Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Yılbaşı ve Nevruz
Yazar Mesaj
Kayıtsız
Kayıtsız

 
Mesaj: #1
Yılbaşı ve Nevruz
Yarım yüzyılı aşkın bir süreden beri milâdî takvimin benimsendiği ülkemizde, “yılbaşı” tabiriyle milâdî yılın ilk ayının ilk günü olan 1 Ocak kastedilir. Yılbaşı kutlamaları denilince de eski yılın sona erip yeni yıla geçildiği 31 Aralık/1 Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler anlaşılır. Ancak yılbaşı eğlenceleri, ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi gözükmekle birlikte bunun hıristiyan Batı’nın Noel bayramıyla da yakın ilgisi bulunmaktadır.
Hıristiyan Batı’da milâdî takvimin başlangıcına esas olarak Hz. Îsâ’nın doğum tarihi alınmış ve bu giderek diğer ülkelerde de benimsenmiştir. Bu bakımdan hıristiyanlar aralık ayının son haftasını, doğumun arefesini teşkil etmesi bakımından, en önemli dinî bay-ramları olarak kabul etmişlerdir. Bu hafta içerisinde hıristiyanlar kiliseye giderler, ayrıca birbirlerini ziyaret edip hediyeleşirler. Dinî bir atmosfer içinde geçen Noel bayramı akabinde ise, yeni yıla giriş büyük bir çılgınlıkla, lüks ve israfla kutlanır.

Toplumumuzda ve diğer müslüman toplumlarda “yılbaşı kutlaması” adı altında düzenlenen eğlence toplantıları ise, hiçbir kültürel ve geleneksel temele sahip değil-dir. Bu bakımdan hıristiyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamaları Batı’nın körü körüne taklit edilmesinin veya hıristiyan Batı’nın kültür ihracının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ülkemizde öteden beri yılbaşı kut-lamalarıyla ilgili olarak yapılan tenkitler ve gösteri-len hassasiyet de buradan kaynaklanır. Yoksa hicrî yıl-başı da milâdî yılbaşı da birbirlerine dinî yönden üs-tünlükleri bulunmayan ve zaman ölçmede esas alınan iki ayrı başlangıç noktasıdır. Hatta müslümanların Hz. Peygamber’in hicretini esas alan hicrî takvim yerine Hz. Îsâ’nın doğumunu esas alan milâdî takvimi kullanması ve yeni yılın başlaması sebebiyle tebrikleşip birbirlerine iyi dileklerini ifade etmeleri, tek başına ele alındı-ğında sakıncasız görülebilir. İslâm’daki bazı hükümler açısından ayların ve yılların kamerî, yani ayın hareket-lerini esas alan takvimle hesaplanmasının önem taşıyor olması ile bu konunun birbirine karıştırılmaması gere-kir. Ancak Hz. Peygamber’in müslümanlara diğer dinî topluluklara göre farklı bir kimlik bilinci ve kültür değerleri manzumesi kazandırmak için gayret ettiği, bu uğurda saç-sakal, kılık-kıyafet, yeme-içme âdâbı da dahil pek çok konuda tavsiyede bulunduğu düşünülürse, yılbaşı kutlamalarının, sıradan bir kutlama olarak algılanması ve tabii karşılanması mümkün olmaz. Aksine, toplumumuzda kültürel tahribata, kimlik bunalımına yol açtığı, yeni yetişen kuşakları kendi öz değerlerinden ve geleneklerinden koparıp Batı’nın önce hayat tarzına alıştırdığı, sonra değer ve inanç esaslarına sıcak bak-maya ve giderek onları benimsemeye götürdüğü dikkate alınırsa, yılbaşı kutlaması, Noel ağacı süslemesi, Noel babanın hediye bırakması gibi âdetlerin terkedilerek kendi kültür ve değerlerimizden kaynaklanan alternatif program ve faaliyetlerin yerleşmesine çalışmanın önemi ortaya çıkar.

Günümüzde toplumların kültürel değerlerini, hatta itikadî ve ahlâkî eğilimlerini, sahip oldukları hayat tarzı, ekonomik yapı, yerleşim ve ulaşım imkânı, iklim ve çevre, eğitim, folklor, örf ve âdet gibi ilk bakışta konuyla ilgisiz gözüken birçok hususu derinden etkile-mekte ve sonuçta mekanizma kendi değerlerini üretmekte-dir. Avrupa’daki müslüman-Türk işçilerimizin çocukları ve torunlarının bugün Batı’nın kültür ve gelenekleri altında nasıl değiştiği ve giderek o toplumla bütünleş-meye başladığı iyi izlenirse toplumumuza yabancı kültür-lerden taşınan veya yabancı toplumlara özenti şeklinde başlayan örf ve âdetlere karşı duyarlı olunmasının önemi daha iyi anlaşılır. Bunun için alınabilecek bir önlem de, kendi kültürel mirasımızdan ve dinî anlayış ve heye-canımızdan kaynaklanan değerleri, gelenek ve âdetleri iyileştirerek yaşatmaya ve geliştirmeye çalışmak olabi-lir.


NEVRUZ

Farsça’da “yeni gün” anlamına gelen nevruz, yaygın olarak “baharın gelişini kutlamak üzere yapılan tabiat bayramı” olarak bilinmektedir. Kökeni tam olarak bilin-memekle birlikte kelime bu anlamıyla eski İranlılar arasında baharın gelişini kutlamak için yapılan özel tören ve bayramlara verilmiştir. Bu tören ve bayramlar İran güneş takviminin ilk ayı olan nisanın (Farvardin) ilk günü başlar ve on iki gün sürer.
Nevruzun kökenine ilişkin olarak üç destan gösteril-mektedir. Bunlardan biri Fars kültürüne ait olup nevru-zun, Küssi Devleti Kralı Cemşîd’in Bâbil’e girdiği günü anlatan hayalî öykülere dayanır. İkinci destana göre -ki bu Kurmanç ve Zazalar’a mal edilmektedir- Kawa adlı bir demirci ustasının zalim hükümdar Dahhak’e karşı dağlarda nevruz ateşi yakarak başlattığı ayaklanmadır. Üçüncüsi Ergenekon destanıdır.

Bu bayram İran geleneğinde mitik İran Kralı Cemşîd’le ilişkilendirilir. Firdevsî’nin Şehnâme’sine (m.s. 1000 yılları civarında tamamlandı) göre, bu bayram Cemşîd’in cinler tarafından inşa edilen bir arabayla göklere doğru çıkışını kutlamak için icra edilmektedir. Taberî gibi İslâm tarihçileri de bu mistik görüşü kabul ederler. Bununla birlikte bu bayramın kökenini kıştan bahara geçişi kutlayan geleneklere bağlamak daha doğru olacak-tır. Klasik İran geleneğini yansıtan bu bayram Zerdüştî-lik’te Mart’ın 13’ünde kutlanan Hamaspathmaedeya bayramı ile birleştirilmiştir. Bu bayram ölen ruhlara adanmış bir bayramdır. Bu durumda İran’da nevruzun hem bahar bayramı ve hem de ölmüş olan ataları anma bayramı olarak kutlandığını söylemek mümkündür.

Zerdüşt geleneğinde nevruz şafakla başlar. Zerdüştî gelenekte bu bayramın bir başka amacı da ateş ve onun ilâhî koruyucusu Artavahişt’i (bir nevi melek) anmaktır. Baharın bu ilk günü, kışın yer altındaki varlıkları korumak üzere yer altına inen ve öğlen vakti ile şahıslaş-tırılan melek Rapithvan’a dualar edilir. Nevruzda bu melek yer altından yeniden yeryüzüne çıkar. Ahamenid kralları (m.ö. 559-330) nevruzu, merkezleri Persopolis’te kutlarlardı. Sâsânî döneminde nevruz tö-renleri yazın bitiş bayramı Mihricân ile de birleştiril-di.

İslâmî dönemlerde nevruz, Zerdüştî kimliğinden çıka-rak varlığını İran’ın millî bayramı olarak devam ettir-di. Şiî gelenekte yerleşik bulunan anlayışa göre Âdem’in yaratılması, Tanrı’nın beşeriyetle ahid yapması; İbrâ-him’in putları kırması; Hz. Peygamber’in Hz. Ali’yi yanına alarak Mekke’deki putları kırması ve Hz. Ali’yi halife olarak tayin etmesi nevruz gününde gerçekleşmiştir.

İslâm öncesindeki nevruz törenlerinde baharın gelişi-ni sembolize edecek şekilde özel kaplar içerisinde yeşil yapraklı bitkiler konur, bunlar “nevruz masası” denilen özel bir masa üzerine yerleştirilirdi. Yine aynı masaya kutsal metinler, bir ayna ve çeşitli meyveler konur, bunların başında dualar edilirdi. Akrabalar ziyaret edilir, ateşler yakılarak etrafında oyunlar oynanırdı. Aynı törenler Şiî İran’da da sürmüştür. Bununla birlikte bu motiflere Kur’an’dan okunan âyetler veya ağıtlar da eklenmiştir.

Batılı araştırmacıların tesbitlerine göre, nevruz bayramı ile ilgili gelenek ve törelerin muhtemel bir diğer kökü Ergenekon destanına dayanmaktadır. Olayın meydana geliş zamanı (21 Mart) ve her ikisinde de demir-ci ustasının ve ateş yakma olayının yer alması gibi Ergenekon destanında mevcut bazı hususların Kawa desta-nında da bulunması bu iki destanın aynı veya yakın kül-türlerden kaynaklandığına karîne sayılmaktadır. Orta Asya Türkleri’nin özellikle Uygur, Kazan, Ufa Türkle-ri’nin nevruz günü yapılan toplantılarda Ergenekon des-tanını okumaları, Azerbaycan gibi kimi Türk bölgelerinde nevruza Ergenekon bayramı da denilmesi bu sebeple olabi-lir.

Nevruz gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu 21 Mart günüdür. Nevruz Osmanlılar’da bahar bayramı ve yeni yılın başlangıcı olarak kullanılmıştır. Nevruz inanışa göre baharın ilk günü ve yılbaşıdır. Takvimler bu yüzden marttan başlar. Osmanlılar’da malî yılbaşı olarak nevruz alınmış ve bu durum 1980’lere kadar devam etmiştir.

Şiî, Alevî ve Bektaşî Türk topluluklarında olduğu ka-dar Sünnî topluluklarda da nevruz geleneği yaygın olarak görülmektedir. Osmanlı Devleti’nde nevruz Sünnî kesim tarafından da kutlanmıştır. Nevrûziye denilen özel yiye-cekler hazırlanır, akraba ziyaretleri yapılır ve hediyeleşilirdi. Türkler nevruzu, “nevrûz-ı sultânî”, “sultan nevruz” veya Orta Asya Türk topluluklarındaki kullanımıyla “sultan navrız” adıyla kutlamaktadırlar.

Osmanlı şairleri, ramazan bayramı ve diğer bayramlar-da olduğu gibi, devlet erkânından ödül (câize) alabilmek için onlara kasideler sunmuşlardır. Bu tür kaside ve gazellere “nevrûziyye” denilmektedir.

Nef‘î’nin “Nevruz” gazelinden bir beyit:

Erişdi bahar oldu yine hemdem-i nevrûz

Şâd etse n’ola dilleri câm-ı Cem’i nevrûz.

Pir Sultan Abdal’ın nevrûziyyesinden bir dörtlük:

Âşık olan canlar bugün gelirler

Sultan nevrûz günü birlik olurlar

Hallâk-ı cihândan ziyâ olurlar

Himmeti erince nevrûz sultanın.

Bayramların halkın ruhu olduğunu, kök ve devamlılık bilincini diri tutuğunu bilen Sovyetler, dinî inançlar kadar bu tür bayramları da yasaklamışlar, unutturmaya çalışmışlardır. Bugün Türkmenistan’da 1992 yılında beri nevruz millî bayram olarak kutlanmakta, ülkemizde de bu amaçla törenler düzenlemektedir.

Bu törenleri yapma ve ona katılmanın dinî hükmü töre-nin sebep, içerik ve amacına bağlıdır.
27-11-2007 04:45 PM
Alıntı Yaparak Cevapla
maral Çevrimdışı
Üye
**

Mesajlar: 231
Üyelik Tarihi: Feb 2013
Rep Puanı: 154
Ruh Halim
Ruh Halim
Neseli

Takımın:
Besiktas
Mesaj: #2
RE: Yılbaşı ve Nevruz
İran Azerisiyim;
Türkiyeye göç ettikten sonra asimile olmamış bir aileden gelmekteyim. ilk günkü gibi örf,adet ve ananelerimiz yaşatmaya çalışıyoruz. nevruz da bunlardan bir tanesi... üstünkörü anlatayım bizim nevruzumuzu... burda yazılanlardan ziyade bir de burdan bakın...

21 mart gece gündüz eşit, bayram günü gibi aylarca karakıştan çık, tüm cemreler düşsün, bayram değil de ne bu? nasıl ki Dini bayramlarımızda mezarlıkları ziyaret edip, dua ediyoruz, nevruz da da kabirüstü diye bir gün var, 21 marttan önceki ilk salı günü ölmüşlerimiz için dua okutulur, omaç helvası yapılır ,dağıtılır. nevruz günü öyle çula çaputa ip bağlayalım, ateş yakıp tapınalım diye birşey yok. sabah kalkılır zaten temizlik yapılmış olur, akşam için yöresel yemekler yapılır, akşam ezan okunduktan sonra da sülalenin enn büyüğü ateşi yakar, üzerinden atlar'' ağırlığım uğursuzluğum senin olsun '' der. sonrada herkes dilek tutar ve atlar. sonra malum yumurta tokuşturma faslı, o sandığınız gıda boyasıyla değil bildiğimiz kuru soğanın kabukları ve samanla kaynatılan yumurtadan oluşuyor(bizim cadılar bayramımız yok ki alıpta gıda boyalarını üzerine şekiller çizelim), kim kimin yumurtasını kırarsa alıp yiyor yada kazanmış oluyor. burda amaç eğlence. sonra malum bayramlaşma faslı herkes normal bayram gibi kapı kapı gezip bayramlaşıyor. büyüklerin verdiği çorap yada mendil... senin götürdüğün çeşit çeşit yemişler... içinde ne olduğunu bile bile paketi açmak çocukluğunun bayram sevincini yaşatıyor sana. kapı dinlemek, baca baca yapmak, suya iğne salmak, her çocuğuna bir ağaç dikmek...bunlarda diğerleri... hiçbir zaman başka şeylere alet etmedik bayramı... edenleri de kınadık... yılın 360 günü kuruyemiş yesemde o gün ayrı bir tadı var... bolluk bereket eksik olmasın evlerimizden. hee bir de şu var; neden mum yakıyorlar? eskiden lamba mı vardı da ışık saçacaklardı evlerinden. her camın önüne bir ışık salsın diye mum konulurdu, hala daha koyuyoruz. hepimize birer mum... ışığımız sönmesin diye... bir de burdan bakın istedim...
11-03-2013 09:44 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net