Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Türk devletleri ve Türk milletleri
Yazar Mesaj
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,252
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #1
Türk devletleri ve Türk milletleri
Kaynak türktarihim.com

Göktürkler

Göktürkler, Türk Tarihinde Türk adını ilk kez devlet unvanı olarak kullanan Türk Devletidir Göktürkler, Türk Dünyasının doğuşu ve Türk Devletlerinin temelidir Türk unvanını devlet ismi olarak kullanan ilk Türk Devletidir Türk Tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Hun döneminde, Türklük kavramı ve Türk kültürü göçebelik etkisiyle zayıftı. Göktürkler döneminde Kültürel değerler güçlenerek Türk Kimliğinin güçlenmiş, tarihin derinliklerinde Türk’lüğün yayılma sürecinde çok önemli etkileri olmuştur. Göktürkler, Hunların yıkılmasıyla Asyaya yayılan Hun topluluklarından Aşina kabilesine dayanır. 6. YY’da Moğolistanın Kuzey Batısında bulunan Altay eteklerinde, büyük imparatorluk Juan-Juan İmparatorluğuna bağlı yaşayan Aşina kabilesi, İmparatorluğun Demir ve Dökme Çelik işçiliğini yapmaktaydı. Aşina kabilesi, Aynı zamanda kendi içerisinde de siyasi olarak teşkilatlanmaktaydı

 Bumin Kağan Dönemi (546-552)

Bumin, 540 da yönetime geçerek Aşina kabilesinin Han’ı oldu. Aşinalar, Bumin’in yönetiminde ticari faaliyetler için Çine ilerlediler. bölgedeki önemli güçlerden Topa İmparatorluğu zayıflamış, Doğu-Batı Topa olarak bölünmüştü Batı Topa İmparatorluğu, rakibi Doğu Topa ve Juan-Juanlara Aşina kabilesine yaklaşıyordu. Bumin Han, 546 da oymağının ürünlerini sunmak ve ticareti güçlendirmek için batı Topa’ya elçi gönderdi. Töles adı ile ortaya çıkan Kaokü’ler Juan-Juan’lara saldırı içindeydiler. Bumin Han, Juan-Juan İmparatorluğuna hizmet için siyasi bir manevrada bulunarak Tölesleri ve bir yenilgiye uğrattı ve kendisine bağladı. Bumin Han, güçlendi

Bumin Han, galibiyetten cesaret alarak Juan-Juan Başbuğunun kızını ister. Başbuğ, Bumine elçi göndererek “Siz Bizim Demircilik Yapan Adi Kölelerimizsiniz, Buna Nasıl Cesaret Edersiniz diyince . Bumin elçiyi öldürür ve iyice zayıflayan Batı Topa İmparatorunun kızını ister. kabul edilir 551 de Bumin Han ile Batı Topa Prensesi evlenir. Ve ittifak kurulur 552 de ise Batı Topa ile birleşerek Juan-Juan İmparatorluğuyla savaşır. savaşın sonunda Juan-Juanları kesin bir yenilgiye uğratarak Yabgu’luğunu ilan eder. Göktürkler, bu tarihte kurulmuş ve ilan edilmiştir Bumin Kağan, 552 de Göktürkler Devletini kurdu, aynı sene vefat etti. Vefatıyla Göktürklerin Sağ Yabguluğuna oğlu Kolo, Sol Yabguluğa oğlu İstemi gelmiştir.


Kolo (Kara) Dönemi (552-555)

Kolo, kısa bir süre yönetimde kalmıştır. yönetiminde Juan-Juan İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Moğolistan bölgesini Göktürklere bırakarak bir kısmı Topa Devletine, bir bölümü Avrupa’ya sığındı. Göktürkler ve Topa devletleri arasındaki anlaşma gereği, Topa Devletine sığınan Juan-Juan’lar Göktürklere teslim edilir ve 555 yılında öldürülürler. Juan-Juan’ların yıkılmasıyla Göktürkler yüzünü Moğolistan ve Tibet’e çevirir. Ancak Kolo, ilerleyemeden vefat eder  ve yerine kardeşi Mukan gelir.

Mukan Dönemi (555-572)

Mukan uzun süre Göktürk Hakanı oldu. Mukan Han Göktürklerin yükselme dönemidir Mukan yönetimindeki Göktürkler, Batı Topa ile İttifak ederek Moğolları ve Tibetlileri yenerek topraklarını genişletirler. Batı Topa 557 de yıkılınca bu devletin kalıntıları Göktürklere katıldı Topa İmparatorluğu, Türk topluluklarının içerisine karıştı Mukan, topraklarında güçlenmeye çalışan Juan-Juanların üzerine büyük bir saldırı düzenler. ve beyleri öldürülür halkı kılıçtan geçirilir Juan-Juan’ların siyasi birlikleri dağılır ve Çine sığınırlar. Göktürkler ile Çin arasındaki dostluk gereği kaçan Juan-Juan’lar Göktürklere teslim edilir. Mukan bu topluluklarıda öldürerek Juan-Juan kalıntılarını temizler

Juan-Juan’lardan sonra Doğu Kitaylarıda yıkarak topraklarını genişletir ve Kıtaylar Koreye göç eder Kuzeydeki Kırgızları egemenliğine alır, kuzey bölgesindeki dağınık boyları kendisine katarak  bozkırdaki Türk egemenliğini sağlar Mukan imparatorluğun doğusunu yönetir. Batıyı idare eden Sol Yabgu İstemi Altayların Batısını, Isık gölü ve Tanrı dağlarına kadar olan bölgeyi hakimiyetine almıştır. İstemi Yabgunun Batıdaki baskısıyla Sasaniler ve Bizans ilişki kurar Önemli ticaret kaynağı İpek yolunun denetiminde Sasanilerle iyi geçinilir ve ortak hareket edilir. İstemi, Türk İmparatorluğu Akhunların üzerine gitmek için Sasanilerle iş birliği yaparak Akhunları yıkıp topraklarını Sasaniler ile paylaşır

İstemi ile Sasani’ler arasındaki iyi ilişkiler İpek yolunun denetiminde anlaşmazlığa dönüşür İstemi Sasani’lere karşı Bizans ile iyi ilişkiler kurar Bizans, ipek yolu ticaretinin Sasaniler aracılığıyla yapılmasından memnun değildir. İstemi yabgu ile ittifak yapılır. ittifaktan sonra 19 yıl sürecek Bizans-Sasani savaşları başlar İran’ın Müslümanlığa geçişi bu mücadele dönemindedir Mukan döneminde Çin’in iç karışıklarla boğuşması ve Doğu/Batı olarak bölünmesi Göktürklerin işini kolaylaştırır. Mukan döneminde, Göktürk İmparatorluğu genişleyerek Bozkır İmparatorluğu haline gelir. 
İç karışıklıklarda güçsüz kalan Çin Göktürklerin desteği için Mukan Han’a bolca armağan ve elçi göndermiştir. armağanlar, Çin-Göktürk bağlılığını pekiştirir.

Mukan, Çin’e elçiler gönderir. Çine giden elçilerin genellikle bol armağanla dönmesi üzerine elçilik Türk soylularının istediği bir görev haline gelir ve kurumsallaşır Mukan 572 yılında vefat eder. vasiyeti üzerine oğlu değil kardeşi Tapo geçer.


Tapo Dönemi (572 - 581)

Tapo, ağabeyi gibi Çin ile iyi ilişkiler kurarak, Çin’in karışıklıklarından istifade etmeye çalışır. Çin’den gelen armağanlarla Çin ile ticaret gelişir Onbin Türk Tüccar Çine yerleşir. bu tüccarlar geniş ayrıcalırklarla Çinde ticaret yapar. Türk tüccarlar Çin ekonomisini ele geçirmeye başlar. Çin ile ticaretin artmasıyla Türk boylarında Çin kültürü yayılır. Türk beylerinde Çin özentisi oluşur. bir misyonerin “Çin’lilerin Zenginlik Kaynağının Budizmden Kaynaklandığı” sözüne Tapo inanır ve Budist olur tapınak ile buda heykeli yaptırır. Budizmi korumak ve yaşatmak için seferberlik ilan eder. Çin yaşamına özenen Tapo, ikiye bölünen Çin’in ilişkilerinde başarısızlığa uğrar. 577 de Doğu ve Batı Çin arasında savaş meydana gelir. Doğu Çin yenilgiye uğrar ve ortadan kaldırlır.

savaştan sonra Göktürkler ilede anlaşmazlıklar başlar ve Tapo, ordusu ile Çin’in içlerinde Pekini yağmalar. Chou’ların TSİ prensini kaçırmalarına göz yumunca saygınlığı azalır. Tapo, Doğuyu İstemi Yabgu ise uzun süre imparatorluğun Batısını yönetti önemli bir güçtü Sağ Yabgu Tapo’ya bağlıydı Kazandığı zaferler ve elde ettiği güç ile kendi kararlarıyla hareket ediyordu. İstemi’nin Tapo’dan bağımsız hareket etmesi Göktürkleri zora soktu İstemi 576 da öldüğünde yerine oğlu Tardu geçti. Tapo’nun yönetimi zayıfladı. Çin ile ilişki kuramayan Tapo, İmparatorluğun zayıflamasını önleyemedi. Tapo, hakimiyetini ikiye ayırdı doğuya kardeşi Kolo’nun oğlu Işbara’yı, batı tarafına küçük kardeşi Jotan’ı tayin etti. 

Tapo ile Chou ve TSİ arasındaki anlaşmazlıklar iç işlerini etkiledi karışıklıklara neden oldu. Çin karışıklıklarla mücadele etmekteyken Sui sülalesi, Çin’in egemenliğini eline geçirdi. Çin ilk kez ulusal bir birliğe kavuştu ve 400 yıllık kargaşa sona erdi. 
Çinin ulusal birliği gerçekleştirdiği 581 de Tapo kağan vefat etti yerine Kolo Kağanın oğlu Işbara geçti yönetim kavgası baş gösterdi

Işbara Dönemi (581-582) 

Bumin’in oğlu Kolo Kağanın oğlu olan Işbara, amcası Tapo’dan sonra yönetime geçti. Göktürkler karışıktı ve zayıfalamışdı. Batı kanadının Yabgu’su İstemi’nin ölümünden oğlu Tardu, babası İstemi gibi doğu kanadının istemiyor, yönetimi tek başına ele almaya çalışıyordu. Çin, ayrılığı körükleyerek Tardu’ya hediyeler gönderdi Doğunun Yabgu’su Işbara’yı tanımadığı, kendisinin muhatap kabul edileceğini bildirdi Tardu’yu Işbara’ya karşı kışkırtdı. Çin’deki onbin Türk tüccarını sınır dışı etti. Işbara zor duruma düşdü. kıtlık ve yoksulluk baş gösterdi. Doğu’daki boylar Batı’ya göç etti. 
Çin’in Tardu’ya desteğiyle, Tardu egemenliğini ilan etti ve İmparatorluk yıkılarak ikiye bölündü
Göktürklerin yıkılmasıyla Batı Göktürklerin başına Tardu, Doğu Göktürklerin başına Işbara geçti. 

Kaynak türktarihim.com

Doğu Göktürk Devleti

Büyük Göktürklerin yıkılıp ikiye bölünmesiyle ortaya çıkan Doğu Göktürkler, Türk Tarihinde dönüm noktasıdır. Kültürel ve Sosyolojik açıdan Hunlara göre çok hızlı ilerleyen Bozkır Türkleri, Göktürk döneminde asya steplerine ve coğrafyaya dağılarak onlarca Türk İmparatorluğuna zemin hazırlamıştır. Doğu Göktürklerin yıkılmasıyla ortaya çıkan Türk İmparatorlukları, Türk kültürünü ve varlığını orta asyadan Ortadoğu ve Avrupaya genişletmiştir. Göktürk İmparatorluğunun Yabgusu Işbara, Çin baskılarıyla zayıflamış İmparatorluğun Sol Yabgu’su Tardu’nun Çin ile ittifaka girip ihtiraslarına kapılarak yönetimi alma çabası neticesinde İmparatorluğun batısını Tardu’ya bırakmak zorunda kalmış Doğuyu içinde bulunduğu zor imkanlara rağmen ayakta tutmustu

Işbara Dönemi (582 – 587)

Göktürklerin yıkılmasıyla zorda kalan Işbara, İmparatorluğunu zor şartlarda ayakta tutuyordu. Batıda Tardu’, doğuda Çin baskısında kalan Işbara, içeride Çin misyonerleri ve hainlerle uğraşıyordu. Işbara, şüphelendiği komutanlarını öldürdü Öldürüleceğini anlayanlar Çin’e sığındılar. Işbara kudretini kaybetmişti. Büyük Türk Yabgu’su, halkının için Çin ile iyi geçinmek zorundaydı. 
585 te, Çin’e barış teklif etdi. Çin diplomatı Işbara’ya hakaret ederek Türk Kültürünü yozlaştırmak ve Çin’lileştiremek istedi Işbara, Çin’e bağlanmayı kabul etti ancak Çin’lileşmeyi reddetti. Çin İmparatoruna gönderdiği mektupta şu ifadeler yer alır. Size bağlı kalacak, haraç verecek, kıymetli atlar hediyece edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem. Uzun saçlarımızı kestiremem. Halkıma Çinli elbisesi giydiremem. Adetlerinizi, kanunlarınızı alamam. Bu konuda Bütün Milletim çarpan tek bir Yürektir” Işbara, mücadele döneminde vefat etmiş, yerine kardeşi Yehu geçmiştir. 

Yehu Dönemi (587 – 589)

Işbara’nın ölümüyle yönetime geçen kardeşi Yehu 2 yıl yönetimde kalabildi. Işbara dönemindeki çin sorunların devam etti daha da kötüye gitti Türk boyları ayaklandı. Gücünün yegane kaynağı olan Türk topluluğu, göçlerle dahada zayıfladı. Yehu’dan sonra yerine kardeşi Tülan geçti. 


Tülan Dönemi (589 – 600)

Tülan dönemi, Yehu döneminden farksız değildi sorunlar derinleşti Yönetimde olduğu 11 yıl da l ülkeyi kurtaramayan Tülan, Çin’in baskılarına karşı koyamadı Türk boylarının ayaklanarak Çine irtica etmelerinin önünü alamadı. Tülan’dan sonra yerine kardeşi Kimin geçti.


Kimin Dönemi (600 - 609)

Kimin döneminde Çin’in Doğu ve Batı Göktürkler üzerindeki baskıları arttı. Çin’li diplomatlar Türk prenslerini birbirlerine düşürdü Kimin’in karısı Çin’li bir prensesti. Çin ile iyi ilişkiler kuran Batı Göktürk İmparatorluğunun Yabgu’su Tardu, Doğu Göktürkleri hakimiyet altına almak isteyince Çin ile arası açıldı (607). Çin Kimin’i Tardu’ya karşı kullandı. Kimin Çin hakimiyetini kabul etmiş, Işbara’nın reddettiği yozlaşma ve Çinlileştirmeyi hayata geçirmeyi taahhüt etmişti. Kimin döneminde Göktürkler varlık gösterememiş, esaret Kimin dönemindede devam etmiştir. 609’da Kimin’in ölümüyle oğlu Şipi geçti. 

Şipi Dönemi (609 – 619)

Şipi dönemi, Doğu Göktürk’lerin çöküşünü durdurdu. Babası gibi oda Çinli prensesle evliydi ancak Çin’in faaliyetlerine izin vermedi. Yönetimi eline aldığı ilk yıllarda iç karışıklıklara öncelik vererek huzursuzlukları giderdi ve isyanların önledi Batı’da Tibet, Doğuda Amur’a kadar olan bölgeyi hakimiyetine aldı. Şipi, Çin ile iyi ilişkiler kurmadı Çin'e karşı koydu mücadeleciydi. Batı Göktürk Yabgu'su Çulo Çin ile işbirliği yaparak Çin'e yerleşmişti. Şipi, Çulo'nun Çin ile işbirliğinden hoşlanmadı ve Çulo'yu öldürdü. Doğu Göktürk’lerin güçlenmesi Çin’in hoşuna gitmedi. İç karışıklıklarla Türk dirliğini zayıflatmakta başarılı olmuştu. Aynı yöntemi kullanarak Şipi’nin kardeşi Çiki Şad’a hakanlık teklif etti. Çin’in art niyeini fark eden Çiki Şad, teklifi reddederek kendisine vaad edilen Çinli prensesi geri gönderdi.

Çin, Şipi’nin emrindeki bir komutanı öldürerek, İşbirliği için öldürülüp aralarındaki dostluğu iade ettiğini söyledi. Şipi’nin komutanlarına olan güvenini ortadan kaldırmayı düşünen Çin, Şipi’nin oyuna gelmemesiyle başarısız oldu. Şipi, girişimlerin amacını biliyordu.Çinin art niyet peşinde koştuğu için Dost kalamayacaklarını öne sürüp Çin’e ödenen haracı kesti ve savaş hazırlıklarına başladı. Şipi, Çin İmparatorunun kuzeye gideceğini haber alıp onu ele geçirmek için yola çıktı. Karısı haberi Çine ulaştırdı. Haberi geç alan Çin imparatoru, dönerken Şipinin ordusuna çaresiz yakalandı. karısı Şipi’ye ülkede isyan çıktığını haber etdi ve Şipi’nin geri dönüp Çin imparatoru kurtulsada çin yönetimi tehlikeye girdi. 

Şipi 617 de, emrinde bulunan ve Çini yağmalayan Çinli kumandanlardan birini Çin İmparatoru ilan etti. Başka bir Çinli kumandanıda Batı Çin Kağanı ilan ederek Sui hanedanlığına sefere çıktı.Çin valilerinden Li-Yüan’ı himayesine aldı. Sui hanedanlığına son vererek Li-Yüan’ı İmparatorluğa getirdi. Li-Yüan Şipi kağan’a 30.000 Ton ipek ve yıllık vergi verdi Göktürk’ler bir kez daha Çin’i vergiye bağladı. Çin’de Sui’lerin hakimiyeti son buldu Li-Yüan TANG sülalesini kurarak 300 yıl sürecek hanedanlığını ilan etti. Şipi, 619 da vefat etti ve yerine kardeşi Çulo geldi. 

Çulo Dönemi (619 – 621)

Çulo, kardeşinin sert siyasetine devam etti Şipi yardımıyla İmparator olan Li-Yüan’ın tavrı değişti. Doğu Göktürk’lere sert tavır aldı Çulo da Çin’li Prensesle evliydi. 621 yılında karısı tarafından zehirlenerek öldürüldü. Yerine kardeşi Kie Li geçti.

Kie Li Dönemi (621 – 630)

Kardeşi Çulo’dan yönetimi aldı Kie Li, Şipi ve Çulo gibi Çin’e karşı sert tavır aldı hırslı ve cesur olsada ülkede başarılı olamadı. Çin ile Yaptığı düzensiz ve başarısız savaşlarda muvaffak olamadı ve yönetimi zayıfladı. kendisine bağlı olan Çin toplulukları Çin’e geri döndü Tardus, Bayirku, Uygur gibi topluluklar ayaklandılar. 630 da yaptığı savaşta Şehir kuşatmasında başarısız oldu esir alınarak Çin’e götürüldü ve öldürüldü. Kie Li den sonra siyasi bütünlük bozuldu ve Doğu Göktürk Hakanlığı yıkılarak hakanlığa bağlı topluluklar bölgeye dağıldı. 

Büyük Türk Kahramanı Kürşad (639)

Türk Hakanının oğlu Kürşad Çinde muhafızdı cesur bir Türk prensiydi 39 çerisiyle çin imparatorunu öldürme planı yapıyordu, tüm hazırlıklarını yaptı ancak fırtınada planı bozuldu. Kürşad, ve 39 çerisi yılmadı Çin sarayını bastı yalnızca 40 kişiyle yüzlerce Çin askerini öldürdü Türk’lüğün yenilmez ruhunu ve esir edilemez karakterini belleklere kazıdı. Kürşad’ın savaşı efsanevi bir mücadele ve Türk boylarını ateşleyici bir güçtü

 
Kaynak türktarihim.com

Batı Göktürk Devleti

Göktürk İmparatorluğunun yıkılmasıyla, devletin doğusunu yöneten sağ Yabgu Işbara ile devletin batısını yöneten Tardu arasında ayrılık ve mücadele başladı Tardu, Sağ Yabgu Işbaradan yönetimi ele alma mücadelesine girişti. Çin ile mücadele eden Işbara, Tarduya karşı koyamadı Ülkenin batısını Tardu’ya bırakdı. Tardu kendi yönetimini ilan ederek Göktürk İmparatorluğunun batı kanadını almasıyla Göktürkler ikiye bölündü ve Batı Göktürk İmparatorluğu oluştu. 

Tardu Dönemi (583 – 603)

Tardu, yönetiminde Batı Göktürkler kurulduktan sonra önemli bir hakimiyet alanı kazandılar 600 yılına kadar Tibet’in batısından Kırım’a kadar genişleyerek muazzam bir coğrafyaya hükmettiler Doğu Roma İmparatorluğu ile mücadelede zayıflayan Sasaniler üzerinde baskı kucak hale geldiler amacı olan Doğu Göktürkleri hakimiyet altına almak ve Türk birliğini sağlamak için Çin’i kontrolde tutmak maksadıyla hazırlıklara başlandı. 600 yılından itibaren ilerleyişini ve kontrolünü sürdüren Tardu, Çin’in kuzeyine ilerledi. Yaptığı son seferde, Tardu’nun güzergahını öğrenip güzergahı su kuyularını zehirlemesiyle orduda ağır zayiat meydana geldi. zayıflayan Tardu’nun, sonraki seferleri başarısızlıklarla sonuçlandı. Çin seferindeki başarısızlıklar ve ordusundaki ağır zayiat nedeniyle Töles’de bulunan Türk boyları isyan ederek Tardu’yu öldürdüler.  Tardu’nun ölümünden sonra yerine Çulo kağan geçti.


Çulo Dönemi (603 – 611)

Çulo Kağan, Tardu’dan sonra yönetime gelmişti Tardu gibi mücadeleci bir tutum izlemedi. Çulo , Tardu’nun aksine Çin ile iyi ilişkiler içerisine girdi Çulo, Çin egemenliğini kabul ederek Çin’e yerleşti. Doğu Göktürk kağanı Şipi, Çulo’yu Çinden alarak öldürdü. Çulo dönemi, Batı Göktürkler’in çöküş sürecidir Çulo’nun ölümünden sonra yerine amcası Şikoei geçti. 


Şikoei Dönemi (611 – 618)

Şikoei, Çulo’dan sonra yönetime geçti Çulo döneminde Çin egemenliğine giren Batı Göktürkler’i kurtaramasa da Çin ile münasebetlerden uzak durmaya çalışarak kısa bir süre ülkeyi yönetmiştir. 

Tong Yabgu Dönemi (618 – 628)

Tardu’nun küçük torunu Tong Yabgu, döneminde, Çin egemenliğindeki Batı Göktürkler, Çin’deki iç karışıklıkların etkisiyle bağımsız hareket etti Tong Yabgu, ordudaki düzensizlikleri giderdi yeni bir Ordu kurdu ayaklanmış Töles boylarının isyanlarını bastırdı. Tong Yabgu, batıda Sasaniler ile savaştı (619). savaşta başarılı olamayan Tong yabgu, yenildi göktürkler zayıflamaya başladı. yenilgiden sonra ülkeyi yöneten Tong Yabgu, gücünü yitirdi giderek zayıfladı. Töleslerin (On-Oklar) yeniden ayaklandı Batı Göktürk’ler yıkılma sürecine girdi. 628 de, Amcası Sebi ile yaptığı mücadelede öldü

Se Yabgu Dönemi (628 – 630)

Tong Yabgu’nun ölümünden sonra yerine oğlu Se yabgu geçti. Tong Yabgu’nun ölümünden sonra zayıflayan Batı Göktürkler ikiye bölündü. Devletin batısını Nusepi Boyu, doğu bölümünü Tulu boyu aldı. 2 yıl gibi çok kısa süre yönetimde kalabilen Se Yabgu, Çin egemenliğindeki ülkesini boyundurukdan kurtaramadı. 

Hsili Dönemi (630 – 633)

Hsili, Se Yabgu’dan sonra yönetime geçti. Batı Göktürkler çöküş ve Çin egemenliğinden kurtulamadı kurtulamadı. Hsili, Se Yabgu’nun ölümü ve Doğu Göktürklerin yıkılmasından sonra Çinde hedef haline geldi. Hsili, Kısa süre yönetimde kaldı varlık gösteremedi. Çöküş dönemi, Hsili yönetiminde de devam etti. 

Işbara Dönemi (634 – 639)

Işbara dönemi, Batı Göktürklerin son dönemlerindeki bocalama evrelerindendi Çin egemenliği arttı. Doğu Göktürk’lerin yıkılması ile Çin, Batı Göktürk’lerde tüm politikalarını hayata geçirdi. Işbara döneminden sonra iç karışıklıklar ve yönetimsizlikler nedeniyle yerine bir Kağan geçemedi. 

Jubi Dönemi (645 – 650)

İç karışıklıklar, kendi başlarına buyruk yönetim ve Çin’in ağır baskılarıyla 6 yıl kadar yönetim altında yaşayamayan Batı Göktürkler, 645 te Jubi kağan’ın yönetimi almasıyla varlık göstermeye çalışsa da devlet, yıkılmaya girmişti. Jubi Kağan döneminde isyanlar bastırılmaya çalışılsada başarı sağlanamadı Devlet eski gücünde değildi varoluş mücadelesi sürdürmekteydi. 

Holu Dönemi (651 – 657)

Jubi’den sonra yönetime geçen Holu Kağan, toparlanma çabalarında başarı elde edemedi. Çin’e karşı Türgişler ve Karulklar ile birleşerek Çin ile mücadele etmeye başlasa da başarılı olamadı.ve Son girişilen mücadelede Batı Göktürk Kağanlığı son buldu. 


Kaynak timetürk.com

Bumin Kağan     

Göktürk Kağanlığı'nın kurucusu Bumin Kağan...
Göktürk İmparatorluğu'nun kurucusu Bumin Kağan'ın doğum tarihi kesin olarak bilinmesede 552 de hayatını kaybetmiştir. Babası Nadulu, Türk aşiretindendi. Bumin Kağan, Göktürk ve Töles kabilelerini tek bayrakta toplayarak Juan-Juan devletine karşı savaşmış. Kısa zamanda bu devletden kurtularak Çin ile ilişkiler kurdu.
Çin prensesiyle evlenen Bumin daha sonra Çindeki karışıklıkdan yararlanarak yeni bir Türk imparatorluğu kurdu. Devletin kuruluşundan kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Kurulan devletin başkenti Orhon kıyılarında, Ötüken Dağı etekleriydi. Kardeşi İstemi Yabgu, kendisine büyük yardım etmiştir.

Göktürk devleti, ilk Türk imparatorluğu Hun devletinden 7 yüzyıl sonra aynı topraklarda kurulmuşsa da Türk'' ismini taşıyan ilk devlet Bumin Kağan'ın kurduğu imparatorlukturBumin Kağan'ın Türk tarihindeki yeri ayrıdır. Bumin Kağan 551 de Prenses Chang ile evlenerek Batı Vey hanedanı ile akrabalık kurdu. 552 de Huang'ın kuzeyinde Cücenlere ağır bir darbe vurarak bu devleti ortadan kaldırdı. Ve Ötüken merkezli Göktürk Kağanlığı'nı kurdu.Bumin büyük başarıları sayesinde ''İllig Kağan''unvanını aldı. Devletinin
batısını küçük kardeşi İstemi Yabgu'ya verdi. Bumin Kağan'ın ölümünden sonra yerine oğlu İssik Kağan geçti. İssik hayatını kaybedince yerine kardeşi Mukan Kağan geçmiştir.

Moğolistan'da Orhun nehri yakınlarında bulunan Kül Tigin Yazıtlarında "Üstte mavi gök, altta yağız yer ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutuvermiş, düzenleyi vermiş. Dört taraf düşman imiş. Ordu salarak dört taraftaki milleti hep almış, tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapı'ya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Göktürk öylece oturuyormuş." şeklinde Bumin Kağan'dan bahsedilmektedir.

Kaynak sivaspostası.com


GÖKTÜRK VEZİRİ BİLGE TONYUKUK KİMDİR


Ben Bilge Tonyukukum. Çin ülkesinde doğdum. Türk bodunu Çine bağlı idi. Türk bodunu baş bulamadan Çinden ayrıldı, bir baş buldu. O başı bırakıp yine Çine döndü.Türk bodunu öldü, eridi, yok oldu. Türk bodununun yurdunda boy kalmadı. Uzakta, dışarıda toparlanıp yedi yüz oldular İki bölüğü atlı, bir bölüğü yaya idi. Yedi yüz kişiye yol göstereni, büyüğü şad idi. Katıl dedi, katılanı oldum: Bilge Tonyukuk. İlteriş kağan olunca Güneyde Çini, Doğuda Kıtaynı, Kuzey?de Oğuzu öldürdü. Bilgesi, çavuşu ben kendim idim. Kuzeyde Kara Kumuğda oturur idik.Bilge Tonyukuk yazıtlarında Türklerin Çin esaretine düşmesi ve İlteriş Kutluk Kağan önderliğinde tutsaklıktan kurtuluşu şekilde anlatılıyor.

sohbetlerimizde ve konuşmalarda adı  çok geçen, fakat hakkında hemen hiç kimsenin bilgisi olmadığı meşhur ama meçhul tarihsel şahsiyetlerden birisi de ünlü Türk veziri ve bilgesi Tonyukuktur. I. Göktürk İmparatorluğu önce Batı ve Doğu Göktürk olarak ikiye ayrılır. Ardından, Çin a bu devletleri birbirine düşürür, devleti idare edecek çapta devlet adamları olmadığından 630 da Göktürk Devleti ard Çin istilasına uğrar,ve Türkler için 680 yılına kadar elli yıl aralıksız sürecek esaret hayatı başlar. Binlerce yıllık Türk tarihinde Türkler iki kere esaret yaşamıştır. Bunlardan birincisi 630-680 yıllarındaki Çin esareti, diğeri I. Dünya savaşında Anadolunun uğradığı işgal sonrasındaki esarettir.

630-680 Yıllarında Çin boyunduruğunda yaşanan esaret, Türkler için matemdir. Orhun kitabelerinde bu durum şöyle anlatılır Beylik evladın kul, hatunluk evladın cariye oldu, ülkeli bodun idim, şimdi ülkem nerde Kağanlı bodun idim, şimdi nerede kağanım
Çin esaretinde Türk soyluları ve prensleri ayaklanır ayaklanmaların hepsi Çin tarafından acımasız ve kanlı bir şekilde bastırılır Türk varlığı tehdit altındadır. Çin esaretinde yaşayan Prenslerin, soyluların çoğunluğu Çin adları taşımıştır. Türk kağanları  Çinlilerce atanmaktadır. Türklerin esaret zamanında en çok ses getiren ayaklanması Gök-Türk prensi Kür Şad ve 39 arkadaşının gerçeklestirdi

Çinin Eski T`ang Sülalesi Tarihinde şöyle bahsedilir: "T`u-li Kağanın biraderi shuai, ile -kuanın saltanatında 627`lerde, huzura çıkmış ve saray muhafızları sanggünü olarak atanmıştı. 13. yıl 639 da çin imparatoru Ch`angsaraydan çıkıp ch`eng Sarayına yola koyulduğunda, shuai, kendi bölüğünden 40 kişi ile anlaştı; bunlar geceleyin İmparatorun ordugahına sokuldular; duvarı aştılar; yaylarını gererek ok atdılar onlarca saray muhafızını öldürdüler. Garnizon kumandanı Sun askerleriyle cesurane bir şekilde hücuma geçince, geri çekildiler kuzeye, Wei suyuna kaçtılar; maksatları bölüklerine gitmek idi. Fakat hepsi yakalandı ve idam edildi. Ho-lo-ku affedildi ve
Tepelere sürüldü.

T`u-li Kağan,  Kür Şad`ın ağabeyi Tulu Han`dır. shuai de Kür Şad`dır. Ho-lo-ku Kür Şad`ın ihtilali başarılı olsa idi Türk Kağanı ilan etmeyi düşündüğü yeğenidir. Türklerin esaretine kesin olarak  680 de son veren Kuzey Çindeki ayaklanmayı organize eden  Aşına ailesinden Kutlugtur. Göktürkler ve Türk göçebe imparatorluklarının kurucusu ve yönetenleri, Aşına sülalesindendir. Başlangıçta 17 kişi olan İsyancılar, kısa zamanda 5 bine yükselir. Bunlar arasında ünlü devlet adamı ve kumandanı Tonyukuk da vardır. Tonyukuk sözcüğü, giysisi yağlı anlamındadır. O dönemde, lekeli giysi, zenginlik ve cömertlik? belirtisiydi.Kutlug ile Tonyukuk önce Kuzey Çine baskın yaparlar(681). at, koyun, deve ele geçirirler ve Gobi Çölü ile Orhun ırmağına çekilirler.

682 Yılında gerçekleşen inekler Gölü savaşında Oğuzlar mağlup edilerek, Türklerin kutlu toprağı Ötüken yaylası ele geçirilir. Kutlug, kağan ilan edilir ve il-teriş İli, yani devleti derleyip toplayan unvanını alır. kurulan II. Göktürk Hakanlığı, Kutlug tarafından teşkilatlandırılır. Bir kardeşi yabgu, Kapgan adındaki diğer kardeşi Şad tayin edilir. Tonyukuk
aygucı (Devlet baş müşaviri, danışmanı) olur.
Türk istiklalini yeniden temin eden Kutlug Kağan, Çine  karşı çok sefer düzenler ve 693 yılında ölür. Gök-Türk hakanlığı kısa zamanda kuzeyde Kögmen dağına, batıda Altaylara, doğuda Kerulen ve Onan nehirleri vadilerine hakim olur. Türk boyları ve yabancı kavimler itaate alınır.

Tonyukukun, İlteriş Kutlug Kağanla birlikte verdikleri mücadele Tonyukuk yazıtlarında şu şekilde anlatılır: Türk bodununa pusatlı yağıyı silahlı düşmanı yaklaştırtmadım. Damgalı at yürüttürmedim. İlteriş ve ben kazanmasaydım il bodun yok olacaktı. Kazandığı için ve de kendim kazandığım için il yine il, bodun yine bodun oldu.
İlteriş Kutlug Kağan öldüğünde oğulları Bilge ve Kül Tigin çocuk olduklarından, Gök Türk kağanlığına kardeşi Kapgan geçer. Çin kaynaklarında adı Mo-Ço dur Kapgan? Kağanın adı,  Türkçede Fatih anlamında Çin kaynaklarında  ise genç ihtiraslı? ve haşindir Kapgan, kağanlığı döneminde en tehlikeli rakip Çin sürekli baskı altında tutmuş, onlardan sürekli haraç almış, Çin egemenliğinde yaşayan Türkler ana yurda geri toplamıştır

Asya kıtasındaki Türkleri Gök Türk devleti çatısında toplayıp Türk boyları arasındaki isyanları sertlikle bastıran Kapgan Kağan, Dokuz Oğuzların bir ayaklanmasını bastırdıktan sonra Ötügene dönerken Oğuz boyu Bayırkuların pususunda 716 da öldürülür.Kapgan Kağanın ölümüyle Gök Türk tahtına oğlu İnal Bögü geçer. Ve İlteriş Kutlug Kağanın oğlu Bilge  bir darbeyle onu devirerek başa geçer. İnel Kağan ve yandaşları öldürülür.
Bilge Kağan, Türk tarihinin en önemli figürlerindendir kardeşi Kül Tigini başkomutanlığa, Tonyukuku başvezirliğe getirir. Bilge Kağan, göçebe Türk boylarını yerleşik hayata geçirmeye çalışır. bunu Başvezir Tonyukuk tarafından kabul etrmez. Tonyukuk: Türk boylarının dört duvar arasında yerleşik hayata geçmesi durumunda yok olacağını, çünkü nüfusça Çinlilerin yüzde biri kadar olan Türklerin kuvvetli zamanlarında Çine akınlar düzenlediklerini, zayıf düştüklerinde ise kaçıp saklandıklarını, yerleşik hayata geçerlerse bunu gerçekleştiremeyeceklerini ve ulus olarak yok olabileceklerini, Bilge Kağana iletir.

Bilge Kağan, Türk ülkesinde Budizme ve Taoizme tapınaklar kurdurarak, Türk Milletini Budist yapmak ister. Fakat Başvezir Tonyukuk kabul etmez. Ona göre,  Budizm ya da Taoizm gibi insanlara miskinlik aşılayan Uzakdoğu dinlerinin resmi devlet dini? olarak tanınması  Türklerdeki
savaşçılık ruhunu? öldürecek ve Türk varlığı sona erecektir. Büyük Türk Veziri Bilge Tonyukuk 725 yılında vefat eder. Batılılarca Göktürk Bismarckı olarak adlandırılan Tonyukuk, Türklerin istiklalini kazandığı II. Doğu Göktürk Devleti zamanında 50 yıl devlet hizmetinde bulunmuştu Tonyukuk, Türklerin sadece askerlik ve devlet işleriyle uğraşmamış, ayrıca Türk milli kültüründe ciddi çabalar göstermişti. O, Türklerin milli benliği ile uyuşmayan çabalara karşı çıkmıştır.

Türklerin yerleşik hayata geçmesine ve ,Budizm ve Taoizm gibi Uzakdoğu dinlerinin Türklerin savaşçı yapısını törpüleyeceğini düşünerek, karşı çıkmıştı. O, Türk milli yapısına büyük katkıda bulunmuş büyük bir bilgeydi.Bilge Kağanın kardeşi cesaret ve cengaverliğiyle meşhur Kül Tigin 731 de 47 yaşında ölür. Çok sevdiği kardeşinin ölümü Orhun yazıtlarında şu şekilde anlatılır: Kardeşim Kül-Tegin öldü. Görür gözün görmez oldu. Bilir bilgim bilmez oldu. Yaşlandım. Gözden yaş, gönülden feryat gelerek yanıp yakıldım. İki büyük  yardımcısını kaybeden Bilge Kağan 734 te Buyruk-Çor adlı bakanı tarafından zehirlenerek öldürülür.  50 yaşında idi. Kendi adına dikilen kitabede şöyle demektedir: Ey Türk milleti ! Üstte gök yıkılmaz, altta yer delinmezse, senin devletini, töreni, kim bozabilir Bilge kağandan sonra hatunu, oğlu adına devleti idare eder. Fakat, hakim olamaz. Uygurlar, Karluklar, Basmıllar ayaklanırlar. Uygur başbuğu Kutlug Bilge Kül hakanlık tahtına oturur 745 te Ötükende Gök-Türk iktidarı sona erip, Uygur-Türk devleti başlar.

Kaynak türkçüturancı.com

AŞİNALAR

Yüzlerce sene Türklerle beraber yaşayan, sayıca ve kültürce Türklerden aşağı olan ve Türklerden etkilenen Moğollar, 10. asırdan sonra toplum ve devlet yapısıyla, Türkleri taklit ettiler. bunun dışında yol izlemeleri mümkün değildi. kendilerine örnek olarak iki devlet vardı birisi Çin, diğeri Türklerdi. Çini benimsemeleri yaradılışlarına aykırıydı. Türk-Moğol Devletinin kuruluşundan sonra, Kubilay Kağan'ın düştüğü hata bunu ispatlamaktadır. O zaman karşılarında yegane Türk devlet teşkilatı bulunuyordu; ve onu seçtiler.

Türklerle uzun yıllar birlikte yaşayarak, onlardan tarihi ve kültürel pek çok şeyi alan Moğolların destanlarına baktığımızda, karşımıza iki kabile çıkar. Bunlardan birisi Nirunlar, diğeri de Dürliginlerdir. Moğollarda karşımıza Nirunlar ve Dürliginler diye iki aile çıkıyorsa; Türklerde aile ve kabilelerin olması gerekiyor. Eski Türk toplumunda ilk sosyal birlik olan oguş, yani aile bütün toplumun çekirdeğidir. Kan akrabalık esasına dayanır. Türkler dünyanın dört-bir tarafına dağılmalarına rağmen varlıklarını koruduysalar bu, ailenin öneminden ileri gelir. Türk dilinde, hiçbir millette olmadığı kadar akrabalık adına rastlanır. Türk tarihine ve kültürüne baktığımızda, Türk devletinin yükselmesinde birtakım liderler ön plana çıkar Bumin İstemi, Köl Tigin, daha sonraları Tuğrul ve Çağrı gibi.

devlete öncülük eden ailelerde vardır Kınıklar, Kayılar vs. gibi. İslam öncesi Türk tarihinin kaynaklarında devlet kurucusu iki aile ile karşılaşıyoruz. Bunlardan birisi Börülüler yani
Aşinalar diğeri de Arslanlardır A-shih-te ailesi üzerinde durulmamışsa ancak, A-shihnaların kimliği hususunda tahminler yapılmıştır Türklerde, kurt (börü), önemlidir Aşina kurt ile alâkalıyken-Arslan da Aşite ailesinin sembolüdür. Türk boylarına ad verme geleneklerinde hayvan isimlerine rastlıyoruz (Ak Koyunlu, Kara Koyunlu, Kara Keçili, Sarı Keçili,).Aşiteler Börülülerin (Aşinalar) ın yanında bulunup onlara yardımcı olan ailenin, Börülülerin akrabası olduğu ihtimaldir.

Kök Türkler çağında, Aşina Nishu-fu'yu kağan ilan eden A-shih-te liler Kutlug'un yanında da Tunyukuk vasıtasıyla görülmektedir.Tunyukuk'un adı Çin kaynaklarında A-shih-te şeklinde yazılıdır
Kök Türk Kağanlığı 7. yüzyılın ortalarında, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar büyük bir kargaşaya düşmüştü. Devlet ihanetlere maruz kalıyor, halk perişan yaşıyordu. Elbette asil millet sahipsiz değildi. Her şeyden önce ilah onu gözetiyor ve kolluyordu. birtakım belalar musallat ettiyse de, kitabelerin ifadesine göre onu yükseltecek olan rabbin iradesiydi. devletleri ve milletleri için gözlerini hiçbir şeyden esirgemeyen deliler ortaya çıktı. Bir milletin hayatında nekadar deli varsa, o millet o kadar büyüktür. . A-shih-te Fengchi ve Wen-fu da tarihimizin şanlı delilerindendir*.

Sene 671, artık Kök Türk aksakalları arasına girmiş olan Aşina Tu-chi halkı etrafına topladı 676 da kağanlık ilan etti. 679'da o tuzağa düşürülünce esir olarak Çin'e gitmek zorunda kaldı. Aşina ihtiyatsız davranmıştı. Çin ordusunu anlayamadı. Üzerine gelenlerin İran'a yürüdüklerini sanıyordu. 679'da A-shih-te Feng-chih Wen-fu adlı iki lider, halkı ile Çin'e karşı ayaklandı ve Börülü (Aşina) soyundan, A-shih-na Ni-shu-fu adlı Kök Türk beyini kağan yaptılar. Kök Türkler ayaklanmayı destekledi. Ve baş kaldıranların sayısı yüz bine çıktı. Ve Çin ordusu, Türkler tarafından bozguna uğratıldı.

ayaklanmanın liderlerinden A-shih-te Feng-chih'in esir alınması ve Kök Türkler arasındaki anlaşmazlıkda Ni-shufu'nun öldürülmesi isyanı durduramadı. Aşina Fu-nien kendisini kağan ilan etti ve A-shih-te Wen-fu ile birleşerek Çin'e saldırdı. Ve bozguna uğrattı Çin ikisinin arasını açmayı başardı. Ve zayıfladılar ve Çin tarafından tutuklandılar Aşina Fu-nien ve A-shih-te Wen-fu başta olmak üzere 54 Türk beyinin başları kesildi. Çin imparatoru isyan edenleri teslim olduğu takdirde, öldürülmeyeceğine söz vermişti vaadini tutmadı. Aşina Ni-shu-fu ve Fu-nien'in ölümleriyle neticelenen hareketler kitabelerde; Türk milleti şöyle demiş: "Devlet sahibi idim, devletim şimdi hani? Kimin devleti için kazanıyorum. Kağanlı millet idim, kağanım hani? Hangi kağanın işini gücünü çeviriyorum", dedikten sonra Çin imparatoruna düşman oldu. Ancak kendilerini düzene sokamadıklarından boyun eğdiler", şeklinde ifade olunmaktadır.

işini-gücünü Çin adına yapan Kök Türkler, başsız olmayıp, Çin tarafından bozulsalar da, kağanlar çıkarmışlar varlıklarını sürdürmüşlerdir bir Moğollardaki Nirun ve Dürligin ailesinin karşılığı Türkçede Börüler (Aşina) ve Arslanlar (Aşiteler) dır
Türklere ait pek çok şey Moğol toplumuna yansıdı. Çengiz Han'ın Moğolları Türk nüfus ile kıyaslandığında azdı ve cengiz Türklere kendisini kabullendirmek zorundaydı. Uygur Türkü danışmanlar vasıtasıyla ona şecere uyduruldu Türklerin türeyiş ve Oğuz Kağan destanlarının kopyasıydı.Türk devletinin yükselişinde iki aile vardı. birincisi Türk halklarca saygı duyulan ve sevilen idareci kabile Börülüler (Aşina), diğeri de onların yardımcısı ve 8. asırdan sonra iktidara geçmeyi başaran Arslanlardı (Aşite). Moğollar da, milli destanlarını oluştururlarken iki aileyi örnek alarak Nirun ve Dürligin adındaki sülaleleri ön plana çıkardı
10-07-2018 09:42 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,252
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #2
RE: Türk devletleri ve Türk milletleri
Kaynak yenişafak.com

Bağımsız Bosna ve 'bilge' lider Aliya

15 yıl önce hayata gözlerini yuman bağımsız Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı Aliya yaşamı boyunca Müslümalar için mücadele eddi Bilge kişiliğiyle tanınan Boşnak lider, "Doğu ve Batıda İslam", "İslam Deklarasyonu" gibi önemli eserler yazdı. Aliyanın Türk halkında ayrı bir yeri var Bağımsız Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı merhum İzetbegoviçi vefatının 15. yılında rahmet ile anıyoruz

Hayatı boyunca ülkesi ve Müslümalar için mücadele eden Aliya, 8 Ağustos 1925'te Bosna Hersek'in Bosanski Samac şehrinde dünyaya geldi. Mustafa ve Hiba çiftinin beş çocuğundan biriydi 3 yaşındayken ailesiyle Saraybosna'ya taşındı ve eğitimine başladı.2.Dünya Savaşı devam ederken, Hırvatistan'daki faşist Ustaşa rejimi, Bosna Hersek'i ilhak edip Bağımsız Hırvatistanı kurdu. Ülkedeki Müslümanlar Hırvat kabul edildi. Yahudi, Sırp ve Romanlar büyük bir zulme maruz kaldı, Müslüman Boşnaklar ve rejimle aynı fikirde olmayan Hırvatlar kurtulamadı.

milliyetçi Sırpların oluşturduğu Çetnik hareketinin olduğu bölgelerde Müslüman Boşnaklar katlediliyirdu Çetniklerin hedefi, Sırp olmayanları katletmekti.
 
Emekli Boşnak general İsmet Hadzic, bağımsız Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı merhum Aliyayı ülkesini ve içinde yaşayan halkları anlayan bir lider olduğunu belirterek, "O, Bosna Savaşı'nın mucizesiydi." dedi.
Hadzic, Aliya gibi insanlar dünyaya 100 yılda bir gelir Onun gibi bir Boşnak'ın dünyaya gelmesi için çok bekleyeceğiz." ifadelerini kullandı.Tarihin kalbindeki Boşnak lider: Aliya..

Bağımsız Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı, "Bilge Kral" Aliya vefatının 15.yılında rahmetle anılıyor
Genç Müslümanlar" kuruluyor
Aliya İzetbegoviç, eski Yugoslavya Krallığında, ana hedefi ülkedeki Müslüman Boşnakları dini ve milli konularda bilinçlendirmek olan "Genç Müslümanlar" teşkilatını kurdu 1939'da kurulan teşkilatın hedefleri ülkedeki Müslümanların eşit haklar elde etmesiydi. Teşkilat Müslümanların Çetnik ve Ustaşa zulmünden korunması, yıkılan ev ve camilerin inşası için çalışmalar yapıyordu.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti, faşizme galip gelse de dini ve milli konularda Boşnakların sorunlarına engel olmadı. Aliya'nın da aralarında olduğu "Genç Müslümanlar" teşkilatının bazı üyeleri, din bilincinin uyandırmak gerekçesiyle 1946'da tutuklandı. Aliya, 3 yıl hapsedildi.Hapisten çıktıktan sonra ziraat fakültesine kaydolan Aliya, 2 yıl sonra hukuk fakültesini geçti ve mezun oldu.Halida ile 1949'da evlenen Aliya'nın Leyla, Sabina ve Bakir adlarında üç çocuğu oldu.

Mücadelesiyle tanıdık: Aliya İzzetbegoviç'i rahmetle anıyoruz
Aliya 19 Ekim 2003'te yaşamını yitirdi. İslam mücadelesi ile bilinen, çığır açan sözleri ile hafızalara kazınan Aliya'yı ölümünün 15. yılında, rahmetle anıyoruz. Müslüman hakları için mücadeleye devam etti Marksist-Leninist Tito liderliğindeki Yugoslavya'da Müslüman hakları için mücadele eden Aliya, "Preporod", "Takvim" ve "Glasnik" gibi gazetelerde yazılar yazdı. Kimliğini ifşa etmek istemeyen Aliya yazılarını, çocuklarının baş harflerinden oluşan "LSB" mahlası ile yayınlıyordu.

İslam dünyasıyla yakından ilgilenen Aliya 1960'larda "İslam Deklarasyonu" isimli kitabını 1970'te yayınlandı.
Tito'nun 1980'de ölmesiyle Yugoslavya'da milliyetçilik başladı Aliya, kaleme aldığı "Doğu ve Batı Arasında İslam" isimli kitabıyla 1983'te 12 Müslüman aydınla beraber tutuklandı. "Saraybosna Süreci"adlı dava başladı.

Aliya ve diğer aydınlar, ifade suçundan ve organize örgüt kurarak düşmanca faaliyette bulunmaktan suçlu bulundu. Aliya'nın İslam Deklarasyonu adlı kitabıyla 14 yıl hapse mahkum edildi.
Hapiste geçirdiği dönemde Aliya, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan isimli eserini kaleme aldı.1988'de afla serbest kalan Aliya, 1990'da ülkedeki Boşnakların en büyük partisi Demokratik Eylem Partisinin (SDA) kuruluş oturumunda genel başkanlığa seçildi.

Bosnada en çok oyu alan Aliya, eski Yugoslavya'daki Bosna Sosyalist Cumhuriyeti'nin başkanı oldu. Yugoslavya, 1990'larda dağılma sürecine girdi. Yugoslav Halk Ordusu 1991'de Slovenya'da çatışmaları provoke ederken Hırvatistan'da da çatışmalar başladı. Çatışmalar, 1991 yılının ekiminde Bosna Hersek'in Ravno ve Popovo köylerine sıçradı.
Aynı tarihlerde Bosna Hersek'te bağımsızlık meselesi gündeme geldi. tartışmalarda milliyetçi Sırp Radovan Karadzic, savaş olması durumunda Müslümanların yok olacağını savundu. Aliya Karadadzic'e Müslümanların yok olmayacağını vurguladı.

Bosnada 29 Şubat-1 Mart 1992'de bağımsızlık referandumu yapıldı. Sırpların boykot ettiği referanduma yüzde 99'undan fazlası "bağımsız" Bosna Hersek için "evet" dedi. Referandumun ardından JNA ve Sırp paramiliter grupların saldırıları başladı.
Boşnak lider Aliya, Bosna Herseği saldırılara karşı koymaya davet ediyor, Boşnaklar Aliya'nın liderliğinde mücadele veriyordu.

Sırplar, sivillere karşı büyük katliamlar gerçekleştirdi. İnsanlar evlerinden sürüldü, kadınlara tecavüz edildi, tarih yok edildi toplama kamplarında sivillere işkenceler yapıldı.Bosna Hersek'in bağımsızlığını ve bütünlüğünü savunanlar Sırplara karşı savaşırken, güneyde ve batıda ise Hırvatlarla mücadele veriyordu.3,5 yıl boyunca Sırp güçlerince kuşatma altında tutulan başkent Saraybosna'nın yanı sıra Prijedor, Bijelina, Zvornik, Visegrad, Srebrenitsa, Foça gibi birçok şehirde katliamlar yaşandı.

Aliya tüm zulme rağmen hiçbir zaman kin ve intikam barındırmadı politikasından ödün vermedi. "Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır." sözü, Boşnak liderin politikasını gösteren en önemli ifadelerdendir 200 bin insanın öldüğü, 1 milyondan insanın evini terk ettiği bosna savaşı 1995'de imzalanan Dayton Barış Anlaşması ile sona erdi.
Aliya, silahları sustursa da ülkeye karmaşıklık getiren bu anlaşma için Bu adil bir barış değil, ancak savaşın sürmesinden daha iyidir." ifadelerini kullandı

Anlaşma ile Bosna Hersek iki entite (Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti) ile Brçko Özerk Bölgesi'ne ayrıldı. Bosna Hersek Federasyonu 10 kantondan oluşacaktı. Savaşın ardından ilk seçimde, Aliya "bağımsız" Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı ve Devlet Başkanlığı Konseyinin ilk başkanı oldu.
Aliya, 2000'de sağlık nedeniyle Devlet Başkanlığı Konseyinden istifa ederken, partisinin 2001'deki kongresinde başkanlığa aday olmayacağını açıkladı.

Bosna Hersekte dünyada tanınan, bağımsız ve egemen bir devlet bırakan Aliya, 19 Ekim 2003'te Saraybosna'da vefat etti. Aliya'nın ölmeden önce son görüştüğü devlet adamı Erdoğan'dı.
Cenazesine farklı ülkelerden 150 binden fazla insan katıldı Aliya, vefatından önce "şehitlerin arasında mütevazi bir mezara defnedilmek istediğini" vasiyet etti Saraybosna Kovaçi Şehitliği'ne defnedildi

Aliya Türk halkının gönlünde ayrı bir yere sahip oldu. liderlik ve felsefesi nedeniyle Türkiye'de "Bilge Kral" olarak da adlandırıldı belgeseller ve diziler çekildi, konferanslar düzenlendi.
Boşnak liderin kaleme aldığı "Doğu ve Batı Arasında İslam", "İslam Deklarasyonu", "Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar:1983-1988", "Tarihe Tanıklığım" ve "Köle Olmayacağız" gibi eserleri Türkçeye de tercüme edildi Son olarak TRT, Aliyayı anlatan bir mini diziyi izleyicisiyle paylaştı Aliya karakterini oyuncu Yurdaer Okur canlandırmıştı.

Kaynak vikipedi


Cezzâr Ahmed Paşa

Cezzar Ahmed Paşa  Napoléon a karşı Akka Kalesi'ni savunan şanlı Osmanlı veziridir. Sayda bölgesindeki çatışmaları yatıştırıp bölgede , çeyrek yüzyılı aşkın süre egemenlik kurmuştur.
Aslen Boşnak'tır.Gençliğinde İstanbul'a giderek Hekimoğlu Ali Paşa'nın hizmetinde bulunmuş . 1756'da onunla Mısır'a gitmiş Hekimoğlu Ali Paşa Mısır'dan ayrılınca o Mısır'da kalmışdır

1758'de Kahirede Bulutkapan Ali Bey'in adamlarından Buhayre kaşifi Abdullah Bey'in hizmetine girmiş Ciddede isyan eden Bedevilerle savaşmışdır. Abdullah Bey'in isyancı Bedevilerce katledilince Buheyere kaşifliğine getirildi. Abdullah Efendi'yi öldüren isyancı  Bedeviler'i  sert tedbirlerle bastırırken misilleme olarak 70 Bedevi'yi öldürmüştür kendisine Arapça'da"deve kasabı" anlamına gelen Cezzar lakabı takıldı.l

Bulutkapan Ali Bey isyanı bastırma cesaretini beğenip beyler arasına dahil eyledi. 1768'de Cezzar Ahmet kölemen Memlükler entrikalarına karıştı. hizmetinde bulunduğu Bey'i öldürmekle görevlendirildi. Bulutkapan Ali Bey'den korkarak Kahire'den Cezayirli kıyafetiyle Anadolu'ya kaçtı. gizlice Mısır'dan Buheyre'ye döndü ve Hunadî aşiretinden kız alıp kendini Bulutkapan Bey'in gazabından korumaya çalıştı Bulutkapan Ali Bey in baskısından Suriye'ye kaçtı. Sibaboğullarına sığındı.

Beyrut ve Sayda hâkimi Emir Mansur'un ve Şam muhafızı Osman Paşa'nın hizmetinde bulundu. Akka'ya yerleşti ve Zahir Ömer ayaklanmasının bastırılmasında büyük başarı gösterdi.
1772'de mîr-i mîran olup sahil muhafızı oldu. Rus Donanmasına ve Zahir Ömer'e karşı Beyrut'u savundu Beyrut'ta egemen bir ayan olma çabaları yaptı. çalışmaları başarısız kaldı.ve 1773'te Beyrut'u terk etmek zorunda kaldı.

Akkada bulunan Zahir Ömer'e sığındı. Ve ilk fırsatta Şam'a kaçtı 1775'te  Akka muhafızlığına, kısa süre sonra da vezirlik verilerek Sayda beylerbeyliğine getirildi. Lübnan, Ürdün ve Filistin'deki karışıklıkları yatıştırdı. başarıları nedeniyle Şam Beylerbeyliği'ne atandı. Napoléon  komutasındaki Fransız ordusu  1798'de Mısır'ı işgal edince Osmanlı  Cezzar Paşa'dan bölgede yığınak yapmasını istedi.

Bonaparte, El-Ariş, Gazze ve Yafa'yı işgal etmiş, Mart 1799'da Akkâya gelmişti. iki aydan fazla süren kuşatma, Osmanlı donanması ve Nizam-ı Cedid ordusundan destek gören Cezzar Paşa'nın güçlü savunmasıyla başarısız oldu Napoléon, 21 Mayıs 1799'da Akka'dan çekildi Cezzar Ahmed Paşa’nın karşısında ilk yenilgisini yaşayan Napolyon: "Akka’da durdurulmasaydım, bütün Doğu’yu ele geçirebilirdim!" Demiştir.Cezzar Paşa ise 1804'te ölümüne kadar Akka Beylerbeyliğini yürütmüştür


Akka Kuşatması (1799)

Akka Kuşatması İsrail sınırlarında olan Akka şehrinde yapılmıştır. Napolyon a karşı Cezzar Kasap Ahmet Paşa tarafından savunulmuştur.
Akka Kuşatmasında Osmanlının çok sıkıntısı vardı. Avusturya ve Rusya'ya karşı savaşıyor ekonomik ve milliyetçilik akımından çıkan isyanları bastırmaya çalışıyordu. ekonomik buhran vardı. Askerlerin akçesi azaltılmıştı, ve dış harcamalar artmıştı.Bunları azaltabilmek için çalışmalar yapılıyordu. Lale Devri yaşanmıştı. Patrona Halil İsyanı nedeniyle, bu devir sonuçsuz kaldı.

Avrupa ülkelerinde elçilikler açılıp Avrupa'daki gelişmeler yakından takibe çalışıldı Kağıt ve kumaş fabrikaları açıldı.Askeri gelişmeler yaşandı. Nizam-ı Cedid ordusu kuruldu.  Avrupa ve Fransa'dan subay getirildi. subayların askeri ve teknik bilgileriyle ordu yenilemeye çalıştılar. "Mühendishane-i Hümayun" adlı subay okulu açıldı. Selimiye Kışlası, ve Levent kışlası açıldı. Avrupa'dan modern silahlar alındı. Tersaneler geliştirildi; yeni gemiler yapıldı ve eski gemiler onarıldı
Ancak devletin çöküşü engellenemiyordu.

Napolyon, Mısır'ı alınca İngilizlerin gücünün azalacağını biliyordu. Mısır'ı alırsa, tüm Afrikayı ele geçirebilecekti. Afrika'yı ele geçirdi mi, Avrupalıların sömürgeleriyle bağlantısını kesecekti. Bu durum, İngiltere'ye tersti. uzakdoğu ve Okyanusya kontrolü altındaydı. O yüzden, savaşta Osmanlı'nın yanında olacaktı. Napolyon,19 Mayıs 1798 de   Tolon Limanı'ndan donanmasıyla ayrıldı. Saldırı planı gizliydi

saldırı planını Paris'teki Türk elçiliği duyuldu. Saldırıyı durdurmak için her şeyi yapdı; sonuç alamayınca savunmaya başlandı. Kıbrıs ve Girit kuvvetleri güçlendirildi.
280 gemili ve 40.000 kişilik ordusuyla gelen Napolyon, Malta Adası'nı ele geçirip İskenderiye Limanı'na ulaştı karaya asker çıkarttı durdurulamayan Fransızlar, İskenderiye Limanı'nı ele geçirdi. Kahire'ye yöneldi.

Kahire'ye giden Napolyon yöneticilere "Dünyaya düşman olsam, Osmanlılar'ın dostuyum" deyip, halka tam tersini söyledi ikiyüzlülük etdi.Kölemenler, düzenli olmadıklarından Fransızları püskürtemiyordu. Fıransız Ordusu sürekli ilerliyordu.Kahire'ye varan Napolyon kölemenleri avlayıp, etkisiz hale getirdi, Mısır'a hükmeder oldu.
Mısır'ın işgalini duyan Cezzar Paşa, bölgesi Sayda'yı kuvvetlendirdi

Napolyon'un Mısırdaki hükmü kısa sürdü. Saldırı planın açığa çıkmasından İngilizler mısıra bir donanma gönderdi Abukır'da Fransız donanmasını batırıp, esir aldılar (Nil Savaşı). Napolyon şaşırdı, ve kara kara düşündü Mısır Savaşı bitmiş oldu.

donanması batırılan dolayı Napolyon, anavatanından uzakta sıkışmıştı küçük bir donanması kalmıştı tüm askerlerine yetmezdi en yakın tersaneden bir donanma alması gerekliydi. O bölge Sayda'ydı Sayda'da Cezzar Paşanın Akka Kalesi vardı. O kaleyi almadan Sayda'daki tersane ve donanmayı alamazdı.

Napolyon Mısır'daki birliklerini alarak, 10 Şubat 1799'da Akka Kalesi'ne yola koyuldu. İngiliz donanması da bu kaleye konuşlanmıştı. Napolyon
20 Şubat'ta Elariş Kalesi'ni ele geçirdi, Kölemenlerin fransızları durduramadı. 24 Şubat'ta Gazze 5 Mart'ta da Yafa ele geçirildi. 4000 Müslüman idam edildi Fransız ordusunda veba başladı. Halk idam edilince, halkın Napolyon'a nefreti başladı Fransız donanması da İngilizlerce yakalandı.

Hareketin 40. gününde, Fransız ordusu Akkaya vardı. Kaleyi kuşattı Cezzar Paşa çetin bir kumandandı napolyon ona vaatlerde bulundu. Cezzar Paşa, gelen iki elçiyi de idam ettirdi Napolyon saldırılarını sertleştirdi kaledeki türk ordusu direniyordu, İngiliz donanmasından top yardımı alınıyordu.
Kale savunulurken İstanbul'dan gelen bir yardım , Fransızların elindeki Yafa'ya gitmişti. Gemideki casuslar donanmanın Akka'ya değil Yafa'ya yanaşmasını sağladı.

Napolyon, saldırılara ve propagandaya başladı. Halkı yanına çekip, kesin bir zafer istiyordu. sert Fransız saldırıları, kuşatmadan 1.5 ay sonra sonra sonuç vermişti. Kalenin Ali Burcu ele geçirilmişti Fransızlar. Akka şehrine sızdı. gün sonunda, Cezzar Paşa'nın bölgedeki cephaneliği patlatmasıyla, Fransız saldırıları yarıda kaldı ve Ali Burcu'ndan çekildiler Fransızların kaleye sızdığını gören İngiliz amirali Nelson, topçu ateşini kesti. ertesi gün kalede duran Türk bayrağını görünce, topçu ateşine devam etti.

Kuşatmanın 52. gününde, kaleye Rodos Adası'ndan 3000  Nizam-ı Cedid askeri geldi. yıpranmış Fransız ordusu çöktü l Karşısında büyük bir ordu vardı Napolyon'un aklına bir şey gelmiyordu.
Kuşatmanın 64. gününde, Napolyon geri çekildi Akka kalesini ele geçiremedi Uzakdoğuyu sömürgeleştiremedi Akka önünde çakılı kaldı Türkler beni Akkada durdurmasaydı, bütün doğuyu ele geçirmek işten bile olmayacaktı" sözüyle geri çekildi, Sayda ve Mısır'ı Osmanlı'ya bıraktı. Paris Barış Senedi Osmanlı ile imzalandı.


Kaynak türk tarihim.com

Uygurlar

Uygurlar Şehir hayatına geçen ilk Türk Devletidir tarih, sanat ve kültürel ve büyük bir medeniyet kurmuş
günümüze kadar devam etmişlerdir.
Uygurlar, kadim Türk tarihinin önemli parçasıdır Türklerin en eski topluluğu Töles’lerin bir boyudur. Türk tarihine sayısız kitabe, yazıt ve kültürel eserler bırakan Uygurlar yerleşik hayata geçerek yegane geçim kaynağı tarım ve ticareti seçen ilk Türk topluluğudur

"Uygurlar" kelime kökenlerinin Oy(Uy)-Gur hecelerinden meydana gelmektedir. Oy, uymak birleşmek, ittifak anlamında kullanılır. Uygurlara Çin kaynaklarında Kao-çi (Yüksek tekerlekli arabalılar) ifadesiyle rastlıyoruz. Türk kitabelerinde Dokuz Oğuzlar olarak ifade edilirler, dokuz ayrı oğuz boyu birleşerek güçlerini birleştirmesiyle ortaya çıkmış bir ünvandır. 

Uygurların Ana yurtları Orhun ve Selenga vadileridir Varlıklarını Büyük Hun İmparatorluğundan beri devam ettiren Uygurlar Dere Beyliği ve kabile olarak yönetilmiş, kabileler federasyonlarla birleşerek ortak kültürü paylaşmış Çin, ve bölgesel güçlere karşı kendilerini korumuşlardır.

Uygurlar devlet kurmadan önce tarihte çok kez geçmişlerdir. Uygurlar Hun dönemindeki hakimiyet mücadelelerinde ve Çin’in bölgedeki faaliyetlerinde karşımıza çıkar. Hunların sona ermesi ve Göktürk lerin oluşmasıyla ortaya çıkan Büyük Türk Federasyonu Türk Birliğine İlhak edilmiştir. Uygurların Çin ile ilişkileri, Uygur devletini kurmadan önce başladı. 646 da Çin, Göktürklere karşı Uygurları destekleyerek Türk birliğini zayıflatmayı amaçlıyordu.

Büyük Göktürk Devleti bölününce Batı Göktürkler hakimiyetlerini kaybetmiştir beylik sistemine dönen Uygurların başında Tumitu bulunuyordu. Tumitu Çin’den aldığı destekle kendisini İlteber ünvanı ile Kağan ilan etmiş ve Uygurlar ilk devlet  kurma teşebbüslerini gerçekleştirmişti Tumitu, kısa süreliğine ve Çin’in boyunduruğunda ilk devletini kursa da başarısız oldu Tumitu, devletini kurmak için Çin’i kullanmıştı. Çin, politikalarını gerçekleştirmeyen bir Hakan istemiyordu.

Çin, 648 de entrikalar ile Tumitu’yu öldürdü yerine Tumitu’nun oğlu Pojon geçti Holu adında kukla bir kağan On-Ok’ların başına kağan tayin edildi Pojon, saf dışı kaldı babası Tumitu’nun kurduğu kağanlığın başka bir kağanlığa girmesini kabullenmedi. 656 da Holu’yu öldürerek Çine yürüdü ve Taşkente ulaştı. Uygurlar’ın Çin için kolay lokma olmadığını ve ispat etmiş oldu. 

680 de Asyadaki Türk Birliği kuruluyordu Göktürklerin 657’de yıkılmasıyla Çin boyunduruğuna giren Türklerin 23 yıl süren Çin Esareti, 680 de ortaya çıkan İkinci Göktürk Devleti Kutluklar ile Türk Dünyası kabuk değiştirdi. Uygurlar, kimi zaman beylik kimi zaman kağanlık denemeleriyle kendi yönetimlerinde yaşamaya devam etmekteyken ortaya çıkan İkinci Türk Birliği Kutluklar ile tekrar Göktürk’lere bağlanmak zorunda kaldı

Uygurların kendi yönetimlerinde ısrar etmelerinden i mücadele ve savaşlar gerçekleşmiştir. 35 yıl Göktürk hakimiyetinde kalan Uygurlar, Göktürklerin güç kaybetmesiyle isyan ederek 716 da tekrar kendi yönetimlerini oluşturdular. Göktürklerin zayıflayıp Göktürklere bağlı olan Basmıl ve Karlukların kendilerine katılmasıyla güç kazandılar. Göktürk Kağanı Ozmış, Dokuz Oğuzlar olarak adlandırılan Uygur topluluklarını Göktürk Birliğine almak için ordusunun başında Uygurlar üzerine yürüdü. galip gelen Uygurlar, Ozmış’ı savaşda öldürmüştür (742). 

Göktürk Devleti, Ozmış’ın ölümü ile giderek zayıfladı. zayıflıktan istifade eden Türk boyları Basmiller ve Karluklar, Uygurlar ile yeni bir kağanlık kurmaya teşebbüs ettiler. 743 te kurulan Kağanlığın sol Doğu yabguluğu Basmiller, sağ Batı yabguluğu Karluklar tarafından idare edilmekteydi. 
Uygurlar, kağanlık döneminde Göktürklere karşı birlikte hareket ettikleri Basmıl ve Karluk boylarıyla mücadeleye girişip kazandılar

Uygurlar, Basmıl ve Karlukları mağlup ederek kağanlığı ele geçirdi. Uygur kağanı “Kutluk Bilge Kül Kağan” ünvanıyla kağanlığını ilan etti ve Uygurları tarih sahnesine çıkarttı (744)
Uygurlar Dokuz Oğuzlar olarak anılmaktaydı. Dokuz Oğuzlar dokuz ayrı oğuz boyundan meydana gelmişti 744’deki mücadelede Basmil ve Karluk boylarını kendilerine katarak 11 boya ulaştılar. Dokuz Oğuzlar Uygurlar (Akraba ve müttefikler) olarak geçti
 
Kutluk Bilge Kül Kağan (744 – 747)

Kutluk Bilge Kül Kağan, 744 deki mücadelesinden sonra kurduğu Uygur Devletini, Türk kültürüyle yönetti ettirmiştir. Göktürk teşkilatındaki Türk kültürü Uygurlar döneminde de görülmektedir. kültürün yanı sıra dini inanışda, geleneksel Türk dini olarak kabul edilen Gök Tanrı (Şamanizm) inancının ve Mani dinine itibar etdiler Bu din, et yemeyi, olsun insan öldürmeyi yasaklayan, Hıristiyanlık, Zerdüştlük ve Budizm in karışımıydı Kutluk Kağan, Uygurların Devlet teşkilatının kurulması ve otoritesine kavuşmasından kısa süre sonra vefat etti yerine oğlu Bayan Çur geçti. 


Bayan Çur Dönemi (747 – 759)

Bayan Çur, babasından devraldığı Uygur devletini babası gibi savaşçı kimliğiyle yöneterek devletini genişletmiş, Kuzeyde Kırgızlar, Batıda Karluklar, Türkeşler ve Basmıllar, Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar ve Çik boyları Uygurlara karşı birleşmişse de Bayan Çur, Türk boylarının isyanlarını bastırarak hakimiyetini genişleterek bu toplulukların bulunduğu bölgelere oğullarını yabgu ve şad olarak tayin etmiştir. 

Bayan Çur’un ilk işlerinden biride, tarım ve ticarette merkez olan Karaşar ve Beş Balıg şehirlerini tesirine almasıdır. Bu bölgeler, halkın tarım ve ticaret ile uğraşarak geçim sağladığı önemli merkezlerdi. Bayan Çur, bölgeye Uygur topluluklarının yerleşmesini ve tarım ve ticarete yönelmesini sağlamıştır. 
751 de İslam Tarihi ve Türk Tarihi için çok önemli bir savaş meydana geldi. Talas Savaşı

Asyanın içlerine ilerleyen Araplar Çine kadar ilerlemiş Tarihin ilk Arap-Çin savaşı, yapılmıştı Araplar ile Türklerin ilk kez temas kağan. Bayan Çur, Arap’ları destekleyerek Karlukları Arap ordusuna yardıma göndermiştir. Araplar, bu savaşta Karlukların yardımı ile Çin’i ağır bir mağlubiyete uğratarak Çin’i asyadan çekilmeye mecbur bıraktı. Uygurlu halkı Turfan bölgesindeki Karaşar-Beşbalıg şehirlerine göndererek nüfuz kazanmayı amaçlayan Bayan Çur, Çin’in Talas savaşını kaybetmesiyle iç asya ve Turfan bölgesinden tamamen çekilmesiyle bölgeye hakim hale gelerek Turfan bölgesindeki tarım ve ticaretin ev sahibi oldu.

Çin tehdidinin ortadan kalkması Uygurların, tarım ve ticaret ile ilgilenerek refahı yükseltmesine olanak sağlamıştır. Uygurlar, ticaret gereği şehir yaşantısına geçerek yerleşik yaşamışlar, refah seviyelerini yükseltip eğitim, sanat ve kültüre zaman ayırmışlardır. Türk tarihinde şehir hayatına ilk geçen toplum  Uygurlardır

Çin, Talas savaşındaki ağır mağlubiyetinden sonra iç karışıklıklar yaşamış. Çindeki topluluklar ayaklanmış saltanat mücadelesi kızıştı ayaklanmalardan birinde, annesi Türk olan Anluşan adındaki Çin generali, Tibetlilerden oluşan 200 bin kişilik atlı kuvvetle Çinle mücadele etti süvari ordusu ile 756 da Loyang’ı, 757 de Çangan’ı zaptetti. Zor durumda kalan ve güçsüz olan Çin, Bayan Çur’dan yardım istedi.

Çin – Uygur ilişkileri Çin’in menfaatleri ekseninde gelişti Çin zor durumdayken Uygurlardan yardım istiyordu. Bayan Çur, Çine yardım ederek Almuşan’ı engelledi ve zaptettiği Loyang ve Çangan’ı geri aldı. Çin hanedanı, Bayan Çur’un yardımına karşılık 20 Bin ton ipek, Uygurlu tücarların Çin’e girişine izin ve Hanedanın kızını verdi.

Bayan Çur, yönetimde bulunduğu 12 yıl da devletini genişletmiş, Uygurları tarım ve ticarete yönlendirerek refahi yükseltmiş toplumunu yerleşik hale getirmiştir. Kültür ve sanat da ilerleyen Uygurlar, bugüne kadar ulaşan pek çok yazıt, kitabe ve sanatsal eseri Bayan Çur döneminde ortaya çıkartmıştır. Bayan Çur, 759 da vefat etmiş ve yerine oğlu Bögü geçmiştir.

Bögü Dönemi (759 – 779)

Bögü, 20 yıl gibi uzun süre Uygurları yönetmiş felaketi hazırlamıştır. Bögü, atalarının dini ve kültürü olan “Tek Tanrı” Şamanizm inancını terk ederek Manieizme inanmaktaydı. Bu din, Asyada ve Çin’in içerisinde küçük bir zümrede itibar gördü. Bögü, bu inanışı toplumuna dayattı Pek az kişi itibar etti Uygurların Savaşçı kişiliği yok edildi Uygurların gücü zayıflayıp yıkıma sürüklendi

Çin’in Uygurlar ile münasebetleri Çin menfaatlerine dayalıydı. Bögü, önceleri babası Bayan Çur gibi Çin ile iyi ilişkiler kurdu. Çin’i zayıf bir anında yakalayıp Uygurları Asyanın tek gücü haline getirmek arzusundaydı. Çin’in iç karışıklıklar yaşadığı bir dönemde hazırlığa girişti. Çin veziri Baga Tarkan, Bögü’yü öldürerek Bilge Kağan ünvanıyla tahta geçti (779).

Baga Tarkan Dönemi (779-790)

Baga Tarkan’da Bögü gibi Manieizm inancına sahipti ve Manieizm inancı için çalıştı Uygurların sonunu hazırlayacaktı. Bögü’yü öldürerek yönetimi alan Baga Tarkan, kendisine “Alp Kutluk Bilge” ünvanı verdi. Bu l onun politik kişiliğini yansıtmaktaydı. Toplumdaki sosyo-politik durumu ve adaleti sağlamak amacıyla Türk’ler için Anayasa niteliği taşıyan Töre’leri kanun nizamıyla şekillendirdi.

Uygurlar yerleşik düzene geçmiş yeni yaşam tarzları sosyal ve ticari yasaları Töre Kanunlarıyla düzene girdi Töre’ye Manieizm kanunları getirerek Tek Tanrı inancını asimile etti Baga Tarkan, sosyal politik askeri yönden aktifti Çin’li bir prensesle evlendi tek tehdit ve düşman olan Çin ile iyi ilişkiler kurdu. Çinle ticareti hızlandırdı. Ülke de isyan ve ayaklandırmalara mahal vermeyerek iç huzuru tahsis etti.

Uygurlar için önemli tehditlerden biride kuzey bölgesindeki Uygurların yıkılmalarına neden olan Kırgızlardı Baga Tarkan, kuzey deki Kırgızların Uygurlar üzerinde kurdu baskıları püskürttü ve tehlikeyi uzaklaştırdı. 
Baga Tarkan, Uygurları yönettiği 10 yıl içerisinde Uygurların yaşantısını düzene sokarak bölgedeki gücünü muhafaza etti. Manieizm inancını yaydı toplumu Tek Tanrı inancından uzaklaştırıp asimile etti 789 da vefat etti yerine oğlu Külük geçti. 


Talas Külük dönemi (789-790)

Külüg, babası Baga Tarkan’ın vefatından sonra 1 yıl gibi kısa bir süre yönetimde kalmış önemli eylemlerde bulunmuştu. Külüg, Beşbalıg bölgesine önem veriyordu. Burada 6000 Çadır kadar Uygurlular ile Beşbalıg bölgesinin yerlileri Karluk kabileleri ve Göktürk toplulukları iç içeydi.  Uygurların vergi artırımları nedeniyle memnuniyetsizlik başlamıştı. Karluklar ve Göktürk kabileleri birleşerek Beşbalıg bölgesine hakim hale geldiler.

Külüg’ün veziri Yüçiassu Beşbalıg bölgesini kontrole almak için sefere çıkarken Çin’in desteğiyle Tibetliler tarafından saldırıya uğrayarak öldürüldü. Külüg, isyan halindeki Beşbalıg bölgesindeki toplulukların Çin ile işbirliği yaparak vezirini öldürmesiyle ordusunun başına geçerek Beşbalıg bölgesine sefere çıkarak kazandığı zaferle Beşbalıgın kontrolünü eline geçirdi. Külüg, 790 da vefat edince yerine oğlu Böge geçti.

Kutluk Böge Dönemi (790 – 795)

Uygurlar, Böge döneminde çin ile iyi ilişkiler içerisindeydi., Çin ile karşı karşıya gelmemek için iyi ilişkiler sürdürülmüş ve Çin’in talebiyle Çin için tehdit unsuru olan akınlarda karakol görevi yapılmışdı. Çin, iyi ilişkileri şekillendirerek Uygurları kendi askeri gibi kullandı. Tibetliler, 795 te Çine saldırınca Tibetlilerin karşı koyamayan Böge, başarısızlığı sonucunda Çin tarafından öldürüldü. Böge’nin ölümüyle yönetime halkın itibar ettiği Alp Kutluk geçti.

Alp Kutluk Dönemi (795 – 805)

Alp Kutluk Bilge, ve askerlerce sevilen bir komutan ve idareciydi. Uygurları askeri alanda yeni mücadelelere sokmasa da ticareti geliştirerek toplumun refahını yükseltti Alp Kutluk döneminde iç asyanın ticaret noktaları Uygur kontrolündeydi ticaret İç Asyaya doğru genişletilerek Uygurların bölgedeki ülkelerle ticaret münasebeti yükseltildi Ticari faaliyetlerin yanında Mani dinine bağlı olan Kutluk, bu dini topluma yaydı Uygurların felaketini hazırladı

Alp Kutluk, askeri alanda ciddi faaliyetlerde bulunmadı Ticari ve dini alana önem verdi Alp Kutluk, dengelerini yönetmekten geri kalınca, Kırgızlar, Tibetlilerle güçlerini birleşmiş ve bölgede güç sahibi olmuşdu. 
Alp Kutluk, 805 te vefat edince yerine oğlu Külük Bilge geçti.

Külük Bilge Dönemi (805 – 808)

Külük Bilge dönemi, Uygurlar için sakin ve huzurlu geçti. Çin, baskısı azaldı. Uygurlarda en önemli faaliyet Ticaret ile uğraşarak sakin bir dönem geçirdi siyasetten uzaklaşan Uygurlar, mani dininin getirdiği “kayıtsız şartsız savaşmama” düsturu ile sükunetle yönetildiler. Külük Bilge’den sonra yerine Alp Bilge geçti.

Alp Bilge Dönemi (808 – 821)

Alp Bilge dönemi sakin ve huzur içerisindeydi. Uygurlarda toplumun refahı yükseliyor, ticaret, sanat ve kültür öne çıkıyordu. dış politikayla ilgilenilmedi Uygurları huzur içinde ve içe dönük bir anlayışı ile yönetti. 821 de ölümü ile yerine oğlu Küçlük Bilge geldi

Küçlük Bilge Dönemi (821 – 833)

Uzun süredir savaş görmeyen Uygurlar, Küçlük Bilge döneminde karışıklık ve mücadeleler içerisine girdi. Küçlük kuzey bölgesinde Kırgızlar ile güç birliği yapan Tibetlilerin Türkistana ilerleme teşebbüsüne karşı koyarak bölgesini korudu. isyankar Karlukların başına yeni bir yabgu tayin etti Karluklarda otoritesini sağlandı. Ancak düzen çok sürmeden bozuldu. 

Uygurların uzun süredir yaşadığı Ticaret ve Sanat hayatı toplumu sakin ve sefahatle yaşamaya alıştırdı. mani dininin topluma yayılmasıyla savaşçılık kaybedildi güç dengelerini kontrole alamayan Uygurlar, Karlukların isyanıyla iç karışıklıklarla karşılaşdı. Küçlük Bilge öldürüldü yerine Alp Külük geçti.


Alp Külük Dönemi (833 – 839)

İsyan ile yönetime geçen Alp Külük, Uygurların huzuruna son verdi iç karışıklıklar devam etti. Askeri vasıflarını kaybetmiş ve zayıflamış Uygurlar, iç karışıklıklar ve kuzeyde Kırkız-Tibet topluluklarının oluşturduğu baskıyla uğraştı Yönetimi karışıklıklarla geçen Alp Külük, 839 yılında çok sert bir kışla karşılaştı. kış, hayvan sürülerini telef etti, Uygur ticareti büyük zarara uğradı

Alp Külük, iç karışıklıklar ağır kış mevsimi ile ticarette çok zor duruma düştü. sağ kolu olan Kürebir’in, batı bölgesinden gelen Şato Türk’leri ile işbirliği yaptığını öğrenince intihar etti. 
Alp Külük’ün intiharı ile yönetime komutanı Külük Baga’ya geçtiyse de, büyük bir orduyla kuzeyden gelen Kırgızlar Külük Baga’yı mağlup ederek Uygurları yıktı.


Uygurların Yıkılışı (840)

Uygurlar, her ne kadar Şehir hayatına geçerek Ticaret, Sanat ve Kültürel yönden gelişmişse de Maniheizm’in benimsenmesi Uygurların sonunu hazırladı. Tüccar Dini olarak görülen Maniheizm ile Uygurlar, savaşcılığını kaybederek sakin ve mücadelesiz bir yaşama alıştılar. askeri güç zayıfladı büyük bir medeniyet olan Uygurlar, askeri yönden güçsüz ve dirayetsiz duruma geldi. 

Uygurlar, Alp Külük önderliğindeki isyan hareketi ile sarsılıp zayıfladı. Alp Külük’ün intihar etmesiyle korunamadılar.  Uzun süre baskı altında tutularak engellenen Türk boyu Kırgızlar, Uygurların zayıflamasını fırsat görerek 100 bin kişilik bir süvariyle Uygur şehirlerine girdiler. Alp Külük’ün intiharıyla başsız kalan Uygurların zayıf ordusu saldırıya karşı koyamayarak yıkıldı. 

Devlet otoritesi kaybolan Uygurlar, kurdukları muazzam medeniyetin yıkılmasıyla göç etdiler hakan ailesinin mensupları Turfan ve Kansuya göç ettirilerek tarih sahnesine çıkacak olan Turfan Uygurları ve Sarı Uygurlar’ın temellerini oluşturdular. Uygurların Kırgızlarca yıkılmasıyla yoğun göç hareketleriyle Türkistana göç ettiler göçler gelişi güzel gerçekleşse de hanedan soyundan olan Tigin'lerin önderliğinde belirli bölgelere planlı göç hareketi yürütmüşlerdir. Bu hareketden en dikkate değer olanı Turfan ve Kansu bölgelerine göçlerdir. 

Sarı Uygur ve Turfan Uygurları olarak geçen göç kolu, Uygur kültürü ve devletini bugünlere ulaştırmıştır oldukça önemlidir. Kansu bölgesine göç eden Uygurlara "Sarı Uygurlar", Turfan bölgesine göç edenlere "Turfan Uygurları" ünvanı verilmiştir.

Sarı Uygurlar

Sarı Uygurlar, göç hareketinin sürdüğü 7 yıl boyunca varlıklarını zor şartlarda sürdürmeye çalışmış, 847 de Kansu bölgesine yerleşerek KanChou (Kansu) Uygur Devletini kurmuşlardır. özgürlüklerine kavuşma ümidiyle kurulan Kansu Uygur Devleti, Çin'e yakın bir coğrafyada bulunmaları ve güçlü olamamaları nedeniyle tek başına varlıklarını kabul ettiremeyip Çin'e bağlı Yarı Bağımsız bir devlet olarak varlıklarını sürdürdüler. 907 ye kadar Çin'in Tang hanedanlığına bağlı olan Sarı Uygurlar, 940 a kadar Çin'e bağlılığını sürdürmüşlerdir

Askeri bakımdan varlıkları bulunmayan Sarı Uygurlar, yarı bağımsızdılar ancak güç dengelerine karşı koyamadılar İlk bağımsızlık hareketi, 911 de Çin Hanedan adayını kuşatarak gerçekleştirseler de tam bağımsızlık sağlayamamışlardır çine bağlı kalan Sarı Uygurlar, 940 da Kıtanların, 1028 de Tangut'ların, 1226 da moğolların hakimiyetine girmişlerdir. Uygur devletinin yıkılmasıyla varlıklarını sürdüremeyen Sarı Uygurlar, bugün Çin'in Sincan Özerk Bölgesi'nde varlıklarını sürdürmektedirler.

Turfan Uygurları 

Yıkılan Uygur Devletinde Kırgız istilalarından kaçarak dağılmışlardır bir kolu Kansu bölgesine göç ederken diğer kolu Turfan Karaşar Beşbalıg Kuça şehirlerine göç başlatdılar Yerleşik düzene geçen Uygurlar, Turfan bölgesinde küçük şehirler kurarak ticaret yapmaya ve yaşamlarını kendi yönetimleri altında sürdürmeye çalıştılar başarılı olamadılar. 

Son Uygur Hakanının yiğeni olan Mengi, 856 da kendisini kağan ilan ederek toplumununa önderlik yaparak bağımsızlığını ilan etti. Bölgedeki etken güç olan Çin'in, batısındaki Tibet baskılarından çekinmekteydi Uygurları kendilerine bağlı olması koşuluyla müttefik kabul ederek varlıklarını tanımıştır. Çinden aldığı destek ile Kaşgar'a kadar olan bölgeye hakim olmuş ve tarımcılık yürütmüştür. 

911 yılına kadar Çin gölgesinde yarı bağımsız yaşayan Turfan Uygurları, 911 de Kansu Uygurlarının Çin Hükümdar adayını kuşatması ve Çine üstünlük kazanması ile bağımsızlığını ilan ettiler.
Uygurlar bu tarihten sonra varlık gösteremeseler de varlıklarını korudular
askeri güç haline gelemeyen Turfan Uygurları, büyük bir güç olan Müslüman Karahanlı devletinin baskılarıyla karşılaştılar

Uygurlar, Karahanlı dönemine kadar Budizm, Hristiyanlık ve Maniheizme itibar etmekteydi. Karahanlı'lar döneminde başlayan ve Kargaş bölgesinden yayılan Müslümanlık ile birlikte Müslümantılar Uygurlar, Müslümanlığı kabul etmişler ve günümüze kadar bu inanışı korumuşlardır.  Çin ve Karahanlıların baskılarıyla varlıklarını devam ettiren Turfan Uygurları, 12. yy da Moğol Kara Hıtaylarına bağlanmış, Cengiz Han döneminde Moğollara bağlı kalmıştır.
Cengiz Han'ın istilalarıyla orta asyaya dağılan Turfan Uygurları, kültürlerini devam ettirmektedirler. 

Kaynak TürkTarihim.Com

Hazar Devleti

Hazar Devleti, kafkaslarda kurulan ve museviliği benimsemiş tek Türk devleti olma özelliği taşır., bugün rusya ve avrupadaki musevilerin kökenini oluşturur Gök Tanrı ve İslam dışında bir inanışa sahip az sayıda Türk Topluluklarından biridir. Hazarlar, Karadeniz’in Kuzeyinden Avrupa’nın Doğusuna kadar Kafkasya bölgesinde hakimiyet kurmuş, Avrupa’nın önemli devletlerindendir ticareti politikalarını şekillendirmiştir Hazarların isminin kaynağı Kaz kökünden gelmektedir. Kaz (Kezen/Gezen), Er Yiğit Kişi anlamına gelir. Zamanla Kazer, Hazer ve Hazar olarak şekillenmiştir. 

Hazar Devleti, tarihlerini yazılı olarak arşivlememiştir. Hazar Devletini lilişki kurduğu Rus, Bizans ve Arap tarihlerinde değerlendirebiliyoruz. devleti yöneten Hanların isimlerini ve yönetimini bilemesek de, komşu devletler ile ilişkilerine ait pek çok detaya ulaşıyoruz. Hazarların Devlet yönetim ve teşkilatlanma şekli Türk’lere özgüdür Bizans, Rus ve Arap kaynaklar Hazarlardan Türkler olarak bahsetmiştir Hazarların inancı, Göktürklerde olduğu gibi Tek Tanrılı Gök Tanrı inancıydı. Devletin yönetimi bu inancı benimsemişti

Hazarlarda dini tolerans üst seviyedeydi. Herhangi bir topluluk ya da devlet adamı arzu ettiği herhangi bir dini tercih edebiliyordu bu rahatsızlık oluşturmuyordu muhafazakâr olmayan Hazarlar, Museviliği benimsemişlerdir 740 yılından itibaren Museviliği benimseyen Hazarların Musevilerle temasının olmaması, kuzeyden Hıristiyan Slavların, Doğudan Hıristiyan Bizansın, güneyden ise Müslüman Arapların arasında kalmalarından ötürü Museviliği tercih etmişlerdir

Akademisyenler, Rusya, Doğu Avrupa, Kafkaslar ve çevresindeki Musevilerin kökeninin Hazar olduğunu kabul eder. 
Hazarlar Devleti’nin kökeni Sabir ve Batı Göktürklerdir. Büyük Hun Devletinin yıkılmasıyla hun toplulukları M.Ö. 50’li yıllardan, M.S. 370 li yıllara kadar Hazar Denizi bölgesine doğru göçlere başlamışlardı. Bu topluluklar, daha önce Avrupa Hun Devleti (Attilla)  ve Ak Hun Devleti (Eftalitler) ni tarih sahnesine çıkarttılar.

Avrupa Hunlarına tabi olan ve Hazar bölgesinde varlıklarını sürdüren topluluklardan olan Sabirler Hazar Devletini kurmuş, Batı Göktürk’lerin yıkılmasıyla diğer Göktürk Toplulukları Hazar Devletine katılmıştır. Hazarların hanedanlık sülalesi Sabirlerden Ansa kabilesidir. 

Hazar Devletinin Kuruluşu (630)


Hazar Devletini oluşturan Sabir toplulukları, Batı Göktürklerin zayıflamasıyla bölgesinde hakimiyetini kurarak Hazar Devletini kurdular. Batı Göktürk’lerin zayıflamasıyla bölgelerindeki politikalara kendi başlarına yön veriyor ve hareket ediyorlardı. önemli bir güç haline gelen Sabirler, 629 da Bizanslı Heraklios ile anlaşarak Azerbeycan ve Ermenistan hattını kontrole almaya başladılar. Bunun karşılığında Bizans için bir tehlike olan Sasanilerin üzerinde baskı kurarak Bizans için tehlike olan Sasanileri Bizans’dan uzak tutmuş oldular.

Hazarlar, kazandıkları güç ile Hazar Devletini kurdular. Göktürk topraklarının dışında hakimiyetlerini kuran Hazarlar, 657 de Göktürkletlrin yıkılmasıyla, Göktürk’lerin batı bölgesindeki Türk topluluklarını bünyesine katarak Hazar Denizi ile Karadeniz’in Kuzeyi arasındaki bölgeye hâkim hale geldiler. Hazarların kurulduğu dönemlerde İslam Orduları Kuzeye ilerlemekteydi. 634 te Sasanileri yıkan İslam Orduları, 651 de yılında, Halife Hz. Ömer döneminde Kafkaslarda Hazar Devleti ile ilk temasını kurdu.

güçlenen İslam Orduları, Derbent’i alarak Hazarların başkenti Belecer’e ilerlediler. Hazarlar İslam Ordularını püskürtse de Başkentlerini İdile çekmek zorunda kaldılar. Halife Hz. Ömer’den sonra gelen Halife Hz. Osman’ın şehit edilmesi ve Halife Hz. Ali’nin halifeliği almasıyla oluşan iç karışıklıklar İslam Ordularının Kafkaslara ilerlemesini engeller.

Hazarların Yükselişi (665)

Bölgesinde söz sahibi olan Hazarlar, 665 te Büyük Bulgarya Hanlığının yıkılmasıyla ordularını ve sınırlarını büyüttüler Hazar Devleti, Büyük Bulgarya’nın tabi olmasıyla sınırlarını Diyenper’e kadar genişlettiler. güçlenen Hazarlar, 690 da Kırım’ı ele geçirip Azak denizinde hâkimiyet sağladılar.
700’e gelindiğinde hakimiyetlerini Hazar Denizinden Dinyester’e, Kafkasların güney eteklerinden Oka nehrine kadar olan bölgeye ve Kırım’ın tamamına hâkim hale geldiler. İslam Ordularının Kafkaslardaki ilerleyişi Hz. Ali’nin 661 de şehit edilmesiyle Arap toplulukları yönetimine alan Muaviye döneminde hız kazanır. Hazarlar Muaviye yönetimindeki Emeviler ile uzun süre savaşacaktır

Bizans’da 695 te tahttan indirilen 2. Justin, kırımdaki Gotların yanına kaçmıştı. Gotlar onu Kırım Han’ı Busir’e teslim ettiler. Busir, 10 yıl kendisine sığınan Justinianos’u 704 te kız kardeşi ile evlendirir. 705 te, Bizans İmparatoru 2. Tiberius, Justinianos’u ölü yada diri getirene büyük armağan vaad edip Justinianos’un ölüm emrini verdi   Justinianos, karısının da yardımıyla Hazarlardan kaçarak, Bizansa komşu olan bir başka Türk Devleti Tuna Bulgar Devleti Han’ı Tervel’e sığınır ve Tervel Hanın yardımıyla Bizans Tahtına geçer. 

Busir Han, 710 da Bizansın kontrolünde olan Cherson’u ele geçirir. Justinianos da Busir’in üzerine yürür ve Cherson’u alır. Ancak Cherson’lu isyancılar Busir Han’ın desteğiyle Kırımı aldılar. Busir – Justin ihtilafı ile Bizans Hazar ilişkileri kötüye gider düşmanlık hat safhaya çıkar Hazarlar üzerinde sürekli baskı kurma politikası yürüten Bizans, Emevilerin 717 yılındaki İstanbul kuşatması nedeniyle Hazarlar üzerindeki baskılarını geri çekmek zorunda kaldılar.

Hazar Devleti, Bizans baskısının azalmasıyla, Şirvan’a girip Azerbeycan topraklarını kontrolüne aldı. Emeviler ve Hazarların Kafkaslardaki mücadeleleri artdı. güney Kafkaslarda kontrol Hazarlar ve Emeviler arasında el değiştirdi ancak Kafkaslara ilerlenemedi Hazar Devleti, 731 de Emevilere akın düzenledi. ağır bir yenilgiye uğratarak Musula kadar ilerlediler güç toplayan Emeviler, Sait El Haraşi önderliğinde Hazarlara saldırarak Azerbaycan önlerine kadar olan bölgeyi hakimiyetlerine aldılar.


Emeviler, 732 de halife olan Mervanı, Hazar sınırı Azerbeycan – Ermenistan bölgesine vali tayin ettiler. Mervan döneminde Emeviler büyük başarılar elde eddi hâkimiyetlerini güçlendirip Hazarları baskı altında tuttular. Hazar Devletinde kesin hâkimiyet amaçlayan Emeviler, Hazarların üzerine yürüyerek birkaç şehri ele geçirip çok sayıda esir aldılar. Hazar Devleti, Emevi hakimiyetini ve İslamı kabul şartı ile bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı.
Emevilerin bölgeden çekilmesinden sonra Hazarlar eski inanışlarına geri döndü

Hazarların Emevilere son akınları Harun Reşit döneminde gerçekleşti. mücadeleyi kazanan Emeviler, güney kafkasyaya hakim oldular Bu tarihten sonra Hazar Devleti ile Emeviler arasında savaş meydana gelmemiş, barış hâkim olmuştur. Hazarlar Bizansla Emevilerle mücadeledeydi. Emevilere karşı Bizans ile iş birliği içerisindeydi. Emevilere karşı mücadele dönemi Hazarlar ile Bizans arasında iyi ilişkiler oluşturdu

Bizans İmparatoru 3. Leon zamanında devam eden ilişkiler, 4. Konstantin’in Hazar Hanının kızıyla evlenmesiyle akrabalığa dönüştü Bu evlilikten doğan Leon, 775 te Bizans tahtına çıktı. akrabalık ile başlayan ili ilişkilerle Hazar Devleti ile Bizans arasında ticaret gelişti. Hazarlar için Kırım önemliydi Kırım’ı yönetimine alan Hazar Devleti, 787 de Güney Kırımdaki Doros kalesini ele geçirerek Kırım’da hakimi Gotların hakimiyetine son vererek kendi bünyesine kattı. 

Bölgedeki hâkimiyetini güçlendiren Hazar Devleti, 8. Ve 9. YY’larda sınırlarını Batı ve Kuzeye genişlettiler. Doğu Avrupada’ki her kavimden vergi alır, ticareti yönetir ve bölgesel politikaları kontrol altında tutar duruma geldiler. 859 a gelindiğinde Hazarlar, Kafkaslara sonradan gelen Slav boylarıyla ilişkideydiler. Doğu Rusya topraklarına yerleşen Slav kabileleri, Polyan, Severyan, Radimic ve Vyatiç’den  ev başına 1 sincap kürkü ve gümüş para vergi alınmaktaydı.

Slavların lideri Runik’den sonra yerine geçen Oleg, bu duruma son vermek için 884 te Slav kabilelerinden Severyan’lara baskı kurarak Hazar Devletine vergi vermemelerini istedi. Hazar Devletini zorda bıraktı. Güç birliği yapan Slav kabileleri de  güç topladılar. 892 de güçlenen Slav kabileleri, 55 gemiyle Hazar Denizine Müslümanların Taberistan ve Abiskon bölgelerine asker indirerek yağmayla ganimetler topladılar.

Hazar Hanının izniyle yaptıkları sefer dönüşünde ganimetlerden Hazarlara vergilerini ödemişlerdir ancak Hazar askerleri içerisinde Müslüman olanlar hakandan izin alarak Müslümanları yağmalayan Slavlara saldırdılar. intikam saldırısında Slavlar yenilgiye uğratılarak Slavların Müslüman üzerindeki etkileri engellendi Bizans ile girilen iyi ilişkiler, Romanos döneminde (932) ,bizansın Yahudilerde kurduğu baskı nedeniyle bozulmuştur.

Bizansın Yahudilerdeki baskısı nedeniyle Hazar Devletine sığınan Yahudiler, Bizans ile Hazarların arasının açılmasına sebep oldu. Bizans politikalarına karşılık, Hazarlarda bünyesindeki Hıristiyanlarda baskı kurdu . Bizans İmparatoru Romanos, Kiev Knezi İgor ile Hazarlara karşı birleşti gittiler. İgor, Hazarların üzerine yürümek için diğer Türk toplulukları Uz, Peçenek, As ve Alan kabilelerini kışkırttı ve birlikte Hazarların üzerine saldırtdı Hazarlar saldırıyı püskürtmüş olsalar da Diğer Türk Toplulukları ile ilk mücadelelerine girişmiş oldular. Bu tarihten sonra Hazarların pek çok boyu Hazarlara isyan etmişlerdir

Hazar Devletinin Yıkılması (935 –1030)

900’lü yıllardan itibaren Slavlar Hazar bölgelerinde yürüttükleri ticari faaliyetlerle güç kazanıp ticari güç ile buraya yerleştiler. Hazar Devleti, Bizansın Baskıları, Türk Boylarının isyanları ve Slavların güç kazanmasıyla zayıflamaya ve güç yitirmeye başladı. Slavlar, bölgelerindeki güçlerini sağlamlaştırmak ve hâkimiyeti genişletmek amacıyla Hazarlar ile mücadeleye giriştiler. Uzun mücadeleler sonunda Diyenper Nehri ve Karadeniz ticaret yolunun hakimiyetini ele geçirdiler Slav kavimlerini Hazarlardan kopartarak kendilerine bağladılar . Güçlenen ve diğer Slav kabilelerini bünyesine katan Slavlar Devletleşerek Hazarların yıkılmasında etkin rol oynadılar.

935 yılında, Slav Knezi olan İgor, hazarların tarakan şehrine saldırdı. Eş zamanlı Bizansın yardımıyla Kırıma saldırıp bir bölümünü ele geçirince Hazarları zorda bıraktı. Hazar Kağanı Aeron, 939 da Kırıma yürüse de geri alamamıştır. 965 e gelindiğinde Slavların Hazar akınları başladı. Hazar Devletinin yıkılmasında etken olan Slavların Sarkel’i alarak güneye ilerlediler, Peçenek ve Uzları Hazarlara karşı kışkırttılar.

950 li yıllara kadar büyümesini devam ettiren Hazarlar , 950 lerden itibaren Slavların kışkırtması ve işbirliğiyle kendilerine bağlı Türk Kabilelerinden saldırılar almaya başladılar. Volga boylarında Hazar Yönetiminde teşkilatlanan Macarlar, Arpad Hanedanlığını kurdular. Hazarlardan ayrılan Bulgarlar ve Peçenekler, Arpad Hanedanlığına yürüyerek hanedanlığı yıktılar. Arpad Hanedanlığının yıkılmasıyla Macaristana yerleşen Macarlar Macaristan’ının temellerini oluşturdular

Slavların Devlet haline gelmesi ve yoğun saldırıları, gerekse Peçenek, Uz, Kuman-Kıpçak, kabilelerinin Slavlarla işbirliği yaparak üzerine yürümesi Hazarları zayıflattı. Ve Türk Toplulukları da Hazar hâkimiyetinden çıkdılar. Hazarların yıkılışı 965 olarak geçer. Slavların Kerç boğazını ve Kuban sahillerini ele geçirmesinden sonra, Hazarlar varlıklarını Azak ve Kırımda sürdürürler. 1016 da bu bölgede zayıflamış halde Hanlıklarını devam ettirdiler Bizans ve Slavlar işbirliği yaparak tarakan bölgesine saldırırlar. Hazarların son hakanı Tzul, esir edildi. Hakan, Hristiyanlığı kabul ederek Arbon unvanını aldı. Hakansız kalan Hazarlar Derebeylik sürdürdüler.

Peçenekler, 1030 yılında Derebeylikleri yıkınca Hazar Devleti son buldu. Hazar Devletinin Yıkılmasıyla, Kırım, Hazar Denizi civarı ve Kafkaslara göç ederek asimile oldular ve tarihden silindiler. Akademisyenler, Doğu Avrupa ve Batı Rusyadaki Musevilerin Hazar kökenli olduğunu düşünmektedir. 

Kaynak TürkTarihim.Com

Kurtuluş Savaşı

Kurtuluş Savaşı, Bir iftihar, bir intizar, bir yadigar. Ezberledik, ezberleyince unuttuk. Şimdi hatırlıyoruz 1. Dünya Savaşı'nın belli olmuş, Almanya'nın mağlup olacağı anlaşılmıştı. Sultan Reşat, memleketin içler acısı haline dayanamayıp kalp yetmezliğinden vefat edince (3 Temmuz 1918) yerine Sultan Vahdettin geçirildi. İttihatçılar memleketi içine düşürdükleri halden utanç duyarcasına istifa etmişti Talat ve Cemal paşa Alman torpidosuyla kaçmışlardı. 

Sultan Vahdettin, anlamıştı içerden çürümüşlüğü. Mondros 30 Ekim 1918 de Mütareke şartları üzere çok ağır oldu. Osmanlı askerleri silahsızlandırılmış, işgalci kuvvetler Anadolu'yu işgale başlamışlardı. İngilizler İskenderun ve Musul'u işgal ettiler. Urfa, Antep, Maraş, Adana'yı işgal edip Fransızlara devrettiler. İtalyanların işgali Antalya'dan başladı. işgalin en ağırı, en utanç verici olanı İstanbul'da yaşandı. İtilaf kuvvetleri 54 Gemi ve 6 Denizaltıyla İstanbul'u işgal etti. bu gemilerin sayısı 167'yi buldu. 3500 itilaf askeri İstanbul'a ayak bastı ve saltanatın kalbine hançer saplandı.

Fransız general Esperey, saltanat makamı olan Dolmabahçe Sarayında oturmak istediğini Türkleri ve Sadrazamı aşağılayıp Dolmabahçe'ye yürüdü. Asırlardır yenilmişlerdi intikam almak istiyorlardı İstanbulu haçlı askeri kuşatdı. İngiliz muhibi Damat Ferit Sadrazamlıktaydı tek yetkili ise Vahdettin'di İtilafçılar ve işgal kuvvetleri Paris Konferansında Osmanlıyı nasıl paylaşılacağına karar verildi 18 Ocak 1919 de Osmanlıdan heyet istediler sanki emir verir gibiydiler

Osmanlı, mağlubiyet anlaşması imzalayacağını biliyordu ama Osmanlı Heyeti'nin önüne konan metnin kabul edilebilir tarafı yoktu. Osmanlı Heyeti Paris'te antlaşmayı imzalamadı itilaf cephesini hiddetlendi ve 2. İşgal harekatını başlatdı, İstanbul'da ki karakolları basdı, Osmanlı Askerlerini katleddi. Fransızlar Zonguldak'ı, İngilizler İzmit'i işgal ettiler. Yunan Donanması İngiliz, Fransız ve ABD refakatiyle İzmir'e girdi İzmir'in işgali Yunan'a yaptırıldı

Yunan, 230 Bin kişilik kuvvetiyle Bursa'ya kadar ilerleyip Trakya ve Edirne'yi zaptetti Ülke işgal ediliyordu
Halkın ümidi kırılmış, teslimiyet ve mağlubiyet kabul edilmişti. Mustafa Kemal, 9. Ordu müfettişi olarak Samsun'a çıktı (16 Mayıs 1919). direniş Amasya'da ilan edildi; Kuvva-i Milliye ilk sözünü söyledi (22 Haziran 1919).
25-10-2018 06:18 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,252
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #3
RE: Türk devletleri ve Türk milletleri
Kaynak TürkTarihim.Com

Kurtuluş savaşı

Mondros'a göre 6 vilayetin kendilerine bırakılacağını öğrenen Ermeniler çeteleşip zulme başlamışlardı. Mersin, Adana, Osmaniyede Fransızlarla hareket eden Ermenilerin mezalimine uğramışlardı. Rumlar Yunanın İzmir'e çıkdığını haber alınca silahlanarak isyan ettiler.  Direnişin iki ayağı vardı; sivil Kuvva-i Milliye ve silahını bırakmamış Osmanlı kuvvetleri.Karadeniz'de başlayan sivil direniş, sayıları hızla artan Kuvvacılarla şiddetlendi

Çetecilerin hareketlerine mukavemet edildi Karadeniz sahillerinde ikmal ve istihkam ağları oluşturuldu. Kazım Karabekir komutasında silahlarını bırakmamış olan kolordu kurtuluş savaşına dahil oldu. Sivas Kongresinde Kurtuluş Savaşı'nın liderliğine Mustafa Kemal seçildi bir yıl süren hazırlık sürecinde Kuvva-i Milliye oluşturuldu
direnişin siyasi ayağında Vahdettin tarafından feshedilen Mebusan Meclisi Ankara'ya geldi ve TBMM ilan edildi (23 Nisan 1920)

Sevr İmzalanmıştır tarih fukaraları Sevr'in imzalanmadığını, geçerli olmadığını, ölü doğmuş olduğunu söylerler Yok öyle yağma, hakikat mavralarla değil vakalarla ortaya çıkar.
Paris Barış Konferansında dayatılan anlaşmayı kabul etmeyen Osmanlı'ya karşı 2. İşgal hareketi Sevr'in kabulünü zorunlu hale getiriyordu. İşgalciler Başarıya ulaştı. İşgal altında ki İstanbul Hükümeti artık bir yanıt vermek zorundaydı. Topçu Rıza Paşa ihtilaf edilmedi Rıza Paşa hiddetlenince Damat Ferit onu çirkin bir üslupla susturdu. Sultan Vahdettin odayı terk etti. 

Sevri Hükümet ve saltanat namına görevlendirilen üç kişi Rıza Tevfik, Mehmet Hadi, Reşat Halis imzalamışlardır (10 Ağustos 1920). 
Sonrasında gelişecek süreçte Kurtuluş Savaşı başlamış ve sevre izin verilmemiştir Yunanlar 15 Mayıs 1919'da izmiri işgal edip İzmir'den Batı Anadoluya yayılmışlardır İstanbul olaylara müdahil olmuyor izliyordu. Ankara Hükümeti Çerkez Ethem'in isyanlarıyla uğraşıyordu. Gücünü derebeyliğinden alan Çerkez Ethem, kuvvetlerini dağıtmıyor, kendisine Askeri/Siyasi ayrıcalık tanınmamasından ötürü Ankara Hükümeti aleyhinde askeri taciz ve tecavüzlerde bulunuyordu.

Yunanlılar, Ankara Hükümetini meşkul eden hususlardan faydalanıp Anadolu'da ki hakimiyetini kesinleştirecek bir zafer kazanmak üzere harekete geçti. 1. İnönü Savaşında Türk Kuvvetleri, Yunanı durdurmak için Eskişehirde savunmaya geçti. Kısa süren çarpışmada Türk kuvvetleri, başarılı ricat hareketleriyle Yunanı durdurdu ve Yunan Ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. bu savaşı bir kutlu zafer olarak nitelendirmek doğru olmaz, büyük bir savaşın ilk çatışması olmuştur. savaş amacına ulaşmış, Yunan durdurulmuş, Ankara Hükümeti, ilk muharebeden yüz akıyla ayrılmıştır (10 Ocak 1921). 

Bugün, küçük bir cephede kazanılmış küçük bir muvaffakiyet gibi görünse de, yüzyıllardır geri çekilmek zorunda kalmış ve garba boyun eğmiş bir milletin ben buradayım, ölmedim demesi,ve kazanılacak zaferlere olan inancı tesis etmiş olması bakımından fevkalade önemlidir.  Batıda Türklere tükenmiş, savaşacamayan, teslim olmaya mecbur bir milletti. 1. İnönü bu algıyı yıktı. İtilaf kuvvetlerince desteklenen Yunanlar, zafer elde etmeye mecburlardı. zaman aleyhlerine işliyordu. ikinci bir taarruz hazırlığına giriştiler. 10 Ocak'ta başaramadıklarını 23 Mart'ta denediler. 2. İnönü Savaşında kendilerinden sayı ve donanımca zayıf olan Türk Ordusuna karşısında yenilip hüsrana uğradılar. mücadelede emir komuta İnönü'de ise de savaşın istikbalini belirleyen, cepheye gelen Fevzi Çakmak olmuştur. Fevzi Çakmak, Yunan kuvvelerinin beklemedikleri bir anda taarruz emri vermiş Yunanı hazırlıksız yakalayarak geri çekilmek zorunda bırakmıştır Yunan emellerine ulaşamadan muharebeden çekilmiştir

muharebede İtilaf kuvvetlerinin yaklaşımı değişti. İngilizler tarafsızlıklarını ilan ettiler. İtalyanlar, Anadoluda girişilecek işgalin başarıya ulaşamayacağını anlayıp zaptettikleri topraklardan çekildiler Fransa Ankara Hükümetini tanıdı ve TBMM resmen Osmanlının temsilcisi haline geldi. 
İstanbul Hükümetine dayatılan Sevr'in bir anlamı kalmadı Bir anlaşma yapılacaksa bu anlaşmaya Ankara'yla yapılacaktı 

Sevr ve İstanbul arasında işleyen süreç sona erince İtilaf Devletleri, tüm şartların değerlendirileceği yeni bir süreç başlattı; Lozan! Savaş Tarihinin en uzun süren meydan muharebesi. En büyük ihanet ve fedakarlıklar, en büyük kahramanlıklar bu savaşta yaşandı. 30 Ağustos'un gölgesinde kaldı Sakarya Türk Milleti için dirilişin, ittihadın, yükselişin başladığı yer oldu

13 Ocak ve 23 Martta netice alamayan Yunan son ve en kuvvetli darbesini vurmaya hazırlandı. Mustafa Kemal üniformasını giydi ordusunun başına geçti. Mücadele amansız, ve çetindi ki 21 gün boyunca istirahat mümkün olamadı. son güne kadar kesinleşemeyen mücadelede, cephede savaşan askerlerin %10'u firar etmişti. zafer, zafere inananlarındır düsturunca cephesini terk etmeyen 100 Bin Türk Askeri, zaferi kanıyla satın almıştır (13 Eylül 1921). 

Yunan Ordusu, Sakaryada çok iyi anladı. Anadolu Türklerindir ve onu almak için Ordudan fazlasına ihtiyaç vardır Garb ise çok iyi anladı; Yenilen yalnızca İstanbul Hükümetiydi, Türk Milleti değil!
Sakarya'da bir millet, istikbalini kanla yazdı savaştan sonra Sultan Vahdettin, Nevzat Hanım'la evleniyordu (1 Eylül 1921). Sakarya Savaşı'ndan sonra Yunan Ordusu kaybetmenin ne demek olduğunu anladı. Ellerini kollarını sallayarak geldikleri Anadolu'nun bağrında, 5 asır önce yedikleri silleyi hatırladılar Kütahya'ya kadar püskürtüldüler düşman vatan topraklarından kovulmuş değildi. 

İtilaf Devletleri Anadolu'ya ayak basmanın ne olduğunu biliyordu 18 Mart'ta Çanakkale'de tecrübe ettiler ateş çemberine Yunan'ı sürdüler Yunan büyük ideallerini gerçekleştirmek istedi ordusunun tamamını Anadolu'ya gönderdi Büyük Taarruz'dan önce Yunanistan'da ki asker sayıları 75 Bin, Anadolu'da ki asker sayıları 225 Bin di. 

Düşmanı Anadolu'dan kovmak için yapılacak taarruz için muazzam bir ordu, ikmal ve hizmet ağı gerekiyordu. Kıt imkanlarla kurulan ikmal ağları, asker toplama ve eğitme ancak bir yılda tamamlandı Ağustosta tüm hazırlıklar tamamlanmış, Anadolu işgalini bertaraf edecek harekat başlamıştı. Mustafa Kemal'in komuta ettiği Türk Ordusu, sayıca az ve donanımca yetersizdi savaş taktikleriyle düşmanı tutunduğu cephelerden sökmeye muvaffak oldu. 

Bu savaş bir dönüm noktasıydı Asırlardır kendini savunan Anadolu, ilk kez taarruz ediyordu. Amaç düşmana hücum ve yok edilmesiydi. Üç koldan yapılan taarruz ile Anadolu yeniden fethediliyordu. Üstelik 9 asır sonra yeniden. Tarih 26 Ağustos'tu. Alparslan'ın Malazgirt'e ayak bastığı, Roma'yı dize getirdiği gündü. 851 yıl sonra, aynı gün Büyük Taarruz Emri verildi! Şiddetli muharebeler neticesinde Yunan Ordusu bozguna uğradı İzmir'e doğru kaçdı. Yunan Komutan Trikopis emirndeki 10 Bin askeriyle teslim alındı. 

birkaç gün sonra İzmir'e ulaşıldığında Yunan, geride kalan ne varsa ateşe vermiş bir insanlık suçu işlemişti Anadolu'yu terk etti. 9 Eylül'de İzmir'de açılan Türk Bayrağı Anadolu'nun kime ait olduğunu yedi düvele ilan etti. 
Batı, 1. Dünya Savaşı'nda Mondros'u masaya koydu Sevr'i dayattı. 1. Dünya Savaşı'nın karşılığı Kurtuluş Savaşıyla, Mondros Mütarekesi'nin karşılığı Mudanya Mütareke'siyle verildi. Sevr'in karşılığı verilecektir; Lozanda verilecekti

Anadolu'da ki son işgal ordusunun kovulmasıyla felaketten kurtulmaya çalışan İngilizler masaya oturmayı teklif ettiler. Bu, Mondrosun tedavülden kalkması anlamına geliyordu. Anadolu işgalinin başarısız olması L. George hükümetini düşürmüş, İngilizler cezayı hükümetlerine kesmişti. Mondros Mütareke şartlarıyla masaya oturan Türkler, masaya Mudanya Mütarekesiyle oturacaklardı

30 Ağustos ve Kurtuluş Savaşı Türkler savaşlarını kazandılar. İtilafçılar Mustafa Kemal tarafından bertaraf edildi Yunan kovuldu Mudanya Mütarekesi imzalandı ancak Fransız ve İngiliz gemileri halen İzmir limanındaydı. İngiliz Amiral Mustafa Kemal'i ziyaret etti. Gündemde Azınlıklar meselesi vardı. Mustafa Kemal, Amiral'i reddetti Amiral, Mustafa Kemal'e Kıyamet Kopar" diyerek tehdit etmesi üzerine Mondros zihniyetine son darbeyi vurdu "Siz Sevr Anlaşması'nın yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu yırttık. Bizim gözümüzde barış antlaşmaşı yapmamış iki devletiz ve savaş hukuku yürürlüktedir" 

Bu Meseleyle halkta savaşa girileceği endişesi ortaya çıkmıştı. Ancak kısa sürede Fransız ve İngiliz gemileri limandan ayrıldılar. limana koşan ahali, topraklarını terk eden düşmanların arkalarından bakıyordu. İstiklalin ilanına az kalmıştı. Kurtuluş Savaşı tescil edildi Türk Milletine giydirilen esaret gömleği ve Kapütilasyonlar ortadan kaldırıldı. Süngümüzü dayadığımız topraklar vatan oldu. Dünya şunu çok iyi anladı; Anadolu Türk yurdudur ve öyle kalacaktır. Saygı, Minnet ve Sadakatle..

Kaynak TürkTarihim.Com

Türk Ne Demek?

Sorusuyla sık karşılaşırız. Ancak net soruyu hiçbir tarihçi net ve yalın şekilde cevaplamaz. Falanca şöyle düşünmüş, Filanca şöyle demiş" gibi özgüvene aykırı cevaplar olmuştur. bu vaka tarihçiliğin ayıbıdır. Türk kavramının ne anlama geldiği, nasıl ortaya çıktığı gayet açıktır elimizde yeterli veri mevcuttur. Türk kavramının anlamıyla ilgili ortaya atılan fikirleri ortaya koyduğumuzda bunu kavrayabiliriz

Tarihçilerin "Türk Ne Demektir" sorusuna verdiği yanıtlar şunlardır;- Fars kaynaklarında Türk ifadesi, Güçlü, Kuvvetli anlamına Çin kaynaklarında Migfer anlamına gelir. Türk, Türemek fiilinden gelir. Çin Kaynaklarında Türkler"T'u-kü-e" olarak geçer Türklerin yaşadığı coğrafya miğferi andırır çinliler Türk ifadesini migfer olarak tanımlamışlardır oysa çinin hayalgücü Türk ismini tanımlayamaz çünkü Türkler, kendilerini tanımlamak için Çince bir sıfatı tercih edmezler Çin dili, Türk ismini telafuz dahi edemez. Çince'de Türk kelimesi, telafuz edilebilecek en zor kelimelerdendir. Türk kelimesinin anlamlandırılması için kifayetsizdirler tutarsızdırlar

Türk kelimesini Türkçe'de aramak gerekir. Türkçe açık ve net bir dildir. Türk kelimesinin anlamını arayanlar kolayca bulurlar., bunu ilk deneyen tarihçilerden Vambery Türk kelimesinin Türemek fiilinden geldiğini anlamıştır Türkçe edebi bir dildir Türklerde güneşin doğduğu yön kutsal kabul edilir kendilerini güneşe dönük kabul ederler Güneşe en yakın olan en öndekidir

Türkçe'de TÜR hecesi Yaratılmışlık ifâde eder. Türk ifadesindeki -ük eki Yaratılan anlamına gelir. TÜR ifadesinin karşılığı Çeşit" tir. TÜRÜK Tür Olarak Yaratılmış"anlamı taşır "Millet",ve "Toplum" yaratılmıştır Türüklük bir kan bağı, Bodun ise bir siyasi bağdır gündelik dilin bir parçasıdır Bugün kullandığımız toplum-millet isimleri siyasi-kültürel bir markadır. Toplumlar, yahut ülkeler insanlarını kendi isimleriyle anarlar, siyasi münasebetlerde bağlı bulundukları hükümdarlığın adıyla hitap ederlerdi.

Türkler tarihte coğrafyayı bodunlarını markalaştırmışlardır her millet kendi soydaşlarına ve kültürlerine hitap ederken bir isim kullanmışlardır. İşte bu isim Türük'tür. Türk (Türük), Türklerin birbirlerine aidiyet bağını ifade eder Soydaş, Halk, Millet, Irk gibi anlamlara gelir. 

Kaynak TürkTarihim.Com

Hristiyan Türklerin Tarihi

bugün onlar bizim din kardeşimiz değiller kan kardeşimizdirler hasretle Türk Dünyasında yer almayı ümit ediyorlar.Tarihin cenderesinden geçen Türkler her zaman bir bütün, olarak kalamadı Sürünün kıyısındaki koyunlar gibi karnını doyurma içgüdüsü ve gafletle kendilerini sürüden kopmuş, karnı tok ama istikbali kör bir vaziyette buldular. asimile oldular, dillerini, kimliklerini ve benliklerini unuttular. bilinmeyen, hatırlanmayan, izine rastlanmayan kitleler, biz buradayız diyorlar. Onlar Hristiyan Türkler.

Türkler geniş sahalara, uzak coğrafyalara yayıldı hayrete düşürdü Çin, Arap, Mısır, Romada iz bıraktılar bazende yaşadıkları milletleri benimsediler tarihten silinme, yok olma pahasına topraklarından vazgeçmediler Türkler yeryüzünü vatan saydı sıradışı yaşam ve bakış açıları kültürel değerleri ne kadar akıllı ve üstün olduklarını anladdılar

Türkler, asya bölgesinde başlayan ve Orta-Kuzey asyaya yayılan tarih serüvenlerine kutlu Hun Devleti ile başladı aşiret ve bozkır insanları, lider olmadanda kendi başlarına bakmayı öğrenmişlerdi. Hun Devletinin bölünmesi, ve yıkılması ile kut liderinden yoksun kalan Türkler, oba-oymak nizamıyla yaşayıp istikbal aradılar atlarının, hayvanlarının evlatlarının ihtiyaçlarını gidermek için ot ve su bulabildikleri her coğrafyayı tecrübe ettiler. bir kısmı medet Çin'e sığınmış, bir kısmı güneşin battığı yöne doğru yeni coğrafyalara gitmiş, bir kısmı Ötüken'den paylarına razı olup ata yurtlarında kalmışlardı. 

Çin'e sığınanlar asimile oldular. Ötüken'de kalanlar Göktürkleri kurdular. Batıya göçenler denizde bir gemi misali dümenlerinden çok dalgaların, rüzgarların uğuruna güvendiler. Geniş coğrafyara yayılan bu kitleler, sayısız beylik ve devlet kurdular. Her devlet, kutlu liderin himayesini arasada kaçınılmaz olarak ardında sürüden kopmuş, asimile olmuş kitleler bıraktı. Bugün Afganistan, Hindistan, İran, Çin coğrafyalarında ataları bozkırda at sürmüş ama dilini, kültürünü yaşayamadığı için asimile olup atalarını hatırlamayan Türkler yaşarlar.
20 asırlık bir süreçten sonra (M.ö.10.yy / M.s.10.yy) depremler sonrasında yerküre insanlık tarihini şekillenmiş, yerküre paylaşılmış, ayakta kalan milletler, kültürler ve diller izi sürülebilir hale gelmişti. kitleler Coğrafyada din ve maneviyat gibi derin hisler bıraktı

Türklerin maneviyatı olan Gök Tanrı İnancı toplumu şekillendirmiyor, sosyal-kültürel bağlar kurmuyordu. Türkler Gök Tanrı İnancını kolaylıkla terk edip başka bir inanç benimiyordu birleştirici olmayan Gök Tanrı içinde kuvvet barındıran diğer inançlar kadar idealist ve teşvik edici değildi. Türkler, 10 asırlık bir serüvenle Orta Asya'yı bırakıp Orta Doğu ve Doğu Avrupaya yığılmış, Doğu'dan Batı'ya evrilmişti. 

10. Asıra gelindiğinde Batı, Dinini tanımlamış, Hristiyanlığı benimsemişti Orta Doğu da İslam'ın en parlak dönemi yaşanıyordu. Türkler, bu coğrafyanın önemli aktörlerindendi kutlu bir lider arıyor, lider bulamazsa parçalar halinde yaşıyor, en iyi bildikleri şey olan savaşı bir meslek haline getirerek lejyonerlik yapıyorlardı. Türkler ortadoğu coğrafyasında bozkır nizamıyla yaşayamazdı. Kitleyi bir arada tutacak, toprağın kili, betonun çimentosu gibi taş gibi sağlam bir siyasi mekanizmaya ihtiyaçları vardı. bulundukları coğrafyada hakim inanç İslam ile tanıştılar ve çok sevdiler. çünkü emirlerden biride Allah için savaşmak yani cihadı emrediyordu.

Türkler savaşsız yapamazdı bozkır akınları ve yağmanın yerini cihat almıştı artık. savaşma arzusu için yüce bir sebepleri vardı Türk Devletleri Oğuz Yabguluğu, Karahanlılar, Gazneliler, müslümanlığı benimseyip içlerine işlediler Selçuklu Devleti kuruldu hakim güç haline geldi yaşadıkları çoğrafyada Türkleri topladı muvaffakiyetin tek sebebi İslamdı. 13 asır sonra Türkler islamla yeniden yegane güç haline gelediler. Karahanlı, Gazne devleti yıkıldıklarında insanlaya Selçukluya tabii hae geldi. İslam birleştiriciydi Türkler, birlik için kut bulmuş bir lideri beklemek zorunda değillerdi. Gök Tanrı İnancının ortadan kalkması ve İslam'ın yerleşmesi ile tek vücut haline gelen Türkler yeniden dil-din-coğrafya-iktidar birliğine kavuştular. 

Güney-Doğu Hazar coğrafyasındaki Türkler islamla birleşmişti. Ancak Türkler yalnızca bu coğrafyada yaşamıyordu Yüzlerce yıl önce Hazarın Batısına ulaşan, Doğu Avrupa'da yüzlerce yıl yaşayan Kuman, Kıpçak, Uz ve Peçenekler islama uzak kalmışlardı. Artan insan nüfusuna karşın, önceleri söz sahibi olan bu kitle, kutlu bir lider beklemekle zaman kaybederken Germen, Slav ve Avrupa'nın barbar orman kabileleri kalabalıklaşıyor, medenileşiyor, Kuzey Karadenize yayılıyordu üstün güç özelliklerini kaybeden Doğu Avrupa Türkleri, küçük parçalara bölünmüş, oba-oymak düzeniyle yaşayıp hayatlarını idame ettirmişlerdi

Roma, Türklerin savaşçılığından istifade ediyor, Türkler lejyonerlik yapıyor, en iyi bildikleri şeyle hayatta kalıyorlardı. Ancak Doğu Avrupa Türklerin 10-11. Yüzyılda Türk Dirliğinden koptu Anadolu-Hazar-Ortadoğu Türkleri İslamla birleşirken Batı Avrupalı Türkler lejyonerlik yapıyor asimile oluyorlardı. misyonerliğe maruz kalmadan, yaşadığı toplumlardan etkilenen Kuman-Kıpçak Uz-Peçenek Türkleri, zamanla Hristiyanlığı benimsediler. Türkler, Anadolu'ya girdiklerinde Alparslanın karşısına dikilen Roma Ordusunun en önemli savaş stratejisti ve Diyojen'in sağ kolu bir Türk'tü (Tarkal). Alparslan'ın savaşı kazanmasını sağlayanlar saf değiştirip Türklerin yanına  geçen Peçenek-Uz türkleriydi. Tarih, iki Türk kitlesini yüzlerce yıl sonra, destansı bir savaşta, kutsal bir tesadüfle bir araya getirmiş, birbirlerini görmeyen iki yakın akraba Dünya Tarihini değiştirmişti.
Türkler nihayet Anadolu'ya girdiler.

20 asırlık bir serüvende Orta Asya'da sürüden ayrılanlar olmuş bu kitleler Çin, Afganistan, Hindistan gibi ülkelere katılmış ve kaybolmuşlardı. Orta Asya'da kalıp kimliklerini kaybetmeyenler yalnızca Müslüman Türklerdi. Bu kitleler bugün Türki Cumhuriyetler olarak bildiğimiz, kadim topraklarımıza sahip çıkan Türk Devletleridirler.  Anadolu'da filizlenen Osmanlı Marmara'yı aşıp Trakya'ya ayak bastığında soydaşlarıyla karşılaştılar. Osmanlı, Trakyada 10 asır önce Batı Avrupa'ya ayak basmış, yüzlerce yıl Roma'ya hizmet etmiş ve Hristiyanlaşmış türklerle karşılaştılar; Gacallar, Konyarlar ve Çitaklar. içerisinde farklı lehçelerle konuşur hale gelmişti Osmanlı Türkleri ile Trakya Türkleri, ortak dilleriyle iletişim kuruyorlardı. Bu, onları Gayrimüslim olmaktan öteye taşıdı ve yakın akrabaları Osmanlı Türkleriyle kaynaşan Trakyalı Türkler yüzyıllık gecikmeylede olsa İslama girebildiler. Doğu Avrupa'da yaşayan başka Türkler de vardı. Gagavuzlar.

Avrupa Hunlarıyla Doğu Avrupa'ya ayak basan, akrabaları Uzlarla, Peçeneklerle kaynaşan, eski güçlerini yitirip varlıklarını sürdüren Türklerden Trakyaya ulaşanlar ve Kırım'da yaşayanlar İslama girerek Türk birliğinin unsuru haline gelebildiler. Müslüman Türklerle temas kuramayan Gagavuzlar Hristiyan kaldılar. 7-8 asır boyunca kimliklerini unuttular. Hristiyan Batı Dünyasının bir unsuru haline gelmiş, Türklükle ilişiklerini kaybetmiştiler. 

Macar aydınları bir gerçeğin farkına vardılar. Konuştukları dilin Türkçe ye bu denli yakın olmasını anlamaya çalıştılar Türkçe ile Yüzlerce ortak kelime kullanan Gagavuzlar bunun tesadüf olamadığının farkına vardılar. kültürlerinin Bozkır Türklüğü olduğunu tespit ettiler. Türk olduklarını farkettiler. 
Bugün, Moldova ve Macaristan'da yaşayan Gagavuzlar kutladıkları Hun Türk Kurultayı ile Türk Dünyasına "Burada Türk Kardeşleriniz Var" diye sesleniyorlar. 

Hristiyanlıktan vazgeçmeyen Karamanoğulları Türkleri Osmanlı-Karamanoğlu mücadelelesinde Anadolu Türk Birliğini geciktirdiler Türk kitleler, Karamoğulları Beyliğinin yıkılması ile Osmanlıya bağlandılar içlerinde Hristiyanlığı tercih eden kitleler barındıran bu Türk toplumu Osmanlı için bir riskdi. Bir kısım Karamanlı Türkler uç beylikleri olan Bulgaristan-Yunanistan bölgesine göç ettirilirken Müslüman Olmayan Türkler Anadolu'da Bozkır hayatına devam ettiler. azınlık haline gelen Hristiyan Karaman Türkleri, maalesef Cumhuriyetin kuruluşunda Yunanistan ile yapılan mübadelelerle Rum muamelesi görerek Yunanistan'a nakledildi Bugün Yunanistan'ın içerisinde yer alan bu Türk kitle, kimliklerini biliyor olsalar bile gizliyor, saklıyor ve unutmaya çalışıyor

Türkler Müslüman olmasalardı 10. yüzyılda dünya düzeni Türkleri savuşturacak, asimile edecek, kurabilecekleri irili ufaklı küçük özerk cumhuriyetler dışında siyasi bir güç olamayacaklardı. Günümüzde Müslümanlık dışındaki Hristiyan dünyasında kaybolan Türkler, bugün kimliklerini, dillerini ve genetiklerini yitirmiş durumdalar. onlar bizim din kardeşimiz değillerse de kan kardeşimizdirler ve hasretle Türk Dünyasında yer almayı ümit ediyorlar.


Kaynak vikipedi

Kafkas İslam Ordusu

Osmanlı Devleti'nin Mart-Ağustos 1918 de kurduğu Doğu Ordular Grubu'na bağlı bir askeri birimdir. Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle ve tamamen Müslümanlardan oluşmuştur. I. Dünya Savaşı'nda Kafkasya Cephesi'nde yer almıştır. ordu" olarak adlandırılsa da üç tümenden oluşması ve yoğun çatışmalarla eriyen Kafkas Ordular Gurubunun ve 9. Ordu ile Şark Ordularına bağlı bir kolordudur yapılandırılmıştır. Üç tümenden (12,000 - 14,000) oluşan orduya Azeri  ve Dağıstanlı  gönüllülerinin katılımıyla toplam 20,000 e erişmiştir.

Enver Paşa'nın Turancılık amacıyla kargaşa içindeki Azerbaycan  ve  Dağıstan'ı Rus işgalinden kurtarıp bağımsızlıkılarına yardımcı olmak. Kafkasya'da ordu kurmak Kafkasyalı askerlere talim vermek ve Kafkasya'da İslam menfaatlerini Hilâfet ve Osmanlı ile siyasi ve askeriyeyi tesis etmektir. Bu teşkilat, bolşevik devriminden sonra iç savaşlara sahne olan  Rusyadaki  Müslüman  halktan teşkil edilecektir.

Osmanlı Devleti ile aralarında  Azerbaycan Milli Şurası da bulunan yeni Kafkasya devletleri arasında 8 Haziran 1918 de Batum Antlaşması  imzalandı. Batum Antlaşması'ndaki "dostluk ve karşılıklı yardım" maddesi gereğince Osmanlı, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'ne silahlı yardımı kabul etti. Kafkaslardaki  Müslüman halka yönelik katliamların durdurulması ve Türklere savaş yardımı için Azerbaycan Milli Şurası'nın Başkanı Mehmed Emin Resulzade  anlaşmaya uyarak Osmanlıdan yardım istedi.

Kafkas İslam ordusu Enver Paşa'nın kardeşi  Nuri Paşa'nın komutanlığında Azeri ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti vatandaşı Dağıstanlı gönüllülerden oluşmaktadır. Gönüllüler dahil 20.000 kişidir.Azerbaycan'da ilk savaş  Gence'deki Ermeni mahallesinde silah toplarken çıktı. Kafkas İslam Ordusu Gence'den sonra Bakü'ye ilerlerken, 2 Nisan 1918'de Van'ı işgalden kurtarmış Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu İranı geçerek 8 Haziran 1918'de Tebriz'e girdi. Kafkas İslam Ordusu Bakü Muharebesi'ni kazanarak 15 Eylül 1918'de Bakü'ye girdi savaşda 1130 Osmanlıaskeri öldü. Ekim ayı başında bir Osmanlı müfrezesi kuzeye ilerleyip Derbent'e ve Mahaçkale'ye girdi ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ne askeri destek verdi.

Yıldırım Ordularının  Filistin ve Nablusta Hezimete uğraması ve Edmund Allenby komutasındaki Britanyanın Şam ve Halep'i işgalinden sonra Osmanlı Devleti ateşkes istedi 30 Ekim de  Mondros Mütarekesi'ne göre Osmanlı Devleti'nin savaştan önceki sınırlarına çekilmesi gerektiğinden Kafkas İslam Ordusu 16 Kasım’da Bakü'yü terk etti ve 15 Aralık 1918 de Osmanlı askerlerinin Azerbaycan'dan çekildi Kafkas İslam Ordusu Doğu Anadolu'ya döndüğünde 15. Kolordu'ya katıldı. komutanlığına Kâzım (Karabekir) Paşa'nın atanacağı bu kolordu  Ali Fuat Paşa'nın Filistin Cephesinden  Ankara'ya getirdiği 20. kolordu, Kurtuluş Savaşında silahlarını teslim etmeyen ve askerlerini de terhis etmemiş olarak işgalcilere karşı koyan iki güç odağıdır
1920 de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti bolşevik işgaline uğrayarak yıkıldı.

Kaynak vikipedi

Nureddin İbrahim Konyar

Nurettin Paşa Sakallı Nurettin Paşa
Müşir İbrahim Edhem Paşa'nın oğludur. 1890 da girdiği Pangaltı'daki Mekteb-i Füsun-u Harbiyye-i Şahane'ye girdi. 1893 de piyade sınıfını 31. olarak bitirerek Mülazım-ı Sani rütbesiyle mezun oldu. Arapça, Fransızca, Almanca ve Rusça biliyordu.
1893 ün Mart-Nisan aylarında 5. Ordu'ya bağlı 40. Piyade Taburunda görev yaptı. Nisan 1893-Ekim 1898 tarihlerinde Hassa Ordusu (1. Ordu) karargâhı'nda görev yaptı. 31 Ocak 1895 tarihinde Mülazım-ı Evvel, 22 Temmuz 1895 de Yüzbaşı rütbesine terfi etti.
1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Başkomutan Ethem Paşa'nın yaverliğini yaptı.Savaştan sonra İstanbul'a döndü Birinci Ordu karargâhı'na Harekât Başkanı olarak atandı. Ekim 1898 de Sultan II. Abdülhamid'in yaverliğine atandı. 1901 de, Binbaşı rütbesine terfi etdi. 1901-1902 yıllarında Bulgaristan Sınır Komutanlığı Kurmay Grubu'nda görev aldı.1902-1903 yılların da Makedonya'da çetecilerle savaştı.Aralık 1907'de, Selanik'te bulunan 3. Ordu karargâhına atandı 1907'de  Kaymakam  (Yarbay) ve 1908'de  Miralay (Albay) rütbesine terfi etti. 1908 Jön Türk Devrimi'nden önce, Müşir İbrahim Paşa orduda disiplini kurarken , Binbaşı Cemal Bey ve diğer İttihat ve Terakki  üyeleri, Müşir İbrahim Paşa'nın oğlu Nureddin Bey'e yaklaştı ise de İbrahim Paşa oğlunu uyardı. Fakat Nureddin Bey babasını dinlemeyerek, İttihat ve Terakki ye katıldı.19 Ağustos 1909 da Tasfiye-i Askeriye Kanunu ile rütbesi Binbaşılığa indirildi ve Birinci Ordu'ya bağlı yedek kuvvetlere atandı. Eylül 1909 da Küçükçekmece Mutasarrıflığı'na atandı. Nisan 1910 da 77. Piyade Alayı komutan yardımcılığına atandı.Aynı yıl 83. Piyade Alayı 1. Tabur Komutanlığı'na atandı.Şubat 1911 tarihinde XIV. Kolordudaki kuvvetleriyle Yemen'de isyancılarla mücadele ederken Yarbay rütbesine terfi etti. 1913 Balkan Savaşı'nın son aşamasında komutasındaki 9. Piyade Alayı ile Yemen'den döndü ve savaşa katıldı.

Nisan 1914 tarihinde 4. Fırka'nın komutasını aldı.14 Nisan 1915'te Irak ve Havâlisi Genel Komutanı Süleyman Askeri Bey'in intiharıyla 20 Nisan'da Irak ve Havâlisi Komutanlığı'na atandı. Haziranda komutayı aldı. Basra ve Bağdat Valiliği'ne de atandı.
Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz 6. Poona Hint Tümeni Bağdat'a ilerlemeye çalışırken 22-23 Kasım 1915'te Selman-ı Pak Muharebesi'ni kazanamayarak geri çekildi ve 3 Aralık'ta Kut'a sığındı.

İngilizleri takip eden Nureddin Bey'in komutasındaki Türk birlikleri İngilizleri Kutta kuşatma altına aldı. kuşatmada İngiliz kuvvetleri, 13 general, 481 subay ve 13.300 askeriyle Türk kuvvetlerine teslim oldu. Alman General von der Goltz, 21 Aralık 1915 de Bağdat'a geldi. Nureddin Bey'in komutanı olduğu Irak ve Havâlisi Komutanlığı'nın ismini Irak Ordusu olarak değiştirdi.Ordunun yönünü İran'a çevirterek İran'a harekât hazırlıklarına girişti. 20 Ocak 1916 da Harbiye Nazırı Enver Paşa, Nureddin Bey'in yerine amcası Miralay Halil Bey'i atadı.Nureddin Bey 9. Kolordu komutanı ve 3. Ordu komutan vekili olarak atandı.
Ekim 1916 da Muğla ve Antalya Havalisi Komutanlığı'na atandı ve Aydın merkezli XXI. Kolordu'nun kurucu komutanlığına atandı. 25 Ekim 1918 de Aydın Vali Yardımcılığı görevine atandı.1918 de Mirlivalığa terfi etti ve Paşaunvanını aldı.

Mondros Mütarekesi'nden sonra Kasım 1918'de, İzmir merkezli XVII. Kolordu komutanı ve Aydın Vilayeti Valisi olarak atandı. 30 Aralık 1918 de, İstanbul merkezli 25. Kolordu komutanı olarak atandı.Urla'da isyan çıkınca 2 Şubat 1919 da tekrar Aydın Valiliği'ne ve Aydın Bölge Komutanlığı'na atandı.
Valiliğinde, İzmir'in Sevr Antlaşması uyarınca Yunanlara verilmesine karşı çıkan İzmir Müdafaa-i Hukuki Osmaniye Cemiyeti'ni destekleyerek direniş komitesi kurup. İtilaf Devletleri'ni rahatsız etti. İtilaf Devletleri Osmanlıya baskı yaparak, Nureddin Paşa'nın valilik görevinden alınmasını istedi Yunan İşgali'nden kısa bir süre önce 22 Mart 1919 da valilikden alındı. Yerine 11 Mart 1919 da Kambur İzzet Bey, daha sonra da 22 Mart 1919 da Ali Nadir Paşa atandı

Haziran 1920'de Kurtuluş Savaşı için Anadolu'ya geçti. 9 Aralık 1920 de Pontus Rum çetelerine karşı Amasya'da kurulan 10,000 askerden oluşan Merkez Ordusu Komutanlığı'na atandı.İsyanda sert önlemler aldı Amerikan misyonerlerini sınır dışı eddi. İsyana destek veren Hristiyan ahaliden birçok kişi vatana ihanet suçundan idam edildi.
1922'de Ali İhsan Paşa'nın görevden alınması Refet Paşave Ali Fuat Paşa'nın komutanlığı reddetmesi üzerine 29 Haziran 1922 de 1. Ordu komutanlığına atandı. Büyük Taarruz'a katıldı. Zaferden sonra Ferikliğe terfi etti.

Koçgiri İsyanı'nı bastırma şekline ve Kurtuluş Savaşında İzmit'te yazılarıyla milliyetçi cephenin tepkisini çeken gazeteci Ali Kemal'i linç  edilmesine ilişkin tartışmalar sürmektedir. Linç olayı İstanbul'daki İstiklal Savaşı'na muhalif çevrelerin çözülmesi sonucunu vermiştir. Vahdettin bu olaydan sonra İstanbul'dan ayrılmıştır. Kurtuluş Savaşı'nı gerçekleştiren kadronun on yaş üzerindedir 1922 İzmir Yangını  sorumluluğu ile bağlantılandırmaktadır.
İzmir'in geri alınmasından sonra kurulan askeri mahkemede, Milli Mücadele'yi sabote eden, düşmanla hareket yerli ve Rum asıllıları muhakeme ettirmekten çekinmemiştir. Bunlar arasında Islahat Gazetesi sahibi Süreyya ve Efes  Hrisostomos da bulunmaktadır.


Kaynak erhan afyoncu sorularla osmanlı kitabı

Süleyman şah

20 Ekim 1921’de TBMM ve Fransa arasındaki Ankara İtilâfnâmesi’nin dokuzuncu maddesi gereğince Ca’ber Kalesi ve kuzey­batıdaki “Türk mezarı” diye anılan türbenin bulunduğu bölge (8.797 m2), Anadolu Türkleri için manevî bir öneme sahibti Türkiye’ye bırakıldı. TC toprağı sayılan bölgedeki jandarma karakolunda Türk bayrağı dalgalanmaktaydı. 1974’te Tabya barajın suları altında kalacağı anlaşılan mezar, Suriye ile yapılan antlaşma uyarınca Karakozak mevkiine nakledilerek, yeni bir türbe yapıldı.

Burada yatan Süleyman Şah Aşıkpaşazâde, Neşrî, gibi Osmanlı tarihçileri Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın, Urfada Fırat’ı geçerken boğulduğunu ve Ca’ber Kalesi’ne gömüldüğünü anlatır. Kimî ise bu Süleyman Şah’ın, Türkiye Selçukluları’nın kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah olduğunu belirtir. Selçuklu uzmanlarından Osman Turan ise Ca’ber Kalesi’nde yatan kişinin Kutalmışoğlu Süleyman Şah olmadığını belirtir. Kutalmışoğlu’nun mezarı Halep Kapısı’ndadır ve öldüğünde Ca’ber Kalesi Selçuklulara geçmemişti. Osmanlı tarihlerindeki nehri geçerken boğulma ile ilgili rivayetler Süleyman Şah’a değil, oğlu Kılıçarslan’ın Habur Irmağı’nda boğulmasına uygundur.

son araştırmalara göre Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah değil, Gündüz
Alp dir. Osmanlı tarihçileri Osman Gazi’nin dedesi olarak Gündüz Alp ismini verirler. Ca’ber Kalesi’nde yatan kimdir? Bu sorunun cevabını verecek durumda değiliz. burada yatan Süleyman Şah, Osmanlılar’ın atalarından birisidir. Orhan Bey’in oğluna Süleyman adını vermesi, ataları arasında bu isimde birinin olabileceğini düşündürtmektedir.

Osman Gazi 1257 de Söğüd’de doğdu. Babası Ertuğrul Gazi 1281’de öldüğünde üç oğlu vardı. Gündüz, Savcı ve Osman Osman Gazi, en küçüğü idi. atılganlığı ve liderliğiyle öne çıktı Ertuğrul Gazi’nin sağlığında babasının vekil­liğini yaptı Osman Bey, 1281’de kardeşlerinin itirazı olmadan aşiretin başına geçti.
Osman Bey aşiretini bir beyliğe dö­nüştürdü. Halefleri, Osman Gazi’nin kurduğu beyliği dünyanın en büyük im­paratorluğu hâline getiri büyük imparatorluk kurucusunun ismini alarak Devlet-i Âliyye-i Osmaniye (Yüce Osmanlı Devleti) ismiyle anıldı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çekirdeğini oluşturan kayı aşireti, Ertuğrul Gazi zamanında Söğüt ile Domaniç te bulunuyordu. Osmanlılar, çevrede bulunan ve bir kısmı Türkiye Selçuklu sultanına vergi veren tekvur adıyla anılan Bizans valileriyle barış içerisindeydi dostluk ilerlemişdi aşiret yaylağa çıktığı zaman ağırlıklarını Bilecik’te emanet olarak şehrin tekvuruna bırakırdı.

Osman Bey aşiretin başına geçtiğinde, tekvurlarla iyi ilişkileri devam ettirdi. Türkiye Selçukluları ve Moğollar’a karşı Anadoluda Türkmen isyanların yarattığı otorite boşluğu ve İnegöl Tekvuru’nun aleyhinde faaliyette bulunması üzerine Osman Gazi, 1284’te İnegöl’ü fethetmek için harekete geçti. İnegöl Tekvuru, Osman Gazi’nin üzerine geldiğini haber alınca Ermeni Beli Pazarköy de pusu kurdu. savaşta Osman Gazi’nin yeğeni Bay-Hoca şehid düştü.

Osman Gazi, bu muharebeden sonra İnegöl yakınların­daki Kulaca Hisar’ı fethetti. İnegöl ve Karacahisar tekvurlarının Osmanlılara karşı birleşmelerine yol açtı. 1286’da İkizce yakınlarındaki Domalicbeli’nde meydana gelenmuharebede Osman Gazi’nin kardeşi Saru-Yatı şehid düştü. bu mücadele, Osman Gazi’nin ilk savaşıydı

Osman Gazi İnegöl’e bir baskın yaparak tekvuru öldürdü. 1288’de Karacahisar’ı fethetti ve burayı merkez edindi. Osmanlı Beyliği’nin ilk merkezi, Eskişehir’e 7 kilometre uzaklıkta, sarp bir tepede bulunan ve bugün mevcut olmayan Karacahisar Kalesi’dir. Osman Gazi kaleyi fethetmekle İznik’ten İstanbul’a giden ana yola hakim oldu. Ayrıca Karacahisar’ın fethiyle Türkiye Selçukluları’nın haraç güzarı tekvurlarla savaş başlatıldı ve gaza alanı açıldı; Osman Gazi bir gazi bey Osmanlı Beyliği de Çobanoğulları gibi Selçuklu sultanının sancak sahibi bir emirliği mertebesine yükseldi. 1299’da beyliğin merkezi Bilecik’e, ardından Ye­nişehire kaydırıldı. Bursa, 1326’da fethedilinceye kadar, Yenişehir Osmanlı Beyliği’nin merkezi oldu

Osman Gazi, 1292’de Sakarya Nehri’ne akın yapıp, yağ­maladı bir müddet barışla yaşadı. 1299’da Osman Gazi, kendisine kurulan birtuzağı boşa çıkararak Bilecik ve Yarhisar’ı ele geçirdi. Komutan Turgut Alp İnegöl’ü zaptetti. 1301’de Yenişehir ve Yund Hisar, 1302’de Köprühisar fethedildi.
Osmanlının ilk hükümdarı Osman Bey, Ertuğrul Gazi’nin en küçük oğluydu ağabeylerinin itirazı olmadan aşiretin başına geçti. kardeşler arasında çatışma olmadı. Osman Bey, 1288-1299 da fetih politikasında köklü bir değişikliğe gitti ve Bizans ile karşı karşıya geldibOsman Gazi’nin amcası Dündar Bey fetih politikasındaki köklü değişime ve Bilecik Tekvuru ile savaşmaya karşı çıkmaktaydı. Osman Gazi amcasının fikirlerini kendine cephe alma olarak görüp Dündar Bey’i 1300 de öldürdü. Osmanlı hanedanında ilk kan dökülmüştü.

Osman Gazi, merkezi Yenişehir’i güvenceye almak için Marmaracık ve Koyunhisar kalelerine sefer yapmış, tekvurlarını itaate almıştı Osman Gazi 1302’de İznik seferine çıktı. İznikte havale kulesi yaptırttı. İznik çevresi surlarla korunuyordu. Osman Gazi, uzun süreli bir kuşatma ile şehirdekilerin açlıktan teslim olmalarını düşünmüştü. Uzun Ali isimli bir komutanı ile bir miktar askeri kuleye bırakarak, İznik’e giriş çıkışı engelledi. İznikliler, İstanbul’dan yardım istediler.

Bizans harekete geçince Osman Gazi Türkmenler’i toplayarak düşmana hareket etti. Bizans ordusu, Mouzalon’ın komutasında İstanbul’dan gelen askerler, bölgedeki Bizans birlikleri ve paralı askerler Alanlar’dan meydana geliyordu. Ordunun mevcudu iki bin di ve piyade idi.Bu muharebenin meydana geldiği yer Koyunhisarı, Yalova’ya gelmeden önceki tepedeki bir kaledir. Osman Gazi’nin öncü kuvvetleriyle Bizans ordusu Koyunhisarı’nda çatışmışlar asıl muharebe Yalova’da meydana gelmiştir.Osman Gazi, Yalova’da karaya çıkan düşmanı gece baskınıyla yıprattı. Bizansda Rum ve Alanlar arasındaki çekişme ve kıskançlık Osmanlının zaferinde önemli rol oynadı. Muharebede Rumlar aceleyle saldırıya geçmiş Alanlar’a verilen ayrıcalıklardan dolayı gevşek davranınca Osman Gazi’nin kuvvetleri saldırıya geçerek Bizansı mağlup etmişti.

Osman Gazi, Bapheus Muharebesindeki zaferden sonra bölgenin önemli şehirlerinden olan Bursaya hareket etti. Bizans Bapheus zaferiyle önemli bir tehdit olan Osman Gazi’yi durdurmak için Bursadaki tekvurlara emir vermişti. Bursa, Kestel, Kite, Adranos ve Bidnos tekvurları birleşip, Yenişehir Ovası ile Bursa Ovası’nı birbi­rinden ayıran Dimbos Geçidi’ni geçerek Osman Gazi’nin merkezi Yenişehir’e yürüdüler.

Osmanlı düşmanı Koyunhisarı’nda karşıladı tekvurlar Dimbos Geçidi’ne çekildiler. Osman Gazi, Dimbosta meydana gelen muharebeyi kazandı. 1303’teki Dimbos zaferi ile Ulubad’a kadar Bursa ovası ve Uludağ, Türkmenlere açıldı.Osman Gazi, Bapheus ve Dimbos zaferlerinden sonra 1304’te Sakaryadaki Bizans kalelerine sefer düzenledi. Karacahisar’a çağırılan Harmankaya Tekvuru Köse Mihal Müslümanlığa çağrıldı Seferde Leblebüci Hisarı, Çadırlu, Lefke Mekece tekvurları direnemeyeceklerini anladı vr itaat ettiler. Geyve Tekvuru, kaçmıştı. yakalandı. Geyve’den sonra Tekvur Pınarı fethedildi.

Osman Gazi, 1304 seferindeyken Çavdar Tatarı, yani Moğollar Karacahisar’ı yağma etdi. Bu yüzden kendisi Karacahisar’da kalarak oğlu Orhan Bey ile Köse Mihal, Akçakoca, Konur Alp ve Gazi Rahman’ı 1305’te Kara Çepüş ve Kara Tigin kalelerini fethe gönderdi. Bizans İmparatoru bölgeye yardım göndermişti.Orhan Gazi, Kara Çepüş Kalesi’ne geldiğinde ordusunu üçe bölmüş, bir kısmıyla kaleyi kuşatmış, bir kısmını saklamış, bir kısmını kalenin öbür tarafına geçirmişti. Orhan Gazi’nin kuvvetleri kaleye saldırdıktan sonra kaçtılar. kaleden çıkan tekvur, pusuya dü­şürülerek mağlup edildi ve kale alındı. Absuyu fethedildikten Kara Tigin kalesine hareket edildi. Kara Tigin Tekvuru teslim olmayı reddedince kale kuşatılıp fethedildi.

Osman Gazi fethedilen kaleleri komutanlarına vermişti. Kara Çepiş Kalesi’nin idaresi verilen Konur Alp, Akyazı ve Tuz Pazarı’nı ele geçirdi. Orhan Gazi devrinde Akyazı, Konrapa, Bolu ve Mudurnu’yu fethetti. Absuyu’na yerleşen Akça Koca, Osman Gazi’nin yeğeni Aktimur’la İzmit’e doğru Akova’ya akınlar yaptı.

Bizans, topraklarını ele geçiren Türkmenler’e karşı paralı Katalan ve Alan askerlerini kullanıyorsa da bir netice elde edemiyordu. Osmanlılar ve Batı Anadolu Türk beylikleri karşısında çaresiz düşen ve daha önce yaptığı gibi İlhanlılar’ı Türkmenlere kışkırtan Bizans İlhanlı Hükümdarı Gazan Han’a elçi göndererek İlhanlı hükümdarını Bizanslı bir prenses ile evlendirmek istemiş ve ittifak yapmıştı. Gazan Han’la II. Andronikos’un gayrimeşru kızı İrene evlendirilecekti. İlhanlı hükümdarı Türkmenlere karşı harekete geçeceğini vadetti. Bu haber Türkmenlerde yayılınca tereddüt meydana geldi saldırılar durakladı. Moğollar gelmeyince Türkmenler Bizansa tekrar saldırdı.

Bizans, Gazan Han’ın 1304’te ölmesiyle Bizanslı prensesini İlhanlı tahtına çıkan Olcayto Han’la evlendirip, yardım aldı İmparatorun kızkardeşi Maria’nın evlendirilmesi düşünüldü. İmparator, İlhanlının müstakbel eşi Maria’yı bir birlikle kuşatma altındaki İznik’e göndererek şehri kurtarmaya çalıştı. İznik’e gelen Maria, Osman Gazi’yi İlhanlılar’ı ça­ğırmakla tehdit ettiyse de kuşatmayı kaldırtamadı. Ancak Osmanlılar Moğol tehdidi yüzünden seferler düzenleyemediler.

Osman Gazi’nin Karacahisar, Bilecik, İnegöl ve Yenişehir gibi kaleleri fethi İznik ve İstanbul’u koruyan Sakarya kale hattını çökertmişti. Osmanlı hükümdarı 1300 de Bursa ve İznik’i fethetmeyi düşünüyordu. İznik, Türkiye Selçukluları’nın ilk başkentiydi Anadolu’da gaza yapan Türkmenler için önemli bir hedefti. Osmanlı ordusu bü­yük kuvvetlerden oluşmadığı için fethi hedeflenen Bursa ve İznik gibi büyük kalelere karşı uzun süreli abluka uygulandı. Fethi planlanan kalenin iaşe ve ikmal yolları kontrol altına alınmaya çalışılır, kalenin etrafına küçük kuşatma kuleleri yapılırdı. Bursa ve İznik’in ablukası 25-30 yıl sürdü. İznik önlerine bir kale inşa edilerek Taz Ali isimli bir komutan emrine 100 asker bırakılmıştı.

Osman Gazi, Bursa’yı 1300’lerde ablukaya aldı. Babasının hastalığı yüzünden ordu komutanlığını yürüten Orhan Gazi, Bursa’yı sıkıştırdı çaresiz kalan Bursa 6 Nisan 1326’da fethedildi 1302’de başlayan İznik kuşatması 2 Mart 1331’de neticelendi. 1337’de yine bölgenin önemli merkezi İzmit fethedildi.


Osman Gazi’nin Orhan, Alaeddin, Pazarlu, Hamid, Melik ve Çoban Bey isimlerinde altı oğlu ve Fatma isimli bir kızı vardı. Osman Bey öldü­ğünde üç oğlu hayattaydı. Büyük oğlu Orhan babası hayattayken, Osman Bey’in hastalığından dolayı beyliğin yönetimini almıştı. babasının ölümünden sonra tahta çıkması zor olmadı. Tahta çıktığında kardeşi Alaeddin derviş olup, devlet işlerine karışmadı.Pazarlu Bey ağabeyinin hükümdarlığını tanıyarak, fetihlere katıldı. Hamid, Melik Bey ve Çoban Bey isimli şehzâdeler hakkında bilgi yoktur.


Geleneksel Osmanlı tarih yazıcılığı, 1299 ’da Selçuklu hakimiyetinin sona erdiğini ve Osman Gazi’nin bağımsız olduğunu kabul eder. İlk bü­yük Osmanlı tarihini yazan Hammer Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkılışını 1299 olarak esas alır. Türkiye Selçukluları’nın yıkılmasıyla Osmanlı Beyliği’nin bağımsız kaldığını ileri sürer 1299’u imparatorluğun kuruluş tarihi olarak belirtir. Türkiye Selçuklu tarihi üzerine yapılan araştırmalar devletin 1318’e kadar devam ettiğini ortaya çıkarmıştır.

Aşıkpaşazâdeye göre 1299’da Yarhisar, Bilecik, İnegöl ve Yenişehir fethedildi. Osman Gazi kendi adına hutbe okundu bağımsızlık iddiasında bulunuldu. şehirlerin fethi Osmanlı açısından önemlidir. fetih tarihleri olarak belli değildir. Osman Bey’i, Anadolu’daki Türkmen beyleri gibi bağımsızlığa hak kazanmış, kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarıydı Osmanlının kuruluş tarihi 1299 kabul etmişlerdir.

Osmanlı tarihinde 1299, kuruluş yılı olarak zikredilir. Ancak tartışmalıdır. 1299’da Osmanlı tarihi için çok önemli bir hadise yoktur. Osman Gazi’nin beyliğin başına geçtiği 1281 in kuruluş tarihi olarak kabul edilebileceği iddiaları vardır. Halil İnalcık, Osmanlının ilk dönüm noktasını, 27 Temmuz 1302’de Bizans’la, Osman Gazi komutasındaki Türkmenler arasında ki Koyunhisar Savaşı olarak kabul eder. Bu savaştan önce Osman Bey, Bursa ve Kocaelideki Türkmen beyleri arasında birinci konumdaydı. Koyunhisarda Bizansa karşı kazandığı zafer, Osman Gazi’yi karizmatik bir bey durumuna getirip, ona hanedan kurucusu karizmasını kazandırdı. 27 Temmuz 1302 tarihi Osmanlı hanedanı­nın, Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin kuruluş tarihi kabul etmek, 1299’a göre çok daha doğru olacaktır.

Osmanlının tarihe çıktığı XIII. yüzyılın sonla-rıyla, XIV. yüzyılın başlarına ait eserler derece azdır. Bu tarihlerde üç Bizans tarihçisi Kanta-kousenos ile üç Arap seyyahı ve coğrafyacısı İbn Batuta, vardır. eserlerinde Osmanlı hakkında verdikleri bilgiler azdır. Osmanlının ilk yıllarında yazılmış bir Türk tarihi yoktur. XV. yüzyılın başlarında yazılan Yahşi Fakih Menakıbnâmesi bugün mevcut değildir. Yahşi Fakih, Orhan Gazi’nin İmamı İshak Fakih’in oğludur. babasının şahit olduğu hadiseleri kullanmıştır .
İlk devirlere ait bilgiler veren Aşıkpaşazâde, 1413’te Geyve’de hastalanmış Yahşi Fakih’in evinde misafir olmuştu. Yahşi Fakih’in yazdığı kitabi, okudu. Kendi tarihini yazarken kullandı. menakıbnâme Osmanlı Beyliği’nin ilk yıllarına ait bilgi verir Anonim Tevârih-i Âl-i Osmâna kaynak olmuştur.

Bugün elimizde mevcut en erken Osmanlı tarihi XV. yüzyılda yazılan Ahmedî’nin İskendernâmesî’dir. Yine bu dönemlerde yazılan Anonim Tevârih-i Âl-i Osmânlar vardır. Osmanlı tarihinden bilgi veren asıl eserler XV. yüzyılın ikinci yarısında yazılan Aşıkpaşazâde, Neşrî ve Oruç tarihleridir. Aşıkpaşazâde Tarihi, Yahşi Fakih Menakıbnâmesi’ni kullandığı için teferruatlı bilgi verir. Osmanlı’nın kuruluşuna ait bilgi veren bu eserleri güvenilmez bulanlar da vardır. Colin Imber, “Bu bilgilerin hayal ürünü, bu yüzden de Osmanlı tarihinin bir kara delik olduğunu belirtir. Bu deliği doldurmak için yapılan girişimlerin, yaratılan masalların sayısını artıracağını” söyler. Feridun Emecen “Osmanlı tarihinin ilk dönemlerini çalışacaklar için tekrar tekrar bu kaynaklara başvurmaktan başka çare bulunmadığına dikkat çeker ve Osmanlı ile ilgili yeni fikirleri, dipsiz kuyuyu doldurmaya çalışma gibi ümitsiz bir uğraş olarak görmekten ziyâde, kör kuyuya atılan taşlarla doldurabilmenin daha umut verici bir yaklaşım” olduğunu belirtir.

Colin Imber’e göre Aşıkpaşazâde, Bursa yer isimlerinden hareketle Osman Gazi efsanesi meydana getirdi. Osman Gazi’nin arka­daşlarının Köse Mihal, Turgut Alp, Konur Alp, Akça Koca, Kara Mürsel ve Hasan Alp’ın var olmadıklarını olduklarını belirtir. Imber’in bu teorisi Halil İnalcık, Beldiceanu gibi tarihçiler tarafından tenkit edilmiştir. Osmanlı arşiv kayıtlarından ve araştırmalarından bu tarihî şahsiyetlerin izleri tespit edilmiş Aşıkpaşazâde Tarihi’nde anlatılan olayların gerçeklik payı taşıdığı ortaya çıkarılmıştır.

Osmanlı Beyliği’nin, XIV. yüzyılın başlarında Anadolu’daki beyliklerin içerisinde toprak ve insan potansiyeli açısından en kü­çüklerindendi onların arasından nasıl sıyrılıp büyük bir İmparatorluğa dönüştü XX. yüzyılın başlarında Adams Gibbons adlı bir tarihçi, Osmanlılar’ın Marmara bölgesinde bulunan Rumlar’la karışarak, yeni bir millet meydana getirdiklerini ve bu insan potansiyelinin imparatorluğun doğuşuna sebep olduğunu ileri sürdü. Bu teori Fuad Köprülü, Paul Wittek, Friedrich Giese gibi tarihçilerden tepki aldı ve reddedildi.Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunu XIII. ve XIV. yüzyıllar Anadolu tarihinde ele alınması gerektiğini vurgular. Paul Wittek Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunda en önemli faktörün gazâ fikri olduğunun üzerinde durur.

Paul Wittek Osmanlının kuruluşunda en önemli faktörün gazâ fikri olduğunu söyler gazâ Osmanlının varoluş sebebi, savaşçılar için tek motivasyondu Colin Imber, Rudi Paul Lindner gibi tarihçiler eleştiriler yönelttiler. Bu tarihçilere göre, Osmanlı Beyliği’nin ilk devirlerde gazâ ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Komşuları Rumlar’la dostane ilişkileri heterodoks unsurları müsamahaları ve sınırdaş Müslümanlarla savaşları buna delil gösterirler. Feridun Emecenin yaptığı araştırmalar gazâ fikrinin XIV. yüzyılda var olduğunu ortaya çıkardı. Gazâ kavramı Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yoluyla büyümesinin en önemli faktörlerindendir

Halil İnalcık, Osmanlının büyümesini açıklarken doğudaki Türkmen göçü ve gazâ fikri üzerinde durur. Moğol baskısı sonucu Kafkaslar’dan Doğu ve Orta Anadolu’ya, daha sonra da Orta Anadolu’dan batıya göç eden yüz binlerce Türkmen, Ege bölgesini ele geçirerek, gazi Türkmen beyliklerini kurmuşlardı. Türkmenler arasında, mevcut olan gazâ ruhunu Batı Anadolu’daki Germiyan, Aydınoğlu, Menteşe, Karesi, Hamid ve Saruhan beylikleri ile Ka­radenizdeki Çobanoğlu Beyliği yaşatıyordu Bu beylikler gazâ adına Hristiyanlar’la savaştılar, fethettikleri bölgelere Türkmenler’i yerleştirdiler.

XIII. yüzyıl sonlarında Sakarya bölgesinde gazânın temsilcisi Ço-banoğulları, Bizans’la barış yaparak gazâyı bıraktı. Bundan sonra Bizans’a karşı akınların liderliğini Osman Gazi aldı ve şiddetli bir gazâya başladı. Osman Gazi gazâsını son derece atılgan bir tavırla sürdürdü gazilerin önderi durumuna yük­seldi 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Koyunhisar Savaşı, onu sınır boyundaki Türkmenler arasındaki gazi şöhretini artırdı. gaziler akın akın onun bayrağına koştular.

Batı Anadolu’daki gelişmeler Osmanlılar’ın lehine oldu. 1320’ de Batı Anadolu gazâsını sürdüren beyliklere karşı teşkil edilmiş Haçlı baskısı sonucu, Karesi, Menteşe gibi beylikler Haçlılarla anlaşarak gazâyı bıraktılar. Gazâ bayrağını taşıyan son beylik Aydınoğulları da, Umur Bey’in, Hristiyanlar’ın eline geçen İzmir’i geri almaya çalışırken şehid olması sonucu devre dışı kaldı. Osmanlılar, Hristiyanlar’a karşı sürdürülen gazâda tek başına kaldılar.

Osmanlılar’ın genişleyen gazâ faaliyetleri, doğudan gelen Türkmen kitlelerini, onların bayrağı altına soktu. savaşçı potansiyeli de, Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yolu ile büyümesini sağladı.

Osmanlılar’ın, Oğuzlar’ın sağ kolu olan Günhan kolunun Kayı boyundandır Zeki Velidi Togan ise Osmanlılar’ın bir Moğol kabilesi olan Kaylardan olduğunu iddia eder. Osmanlı İmparatorluğunda önemli çalışmalar yapan Fuat Köprülü Osmanlı hanedanının Kayı boyundan olduğu fikrindedir. Osmanlı Arşivi’nde yapılan çalışmalar da, Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu bölgede Eskişehir, Bolu, Kastamonu, Kütahya da Kayı boyuna rastlanmıştır. Osmanlılar, Moğol baskısı sonucu Batı Karadeniz ve İç Ege civarlarına gelip, burada bölünmüş olan büyük bir Kayı aşiretinden ayrılmış bir gruptur

Osmanlı hanedanının mensup olduğu cemaat Kayılar’dan Karakeçililerdir Bu husus II. Abdülhamid zamanında ön plana çıkarılmıştır. Feridun Emecen’in dikkat çektiği 1673 tarihli bir kayıtta, Karakeçililer’in Söğütlü olduğu belir­tilmektedir. Bu bilgi Karakeçililer’in, Osmanlı coğrafyasından olduğunu ortaya koymaktadır.
25-10-2018 10:39 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,252
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #4
RE: Türk devletleri ve Türk milletleri
Kaynak türk tarihim.com

Timur Devleti

Timur Devleti, Timur Han tarafından 1370 yılında kurulmuştur Delhi’den Bursa’ya kadar geniş bir coğrafyayı hâkimiyetine almıştır Timurun vefatı ilee parçalanıp yıkılmış büyük Türk Devletidir.

Timur Han (emir Timur)

Tarihe Aksak Timur olarak geçen emir Timur Han bir Moğol Kabilesi olan ve Moğollardaki Türk Kültürünün etkisiyle Türkleşen Barlas Boyuna mensup Moğol Kökenli bir Türk Hükümdarıdır. Barlas boyu Moğol kökenli bir kabiledir Türk Kültürü ve Türk Toplumu ile yoğun münasebetleri ile kültürel ve etnik olarak Türkleşmiştir ve Türk Olarak kabul edilir. Timur Han kendisini her zaman Türk saymış Türklüğü ile iftihar etmiş ve kendisini Türk Dünyasının en büyük hükümdarı ilan etmiştir. 

Aksak Timur, aksayarak yürümekteydi. bu rahatsızlığına rağmen at sırtında kazandığı büyük savaşlarla bu kusurunu bir iftihara çevirmiştir. Timur Han’ın mezarını açan ve kemiklerini inceleyen Sovyet Antropolog Timur Han’ın kalça incinmesi sebebiyle Aksak yürüdüğü tespit edmiş, Aksak unvanının edebi bir anlam taşımadığı anlaşılmıştır. Timur Han’ın boyunun 1.73 mt. olduğu, Elmacık kemiklerinin çıkık ve göğüs kafesinin geniş olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. 

Timur Han, 1336 da, Semerkand Keş şehrinde dünyaya geldi. Bu bölge, 1300 de Moğol hâkimiyetindeydi Türk Devletleri gibi Merkezi bir otoritede toplanmadan bölgesel idarelerle yönetilen Maveraünnehir ve Semerkand ta Türk Halkı ve Moğollar bir arada yaşayıp kaynaşmıştı Türk Kültüründen etkilenen Moğollar, bölgedeki atmosferin tesiriyle İslamiyet’i kabul etmeye başlamış Türk-Moğol yapısı meydana gelmişti

Timur Han, Türkleşmiş ve Müslümanlaşmış moğolların Barlas kabilesinin bir mensubu olarak Keş şehrinde dünyaya geldi. Timur Han’ın babası Turagay, Çağataylar’a bağlı Barlas boyunun beyiydi. beyliğinin Tigin’i veliahdıydı Moğolların Çağatay Devleti, komşuları ile savaşıyor, bölgede iç karışıklık meydana geliyordu. Timurun doğduğu Keş şehrinin idaresi Çağatay Emiri Kazgan’ın idaresindeydi

Timur genç yaşta Emir Kazgan’ın emrine girdi. Barlas boyunun veliahdı önemli görevler üstlendi ve yetenekleriyle mertebesi yükseldi. 
Timur, 20’li yaşlardayken Semerkand Bölgesi Hanlık mücadelesine ve iç karışıklıklara sahne oluyordu. Doğu Türkistanda hâkimiyet kuran Moğol Hükümdarı Tuğlak karışıklıklara son vermek için Semerkand’a girdiğinde Timur, boy reisi olarak bağlılık bildirdi.

Tuğlak karışıklıklara son verip oğlu İlyas Hoca’yı Maveraünnehir’e Vali tayin etti ve Timur’u İlyas Hoca’nın atabeyi yaptı. İlyas Hoca Semerkand’ı zulüm ve baskıyla yönetdi. Babası’nın Moğol Hükümdarlığından güç aldı Atabey Timur, Vali İlyas Hoca’nın zulümlerine göz yummadı. Maveraünnehir emiri Hüseyin ile ittifak kurdu ve bölgedeki Moğollara meydan okuyarak Horasan’a girdi Timur, Moğol Hükümdarı Tuğlaka olan bağlılığını ortadan kaldırıp isyan etti. Moğol Hükümdarına bağlı bir Atabey olmakla yetinmeyip Timur Devletinin temellerini attı

Timur, Emir Hüseyin ile Horasan’a girdiler ve bölgeyi hâkimiyetlerine aldılar Ancak bu ittifak uzun sürmedi. Horasan’ın idaresinde anlaşamayan Emirle Belh’de savaştılar Timur galip gelerek Emir Hüseyin’i Horasan’dan kovdu ve Türk Tarihinin en önemli beldesi Horasan’ı hâkimiyetine alarak Türk Dünyasının yegâne hükümdarı oldu (1369). 

Timur Han, Horasanfa kurduğu hâkimiyetini teşkilatlandırarak bağımsız ve güçlü bir devlet haline geldi (1370). Maveraünnehire hâkim olan Moğolların bölgeyi Valiler ve Emirler ile uzaktan yönetiyordu otorite boşluğu oldu
Güçlü bir Merkezi bir otorite isteyen Türk ve Moğol kabileleri Timur Han’a bağlandı. Moğol Hanlığı olan Çağataylar güç kaybetti Timur Han, Birkaç yılda Horasan ve Maveraünnehir’deki hâkimiyetini pekiştirdi ve Maveraünnehir’in yegâne hâkimi oldu

Timur Han, Maveraünnehirde hâkimiyetini pekiştirirken Doğu Avrupa’dan Doğu Türkistan’a uzanan coğrafyaya yayılmış olan Büyük Moğol Hükümdarlığı zayıflamış, komşu devletlerle mücadele saltanat mücadelesi ile baş etmek zorunda kalmışdı. Cengizin torunları, Dedelerinin fethettiği coğrafyaya sahip çıkamadı. Moğolların Batı kanadı olan Altın Orda devleti ve Kıpçaklar, Uzlar ve Peçenekler’i yıkmış ancak Türk Toplumlarını bünyelerine aldıktan sonra Türkleşmeye başlamışlardır

Türkleşmiş olan Moğollar Türk Devletlerini bünyelerine katınca Devlette Türklerin ön plana çıkmış Moğollar
Türk-Moğol Devletlerine dönüşmüşlerdi. Türkleşen Moğollardan biri de Altın Orda Devletidir, Avrupa’daki krallıkların güçlenmesi ve saltanat mücadeleleriyle zor günler Moğol Hükümdarı Tuğlak ın oğlu Toktamış, babasının öldürülmesiyle Timur ’a sığınmıştı (1375). Timur Han, Toktamış’ı himaye edip destekledi. Toktamış, Timur un himayesiyle güçlenerek Moğolların Batı kanadı olan Altın Orda iç karışıklıklardan istifade ederek Altın Orda Devletinin doğu kanadı olan Ak Orda Devletine taarruz etti (1375).

Toktamış, Timur Han’dan ın desteğiyle Altın Orda Devletinin hükümdarı oldu (1378). Timur Han, Maveraünnehir’deki Moğollara son vererek Devletini Kurdu batıda Türk Moğol Devleti Altın Orda nın birleşip güçlenmesini sağladı 1380 de Maveraünnehir Moğol kimliğinden sıyrılarak Türk Yurdu oldu. Çağatay Moğolları, Timur Devletine bağlanmış Moğollar devlette öne çıkartılmayarak Müslüman Türk Kimliği benimsenmiştir. 1380-1390 da süren Türkleşme, bölgeye göç eden Özbeklerin Moğollara baskın gelmesiyle pekişmiştir Kalabalık kitleleri ve güçlü ordusuyla önemli bir güç olan Özbekler, önce Azerbeycan ve Hazar bölgelerinde yaşamış Moğol baskısıyla Maveraünnehir’e göç etmişlerdir Özbeklerin Timur Han’a tabii olmaları Maveraünnehiri etkilemiştir. Çağatay Moğolları, nüfus bakımından azınlık haline gelmiş ve Müslüman Özbekler Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularla büyük bir kitle oluşturarak kültürel olarak Türkleşen Semerkand bölgesini Türk Yurdu haline getirmiştir

Maveraünnehir’in Türk Yurdu haline gelmesi Timur Hana katkı sağladı Timur Devleti İç Asya’nın en büyük devletlerinden biri haline gelip, bir cihan imparatorluğu olacaktır. Timur Devleti giderek güçlenmiş ve hâkimiyeti Maveraünnehir’e sığmaz olmuştu Timur 1390 da Maveraünnehir dışına yaptığı ilk seferde Moğol hâkimiyetindeki Harezme taarruz ederek fethetti (1390).  bir Türk Yurdu olan Harezm yeniden bir Türk Birliği altına girdi Timur Han’ın namı Osmanlı Devletine kadar ulaştı. 

Harezmin alınması ile Timur Altın Orda ile komşu olmuştu. Ancak Timur Han’ın himaye ettiği ve verdiği destek ile Altın Ordayı idaresine alan Toktamış, Timurdan rahatsız oldu. büyük bir kibir ile Timur’u hakir gördü Timur Han, Harezm’i aldıktan sonra Doğudaki Çağatay Moğollarına sefere çıktı. Toktamış, Timuru istemiyordu. bir dönem himayesine girdiği Timur’u alelade görüyor, babasının topraklarında hüküm süren bir hükümdar olarak addediyordu. Toktamış, Timur’un Çağatay Seferini fırsat bilerek Harezmi kuşattı. Bu haberi alan Timur Han, ordularıyla geri dönerek Harezm’e girdi ve Ural Nehrinin batısındaki Kondurca’da Toktamış’ın orduları ile savaştı timur kendisini hakir gören ve himayesi ile Altın Ordanın başına geçen Toktamış’ı mağlup ederek Harezm’i geri aldı Timur Devletinin cihan hâkimiyetini başlattı (1391). 

Timur Harezm’den sonra önce İran’da bulunan Muzafferoğulları Devletini yıkarak İran’ı, sonra ise Celayirlileri yıkarak Bağdat’ı hâkimiyetine aldı (1393). Timur Han sınırlarını İran, Kafkasya ve Azerbeycan’a kadar genişletmiş, Timur Devleti bir cihan devleti haline gelmişti. Timur Altın Orda Devletini, Osmanlıyı ve Doğu Türkistan hâkimi Moğolları tehdit ediyor, kendisini Türk Dünyasının tek hâkimi ve hükümdarı ilan ederek tüm Türk Devletlerinin kendisine tabii olmasını emrediyordu. 

Toktamış, mağlup olmuş ancak vazgeçmiyordu. Timur’un Azerbeycan ve Güney Hazarda bulunmasını tehdit addediyordu. Timur Han, kendisiyle mücadeleden vazgeçmeyen Toktamış’a büyük bir sefere çıkarak Altın Ordaya taarruz etti ve Terek’e kadar ilerleyerek Toktamış’ın ordularını (1395). Te yenerek Azerbeycan ve Kafkaslardaki Altın Ordayı hâkimiyetine aldı
Altın Ordayı parçaladı

Altın Orda Devleti Timur’un ordularına mağlup olduktan sonra saltanat mücadelesinde bölündü, Slav Krallıklarının taarruzlarıyla yıkıldı. 
Timur İran, Irak, Azarbeycan ve Kafkaslarda büyük zaferler kazandı doğuya dikti. Hint yarımadasına Delhi’ye ulaştı ve Delhi Sultanlığı ile yaptığı mücadelede değerli eşya, savaş aracı, savaş filleri ve ganimetlerle hazinesini doldurdu (1398). 

Timur Delhi seferindeyken Celayirliler kaybettikleri Bağdat’ı kuşatarak şehri geri aldılar. Timur Han ikinci Bağdat seferinde hem Bağdat’ı geri aldı hem de bir Türk Devleti olan Karakoyunluları yıkarak Güneydoğu ve Doğu Anadolu hattını hâkimiyet altına aldı. Yıkılan Celayirliler Hükümdarı Ahmet Han ve Karakoyunlu Kara Yusuf Beyazıt’e sığınmışlardı. Delhi’den Anadolu’ya kadar olan coğrafyayı hâkimiyetine alan Timur Han’ın hedefi Anadoluydu Selçuklunun yıkılmasıyla küçük devletler ve beyliklerle idare edilen Anadolu Coğrafyası tam anlamıyla Türk Birliğine girmemişti. Timur, Karakoyunlu Devletini yıktı Anadolu Beyliklerini kendisine bağladı ve Osmanlıyı kendisine tabi kılmak için Anadoluya hücum etri Timur Han, Osmanlıya yaptığı ilk seferde Han Sivas’a kadar ulaştı (1400). Doğu Anadoluyu Sivas’a kadar hâkimiyetine alan Timur Memlukların iç karışıklıklarda zayıflaması üzerine Suriye seferine çıkarak Halep, Hama, Humus ve Şam’ı fethetti. 

Timur Han Suriye seferinden sonra Tebriz’e dönerken Osmanlı İmparatoru 1. Beyazıt, kaybettiği Sivas seferine çıkarak Sivas ve Erzurumu aldı üzerine Timur, Osmanlıya bir mektup göndererek Sivas, Erzurum ve Anadolunun kendisine bağlılık bildiren beyliklere bırakılmasını, Celayir ve Karakoyunlu hükümdarlarının iadesini , Osmanlının hükümdarlığını tanımasını ve tabiiyeti altına girmesini, ve Beyazıt’ın oğlunun rehin olarak gönderilmesini emretti Ankara Savaşının temelleri atılmış oldu. Timur ile 1. Beyazıt arasındaki mektuplarda tehditler, ağır hakaretlerle Timur, ordusunun başına geçerek Osmanlı üzerine sefere çıktı (28 Temmuz 1402).

Ankara Savaşı

Beyazıt’ın, timurun ağır taleplerini reddedmesiyile Timur, 140 Bin kişilik bir ordu hazırladı. orduda 20 Sultanlıktan askerler ve Hindistanın savaş filleri bulunuyordu. Beyazıt, Türk Beyliklerinden oluşturduğu ordularını bu ordu, Timura karşı zayıf kalıyordu. Özgün güçleri yetersiz kalınca Sırplardan asker desteği alınarak yıldırım ordusunu 85 Bin’e çıkartı ve Timur’un karşılamak üzere Ankara’ya harekete geçti. 

Timur Tokata ulaşınca beyazıt ordusunu ikiye böldü yaya güçlerini dağlık bölgelere yerleştirip süvarileriyle ormanlık araziye konuşlandı. Bu Timura büyük bir avantaj sağladı. Hızlı ve kabiliyetli güçleri, Timuru yenilmez kılıyordu. Beyazıt’ın savaş tertibatını öğrenen Timur, şaşırtma amaçlı güçlerini güneye, Kayseri’ye kaydırdı. Beyazıt, Timur’u Tokat ve Sivasta beklerken, Timur Kayseriden Ankara’ya ilerleyip şehri kuşattı. Timur’un Ankara’yı kuşatınca Beyazıt, Savunma yapacakken taarruz etmek zorunda kaldı ve büyük bir hatayla Temmuz sıcağında ordusunu Ankara’ya yürüttü. sayıca az olan ve Temmuz sıcağında susuz ve yorgun düşen Osmanlı Ankara’ya ulaştığında, Timur kuşatmayı kaldırarak kuzeye, Ankara Savaşının gerçekleşeceği Çubuk Ovasına çekildi. 

Beyazıt, Timur’un ordusunu takip ederek Timur ordusunu emniyetsiz ve istirahat anında yakaladı. Beyazıt’ın ordusu yoğun sıcakda yorgun düşmüş ve susuz kalmıştı. Durumu istişare eden Beyazıt, taarruz tekliflerine karşın, bu hareketin mertçe olmayacağını düşünerek askerlerini dinlendirdi Timur, Beyazıta karşı savaş tertibi aldı. Ve Osmanlı ordusu savaş hazırlıklarının tamamlanmasını beklediler.

İki tarafta tüm hazırlıklarını tamamlayıp 28 Temmuz sabahı, sabah namazıyla savaş düzeni aldılar. Beyazıt, Niğbolu savaşında kullandığı Kurt Kapanı (Hilal) taktiğini uygulamak için en önde yer aldı. Beyazıt, Azaplarla birlikte çalılık ve otluk bir düzlükden timura hücum eddi ve ilk taarruz başladı ağaçlar ve çalılıklar taarruzu yavaşlatıyordu taarruzu gören Timur karşılığı okçularla verdi. Timur’un oklarına karşı Azaplar ağır kayıplar vererek geri çekildi İlk hamlesinde başarılı olmayan Beyazıt, Yeniçeriler ve Sipahilerden oluşan güçlerine taarruz emri verdi. Timur, savaşçı fillerini ve ormanlık alana sürdü avantaj yine Timur’un eline geçti. Mirah Şah’ın birlikleri Süleyman Çelebiye taarruz edince zor durumda kalan Süleyman Çelebiye Merkezdeki Yeniçeriler yardım etti. Sayıca az olan Osmanlı Yeniçerilerin ayrılmasıyla ikiye bölündü ve Timur’un filleri ileri sürmesiyle hücuma karşı yeterli direniş gösterilemedi. Osmanlı, savaşçı fillerle ilk kez karşılaşıyordu. Fillere karşı nasıl bir taktik izleyeceğini bilmeyen Osmanlı fillerin taarruzları karşısında disiplin ve düzenini kaybetti

Beyazıt, büyük bir hata kurt kapanı taktiğini uygulayarak Sipahilerle Filleri karşılaştırdı Savaşın en kanlı ve şiddetli anıydı. Yeniçerilerin okları ve Sipahilerin taarruzlarıyla Filler etkisiz hale getirildi ancak Sipahi ve Yeniçeriler çok ağır kayıplar verdi. Fillerinin devre dışı kaldığını gören Timur, Şeyh Mirzanın birliklerini Yeniçerilerin üzerine gönderdi. Beyazıt ise Anadolu beylik Askerleri ve Kara Tatarları takviye etti. Kara Tatarlar, Timur ile anlaşmışlardı. Yeniçerilere okladılar Miran Şah ile Süleyman Çelebi arasındaki çarpışmalarda takviye olarak gelen Anadolu Beylikleri taarruz etmekteyken, Timur’un ordusuna bağlı Anadolu Beylikleri bayrak açınca Beyazıt’a bağlı Anadolu beylikleri Timur’un safına geçerek Osmanlıyı alt üst ettiler. Yeniçeri ve Rumeli birlikleri, önce Kara Tatarlar, sonra Anadolu Beyliklerinin Timur’un safına geçmesiyle ağır kayıplar vermeye başladılar. Rumeli ve Sırp birlikleriyle Yeniçeriler dışındaki güçlerin sırt çevirip Timur’un tarafına geçmesiyle Beyazıt sükûtu hayale uğradı. Osmanlıda, yalnızca Yeniçeriler Rumeli-Sırp birlikleri Beyazıt’a sırt çevirmemiş ve savaşın sonuna kadar mücadele etmişlerdi. 

mücadeleyi kaybeden cephelerden çekilmeye başladı Timur, son emrini vererek Beyazıt’ın sağ ele geçirilmesini emredince son taarruz başladı. Vezirler ve Çelebi kardeşler kuşatmayı yararak kaçmayı başardılar. Şehzadelerin kaçışını fark eden Sırp komutan ve Beyazıt’ın kayınbiraderi Stefan Lazareviç, Beyazıt’a çekilmesi için tavsiyede bulundu Beyazıt mücadeleye devam etti. Çatalpete’de emrinde 300 kişilik askeriyle atının sırtında çarpışarak Timur tarafından yakalandı esir edildi ve Ankara Savaşı, Osmanlı için büyük bir hezimettir

Timur Han, esas emeli olan Türk Devletlerini bir araya getirmek ülküsüne ulaşmak üzereydi. İç Asya’daki Tüm Türk toplumları hâkimiyetine girmiş, Tüm Türk Yurtları Timura tabi olmuş, Asya’da kendisine meydan okuyacak güç kalmamıştı. Kendisine Tabi olmayan tek Türk Toplumu ve Devleti olan Osmanlı İmparatorluğudur hâkimiyeti altında olmayan tek Türk Yurdu Anadolu Topraklarıdır Ankara Savaşı ile osmanlıda yenilmiştir. Timirun tek hedefi Türklerin en eski düşmanı olan Çin’dir

Timur, Çin seferine hazırlandı Semerkandda savaş hazırlıklarına başladı. Timur en büyük hayali olan Çin Seferine hazırlıklanırken 69 Yaşında, Otrar şehrinde vefat etti (1405). Öldüğünde Devletinin sınırları Delhi’den Bursa’ya, Arap yarımadasından İrtiş Nehrine kadar uzanan muazzam bir coğrafyaydı Timur Han’ın ölümüyle saltanat mücadeleleri başladı Timur Han, ölmeden önce ölen oğlu Cihangir’den olan torunu Pir Muhammed’i veliaht tayin etmişti diğer oğulları Miranşah, Şahruh ve torunları Pir Muhammed’i tanımayarak saltanat için mücadelelere giriştiler. Ve tek bir hükümdar etrafında toplanamayan saltanat makamı bölündü. Timur’un torunu Muhammed Semerkand’da, esas veliaht Pir Muhammed ve torunu İskender İran’da, Miranşah Bağdat ve Azerbeycan’da, Şahruh Horasan’da tahta çıktı

Veliahtların mücadelesi büyük Timur Devletini tek merkezli bir otoriteden çıkartarak parçaladı parçalanan yönetimler Timur Han’ın 34 yıllık verdiği başarılarını ziyan eddti. bölünüp parçalanan Türk Toplumları varlıklarını devam ettiremeyerek yıkıldılar

Şahrun Dönemi (1405 – 1447)

Büyük Timurlarda varlığını en uzun sürdüren veliaht Şahruh olmuştur. Diğer veliahtlar makam ve saltanat için giriştikleri hareketlerde hüsrana uğrayarak tarihden silinirken Şahruh, Horasan’daki hâkimiyetini koruyan tek veliahttır. Şahruh, diğer varislerin idare ettiği coğrafyaları hâkimiyetine almış ülkenin dirliğini yeniden sağlamışdır Orta ve Güney İrana taarruz edip hâkimiyetini genişletmiştir ancak Timur Devletinin zayıflamasını yavaşlatsa da yıkılmaktan kurtaramamışdır. Timur dönemindeki geniş topraklar eski sahiplerince tehdit ediliyordu. Kafkaslar Moğol Ardılları ve Slavların desteklediği Gürcüler tarafından taarruzlara maruz kalıyordu. Osmanlı’nın dostluğunu ve desteğini kazanan Celayirliler Bağdat’ı, Karakoyunlular ve Akkoyunlular Doğu Anadolu hattını geri almak için mücadele ediyordu Memluklardan alınan Suriye kaybedilmişti. Çağatay Moğolları güçleniyor ve önemli bir oluyorlardı. 

Şahruh, tüm zorluklara rağmen 42 yıllık hâkimiyetinde devleti ayakta tuttu Timur Han kadar güçlü olamadı. Şahruh, 1447 de vefat edince Timur Devletinin sonunu hazırlayan Saltanat mücadeleleri yeniden ortaya çıktı.

Uluğ Bey Dönemi (1447 – 1449)

Şahruh’dan sonra yerine oğlu Uluğ Bey geçti. saltanatın varisleriyle mücadele etti. başarısız olmasa da saltanatı tehdit eden varisler Devletin zayıflamasına ve güç kaybetmesine neden oldu. İç meselelerle devlet zayıfladı başkaldıran ve Ülkenin Batısında tehdit oluşturan Akkoyunlular ile Karakoyunlular devleti zayıfladdı. ülkenin doğusunda güçlenen Çağataylar Maveraünnehir’e hâkim olmak için taarruzlara girişiyor ve önemli bir tehdit oluşturuyordu. tehditlere karşı koyamayan Uluğ Bey, saltanat makamını kaybetti ve kardeşi Ebu Said makama geçti (1449).

Ebu Said Dönemi (1449 – 1469)

Ebu Saidle Timur Devleti çözülme sürecine girdi. Anadolu kaybedildi, Kafkaslar’daki Timur hâkimiyeti ortadan kalktı ve Maveraünnehir Özbek göçlerine maruz kaldı. Özbek toplumları, Timur dönemindeki göçlerini Ebu Said Döneminde hızlandırarak kitleler halinde Maveraünnehir’e yerleşti Özbeklerin zayıflayan Timur Devletinde etkileri derin oldu. Devletde söz sahibi olan Özbekler, Timur Ordusunda geniş yetkiler aldılar ve siyaseti ele geçirdiler

Ebu Said, Maveraünnehir ve Horasanda sarsılan hâkimiyetini sağlamlaştırmak amacıyla Batıdaki Akkoyun ile Karakoyunlulara sefere çıktı. Batıdaki tehdidi bertaraf etmesi hâkimiyetini güçlendirecek, otoritesi de sağlamlaşacaktı. Ancak sefer umduğu gibi sonuçlanmadı. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan ile Herat’daki savaşı kaybeden Ebu Said’in itibarı sarsıldı. Saltanat varisleri bundan istifade ettiler. Timur’un torunu Mirza Baykara’nın oğlu Hüseyin Baykara, Herat’ı ele geçirerek Saltanata yerleşti (1469). Ebu Said mağlubiyetten kısa bir süre sonra vefat etti. 

Hüseyin Baykara Dönemi (1469 – 1507)

Hüseyin Baykara, zeki ve yetenekli bir hükümdar büyük bir şairdi. Genç yaşta Herat Emiri Ebul Kasım Babür’ün hizmetine girmişti. iyi bir öğrenim görerek devlet teşkilatında tecrübeler edindi. Emir Ebul Kasım’ın vefatıyla Merv’e geçmiş, Merv Emiri Sencer’in kızı ile evlenerek nüfuz kazanmıştı. Maveraünnehir’de güçlenen Özbeklerden destek alarak Özboy dolaylarında küçük bir bölgeyi ele geçirdi. Ebu Said, de Akkoyunlu seferinde yenilince itibarını kaybetmişti. Hüseyin Baykara, Herat’ı ele geçirdi ve Timur saltanatına yerleşti (1469). 

Hüseyin Baykara, saltanata geçtikten sonra Ebu Said’in oğlu Yadigâr Mirza ile mücadele etti. Yadigâr Mirza, babasının saltanatı kaybetmesine sebep olan Akkoyunlular ile ittifak kurarak Herat’a girdi Hüseyin Baykara, zora düştü. Saltanatı bırakarak geri çekildi 350 askeriyle birlikte bir gece baskınında saltanatı tekrar ele geçirdi (24 Temmuz 1470). Baykara, saltanatını korumuştu ancak dış tehditler ve Özbeklere karşı güvence altında değildi. Şeybaniler olarak anılan Kuzey Özbekleri Saltanat için büyük bir tehditti Şeybanilere yaptığı başarılı seferlerle tehlikeyi bertaraf etti ve Ceyhun Nehrindeki kaleleri güçlendirerek aktif hale getirdi. 

Hüseyin Baykara, Özbeklere karşı topraklarını başarıyla korudu. Ancak Timur Devleti cihan hâkimiyetini kaybederek küçülmüş, toprakları Horasan ve Doğu İran coğrafyasından ibaret hale gelmişti. Hüseyin Baykara’nın askeri ve idari yetenekleri Timur Devletini en zor zamanda yıkılmaktan kurtardı. Saltanat makamı için en büyük tehdit unsuru olan Özbekler bastırıldı Anadolu hattından vazgeçilmiş olsa da Maveraünnehir hâkimiyeti güçlendi idaredeki başarıları, zekâsı ve gücüyle 38 yıl Timur Devletinin hükümdarlığını üstlenen Hüseyin Baykara, devlet adamlığı dışındaki en önemli meziyeti edebi kişiliğiydi. 1480 den sonra Timur Devleti kültür ve medeniyet yurduna dönüştü. Bu tarihlerde Türk Edebiyatı yalnızca Osmanlı’da yükseliyordu Osmanlı edebiyatı Farsçanın ve Fars kültürünün etkisindeydi. Hüseyin Baykara, tüm şiirlerini Türkçe kaleme almış ve Herat’da Türk Kültürünü şahlandırmıştı Bilim adamları, şairler, sanatçılar ve din adamları için Herat bir ilim akademisiydi

Yıkılmak üzere olan Timur Devletini ayağa kaldıran Hüseyin Baykara, dış ve iç tehditleri bertaraf etti edebiyata ve sanata önem verdi idareyi, vali olarak atadığı oğullarıyla gerçekleştiriyordu. 1400’ lü yılların sonunda yaşı ilerledi devletiini teslim ettiği oğulları ile anlaşmazlıklar yaşadı vefatı ile saltanat mücadelesine giren oğulları devlette söz istiyor, itaatsizlik yapıyorlardı. anlaşmazlıkların en önemli aktörü Hüseyin Baykara’nın büyük oğlu Bediüzzamandı. 

Bediüzzaman, babasının makamı için onun ölümünü beklemedi 1499 da ilk teşebbüsünü gerçekleştirdi ve Herat’ı kuşatıp babasını tahttan indirmeye teşebbüs etti. Bediüzzaman’ın girişimi sonuçsuz kaldı ancak saltanat otoritesi sarsıldı Uzun yıllar Devlete tehdit olan ve kontrolde tutulan Özbekler, iç karışıklıkların çıkmasıyla isyan ettiler. Özbeklerin isyanları uzun yıllar çözülemedi. Hüseyin Baykara, uzun yıllar devam eden huzuru bozan iç Özbekleri yeniden itaat altına almak amacıyla 1506’da sefere çıktı. ilerleyen yaşı hasebiyle seferi tamamlayamadı vefat etti (1506).


Timur Devletinin Yıkılması (1507)

Hüseyin Baykara’nın ölümüyle yerine büyük oğlu Bediüzzaman geçti. Kardeşi Babür ile birleşerek yarım kalan Özbek seferini tamamlamak için uğraştı başarılı olamadı Özbekler Heratı ele geçirdiler. Bediüzzaman ve Babür mağlubiyeti kabul ettiler (1507). 
Timur Devletinin yıkılması ile toprağını sahiplenen Özbekler, bölgenin yegâne hâkimi durumuna geldiler. varlıklarını günümüze kadar devam ettirdiler.

Kaynak altaylı.net

ÖNASYA’DA BİR TÜRK DEVLETİ: EYYÛBÎLER (1175-1250)

Eyyubi Devleti’nin tarih sahnesine çıkışı, Kafkasya’nın fethi ile buraya nakledilen ilk Arap kolonilerinin yerlileşmesi iledir Kürt ve Türk unsurları ile kaynaşan ve eriyen Ravvadilerin tarihi 12. yüzyıl ilk yarısında Irak Selçuklularının hizmetine girmeleri ile yeni bir döneme girmiştir. Selçuklu Türklerinden sonra Zengilerin hizmetine giren ve Zengileri devlette en önemli görevlere getiren Eyyubilerin kurucuları 1175’te Selahaddin Eyyubi ile bağımsız bir devlete kavuşmuştur, 1250 de Eyyubilerin yıkılıp yerine Memlûk Türk Devleti’nin kurulmasına kadar Türkleşme süreci yaşanmışdır Memlûklar Türktür

Eyyubi hükümdarlarının Zengi Tuğteginliler (Böriler) ve Selçuklu geleneğini temsil ederler bu geleneği Mısır Memlûklularına intikal ettirmişlerdir Eyyubiler Selçuklu hizmetine girince Türkçe isimler almışlar Türk geleneğini yaşatmışlardır.
Hanedana adını veren Necmeddin Eyyub altı erkek evlat bırakmıştır. Bunlar Selahaddin Yusuf, Seyfeddin Muhammed Ebu Bekir, Şemsüddevle Turan-Şah, Seyfulİslâm Tuğtekin, Şahin-Şah ve Tacülmülk Böri (Kurt) idiler son dört tanesi Türkçe isimlerdir Türkçe isimler sadece Selahaddin’in kardeşlerinden ibaret değil Selahaddin’in oğulları ve hanedanın diğer üyeleri arasında da yaygındır. Selahaddin’in oğullarından biri İl-Gazi adını taşımakta ve Hama melikidir Selahaddin’in kardeşi ünlü diplomat Melik Adil’in oğlu el-Kamil’in oğullarından birine de, Türk geleneğine göre Atsız adı verilmiştir halk bunu “Aksız” şeklinde söylemiştir. Bunun sebebi iMelik Kamil’in oğullarının çok yaşamayarak ölmeleri idi. El-Kamil’in torunu ve Eyyubilerin son temsilcisi Selahaddin’in kardeşi gibi Turan-Şah ismini taşıyordu. Turan-Şah’ın annesi Şecerddür de Türk olup hükümdarlık yapmıştı. Selahaddin’in yeğenleri arasında Arslan Şah, Kılıç Arslan, Şahin Şah gibi türk adları taşıyanlar bulunuyordu.

Selahaddin anne tarafından Türktü eşi de Türk idi. sultanın annesinin Selçuklu ailesindendi .Selahaddin’in eşi de Türktü Selahaddin, Nureddin Zengi’nin dul karısı ile evlenmiş ve 1 erkek bir kız bırakmıştır Selahaddin’in Türkçe bir isimdir Necmeddin Eyyub’un altı çocuğundan beşinin Türkçe adlar almıştır Eyyubi kadınları “hatun” olarak adlandırılmıştır bu Türklere ait bir isimlendirmedir Necmeddin Eyyub’un kızı Rebia Hatun olarak adlandırılmış Selahaddin’in bir tane olan kızı Munise Hatun olarak anılmıştır


Eyyubilerde sosyal ve askeri hayatta gelenekler ile teşkilat ve semboller ve bazı isimler önemlidir. Selçuklu sultanlarının oğullarına mahsus olan “Melik” unvanı, Eyyubilerde yaygınlaşmıştır.Selahaddin’in kılıcı ile defnedildiği de zikredilmektedir bu gelenek Türklerde önemlidir Selahaddin’in emirlerinden Ayaz 1191 de Haçlılar ile yaptığı savaşta hayatını kaybedince bir tepeye gömülmüş ve Ayaz’ın bir memluku mezarı başında öldürülmüştür. Bu İslâmiyet öncesi Türkler ile Moğollardan kalma bir gelenektir.Ünlü Türk geleneği Türklerdeki ok ve yayın hakimiyetini temsil eden bir töredir Selçuklularda ve Eyyubilerde devam etmiştir.Selahaddin Eyyubi’nin hanedan arması “sorguc”u bir kartaldır kökeni Hitit, Babil ve Sümerler’e kadar dayanır“çift başlı kartalı Anadolu Selçukluları bir sembol olarak benimsemiş Bizans, Avusturya, Prusya ve Rusya’'yı fethetmişlerdir Zengilerin bastırdığı sikkelerde “çift başlı kartal” sembolü bulunur Eyyubi bayrağının sarı zemin üzerinde kartal şeklindedir Zengilerin bayraklarını hiç değiştirmeden devam ettirmişlerdir

Suriyeli ve Mısırlıların bayrak, sancak, calış buka çomak ve bazı Türkçe kelimelerini Eyyubiler de kullanmıştır Türkçenin Mısır’da Eyyubilerle önem kazanmıştır Eyyubiler ordusunu Türklerden oluşturmuştur eyyubilerin Türk asıllı hassa birlikleri ikiye ayrılmış. Şirguh zamanında Esediyye ve Selahaddin zamanında Salahiyye olarak adlandırmış bu iki birliğe Etrak (Türkler) denilmekteydi. Türklerin sayısı ve nüfuzu arttı türk birliklerinin başında Eyyubilerin Türk kökenli komutanları bulunuyordu.1250 de Eyyubi devleti içerisinde Türk Memlûklara dayanan bir devletin çıkmış olması türklerin Eyyubi devleti ndeki önemini gösterir
Askeri ve sivil kurumlarda Kürtler, Araplar ve diğer unsurlar Türklerden sonra gelmekteydi Eyyubi devletini çağdaşlarından Abbu’l-Farac, Eyyubileri Türk olarak zikreder. Süryani Mihael 1179’da Selahaddin ile II. Kılıç Arslan arasındaki savaşı “iki taraf Türk ise de Selçuklu kuvveti Selahaddin’e mağlup oldu”.diyerek yansıtmıştır. İslâm dünyasında Eyyubiler Türk olarak kabul edilmişdir. Şirguh ve Selahaddin 1169’da Mısır’a girdiklerinde Mısırlılar bu orduya el-Guzz (Oğuz) adını vermişler ve Şirguh’u, Selahaddin’i ve Eyyubi hanedanını Oğuz Melikleri (Melikü’l-Oğuz) olarak vasıflandırmışlardır. Melik Kamil devrinde Hicaz’a gönderilen askerlere el-Guzz denilirken, Selahaddin’in Kudüs’ü fethi ile yazılan manzumelerde Türklerin övülmüştür

Şirguh birinci Mısır seferinde başarıya ulaşamamış Türkler Mısır üzerine yürüyerek Araplarla savaşmaya karar vermişlerdir” Mısır kaynakları Eyyubilerin Mısır hakimiyetini Türk hakimiyet devri olarak tanımışlardır.Eyyubi devletinin bir Türk devletidir Hicaz Yemen ve kudüsü fethetmişlerdur atabeg sistemine dayanırlar Eyyubiler Selçuklu devlet geleneğini ve kurumlarını, askeri sistemlerini benimsemişlerdir,askeri ve sivil bürokrasileri Türk unsuruna dayanır
Eyyubi devleti, Türk-İslâm devletidir “Selçuklu damgasını taşırlar 1175’te bağımsızlığı halife tarafından kabul edilmiştir Zengi devletinde sadece bir hanedan değişikliği yaşanmış Zengi toprakları, hakimiyeti, dini politikası, bayrağı, arması ve kurumlarında hiçbir değişiklik meydana gelmemişdir Aynı durum Eyyubi içerisinden çıkan Memlûklar için de geçerlidir Memlûk idaresinin kurulması ile değişen sadece hanedan ve merkeziyetçi bir idaredir Zengiler- Eyyubiler ve Memlûklar tek bir devlettir hanedan değişimi devlet anlayışına halel getirmemiştir. Eyyubi devleti Türk-İslâm tarihinin önemli bir halkasıdır

Kaynak tarihiolaylar.com

Bizans İmparatorluğu (Doğu Roma)

Bizans Doğu Roma İmparatorluğu, Romanın Doğu kısmı olarak M.S. 395‘de kurulup İstanbul’un 1453’te Sultan Mehmet tarafından fethedilmesiyle tarihe karışan haçlı imparatorluğudur.
Bizans Romalıların doğudaki topraklarını Tuna’dan Germenlerin ve Slavların; Fırat’tan da Perslerin baskısına karşı koruyamamasından doğmuştur. baskılara karşı imparatorluğa Roma’dan yakın ve kolay korunabilir bir merkez lazımdı. Büyük Konstantin eski Bizantion’un yerine ölümünden sonra kendi adını verdiği (Konstantinopolis) i kurdu.
İki denizin bileştiği yerde bulunması Avrupa ve Suriye’den gelen iki kara yolunun kavşağında olması yeni kurulan şehre büyük değer kazandırmıştır Bizans Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasında (395) ten sonra doğdu ve Batı romanın çöküşünden ve imparatorluk nişanelerini, vermesinden sonra önem kazandı. Bizans kendisini Romanın mirasçısı olarak kabul etti Roma ile ilişkilerini sürdürdü Roma İmparatorluğu’nun Batısında küçük ve bağımsız olarak Doğu Akdeniz’de egemen olan Bizans Yunan ve Roma uygarlıklarının son merkezi oldu.
Doğu Roma yani Bizans üç büyük ülkeden meydana geliyordu. Balkan Yarımadası, kuzeyi Tuna ile kuzeybatısı Tuna’nın güneydoğusunda başlayan ve İşkoda’nın kuzeyine ulaşan Adriyatik, Pontus ve Doğu piskoposluklarının kuzeydoğusunda Kafkas kıyılarını, Gürcistan ovasını, Ermenistan dağlarını ve Edessa bölgesini Fırat’ın geniş kıvrımını kapsıyordu. Afrika ülkesi: Nil’in Akdeniz ağzından Sirt Körfezine kadar olan kıyıları ve Mısır’ın zengin buğday ambarını içine alıyordu savunmasını Suriye, Fırat Tuna ve Kırımdan sağlıyordu. Batı Romaya göre Doğu Romanın daha uzun ömürlü olmasının sebebi coğrafi konumu ve mutlakıyettir Yerleşmiş bir bürokrasi güçlü bir ordununun ve siyasetin yardımıyla Bizans, Latin dünyası ile Yunan dünyasının birbirinden farklı siyasi birliğini bin yılı aşkın bir süre sürdürdü Bizansın tarihi, imparatorların başarılarına karşılaştıkları güçlüklere göre yükselme ve gerileme olarak ikiye ayrılır. Başlangıçta eski Roma’da olduğu gibi imparator sülalesi kısa ömürlü oldu, imparatorluğun son sekiz yüzyılında uzun ömürlü sülaleler başa geçti.

 Doğu Roma nın Kuruluşu

4. yüzyıldan itibaren Barbar akınlarına karşı koyan Romalı, I. Theodosius barbarlara karşı koyarak Vizigotları Balkanlar’da durdurarak Tuna Irmağı’na ilerlemesini engelledi. I. Theodosius’un 395’te ölümüyle Roma Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölündü. Batı Romaya yapılan Vizigot akınlarıyla Roma ele geçirildi. Barbar kavimlerden Vandallar İmparatorluğun Kuzey Afrika, İspanya ve İtalya topraklarını istila etti akınların ve darbelerin arkası kesilmedi ve 5. yüzyılın sonlarında Germenler Batı Romaya son verdi. devletin Batı kanadının aksine Bizans Balkanlarda Slavları, doğu da Sasanileri yendi Bizans İmparatoru I. Jüstinyen 527 de iktidara gelince Kuzey Afrika, İtalya ve Doğu İspanya’yı ele geçirdi. Sasanilerle anlaşarak doğu sınırlarını kontrole aldı şehir içindeki dinsel ve siyasal çatışmalar devleti zayıflatdı. çatışmalar 532’de halk ayaklanmasına dönüştü. Nika Ayaklanmasnı komutan Belisarius başkentteki Hipodrom Sultanahmette bastırdı ve 30 bin isyancı öldürüldü İmparator Jüstinyen, Avrupa Hukuku’nun gelişmesine temel oluşturan Roma hukukunu geliştirdi
siyasi ve dini çatışmaları çözmeye çalışırken, 7. ve 8. yüzyıllar da Doğuda Müslüman ve Pers ordularının saldırısına uğrayan Bizans, Batıda Slavlara karşı koymaya çalıştı. 610 da Bizans tahtına geçen Herakleios, Persleri durdurdu şehrin savunmasını güçlendirdi. Batıda Tuna’yı geçen Avarlar’ı yenilgiye uğrattı ancak islam ordularının 632’de Suriye ve Filistin’i ele geçirmesine engel olamadı. İskenderiye’yi ele geçirip 642 de Mısır’ı ele geçiren Araplar 674-678 de birçok kez İstanbul’u kuşattılar sonuç alamadılar. Herakleiosun ardından 8. yüzyılda imparatorluka III. Leo geçti. Tahta geçer geçmez Arap saldırılarını ve Bulgarları püskürttü. Daha sonra tahta çıkan V. Konstantin seferleriyle Balkanlar’da Bulgarları kırdı. Bizansa egemen olan Yunan dilinin Latincenin yerini alması ve dinsel uyuşmazlıklar imparatorluğun Doğu ve Batı kanadını birbirinden uzaklaştırdı. 

 İmparatorluğun Güçlenmesi (867-1081)

Bizans 867 ve 1056 te Makedonya Hanedanı döneminde altın çağını yaşadı. Hanedanın kurucusu I. Basileios (867-886), da kaybedilen Anadolu topraklarını ele geçirdi. Ardından tahta geçen VI. Leo (886-912) hukuk sistemini düzenledi. 963 te tahta geçen II. Nikeforos Girit ve Kıbrıs’ı yeniden imparatorluğa kattı. Doğuda Suriye ve Balkanları hakimiyetine aldı. 976 da II. Basileios 1001 de müslümanlarla yaptığı antlaşmayla Kuzey Suriye’yi egemenliğine aldı. Anadolu’ya seferlerde bulunan Basileios, Bulgar topraklarını aldı. II. Basileios’un tahttan indirilince İtalya ve Balkanlar’da ayaklanmalar çıktı. Doğuda Büyük Selçukluların Anadolu akınları Bizans’ı zorladı. İmparator Diyojen’in 1071’de Malazgirt Savaşı’nda Büyük Selçuklu Sultanına yenildi devlet tekrar geriledi Konstantinopolis’teki büyük patrik ile papa arasındaki görüş ayrılıkları sonucunda 1054’te Roma Katolik Kilisesi ile Doğu Ortodoks Kilisesi birbirinden ayrıldı.

 İmparatorluğun Gerilemesi ve Çöküşü

Güney’de İtalya ve doğu da Anadolu Selçuklu Devletinin Bizans topraklarına dayanması devletin güvenliğini tehdit ediyordu. İmparator I. Aleksios Normanlara karşı Venedik ile ittifak kurdu. 1085’te Normanların önderi Guiscad’ın ve ertesi yıl Anadolu Selçuklu Sultanı Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın ölümüyle bir süre daha varlığını sürdürdü. I. Aleksios 1096’da Avrupa’da ki I. Haçlı Seferinin taraftarıydı; Bizans umduğunu bulamadı, Haçlılar Anadolu’da ilerlerken ele geçirdikleri yerleri Bizans’a vermek yerine hakimiyetlerine aldılar. Dördüncü Haçlı Seferlerinde İstanbul’u işgal eden Haçlılar 13 Nisan 1204 te şehri yakıp yıktılar.1204 teki Haçlı Seferlerinden sonra Kont Baudouin’in yönetimine geçen Bizans Latin Krallığına dönüştü. Bizansta küçük Bizans devletleri kuruldu. bu devletlerden en büyüğü İznik İmparatorluğudur İstanbul’un Latin kontrolüne geçmesinden sonra Roma imparatoru sıfatıyla 1208 de Laskaris’e taç giydirmiştir. Laskaris’den sonra İznik İmparatorları devletin sınırlarını Avrupa’ya kadar genişleterek devleti bayındır hale getirmişlerdir. İznik İmparatorlarından IV. Laskaris daha küçük yaşta olduğu için General Mikhail imparator olduktan sonra İmparatorluk ordusuyla Konstantinopole girerek Latin hakimiyetine son vermiştir. VIII. Mikhail’in Bizansı yeniden canlandırmasının ardından, Avrupalı devletlerin hazırladığı ve Fransa Kralı VIII. Louis’in oğlu Anjou Dükü Charles’in komuta ettiği Haçlıları Arnavutluk’ta yenilgiye uğrattı. Ve Bizans, Anadolu beyliklerinin saldırılarıyla karşılaştı Bizans, II. Andronikos döneminde Anadolu’da Osmanlı Beyliğiyle Balkanlar’da Sırplarla mücadele etri 1299 da bir beylik olan Osmanlı İznik ve İzmit’i ele geçirdi. Osmanlılar İznik’in ardından Bursa’yı ele geçirerek merkez yaptılar. Bizans, Sırpların ve Osmanlıların arasında sıkışldı. Taht kavgalarıyla zayıflayan Sırp Kralı Stefan Sırp ve Bizans kralı olarak taç giydi. VI. Kantakuzenos adıyla Bizans tahtına çıkarken Osmanlılardan destek görmüştür. Osmanlı fetihlerini sürdürerek I. Murad döneminde 1362 de Edirne’yi ele geçirerek merkez yaptı. dört bir yandan Osmanlı tarafından kuşatılan Bizans, yıkılmaya mahkum oldu Köşeye sıkışan Bizans, 1391 de ilk kez Osmanlı devleti tarafından kuşatıldı yedi ay süren kuşatmada İmparator ağır vergiler ve İstanbul’da bir Türk mahallesi kurulması karşılığında anlaştı osmanlıdan tedirgin olan Bizans İmparatoru II. Manuel, Türklere karşı Macar kralından yardım istedi Yıldırım Bayezid 1396 yılında Niğbolu’da Haçlıları büyük bir yenilgiye uğrattı Osmanlının yükselişi, 1402 de Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesiyle duraksamış ve fetret devri yaşanmıştır. Osmanlının bu durumundan faydalanan Bizans, Mora’yı egemenliğine alarak Osmanlı’ya vergi ödememiştir. 1421 de yılında Osmanlı tahtına çıkan II. Murad Konstantinopolis’i tekrar kuşatmış ve Bizans yeniden Osmanlıya biat etmiştir Bizans’ın kötü durumundan endişelenen Hıristiyan Avrupa, Türklerin Bizans’ı yenerek Avrupa’ya ilerlemesini engellemek için haçlı ordusu kurmuşlar Haçlılar, Varna Savaşı’nda Osmanlılar tarafından bozguna uğratılmışdır 1444’te ki başarısız haçlı seferinden dört yıl sonra tahta XI. Konsantin çıktı.       
Konstantinopolis’i birçok kere kuşatan Osmanlı orduları bşehri, düzenli ve toplarla desteklenmiş 300.000 askerle lII. Mehmed tarafından kuşattılar (2 Nisan 1453). Bizanslılar son derece iyi surlara ve savunma hatlarına sahip İstanbul surlarına ve ve Haliç’e zincir çektiler buna rağmen, Osmanlı güçlerine ancak 53 gün dayanabildiler. Sayıca azdılar şehri sonuna kadar savunan Bizans kuvvetleri, Osmanlı kuvvetlerinin 29 Mayıs 1453 Salı günü şehre girmelerine engel olamadı İmparator Konstantin, şehri savunurken öldürüldü. İstanbul’u fetheden ve çağ açıp çağ kapatan Hükümdar II. Mehmed, Fatih olarak dünya tarihine geçti. bin yılı aşkın süredir devam eden Doğu Roma tarihe gömüldü                      

 Devlet Yönetimi ve Askeri Yapı

Bizans çok geniş yetkilerle donatılmış imparatorlarca yönetiliyordu. iktidar babadan oğla geçerdi. Fakat Bizansta ordu komutanları zor kullanarak tahtı ele geçirdiği ve hanedanın yönetime geçtiği dönemlere rastlanırdı Bizans imparatoru ordunun komutanı, en yüksek adli yargıç ve yasa koyucuydu. Konstantinopolis’teki Ortodoks Kilisesi’nin patriğini İmparator belirlerdi. Devleti başkent Konstantinopolis’te İmparatora danışmanlık yapan bir Roma senatosu vardı. Yasalar girmeden senatonun onayından geçer senato imparatora yasa tasarıları hazırlardı imparatorun sağ kolu olan bakanlar vardı. Devlet daireleri, saray görevlileri, saray muhafızları, güvenlik, posta örgütleri ve yabancı elçilerle ilişkiler başgörevlinin sorumluluğundaydı ülkenin kalbi Maliye ve toprak yönetimi başka görevlilerin kontrolündeydi.
Bizans İmparatorları savunma sorunlarını çözmek için, tehdit edilen sınır bölgesine ya da ayaklanma baş gösteren eyalete, her an harekete hazır ve İmparatorluğun egemenliğini sağlayacak şartlarda hızlı ve sürekli bir orduyu beslerdi. vergi gelirleri, pahalı araçlarla donatılmış ve zırhlı süvarilerden oluşacak büyük birliği beselemeye yeterli değildi. Misal Justinianus Batı Akdeniz’de yitirilen toprakları almak istediğinde ordudaki askerlerin ücretlerini ele geçirdikleri yerlerdeki yağmadan ve savaş ganimetlerinden ödemeyi kararlaştırdı. Bizans komutanı Belisarius’un komutasındaki 5.000 kişilik ordu İtalya’da sefere çıktığında (535-549), yerel halka o kadar acı yaşatmış ve o zarar verdi ki; yerli halk barbar istilasında bile bu denli büyük zarar görmemişti. İmparator ve Konstantinopolis halkı, saldırılara açık kalmaktansa surların ardına saklanarak, devletin yaşamsal bölgelerini, İran ordusu biçiminde donatmış, kendilerine verilen topraklarla değil vergilerle ve ganimetlerle beslenen küçük, ve sürekli bir orduyla savunurken, İmparatorluğun çorak ve kıyılara uzak bölgelerinin, elden çıkmasına göz yummuşlardır. 

 Doğu Roma Sanatı ve Mimari Yapı

Kökeni Eski Yunan ve Roma sanatına dayanan Bizans sanatı Mısır, İran ve Suriye kültürlerinden etkilenmiş doğu ve batı uygarlıklarının bir bileşimiydi Bizans’ın başkenti ve dünyanın en ünlü şerhlerinden biri olan Konstantinopolis, Ortaçağ’da ihtişamı ve sanatıyla bulunduğu çağa büyük bir miras bırakmıştır. Kent gösterişli sarayları, kiliseleri, hipodromu, dikilitaşları ve surlarıyla Doğu Roma’nın da başlıca kültür ve sanat merkezi olmuştur. Roma mimarisinin en göze çarpan özelliği olan dev kubbeler Bizansta da kullanılmıştır. duvar süslemeleri, mozaik, minyatür ve fildişi işçiliği sanatında önemli bir gelişme sağlamışlardır. Sanat tarihçileri Doğu Roma sanatını, Erken Doğu Roma (330-726), Orta Doğu Roma (867-1204) ve Son Doğu Roma Dönemi (1261-1453) olmak üzere üç döneme ayırırlar.

 Bizans’ın Tarihi ve Sanatsal Yapıları

İmrahor Camii (Bazilika tarzında kubbeyle örtülü ve uzunlamasına eksenli).

Efes’teki Meryem Kilisesi (Bazilika tarzında kubbeyle örtülü ve uzunlamasına eksenli).

Selanik- Ayios Dimitrios Kilisesi ve Aya İrini (Bazilika tarzında kubbeyle örtülü ve uzunlamasına eksenli).

Sergios ve Bakhos Kilisesi (Küçük Ayasofya Camii- Bazilika tarzında kubbeyle örtülü ve uzunlamasına eksenli).

Khora Kilisesi (Kariye Camisi-Bazilika tarzında kubbeyle örtülü ve uzunlamasına eksenli).

İmparatorluk Sarayı olan Tekfur Sarayı.

Ayasofya Kilisesi.

Ravenna’daki San Vitale Kilisesi.

Fenari İsa Camisi (Lips Manastırı).

Koca Mustafa Paşa Camii (Hagios Andreas).
30-10-2018 10:38 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,252
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #5
RE: Türk devletleri ve Türk milletleri
Kaynak vikipedi.com

Moğol İmparatorluğu

Moğol İmparatorluğu 1206–1294 yıllarında Orta Asya'da kurulmuş eski bir imparatorluktur. kurulma döneminde Asya'daki Cengiz Hana boyun eğmiş Moğol ve Türk boylarının birleşiminden oluşmuştur İmparatorluğun Dilleri Moğolca, Göktürkçe, Uygurca, Farsça, Çincedir ŞamanizmTengricilik, Budizm 
Taoizm ve mani gibi dinler görülür
1206 da Cengiz  tarafından kurulan Moğol İmparatorluğu, kısa zamandadünyanın %22'sine yayılmış, 34 milyon km2 den fazla bir alanı kapsayan ve tarihin en büyük imparatorluğu haline gelmiştir.En geniş döneminde 100 milyondan fazla kişiyi barındırıyordu. İmparatorluk batı ile doğuyu birleştirmiş İpek ve Baharat yollarında ticaret yapmıştır.Cengiz Han'ın ölümüyle devlete Ögeday liderlik etmiş babasının fetihlerini tamamlamıştır. 1260 da Memlukler tarafından Filistin'de Ayn Calut Muharebesi'nde ilk kez yenilgiye uğratıldılar. 1294'te Kubilay'ın ölümüyle imparatorluk bölündü. Altın Ordu hanlığı (Cuci'nin Devleti), Çağatay Hanlığı (Çağatay'ın Devleti) İlhanlılar(Hülagû'nun Devleti), Kubilay Hanlığı(Kubilay'ın Devleti) olmak üzere dörde ayrıldı. Moğolların sona ermesi Kubilayın kurduğu Yuan Hanedanı'nın, Çinli Ming Hanedanı tarafından 1368'de yenilmesiyle olmuştur.

Moğol kelimesi ilk kez 7. yüzyılın sonlarında Çinin Tang Hanedanı yıllıklarında küçük bir kabile ismi olarak geçer 1140 da Cengiz Han’ın büyük dedesi Moğol kabilelerinden Börçiginlere mensup Kabul, bütün Moğolların ilk lideri olarak “Han” unvanı almıştır. Cengiz Han’ın babası Yesügey Bahadır onun torunudur. Moğolların en önemli rakibi , güneyde yükselen ve güçlenen, Altın İmparatorluk olarak anılan ve Çin’in kuzeyini zapt eden Jin Hanedanı idi. Kabul Han ve onun halefi Ambakay Han zamanında Moğollar onlarla mücadele edip kuvvetlenseler de Tatarlar, Çin derebeylerini hoşnut etmek için Ambakay’ı Çin’e teslim ettiler. Ambakay hiç alışılmadık şekilde, “tahta eşek şekli” denen bir duruma sokularak çarmıha gerilip infaz edildi. Cengiz Han’ın büyük amacası Kutua, bu hakarete Çin üzerine ve Tatarlara saldırdı akınlar sonunda “Moğol Herkülü” unvanını kazandı 1160 da, Kuzey Çin’in hakimi Jin Hanedanı, Moğolları hezimete uğrattı. Moğollar dağıldılar. Sefalet içindeki Moğollar’ın önemsiz liderlerden Yesügey Bahadır, Kabul Han’ın torunu ve Böriçigin kabilesinin en önemli şahsiyeti idi. en büyük amacı ittifaklar kurarak Moğolları güçlendirmekti. Müttefiklerinden biri komşusu Keraitler idi. Keraitler 200 yıldan beri Nasturi Hıristiyan’dı. Hıristiyan Keraitlerin lideri Tuğrul idi. Tuğrul, 1160 da akrabalarının korkusu ile kaçtı Moğolların lideri Yesügey, Tuğrula kabilesini ele geçirmesi için yardım etti. Tuğrul ve Yesügey kardeşilik yemini ettikten sonra, Moğolların yeniden ortaya çıkışında olağanüstü önem taşıdılar


Moğollar döneminde Orta Asya'daki konfederasyonlar şunlardı:Naymanlar
Merkitler Uygurlar Tatarlar Moğollar
Keraitler Moğolların tarihe çıkışı Temuçin'in tüm kabileleri Moğol çatısında birleştirip 1206'da Cengiz Han unvanını alması ile gerçekleşti. 1206'ya kadar yaptığı mücadelelerde Merkitler'i, Naymanlar'ı Moğollar'ı,  Uygurlar'ı, Keraitler'i, Tatarlar'ı ve küçük kabileleri kendi liderliğinde birleştiren Cengiz Han 1206-1227 de Kuzey Çin'deki Batı Xia ve Jin Hanedanı, Orta Asya'daki Kara Hıtay, Türkistan ve İran'daki Harzemşahlar ile Kafkasya'da Gürcüler, Deşt-i Kıpçak'taki Rus Knezlikleri ve Kıpçaklar ile İdil Bulgarları üzerine gerçekleştirilen seferlerde Pasifikten Hazar denizine kadar uzanan Moğol İmparatorluğunu kurdu. Cengiz Han daha hayatta iken kurduğu imparatorluğu dört oğluna vermiş ve kaynaklar bunlardan "dört ulus" diye söz etmişlerdir. Kağanlık, büyük han olarak merkez Karakurum’da olmak üzere Ögeday'a bırakılırken Balkaş’ın kuzey ve doğusundaki Tarbagatay, Kara İrtiş ve Uranga bölgelerinin idaresi de verilmişti. Çağatay’a eski Kara Hitay İmparatorluğu ve Uygur ülkesinin yer aldığı Türkistan’dan İli, Issık Göl, Çu ve Talas havzaları ile Maveraünnehir’e uzanan topraklar verilmiştir. Cengiz’in en küçük oğlu Tuluy ise Moğol geleneğinde ailenin koruyucusu “Otçigin” sıfatıyla babadan kalan ilk toprakların mirasçısı olarak, Tula, Yukarı Onon, Yukarı Kerulen arasındaki topraklara sahip olmuştur. Tuluy cesur ve iyi bir asker olmasına ragmen, genişleme siyaseti gütmemiş kendisini içkiye vererek 1232’de ölmüştür Güney Sibirya, Kıpçak bozkırları, Harezm ve Kafkasya toprakları büyük oğlu Cuci’ye verilmişti. Cuci, Cengiz Han ölmeden 6 ay önce öldüğü için idaresindeki topraklar oğulları Orda ve Batu'ya verildi. Batıda alınacak yeni topraklar Batu'nun idaresine bırakıldı. 1235-1242 de Batu Han, Moskova ve Kiev’i fetheder ve Rusların “Tatar Boyundurluğu” dediği yaklaşık 300 sene süren dönem başlar. Sovyet yönetiminin Rusya’da 80 sene sürdüğü düşünülürse bu muazzam bir süredir. Avrupa’daki Moğol seferlerini planlayan Subutay ile Batu Han’ın seferleriyle Moğollar Rusya, Ukrayna, Polonya üzerinden Almanya’nın doğusuna, Hırvatistan ve Dalmaçya sahillerine kadar istila etmişler büyük bir Polonya ordusu ille Macar ordusunu yenerek Macaristan topraklarını ele geçirmişlerdi. Batu Han Viyanada iken 1242 de Ögeday ölünce seferde olan yeni kağanın seçilmesi için ordusuyla Moğolistan’a döner ve Avrupa Moğol İstilasından kurtulur. Doğu Avrupanın zengin olmaması Moğolların İran ve Çin’de yaptıkları gibi Doğu Avrupada yerleşmemesinin nedeniydi. Batu Han'a ait olan yerlere, babasının adından dolayı "Cuci Ulusu" deniyordu. Batu, Cengiz in hakimiyet alameti olarak kendisi ne altın busagalı ak orda kurdurmuştu. Üzeri altın kaplama olduğu için, bu otağa altın orda deniliyordu. babasından dolayı “Cuci Ulusu” olarak anılan Batu Han'ın Altın Ordası imparatorluk parçalanınca kurulan dört devletten biridir
1241’de Moğolların İran istilasını yöneten Baycu Noyan Anadolu’yu Moğollara bağlayarak büyük Han’ın itibarını istiyordu. 1242’de Erzurum’u ele geçirmiş bu olay üzerine 1243 te Kayseri’de toplanan Anadolu Selçuklu ordusunu Sivas-Erzincan Kösedağ mevkiinde mağlup etmiş ve Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara her sene yüklü bir miktar vergi ödemiştir

1255 te büyük han olan Tuluy’un oğlu Möngke, merkez Karakurum’da büyük han olarak kalırken kardeşlerinden Kubilay’ı Çin’in fethi için, Hülâgu’yu ise İran’a “il-han” yani bölgesel han olarak gönderdi. Hülagü, Tebriz'i başkent yaparak Azerbaycan'a yerleşti. 1258’de İran Alamut Kalesi’ni fethedip yerle bir eddi 150 yıldır dehşet saçan Hasan Sabbah’ın İsmailîleri’nin sonunu getirdi Bağdat’ı fethederek  Abbâsî Hilafetine son verdi. Möngke'nin 1259' da ölümüyle, Moğolların büyük fütühat devri sona erdi. 1260'taki Ayn Calut savaşında Moğol ordusu, Sultan Baybarsın ordusuna yenildi. Möngke'nin ölümüyle Cengiz soyunun bağları gevşedi 1262' de Batu'nun oğlu Berke ile Hülagü, birleşip topraklarını batıya doğru genişletecek yerde, Azerbaycan ve Kafkasya'da çarpıştılar Berke’nin Mısır Memlukları ve Anadolu Selçukluları ile ittifakı ve akrabalık tesis edişi Hülagü’nün batıya ilerlemesinin önünü tıkadı. doğuda, Tuluy'un çocukları, Kubilay ve kardeşi Arık Böke arasındaki taht kavgasından çıkan ve dört yıl süren savaş sonucu merkez sarsıldı. Kubilay galip çıkıp kağanlığı ele geçirince başkenti, Karakurum'dan Pekin'e taşıdı. Böylece Çağatay Ulusu ve Batu’nun Altın Ordasından sonra Çin'de Çinlilerin Yuan Hanedanı olarak adlandırdığı Kubilay Hanlığı İran'da da Hülagü'nün İlhanlıları kuruldu 1294’te büyük han Kubilay’ın ölümüyle imparatorluk parçalanmıştır.

Kaynak sorularlaosmanlı erhan afyoncu

ORHAN GAZİ VE DÖNEMİ

Orhan Gazi’nin annesi Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatundur Osmanlı hane­danı ile Şeyh Edebali arasında soy birliği vardır. İsmail Hakkı Uzunçarşılıya göre Orhan Gazi’nin annesi Mal Hatun Ömer Bey isimli birisinin kızıdır çıkmıştır. Şeyh Edebali’nin kızı Bâlâ Hatun Orhan Gazi’nin kardeşi Alaeddin’in an-nesidir. Orhan Gazi’nin dedesi olan Ömer Bey Kastamonu’nun batısında küçük bir beylik kuran Umur Bey olabilir. Bu beylik Osmanlılar’ın ilk ilhak ettiği beyliktir.

Osman Gazi, Bursa’yı 1300 den itibaren ablukaya almış. Babasının hastalığı yüzünden 1324’ten sonra beyliğin idaresini alan Orhan Gazi, Bursa’yı sıkıştırmış. çaresiz kalan Bursa idarecileri 6/7 Nisan 1326’da şehri teslim etmiştir. Bursa’nın fethiyle Osmanlı merkezi Yenişehir’den, Bursa’ya nakledildi. Bursa, Fetret Devri’ne kadar Osmanlı başkenti olarak kaldı.

1329’da Pelekanon Muharebesi’nde Bizansın mağlup edilmesi İznik’in sonunun başlangıcıydı. Orhan Gazi, İznik’i 2 Mart 1331’de fethetti. İznik’in fethi Osmanlılar’a prestij kazandırdı. Burası Türkiye Selçukluları’nın ilk başkentiydi ve Birinci Haçlı Seferinde kaybedilmişti. Selçuklular’ın ve Anadolu beyliklerinin İznik’i Bizanslılar’dan alma teşebbüsleri netice vermemişti. İznik’ten sonra 1337’de İzmit fethedildi.

Osmanlılar, Bursa’dan sonra İznik’i ele geçirmek üzereyken. Bizans, İznik’i kurtarmak üzere harekete geçti. Orhan Gazi, çok hızlı hareket ederek Eskihisar tepelerini ele geçirdi. 1329 un Mayıs sonu Haziran başında Eskihisar (Pelekanon)’da Orhan Gazi savaşın üstünlüğünü eline geçirmişti. Bizanslılar, savaşa girmenin aleyhlerine olacağını fark ettiler. Orhan Gazi Bizans ordusuyla düz bir arazide değil, tepelerde karşılaşmayı planladı. kuvvetini pusuya yatırdı

1 Haziran 1329’da Orhan Bey, 300 kişilik bir birliği Bizansın üzerine gönderdi. Bizansı oklayan Osmanlı gazileri kaçıp. Bizansı üstlerine çekmek istiyordu Bizanslılar oyuna gelmedi. Pelekanon Maltepe’den uzakta, Gebze-Eskihisar bölgesinde bir yerdir söyler.

Karesi Beyliği, kökü Danişmendlilere kadar giden bir hanedan tarafın­dan, Kuzeybatı Anadolu’da kurulmuştu. 1334’te Batı Anadolu’yu Türkler’den kurtarmak için harekete geçen Haçlılardan büyük bir darbe yedi­ler. Karesi Beyliği, hükümdarları Yahşi Bey’in ölümüyle büyük bir kargaşanın içerisine düştü Demirhan ile Dursun Bey arasında mücadele başladı.Demirhan Bey’den memnun olmayan Karesiler Dursun Bey’i tahta çıkarmak için harekete geçerek Orhan Gazi’den yardım istediler. Dursun Bey, Karesi Beyi olması hâlinde Bergama, Edremid ve Balıkesir’i Osmanlılar’a vermeyi teklif etti.

Orhan Gazi, Dursun Bey’le Karesi topraklarına girip, şehirleri ele geçirmeye başladı. Bergama Kalesi’ne sığınan Demirhan Bey kuşatıldı. Dursun Bey ağabeyini teslime ikna için Karesi ileri gelenleriyle kaleye gittiğinde, atılan bir okla öldürüldü. paniğe kapılan Bergamalılar, Demirhan Bey’i teslime zorladılar. Bursa’ya götürülen Demirhan Bey iki yıl sonra burada ölünce Karesi toprakları Osmanlılara geçti. Orhan Gazi, 1345’te fethi tamamladı Karesi bölgesini oğlu Süleyman Paşa’ya verdi.

Karesi toprakları olan Balıkesir, Manyas, Kapıdağı gibi yerle­rin alınması, Bizanslılar’a karşı kazanılan zaferlerden daha önemliydi. Çünkü Boğaz’ın güney sahillerini ellerinde bulunduran Osmanlılar, beyliğin denizciliğinden istifade ederek, Rumeli’ye geçeceklerdi. Karesi Beyliği’nin hizmetinde bulunan ve Osmanlılar’ın ileri gelen askerî ve idarî yöneticisi olan Hacı İlbeyi, Ece Halil, Gazi Fazıl gibi kimseler Osmanlı hizmetine girdi. Osmanlılar’ı, Rumeli’ye geçişe teşvik ettiler fetihde büyük rol oynadılar.

Ankara, bazı Osmanlı tarihlerinde I. Murad tarafından fethedilmiştir Ancak Ankara’nın Osmanlıya katılması Orhan Gazi dev­rinde olmuştur. I. Murad’ın ilk yıllarında Ankara elden çıkmış, ikinci defa fethedilmiştir Ankara, Eretnaoğullarına aitti Eretna Beyi Gıyaseddin Mehmed, 1354’te devlet baskısıyla Karamanoğullarına sığınmıştı. karışıklığı fırsat bilen Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Paşa, 1354’te Ankara’yı Osmanlı topraklarına kattı.

1980’lere kadar ilk Osmanlı parası Orhan Bey tarafından bastırılmış olarak bilinmekteydi. Para bağımsızlık alâmetlerinden birisidir, ilk Osmanlı parasının kimin zamanında bastırıldığı son derece önemlidir. Tevârih-i Âl-i Osmânlar Osman Gazi’nin para bastırdığını bildirir ancak Bu para bulunamamıştır İbrahim Artuk, 1980’de İstanbul Arkeoloji müzesindeki bir parayı ilk Osmanlı parası olarak takdim etti. Üzerinde tarih bulunmayan para XIV. yüzyıl başlarında, Anadolu’da Moğol hakimiyetinin sarsıntıya uğra­dığı yıllarda darp edilmişti. Ancak bu para bazı tarihçiler tarafından kabul görmedi. Halil İnalcık, paranın sahte olduğu, Osman Gazi’nin Moğollar’ın Eşrefoğullarına ve diğer beyliklere sert muameleleriden para bastıramadığını belirtir.

Osmanlı sikkelerinde araştırma yapanlar bu parayı incelemiş ve Osman Gazi tarafından bastırılamayacağı neticesine varmıştır. bu sikkede birçok probleme rastlanıl­dı Paranın ön ve arka yüzleri iki farklı kalıb yapan kişinin elinden çıkmıştır. Paranın iki tarafında isim bulunması ve harekeli olması, anlaşılamamıştır. Para üzerindeki “duribe (basıldı)” kelimesi, sonraki sikkelerde, kullanılmıştır. darp yeri belirtilmemekle birlikte bu ifade vardır. Osmanlı sikkelerinde I. Murad zamanında kullanılmayan harekelemenin bu akçede de görülmesi tuhaftır. bu sikke Gazan Mahmud Han’ın “çift dirhem”i olarak hazırlanmıştır. ağırlık ve standart açısından o paralara benzemez. 6.5 kırat olan Osman Gazi’nin parasının ağırlığı da bir meseledir. İlhanlı devrindeki para ağırlıklarındaki değişim ile ilgili bir araştırması bu kırattaki paraların, ancak 1323 ten sonra basıldığını göstermektedir.

elimizdeki para, tarihi durum ve devrin gelişimine uygun değildir. İbrahim Artuk’un bulduğu akçe, Osman Gazi tarafından darp edilmemiştir Amerika ve İngiltere’de, Osman Gazi’ye ait paraların olduğu ileri sürülmektedir. Ancak inceleme yapılmadığından bilginin gerçekliği bulunmamaktadır. Bugünkübilgilerimiz ışığında ilk Osmanlı parası 1327’de Orhan Gazi tarafından akçe ismiyle bastırılan gümüş paradır.

     
Osman Gazi’nin zaman zaman Divânı toplamıştır. bu aşiret toplantısıdır bugünkü Divân-ı Hümâyûn değildir
Orhan Gazi devrinde vezir ortaya çıkmış Divân-ı Hümâyûn örgütlenmesi gerçekleşmiştir Aşıkpaşazâde Tarihînde, devlet adamlarının divân toplantılarına burmalı dülbend, yani sarıkla katıldıklarını yazar. Bu Divân’ın belli kurallara göre düzenlendiğini gösterir. Divân-ı Hümâyûn, Orhan Gazi devrinde kurulduktan sonra devletin bü­yümesiyle gelişip, Fatih Sultan Mehmed zamanında bugünkü hâlini almıştır

Orhan Gazi devrinde Osmanlı Beyliği’ni Anadolu beyliklerinden ayı­ran icraatlardan biri askerî bir teşkilattır Osmanlı Beyliği’nin askerî gücü başlangıçta Anadolu beylikleri gibi aşiretden oluşuyordu. Orhan Gazi devrinde Vezir Alaeddin Paşa ve Çandarlı Kara Halil tarafından Türk köylülerinden vergi muafiyeti ve seferde günde iki akçe maaş karşılığında yaya ve müsellem (süvari) adlı bir askerî teşkilat oluşturuldu. Bu, beylikten devlete geçişte önemli bir adımdı.

Osmanlılar’ın, Anadolu beyliklerinden farklı bir yapı kazanmaları devlet örgütlenmeleriyle aşiret yapısından kurtulmalarıyla oldu. 1330’lu yıllarda Anadolu’yu gezen meşhur Arap seyyahı İbn Battuta, Orhan Gazi’nin Türkmen beylerinin önde gelenlerinden olduğunu, büyük bir askerî gücünün bulunduğunu söyler.

Yaya ve müsellem teşkilatı büyüyen devletin askerî ihtiya­cını karşılayamaz hale gelince, I. Murad devrinde Kapıkulu sistemi kuruldu. Kapıkulunun büyümesiyle yaya ve müsellem ihtiyacı azaldı ve askerî teşkilat Osmanlı ordusunun geri hizmet kıtalarından oluşdu. Sefere çıkı­lırken yolların, köprülerin tamiri ve ordunun ihtiyaçlarını yerine getirdi

Kaynak altaylı.net

KARAHANLILAR

9. yüzyıl ortalarından 13. yüzyıl başlarına kadar Orta Asyada hükümran olan Karahanlılar, Türk soyundandır Hanedan başta Al-i Efrasiyab ve Hakaniye gibi isimler kullanıyordu. Hakani Kaşgarlı Mahmud’un kullandıkları dile verdiği isimdi. Karahanlılar terimi ilk olarak 1874’te kullanıldı İlek Hanları ve Tabğaç Hanlarının. isim kökeni bu hanedana kadar gider Karahanlılar
Müslüman olduktan sonra kabile dünyasıyla bağlarını koparan ilk Türk hanedanların aksine, kabile teşkilatını ve yönetim prensiplerini devam ettiren ilk Türk hanedanıdır onlar bir model, ve sonraki dönemlerde İslam dünyasında hüküm süren önemli bir hanedanlığın başlangıcıdır Karahanlıların etnik ve kabilesi Karluk birliğinden gelir Bazı bilim adamları onların kökeni Çiğil, Yağma ya da başka diğer gruplara dayandığını söylemektedir. Karahanlıların kökenine dair açık bir şey söylenmemiştir eldeki deliller hem çelişkilidir kesin değildir.

Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda Karahan Hanedanlığı toplumsal ve coğrafi açıdan yükselmiş Karluk Birliği, kuzeyde Yedisu’dan güneydeki Doğu Türkistkanda geniş bir coğrafyada yaşamaktaydı. en önemli merkezleri Kuzeyde Balasagun güneyde ise Kaşgar’dı. Batı sınırı Seyhundu bölgede yaşayan nüfus sadece Türklerden oluşmuyordu. Yerleşik yaşayan Türklerin yanında İpek Yoludaki Soğdlar ve diğer milletlere mensup kişiler de nüfusun bir parçasıydı.

Karluk Birliği, Karahanlıların yükselmesinden önce Türk politikasında önemli bir rol oynadılar bölgenin en önemli gücüydü. Karahanlıların yöneticiliğe yükselmesi 840 yılına dayanır ondan önceki yüzelli yıla dair hiçbir şey bilinmemektedir. İslam’ın bölgeye gelişi, Karahanlı tarihinde en önemli hadiseydi.
Kırgızistan ve Doğu Türkistan Türklerinin Müslüman olma tarihleri onuncu yüzyılın ortalarından başlatılır. İbni Esir’de geçen meşhur “Bu yıl yaklaşık 200 bin çadır kadar Türk İslam’ı kabul etti” cümlesi 960’da söylenmiştir

Karahanlıların Müslüman olmaları, Cemal Karsi’nin 14. yüzyılda naklettiği bir kıssada efsane tarzında anlatılmıştır. Efsanenin kahramanı ise kendisine ilk Müslüman olma şerefi verilen Karahan Prensi Satuk Buğra Han’dır Kaşgar’ın Artuç bölgesindeki mabedi ziyaret yerine dönüştürülmüştür. Karahanlıların İslam’ı kabul eden ilk türk devletidir Bu süreç ticari hareketlerle olduğu kadar Samanoğullarının iç anlaşmazlıklarıyla da bağlantılıdır. Satuk Buğra Han örnek bir Müslümandır Türk yöneticisidir Satuk Buğra Han askeri seferde, Fergana vadisinden gelen gazi savaşçıların desteğiyle “putperest” amcası Oğulcak’ı yener. onun efsanesi derinlemesine incelenmelidir

Onuncu yüzyılın son dönemlerinde Karahanlılar tarihte iz bırakmışlardır Fakat tarihçilerine kaynak sağlamada cömert değildiler. bugünkü kaynaklar komşu ülkelerdedir Arapça ve Farsça olarak yazılmıştır. Karahanlıların bize bıraktıkları en önemli kaynaklar sikkelerdir sikkeler Karahanlılara ait kronoloji, soykütüğü, ünvan ve yöneticilere ilişkin bilgilerin düzeltilip tamamlanmasında tarihçilere yardımcı olmuştur.

Karahan Edebiyatının meşhur eserleri tarihlerine hizmet edmiştir Abbasi başkentinin Selçuklularca 1055’te fethedilmesinden sonra, Kaşgarlı Mahmud tarafından Bağdat’ta yazılan “Divan-i Lügat-it Türk” ve prensler için İslami tavsiyelerin ilk örneği olan ve Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınan “Kutadgu Bilig gibi. Oldukça zengin bir hazine değerindedir hukuki metinler Karahanlı dönemi Orta Asya tarihçiliği için incelenmesi gereken kaynaklardır.

Karahanlılar, bilinmeyen nedenlerden dolayı, 10. yüzyılda batıya sefere çıktılar. Süleyman Buğra Han’ın önderliğinde Samanoğulları’nın başkenti Buhara’yı 992 de fethettiler. Fergana vadisini ele geçirdiler para basmaya başladılar bu Bu sikkeler İslamidir Süleyman Buğra Han hastalığından dolayı Buhara’yı terk etmiş Samanoğulları tekrar idarelerini sağlamıştı. 992’de buğra Hanın ölümüyle Ahmed bin Ali tahta çıktı ve Büyük Hakan oldu.

Maveraünnehir’i fethetmeyi başaran kardeşi Nasr b. Ali oldu. Bu olay, 384’de Fergana ve Hokand, 385’de Ulak, 386’da Şaş ve 387’de Usranada bulunan sikkelerden anlaşıldığı gibi adım adım gerçekleşti Semerkant bölgesinin yöneticisi olma planları kuran Samani komutanı Faik tarafından desteklendi planlar boşa çıktı. Nasr Buhara’yı tüm Maveraünnehir ile birlikte 23 Ekim 999 da hiç savaş yapmadan ele geçirdi başardı. Selçuklu güçlerini harekete geçirecek olan son Samani, İsmail el Müntasır’ın yaptığı girişimler 1004’e kadar devam etti.

Hanedanın, Maveraünnehirde hüküm sürmüş İranlı hanedanların sonuncusu Samanoğulları’ndan Karahanlılara geçmesi, bölge tarihi ve İslam tarihi açısında çok önemlidir Samani lider ve kumandanları Karahanlıların altında mesleklerini devam ettirdiler bunlara en güzel örnek Samanoğulları’nın son yıllarında kendilerine hizmet etmiş köle general Beg tüzün’dür. 1024-1025 te Karahanlıların hizmetinde olmuştur

Karahanlılar Gazne seferlerinde dahakinlerden ararlandılar.Kırsal eşraf olan dahakinler 10. yüzyılda askeri ve siyasi gücünü kaybettiğinden Karahanlıları desteklemeye gönüllüydü. onların ekonomik gerilemeleri ve askeri liderlik konumlarını kaybetmeleri Karahanlılar dönemine rastlar. liderlik, ulema ve diğer gruplar tarafından ele geçirilmişti Samanoğullarının düşmesiyle dahakinler mahalli liderler olarak tekrar sahneye çıktılar. Karahanlılar Horasan’da yönetimde bulunmadılar. Maveraünnehir’in 8. yüzyılda İslamlaşmasından sonra, Ceyhun, ilk olarak siyasi ve istikrarlı bir sınır bölgesi olmuştur

Karahanlı Kağanlığı, 1040 da doğu ve batı kollarının bağımsızlıklarını ilan edip ayrılmalarına kadar birleşik bir siyasi yapı olmuştur. 1020-1021’den sonra, Buhara fatihinin oğullarından Ali Tegin b. Harun/Hasan’ın Maveraünnehir’de hüküm sürdüğü görülmektedir. Ali Tegin bağımsız bir yönetici olarak hareket ettiyse de 1034 te vuku bulan ölümünden üç yıl öncesine kadar han ünvanına sahip olamadı. Gazneli Mesud’un Harezm vassalı Altuntaş’ı askeri bir temsilci olarak kullanıp Ceyhun’un kuzeyini ele geçirme girişimleri oldu gelmişti. Altuntaş yenildi ve Dabusiye savaşında aldığı yaralardan ötürü 1032’de öldü.

Ali Tegin’in oğlu Yusuf ve Arslan Tegin, babalarıyla araları iyi olan Selçuklularla mücadeleye girdiler Selçukluları uzaklaştırıldılar. Selçuklular 1030’larda Ceyhun’u geçtiler. Bu olay onların İrandaki ve diğer bölgelerdeki büyük hakimiyetlerinin başlangıcı olmuştur.

Kaynak türk tarihim.com

Kayılar

Kayılar, 12. yüzyılda İran coğrafyasına, buradan Anadolu'ya geçerek önce Selçuklu tebaası olmuş ardından Osmanlı Beylik ve devletinin kurucusu olmuşlardır Kayılar, kökenleri itibariyle 24 oğuz boyundan biridir varlıklarını yüzlerce yıldır koruyan güçlü ve önemli bir boydur. Göktürkler ve Karahanlılar döneminde İç Asya’da varlıklarını devam ettiren Kayılar, 9. Yüzyılda Selçuklu Devletinde Horasan bölgesinde varlıklarını sürdürmekteydiler. Selçuklu olmayan ancak Selçuklu hudutlarında içerisinde diğer Türk boyları gibi konar/göçer yaşayan Kayılar Anadolu’ya iki ayrı dönemde iki ayrı kol halinde girdiler. İlk Kayı kolu Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya girmiş ve güçlenerek Artuklu beyliğini kurmuşlardı. Horasan ve Merv de varlıklarını devam ettiren bir diğer Kayı kolu ise Moğol baskılarıyla Batıya sürüklenmiş, Harzemşahlar ile  12. Yüzyılın sonlarında Anadolu’ya girmişdir. 

Kayılar hatırı sayılır büyüklüktedir iki büyük beylik ortaya çıkartmıştır Selçuklu devrinden önce ismine pek rastlanmaz. Bunun sebebi Kayıların Türk kitleleriyle hareket etmemiş olmalarıdır. Göktürkler ve Karahanlılar döneminde siyasi olaylarda bulunmamışlardır varlıklarını yüzlerce yıl devam ettirmişlerdir Anadolu’ya göç ettiklerinde 70 bin çadırlık geniş bir nüfusa sahiptirler kendi kaderlerini kendileri belirlemiş, geçte olsa Türk Tarihindeki yerlerini 12. Yüzyıldan itibaren almışlardır. 

Kayılar, Anadolu Selçuklunun yıkılmaya girmesi ile Anadolu Beylikleri’nin bağımsız ve kendi başına idare edildiği dönemde Bizans’a karşı elde ettiği başarılarla güçlenmiş 40 yıllık bir sürecin sonunda İmparatorluk haline gelerek Osmanlının kurucusu olmuşlardır. Osmanlının kuruluşunda baş rol üstlenen Kayı Boyunun Anadolu’daki varlıkları Büyük Selçuklu döneminde Anadolu’ya giren Türk boyları kadar eski değildir. Kayılar Anadolu’nun Türkleşmesinden yaklaşık 100 yıl sonra Anadolu’ya girmişlerdir. 

Kayılar, Moğol saldırılarının etkisiyle İç Asya’dan batıya göç eden Türk boyları ile Büyük Selçuklunun hüküm sürdüğü İran coğrafyasına göç etmişlerdi Büyük Selçuklu 1157’de yıkılınca İran Abbasilere geçti . Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla merkeze bağlı olmasalar da vilayetler Büyük Selçuklu tarafından görevlendirilmiş valilerinin elindeydi. Selçuklu valileri Abbasileri arzu etmiyorlardı. Moğol baskısıyla İç Asya’dan göçen göçebe Türkler Müslüman olmalarına rağmen Arap hükümdarlarca yönetilmek istemiyorlardı. Selçuklu valileri ve göçebe Türkler ortak menfaatte buluşarak Abbasi akınlarına karşı ittifak kurdular. Kuzey İran coğrafyası Selçuklu Türklerine, konar göçer Türkmenlere, Kuzey Karadeniz hattında yaşayıp hazar üzerinden İran’a göçen Tatarlara ve Moğol baskısıyla İç Asya’dan göçen göçebe Türk boylarına ev sahipliği yapıyordu. Selçuklu valileri Türkmenleri, Tatarları ve göçebe Türklerin en güçlüsü Kayıları ikna ederek Abbasilere karşı ittifak oluşturdular ve bulundukları bölgeyi (Horasan/Merv kentleri) Abbasi akınlarından korudular. başarıda en büyük paya sahip olan Kayılar Büyük Selçuklu sonrası İranda başsız kalan Türkmenlerin bağlılığını kazandı büyük bir nüfuz kazanarak Türklerin liderliğini üstlendi. 

Kayılar 20.000 çadırlık kalabalık bir oymaktı.Türkmenler ve Tatarlar ise 50.000 çadırdan oluşan çok kalabalık bir nüfusa sahipti. Kayı beyi Süleyman Şah giriştiği savaşlarda kahramanlıklar ve Kayıların başarıları Türkmen ve Tatarları etkiledi. Yeni ve güçlü bir lider arayan bu Türkler Süleyman Şah’a biat ederek Kayı boyuna katıldılar. Kayılar artık 70.000 çadırdan oluşan muazzam bir güçtü 70 bin çadırlık nüfus yaklaşık 50.000 kişilik bir savaşçı ordusu anlamına geliyordu. Oymağın savunması için vazifelendirilen askerler ise en az 30.000 askerlik güç söz konusuydu ki; bu rakam büyük bir savaşın kaderini belirlemek için yeterdi

Kayılar Moğollar ve Abbasilerce hedef haline gelmiş İranda varlıklarını devam ettirmek yerine Gaza etmek ve Anadolu’da kurulmuş ve güçlenmekte olan Anadolu Selçukluya yakın olmak maksadıyla Anadolu’ya göçe karar verdiler. ilk durakları Ahlat oldu (1191). Burada kısa süre kalan Kayılar önce Erzurum’a sonra Erzincan’a yerleştiler. Ahlat, Erzurum, Erzincan hattı Anadolu Selçuklu ile Harzemşahlar arasında sınır dı. Doğuda Harzemşahlar Moğollara karşı koymaya, Batıda Anadolu Selçuklu Anadolu hâkimiyetini güçlendirmeye ve Haçlılara karşı koymaya çalışıyordu. Kayılar Anadolu Selçuklularına ve Harzemşahlara tabi olmadılar ve kendi kaderlerini tayin ettiler. 30 yıl boyunca Erzurum ve Erzincan’da kışladılar umduğunu bulamayan Süleyman Şah, asıl vatanı olarak gördüğü Türkistana dönmeye karar verdi. Genç ve kahraman bir bey olarak ayrıldığı Türkistan’a yaşlanmış, ömrünün son demlerini yaşayan bir bey olarak geri dönüyordu. 

Kayılar, Türkistana olan göçlerini Fırat nehri ve Halep vilayetinden gerçekleştirdiler Halepteki Caber kalesine ilerlediler. Fırat nehrini geçmek zorunda olan Kayıların Öncü birlikleri nehri geçemeyince Süleyman Şah’a bildirdiler. Süleyman Şah atını nehre sürdü ancak at düştü ve boğularak hayatını kaybetti. Süleyman Şah, sudan çıkartılarak Caber kalesine defnedildi. Bu bölge Türk Mezarı olarak anılmıştır. Günümüzde Süleyman Şah türbesi olarak geçen anıt mezarınKayı beyi Süleyman Şah’a ait olduğu düşünülmektedir. 

Süleyman Şah’ın vefatıyla Kayıların dirliği bozuldu. 70.000 çadır büyüklüğünde olan Kayı boyunun en kalabalığı Türkistan’da Süleyman Şah’a tabi olan Türkmen ve Tatarlardı Süleyman Şah’ın ölümüyle Kayılardan ayrılarak Şam’a göç ettiler. Şam Türkmenleri olarak varlıklarını devam ettiren topluluk Kayılardan ayrılan Türkmen-Tatar kitlelerin ardıllarıdırlar. Türkmen ve Tatarların ayrılmasıyla geriye kalan Kayı nesli Süleyman Şah’ın 3 büyük oğluna uydular. Aslında Süleyman Şah’ın 4 oğlu vardı. Yetişkin olan oğulları Sungur Tigin, Gündoğdu bey, Ertuğrul Bey Kayılara önderlik ettiler. En küçük kardeş Dündar çocuk yaşta olduğu için ağabeylerine uymuştur. 

Türkmen ve Tatarların ayrılmasıyla Türkistan’a göçten vaz geçen Kayılar, geldikleri güzergâhı izleyerek Fırat nehri üzerinden Erzurum’a döndüler. Pasin Ovasında bulunan Sürmeli Çukurunda kışladılar. birliktelik uzun sürmedi. Süleyman Şah’ın en büyük oğlu Sungur Tigin ve onun küçüğü Gündoğdu Bey, Süleyman Şah’ın ölümüyle yarım kalan Türkistan göçünü tamamlamaya karar verdi Ertuğrul bey Türkistan’a dönmek yerine Anadolu’da gaza etmenin doğru olacağını düşündü. Kayı boyunun büyük bir bölümü, tigin olması hasebiyle Süleyman Şah’ın en büyük oğlu Sungur Tigine ve Gündoğdu beye biat ederek Türkistan’a göç ettiler. Ertuğrul beye ise yalnızca 400 çadır, kardeşi Dündar ve annesi Hayme Sultan biat ederek Erzurum’da kalmıştır. 

Kayılar Türkmenlerin, Tatarların ve Sungur Tiginin ayrılmaları ile küçülerek 70.000 çadırdan 400 çadırlık bir obaya dönüştü. güçlü değillerdi. Kışlamak için bir hükümdar Gaza içinse bir ordu gerekiyordu. birkaç yüz kişilik bir askeri güçle ancak başıboş çetelerle ve yağmacılarla baş edebilirlerdi. 
Ertuğrul Bey obasını muhafaza edeeceği güvenli bir yurt ve Gaza için küçük oğlu Saru Yatı’yı Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat’a elçi gönderdi. Keykubat, Ertuğrul Beye ve Kayılara Söğütü kışlak, Domaniç ve Ermenibeli dağlarını yaylak tahsis etti. Kayılar Selçuklu Devletinin tebaası olarak yaşayacaklar, Selçuklu ordusu ile gaza edecekler ve Batı Anadolu’nun bereketli topraklarında hayatlarını devam ettireceklerdi. Kayılar önce Ankara’ya oradan Söğüt’e geçtiler. Söğüt sonra Kayıların kadim Yurtları haline geldi. Ertuğrul bey, Gazi unvanını aldı ve ömrünün sonuna dek Söğütte yaşadı. Savaşsız, uzun bir ömrün ardından 1281 de, 90 yaşında vefat etti. Büyük Oğlu Osman bey tarafından inşa edilen türbesi Söğüt (Bilecik) ilçesinde bulunmaktadır.  Ertuğrul Gazi’nin vefatıyla Kayıların başına büyük oğlu Osman Bey geçti. 

Kaynak türk tarihim.com

Gazneliler

Gazneliler, yani , İran asıllı Samaniler bünyesinde varlık gösteren Türk Boyları tarafından 968 de Kurulmuş, 225 yıl devam edip 1187 de Gurlular tarafından yıkılmışdır. 225 yıl İç Asya’nın güneyinde devam edip, Asya’da yaşayan Türk Devletleri Karahanlılar, Selçulular ve Oğuzlar ile komşu olmuş, 1187 de İran-Tacik asıllı Gurlularca yıkılmışlardır.

Gaznelilerin Kuruluşu

M.s. 2. Yy’da Hun Devletinin yıkılması ve Türk Yurdu Ötüken’in Çine geçmesiyle batıya doğru göç eden Hun Türkleri, Hazar Denizi, Afganistan, İrana yayılmış, 800’lü yıllardan sonra Karahanlıların İslâmiyet’i kabul etmesiyle Müslüman olmaya başlamış ve diğer Müslüman Devletlerle komşu olmuşlardı. İç ve Batı Asya’da
yayılan Türk Boyları, 800-1000 yıllarında büyük devletler kuruyor hem de diğer devletler bünyesinde varlıklarını devam ettiriyorlardı. İç Asya’daki Türk Devletlerinden “Gazne Devleti” Kuzey Hindistanda yaşayan İranlı Samani Devletinde yaşayan toplumlarca 225 yıl boyunca devam etmiştir. 

Gazneliler’in tarih sahnesine çıktığı coğrafya Kuzey Hindistan bölgesi, 900’lü yıllardan itibaren İranlı Samanilerin kontrolündeydi Abbasilerin İrana hakim olmasıyla yurtlarında barınamayan Sasaniler doğu İrana yerleşerek Sasanilerin devamı olan Samanileri kurmuş ve Abbasiler ile savaşmanak için doğuya ve güneye yayılarak Kuzey Hindistanda hakim olmuşlardı

Samaniler, Müslüman Abbasi’lerin hâkimiyetini kabul etmemişlerdi ancak Müslüman bir toplumdular Abbasi hâkimiyetini kabul etmemelerinin sebebi Abbasilerin Arap kültürünü öne çıkartmalarıydı. Samaniler kendi kültürleri için yeni bir devlet ihtiyacı hissetmişlerdi. Samaniler, Hindistanı hakimiyetlerine alırken bir yandan da İslamiyet’i yayma ve İç Asya’daki Müslümanları tebaası haline getirme gayreti içerisindeydiler. Türklerin yaşadıkları İç Asya ve Maveraünnehire yakınlıkları nedeniyle yeni Müslüman olmuş ya da henüz Müslüman olmamış Türk Boylarını bünyesine katarak güçlenmeye başladılar. Samanilerin gayretleri ile 900-950 yıllarında yaklaşık 200 Bin Türk, İslamiyet’i kabul etmiş ve Samani hâkimiyeti altına girmiştir. 

Samaniler, Türk boylarıyla güçleniyor Batı Asya’da söz sahibi oluyordu 900’lü yıllardan itibaren, Maveraünnehirden göçen Türk boyları, Samanilere katılarak Müslüman oluyor, 910’lu yıllardan itibaren Samanilerdeki Türkler vali, komutan ve idareci olarak öne çıkıyordu boy-budun teşkilatlanmasına göre yaşayan Türkler, boy sistemini terk etmemiş teşkilatlanmalarına devam ettmişlerdi. askeri vasıflarıyla Samani Ordusunda önemli görevler üstlenen Türkler, Samani savaşlarına yön vererek devletin yönetimine tesir ettiler . 

900’lü yıllardan itibaren yükselen Samaniler, 950’li yıllarda iç karışıklıkla karşılaşdı. Samani sarayında entrika ve çekişmeler yaşandı düzen olumsuz etkilendi Saltanat mücadelesi kontrolden çıkmıştı. Samanilerin en nitelikli gücü Horasan Orduları’nın başında Alptegin adlı bir Türk kumandan bulunuyordu. Alptegin, Samanilerin yaşadığı saltanat entrikalarından faydalanmak maksadıyla Samani Baş Veziri Muhammed Belami ile işbirliği yaparak bir Saltanat adayını Samani Tahtına geçirmeye teşebbüs etti (961). Ancak bu girişim ortaya çıkınca baş vezir Belami öldürüldü ve Alptegin hedef oldu Alptegin, kendisine bağlı kalan az sayıdaki Türk Kökenli askerleriyle birlikte Samani Hâkimiyetinde olmayan Gazne şehrine çekildi. Gazne, önemli bir şehir değildi ve sahiplenilmemişti. Gaznede Levikler olarak anılan Hint kökenli küçük bir yönetim hüküm sürüyordu. Alptegin, askeri ile Levikler üzerine yürüyerek Gaznede hâkimiyete son verdi ve coğrafyaya sahip çıkarak GaznelilerDevletinin temelini attı(962).


Alptegin Dönemi

Gazneliler, küçük bir coğrafyada kurulsada bağımsızlıklarını ilan etmiş ve devletleşmişlerdi. bir Derebeylik olarak kurulan Gaznelilerin tebaası yalnızca Alptegin ve askerlerinin ailesiydi yeni Türk Beyliği, zamanla Samani ve Karahanlıların içerisindeki Türk Boylarının tabi olmasıyla güçlendi. coğrafyada baskı ve mücadele olmaması Gazneliler’in büyümesini hızlandırdı. Gazneliler’in kurucusu ve ilk lideri Alptegin,  bir şehir devleti olan Gazneli Beyliğini kurduktan bir yıl sonra vefat etti (963). 

Ebu İshak İbrahim Dönemi

Alptegin’in erken ölümüyle oğlu Ebu İshak  ülkenin yönetimini devraldı. Alptegin döneminde Gaznede hâkimiyetlerine son verilmiş olan Levikler, Alptegin’in ölümüyle taarruza geçip kaybettikleri toprakları almaya teşebbüs ettiler  (966). Ebu İshak, Leviklere karşı koyamayıp Gazneyi kaybedince Samanilerden yardım talep etti. Samaniler, önce düşman gördükleri Gaznelileri sonradan müttefik kabul ettiler ve yardım talebine olumlu yanıt vererek Gazneye taarruz eden Levik Hanedanlığında baskı kurup Gazne’nin tekrar Gaznelilere
geçmesini sağladılar. Gazneliler Gazne şehrini Samani desteğiyle almış olsalar da Samaniler’e bağımlılıkları Değillerdi

Bilge Tegin Dönemi

Ebu İshak’ın hâkimiyeti uzun sürmedi. Sağlık sorunları yaşayan Ebu İshak 966 da vefat etti.oğlu yoktu halefi bulunmadığından Gazne hükümdarı kumandanlardan seçilerek yönetime Bilge Tegin’i geçirildi. Gazneliler, Bilge Tegin döneminde Ebu İshak dönemine nazaran daha da güçlendi. Karahanlılar ve Kırgızların hâkimiyeti dışında kalan ve Müslümanlığı kabul eden Türklerin Gaznelilere tabi olmaları, Gaznelileri nüfus bakımından ve askeri güç olarak kalabalık bir kitle haline getirmişti Gazneliler halen Devlet olamamışlardı. ülkeyi yönetecek saltanat ailesi bulunmuyordu Devlet düzenini oluşturan siyasi, ekonomik idari makamlar oluşmamıştı. halen Samani Devletinin sikkeleri kullanılmaktaydı. 

966 da seçilerek Gaznelilerin büyük kağanı olan Bilge Tegin, yüksek vasıfları ve cengâverliğiyle Gazne hakimiyetini genişletti. Ebu İshak döneminde Leviklerin baskısıyla yardım istenen Samani Devleti ile münasebetler giderek Samani Hâkimiyetine girme tehlikesini ortaya çıkardı Bilge Tegin Gaznelileri bağımsız ve Samanilere muhtaç olmayan bir güç haline getirdi Bilge Tegin, 9 yıllık hâkimiyetinde Gazne sınırlarını genişletmiş, Samaniler ve İç Asya’da yaşayan Türk boylarını kendine tabi hale getirerek Gaznelilerin kalabalık bir beylik haline gelmesini sağladı. Samanilere ekonomik bağımlılık oluşturan Samani Sikkelerine son vererek Gazne Sikkesini bastırdı Gaznelilerin Devletleşme sürecini hızlandırdı. Bilge Tegin, Gazne Sikkesini bastıktan sonra Hint topraklarında bulunan Gerdiz Kalesini kuşatmak için çıktığı gaza seferinde üstün olmalarına rağmen mağlup olup şehit oldu (975). Bilge Tegin, Gaznelilerin büyük kağanıdır  Gazneliler tam olarak devletleşemedikleri ve saltanat ailesi oluşturamadıkları için ölen Kağanın halefi bulunmuyordu. Gazneliler, Bilge Tegin’in yerine geçecek büyük kağanı Gazne komutanlarından seçtiler. Bilge Tegin’den sonra büyük kağan olan Piri Tegin, 2 yıl boyunca Gaznelilerin hükümdarlığını üstlendi yeterli vasıflara sahip olamadığının anlaşılmasıyla Gazne Ordusunca azledildi ve diğer aday Sebük Tegin büyük kağan olarak seçildi (977).


Sebük Tegin Dönemi

Sebük Tegin, Gazneliler Devletinin başlangıcıdır Sebük Tegin’den önce devletleşemeyip derebeylik olarak yaşayan Gazneliler, Sebük Tegin’in 20 yıllık uzun hâkimiyetinde tam anlamıyla bir Devlet olacak ve Sebük Tegin’in ailesi saltanat makamı haline gelecektir. Sebük Tegin, kendisinden önceki Büyük Kağanlar gibi Gazneliler’in kurucusu olan Alptegin’e tabi olmamıştı. Sebük Tegin, kadim Türk Yurdu Ötüken bölgesindeki Barsçan şehrinde doğmuş, 960 da Müslüman olarak Alptegin tarafından küçük yaşta köle olarak alınmıştı (662). Alptegin, Gazneliler’in temellerini attı Müslüman olan ve himayesine giren Sebük Tegini yetiştirip manevi oğlu olarak kabul etti. Gazne Ordusunda önemli vazifeler verdi kızı ile evlendirerek Damadı yaptı. Sebük Tegin, başarılı bir komutandı,

Gazneliler tarafından büyük saygı gören
Sebük Tegin, Gaznelilerin itibaren art arda gaza seferlerine çıkarak Gaznelilerin hâkimiyetini hızla genişletti. 977-978 seferlerinde İslamabad Kabil’in Doğusu Afkanistan’ın güney batısı Pakistan’ın doğusunu zapt ederek hâkimiyetini iki katına çıkarttı. 979 da Hindistan’ın kuzey batısına ilerleyip bölgedeki en büyük Hint hükümdarlığı Ceypal’ları mağlup etti ve Hindistan’ın içine ilerleyerek Kabil Nehri’ni takip eden yol üzerinden Peşaver’e ulaştı. Sebük Tegin’in buraya ulaşması İslam’ın bu coğrafya ya ilk kez ayak basması anlamına geliyordu.

Sebük Tegin, 20 yıllık hakimiyetinde Gaznelilerin hakimiyetini Afkanistan Pakistan coğrafyasında geniş bir coğrafyaya yaydı Gaznelileri tam anlamıyla bir devlet haline getirdi. hâkimiyet boşluğunu, Sebük Tegin saltanat makamına gelmesiyle doldurdu. Samaniler, Gazneliler için bir hami değil komşu haline geldi Gazneliler’e tabi olan Türk Boyları, devlet teşkilatına alındı. Şehirler ve eyaletler belirlendi, idare makamları oluşturuldu, valiler görevlendirildi başıboşluk ortadan kaldırıldı ve düzen sağlandı. Gazne toprakları ile ticaret kuruldu, kervan ticaretleri ilerledi. Gazne Sikkesi yaygınlaştırılarak ekonomi güçlendirildi. 

Siyasi, ekonomik ve toplum itibariyle özgün, müstakil ve bağımsız hale gelen Gazneliler, Sebük Tegin’in inşa ettiği büyük devleti, iki asır yaşatarak Türk Tarihine baş oldular Sebük Tegin, uzun hakimiyetinden sonra 997 de ağır bir hastalığa yakalanarak başkent Gazne’de vefat etti. Sebük Tegin’in vefatı ve vasiyetiyle küçük oğlu İsmail geçti. töre gereği saltanat varisi büyük oğul Mahmut olmalıydı. Mahmut, babasının vasiyetine rağmen kardeşini kabullenmeyerek saltanat mücadelesinde kardeşini mağlup etti ve hükümdarlığı ele geçirdi (998). Gazneliler için en parlak dönem “Gazneli Mahmut” dönemi başlamıştı

Gazneli Mahmut Dönemi

Gazneli Mahmut dönemine kadar büyük kağanlık makamına “Tegin” ünvanı verilmekteydi. Mahmut dönemine kadar hükümdarların isimleri Kadim Türkçe İsimlerdendi. Bu gelenek Gazneli Mahmut döneminde sona erdi ve devlet ünvanları ve teşkilatı şekillendirildi. Gazneli Mahmut’dan sonra Saltanat İslami usullere göre isimler aldı Tegin değil “Han” ve “Sultan” kullanılmaya başlandı. 

Gazneli Mahmut, 998 de Gazne Han’ı olduğu yıllarda Samaniler zayıflamıştı Kuzeyde Karahanlılar mücadelesi Samani devletinin toprak kaybına ve hâkimiyetlerini koruyamamasına neden oldu Gaznelilerin hâkimiyeti aşılması imkânsız Himalayalara kadar ulaşmıştı. Gazneliler güneyde Hindistan’a batıda Samani hâkimiyetindeki Horasan’ı istiyordu. Gazneli Mahmut, Karahanlı hükümdarı Ahmet Togan Han ile Samani Devletini yıkınca (999) Gazneliler, Samani hakimiyetindeki geniş coğrafyada yayıldı

Gazneliler ile Karahanlılar yıkmak için birlikte hareket etmemişlerdi. geniş bir coğrafyaya hükmeden Samaniler, Karahanlılar içinde Gazneliler içinde önemli bir rakip ve İç Asya’da yayılmak için kaçırılmayacak bir fırsattı giriştikleri taarruzlarla Samani Devletini birlikte yıkmış oldular. Gazneliler, Karahanlılarla eşzamanlı giriştikleri taarruzlar ile Samanileri yıkınca, Samani hâkimiyetindeki topraklar iki devletçe sahiplenildi. Karahanlılar, kendileri için önem taşıyan Maveraünnehir’i,  Gaznelilerise önemli ticaret kenti Horasan’ı sınırlarına dâhil ettiler. iki büyük Türk Devleti olan Karahanlılar ve Gazneliler komşu oldular. komşuluk ilişkileri, 2 yıl sonra yapılan barışla gelişti. Maveraünnehir ile Horasan arasındaki Seyhun Nehri sınır kabul edilerek karşılıklı barış ve iyi niyet sağlandı (1001). 

Gazneli Mahmut, Kuzey Batı sınırları olan Horasan’ı Karahanlılar ile yaptığı barışla güvenceye aldı Hindistan’a l seferlere girişti. Hindistan yolu üzerindeki Sintan, Cüzcan, Caganiyan, Huttal ve Harezm’i fethetti (1002). üç yıl sonra Hindistanın en güçlü kenti Pencap’ı ele geçirerek Kuzey Hindistanı tam anlamıyla fethetti (1005). 1005 yılında Hindistan seferlerini sonuçlandıran Gazneli Mahmut, Gazne’ye döndüğünde eşi görülmemiş büyüklük getirmişti. Gazneli Mahmut’un İslam sancaktarlığı ile giriştiği gaza seferlerinin tek amacı ülkesini genişletmek ve ganimet toplamak değil, Hindistanda İslam ile tanışmayan Budistleri İslam âlemine kazandırmak ve İslama engel olan Budist Hint krallıkları bertaraf etmekti. Gazneli Mahmut’un Hindistanda gerçekleştirdiği seferlerin izlerini Hindistanda görmekteyiz. Hindistan bugün, en çok Müslüman barındıran ülkedir Bu toplumların İslam’a katılmalarına şüphesiz Gazneliler vesile olmuşlardır.

Gazneli Mahmut’un Hindistandan döndüğü yıllarda, İslam âleminde sapkın inançlar başlamıştı. Bu inançlardan biri Batınilikdi. Batınilik, Şii mezhebinde vücut bulmuş, İslam’a mistik inançlar empoze eden İslama aykırı inanışlar içeriyordu. Bu inanışa göre Kuran, derin ve gizemli anlamlar içeriyordu bu anlamları yalnızca Allah ile ilişki kurabilen masum Günah yazılmayan imamların anlayabilirdi . İslam’a fitne sokan bu sapkınlar Multan Emirliğinde itibar görmeye başlamıştı Multan Emiri Ebü’l Feth Davut bu inanışı devletiyle desteklemekteydi. Gazneli Mahmut, sapkın inanışla mücadele için güçlü bir orduyla Multan Emirliğine Gazaya çıktı. Gaznelilere karşı koyması imkânsız olan Davut, kaçarak Sint ırmağında bir adaya sığındı. Multan’ı zapt eden Gazneli Mesut, Davut’u bulamasa da geri dönmedi ve Multan istilasını kaldırmadı. Davut’u ele geçirip Bâtıniliği yayan ve herkesi öldürerek bu sapkın hareketi ortadan kaldırdı

Gazneli Mahmut, Gaza’yı tamamladıktan sonra Multan şehrini hâkimiyetine alıp vergiye bağladı ve Nevase Şah adlı bir Multan’lıyı vali atayıp Gazne’ye döndü (1006)., Gaznelilere bağlı bir vali olarak atanan Nevase Şah, bir yıl sonra vergiyi reddedip isyan edince tekrar sefere çıkarak Nevase Şah’ı hapsedip yerine emin bir vali atadı.  Multan Seferinden sonra tekrar Hindistan seferine çıkarak önce Ganj vadisini ele geçirdi, sonra Norayan seferine çıkarak bu bölgeyi hâkimiyetine aldı. son seferleri ile Hindistan ticaret yolu  Gaznelilerin kontrolüne girmiş oldu (1007). Gazneli Mahmut, Kuzey Hindistan hâkimiyetinden sonra Horasanın Karahanlılarca zapt edildiğini haber aldı. Gazne’ye dönmek yerine Horasana sefere çıktı (1008). 

Karahanlı hükümdarı İlek Nasr, Seyhun Nehrini Gazne-Karahanlı sınırı kabul etmiş olsa da, Maveraünnehir’den sonraki en büyük idealleri Horasan’a sahip olmak için anlaşmayı çiğnedi Horasana taarruz etti. amacı, güçlü Gazne ordusunu seferde yorgun yakalamak ve Horasan’a yerleşerek savunma savaşı yapmaktı. Gazne ordusu, yorgun bile olsa Karahanlı ordusundan güçlüydü. Hindistan seferlerinde kullandığı Savaşçı Filler, Karahanlıların karşı koyamayacağı unsurdu. Gazneli Mahmut, Tarihe Belh Savaşı olarak geçen savaşla Karahanlıları ağır bir mağlubiyete uğratarak Horasan’ı geri aldı Karahanlılar yenildi büyük iç karışıklık yaşadı ve Karahanlıların bölünmesi başladı

10. Yüzyıl, Türk Dünyasının en parlak, en geniş coğrafyaya hükmettiği dönemdir türkler Dünya Tarihine geçmiştir. Karahanlılar, Kadim Türk Yurdu Ötüken yakınlarında ve Maveraünnehir’de hakimiyet kurmuş, 3. Yüzyıldan itibaren batıya göçen Türk boylarından Kıpçaklar, Peçenekler ve Oğuzlar Avrupa’ya ilerleyip kuzey Karadeniz ve Doğu Avrupayı Kıpçak yurdu yapmış, Güney Hazarda Büyük Selçuklunun temelleri atılmış, Gazneliler İç ve Güney Asya’da fevkalade bir hakimiyet kurmuşlardı. Gazneliler, Türk Dünyasının 10. Yüzyıldaki en büyük Türk Devletiydi

Gazneli Mahmut, Samanileri yıkınca İç Asya’daki hakimiyetini kesinleştirdi İslam sancaktarlığı vazifesiyle Gaza seferlerini Hindistana yoğunlaştırdı. Karahanlıların Horasan’ı işgal teşebbüslerini püskürttü Hindistan seferlerine devam etti. 1008-1010 yılları arasında Hindistan seferleriyle Hindistan ticaret yolunun hâkimiyetini sağlamlaştırdı Putperestliği benimseyen ve İslam’la tanışmayan Ganj, Norayan, Pencapı fethederek bu bölgelere Camiler ve İslami eserler inşa edip Din adamları atadı İslam’ın yayılmasını sağladı. 

Gazneli Mahmut, Hindistan seferlerini 30 yıl boyunca devam ettirdi. Arap Yarımadası kesin olarak İslamiyet’i kabul etti. İç Asya ve Hazar bölgesi de Karahanlılar ve Selçuklular ile İslam coğrafyasına dahil edildi. Hindistan, fevkalade kalabalık bir coğrafyaydı Putpeterst inançlara sahipti. Hindistanın Müslümanlıkla tanışması oldukça zor ve büyük bir vazifeydi. Gazneli Mahmut’un en çetin mücadelesi 1012 de Nadana’lılarla giriştiği mücadeledir. Hintliler, 150 Bin kişilik muazzam bir ordu hazırlamışdı. Mahmut Han, muvaffak olarak Nadana’yı fethedip Hindistan hâkimiyetini pekiştirdi Nadana’nın alınmasından sonraki hedef Tanisar’dı. Tanisar, Putperestliğin en çok itibar gören ve kutsal sayılan Put’unu barındırıyordu. Mahmut Han Putu devirmek için giriştiği seferle zorlanmadı şehri zapt ederek tüm putları yıktırdı (1014). 

Hint coğrafyası Gazneli Mahmut’un taarruzlarına karşı koyamadı Mahmut seferlerinde mukavemet görmüyor, Gazne Ordusunun haber alan hükümdarlıklar savaşmadan şehirlerini teslim ediyordu. 1018 de Gucerat ele geçirilmiş, Raca adlı Hint şehir devletleri Gaznelilerin hakimiyetine girmişti Gazneli Mahmut’un en mühim seferi 1025 te Somnat’a düzenlediği gaza seferiydi., Somnat zaferi ile Hint coğrafyası üzerinde İslam sancağı dalgalandı. büyük zafer, tüm İslam âleminde büyük yankı uyandırdı. Somnat zaferinden sonra Gazneli Mahmut, Ehli Sünnetin büyük İslam kahramanı olarak anıldı. 

Gazneli Mahmut, Somnat zaferinden sonra doğu bölgesine geçdi. Horasan, Türkmen göçlerine sahne olmaktaydı. Gazneli Mahmut Müslüman Türkmenlerin hâkimiyetindeki Horasan topraklarına girmesinde müsaade etmişti ancak Bozkır kültürünün tesiri ile bağımsızlık ve isyana girişince rahatsız oldu. Gazneli Mahmut’un izni ile Horasan’a giren Türkmenler isyan ve istilaya girişince Gazneli Mahmut, Türkmen isyanlarını hareketlerini bastırarak huzuru sağladı. Ancak Türkmenler, Gazneli Mahmut döneminde bastırılmış olsalar da Gazneliler için büyük bir tehdittiler

Gazneli Mahmut, sınırlarını Hindistandan Irak a Umman denizinden Maveraünnehir’e kadar genişletti Hindistan seferlerindeki başarılarından sonra yeni hedef i ülkenin batısındaki sınır düşmanlarıydı. düşmanlardan biri, Sasani İran kökenli Büveylilerdi. Büveyliler, önce Kuzey Irak ta hâkimiyet kurmuş, baskılarla Irak’ın güney sınırlarına ilerlemişlerdi Gaznelilerin hâkimiyet sınırları Irak Acem boyuna ilerlemişti. Büveylilerin Gazne sınırlarındaki tehditler neticesinde Gazneli Mahmut, Büveylilere taarruz ederek Irak-ı Acem hattını topraklarına kattı sınır tehdidini ortadan kaldırdı

Gazneli Mahmut, 32 yıllık hakimiyet sonrasında, ilerleyen yaşı sebebiyle ömrünü tamamlayıp 1030 da vefat etti. Gazneli Mahmut’un vefatıyla yerine büyük oğlu Muhammed Han geçmişti diğer oğlu Mesut, Ağabeyini kabul etmeyerek tahttan indirdi Gazne hükümdarı oldu (1030). 

Gazneli Mesut Dönemi

Sultan Mesut, Gazne Sultanlığında sınır komşuları ile münasebetleri gözden geçirdi. Gazneli Mahmut, komşuları ile iyi ilişkiler istiyordu. Sultan Mesut, komşularına karşı agresif ve tehditkar bir tutum izledi. Sultan Mesut, yönetimi eline aldıktan 3 sene sonra (1033), Hindistan coğrafyasında hâkimiyetini pekiştirmek ve istikrarını sağlamak amacıyla seferler düzenledi. Sarsuti kalesini ele geçirerek hâkimiyetini pekiştirdi. 

Sultan Mesut döneminde Gaznenin batı sınırlarında güçlenen Selçuklular, hâkimiyetini genişletiyor ve Türk Dünyasının en büyük Devleti olma yolunda ilerliyordu. Gazneli Mesut, Selçukluları tehdit etmeye başladı. Selçuklular, İran, Harezm ve uzun süredir Karahanlıların idaresinde olan Maveraünnehir’e hakim oldu Selçukluların ilerleyişi Gazneliler ile Selçukluları sınır komşusu haline getirdi. Selçuklular, önceleri Gazne Devletine tabiydiler ve Gazneye asker vermekteydiler.  Bölgedeki Türkmenlerle Horasan’a göç etmiş ve güçlenerek Harezm ve Maveraünnehirde hakim hale gelmişlerdi. Selçukluların 1035 te Sultan Mesut’dan izin almadan Horasan’a girmesi Selçuklular ile Gazneliler arasındaki ilk mücadeleyi ateşledi. Sultan Mesut, Selçukluların Horasan’a girmelerine tepki vermemişti ancak Horasan’ı geçip Merv şehrine ilerlemeleri mücadeleyi kaçınılmaz hale getirdi. 

Tuğrul ve Çağrı beyin Selçukluları Horasan’a Sultan Mesut’dan izin almadan girdikleri için, diplomatik nezaket gereği resmi bir mektupla Gazneye bağlılıkları karşılığında Horasan’da oturma ve barınma izni istediler. Sultan Mesut, Selçuklulara müsamaha göstermek yerine, büyük bir tehdit oluşturmalarını engellemek için ordusunu Selçukluların üzerine gönderdi. ilk mücadel 1035 te Nesa şehrinde gerçekleşti. Sultan Mesut, Selçukluların gücünün farkında değildi ordusu başarılı olamadı. Gazne Ordusu, bozguna uğrayarak geri çekildi Selçuklular, Gazne Devletine bağlı bir toplum olmaktan çıkmış ve bağımsızlıklarını etmişlerdi. 

Sultan Mesut, ciddiye almadığı Selçuklular ile mücadelesini kaybedince Horasan, Fergana ve Merv şehirlerine Selçukluların ikametine müsaade etti. Selçuklular, Merv, Horasan ve Ferganada güçleniyor, Türk Boylarının kendilerine tabi olmasıyla kalabalıklaşıyordu. güçlenen Selçuklular, Nesa galibiyetlerinden üç yıl sonra (1038) Sultan Mesut’dan üç şehirde daha ikamet istediler. Sultan Mesut, Selçukluları kabul etmeyip güçlü bir orduyla Selçuklulara taarruz etti. Selçuklular, 3 yıl öncesine göre çok güçlüydüler. Gazne Ordusu, mağlup olup hüsran yaşadılar. Sultan Mahmut döneminde hiçbir cephede yenilmeyen muazzam Gazne Ordusu, tam anlamıyla devlet bile olamamış Selçuklu Beyliği karşısında yenilmekteydi Sultan Mesut, mağlubiyetten sonra Selçuklularda kesin bir hâkimiyet sağlamak için tüm imkânlarıyla ordusunun başına geçti taarruza hazırlandı. Bu mücadele tarihe Dandanakan Savaşı olarak geçti Selçuklu büyük bir devlet haline geldi, Gazneliler yıkılmaya başladı

Sultan Mesut, 2 yıl süren hazırlıkla 1040 ta ordusunu güçlendirmiş, süvarilerden oluşan hızlı hareket eden 100 Bin kişilik büyük bir ordu kurmuştu Selçuklular Fergana, Merv ve Horasanda
yerleşip Türk Boylarını kendisine tabi hale getirmişti. Gazne Ordusu, Selçuklu Ordusuna göre kalabalık ve güçlüydü Sultan Mesut, 13 Ocak 1040’da yola çıkarak 16 Ocak’ta Nişabura ulaştı. Sultan Mesut, mücadeleyi Nişaburda gerçekleştirmeyi düşünüyordu 1038’deki Sarah savaşında tahribata uğrayan Nişabur, su ve erzak sıkıntısı içerisindeydi. erzak ve su tedarikine çalışılsa da yeterli olmayınca Ordusunu Selçukluların kontrolündeki Merv şehrine konuşlandırdı Selçuklular, Gazne Ordusunu yavaşlatmak için vur kaç saldırıları düzenliyor onları hem yavaşlatıyor ve hırpalıyordu. 

Gazne Ordusu, Selçukluların vur kaç saldırılarıyla erzak ve su ikmalini yapamadı yorgun düştü. Gazne Ordusu, tüm imkânsızlıklara rağmen Mevr Şehrine ulaştı. Sultan Mesut, mücadeleyi, Merv Şehrindeki Dandanakan kalesinde konuşlanarak Savunma taktiği ile yapmayı planlıyordu. yorgun, aç ve susuz kalmış ordusu, Dandanakana konuşlanırsa erzak ve su ikmali imkânsız hale gelecekti. kaleye ulaşmak yerine birkaç kilometre güneydeki Su Kuyularına gidip ikmal yaptıktan sonra kaleye geçdi. Gazne Ordusu, Merv’e girdikleri andan itibaren Selçuklu taarruzlarına maruz kaldı. Gazneliler, Su kuyularına ulaşmak istediklerinden ötürü Selçuklulara karşılık veremiyor önemli kayıplar veriyordu . Gazne Ordusunun su kuyularına ulaşmaya çalıştığını fark eden Selçuklu, taarruzlarını şiddetlendirerek Gazne Ordusunu yıprattı. Gazne sayıca üstün olmalarına rağmen susuzluk ve yorgunlukla mücadele etti Selçuklu taarruzları karşısında kaybetti askerlerin ilk amacı Su kuyularına ulaşmak olduğundan Selçuklu taarruzlarına mukavemet gösterilemiyordu. keşmekeş, Gazne Ordusunun disiplinini bozdu Gazne süvarileri, su kuyularına düzensizce ilerliyor, Selçuklular planlı ve yoğun taarruzlarıyla Gazne üzerinde büyük tahrifatlar veriyordu. Gazne Ordusu, mağlubiyeti kabul etti geri çekildi Sultan Mesut stratejik hatalarla dolu mağlubiyet neticesinde askerlerinin saygısını yitirdi Selçuklulardan ve kendi ordusundan kaçdı. Kendisine bağlı az sayıdaki askerle savaşdan uzaklaşarak kaçmayı başardı. Selçuklular zaferden sonra Gazne Şehrine girerek Gazne hazinesine el koydu. Savaştan kaçan Sultan Mesut, Selçukluların Gazne Hazinesine el koymasıyla Saltanat makamına gelerek Selçuklulardan kalan Devlet Hazinesini alarak Lahor’a üzere yola çıktı. yola çıkmışken muhafızları tarafından hapsedildi. Hapiste 7 ay kaldıktan sonra ise yeğeni tarafından öldürüldü (1041).

Gaznelilerin Zayıflaması

Gazneliler, Dandanakandan sonra iç ve dış sorunlar yaşadı Sultan Mesut’dan sonra yerine, hükümdarlığı elinden aldığı ağabeyi Muhammed geçti. Sultan Mesut’un oğlu Mevdud, babasının öldürüldüğü haberiyle Gazne’ye gelerek amcası Muhammed’i tahttan indirip kendisi geçti. Mevdud, Gaznelilerin yeni hükümdarıydı ülke, Dandanakan mağlubiyetinden sonra Batı topraklarını ve itibarını kaybetmişti Selçuklular, hâkimiyetindeki Merv, Horasan ve Fergana’dan sonra Dandanakan savaşı sonrasında Tohoristan ve Zemindaver’i ele geçirmişlerdi. Sultan Mevdud, Selçuklu akınlarını durdurmak için komşu devletlerden yardım talep ederek zorda olsa Selçukluları durdurabilmişti. genç yaşta hastalanarak 1049 da ölünce Gazne de saltanat mücadeleleri başladı Sultan Mevdud’un ölümüyle yerine önce 2. Mesut çıktı. Sultan Mevdud’un oğlu kabul etmeyince 2. Mesud’un yerine Sultan Mevdud’un kardeşi (Sultan Mahmut’un torunu) Ali geçirildi. Sultan Ali, saltanat ailesinin en yaşlı mensubu amcası Abdürreşit'i (1. Mahmu'un oğlu) kendisine rakip olmaması için hapse attırdı. Sultan Ali'nin bu hamlesi veziri ve ordu kumandanı Tuğrul Bozan'ın Abdürreşit'i hapisten çıkartıp ordusunu emrine vererek sultan ilan etmesiyle bertaraf oldu. Sultan Ali, kaçmaya çalışsa da öldürüldü ve Gazne hükümdarlığına Abdürreşit Han geçmişti ancak Gaznelilerin zor durum ve iç zafiyetler saltanat makamına göz dikenleri arttırmıştı. Yaşı ilerlemiş olan Abdürreşit, saltanatın saygınlığını yitirmesi sebebiyle makamını isteyen kişilerle baş edememekteydi. Gazne başkumandanı Tuğrul Bey, ülkenin saltanat kavgası sebebiyle zayıflayan Gazne Devletinin itibarını için yönetime el koydu ve saltanat varislerini öldürerek hükümdarlığını ilan etti (1050).


Tuğrul Bozan Dönemi

Tuğrul Bozan Han, Gaznelilerin kötü gidişatına son verdi. Saltanat varislerini öldürdü devlet içindeki mücadeleler sona erdi. 1040 tan buyana devam eden Selçuklu akınları Sultan Ali döneminde durduruldu. Gaznelilere itibarını yeniden kazandırmak için devleti güçlendirdi, ordunun nizamını ve gücünü toparladı sınır komşularını kontrole aldı. Sultan Ali, Gaznelilerin 2. Sebüktegin’i olarak anıldı Tuğrul Bozan başarılı hâkimiyet sonrasında 1059 da vefat edince yerine kardeşi İbrahim geçti.

Sultan İbrahim Dönemi

Sultan İbrahim, Gaznelilerin hükümdarı olduğunda ilk iş Selçuklularla sulh yaptı. Selçuklular artık bir beylik değil büyük bir Devletdi Gazne Devleti, Selçuklularla mücadele edemedi Selçuklularla sulhun ardından iyi ilişkiler için oğlu Mesut’u Selçuklu Sultanı Melikşah’ın kızı ile evlendirdi. barış, akrabalıkla pekiştirildi. Sultan İbrahim, batıdaki Selçuklu tehdidini sulh ile bertaraf etti atası Gazneli Mahmutun fetheddiği Hindistan coğrafyasını geri kazanmak için çaba sarfetti. Hindistan seferleri ile doğu sınırlarını Ganj nehrine ilerletti. 40 senelik saltanatında  Gaznelilerin güçlenmesini ve yeniden ayağa kalkmasını sağladı. 1099 da vefat edince oğlu 3. Mesut geçti.


3. Mesut Dönemi

Sultan İbrahim’den sonra yerine geçen oğlu 3. Mesut, babasının iyi ilişkiler içerisine girdiği ve damadı olduğu Selçuklular ile dostluğunu devam ettirdi. 16 yıllık hâkimiyetinde Selçuklular ile Gazneliler arasında hiçbir savaş meydana gelmedi ülkenin batı sınırları güvence altına alındı Doğuda babası İbrahim’in kontrolü altına aldığı Hindistan bölgesindeki fütuhatı devam ettirerek Gaznelilerin Hint etkinliğini pekiştirdi. 3. Mesut, 16 yıl ülkesini dış tehditlerden uzak tuttu ülkede huzuru sağladı Gaznelilerin hâkimiyetini muhafaza etti. 3. Mesut’un vefatıyla Gazneliler yine iç karışıklıklarla boğuştu 3. Mesut’un 1115 te vefat etmesiyle yerine oğlu Şirzad geçti.


Gaznelilerin Yıkılması

3. Mesut’dan sonra oğlu Şirzad’ın geçmesiyle veliahtlar arasında saltanat mücadelesi başladı. 3. Mesut’un diğer oğlu Arslan, kardeşi Şirzad’ı öldürerek yerine geçti. Arslan, aynı akıbetin başına gelmemesi için diğer saltanat rakibi kardeşi Behram’ı ortadan kaldırmaya teşebbüs etti. Behram, Selçuklu Devletine sığındi Selçuklular Gazne üzerine iki sefer düzenleyerek Sultan Arslan’ı öldürüp yerine Behram’ı getirdiler (1117). Behram, Selçuklu sultanı Sencerin desteği ile Gazne Sultanı olmuştu Gazne artık Selçuklu boyunduruğu altındaydı. 

Behram Şah, Selçukluların himayesiyle Gaznelilerin Sultanı olmuştu. Selçuklular Gazneliler üzerindeki politikalarını arttırıp bir vilayet gibi idare edip vergi alıyor, politikalarını belirleyerek Gazne Askerlerini kullanıyordu. Gazne Devleti otoritesini yitirmişti zorluklarla tek başına mücadele edemedi giderek zayıflayan Gazneliler için son başlıyordu Gazneliler, Selçukluya faydalı olabildikleri sürece varlıklarını devam ettiriyorlardı ve Gaznelilerin karşılaşacakları bir dış tehdit Selçukluların milli meselesi değil, bölgesel siyasetinin bir parçası olacaktır. Behram Şah, Selçuklu Sultanı Sencer’e sadakatini 1135 e kadar devam ettirdi. 1135 te, Selçukludan kurtulmak için teşebbüslerde bulunduysa da Sultan Sencer’in Gazne’ye girerek Devlet Hazinesine el koymasıyla Hindistana kaçtı. Sultan Sencer’e tekrar itaatini bildirerek yeniden Gazne Hükümdarı olabildi. 

Gazne Selçuklu boyunduruğunda zayıflayıp otoritesini kaybetmişti Behram Şah Selçukluların müsaadesiyle ülkesine hükmediyordu. Behram Şah, 31 yıl boyunca Selçuklu boyunduruğunda varlığını devam ettirdi. 1148 de Gazne’nin kuzeyindeki Gur şehrinde, İran-Tacik-Hint toplumlarının oluşturduğu yerel bir toplum bulunmaktaydı. Bu toplum, Delhi Sultanlığı Gurlulardır. Gazne Ülkesinin kuzeyinde yaşayan Gurlular, Gaznelilerin zayıflamasıyla güçlenip bağımsızlık gayretine girmişlerdi. Gazne Hükümdarı Behram Şah ile görüşmeye Gazneye gelen Gur Hükümdarı Kutbettin, Behram Şah tarafı
02-11-2018 10:43 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net