Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
Yazar Mesaj
balyoz2019 Çevrimdışı
Yeni Üye

Mesajlar: 8
Üyelik Tarihi: Oct 2019
Rep Puanı: 0
Ruh Halim
Ruh Halim
Cilgin

Takımın:
Mesaj: #1
Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
[Resim: 26-Aralik-18-770x433.jpg]


Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok. Fakat “Cumhurbaşkanına Hakaret”ten açıeşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yoklmış 68 bin 817 soruşturma, 12 bin 839 dava ve 3 bin 414 hapis cezası verilmiş karar var
Kimse alınıp darılmasın…

Ergun Poyraz’la bizim dışımızda kalan, medyadaki, yazarçizer aydın çevrelerindeki, sanatçı, şarkıcı, türkücü çevrelerindeki adı bilinen ve de sözde muhalif görünen herkes Tayyipgiller yandaşıdır, hatta halkımızın deyişiyle, biraz amiyane olacak ama yalakasıdır, yalamasıdır.

Birden şöyle denecektir sanıyoruz:

Yahu bu nasıl olur?

Bakın şöyle olur…

Ortada meşru bir cumhurbaşkanı var mıdır?

Hayır…

Kesinlikle yoktur.

Cumhurbaşkanı seçilebilmenin şartları, Anayasada kesince belirlenmiştir. Yüksekokul mezunu olması gerekir bir kişinin, Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için öncelikle.

Peki, Tayyip’in var mıdır yükseköğrenim gördüğüne dair bir diploması?

Hayır…

Ortaya iki tane diploma sürmüştür, ikisinin de sahteliği matematiksel bir kesinlikte belgelenmiştir. Üstelik bu iki sahte diploma, kendi içlerinde birbiriyle de çelişmektedir. Hani bizim oraların söyleyişiyle, bunlardan biri göğe bakmakta, biri çakmak çakmaktadır.

Tayyip’in sadece Fatih İmam Hatip Lisesinden ikmale kaldığı Arapça ve Kur’an derslerini bütünleme sınavlarında vererek mezun olduğunu belirten bir diploması vardır. Başka da bir öğrenim belgesi yoktur…

Bunu medyadaki ve aydın çevrelerdeki her muhalif geçinen kişi ve hatta Sorosdaroğlu Kemal Efendi’nin Yeni CHP’sinin başındaki kişiler de adları gibi bilmekte midirler?

Evet, bilmektedirler.

E, o zaman nedir bu “Cumhurbaşkanı Erdoğan” ya da “Sayın Cumhurbaşkanım” ya da “Sayın Erdoğan” söylemi?

Hukuki deyişler suça ve suçluya arka çıkmaktır. Dolayısıyla da o suça bulaşmış olmaktır, suç işlemiş olmaktır.

Şu an Türkiye’de herhangi bir kişi “Cumhurbaşkanı Erdoğan” dediği anda suç işlemiş olur. Çünkü Tayyip’in böyle meşru bir titri ya da sıfatı yoktur.

“Sayın Erdoğan” demek de suç işlemiş olmak anlamına gelir.

Nedir “sayın”ın Türkçe Sözlükteki karşılığı?

“Kendisine saygı gösterilen, seçkin, değerli kişi.”

Tayyip, diploması olmadığı halde sahte bir belgeyle AKP’nin bir yan kuruluş haline getirdiği Yüksek Seçim Kurulunu kullanarak 81 milyon insanımızı idiot yerine koymuş, daha açığıyla ahmak yerine koymuş, kandırmıştır. Dolayısıyla da ağır bir suç işlemiştir. “Resmi evrakta sahtecilik”tir, işlediği suçların başında gelen.

1983 yılında kurulan Marmara Üniversitesi’nden 1981 yılında mezun olduğunu gösteren sahte kâğıtları, düzmece kâğıtları diploma diye halkımıza yedirmiştir.

Şimdi, böylesi bir sahtecilik yapmış olan kişiye “sayın” sıfatıyla hitap edersek ne olur?

Yine suç işlenmiş olur. Suça ve suçluya arka çıkılmış olunur.

Gelelim bir sonrakine…

16 Nisan 2017 tarihindeki Başkanlık Anayasası Referandumunu ise kesin biçimde, yüzde 48’e yüzde 52 oy oranıyla kaybetmiştir.

Yani bütün kanunsuzluklarına, usulsüzlüklerine rağmen alabildiği geçerli oy oranı yüzde 48’i asla geçmemiştir. Fakat yine emri altına aldığı Yüksek Seçim Kurulunu kullanarak, ona zorla yasa koyucunun yani TBMM’nin görevini yaptırtmış, Seçim Kanununu değiştirtmiştir. Hem de akşam sandıklar açıldıktan, oylar sayılmaya başlandıktan sonra.

AKP temsilcisine bir dilekçe verdirterek Sandık Kurulu mührü taşımayan zarfların içindeki oy pusulalarının da geçerli olacağı yönünde bir kanun çıkarttırmıştır YSK’ye. YSK’nin böyle bir yetkisi zinhar bulunmamasına rağmen…

Oysa 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 98/4’üncü fıkrası açık ve netçe şunu emreder:

“Üzerinde İlçe Seçim Kurulu ve Sandık Kurulu mührü bulunmayan (…) zarflar geçersiz sayılır.”

İşte bu açık yasa hükmünü YSK, oylar sayılmaya başlandıktan sonra AKP temsilcisinin el yazısıyla verdiği bir dilekçe doğrultusunda, kendisini yasa koyucunun yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin yerine koyarak şu emirnameyi gönderir, il-ilçe seçim kurullarına ve sandık kurullarına:

“Ancak üzerinde sandık kurulu mührü bulunmamasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti Yüksek seçim Kurulu filigranı, amblemi ve ilçe seçim kurulu mührü bulunan zarflar ile üzerinde leke veya çizik bulunsa dahi bunun özel işaret koymak amacıyla yapıldığı kesin olarak anlaşılamayan zarflar geçerli sayılır.”

Açıkça görüldüğü gibi kanun hükmünü tersyüz eder Tayyip’in buyruğuna girmiş olan YSK.

YSK’nin yaptığı bu ani, kanunsuz değişikliğin sebebi nedir?

Bu konudaki uzman sosyal bilim insanlarının tespitine göre 2 buçuk milyon civarındaki sahte oy pusulasının da bu hile yoluyla geçerli saydırılması ve gösterilmesi, kabul ettirilmesidir.

Bu yapılan, namuslu hukukçuların deyişiyle “Tam Kanunsuzluk”tur. Dolayısıyla da o seçim gayrimeşrudur, yok hükmündedir, boş hükmündedir.

Seçim günü akşamı bu kanunsuzluğu, çıktığı bir televizyon programında hiç utanıp sıkılmadan ve yüzü kızarmadan kabul ettiğini belirten Sorosçu Kemal de bu cürmün en önde gelen suç ortaklarındandır.

Sorosçu sadece kendi kabul etmekle kalmamıştır bu hileyi, oyunu, düzeni. “Aman sokağa çıkmayın. Orada sizleri AKP’nin silahlı adamları beklemektedir.” diyerek namuslu CHP tabanını da sindirip, korkutup nötralize etmiştir.

Dolayısıyla da Sorosçu, Tayyipgiller’in doğrudan suç ortakları arasındadır…

24 Haziran 2018 Seçimlerini de Yargıtay eski Başkanlarından Sami Selçuk’un da açıkça ortaya koyduğu gibi kaybetmiştir AKP ve Tayyipgiller. Ama orada da kendilerini YSK sopasını kullanarak kazandı göstertebilmişlerdir.

Tayyip’in şu anda bile oturduğu saray kaçaktır. İdare Mahkemesinin aldığı onca yasaklama kararına rağmen Kaçak Saray’ını SİT alanında yaptırtmış, avanesiyle birlikte oraya gidip oturmuştur. Böylece Mustafa Kemal’in Türkiye Halkına modern tarımın nasıl yapılacağını öğretmek amacıyla hibe etmiş olduğu Atatürk Orman Çiftliği’ni berheva etmiştir. İmha etmiştir.

Kaçak Saraylı Tayyip ve onun AKP’giller’inin suçları, vatana ihanetten tutun da trilyonlarca liralık kamu malını aşırmaya varana kadar, Ortadoğu’da işbirlikçilik-taşeronluk ettiği ABD-AB Emperyalist Haydutlarıyla birlikte sayısı 10 milyona varan masum insanın kanını akıtıp canına kıymaya varana kadar uzanıp gider.

Hatırlanacaktır yine; Ege’de, Lozan’da ve takip eden antlaşmalarda mülkiyeti Türkiye’ye bırakılmış olan 18 Adamızı kendi elleriyle Yunanistan’a peşkeş çekmişlerdir bunlar. Yani düpedüz vatan hainliği etmişlerdir.

Sözü fazla uzatmayalım; neresinden bakarsanız bakın, tutarsanız tutun, AKP’giller çıkar amaçlı kriminal bir örgüttür. Meşru bir hükümet, iktidar, yönetim yoktur ortada.

Hatırlanacaktır; bir de BOP Eşbaşkanlığı vardır Tayyip’in, değil mi? “Ben BOP Eşbaşkanlarından bir tanesiyim ve bu görevi yapıyorum.” diyerek aylarca övünmüştür meydanlarda, televizyon ekranlarında.

Halbuki BOP kimin projesidir?

ABD’nin, CIA’nın, Pentagon’un, Washington’un…

BOP Haritası’na göre Türkiye ne olacaktır?

O harita hayat bulunca üç parçaya bölünecektir.

İşte Tayyip ve onun AKP’giller’i bu ihanet görevinin eşbaşkanlarından bir tanesidir.

Şimdi böyle bir şahsa “Cumhurbaşkanı” demek ve onun emri altındaki iktidara “meşru iktidar” demek, açıkça suçu ve suçluyu övmek anlamına gelir, dolayısıyla da o suça bulaşmak, ortaklık etmek anlamına gelir.

Ergun Poyraz’la bizim dışımızda bu suçu işlemeyen var mıdır, adı bilinen, muhalif geçinen kişiler arasında?

Şu anda yoktur…

Öyleyse de arkadaşlar, muhalifi oynayan tüm aydın kişi ya da kuruluşlar kerte kerte yandaşlık yapmaktadır, Tayyip’e ve avanesine yalakalık yapmaktadır. Bilineceği gibi, yandaşlığın, yalakalığın, yalamalığın da binbir derecesi, kademesi, yolu, yöntemi ve biçimi vardır.

İşte bu kast ettiğimiz kesim, farklı kademelerde, derecelerde, biçimlerde, yöntemlerde aslında Tayyipgiller’e destek vermiş olmaktadır, onları meşru saymış ve göstermiş olmaktadır, böylece de namuslu, içtenlikli, cahil ve yoksul insanlarımızı kandırmış ve onların yanlışa düşmelerine sebep olmuş olmaktadır.

Soralım burada:

Baştan itibaren her muhalif görünen ve bilinen aydın ya da kuruluş, parti vs; bizim ve Ergun Poyraz’ın koyduğu kesin, net, kararlı, üstelik de biricik hukuki ve meşru tutumu benimemiş olsaydı ve bunu cesaretle ortaya koyabilmiş olsaydı; Tayyipgiller iktidarlarını böylesine pervasızce sürdürebilirler miydi? Hatta koruyabilirler miydi?

Bizce hayır…

Unutmayalım ki, devrimci olmak, devrimci siyaset yapmak bilim ister, bilinç ister, kararlılık ister, namus ister, cesaret ister, fedakârlık ister. Bunlara sahip değilseniz Gerçek Devrimci olamazsınız. Ancak sahtesi olursunuz, çakması olursunuz, dolayısıyla da zarar verirsiniz sonuç olarak halkımıza ve devrimci harekete…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

26 Aralık 2018

Nurullah Ankut


HKP Genel Başkan

Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..
30-10-2019 12:57 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
balyoz2019 Çevrimdışı
Yeni Üye

Mesajlar: 8
Üyelik Tarihi: Oct 2019
Rep Puanı: 0
Ruh Halim
Ruh Halim
Cilgin

Takımın:
Mesaj: #2
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
[Resim: 2006560138299.jpg]


Şok Gelişme: Arşivde Recep Tayip Erdoğan´ın Diploması Yok!
Marmara Üniversitesi´nin diploma arşivinin, Erdoğan´ın seçildiği Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından erişime engellendiği ortaya çıktı.
Tarih: 1.6.2016 20:06:27

Erdoğan´ın seçilmesinin ardından erişimin engellenmesine yapılan itiraz üzerine arşiv tekrar erişime açılmış. İddialar tekrar ortaya çıkınca sosyal medyada #DiplomasıDaSahte etiketi gündem oldu. Ahmet Altan diploma tartışmalarıyla ilgili, "Siz hiç diploma arşivine “erişimin” yasaklandığı bir ülke duydunuz mu?" ifadelerini kullanırken, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, "Sahtekar olmadığından emin olmak istiyoruz" dedi.

Tayyip Erdoğan´ın mezun olduğu iddia edilen Marmara Üniversitesi´nin diploma arşivinin, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından erişime engellendiği ortaya çıktı.

Ahmet Altan konuyla ilgili, "Siz hiç diploma arşivine “erişimin” mahkeme kararıyla yasaklandığı bir ülke duydunuz mu?" ifadelerini kullandı. Altan´ın yazısının ilgili bölümü şöyle:

Epeydir cumhurbaşkanının üniversite diploması olup olmadığı tartışılıyor… Diploması yoksa cumhurbaşkanı olamaz biliyorsunuz…

Böyle bir tartışmada ne yapılır? Çıkarılır diploma gösterilir.

Türkiye´de ne yapılıyor?

Cumhurbaşkanının mezun olduğu söylenen üniversitenin “diploma arşivine” erişim “mahkeme kararıyla” yasaklanıyor.

Siz hiç diploma arşivine “erişimin” mahkeme kararıyla yasaklandığı bir ülke duydunuz mu?

Aklını kaybetmemiş bir toplumda bu olabilir mi?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan´ın diploması hakkındaki tartışmalar sürerken bir yeni gelişme daha meydana geldi.

Haberdar´da yer alan habere göre, Erdoğan´ın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından erişim engellenmesine yapılan itiraz üzerine ise arşiv tekrar erişime açılmış.

ARŞİVDE RECEP TAYYİP ERDOĞAN´IN DİPLOMASI YOK

Geçtiğimiz günlerde Oda TV´de yayınlanan bir habere göre ise arşivlerde Erdoğan´a ait diplomanın yer almadığı ifade edilmişti.

Haberde, "Marmara Üniversitesi´nin ´bir diplomanın Marmara Üniversitesi tarafından verildiğini doğrulamak´ -yani iş başvurusu yaptığınızda sunduğunuz diplomanın gerçek olup olmadığını sorgulanabildiği resmi bir sistem- için kurduğu diploma doğrulama sisteminde Erdoğan´ın mezuniyet bilgileriyle sorgulama yaptığınızda herhangi bir kayıt bulunamıyor" ifadeleri kullanılmıştı.



Demirtaş´tan diploma yorumu: Sahtekar olmadığından emin olmak istiyoruz

“Bir de şu var ki, gerçekten Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğine sahip miydi? Şaibeli. Cumhurbaşkanı iki satır açıklamayla bu tartışmaları bitirebilir. Diploma no şudur, okulu şudur diye. Tatmin edici tek bir açıklama gelmedi.

“Biri de çıkıp demiyor ki, “Ben bunun üniversiteden arkadaşıydım, beraber okuduk” diye, yok. Kendisinin dönem arkadaşlarına sesleniyorum. Deyin ki “Beraber amfiye girdik, beraber yemekhaneye gittik” yok. Hocaları çıksın, desin “Ben buna ders verdim” diye. Bir taneniz de mi fotoğraf çekmediniz bununla?

“Marmara Üniversitesi´nin diploma sorgulama linki mahkeme kararıyla erişime kapatılmış, girip bakamıyorsunuz da. Bir de, ben Cumhurbaşkanı adayıydım, karşımdaki rakip hile mi yaptı, bilmek istiyorum. Çok zor bir şey değil, kayıtlardan bunu çıkarın, kamuoyunda artık tereddüt kalmasın. Sahtekar olmadığından emin olmak istiyoruz. Doğal hakkımız.

mynet

Şok Gelişme: Arşivde Recep Tayip Erdoğan´ın Diploması Yok!

**

Zonguldak'ta müdür olarak atandığı ortaokulda hizmetli ile yaşadığı tartışma nedeniyle okula gelen müfettişin yaptığı inceleme sonucunda sahte diplomayla 21 yıldır öğretmenlik yaptığı ortaya çıkan İsmail Y. (52) hakkında 'resmi belgede sahtecilik' ve 'nitelikli dolandırıcılık' iddiasıyla 5 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Ayrıca İsmail Y.’nin 21 yıl boyunca aldığı faiziyle birlikte yaklaşık 750 bin lirayı bulan maaşının geri alınması için hukuk mahkemesine dava açıldı.

Şok iddia: Sahte diploma ile 21 yıl öğretmenlik yapmış - Son Dakika Haberler

**

Çöküntüye giden bir devlet, bir yönüyle değil, her yönüyle çöker. Yıllarca bir diploma için okumak yerine, 500 lirayı bastıran diploma alıyormuş. Hem de, hakikisinden hiç farkı yok. Ülkemize yazık oluyor.

Kalpazan dedikleri sahte para basanlar kısa sürede yakayı ele verince, şimdi bir defa bakılıp rafa kaldırılan diplomaların sahtesini yapmaya başlamışlar. Bilgisayarla o kadar kolay yapıyorlarmış ki, gerçeğinden ayırmak neredeyse imkansız.

TV’lerde izlediğimiz, gazetelerde resmini gördüğümüz kadarıyla, o diplomaların hakikilerinden hiçbir farkı yok. Hem de öyle Ortaokul, Lise filan değil, Üniversite diploması üretip, 500 liraya satıyorlarmış.

Hukuk Fakültesi mezunu olmak mı, yoksa Tıp Fakültesi mi, hangisinden istersen bastır 500 lirayı, al diplomanı. Hele bir de, o diplomayı yutturup çalışacak bir iş bulursan, hayatın 500 lirayla garanti demektir.

Son haberlere göre 39 öğretmen sahte diplomalarıyla yakalanıp, okuldan atılmış. Belki de geç bile kalındı. O öğretmenler, çocuklara ne öğretti acaba? Muhtemelen, okumadan nasıl diploma sahibi olunur? Ya da, sahteciliğin nasıl yapıldığını? Filan.

Kullananların bir kısmı yakalansa da, o diplomaları yapanlar acaba nerede? Esas, onları yakalamak lazım.

Bir dostumla bunu konuşurken, sözü Cumhurbaşkanına getirdi ve “Onun diplomasının da sahte olduğu söyleniyor. Acaba, o da 500 liraya mı aldı?” diye sordu. Hadi, verin bakalım cevabını!

Naci AKAY OKUMAYA GEREK YOK Sahte Diplomalar 500 Lira!

**

Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..


Erdoğan’ın diplomasının sahte olduğunu hazırladığı bu videoyla anlatan
Ömer Başoğlu ölü bulundu...!


**

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Ayyıldız Partisi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasının soruşturulması talebini reddetti.

Cumhuriyet'ten Alican Uludağ'ın haberine göre, Türkiye
Noterler Birliği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üniversite diplomasının aslını görmeden fotokopi üzerinden onaylayan noter katibine soruşturma açmayan İstanbul 15. Noteri Nejla Akgün’e uyarma cezası vermişti.

Bu cezanın gündeme getirilmesinin ardından Ayyıldız Partisi Genel Başkanı Serap Gülhan, YSK’ya başvurdu.

18 Haziran tarihli başvuruda, 27 Haziran 2014 tarihli 1113 yevmiye No’lu Erdoğan’a ait diploma örneği almasına yönelik noter işleminde evrakta sahtecilik suçu işlendiği belirtilerek gereken işlemin yapılması istendi.

20 Haziran’da toplanan YSK, kurulun diplomanın sahteciliği iddiasına ilişkin soruşturma konusunda görev ve yükümlülüğü olmadığı gerekçesiyle talebi reddetti.

Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..
30-10-2019 01:01 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
afitap Çevrimdışı
SüPeR YöNeTiCiYDi
******

Mesajlar: 4,389
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Rep Puanı: 4194
Ruh Halim
Ruh Halim
Zararsiz

Takımın:
diger
Mesaj: #3
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
İnanmıyorum ya şok şok şok şoklardayım demek kandırıldık inanamıyorum hala şoktayım lütfen bu bilgiyi ana haberlere falanda çıkar daha çok kişiye ulaşsın hala şoktayım. Big Grin
Bu arada kusura bakma konunun tamamını okuyamadım.

Sabret, Şükret, Seyret...
30-10-2019 01:37 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
İMaM ŞaMiL Çevrimdışı
Acemi Üye
*

Mesajlar: 85
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Rep Puanı: 22
Ruh Halim
Ruh Halim
Yorgun

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #4
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
(30-10-2019 01:37 PM)afitap Yazılan: Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..İnanmıyorum ya şok şok şok şoklardayım demek kandırıldık inanamıyorum hala şoktayım lütfen bu bilgiyi ana haberlere falanda çıkar daha çok kişiye ulaşsın hala şoktayım. Big Grin
Bu arada kusura bakma konunun tamamını okuyamadım.

Aynen öyle, ben de şoklardayım ya!!! Big Grin
Bu Fetö denen iblisin çömezleri hala bu ülkede çırpınıyor, Yahudi beslemesi gazete paçavralarının fitne fesadıyla ortalığa nifak saçıyorlar ya emin olun bunların kökünü kazmadıkça bu ülkeye, millete huzur geleceğine inancım kalmadı.
30-10-2019 10:10 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
balyoz2019 Çevrimdışı
Yeni Üye

Mesajlar: 8
Üyelik Tarihi: Oct 2019
Rep Puanı: 0
Ruh Halim
Ruh Halim
Cilgin

Takımın:
Mesaj: #5
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
(30-10-2019 10:10 PM)İMaM ŞaMiL Yazılan: Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..
(30-10-2019 01:37 PM)afitap Yazılan: Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..İnanmıyorum ya şok şok şok şoklardayım demek kandırıldık inanamıyorum hala şoktayım lütfen bu bilgiyi ana haberlere falanda çıkar daha çok kişiye ulaşsın hala şoktayım. Big Grin
Bu arada kusura bakma konunun tamamını okuyamadım.

Aynen öyle, ben de şoklardayım ya!!! Big Grin
Bu Fetö denen iblisin çömezleri hala bu ülkede çırpınıyor, Yahudi beslemesi gazete paçavralarının fitne fesadıyla ortalığa nifak saçıyorlar ya emin olun bunların kökünü kazmadıkça bu ülkeye, millete huzur geleceğine inancım kalmadı.


[img]http://yarinhaber.net/assets/uploads/content/9a8457bb-9826-4650-9f38-e4f94d35b198.png **


AKP ile cemaat et ile tırnak gibi olmuş birer yapıdır. Bunlar öyle iç içedir ki birbirinden ayıramazsınız.

Cumhurbaşkanının 7 yaverinden 5´i FETÖ´cü çıktı.

Adalet, içişleri, eğitim, sağlık, bayındırlık, enerji, tarım ve benzeri bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının kritik noktalarında tarikat mensubu bürokratların bulunduğu da su götürmez bir gerçek.


[Resim: B696D20A-8C40-4432-9376-EBD8AD699156_w1023_r1_s.jpg]


AKP'nin Fethullah Gülen cemaatine karşı mücadele ettiği iddia edilirken; diğer tarikatlar, cemaatler, dinsel gruplar AKP eliyle palazlandırılıp güçlendiriliyor.

AKP’yi tanımlarken sık kullandığımız “tekellere ve tarikatlara dayalı islâmofaşist sermaye diktatörlüğü” tanımının bir ayağını oluşturan tarikatlar/cemaatler/dinsel gruplar, gerçekten de AKP döneminde siyasi iktidarın doğrudan ve fiili bir bileşeni haline geldi. Laikliğin, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun, Tekke ve Zaviyelerin Kaldırılması Kanunu’nun kâğıt üzerinde kaldığı AKP iktidarında, tarikatlar AKP eliyle kamu kaynaklarına sahip oldular, devletin her kademesinde kadrolaştılar ve ülkenin bugünkü karanlığa mahkum olmasında önemli işlevler gördüler.

Nakşibendi tarikatı ve kolları AKP döneminde hiçbir zaman geri planda kalmadı, neredeyse siyasi iktidarın adı anılmayan, resmi olmayan, doğal bir ortağı gibiydi.


[Resim: maxresdefault_79.jpg]



Türkiye’de Nakşibendi merkezli birden fazla cemaat var, bunların bazıları şöyle:

İsmailağa Cemaati

Menzil Cemaati

Palulu Şeyh Said ve Cemaati

Arvasiler

Tağiler Ailesi

Küfreviler

Süleymancılar

Şeyh Said Seyda el-Cezeri

Zilanlılar

Hazinoğulları

Yahyalı Cemaati

Erenköy Cemaati (Mahmut Sami Ramazanoğlu Cemaati)

İskenderpaşalılar

AKP’lilerin iftiralar sistematik bir algı operasyonunun parçasıdır. Bakanlar sıraya girmiş FETÖ’yü devlete yerleştirenlerin kendileri olduğu Ağrı Dağı kadar gerçekken, suçu başkasına yıkmaya çalışıyorlar. Bakanlar Kurulunda ve AKP’nin yetkili organlarında alınmış bir karar bu. Akıllarınca tarihi tersten yazıp kendi suçlarını temizleyecekler. Ama bu leke çıkmaz. Ne yaparsanız yapın, mutlaka ama mutlaka yargılanacaksınız. Cemaat ile birlikte bu ülkeye verdiğiniz geri dönülmez zararın bedelini bağımsız yargı önünde vereceksiniz.

Ben sizin gibi Fetullahın, AKP'nin ve Tarikatların önünüze attığı kemiklerle beslenenlerden değilim.
31-10-2019 11:19 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
afitap Çevrimdışı
SüPeR YöNeTiCiYDi
******

Mesajlar: 4,389
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Rep Puanı: 4194
Ruh Halim
Ruh Halim
Zararsiz

Takımın:
diger
Mesaj: #6
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
(30-10-2019 10:10 PM)İMaM ŞaMiL Yazılan: Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..Aynen öyle, ben de şoklardayım ya!!! Big Grin
Bu Fetö denen iblisin çömezleri hala bu ülkede çırpınıyor, Yahudi beslemesi gazete paçavralarının fitne fesadıyla ortalığa nifak saçıyorlar ya emin olun bunların kökünü kazmadıkça bu ülkeye, millete huzur geleceğine inancım kalmadı.

Maalesef öyle ifade

Sabret, Şükret, Seyret...
01-11-2019 09:24 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
İMaM ŞaMiL Çevrimdışı
Acemi Üye
*

Mesajlar: 85
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Rep Puanı: 22
Ruh Halim
Ruh Halim
Yorgun

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #7
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
(31-10-2019 11:19 AM)balyoz2019 Yazılan: Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..Ben sizin gibi Fetullahın, AKP'nin ve Tarikatların önünüze attığı kemiklerle beslenenlerden değilim.


Eğer bir yerde merkezine Tayyip ERDOĞAN'ı koyarak yağmur gibi gülleler geliyorsa bilin ki fetö iblisinin havlayan bir it'i zehirli salyalarını akıtıyordur. Taktikleri güya suret-i haktan gözükerek tersten okuma yaptırmaya çalışıyorlar.

Tayyip ERDOĞAN'ın yanında o varmış, bu varmış... Sonuç ne? Bu ülke bu aşağılık iblisin tasallutundan kurtarıldı mı, kurtarıldı elhamdülillah. Yahu arkadaş bu adam tam 40 yıldır bu ülkenin en derin hücrelerine kadar sızıp ele geçirmiş bir deccalden bahsediyoruz. Elbette onun bir sürü iti köpeği de olacaktı Tayyip beyin yanında. Bundan normal daha ne olabilir. Ne demişti gazeteci Nedim ŞENER:

"FETÖ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ OLMUŞTU"
"FETÖ, Türkiye Cumhuiyeti Devleti'ydi. Kurmay subayların yüzde 72'si, 84 il istihbarat şube müdürünün yüzde 74'ü, 7 bin personelin 6 bin 500'ü.

Yargıda 13 bin hakim ve savcının 4 bin 500'ü FETÖ'cüydü. Bu 17-25 Aralık'tan sonra biliniyordu. O zamandan 15 Temmuz'a kadar sadece 64 kişi görevden alınabildi. Ama darbe sabahı 3 bin 200'ü bir anda görevden alındı. MİT'te de darbeden sonra 500 kişi çıkarıldı.

FETÖ devleti her şeyiyle ele geçirmiş, tabii ki devlet yetkililerinden bunu itiraf etmelerini bekleyemeyiz. Darbe önlenebilir miydi? Bakın, kuvvet komutanları dışında her yer FETÖ'cü kaynıyor. Hanefi Avcı'ya operasyon çekenler FETÖ'cü; başına gelenleri ancak 2010'dan sonra anlayabiliyor.

FETÖ dediğiniz şey aslında devlet, devlet acze düşmüş. 7 Şubat krizinden sonra (MİT Müsteşarı'na operasyon girişimi) Erdoğan ne dedi, 'Hedef bendim' dedi. Peki hedef sendin de neden kimseyi görevden alamadın? Çünkü devlet acizdi. Yargı, savcılık, medya ve ondan olmayan medya baskı altındaydı. 17-25 Aralık'tan sonra Erdoğan'dan başka bunun mücadelesini veren kimse olmadı. Bütün AK Partililere söylüyorum, halkın da bunu anlaması için ne gerekiyordu? Allah bir daha göstermesin, 15 Temmuz gibi kanlı bir olay, Türkiye'ye bunu gösterebildi. Bu realite gözden kaçırılarak terörle mücadele analizi falan yapılamaz."


Şimdi bu hakikatleri görmeyip kalkıp burada saydırmak sadece kapkara bir düşmanlığın, kinin, olağanüstü bir nefretin eseri olsa gerek.... Ki, bu da ancak 40 yıldan bu yana ellerine geçirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Devletini bir anda ellerinden kaçırmış olmanın hayalkırıklığıyla kinlenmiş devlet-millet düşmanları yapabilir.

Bu balyoz denen zonta da belli ki o iblisin her tarafa zifos saçmakla görevlendirdiği satılmışlardan biri.

Şimdi sana sesleniyorum iblisin avukatı, biz bahsettiğin gibi AKP, tarikatler vs. kemikleriyle besleniyor olsak bile sonuçta benim ülkemin insanlarıdır bunlar. Ama biz senin ve sizin gibiler gibi efendinizin uşaklık ettiği siyonist ABD'nin kemikleriyle beslenmiyoruz elhamdülillah.
(Bu Mesaj 02-11-2019 01:04 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : İMaM ŞaMiL.)
02-11-2019 01:00 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
balyoz2019 Çevrimdışı
Yeni Üye

Mesajlar: 8
Üyelik Tarihi: Oct 2019
Rep Puanı: 0
Ruh Halim
Ruh Halim
Cilgin

Takımın:
Mesaj: #8
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
(02-11-2019 01:00 AM)İMaM ŞaMiL Yazılan: Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..Bu balyoz denen zonta da belli ki o iblisin her tarafa zifos saçmakla görevlendirdiği satılmışlardan biri.

Şimdi sana sesleniyorum iblisin avukatı, biz bahsettiğin gibi AKP, tarikatler vs. kemikleriyle besleniyor olsak bile sonuçta benim ülkemin insanlarıdır bunlar. Ama biz senin ve sizin gibiler gibi efendinizin uşaklık ettiği siyonist ABD'nin kemikleriyle beslenmiyoruz elhamdülillah.

"Fethullah'ın piçleri"

iktidarın fetöye her istediklerini verdikleri dönemde gezi parkı destekçilerinin attıkları slogandır.

Bu slogan atıldığı zaman akp'liler ve polisi öyle kudururdu ki, anlatılmaz yaşanır.

O yıllarda devletin başındakiler gülen'e secde ediyorlardı.


YANKEE GO HOME

1960’larda gençliğin “devrimci” ve “Atatürkçü” kabarışı, 6. Filo’ya ve ABD askerlerine Türkiye’yi dar etmeye başlamıştı. İstanbul, İzmir, Trabzon’da şiddetlenen 6. Filo karşıtı eylemler, 1968 Temmuzunda zirveye çıktı. Bunda ABD askerlerinin, Türk bayrağını yırtmaları ve Türk kızlarını taciz etmelerinin büyük etkisi vardı. Urfa, Maraş ve Antep’in ruhu Deniz Gezmiş’in deyimiyle “Yeniden Kuvvayı Milliyeci” ve “İkinci Kurtuluş Savaşçısı” gençlikte canlandı.

[Resim: 63622_10150135960433777_798653776_5818439_4805523_n.jpg]


Temmuz ayında, İstanbul’da sürekli protesto edilen ve tartaklanan ABD askerlerinin korunması için, dönemin AP İçişleri Bakanı “milliyetçi” Faruk Sükan, emniyet teşkilatına kesin emir verdi. Bu emir üzerine İTÜ yurdunu basan polis, devrimci genç Vedat Demircioğlu’nu camdan aşağı atıp öldürdü.

Türk gencinin kanı, Amerikan askeri için döküldü; ama ABD askeri de ertesi gün denize döküldü.

Antiemperyalist 68 kuşağı, 6. Filo’nun İstanbul’a gelmesine sonuna kadar karşıydı. Hazırlıklar yapılmıştı, karaya çıkan ABD askerleri denize dökülecekti.

Taksim’de Deniz Gezmiş’in önderliğinde toplanan yüzlerce genç, Dolmabahçe’ye yürüyüşe geçti. “İstanbul, Amerikan genelevi, Türk kızları Amerikan cariyesi olamaz” diyen gençlerin etrafında kısa sürede halktan ve esnaftan binlerce kişi toplandı. Yakalanan tüm ABD askerleri de denize atıldı.

[Resim: 154352_10150135961033777_798653776_58184...6091_n.jpg]


1969 Şubatında İstanbul halkı ve devrimci gençler, 6. Filo’nun İstanbul limanına geleceğini duydu. Vedat Demircioğlu cinayeti ve Denizlerin Dolmabahçe’den ABD askerlerini denize dökmesi, halkın zihninde tazeydi.

İstanbul’da ABD karşıtı yürüyüşler düzenleniyordu. 13 Şubat’ta Çemberlitaş’ta başlayan “Kızlar Yürüyüşü”nde taşınan pankartlarda “Türkiye 6. Filo’nun genelevi değildir”, “Türk Kadını onurunu koruyacaktır”, “Amerikalı it, evine git”, “Ya İstiklâl, Ya Ölüm” yazmaktadır.

[Resim: 68129_10150135960283777_798653776_5818436_7760092_n.jpg]


16 Şubat 1969’da antiemperyalist gençler ve işçiler Beyazıt’tan Taksim’e “Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü” başlattı. 40 bine yakın bir kalabalık toplandı. En önde Türk bayrağı, arkada ise şu pankartlar vardı: “Geldikleri gibi gidecekler”, “Emperyalizm ve yerli uşaklarına karşıyız”, “Sükan’ın polisi Türk olduğunu unutma”, “Öleceğiz, Atatürk’ün yolundan dönmeyeceğiz”, “Rezil Coni bir daha gelme”, “Amerikan iti toprağımızda havlayamaz”, “Amerika’yla tartışılmaz, savaşılır”, “Yaşasın ezilen dünya halklarının kurtuluş savaşları”, “Emperyalizm ve sömürüye karşı işçi yürüyüşü…”

Böylesine büyük bir halk tepkisine rağmen 6. Filo, Kabataş açıklarında durmaktaydı.

68 kuşağının antiemperyalist gösterileri, bu gösterilerdeki sol sloganları, (1946’dan itibaren palazlanmaya başlayan) Türk-İslamcı gençleri çok rahatsız etmeye başlamıştı. Türk-İslamcılar, (Türkler, 8. yüzyıldan beri zaten Müslümandır. Türk-İslam Sentezi kavramı ise ABD yapımıdır; Türk ve İslam kavramlarının içinin ABD çıkarları doğrultusunda doldurulması sonunda 1950'lerde ortaya çıkmıştır. Gerçek Türkçülükle uzaktan yakından alakası yoktur.) Türk Talebe Birliği, İlim Yayma Cemiyeti, Komünizmle Mücadele Derneği gibi derneklerle örgütlenmişler, hatta sol gösterilere karşı bir de Kırklar Komitesi adıyla bir “direniş komitesi” kurmuşlardı. O gün o komitede yer alan bir ismin yıllar sonra Cumhurbaşkanı olabileceğini kim tahmin edebilirdi ki? O isim Abdullah Gül’dü.

1969'UN YANDAŞI

O günlerde “eylemci öğrencileri”, “din düşmanı”, “vatan haini” gibi gösteren ve yaptığı yayınlarla adeta 6. Filo’nun Türkiye’deki temsilcisi gibi davranan gazeteler vardı. Bunların en önemlisi İslamcı Mehmet Şevket Eygi’nin sahibi olduğu Bugün gazetesiydi.

12 Şubat 1969 tarihli Bugün gazetesi, “Tarihimizin en kara günü” manşetiyle çıktı. M. Şevket Eygi, 11 Şubat günü Beyazıt Kulesi’ne kızıl bayrak çeken “kızıl komünistlere” hadlerinin bildirilmesi gerektiğini yazmıştı.

14 Şubat günü de Türk Talebe Birliği, “Bayrağa saygı toplantısı” yaptı.

Komünizmle Mücadele Derneği, Türkiye’nin dört bir yanından cahil insanları “Cami’ye Saygı” mitingi düzenlemek bahanesiyle İstanbul’a toplamaya başladı. Bu miting, 6. Filo’nun İstanbul’a geleceği 16 Şubatta 6. Filo’nun hemen karşısındaki Dolmabahçe Camiinde yapılacaktı. Gerçek amacın camiye değil, ABD’ye ve 6. Filo’ya saygı ve bekçilik olduğu açıktı.

16 Şubat’ta İstanbul’da irticai bir ayaklanma tertiplendiği açıktı Bugün gazetesinde Mehmet Şevket Eygi’nin çağrıları “kan” kokuyordu:

“Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında topyekun bir savaş kaçınılmaz hale gelmiştir... Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tespihimi çekerim, etliye sütlüye karışmam deyip de zulüm edenlerden olma, gözünü aç bak..."

“Komünizm küfrüne karşı derhal silahlan. İslam’da askerlik ve cihad ihtiyâri değil, mecburidir… Cihad eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik şerefini kazanır... Ezanlar susturulmasın, Müslümanlar komünizmle çarpışan devlet kuvvetlerine yardımcı olsunlar.”

Komünizmle Mücadele Dernekleri Genel Başkanı İlhan Darendelioğlu da kışkırtıcılardan biriydi: “Pazar günü komünistler miting yapacak, biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin.” demişti.

GERÇEK MİLLİYETÇİ KİM

6. Filo İstanbul’a girmeye hazırlanırken saflar da belirginleşmişti:

Bir tarafta antiemperyalist, bağımsızlıkçı, ABD karşıtı “solcu” gençlik; diğer tarafta ise dinci, ABD yandaşı “sağcı” gençlik…

Solcu gençlik, “Yankee go home” diye bağırmaya hazırlanırken,

Sağcı gençlik, “Komünistler Moskova’ya” diye bağırmaya hazırlanıyordu.

Yani, bir tarafta ABD emperyalizmine baş kaldıranlar, diğer tarafta ise ABD emperyalizmine başkaldıranları “Komünist” diye adlandırıp onlara başkaldıranlar vardı.

İşin en tuhaf yanı, ABD emperyalizmine başkaldıranlara saldıranlar, “bayrağa saygı” toplantıları yapan ve kendilerini “milliyetçi” olarak gören gençlerdi. Ama bu “milliyetçi gençler”, ne hikmetse “Türk bayrağını yırtan” ABD emperyalizmini “tekbirlerle”, “dualarla” hatta “namazlarla” karşılayacaklardı.

YIL 1969: 6. FİLOYU KABE YAPANLAR

16 Şubat 1969 Pazar günü İstanbul’da ABD’lileri bile şok eden bir olay yaşandı: Kamyonlarla ve otobüslerle Anadolu’nun her yanından taşınan dinci-ülkücü komandolar, Dolmabahçe’de demirli 6. Filo’ya ait bir gemiyi “kıble” yapıp namaz kıldılar.

[Resim: 6.-filoyu-kible-bilip-neden-namaz-kildin...1525890373]


Tekbirlerle kılınan “cihad” namazından sonra “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sloganlarıyla Taksim’e yürüdüler. Burada binlerce militana bomba, taş, sopa, satır dağıtıldı. Taksim’e antiemperyalist gençlik liderlerinin resimleri asıldı. Duvarlara“Görüldüğü yerde öldürün” ilanları yapıştırıldı.

Taksim Meydanı’na giren korunmasız halk, karşısında birden bire bu “Amerikan cihatçılarını” buldu. Polisle birlikte halkın ve antiemperyalist gençlerin üstüne saldıran “gericiler”, ellerindeki bombalar ve bıçaklarla birçok kişiyi yaraladı; Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan’ı ise öldürdü.

İçişleri Bakanı Sükan, olayları “Sağcılara Molotof atan solcuların” çıkardığını açıkladı. Kanlı Pazar diye tarihe geçen olayların sorumlusu olarak Türkiye İşçi Partisi’ni gösterdi.

Demirel ise “Bunlar hür olan memleketlerin işaretidir” demekle yetindi.

Aslında cinayetin faali belliydi: ABD ve AP, 6. Filo’yu İstanbul’a sokmak için “işbirlikçi” basını provokatör; “dinci-ülkücüleri” ise “kiralık katil” olarak kullanmıştı.

(Ali Özsoy, “Şeriatçıların ve Ülkücülerin Amerikancı Tarihinden Bir Sayfa”, Türk Solu, 21 Şubat, 2005, Sayı.76.)

PARANIN DİNİ İMANI

1969’da Mehmet Şevket Eygi’nin, ABD 6. Filosu’nu protesto edecek solcu gençlere karşı neden o kadar büyük bir kampanya yürüttüğü çok sonradan anlaşılacaktı.

Kanlı Pazar’dan tam 20 gün sonra Mehmet Şevket Eygi adına Cidde’den gönderilen tam 350 bin dolar, Hollanda da bir bankaya yatırılmıştı. (München Commerzbank a.g.jurnalist Mehmet Şevket Eygi. Konte No: 86473/4936, Tarih: 8,3,1969).

(Cengiz Özakıncı’dan aktaran: Gürkan Hacır, “6. Filo’yu Kimler Kıble Yapıp Namaza Durdu?”, Akşam, 12 Aralık 2010.)

HER ŞEY NASIL DA AYNI

O günün antiemperyalist, eylemci öğrencileri “örgüt mensubu” olmakla suçlanmış, “vatan haini” olarak adlandırılmış, işkenceden geçirilmiş, dövülmüş, hatta öldürülmüştü.

Bugünün antiemperyalist, eylemci gençleri de “örgüt mensubu” olmakla suçlanıyor “vatan haini” olmakla adlandırılıyor, işkenceden geçiriliyor, dövülüyor ve hatta öldürülüyor.

O günün yandaş “dinci” basını, “eylemci öğrencileri” hedef göstermişti.

Bugünün yandaş “dinci” basını da “eylemci öğrencileri” hedef gösteriyor.

O günün İslamcıları, ABD emperyalizmi kıble yapıp, önünde namaza durmuştu.

Bugünün İslamcıları da ABD emperyalizmi önünde boylu boyunca eğilmiş durumdalar; sadece eğilmekle de kalmamışlar, ABD vatandaşı olmuşlar, çocuklarını ABD de okutmuşlar, ABD’den icazet almışlar ve hatta ABD de yaşamaya başlamışlardır.

Bu yazımı, “emperyalizmin ve paranın esiri olmamış”, bu ülkenin gerçek dindarlarına atfediyorum… Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’in yanında mücadele eden, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, Havzalı imam Sıtkı Hoca, Ankara müftüsü Rıfat Börekçi ve şair Mehmet Akif gibi başı dik, alnı açık, yüreği temiz, bağımsızlık ateşiyle yanıp tutuşan, hiçbir şeyin satın alamayacağı gerçek dindarlarına…

Sinan Meydan


Odatv.com

Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..
02-11-2019 11:58 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
İMaM ŞaMiL Çevrimdışı
Acemi Üye
*

Mesajlar: 85
Üyelik Tarihi: Aug 2014
Rep Puanı: 22
Ruh Halim
Ruh Halim
Yorgun

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #9
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
Bu saçmalıklara cevap vermeyi bile zül addediyorum kendime. Kendi uydurdukları yalana kendileri inanmış. Şu saçmalığa bakın ki Amerikan 6. filosunu kıble yapmışlarmış da.. da... da... Bu yazıyı kaleme alan odatv'nin müfterisi kıble nedir, kâbe nedir, namaz nedir, nasıl kılınır, kimin için kılınır vs. bilgisi olmadığı için bir delinin, yahut bir çocuğun bile kaale almayacağı yaveler zırvalamış.
***
Şimdi burada cumhuriyetin kuruluşundan beri Sol'u kimlerin finanse ettiğini, kimlerin emrinde çalıştığını, kimlere uşaklık ettiklerini anlatan muhtemelen yüzlerce yazı, makale alıntılarım buraya da deymez. Bilen zaten biliyor, bilmeyenlere de söz anlatmak deveye hendek atlatmak gibidir.
02-11-2019 04:25 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
balyoz2019 Çevrimdışı
Yeni Üye

Mesajlar: 8
Üyelik Tarihi: Oct 2019
Rep Puanı: 0
Ruh Halim
Ruh Halim
Cilgin

Takımın:
Mesaj: #10
RE: Meşru-yasal bir Cumhurbaşkanı yok.
(02-11-2019 04:25 PM)İMaM ŞaMiL Yazılan: Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..Bu saçmalıklara cevap vermeyi bile zül addediyorum kendime.

Zaten bende senden bir cevap beklemiyorum, bu saçmalıkları beyinleri yıkanmış olanlardan bir kaç kişi okuyup, araştırarak gerçekleri görüp uyanırmı diye yazıyorum.

Bu gün senin reisin bile gerçekleri görüp Atatürkçü oldu ama sen daha Ortaçağda yaşıyorsun.

İşte (senin tabirinle) bir saçmalık daha:

**
[Resim: deniz_gezmisin_idamdan_once_okudugu_siir_h95670.jpg]


6 Mayıs 1972 yılında Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan ile birlikte Amerika destekli darbeci Nihat Erim kabinesi tarafından idam edilen Deniz Gezmiş.

Darağacında 3 fidan!

1972 yılında idam edilen 3 genç hain miydi, yoksa vatansever mi?

Bugün genel kanaat onların vatansever olduğu noktasında yoğunlaşıyor.


* *

Deniz Gezmiş, mahkemedeki savunmasında şunları söyledi:

Memleketin huzurunu bizim bozduğumuz iddia ediliyor. Memleketin huzurunu kimlerin bozduğu ortadadır. Devletin kasasını soyanlar biz değiliz.

Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve ülkedeki işbirlikçilere karşı mücadele verdik. Ölümden korkmuyorum. Ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.

30 bin kişinin katili olarak idam cezası aldığı halde idam edilmeyen PKK terör örgütünün elebaşısı Abdullah Öcalan, İmralı’daki hücresinde gayet rahat yaşıyor.

Ve kimsenin burnunu kanatmamış olan bu 3 genç idama mahkûm edilip 6 Mayıs 1972 günü sabaha karşı asıldı!

**

İDAM GECESİ

Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idamlarına tanık olan tek gazeteci Burhan Dodanlı Deniz Gezmiş'e ilişkin şunları aktardı:

"Cellatlardan biri aniden iskemleyi bir bacağından tutarak çekiverdi. Gezmiş'in ayaklarının ucu 'Küt!' diye alttaki masaya çarptı ve biraz sonra da kasılarak sallanmaya başladı. On dakika kadar geçtikten sonra, Deniz Gezmiş'in hâlâ kıpırdaması, boyun kemiğinin kırılmamış olmasındandı. Boyunun uzun olması nedeniyle ayakları masaya çarpınca bu kırılmayı önlemişti. Bundan dolayı da Deniz Gezmiş'in ölümü için tam 52 dakikanın geçmesi beklendi. Bu süre içinde zaman zaman yapılan doktor muayenelerinin sonuncusunda; Deniz'in ölmüş olduğu saptandı."

Sitemizden Programları indirebilmek Ve En İyi Şekilde Faydalanmak İçin Lütfen ÜYE Olunuz..

[Resim: deniz.Jpeg]


**

İnsan ne diyeceğini bilemiyor. İdam cezasının uygulanış şekli bile, bunu uygulayanların insanı insan yapan merdivenin en alt basamaklarında durduğunu gösteriyor.

**

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idam kararına imza atan askeri hakim Ali Elverdi, yediği yemek nefes borusuna kaçınca solunum yetersizliğinden öldü.

**

Dünyanın bir yerinde bir insan öldüğünde, benim de bir parçan ölür onunla birlikte.

Vatanı için canını feda eden tüm yurtseverlere selam olsun.
02-11-2019 08:11 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net