. İnatla mavi evler çizdim. En çok mavi kalemim biterdi benim. Belkide sadece maviydi kalemim. Hiç bulaştırmadım karalamadım bu rengi. Mavi yi sevdim bir zamanlar. Hayaller kurardım mesela; mavi bisiklet, mavi araba. Mavi sular. Şimdi binlerce mavi kalem bulabilirim. Rengini yitirmeseydi sevgi. Gene boyardım herşeyi maviye... Çocuk aklı işte... Önce rengi açıldı. Sonra beyaz oldu. Beyaz kirlendi siyaha döndü...

Kitaplar yazacaktım senin için. 32 Dile çevirilip. Aşkın tarifi olacaktı. Mutsuz aşıkların başucu kitabı. Nasılda sevmiş, o kadının yerinde olmalıydım diye homurdanacaklar.-dı

Kuşlara sorsam aşk ne sizin lisanınızda. Kanatlarımdan süzülen rüzgar mı derdi acaba. Toprağa sorsam, bana tutunan kökler mi derdi! Bana sorma, ben kaybettim inancımı
üzgün

Çok beğendim emeğine sağlık. alkýþ alkýþ alkýþ

Sabret, Şükret, Seyret...
04-09-2016 05:41 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HSE1806 Çevrimdışı
Acemi Üye
*

Mesajlar: 16
Üyelik Tarihi: Jul 2016
Rep Puanı: 24
Ruh Halim
Ruh Halim
Kimsesiz

Takımın:
Mesaj: #4
RE: Yazılıp okunamayan mektuplar...
Teşekkür ederim...
05-09-2016 12:20 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HSE1806 Çevrimdışı
Acemi Üye
*

Mesajlar: 16
Üyelik Tarihi: Jul 2016
Rep Puanı: 24
Ruh Halim
Ruh Halim
Kimsesiz

Takımın:
Mesaj: #5
RE: Yazılıp okunamayan mektuplar...
Babama dair...

Yıllardır başkalarından duyuyorum huysuzluğumu, sen yaşasaydın ne derdin ki bana. Son görüşmemizi hatırlıyorum seninle. Kim olduğumdan, kimin olduğumdan haberin olmadan baktım sana. Son bakışım olduğunu biliyordum, içimden bir ses son kez bak diyordu... Elinde bir takvim parçası, hani günlerce aylarca tek sayfasını okuduğun o takvim parçalarından bir tanesi vardı. Bacak bacak üstüne atmıştın gene. Biraz önce elini öpmüş; Baba ben askere gidiyorum hakkını helal et demiştim, helal etmiştin hakkını, kim olduğumu dahi bilmiyordun oysa. Son kez dön bak dedi içimden bir ses. Son kez baktım heybetine… Bir odanın kapı aralığından izledim seni.
Kim sana kapı eşiklerinden bakan yabancın. İzin ver kendimi tanıtayım… Sigara içmesini çok severdin . Annem hep zararlı derdi, inadına bir tane daha yakardın. Ben sigaraya aşık birisiyim. Çok yakışırdı senin uzun aslan pençesi gibi güçlü, hani sarmalasa beni öyle tek elinle sarıp sarmalayacak kadar büyük parmaklarına ne güzel yakışırdı . Hiç vazgeçmedim içmekten de. Kahramanımdın ki . Her rahatsızlandığında bayramlığı olmayan çocuklar gibi bükülürdü boynum, görmezdin , görmeni hiç istemezdim öyle… Bayramlık alacak paran olmadığında da çok sevdim seni ben. Sevmezdin hiç beni. Abin benim oğlum sen anana benziyorsun sen onun oğlusun derdin. Abim sana hiç mi hiç benzemiyor… Sana bazen kızıyorum bil bunu da. Hiçbir hatıramız yok bir tane sığınabileceğim. Ben halen bekarım. Neden diye sorma senin kadar çekilmez aksi huysuzum. Yanlış tercih yapmışsın senin veliahdın bendim…
19 haziran 1998 düştüğün yerde o kapısını kapatıp derlerimizi bir göz odasında yaşadığımız gecekondunun merdivenlerinde kanlar içinde gören ilk kişi bendim baba. O nasıl bir kandı öyle, siyah mı akar sevdiklerinin kanları.Yoksa Kan mı karartır sevdiğinin olunca gözlerini… Seni kucaklarında götürürlerken ben çıplak ayaklarımla, kan karası kesiliyordu gözbebeklerim. Bu kan senin miydi? Kan siyah akmaz ki… Bu kan mı? 16 Yaşındaki oğlun 16 sında bir ihtiyara dönüyordu, bir kan pıhtılaşma miktarında… O an içimden bir şeyler koptu insanlardan farklı hissetmeme sebep olan ne varsa, yalnızlığa iten ne varsa. Bitmeyen bu öfke, bitmeyen bu melankoliklik hepsi ama hepsi o günün hatırası. Hatıran emanettir, emanetin de sağlam hala…. Sonrasında yaşayacaksın dediler. O gür bıyıklarını kesmişler, kafanda kocaman dikişler. Yabancı gibi oturup bakıyordun bana. Gözlerinin ötesi yoktu sadece bakıyordun. Anlamlar yoktu ne gözlerinde ne sözlerinde… Seni çok seviyorum desem anlar mıydın ki? HİSSEDERDİN belki diyemedim sanma . Kimseler yokken sende yoktun ama söyledim sana ben. HİSSETTİN mi? Sen beni çok seviyor muydun ki… Sevmesen konuşamadığında kelimeler dilinden dökülemediğinde neden bir tek ben anlayabilirdim ki seni. Sen her tökezlediğinde bana niye seslenesin ki. Yada yatağına taşıdığımda. Öldür beni dayanamıyorum der miydin hiç… Çok seviyordun beni. Bende seni çok seviyordum ki…
Senin adını ve lakabını abim ikinci çocuğuna verdi. Tıpkı sen gibi o. Uyurken bile bacak bacak üstüne atıyor. Ne yakışırdı sana bacak bacak üstüne atmak. O ne zariflikti, o ne heybetti….
Herkes unutmuş gibi seni. Mezarına bile geldiğimde hatırlayamıyorum sesini, seni… Benim bir baba figürüne ihtiyacım vardı. Büyümenin nasıl olduğunu anlatacak. Bir babaya ihtiyacım vardı, her hata yaptığımda enseme bir tane yapıştıracak.

19 haziran 2015 oldu mesela ben hala unutmadım ki. O kara günü içimde yaşattım her anıyla her saniyesiyle. Her sene geçit törenim oldu benim, gençlikten kocaman adam olmaya. Bir kan karası kadar, yada kan kara kesilene kadar unutmadım hiç. Bir ağıt yaktım korkma kimseler duymadı sesimi. Erkek adam ağlamaz derdin. Baba be hani kan tutar diye kesilen hayvanlara bile bakamazdın ya . Kan tutmazdı seni, o sert mizacının altında öyle bir merhamet vardı ki. Biliyorum… Biliyorum… Ben en çok sana benzeyen oğlun biliyorum… Her yıl aynı gün kimseler bilmedi gözümdeki mutsuzluğu. Kimselere anlatmadım o günde seni. Ama bu yıl biraz fazla uzun sürdü geçit törenin. Melankoliklik o kadar sardı ki beni. Çok fazla insanı kırdım… Neyse…
05-09-2016 12:58 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
HSE1806 Çevrimdışı
Acemi Üye
*

Mesajlar: 16
Üyelik Tarihi: Jul 2016
Rep Puanı: 24
Ruh Halim
Ruh Halim
Kimsesiz

Takımın:
Mesaj: #6
RE: Yazılıp okunamayan mektuplar...
Yalnızlık üzerine...

Sebeplerim vardı böyle olmaya. Dünya dedik!!! Kaybettik...

Düşüyorum kendi gözlerimden, her damlada bir günah var. Tövbe Yarabbi Tövbe Yarabbi. birdaha yapmayacağım...
11-10-2016 09:23 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net