Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Mübarek yerler
Yazar Mesaj
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,191
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #21
RE: Mübarek yerler
Kaynak milliyet.com

BATTALGAZİ ULU CAMİ

Malatya'nın Battalgazi ilçesinde 1224 yılında 1. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılan Ulu Cami, yıllara meydan okuyor. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad tarafından 1224 te yaptırılan, mimari olarak Anadolu'da ilk ve tek olma özelliğini taşıyan Ulu Camii, 1247 ve 74 te tamir görmüştür. Yakub Bin Ebubekir, Ahmed Bin Yakup ve Üstad Hüsrev tarafından yapılan Ulu Cami, İran'daki Büyük Selçuklu İmparatorluğu mimari geleneğini Anadolu'da temsil eden tek örnektir .Şehir surları içinde kalan ve 34x55 metre boyutlarında olan cami, iki ayrı bölümdür "Camimiz, 1224 te Alaeddin Keykubad tarafından inşa ettirilmiştir mimari yapı olarak Anadolu'da tek ve ilktir Tek örneği İran'da mevcuttur. mimari olarak İran mimarisine sahiptir

caminin en tepesine Osmanlı tuğrasının nakşedilmiş, avlusu aydınlatma ve havalandırma için yapılmıştır. coğrafi şartlardan kapatılmıştır. orijinalinde açık olması gerekiyor. mihrabı 1893 te depremde yıkılıyor. 2. Abdülhamit mihrabı inşa ettiriyor ve en tepesine Osmanlı tuğrası nakşediyor" Caminin asıl minberi Ankara Etnografya Müzesi'nde Şu an ki minber, Malatya Söğütlü Camii'nin ahşabı yıkılınca, 'Ulu Cami'ye yakışır' diye getirmişler. el oymacılığı ile Malatyalı bir usta tarafından 3 yılda yapılmış" "Camimiz, yazlık ve kışlık iki bölümden oluşuyor. cuma günleri etraftaki camiler kapanır, sadece Ulu Camimizde namaz kılınır"
24-05-2018 06:51 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,191
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #22
RE: Mübarek yerler
Kaynak haberler.com

Sivas'ın Ulucami Minaresi Hareket Ediyor

Sivas'taki Ulucami'nin eğik minaresinde kış ve yaz aylarındaki eğim farkı sırrını koruyor.eğik minare kış aylarında 119 cm yaz aylarında 117 cm eğim farkı tespit edildi. 100 yıl öncede eğim vardı ve gizem çözülemedi.İtalya'nın eğik Pisa kulesine Türkiye'de rakip gösterildi Sivas'taki Ulucami'nin eğik minaresi 825 yıllık esrarı koruyor. 1196 ile 1197 yıllarında Anadolu Selçuklu Devleti yöneticisi Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırıldı Anadolu'daki en eski camilerden eğik minaresi ile dikkat çekiyor. Yüzde 7 oranında eğim tespit edildi eğim kış aylarında 119 santim, yaz aylarında 117 santim MİNARE İLERİ VE GERİ HAREKET EDİYOR
Minarenin eğik olarak mı inşa edildiği, sonradan mı eğildiği veya eğimin devam edip etmediği konularına netlik kazandırılamıyor.

Minarenin 825 yıllık sırrının anlaşılabilmesi için Cumhuriyet Üniversitesi çalışmalar sürdürüyor. minarenin zemininde sondaj çalışması gerçekleştirilecek.Sivas Vakıflar Müdürü Cemal Karaca, "İki yıldır minareyi inceliyoruz. kış aylarında 119, yaz aylarında ise 117 santim eğim var Minare git gel yapıyor. Hareketliliğin tespiti için minarenin zemininde sondaja hazırlanıyoruz. minare 100 yıl önce eğikti "Uzmanlar Horasan minarelerinde eğim olduğunu söylüyor. Ancak minare diğerlerinden daha eğik. tedbir almaya çalışıyoruz.

Kaynak vikipedi Sivas Ulu Camii

Sivas Ulu Cami, Anadolu Selçuklu Devleti sultanı II. Kılıç Arslan'ın ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırmasıyla Sivas-Aksaray bölgesine hükümdar olan Kutbeddin Melikşah saltanatında Kızılarslan bin İbrahim  tarafından  1196-1197 de Kul Ahi'ye yaptırılmıştır Sivas  Merkezde yer alır
İzzeddin Keykavus tarafından 1212 de onarıldı 1213'de de minaresi yapıldı.
24-05-2018 06:52 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,191
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #23
RE: Mübarek yerler
Kaynak sahipatamüzesi.gov.tr

Sahip Ata Külliyesi
   
*Selçuklu veziri Hacı Sahip Ata tarafından yaptırılan külliye; cami, türbe, hankâh, çifte hamam, çeşme ve dükkândan oluşur. Larende Caddesinde yer alan külliyenin inşasına ilk 1258 yılında cami yapımı ile başlandı 1283 türbe yenilenmesi ile tamamlandı. CAMİ: eski Konya surunun Larende Kapısında olduğu için “Larende Cami” olarak da anılır. Sultan II. Keykavus’un yıllarında 1258 yılında Sahip Ata tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Ortodoks olup İslamiyet’i seçerek Müslüman olmuş, sarayda nakkaş ve mimarlık yapmış Sahip Ata’nın yaptırdığı birçok eserde imzası olan bir mimardır. Eski cami 1871 de yıldırım düşmesiyle yenilenerek bugünkü şeklini almıştır. *Mimar Kölük’ün yaptığı cami; mihrap önü kubbeli olup geniştir yapının birçok yeri değiştirilmiş ve caminin ebatları küçültülmüştür. taç kapılar yerleştirilmiştir. .Yangından sonra orijinal kısımlardan; taç kapı, mihrap ve mihrab duvarı fil ayağı şeklindeki payandalar kalmıştır. Cami afetler tamiratlarla değişikliğe uğramış onarımlar geçirmiştir. İlk tamiri 1570 tarihli fermandır. Osmanlı döneminde 1702, 1825, 1848 de onarım görmüştür. Cumhuriyet Döneminde Atatürk’ün 19 Şubat 1931 de İnönü’ye çektiği telgraf şöyledir: Son seyahatimde müzeleri, eski medeniyet eserlerini gözden geçirdim. İstanbul'dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya'da ki müzeler ecnebilerce tasnif edilmektedir. memleketimizde emsalsiz defineler yatmakta

*kadim eserlerin meydana çıkarılacak ilmi abidelerin muhafazası için ve arkeoloji mütehassıslarına lüzum vardır. Konya'da asırlık ihmaller sebebiyle harabi olmalarına rağmen sekiz asırlık Türk medeniyetinin hakiki şaheserleri vardır. Karatay Medresesi, Alaeddin Camisi, Sahipata medrese, ve türbesi, Sırçalı Mescid ve İnce Minare tamire muhtaç haldedir. asker işgalinde olanların tahliyesinin ve tamirinin temin buyrulmasını rica ederim.''Bu telgraftan sonra Cumhuriyet döneminde ilk tamir 1944–45 yıllarında Milli Eğitimce yaptırılmıştır. 1964 ve 1974 te sondaj yapılmış, 1981’den 2003 yıllarında Vakıflar Müdürlüğünce onarımlara tabi tutulmuş 2006 daki onarımla bugün ki şeklini almıştır.*Çifte minareli taç kapının 1871 de yıldırım düşmesi sonucu minarenin şerefe ve yukarısı yıkılmıştır. 18.yy da minarenin üst kısmı yenilenmiştir. taç kapının yüksekliği 8.20 cm, genişliği 9.55 cm, derinliği ise 3.40 cm’dir. Taç kapının açıklığı 2.60 cm yüksekliğinde sivri kemerli olup muhteşem bir işçilik sergilenmiştir. köşe kısmında yapım kitabesi yer alır.kitabede Âlemde Arap ve Acem Sultanlarının efendisi, dünya ve dinin izzeti fetih babası, Keyhüsrev oğlu Keykavus’un saltanatını Allah daim eylesin devletli günlerinde rahmete muhtaç zayıf kul El Hac Oğlu Hüseyin’in Oğlu Ali, bu mübarek mescidin imar ve inşasına 656 yılında emretti. Alah kendisini ve soyunu af ve mağfiret eyleye...” ifadesi yazılıdır.
 
*kitabelikte ise Cin Suresinin 18. ayet sonu yazılıdır. mihrabiyelerin içerisinde kıvrık dallı rumiler yer alır Taç kapının dış yüzey kenar köşelerinde kazayağı şeklinde geometrik motifler vardır. Ayet kuşağı besmele-i şerifle başlar Fetih suresi 1-13. ayetler işlenmiştir. minarelerin kaide kısımlarında kuş figürleri geometrik ve bitkisel süslemelerin yer aldığı Roma çağına ait mezarlardan alınmış sarkufajlar yer alır. En dıştaki geniş bordürde yer alan ayet kuşağında Enbiya Furkan Nebe Zümer Dehir Suresi ve ayetler işlenmiştir. Kaidenin üst kısmında birer sivri kemerli pencere açıklıkları yer alır çinilerle tezyin edilmiş alan alanda “Ebubekir ve Ali” yazısı geometrik süs olarak kullanılmıştır.

HANKAH: 

Hankâh büyük merkezlerde yer alan büyük şeyhin, pirin türbesi bulunan geniş tarikat yapılarına denir. Eşik anlamına gelir Farsça bir kelime olup yüceltme ve onurlandırma ifadesidir İlahi kelimesi ile kullanıldığında “Allah’ın Katı” şeklinde bir mana kazanır. Hankâhlar dergâhtırlar. Sahip Ata hankâhı XIII. yüzyılın Selçuklu tekke ve hankâhları arasında en büyüğüdür Mimarı belli olmayan abidevi eser Merv ve Tirmizdeki XIII. yüzyıllara ait merkezi kubbeli ve eyvanlı Orta Asya evleri ile benzer
Yapım Kitabesinin okunuşu şöyledir Allah bana kâfidir. mübarek tekke Allah’ın Salih kullarına konak ve muttaki suffa eshabına oturak olmak üzere büyük sultan, âlemde Allah’ın gölgesi, din ve dünyanın yardımcısı, fetih babası, müminlerin büyük sultan, Kılıç Arslan Oğlu Keyhüsrevin zamanında, Allah mülkünü daim, devletini kaim etsin devleti günlerinde, latif rahmeti özleyen kul Hacı Ebubekir oğlu Hüseyin oğlu Ali tarafından 678 senesi inşa edildi, Allah kabul eyleye”
 
yapı 1279 da yapıldığı III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Sahip Ata Ali tarafından yaptırılmıştır. Yapı 1584 e kadar zaviye olarak kullanılmış Abdurrahman İbrahim şeyhlik yaptırılmıştır Hankah 1945-50’li yıllara kadar mescit olarak kullanıldı
 Hankâhta yanında dükkânlara yer verilmiştir.beş dükkân yer alır.. Yapı bir Rönesans yapısı gibi simetriktir. Günümüzde izi olmayan bir türbeden bahsedilmektedir.Avluyu örten kubbenin ortası açık olup altında havuza yer verilmiştir. Kubbe içerisinde farklı renkte motifler yer alır. Kubbe eteğinde ayet olarak Mülk Allahın’dır ifadesi yazılmıştır.
 
TÜRBE: 

Türbe külliye içerisindedir Türbeye ilk olarak Sahip Ata’nın iki oğlu Taceddin Hüseyin ve Nasreddin Hasan’ın, Akşehir Kozağaçta, Karamanoğlu Mehmet Bey’le yaptığı savaş sonucu 1277 de şehit düşmesi üzerine türbe inşa edilerek buraya defnediliyorlar. Sahip Ata burayı aile kabristanına çevirmek isteyince eski türbenin temelleri üzerine 1283 de bugünkü türbe inşa edilmiştir. ayet kuşağındaşu mübarek imaret 1283 senesi muharreminde tecdit edildi” ifadesi yazılıdır.
Türbe dikdörtgen bir alanı kaplar Yapıda tuğla kullanılmış olup kemer, açıklıklarında kesme taş kullanılmıştır. Türbe iki katlı olup alt kısımda cenazelik yer almaktadır. üstünde ziyaretgâh vardır.

Ziyaretgâhta Sahip Ata Oğlu Taceddin Hüseyin Sahip Ata’nın küçük oğlu Nasreddin Hasan Bey, Sahip Atanın kızı Melike hatun, torunu Nasreddin Hasan Beyin oğlu Şemseddin Mehmed ve son lahitte Sahip atanın torunu yatar Lahitler muhteşem çinilerle kaplanmış kabartma ayet ve kitabe yazıları yer almaktadır. geometrik desenlidirler. Sahip Ata kabrindeki kitabede Peygamber efendimizin: “Âdemoğlu ölünce ameli kesilir. Yalnız devam eden sadakası faydanılan ilmi kendisine dua eden çocuğu varsa hayırlı amel devam eder.” Ayakucunda ise “Merhum ve mağfur Hüseyinin oğlu Sahib-i muazzam Fahreddin Ali 684 yılı şevvalin sonlarında beka mülküne göçtü Allah kabrini nurla doldursun” ifadesi yazılıdır. Lahitte Bakara Suresi Ayet-el Kürsi Amenerresulü yazılıdır
24-05-2018 06:53 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,191
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #24
RE: Mübarek yerler
Kaynak yeni şafak.com

Sivrihisar ulu camii

*Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde yer alan cami, Anadolu'nun en eski ve en büyük ahşap sütunlu camilerindendir.Dıştan kiremit kaplı kırma çatıyla örtülü cami yakın zamanda kurşunla kaplanmıştır
1232 de Anadolu Selçuklu Sultanı Aleaddin Keykubad zamanında Emir Cemaleddin Ali tarafından inşa ettirilmiştir Bugünkü görünümüne 1274'te 3. Gıyaseddinin nâiblerinden Abdullah oğlu Mikâil Bey'in yaptırdığı tamirle kavuşmuş. Minaresi 1410'da eklenmiş. Mihrab 1440 da yerleştirilip 1245 tarihli minberin 1924'te yıkılan Sivrihisar Kılıç Mescidi'nden getirilmiştir dikdörtgen plânlıdır kuzey, doğu ve batı cephelerinde birer kapı bulunur.

*onarım kitabelerinin solunda caminin ilk onarımını yapan Mikâil Bey'in sembolünün olduğu mermer bir levha yer alır. Doğu cephesinde Sölpük Mescidi olarak adlandırılan kapı üzerinde yapının Emîr Cemaleddin tarafından 1232'de yaptırıldığını belirten beş satırlık yazılı kitabe görülür. Üst örtüsü ahşap tavan olan ibadet mekânı ahşap sütunlarla altı nefe ayrılmış. Sütunlar ahşap konsollarla kirişlere bağlanmıştır. Ortada aydınlık feneri bulunur. Dıştan kiremit kaplı kırma çatıyla örtülü cami yakın zamanda kurşunla kaplanmıştır

Kaynak kayseri.gov.tr

Hunat Hatun Külliyesi

*Alaeddin Keykubad'ın karısı, II. Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hatun tarafından 1237-1246 yıllarında yaptırılmıştır. Cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşan yapı Anadolu Selçuklu eserlerinin en güzel örneklerindendir. Oturum alanı 2.203 metrekaredir. batı cephesindeki ana giriş kapısı şaheser bir arabesk süsle donatılmıştır. üzerine ''Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahirete iman eden, namaz kılan, zekat veren, Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder, İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır.'' Mealindeki Ayet-i Kerime yazılıdır.
*Kitabesinde şöyle denilmektedir : 'mübarek mescidin yapılmasını, fetihler babası, dünya ve dinin emanı, Keykubad'ın oğlu, Keyhüsrev zamanında, yüksek mertebe sahibi zahide, saliha, hayırların öncüsü, büyük valide emretmiştir. Allah onun yüceliğinin gölgesini daim ve iktidarını kat kat eylesin. Bu yapı altı yüz otuz beş yılında şevval ayında inşaa edilmiştir."  Cami’nin üç kapısı vardır. kuzey, batı ve doğuya açılır. Ana kapı batıdadır. caminin kuzey ucunda, Mahperi Hatun'un türbesi bulunmaktadır.*Selçuklu döneminde ''Huvand” ünvanı Saray ailesine ait özel bir ünvandır Mahperi Hatun bu ünvanı kullandığı için Cami Huvane'dan türkçeleşerek ''Hunat Cami'' olarak adlandırılmıştır, Tarihi değeri çok yüksek mihrabi ve minberi vardır. Kırksekiz büyük ayakla oturtulan tavan tonoz şeklindedir. Ortadaki kubbesi sonradan yapılmıştır. Minaresi 2. Abdulhamid döneminde inşa edilmiştir. Caminin arka bölümü Selçuklular döneminde yazlık olarak kullanılmaktaydı. sonra tamamı kapatılmıştır
24-05-2018 06:53 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,191
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #25
RE: Mübarek yerler
Kaynak vikipedi.com

Amasya Burmalı Minare Camii

*Amasya Ulu Camii,  Burmalı  minaresinden  dolayı Burmalı Camii yada Mahkeme Camii olarak da bilinir. Selçuklu kümbeti ve Osmanlı dönemi minaresi ile dikkat çekmektedir. 1237 de Anadolu Selçuklu hükümdarı II. Gıyaseddin zamanında Ferruh b. Selçuk tarafından yaptırılmıştır.
Bakırcılar Çarşısı arkasında yer alır. Selçuklu  II. Gıyaseddin zamanında veziri Ferruh Bey tarafından 1237-1247 yılları arasında yaptırıldığı ileri sürülmekte dir. 1590'da deprem ile 1602'de yangın sonunda harap olan bina tamir ettirilmiş ve tamirden sonra ahşap minare yeniden burmalı olarak yapılmıştır Selçuklular'ın ilerlemiş kubbe tipini gösterir Anadolu Selçuklu eserleri gibi geometrik motifler ve mukarnas dolgularla süslenmiştir.*Giriş cephesinde piramit çatılı kümbette bina emini Ferruh Bey ve oğlu Yusuf Bey yatmaktadır. Kümbet kare kaide üzerinde sekizgen planda olup, kesme taştandır. Yapının üst katı kütüphane olarak kullanılmış, alt kısımda Amasya Müzesi'ndeki mumyalar muhafaza edilmiştir. Şehzade Cumudar'ın mumyası burada bulunduğu için halk kümbete Cumudar Türbesi de denmektedir.

Sinop Alaeddin Camii, 

*Sinop şehir merkezinde yer alan Selçuklu eseridir
Adını ünlü Anadolu Selçuklu sultanı I. Alaeddin Keykubad'tan alan cami, Kuzey Anadolu’da ki en büyük Selçuklu camisidir. Merkezde, Sakarya Caddesi üzerinde; Hükümet Meydanı'na yakındır Sinop hamamı ve Pervane Medresesine yakınındadır. “Arap camileri” adı verilen, uzun saf tutmaya uygun, enine nefli ve geniş avlulu en eski cami tipindedir Ulu Cami” olarak da anılır
Camin yapım yılı, özellikleri ve yaptıranı kesin olarak bilinmez. Tahtını kaybedip Selçuklu hizmetine giren eski Ahlat şah hükümdarı Atabeg Ayas’a Sinop’un fethinden sonra Selçuklu hükümdarı I. Keykubad inşa ettirildiği 1261’de Trabzon Komnenosları’nın saldırısında yıkıldığı, 1268’de Pervâne Muineddin tarafından eski temelleri üzerine yapıldığı kuvvetli bir ihtimaldir
*1385 ve 1861 de onarımlar geçiren yapı 2008-2009 da restore edilmiştir. Avluda  Candaroğulları türbesi bulunur. en eski kitabesi 1268 tarihlidir ve caminin Pervâne Muineddin tarafından yaptırıldığını yazar. İç Kalede eski Ahlatşah hükümdarı Atabeg Ayas’ın ktiabesi bulunur. Ahlatşahlar Beyliği’ne II. Sökmen’in veliaht ettiği Atabeg Ayas, saray darbesiyle hükümdarlıktan uzaklaştırılmış ve Anadolu Selçukluları’nın hizmetine girmiştir I. İzzeddin Keykavusla Sinop’un fethine katılan Atabeg Ayas şehrin surlarının tamiri ve yenilenmesinde görevlendirilmiştir 1215’ten 1230’a kadar inşa edilen en önemli Selçuklu yapılarında görev yapan Atabeg Ayas’ın inşaatlarda Güneydoğulu veya Suriyeli mimar ve ustaları çalıştırmıştır

*Sinop ulu cami Arap mimarisi ve Artuklu modeline uygun inşa ettirilmiştir. 1261’deki Trabzon Komnenosları’nın saldırısında bütün bina tahrip edildi. Alaeddin Camisi’nin de yıkıldığı düşünülür. Cami, 1268’de de Muînüddin Pervâne tarafından eski temelleri üzerinde yapılmıştır. Candaroğlu  Bayezid Bey 1385 de onarım ve Candaroğulları Türbesini yaptırdı mihrap ile minberin İsfendiyar Bey 1430 da yaptırdı. 1709 ve 1725 de mihrap önü kubbesiyle çatı tamir edildi 1853 depreminde cami kubbesi çökmüş, Evliya Çelebi'nin methettiği minber yıkılmış ve parçaları İstanbul'daki Çinili Köşk'e götürülmüştür. *Abdülmecid zamanında 1848’de tamir edilmiştir Sinop mutasarrıfı Tufan Paşa tarafından sağlamlaştırılmış son cemaat yeri ile kadınlar mahfili ve minber yenilenmiştir.1946 ve 1950
2008–2009 da onarımdan geçmiştir Cami erken dönem İslam mimarisidir. 66 m uzunluk, 22 m genişlikle dikdörtgen planlıdır. beş kubbesi vardır.
Cami önünde 66X44 m ebatında geniş bir avlu bulunur. Mermer mihrap, Selçuklu tarzında süslemelere sahiptir. Ayet-El Kürsi çevrelenmiştir.
Evliya Çelebi'ye Bursa Ulu Cami minberine benzettiği bitki motifleriyle bezenmiş orijinal minberin yerine 19. yüzyılda yapılmış minber bulunmaktadır.
24-05-2018 06:54 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,191
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #26
RE: Mübarek yerler
Kaynak kültürportalı.gov.tr

GÖK MEDRESE-Amasya

Cami, medrese ve türbeden oluşan kapalı bir külliyedir. Amasya Valisi Seyfeddin Torumtay tarafından 1267’de yaptırılmıştır. Sekizgen biçimli türbe mavi sırlı tuğlalardan dolayı Gök Medrese adını aldı Hem cami hem medrese olarak kullanılan dikdörtgen planlı yapının kalın duvarları kesme taştandır. Caminin büyük, beşik tonozlu, eyvanlı bir girişi vardır. geometrik motiflerle süslü ana kapının yanındaki pencereler Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Ağaç işçiliğinin güzel bir örneği olan kapısı Amasya Müzesi’nde sergilenir. İç mekan, on beş bölümden oluşmaktadır. Bölümler sivri kemerler kubbe ve tonozlarla örtülüdür. mihrap basit görünümdedir. Mimarisi ve süslemeleriyle Selçuklu sanatına örnektir türbe kare planlı sekizgen biçimlidir yüksek kasnaklı, tuğla bir külahla örtülüdür.

Kaynak flickr.com

Ulu Cami - Ayaş


Ayaş Belediye Meydan’ındaki Ayaş Ulu Camisi Ayaş’ın en eski ve büyük camisidir XV.yüzyıl eseridir Dikdörtgen planlı cami moloz taştan yapılmış üzeri kırma çatı ile örtülmüş.İbadet mekanı üçer ahşap sütun ile üç nefe ayrılmış. İçerisi kıble duvarında altlı üstlü ikişer, doğu ve batı yönünde altta üçer, üstte ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap dışa çıkıntılı olup, Ankara camilerinde olduğu gibi ahşaptan. Caminin en dikkati çeken yanı ahşap minberi. XV.yüzyıl ahşap minberlerine örnektir kündekari tekniği uygulanmış. Caminin doğu duvarında kesme taştan minaresi vardır

Kaynak dergipark.gov.tr

Ayaş Ulu Camii,

Ankara'nın Ayaş Beli'nin batı eteğinde, Sakarya Nehri'nin Ayaş Suyu'nun kenarındadır Yapının tarihi usta ve kitabeleri mevcut değildir. Kesin yapım tarihine rastlanmamıştır. kuzey-güney doğrultusunda, meyilli bir arazide yer almaktadır. Arazi meyli güneyden kuzeye yükselerek artmaktadır. Ahşap sütunlarla taşınan, ahşap tavana sahiptir. Özgün hali,toprak damlı iken, sonradan kırma çatı ile kaplanmış kiremitle örtülmüştür. Dış duvarları moloz taş ve ahşapla örülmüş yapı, kuzey-güney doğrultusunda iki sıra halinde üçer ahşap sütun ile üç sahna ayrılmıştır. doğu, batı ve kuzey yönlerinde birer kapısı vardır. Doğu ve batı kapıları harime giriş sağlarken, kuzeydeki kapı ikinci kattaki kadınlar mahfeline açılmaktadır.
 


 
24-05-2018 06:54 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,191
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #27
RE: Mübarek yerler
Kaynak timetürk.com

Mekke’de ziyaret edilecek yerler

İslam’ın 5 farzından biri olan hac ibadetini gerçekleştirmek için milyonlarca hacı adayının her yıl ziyaret ettiği kutsal mekanlar.
İslam’ın en kutsal şehri Mekke, İbrahim peygamber zamanından beri tevhitin merkezi olmuştur. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed(s.a.s.) Mekke’de doğmuş ve kendisine peygamberlik Mekke’de gelmiştir. Müslümanlar 630 yılında peygamber efendimizin komutanlığında Mekke’yi fetih etmiştir.“Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir” (ÂLİ İMRÂN – 96).Müslümanların kıblegâhı olan Kâbe Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yapılmıştır. yaklaşık 13 m. yüksekliğinde, 12 m. boyunda ve 11 m. genişliğinde taştan yapılmıştır.

Tavaf: Hac ibadetinin önemli bölümlerinden biri olan tavaf, Hacer’ül Esved’in hizasından başlayarak Kâbe’yi sola almak suretiyle, yedi defa Kâbe etrafında dönmektir. Her dönüşe “şavt” denir. Tavaf, yedi şavttan oluşur. Hacla ilgili olarak “kudüm tavafı”, “ziyaret tavafı” ve “veda tavafı” olmak üzere 3 tavaf vardır.

Say: Haccın vaciplerindendir “koşmak, çaba göstermek” anlamlarına gelir. Hac ve umre ile ilgili bir terim olarak ise say, Kâbe’nin doğusunda bulunan Safâ ve Merve adlı iki tepe arasında, Safâ’dan başlanıp Merve’de tamamlanan yedi defa gidip gelmeyi ifade eder.Say ibadetinin temeli Hz. Hacer’in oğlu Hz. İsmail’e su bulmak için Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelmesine dayanır. Safa ile Merve tepelerinin arası yaklaşık 370m civarındadır.

Safa tepesi: Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir. (Bakara suresi, 156).

Merve tepesi: Safa’nın tam karşısındaki Merve ise Mekke’nin batısındaki Kuaykıan dağının eteğinde, Harem-i Şerif’in kuzeybatısında ve Kâbe’nin Rüknü ırak) köşesinin karşısında yer alır.

Arafat: Arafat, Mekke’nin yaklaşık 25 km güneydoğusunda Harem sınırları dışındadır bölgedir. Hac ibadetinin rükünlerinden biri olan Vakfe Arafat’ta yapılır.

Vakfe bir yerde durmak veya beklemektir Arafat vakfesi önemli ve titizlik gerektiren bir rükündur. Hz. Peygamber’in “Hac, Arafat’tan ibarettir” hadisi Arafat vakfesinin önemini gösterir

Müzdelife: Müzdelife, Arafat ile Mina arasında, Harem sınırları içindedir. Haccedenlerin arife gününü bayram gününe bağlayan geceyi burada geçirmeleri sünnet, burada vakfe yapmak ise vaciptir. Müzdelife’de vakfe, arefe günü güneşin batmasından kurban bayramının birinci günü güneşin doğmasına kadar ki zaman diliminde yapılır. Bu zaman diliminde bir müddet Müzdelife’de kalan kimse vakfe yapmıştır Arefe günü akşam ile yatsı namazı Müzdelife’de yatsı vaktinde birleştirilerek kılınır (cem-i te’hîr). atılacak taşlar, buradan toplanır.

Mina: Mekke’ye 4,5 km. mesafede, Arafat’a giden yol üzerinde, Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içerisindedir Büyük, orta ve küçük cemreler buradadır. Zilhiccenin 8. terviye günü güneşten sonra Mekke’den Mina’ya gitmek ve o günkü öğle namazından ertesi günkü sabah namazı dâhil, beş vakit namazı Mina’da kılıp geceyi Mina’da geçirmek ve arife günü sabahı güneş doğduktan sonra buradan Arafat’a hareket etmek sünnettir.
Hz. İbrahim, kurban etmek için oğlunu Mina’ya götürür, sonra Hz. İbrahim’e Allah tarafından bir kurbanlık verilir. Zilhicce ayının 10. günü sabahı hacılar Müzdelife vakfesinden sonra, Meş’arü’l-Haram’dan Mina’ya intikal ederler teşrik günlerinde çadırlarda ikamet ederler. Hacılar Mina’ya gelince Akabe cemresine yedi taş atarlar, kurban keserler ve traş olarak ihramdan çıkarlar.


Şeytan taşlama: Hz. İbrahim, kendisine engel olmak isteyen şeytanı burada taşlar, burada kurban keser. Hac ibadeti yapanlar da burada kurban keserler ve şeytan taşlarlar. . Dilimizde “şeytan taşlama” denilen remy-i cimâr, haccedenlerin bayram günleri Mina’da Küçük Cemre, Orta Cemre ve Akabe Cemresi adı verilen yerlere ufacık taşlar atması demektir. Kurban Bayramı’nın birinci günü burada kurban kesilir. Bayramın birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü günleri de Cemrelere (Ulâ, Vusta, Akabe) taş atılır.

Şeytan taşlama: Önceki yıllarda çok büyük izdihamların yaşandığı şeytan taşlama alanı gerçekleştirilen büyük proje ile sorunsuz hale getirildi. Çok katlı olarak tasarlanan yeni şeytan taşlama alanı hacıların rahat bir şekilde ibadetlerini gerçekleştirmelerini sağlıyor. Şeytan taşlama alanına girişler tek yönlü ve geniş bir şekilde tasarlanarak önceki yıllarda yaşanan izdihamların önüne geçildi.

Peygamberimizin babası Abdullah’a dedelerinden kalan bu evde peygamber efendimiz dünyaya gelmiştir. Ev 1959 yılından itibaren kütüphane olarak hizmet vermektedir.

Cennetül Mualla: Peygamber efendimizin dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip zevceleri Hz.Hatice validemiz oğulları Kasım, Abdullah ve Abdullah b.Zübeyr’in kabirlerinin bulunduğu Cennetül Mualla mezarlığı.Daha önce ‘Hacun’ ve ‘Malat’ diye anılan mezarlık, Peygamberimizin, “Ne güzel kabristan” sözlerinden sonra Cennetül Mualla ismini almıştır.

Nurdağı: Peygamber efendimize ilk vahyin geldiği mübarek dağdır.

Hira mağarası: Peygamber efendimiz kırk yaşında Ramazanın yirmi yedinci Pazartesi gecesi hirâ mağarasında tefekkür hâlindeyken cebrâil aleyhisselâm kendisine alak sûresi nin ilk beş âyetini getirdi. Peygamberimize ilk vahiy gelmeden önce uzun süreler inzivaya çekilrdii Hira mağarasından Peygamberimiz burada zamanını tefekkür ve ibadetle geçiriyordu.

Sevr mağarası: H.z Peygamberin Medineye hicret ederken Hz. Ebu-Bekir ile beraber 3 gün 3 gece gizlendiği mağara. Sevr mağarası Haremi şerifin güney doğusunda olup ona 3 km uzaklıktadır.
İz sürücüler Peygamberimizin ve Hz. Ebu-Bekir’in izini takip ederek mağaraya geldiler. Onlar gelmeden bir örümcek mağaranın girişini ağıyla kapattı. bir ağaç büyüyerek dallarından birine iki güvercin yuva yapıp yumurtladı.

Hacerül esvet: 18-19 cm., kırmızımsı, esmer, parlak bir taştır. Kâbe inşa edilirken Hz. İsmail tarafından Ebû Kubeys dağından getirilen mübarek taş, tavafa başlanacak yere işaret olmak üzere, bulunduğu köşeye konulmuştur.

MAKAM-I İBRAHİM: Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ve halkı hacca dâvet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir.

Cin mescidi: Efendimiz’ in Cin kavmiyle görüşüp tebliğde bulunduğu ve namaz kıldığı mekândır. Cin Suresi burada nazil olmuştur. Sonraları mekana mescit yapılarak Cin Mescidi ismi verilmiştir.

Medine: Peygamber efendimiz ve beraberinde ki Müslümanlar 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kaldılar ve Medine Müslümanların en önemli şehiri oldu. Peygamberimiz peygamberlik hayatının son yıllık bölümünü burada geçirmiştir. Kuran-ı Kerim’in büyük bölümü burada inmiştir.Hz. Peygamber hicretten hemen sonra ashabıyla birlikte Mescid-i Nebevi’yi inşa etmiştir. Mescid-i Nebevi Mescid-i Haram ve Mescid- Aksa’dan sonra yeryüzündeki en faziletli mescittir.İlk İslam devleti burada kurulmuştur. Peygamberimiz burayı “el-Medine” diye adlandırmıştır zamanla peygamberin şehri “Medinetü’n Nebi” ve “Allah Resul’ünün nuru ile aydınlanmış şehir “el-Medietül münevvere” diye anılmıştır. Peygamberimizin kabri şerifi mescidin içindedir. Peygamberimizin defnedildiği Kabr-i Saadet’e, Ravza-ı Mutahhare de denilir. Burada, Hazreti Ebu Bekir ile Hz Ömer’in de kabri vardır


Cennet bahçesi. ”Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir” hadisi şerifi doğrultusunda mescidin içinde kalmış olan bölgeye cennet bahçesi denir Hacılar cennet bahçesinde ibadet ve dua ederler

Cennetü’l- Baki: Mescid-i Nebevi’nin yakınında bulunan mezarlığın yerini Hz Peygamber belirlemiştir. Hz Peygamberin oğlu İbrahim, kızları Rukiyye, Zeynep ve Fatma, torunları Hasan buraya defn edilmiştir. Peygamberimizin amcası Abbas, halası Safiyye ve Hz Osman gibi İslam büyüklerinin mezarları buradadır

Kuba Mescidi: Hazreti Muhammed’in (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicretinde devesinin durduğu yere yapılan Kuba Mescidi, yapılan ilk mescittir Müslümanlarla birlikte bizzat Peygamber Efendimizin taş taşıyarak yaptığı Kuba Mescidi, Kur’an-ı Kerim’de ”Takva Mescidi” olarak geçer

Mescid i Cuma: Hazreti Muhammed (s.a.v), ilk defa Cuma Namazı kıldığı ve cemaate kıldırdığı mescittir.


Mescidü’l Kıbleteyn: İslam’ın ilk yıllarında namaz Kudus’teki Mescid-i Aksa’ya doğru kılınıyordu. Peygamberimizin Medine’ye hicretinden 16 ay sonra Peygamberimiz cemaatle namaz kılarken vahiy geldi ve namaz esnasında yönler ters yöne yani Kâbeye çevirdiler. Namazın iki rekâtı Mescid-i Aksa’ya, son iki rekâtı da Kabe’ye doğru kılındı bu mescit ”iki kıbleli mescit” anlamına gelen Mescid-i Kıbleteyn ismiyle anılıyor.

Uhut dağı Müslümanlar ile müşrikler arasında yapılan en önemli savaşlardan birisi Uhuttur efendimizin dişinin kırıldığı, yanağından yaralandığı, amcası Hazreti Hamza’nın .şehit olduğu Uhut Savaşı’nda, İslam’ı tehdit eden ve Müslümanlar için bir ölüm-kalım mücadelesi verilmiş, Müslümanlar canlarını seve seve feda ederek şehit olmuştu.

Okçular tepesi: Hazreti Peygamberin(s.a.v) kesin emri olmasına rağmen 50 okçunun yerlerini terk ettiği tepe.

Uhud Şehitliği: Hz Hamza, Abdullah b. Cahş, Mus’ab b. Umeyr, Hanzala gibi 70 sahabi şehit olmuştur ve buraya defnedilmişlerdir. Uhud şehitliğinin ziyaret edilmesi müstehap görülmüştür.   

Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com


MEKKE-İ MÜKERREME

Peygamber efendimizin doğduğu şehirdir Müslümanların kıblesi olan Kâbe-i muazzamanın içinde bulunduğu, İslâm âleminin merkezi olan mukaddes beldedir Arabistan yarımadasının batısında, Kızıldeniz’in doğusunda, yer alır. Denizden yüksekliği üç yüz altmış metredir. Kara taşlı sıradağlar arasında uzun ve kavisli bir vadide yer almıştır. Etrafı taşlık olup, zirâate elverişli arazisi yokdur. İslâmiyet’den önce de önemli ticâret merkezlerinden biri olan Mekke-i mükerremenin târihi, İbrahim aleyhisselâma uzanır.
İbrahim aleyhisselâm ve zevcesi hazret-i Sâre’den çocukları olmuyordu. Yaşları ilerlemişti. İbrahim aleyhisselâm nîmetlere şükr edip bir de sâlih evlâd ihsan etmesi için Allahü teâlâya duada bulundu. Hazret-i Sâre de böyle istiyordu. Fakat çocuğu olmuyordu.

Hazret-i Sâre, hizmetçisi hazret-i Hâcer’i âzâd edip, İbrahim aleyhisselâmla evlenmesini istedi “Belki ondan çocuğun olur” dedi. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselâm hazret-i Hâcer ile evlendi ve İsmail aleyhisselâm dünyâya geldi, İbrahim aleyhisselâmın alnında bulunan Muhammed aleyhisselâmın nuru, İsmail aleyhisselâma intikâl etti. Hazret-i Sâre nurun kendisine intikâl edeceğini umuyordu. hazret-i Hâcer’e karşı kalbinde gayret oldu. İbrahim aleyhisselâm ise, hazret-i Sâre’yi hoş tutuyor, hatırını sorup gönlünü alıyor incitmemeğe gayret ediyordu.Hazret-i Sâre’nin gayreti artınca; İbrahim aleyhisselâmdan, hazret-i Hâcer ile oğlu İsmail aleyhisselâmı başka bir yere bırakmasını istedi. Allahü teâlâ İbrahim aleyhisselâma, hazret-i Sâre’nin bu isteğini yerine getirmesini bildirdi. İbrahim aleyhisselâm, Allahü teâlânın emriyle

Hâcer Hâtûn ile oğlu İsmail aleyhisselâmı yanına alıp, Şam’dan ayrılarak, susuz ve ıssız bir yer olan Mekke’ye götürdü. Yanlarına içi hurma dolu bir sepet ve su koyarak geri döndü. Hazret-i Hâcer; “Ey İbrahim! Görüp görüşecek bir ferd, yiyip içecek bir şey bulunmayan bir vadide bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” demesine rağmen, İbrahim aleyhisselâm yoluna devam etti. hazret-i Hâcer ona; “Bizi burada bırakmayı Allahü teâlâ mı emretti?” diye sordu. İbrahim aleyhisselâm; “Evet, Allahü teâlâ emretti” diye cevap verince. Hâcer; “Öyle ise Allahü teâlâ bizi zâyî etmez ve korur” diyerek oğlunun yanına döndü. İbrahim aleyhisselâm da oradan ayrılıp Hâcer ile İsmail’in gözlerinden kayboldu.

Seniyye mevkiinde Allahü teâlâya ettiği dua, Kur’ân-ı kerîmde meâlen şöyle bildirildi; “Ey Rabbimiz! Ben soyumdan bir kısmını (İsmail ile onun zürriyetini hürmeti vâcib olan mukaddes evin Kabe’nin yanına ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Orada namazı dosdoğru kılsınlar diye, insanlardan bir kısmının gönüllerini o yerlere yönelt Kabe’yi ziyarete gelsinler Onları çevreden gelecek her türlü meyvelerle rızıklandır ki, sana şükr etsinler” (İbrahim sûresi: 37).Hâcer hâtûn ilk günlerde İbrahim aleyhisselâmın kendileri için bıraktığı hurmadan yiyip, sudan içti. Oğlunu emzirdi. Hurma ve su bitince ana-oğul muhtaç duruma düştü Çok susamalarına rağmen ortalıkta bir damla su yoktu.

Hâcer hâtûn, İsmail aleyhisselâmı yere yatırıp, su bulurum ümidiyle Safa tepesine çıktı. Kimseyi göremedi. Vadiye varınca, ayağını çelmesin diye entarisini topladı azimle koştu. Merve tepesine geldi. kimseler yoktu. Hâcer, böyle Safa ile Merve tepelerinde yedi defa gidip geldi. hacda böyle yapmak vâcib oldu. Hazret-i Hâcer son defa Merve tepesine çıktığında bir ses işitti Sus iyice dinle!” dedi. Dikkatle dinleyince, evvelki sesi işitti. Hâcer, sesin geldiği tarafa Ey ses sahibi! Sesini duyurdun. bize yardım edebilecek vaziyette isen, imdadımıza yetiş, yardım et!” der demez zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir melek, Cebrail aleyhisselâm göründü ve; Hâcer; “İbrahim’in çocuğu İsmail’in anası Hâcer’im” dedi. Cebrail aleyhisselâm; “Sizi kime emânet etti?” diye sorunca; “Allahü teâlâya emânet etti” cevâbını verdi.

Cebrail aleyhisselâm; “Sizi her şeye kadir olana emânet etmiş” dedi. kanadıyla toprağı kazıp zemzem suyunu çıkardı. Hâcer bu taşıp zayi olmaması için suyun etrafını çevirip havuz hâline getirdi. testisini doldurdu. Hâcer sudan içti, çocuğa süt olup emzirdi. Cebrail aleyhisselâm Hâcer’e; “Sakın mahv oluruz diye korkmayın, işte şurası Beytullah’ın yeridir. O beyti şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki, Allahü teâlâ o beytin ehlini zayi etmez” dedi. Beytullah’ın bulunduğu yer tepe gibi yüksekçe idi. Seller sağını solunu yarıp aşındırmıştı.Hazret-i Hâcer, aç olan kimsenin içerek doyduğu, susuz olanın içerek kandığı, hasta olanın içerek şifâ bulduğu suyun etrafını, topladığı taşlarla çevirdi.

suyun çıkışına sevinen hazret-i Hâcer, oğlu İsmail aleyhisselâm ile bir müddet oturdu. Yemen tarafından Cürhüm kabilesine mensûb bir topluluk gelip. Mekke’nin alt tarafına kondu. Zemzem suyunun bulunduğu yerde kuşların dolaştığını gördüler. “Kuş kısmı, muhakkak bir su başında , dolaşır. Hâlbuki biz vadide su bulunmadığını biliyorduk. diyerek adam gönderdiler. Zemzem suyunu öğrenince, hazret-i Hâcer’den izin alarak Cürhümîler, Mekke civarına yerleştiler. insanlara haber gönderdiler. Onlar da MekkeBig Grine yerleşti ve Mekke-i mükerreme şehri kuruldu.

İsmail aleyhisselâm, hazret-i Hâcer’e ve kendisine hürmet gösteren Cürhümîler arasında büyüdü. Arabça öğrendi. Çok güzel konuşdu. onlardan bir kız ile evlendi. annesi hazret-i Hâcer doksan yaşında vefat etti. Hazret-i Hâcer’i, Kabe’nin bitişiğinde Hicr denilen yere defn ettiler.
Şam tarafında yaşayan İbrahim aleyhisselâm Mekke’ye oğlu İsmail’i ve zevcesi Hâcer’i görmeye geldi. hazret-i Hâcer vefat etmişti, Allahü teâlânın emriyle, daha önce inşâ edilmiş fakat yıkılmış Kabe’yi, temellerini bulup, oğlu İsmail aleyhisselâmla yeniden inşâ ettiler.
İbrahim aleyhisselâm, oğlu İsmail’in getirdiği taşlarla Kabe’yi bina etmeye devâm etti. Kabe’nin duvarları yükselince, yukarıya yetişemez oldu. büyükçe bir taş getirdiler. İbrahim aleyhisselâm taşa basarak duvarı yapmaya devam etti. Mübarek ayak izinin de mevcûd olduğu taşa Makâm-ı İbrahim denildi.

Cennet taşlarından olan ve Ebû Kubeys dağında bulunan Hacer-ül-Esved taşı, Cebrail aleyhisselâmın işaretiyle İsmail aleyhisselâm tarafından getirilerek yerine kondu Böylece Kabe’yi yapıp bitiren İbrahim ve İsmail aleyhimesselâm dua etti Yâ Rabbî! Bizden bu hayırlı işi kabul et. Muhakkak ki sen, duamızı işitici, niyetimizi bilicisin”(Bekara sûresi: 127).İbrahim aleyhisselâm Kâbe-i muazzamayı yapınca, Allahü teâlânın emriyle, oğlu İsmail aleyhisselâmla Beytullah’ı yedi defa tavaf ettiler Makâm-ı İbrahim’in arkasında ikişer rek’at namaz kıldılar. Cebrail aleyhisselâm, İbrahim aleyhisselâma hac ile ilgili bütün ibâdet yerlerini, Safa, Merve, Mina, Müzdelife ve Arafat’ı gösterdi. Arafat’a kadar olan her yerde yapılacak ibâdetleri yaptırdı ve tek tek öğretti.

İbrahim aleyhisselâm, haccı yerine getirdikten sonra, oğlu İsmail’e Kabe’ye bakması ve onu koruması için tenbih etti. Şam’a dönmeden bir gün önce Arafat’a çıkarak Mekke-i mükerremeye baktı. Burası bir vadi içinde olup, taşlı ve kumluydu Oğlu İsmail aleyhisselâmı ve evlâdını düşünerek şefkatle mübarek ellerini kaldırdı ve “Yâ Rabbî! İsmail’in evlâdına rahmet eyle” diye dua buyurdu. Şam’a gideceği sırada kendisine vahy geldi “Bütün insanlara haccı îlân et. Gerek yaya olarak, gerek uzak yoldan zayıf develer bineklerle tavaf için Kabe’ye gelsinler” buyruldu. İbrahim aleyhisselâm da Ebü Kubeys tepesinde emri insanlara tebliğ etti. Sonra İbrahim aleyhisselâm, oğlu İsmail aleyhisselâm ve Cürhümîlerle hac ibâdetini yaptı. Şam’a döndü. hac mevsiminde zevcesi hazret-i Sâre ve diğer oğlu hazret-i ishâk ile Mekke’ye gelerek hac yaptıktan sonra tekrar Şam’a döndü.

İsmail aleyhisselâm Cürhümîlere peygamber olarak vazifelendirildi. Babası İbrahim aleyhisselâmın dînini insanlara elli yıl tebliğ etti. pek az kimse ona îmân etti. İsmail aleyhisselâmın on iki oğlu olup, Kabe’nin hizmetinde, emniyet ve muhafazasında bulundul İsmail aleyhisselâm 130 yaşında Mekke’de vefat etti ve Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarı önündeki H-’tim denilen yere defn edildi. Zemzem kuyusu ve Kâbe-i muazzama etrafında gelişen Mekke ticâret merkezi hâlini aldı. İsmail as ve Kâbe-i muazzamaya hürmet ve itibâr eden kavimler Mekke’de yıllarca kaldı inanmayanlar, Kâbe-i muazzamaya hürmetsizlik ve onu ziyarete gelenlere zulüm ettiler başka kavimlerin taarruzuna uğrayarak dağılıp gittiler,

îmânsız kavimler, Kabe’nin içinde çok çirkin hareketler yaptılar Gelen sel, şehri alt-üst edip, Kâbe-i muazzamayı yıktı. Ahâli dağıldı ve öldü. İsrnâil aleyhisselâmın nesli zamanla çoğalıp, Arabistana yayıldılar. Hergittikleri yerde galip gelerek, hürmet gördüler. Peygamber efendimizin dünyâyı teşriflerinde, Mekke’de, İsmail aleyhisselâmın torunlarından Adnan’ın soyundan gelen Kureyşoğulları hâkimdi. Onlar da baba ve dedelerinin güzel örf ve âdetlerini muhafaza etmekle beraber bozuldular. çok az sayıdaki mü’minlerden ve Muhammed aleyhisselâmın nurunu taşıyan aileden başkaları azıtıp, putlara taptılar. Kabe’nin içini putlarla doldurdular. Bu ha!, Muhammed aleyhisselâmın gelişine kadar devam etti.

Kureyş kabilesinin Hâşimî kolundan olan sevgili Peygamberimizin dünyâyı teşrifi sırasında, ticâret merkezi olmasından dolayı tacirler şehri de denilen Mekke-i mükerreme,  Dâr-ün-Nedve deki istişare meclisinden idare ediliyordu. mecliste kabile reisleri yer alır, kendisine verilen vazifeleri yerine getirirdi. Mekke kervanları, Yemen’den Hint ürünleri, Çin ipekli kumaşları, Afrika’dan altın tozu, fil dişi ve köle; Mısır ve Suriye’den hububat, yağ, silâh, pamuklu ve yünlü kumaşlar getirirlerdi. Mekke’de ayrıca her sene panayır kurulurdu.
efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem. Mekke-i mukerremede doğdu. Çocukluğu ve gençliği orada geçti. Kırk yaşına geldiğinde kendisine peygamberlik bildirildi. Mekkelileri putlara tapmaktan vazgeçip, tek ve bir Allahü teâlâya inanmava davet etti. Mekkelilerden bâzıları dâvetine icabet edip inandı. En yakın akrabaları inanmadılar

Sevgili Peygamberimize ve inananlara işkence ve zulümler yaptılar. efendimize kasdettiler. Allahü teâlânın emriyle Medîne-i münevvereye hicret buyuruldu. müslüman olan Mekkeliler de Medine’ye hicret ettiler. Mekke-i mükerremenin fethine kadar Resûlullah efendimizin yanına hicret eden Eshâb-ı kirama Muhacir, yardım eden Medîneli müslümanlara da Ensâr denildi. efendimizin Medine’ye hicret etmesi. Medîne-i münevverenin İslâmiyet’in merkezi durumuna gelmesine ve Mekke’nin gerilemesine sebeb oldu. Mekkeli müşrikleri Bedr, Uhud ve Hendek’te perişan eden Peygamber efendimiz, hicretin sekizinci yılında Mekke-i mükerremeyi feth eddi, halk müslüman oldu. islâm devletinin iki mukaddes şehrinden biri hâline gelen Mekke-i mükerreme eski önemini kazandı.

dört halîfe zamanında, müslümanların İslâmı yaymak ve insanların dünyâda ve âhırette kurtuluşa ermelerini sağlamak için çeşitli memleketlere gitmesi Kureyşin ileri gelenlerinin feth edilen beldelerde kumandan ve vali olarak vazife almaları Irak’ın müslümanlarca feth edilmesi, Mekke’nin gerilemesine sebeb oldu. Çünkü Hint ticâreti, Basra körfezi ve Fırat vadisi yoluyla yapıldı. Hazret-i Ömer ve hazret-i Osman zamanlarında sel baskınlarına karşı setler yaptırıldı. Emevî halîfeleri de bu çalış maları tamamladılar. Gelmesi muhtemel sellere karşı yeni bir yatak kazıp, yüksek setler yaptılar. binalar kurup tarım için tedbir aldılar ve sulama te’sisleri yaptılar. Mekke gelişti. hâli vakti yerinde olan müslümanlar, burada toplanmağa ve yerleşmeğe başladılar.

Hazret-i Ömer tarafından başlatılan ve Emevî halîfesi Birinci Velîd tarafından sürdürülen tâmiratlarla Kâbe-i muazzama genişletildi.
Mekke’de halifelik yapan Zübeyr ra ile vali Haccâc bin Yûsuf zamanında Kâbe-i muazzama yeniden yapıldı. Mekke-i mükerreme bir müddet Yemen’den gelen haricî işgaline uğradı. 750 hilâfet Abbâsîlere geçince, Mekke de onların idaresine girdi. Tâif, Medîne ve Mekke’nin idaresi, Emevîler zamanında olduğu gibi, Abbasîler zamanında da halîfe ailesine yakın olanlara verildi. Abbasî halîfesi Harun Reşîd, dokuz defa hac için Mekke’ye gelerek, Mekke’nin gelişmesi ve îmân için gayret sarfetti. Halîfe Me’mûn zamanında Mekke’nin idaresi Resûlullah efendimizin neslinden gelen hazret-i Ali evlâdına verildi.

Halîfe Me’mûn’un ölümünden sonra, pahalılık ve kıtlık hüküm süren Mekke’de, karışıklıklar başgösterdi. 930Karmatîler Mekke’yi işgal edip, hac yollarını kesti Kâbe-i muazzamadaki Hacer-ül-esved’i alıp, Ahsâ’ya götürdüler. Mekke’de yaşayan Ehl-i sünnet müslümanlardan binlercesini katlettiler. 950 Hacer-ül-esved’i geri getirip yerine koydular. sonra Mekke-i mükerremenin idaresinde kendilerine “Şerîfler” adı verilen ve hazret-i Ali’nin neslinden gelen kimseler hâkim oldular. Şerîfler devrinde Mekke Medine’yi geçti. Mekke şerîfliğinin bağımsızlığını korumak için gayret sarf edildi. Fatımî hükümdarı adına Mekke’de hutbe okunması teklifi reddedildi. 976 Fâtımîler, Mısır ticâret yolunu kesip Mekke’yi kuşattılar. çok güç bir hâlde kalan Mekke halkı, teslim olmak zorunda kaldı. Fatımî Yemen meliki es-Süleyhî, Mekke’yi aldı.

Mekke’deki şerîfler, es-Süleyhî’den, kendilerinden birini hükümdar seçmesini ve şehri bırakarak gitmesini istediler. es-Süleyhî, 1065 yılında Ebû Hâşim Muhammedi büyük şerîf tâyin etti. Mekke’de Hâşimî sülâlesi hüküm sürdü Bir asırdan fazla hâkimiyetleri devam etti. hazret-i Ali evlâdından Yenbû hâkimi Katâde, 1201 de topraklarını Mekke’ye doğru genişletti Mekke’de tarafdâr buldu. Mîrâc kandili sebebiyle bütün halkın şehirden çıktığı sırada Mekke’yi aldı. bütün devletler ile arası açılan Katâde, Eyyûbî meliki el-Melik in oğluna sert muamele etti. Irak hacılarına müdâhalede bulunarak, Abbasî halîfesini halîfeye elçi gönderip, özür dileyince affedilip, Bağdâd’a davet edildi.

Yemen’de bir emirliğin kurulması münâsebeti ile, hz Hasan soyundan gelen bir imâmı destekledi. Eyyûbî sultânı el-Melik-ül-Âdil’in torunu tarafından bölgenin tekrar işgalinden sonra, Mısır, Suriye ve Cenubî Arabistan Eyyûbîleri hutbede, halîfe ve şerîf ile beraber zikr edildiler. Katâde ailesi, 1241’den îtibâren Mısır’da hâkimiyet kuran Eyyübîler ve onların halefi Memlûklülere tâbi olmak suretiyle bâzan yalnız, bâzan müşterek Mekke emirliğini yürüttüler. Osmanlıların Mısır’ı feth etmesine kadar bu aile içinde Ebû Numey, Şerîf Aclan gibi meşhûr Mekke emirleri geldi. Mısır’ın Sultan Selim tarafından feth edilmesinden sonra, Memlûk Devleti son buldu. Mekke emîri Şerîf Berekât Yavuz Sultan Selim Hân’a Osmanlı hâkimiyetini severek kabul ettiğini bildirdi.


Yavuz Sultan Selim Hân da, Mekke emîrinin elçisini kabul etti ve Ebû Numey’e hürmet göstererek, Mekke emîrine emirlik hil’atıyia, me’mûriyetini hâvi bir de berât gönderdi. Bundan başka Mekke ve Medine ahâlisine dağıtılmak üzere iki yüz bin altın ile deniz yoluyla külliyatlı zahire yolladı. Haremeyn, Osmanlı hâkimiyetine girdi. gönderildi. Daha önce Memlûk hükümdarları adına okunan hutbe, aynı zamanda hilâfeti de olan Osmanlı hükümdarı adına okundu. 1525 de Şerîf Berekât yerine oğlu Ebû Numey getirildi, iradeli, ileri görüşlü ve zamanda cesur bir kimse olan Ebû Numey uzun müddet Mekke emirliği yaptı. Cidde’ye asker çıkararak, Portekizlileri perişan etti 1553 te Mekke emirliğinden istifa ederek ayrılan Ebû Numey’in yerine oğlu Şerîf Ahmed getirildi. Şerîf Ahmed’in ölümü üzerine kardeşi Şerîf Hasen, Mekke emîri oldu.

Osmanlıların himayesindeki Mekke Şerîflerinin toprakları kuzeyde Hayber’e, doğuda Necd’e kadar genişledi. Şerîf Hasen’in 1601 de vefatından sonra, İranlıların körüklemesiyle Mekke’de karışıklıklar başgösterdi. Eshâb-ı kiram düşmanı İranlılar, sünnî Osmanlılarla geçinemedi. Dördüncü Murâd İranlıların Mekke’den çıkarılmalarını emredip, hacca gelmelerini yasakladı. sünnî müslümanlarla Eshâb-ı kiram düşmanı İranlılar çatıştı Olaylar, Mekke’ye kadar yaygınlaştı. Mekke emîri, İranlılara Mekke’den çıkmalarını emretti. İranlılar Mekke’den çıkartılınca, mukaddes belde fitneden temizlenmiş oldu. Şerîf Hasen’in sülâlesinden gelen kimseler, Mekke emirliği vazifesini yürüttüler.
Vehhâbîler, 1800 de ortaya çıkıp Mekke’ye saldırdılar.

Mekke emîri Şerîf Galip Efendi, bunlara karşı mücâdele etti. çok kan döküldü. Şerîf Galip Efendi, Vehhâbîleri Mekke’ye sokmadı. Tâife saldıran ve etraftaki Arab kabilelerini hâkimiyet altına alan Vehhâbîler, hac zamanında yeniden Mekke’ye hücûm ettiler şehre girmekten korktular. Mekke halkı Tâifdeki müslümanların öldürülmelerini işitince, Vehhâbîlerden çekindiler. Şerîf Galip Efendi, Vehhâbîlere karşı koymak için asker toplamak üzere Cidde’ye gitti, Tâif faciasından korkan Mekke ahâlisi, Veh-hâbî kumandanına bir hey’et göndererek şehri teslim edeceklerini bildirdiler. Vehhâbîler, 1803 te Muharrem ayında Mekke’ye girip kendi inançlarını yaydılar.
Şerîf Galip Efendi, yanındaki askerlerle Cidde’den Mekke’ye gelerek, Vehhâbîleri şehirden çıkardı emir oldu.

Mekkelilerden intikam almak isteyen Vehhâbîler, Tâifteki köylere saldırıp, çok cana kıydılar. Osman el-Müdayıkî adında bir zâlimi Taife vali yaptılar. vali, Mekkedeki Vehhâbîleri toplayarak büyük bir kalabalıkla 1805 de Mekkeyi kuşattı. Mekke’deki müslümanlar sıkıntı çekip aç kaldılar. yemek için hiç bir şeyleri kalmadı. Şerîf Gâlib Efendi, milleti kurtarmak için, Vehhâbîlerle anlaşdı. Mekke emirliği kendinde kalmak ve müslümanların canına, malına dokunmamak şartı ile şehri Vehhâbîlere teslim etti.İslâm düşmanlarıyla uğraşan Osmanlı sultânı İkinci Mahmûd Hân Mısırvâlisi Mehmed Ali Paşa’ya ferman gönderip, Vehhâbîleri terbiye etmesini ve Hicaz’ı onlardan kurtarmasını emretti.

Mehmed Ali Paşanın ordusu 1813 de Cidde’ye, ve Mekke’ye hareket etti. Şerîf Gâlib Efendi’nin plânlarıyla Mekke’ye girdi. Osmanlının Mekke’ye girdiğini haber alan Vehhâbîler dağlara kaçtılar. Mehmed Ali Paşa, Mekke’ye Şerîf Gâlib Efendi’nin kardeşi Şerîf Yahya Efendi’yi, daha sonra da Muhammed bin Avn’ı emîr tâyin etti. Şerîf Gâlib Efendi’yi Mısır’a gönderdi. Muhammed bin Avn’ın vazifeden uzaklaştırılması üzerine Zâvi Zeyd, Mekke emîri oldu. Muhammed bin Avn tekrar Mekke emîri yapıldı. ölümünden sonra da halk tarafından sevilen oğlu Abdullah getirildi. Şerîf Abdullah Mekke’de asayişi sağladı. Süveyş kanalını açtırdı ve dokuz sene Mekke emirliğinde kaldı. 1877 ’de vefat edince yerine kardeşi Şerîf Hüseyn emîr tâyin edildi. Üç sene kadar emirlik yapan Şerîf Hüseyn Paşa, 1880 Cidde’de bir sû-i kast sonucu öldürüldü. Yerine Şerîf Gâlib Efendi’nin oğlu Abdülmuttalib getirildi.

1882 de Abdülmuttalib’in azli üzerine İstanbul’da Şûrây-ı Devlet üyesi bulunan Avnürrefîk Paşa, Mekke emîrliğine getirildi. 1904 târihine kadar Mekke emîrliği yapan Avnürrefîk Paşa’nın 1905 te vefatı üzerine, daha önce Mekke emîrliği yaparken vefat eden Şerîf Abdullah Paşa’nın oğlu Şerîf Ali Paşa tâyin edildi. Üç sene Mekke emîrliği yapan Şerîf Ali Paşa, 1908 de azl edildi. İkinci Meşrûtiyet’in 1908 de ilânından sonra, Mekke emîrliğine Şerîf Muhammed in küçük oğlu Abd-i Paşa tâyin edildi. Mekke’ye hareket etmek üzereyken İstanbul’da aniden vefat etti. Şerîf Ali Paşa’nın oğlu Şerîf Hüseyn Paşa. son defa Mekke emîrliğine tâyin edildi. Osmanlı Devleti’nin İttihatçılar tarafından Birinci Dünyâ Harbine sokulmasından ve yanlış politikadan sonra, Şerîf Hüseyn Mekke’de istiklâlini ilân etti.

17 Haziran 1918’de Abdülazîz bin Abdurrahmân, İngilizlerin teşviki ile Şerîf Hüseyn ve ona bağlı olanların kâfir oldukları iddiasında bulundu cihâd bildirdi. Mekke ve Taife saldırdı. şehirleri Şerîf Hüseyn Paşa’dan alamadı. 1924 ’de, İngilizler, Mekke emîri Şerîf Hüseyn Paşa’yı yakalayıp Kıbrıs’a götürdü. Paşa, 1931 da kapatıldığı otelde vefat etti. Medine’ye yerleşen oğlu Şerîf Abdullah da babası ölünce İngilizler tarafından Amman’a sürüldü. Şerîf Abdullah, 1946 da Ürdün Devleti’ni kurdu ise de, 1951 de Mescid-i Aksâ’da namaz kılarken, İngilizlerin kiralık katilleri tarafından şehîd edildi. Şerîf Hüseyn Paşa’nın ikinci oğlu Şerîf Faysal da, 1921 de Irak Devleti’ni kurdu ve 1933 ’de vefat etti.

Şerîf Hüseynin Mekke’den uzaklaştırılması ile üzerine, Abdülazîz bin Abdurrahmân, 1924 te. Mekke’yi ele geçirip, 1926 da bütün Hicaz’ı zabt ederek, kendini Hicaz kralı îlân etti.Suudi Arabistan sınırları içindeki Mekke-i mükerreme içinde Kâbe-i muazzama bulunduğundan, diğer şehirlerden faziletli ve mukaddes bir şehirdir. efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Mekke’den hicret edip döndüğü vakit Kabe’nin karşısına geçerek; Ey Kabe! Allahü teâlânın yarattığı en hayırlı memleketler içerisinde en çok sevdiğim yer sensin. senden çıkarılmasaydım ben de çıkmazdım” ve “Kabe nasıl en şerefli yer olmasın ki, ona, yalnız bakmak bile ibâdetdir”buyurdu.

Peygamber efendimiz; “Mescid-i Aksâ’da kılınan bir rek’at namaz, bin namaza, Mescid-i Nebevî’de kılınan bir rek’at namaz on bin namaza, Kabe’de kılınan bir rek’at namaz ise yüz bin namaza muâdildir” buyurarak medh etti. Kâbe-i muazzamanın bulunduğu Mekke-i mükerreme kuzeyden güneye uzanan Arafat ve Kabis dağları ile Sevr ve Hıra dağlarının arasındadır Mekke-i mükerremede ve civarında bulunan mübarek yerlerden bâzıları şunlardır: Kâbe-i muazzama: Mekke’nin ortasında olup, müslümanların kıblesidir, hacıların etrafını tavaf ettikleri Beytullahtır mukaddes evdir Safa: Kâbe-i muazzamanın doğusunda bir tepe olup, hacda sa’y yapmağa bu tepeden başlanır. Merve: Kabe’nin yakınında bir tepe olup, sa’y esnasında Safa tepesinden sonra Merve tepesine gidilir. Safa ile Merve arası üç yüz otuz metredir.


Beyt-i Mevlid-i Nebevî: Peygamber efendimizin doğduğu evdir. Mekke’nin doğu cihetinde Şiab-ı Ebû Tâlib caddesindedir. Ebû Kubeys Dağı: Kâbe-i muazzamanın ve Safa tepesinin doğu kısmında olup, hazret-i İbrahim bu dağın tepesinden insanları hacca davet etmiştir Cennet-ül-Muallâ: Mekke’deki kabristanın ismidir. Hazret-i Hadîce ve bâzı Sahâbe-i kiram bu kabristanda medfûndur. türbeler ve kabir taşları, Osmanlılardan sonra yıkılarak yerle bir edilmiştir.Hira Dağı: Mekke-i mükerreme ile Minâ arasında bulunan bir dağdır. Peygamber efendimize ilk vahy bu dağdaki Hirâ mağarasında gelmiştir. Sevr Dağı: Mekke-i mükerreme’nin güneyinde bulunan, Peygamber efendimiz ile hazret-i Ebû Bekr’in Mekke’den Medine’ye hicretlerinde gizlendikleri mağaranın bulunduğu dağdır Minâ: Mekke’nin doğusundaki dağların eteğinden Arafat’a giden yol üzerinde bulunur Hac ibâdetinde kurban kesilen ve şeytan taşlamak için gidilen yerdir. İbrahim aleyhisselâm oğlu hazret-i İsmail’i kurban etmek için buraya götürmüştür. Mekke ile arası altı kilometredir Minâ, Mekke’nin kuzeyindedir.

Müzdelife: Arafat ile Minâ arasındadır, Adem aleyhisselâmla hazret-i Havva’nın yeryüzünde ilk kavuştukları yerdir. Hac esnasında burada bir müddet durmak ve vakfe vâcibtir. Meş’ar-i Haram: Müzdelife’nin bitiminde Cebel-i Kuzah yakınındadır Müzdelife vakfesinin burada yapılması efdaldır.
Arafat: Mekke-i mükerremenin doğusundadır 70 metre yüksekliğindeki tepenin ve bu tepenin önünde bulunan ovanın ismidir. Kurban bayramından bir gün önce, Arefe günü burada vakfeye durmak haccın farzlarındandır. Tepe, koyu yeşil taş yığınlarından meydana gelmiştir. Arafat ovasının ortasındaki bu tepeye rahmet dağı mânâsına Cebel-ür-Rahme de denir. Peygamber efendimiz yüz bini aşkın müslümana Veda hutbesini burada okudu.

-Hil: Hacda ihrama girme yerleri olan ve mîkat denilen yerler ile Mekke şehri, yâni Harem arasına hil denir. Harem: Mekke-i mükerremeden geniş olup, hududu İbrahim aleyhisselâm tarafından çizilmiş ve onun tarafından dikilen taşlarla gösterilmiştir. Bu taşlar çok kere yenilenmiştir. Mekke-i mükerremenin fazileti hakkında hadîs-i şerîflerde buyruldu ki: “İslâm beldelerinin hiç birisi kalmaz ki onu Deccal ve orduları çiğnememiş olsun. Yalnız Mekke ile Medine bu istilâdan ma’sûn bulunur” ve “Mescid-i Harâm’da kılınan bir namaz, şâir mescidlerde kılınan yüz bin namazdan efdaldır.”


Kaynak etstur.com


MEDİNE’DE ZİYARET EDİLECEK MEKANLAR

Mescid-i Nebevi (Peygamber Camii) Mescid-i Nebevi ya da diğer adı ile Mescid-i Nebi, Hz. Muhammed'in Hicret'ten sonra ashabı ile birlikte inşa ettiği ve namaz kıldırdığı yapıdır. Efendimizin kabr-i şerifinin de yer aldığı mescit halifelerce genişletilmiş hz Ebubekir ve Hz. Ömer'in kabirleri burada bulunuyor. Efendimiz hadis-i şerifinde; "Mescidimde kılınan bir vakit namaz, Mescid-i Haram hariç başka mescitlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır" buyuruyor.

Ravza-i Mutahhara Cennet Bahçesi Mescid-i Nebevi içerisindeki Hücre-i Saadet ile Minber arasında kalan kısımdır 22 m uzunluğunda, 15 m genişliğindedir hadislerde "Cennet Bahçesi" olarak adlandırılır. bu alan Mescid-i Nebevi'nin tüm halılarından ayrı olarak yeşil halılarla belirlenmiştir.

Cennet-ül Baki (Baki Mezarlığı)Hz. Muhammed (SAV) zamanında kurulan Medine İslam Devleti'nin ilk mezarlığı olan Cennet-ül Baki, Mescid-i Nebevi'ye çok yakındır Peygamber Efendimizin sahabelerinin de kabirlerin bulunduğu mezarlıkta türbeler ve taşlar, şehrin Osmanlıdan çıkmasından sonra yıkılmış. Müslümanlarca kutsal kabul edilen mezarlık, hac ve umre ibadetlerinde ziyaret edilen mekanların başında geliyor. Hz. Osman, Hz. Hüseyin, Peygamber Efendimizin amcası, eşleri ve birçok İslam alimi bu mezarlıkta medfundur.

Kuba Mescidi Hz. Muhammed(SAV) Mekke'den Medine'ye hicreti sırasında 14 gün konakladığı Kuba'da inşa edilen bizzat Peygamber Efendimizin de çalıştığı mescittir. İslam'da cemaatle namaz kılmak için inşa edilen ilk mescittir ziyaret etmek ve namaz kılmak sevaptır

Uhud Şehitleri / Medine'nin kuzeyindeki Uhud Dağı, Mescid-i Nebevi'ye 5 km mesafededir 110 m yüksekliğindeki Uhud Dağı, Hicret'in üçüncü yılında müşriklerle gerçekleşen Uhud Savaşı'nın gerçekleştiği yerdir. ashab-ı kiramdan 70 kişi şehit olmuştur Peygamber Efendimizin her yıl şehitleri ziyaret etmesi nedeniyle Uhud Dağı hac ve umre ibadetlerinde en çok ziyaret edilen kutsal mekanlardandır

Kıbleteyn Mescidi İslam'ın ilk zamanlarında kıble Mescid-i Aksaydı Hicret'ten 18 ay sonra Hz. Muhammed'in (SAV) ikindi namazının farzını kıldırdığı sırada kıblenin Mescid-i Haram Kabe olmasına dair ayetin indiği mescittir Namazın ilk iki rekatı Mescid-i Aksa'ya doğru, son iki rekatı Kabe-i Muazzama'ya doğru kılınmıştır. Kıbleteyn Mescidi yani İki Kıbleli Mescit adını alan yapı, hac görevini yerine getiren Müslümanların ziyaret edip namaz kıldıkları kutsal mekandır

Yedi Mescitler ( Mescid-i Seb'a) Mekkeli müşrikler ile yapılan Hendek Savaşı'nın gerçekleştiği yerde bulunan mescitlerdir Efendimizin savaş döneminde kendisinin ve sahabinin çadırlarının kurulduğu, namaz kılınıp duaların edildiği noktalar üzerine; Hz. Selman, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz.Sa'd b. Muaz adına yapılmış mescitler burada bulunuyor.
25-07-2018 10:12 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 2 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi [email protected] adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to [email protected]