Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
EĞİTİM...
Yazar Mesaj
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,182
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1118
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #1
EĞİTİM...
Her şeyin temeli eğitim! Eğitim şart! Eğitimsiz olmaz! Gibisinden klişeleşmiş ama hakikati ifade eden sözleri dilimize pelesenk etmişiz, temcit pilavı gibi ortaya sürüp duruyoruz. Hatta ne garip artık dilimizde iğreti durur hale bile gelmiş. Peki, bu öncüllerin gereğini yapıyor muyuz? Hatta söylerken ne kadar sahici ve ciddi söylüyoruz? Ne kadar dürüstüz bunu söylerken? Bir şeyi söylem olarak dile getirmeyi çok seviyoruz. Ama o söylemi eyleme dönüştürmeyi hiç sevmiyoruz. Ya da çok sahtekârız, riyakârız. İki durumdan birisiyiz, hiç kaçar tarafı yok. Tıpkı bir kimlikten gururla bahsedipte, o kimliğe dair meziyetleri taşımadığımız gibi ya da taşıyacak çapta olmadığımız gibi. Veyahut bir hakikati ciğerlerimizi kanatırcasına bildiğimiz ama bir türlü eyleme dökmeye yanaşmadığımız gibi, üstelik eyleme dökmekte hiçbir sakınca ve önümüzde hiçbir engel olmadığı halde. Yoksa var mı böyle şeyler? Biz abuk sabuk şeyler yapmayı, eğitim yapıyoruz sanıyoruz yemin ediyorum. Kendimi bildim bileli, ilk bilince erdiğim günden bugüne, bu manzarayla karşı karşıyayım. Ne kazandık? Ne kazanabilirdik ki? Bir kere karar vermeliyiz. Biz hakikati seviyor muyuz, sevmiyor muyuz? Şerefim ve namusum üzerine yemin ediyorum sevmiyoruz. Böyle konuştunuz mu, peş peşe gelen bir yığın boş lafla karşılaşıyorsunuz. Ama hadi buyur dendi mi de apışıp kalıyoruz, afallıyoruz, rezilleşiyoruz. Haddizatında sefilane yaşıyoruz ama çok iyi yaşadığımızı sanıyoruz. Zihnimiz meflûç, kalbimiz meflûç, vicdanımız meflûç! Bunun sonucunda yüce bir eylem bekleyemeyiz elbette değil mi? Zira eylemi doğuracak kaynaklar kuru ise ya da kirli ise, eylem nereden, nasıl doğacak? Geçelim!

Eğitim nedir? Eğitimi biliyor muyuz? Eğitimin nasıl olabileceği üzerinde kafa patlatıyor muyuz gerçekten? Lütfen namuslu olalım, tüm doğallığımızla, temizliğimizle, samimiyetimizle kafa patlatıyor muyuz eğitim üzerine? Vicdanımla soruyorum bunu. Gerçekten merak ediyorum, laf yarıştırmayı bir kenara bırakalım, fikri temelde hiçbir sorgulama yaptık mı, yapıyor muyuz? Eğitim üzerine kaç kitap okuduk, okuduğumuz kitabın kaçını ciddiyetle okuduk, ciddiyetle okuduğumuz kitabın kaçını anladık? Eğitim olgusu üzerine gerçekten sonuç alabilecek ve aldığımız sonuçlara tahammül edebilecek çözümlemeler yaptık mı? Ya da sorgulama yapabilir miyiz, yapabiliyor muyuz? Sen biliyorsun, ben bilmiyorum, sen yapamıyorsun, ben yapıyorum gibi fasit daire içerisinde dolaşmak yerine, şerefli halkedilmiş insanlar olarak, bu ülke için, neslimiz için, aydınlık istikbalimiz ve tam istiklalimiz için her birimiz ne yapabiliriz, yapabiliyoruz temel düşüncesinde birleşebiliyor muyuz? Yoksa senin yaptığın, benim yaptığım ya da yapamadıklarımız külliyen boş işler. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz, zira mütemadiyen malayani ile iştigal ediyoruz. Mesela; hiç, bu ülkenin çocukları nasıl bilim üretebilen nesiller haline gelir, nasıl yüksek düşünceler üreten, büyük sanat harikaları yaratan, büyük atılımlara vesile olacak sahici ve ciddi projeler üreten nesiller haline gelir diye hiç düşünüp, halimize bakıp, kahroluyor muyuz? Bakınız biz her şeyimizi böyle yapıyoruz. Biz bu ülkede kitabı bile metazori okutacağız handiyse. Kitap okumayı tavsiye eden ama kitap okuyana zerre miskal itibar etmeyen insanlarız. Şereflice cevap verin bana, bu ülkede kitap okuyan insan mı daha değerli, yoksa cebi dolu kodaman mı hatta pezevenk olduğu halde kasası güçlü olan biri mi? Bu bizi mahvediyor biliyor musunuz? Biz dürüst insanlar değiliz maalesef! Herkesin gözü, kulağı, birbirinin yaptığında ve birbirinin ayağını nasıl kaydırabileceğini düşünür bizim ülkede kahir ekseriyet.

Bu hayatta en büyük yanılgılarımızdan birisi, her şeyin kanunlarla olup bittiğine inanmak ve bu minvalde hareket etmektir. Oysa hiçbir olgu yoktur ki, kanun temelinde ideal düzeyde olaylaşmış olsun. Büyük başarılar elde etmiş hiçbir kimse yoktur ki, elde ettiği başarıları kanunları bildiği için başarmış olsun. Aksine kanunlar gerileticidir haddizatında işin özünde, en dibinde. Elbette bu tür şeyleri en dibine kadar, tüm tafsilatıyla izah ve izhar edeceğim ömrümün bereketi olacak olan eserimde. Oysa böyle basit ve saçma şeyleri bırakıp daha yüksek düşünmeliyiz. Zira herkes farklıdır, farklı kabiliyettedir ve herkes elinden gelenin en iyisini yapacaktır, yapmalıdır. Gerçekten bu sorular üzerinde tüm samimiyetimizle, ciddiyetimizle, mutlak doğallığımızla, insan olmaklığımız temelinde dürüst ve namuslu olarak kafa yoruyor muyuz? Yani insan nedir, insan niçin vardır, insan eğitilmeli midir, eğitilmemeli midir? Niçin eğitilmelidir? Nasıl eğitilmelidir? Eğitilebilen bir varlık mıdır insan? İnsanın bu dünyada ki ihtiyaçları nelerdir? İnsan, hayatı boyunca ne ile yaşamaktadır? Ahlakın eğitimle ilişkisi var mıdır ve nedir? İnsan, ahlaklı olsun diye mi eğitilir? İnsan, kendi kafasıyla düşünemeyecekse, düşündüğü zamanda tehlikeli addedilecekse, düşündüklerini izah ve izhar edemeyecekse, eğitimin gayesi nedir? Kafa ve kalp, eğitim olgusunun kapsama alanında mıdır? Okul nedir, niçin vardır, faydası var mıdır, yok mudur? Okulsuz da olabilir mi? İnsan nasıl yetiştirilmelidir? Yoksa zaman mı dolduruyoruz, bulunduğumuz yeri muhafaza etmek adına malayani ile iştigal ederek kendimizi görünmez kılıp zarardan korunma yolunu mu seçiyoruz?

İnsanı hangi yönde yetiştirmeliyiz? İnsanı, insana düşman paradigmaların kuklası olarak yetiştiriyor olabilir miyiz acaba? Şayet böyle ise biz hangi eğitimi veriyor olabiliriz ya da eğitim veriyor olabilir miyiz? Ne garip ki, düşünen ve düşündüğünü olduğu gibi ifade eden insanlar tarih boyunca hep sakıncalı olarak görülmüştür. Çünkü kalıplaşmış düşünceleri sarsmışlar ve alışkanlıkları bozmuşlardır. Şahsım olarak eğitimi bildiğimizi düşünmüyorum. Eğitim üzerine düşünüyor muyuz? Düşündüğümüze de inanmıyorum, düşünüyoruz denilirse de, bunun büyük bir yalan olduğunu düşünürüm. Çünkü eğitim üzerinde düşünüyorsak çıkarımlarımız barizdir, eğitimi biliyorsakta yapacaklarımız barizdir. Biz sadece yaptığımızın bir eğitim işi olduğunu sanıyoruz. Bir yığın akademik lafazanlıklar üretmeyi ve eğitim diye saçma sapan şeyler yapmayı becerebiliriz ancak ve buna da eğitim deriz. Eğitim; bir ruh terbiyesidir, kafa disiplinidir. Ya da gerçekten böyle midir, bu mudur? İnsanın eğitilmesi işidir. İnsanın, insan olmasının yolunda ki engellerin izale edilmesi işidir ama bilinçli ve farkında olarak. Hani insan var. İnsanın bir ruhu var, kafası var. İnsan bir dünyada yaşıyor. İnsanın yaşayacağı bir hayat var. İnsan bir toplum içinde bulunuyor. İnsanın ruhunun ve kafasının bir şekilde iyi işlemesi gerekir. Aklı, iradesi, nefsi var, bu yüzden insanın eğitilmesi gerekir. Eğitmek; başlı başına disiplinize etmek, düzene sokmak işidir. Ne disiplinize edilir, düzene sokulur? İnsan denilen canlı varlık! Peki, biz hangi eğitimi yapıyoruz? Eğitimi kim için yapıyoruz? Eğitim yapabiliyor muyuz?

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
06-06-2018 04:23 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,182
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1118
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #2
RE: EĞİTİM...
Allah, bana, sus der mi? Gerçekten, Allah, beni, susturur mu? Beni susturacaksaydı ya da bana sus diyecekseydi, beni sorumlu kılar mı-y-dı, bana uyar der miydi? Her doğruyu her yerde söyleme, çünkü her doğru şey her yerde söylenmez der miydi mesela? İşte doğruyu söylersen, şu kulumun gücüne gider, o kulumun çıkarları zedelenir, bu yüzden bildiğin doğrular sende kalsın der mi mesela? Öyle derseydi, beni, insan olarak halk eder miydi? Benim anlamım, varlığın ve hayatın anlamı ne demek olurdu o zaman? Faniliğin anlamı ne demek olurdu? Fanilik gerçeklikse ve ben fani isem, burada söyleyemediğim doğruyu nerede ve ne zaman söyleyeceğim, kime söyleyeceğim, niçin söyleyeceğim, söyleyebilecek miyim? Söylemediğim doğrulardan sorulmayacak mıyım, sorumlu olmayacak mıyım? Doğruyu söylemeden ölmek, yaşayanlara ve yaşayacak olanlara zulüm değil midir? Doğruyu saklamak, haksızlık ve adaletsizlik değil midir? Hakikat benimle ölmeli midir? Hakikat benimle ölecekse, ben, insanlığa ne söyleyeceğim? Öyleyse, bu yürek hiç susmaz, susmayacak! Belki hakikati en dibine kadar söyleyemeyecek ama hakikati hep söyleyecek. Öyleyse, benim, her türlü soruyu sormam ve her şeyi sorgulamam gayet normaldir. Birgün gelecek ki, hafızalarda, bildiğimiz kanunlar, sahip olduğumuz maddeler değil, ortaya koyduğumuz eylemler, yaşadıklarımız, geride bıraktığımız karakterimiz, pervasızca haykırdığımız hakikatler ve ürettiğimiz eserlerimiz kalacak ve hatırlanacak. Bu sebeple, bilmek ve susmak değildir insan olarak hatırlanmak; konuşmak ve yapmak olacaktır hatırlanmaya sebep. Geçelim! İlk evvelde eğitim olgusunun mahiyetinin ne olduğunu, ne anlama geldiğini çözümleyelim naçizane. Yaşadığımız çağda eğitim deyince aklımıza ilk gelen şey; insanların birer eğitim kurumu olan okullara gidip okumayı-yazmayı öğrenme süreci oluyor. Fakat gerçek manada eğitimin nasıl yapılacağı, nasıl yapılması gerektiği, niçin ve kim için yapılması gerektiği üzerinde hiç mütalaa ve münazara yapılmıyor. Hâlbuki eğitim bir toplumun temelidir, belkemiğidir, varoluşunun önkoşuludur. Böyle midir gerçekten? Böyledir demekten başka söylenecek hiçbir söz kalmıyor. Bir fert için, varoluş sürecinin mukaddimesidir.

Eğitimsiz kalan bir insanlığın ve insanın, onurlu, güçlü huzurlu ve özgür olması muhal ender muhaldir. Çünkü eğitimsiz kalmak, cehaletin karanlığına mahkûm olmayı, esareti hürriyet bilmeyi, sefaleti izzetli yaşama sanmayı intaç edecektir şüphesiz olarak. Güçlü bir eğitim sistemine haiz olmayan bir devletin ve toplumun, başka devlet ve toplumların peyki ve payandası olması mukadderdir. Binaenaleyh eğitim, üzerinde öncelikle durulması gereken hayati bir meseledir. Gerçekten en hayati meseledir. Zira hayat, başlangıcından son anına kadar eğitimdir. Tabi biz bunun idrakine varabildik mi? İşte orası meçhul hatta varamadık maalesef. Eğitim, insanlık tarihinin belki de en çok konuşulan en mühim meselesi olagelmiştir günümüze dek ve üzerinde sayısız düşünceler serdedilmiştir. John Dewey; hayatın sil baştan örgütlenme ya da yenilenme vetiresidir der eğitim için. Tyler ise; ferdin yaşamına yön veren ya da yaşamının özü olan davranışlarının yenilenmesi ya da değiştirilmesidir der. Bizde ise Selahaddin Ertürk; bireyin hal ve davranışlarında, istenilen istikamette değişimler gerçekleştirebilme vetiresi olarak izah eder eğitimi. Eğitim özet olarak; insanı, insan yapmak sanatıdır bendenize göre. Çünkü insan, eğer insan olamamışsa, eğitim niçindir, nedendir? Yukarıda ki tanımlamaların hepsi, birilerinin istediği insanı yaratmak için eğitimi aracı kılmak arzusudur. Oysa eğitim, asla ve kata, birilerinin istediği insanı yaratmak değil, insanı, gerçekten insan kılmak işidir. Tarih boyunca istenilen insan tipi üretilmeye çalışılmıştır, okullar; insan üreten fabrikalar olarak görülmüştür ama ne hazindir ki, bu bakış ve anlayış, insanı vahşi bir canavara dönüştürmüş, iradesiz robotlara indirgemiş, kulların kulu olan zavallı bir varlık derekesine düşürmüş, özbenliğini yitirmiş ve özgüvenini kaybetmiş hasta ve sakat bir insan tipi doğurmuştur.

Eğer hastalığı doğru teşhis edebilir ve adını doğru koyabilirsek, tedaviyi de kolay şekilde yapabiliriz ve netice alırız. Zira ne, neyi, niçin ve nasıl yapabileceğimizi biliyor oluruz. Bilakis, zaman geçtikçe ve hastalık bünyeyi sardıkça tedavi imkânsız hale gelebilir ve ölümü beklemek zorunda kalırız. Eğitim mekanizması doğru ve tutarlı işlemezse ve münhasıran asli mahiyetine mütenasip işlemezse, silsile halinde her şeyin şirazesinden çıkması kaçınılmaz mukadderattır. Çünkü insan, eğitimden geçmekte, her şeyde insandan geçmektedir. Bu dünyanın altyapısında bir emek vardır ve o emeğin sahibi insandır. Bu dünyayı imar eden de, harap eden de insandır. Yanlış teşhisler yanlış tedavilere yönlendirmekte, yanlış tedavilerde hastalığın iyileşmesini değil daha da kökleşmesini ve hiç ummadık anda nüksetmesini ve hayatın tadının yitmesini intaç etmektedir. Sorun olmayan şeyleri sorunmuş gibi algılıyor, anlıyor ve onları çözelim derken daha büyük sorunların tezahür etmesine sebep oluyoruz. Asıl sorunlar ise bu meyanda büyüyor, büyüyor ve bir çığ olup bizi de yuvarlayıp götürüyor. Bir de bakmışız ki, ne sorunlarımızı çözebilmişiz ne de bir dere boyu yol alabilmişiz. Öyleyse öyle bir eğitim mekanizması olmalı ve o mekanizmadan öyle insanlar yetişmelidir ki, umut yüklü güneşli güzel günler, aydınlık ve görkemli bir yaşam bizi beklesin ve bu yaşam, bizim bize armağanımız olsun. Eğitim mekanizmasının ürünü olmayan insan, hiç kuşkunuz olmasın sokakların karanlık çarklarının ürünü olacaktır ve kanı, gözyaşını, hastalığı, karanlığı getirecektir. Biz ise bunun önüne nasıl geçebiliriz sorusunu sormalı ve sahici arayışlar içinde olmalı, doğru cevapları bulmalı ve bulduğumuz cevapları korkmadan eyleme geçirmeliyiz. Ama sorgulamadan olmaz, konuşmadan olmaz. Sorgulayacaksın ve konuşacaksın ki ama dürüst ve samimi olacaksın ki, eksikler, hatalar, yanlışlar bilinsin ve düzeltilme şansı elde edilsin. Hakikat güneşi, fikirlerin müsademesinin neticesi değil miydi? Ancak ölüler susar ve ancak ölüler aramazlar ve ölülerin güzel bir yaşama ihtiyaçları olmaz. İnsanın susması, insanın ölmesi demektir. İnsan ölürse her şey ölür, zira her şey insan yaşadıkça vardır ve insan varsa anlamlıdır.

İnsan da, eğitimle anlamlıdır ve eğitimle varolur. İnsan eğitilmelidir ki, tüm tabiat, eğitilmiş insanın ellerinde, mahiyeti bozulmadan tüm güzelliklerini insanlığa sunabilsin. Eğer eğitim mekanizmasının çarkları doğru yönde dönmezse ve bozuk işlerse, hiç kuşkusuz ki o çarkın dönüşü hep bozuk insanların yetişmesine neden olacaktır. Çürük bir insan da bütün hayatın çürümesine ve her şeyin mahiyetine mugayir yönde varolmasına yol açabilecektir. Lütfen düşünün, böyle değil midir Allah aşkına? Bir toplulukta ki, bir insan çürükse, o topluluğun sağlıklı olması, kendi içinde ve dışında sağlıklı iletişim kurabilmesi ve ilişkilerini sağlıklı sürdürebilmesi nereye kadar kabil olabilecektir? Mekanizmanın teklemesi, dejenerasyona ve alinasyona yol açmaktadır. Dejenere ve aline olan bir insan, bazen tüm insanlığın bünyesinde telafisi imkânsız yaraların ve hastalıkların oluşmasına neden olabilmektedir. Oysa eğitimin varoluş sebebi; tüm varlığın eğitilmesidir. Sağlam olanı hastalandırmak değil, hasta olanı iyileştirmektir. Eğitim, eğer vicdanları ve aklı işletebiliyorsa eğitimdir, bilakis eğitim diye bir şey yoktur. Çünkü vicdanı ve aklı çalışan insan iyidir ve iyileştirir. Eğer insanlara hissetmeyi ve düşünmeyi öğretemiyorsa eğitim, eğitim diye bir şey yoktur. Hissetmeyenlerin ve düşünmeyenlerin bu dünyaya katacakları hiçbir değer yoktur çünkü. Hakiki anlamda eğitilmeyen insanlar hissedemezler ve düşünemezler, hissedemeyen ve düşünemeyen insanlarda her şeyi çürütürler ve kokuturlar. Bana söyleyin lütfen, eğitilmiş insanlar ya da kendilerini eğitmiş insanlar, insanlardan nefret edebilirler mi? Bozabilirler ve yıkabilirler mi? Mümkün değil, ancak severler ve sevgiyi çoğaltırlar, ancak düzeltirler ve yaparlar. İnsanın değerli olması ve insana değer verilmesi bile bir eğitim işidir ve eğitilmiş insan işidir!

İnsan, hayat murakabesi yapar (tabi yaparsa ve yapıyorsa) ve hayatında ki yanlışlarını, faydasız şeyleri ayıklar ve bunu yapması da iktiza eder. Hayatta bir sistemdir filhakika. Sistemsiz hayatın insicamı bozulur ve kaos meydana gelir. İnsan, doğrularını ve faydalı şeyleri de tespit eder ve bir kenara koyar. Hayatının düzeninin idamesi buna merbuttur. Bunu yapmazsa, bitevi tökezler ve istediği şeye asla ulaşamaz. Nitelik mi önemlidir, nicelik mi bir karar verir. Nicelik duruma ve şartlara bağımlıdır, değişkendir. Nitelik ise durum ve şartlar ötesindedir ve devamlıdır. Son tahlilde, nitelik galip gelir! Nice az ordular, nice çok ordulara galebe çalmışlardır. Haddizatında her şeyde böyle olmalıdır. Eğer niteliği önemsemezseniz, yanlışları umursamazsanız, faydasız olanı ayıklamazsanız, sarf ettiğiniz eforu berhava etmiş olursunuz ve sağlam yürüyemez, bir arpa boyu yol alamazsınız. Zira faydasız olanda boğulur, fuzuli yorulmuş olursunuz. Keza önceliğini de belirler insan. İhtiyaç mı, istek mi? Eğer, insan, bunları yapmaz ve hayatında bir istikrar sağlayamazsa mutsuz ve başarısız olur daima. Olguların ve olayların künhüne inerek ve hakikati bilerek, hayatında, eğer bir dönüşüme gitmezse hep yerinde sayar ve bu şekilde bir şeyler umar ama umduğuna erişemez ve boşu boşuna bekler beklediğini. Herhangi bir sistemde de aynen böyledir işler. Mütemadiyen faydasız şeylerle iştigal edilirse, nitelik yerine nicelik öncelenirse, yanlış olanda inat edilirse, doğru olan bilinmezse sistem yorulur, çark ağırlaşır ve çöküş start verir. Hayat belki çokta ciddiye alınacak bir şey değildir ama ciddiyetsiz yaşanacak bir şeyde değildir. Geçelim! Eğitim, hayatın bir parçasıdır ve belki de hayatın kendisidir, peki eğitimi ciddiye almamanız kabil midir? Kabilse, buyurun almayın da görelim. Binaenaleyh, eğitimde ki sıkıntı neyse doğru düzgün tespit edilmeli, faydasız şeylerle iştigal etmekten vazgeçilmeli, eğitimin gerçek amacı ne ise oraya odaklanılmalı ve o amaca matuf adımlar atılmalıdır. Eğitime zerre faydası olmayacak, amaca götürmeyecek şeylerden vazgeçilmelidir ya da aciliyetler önceliklenmelidir. Ve yapılan her şey ciddiyetle yapılmalıdır, baştan sağma değil. Benim sokağa çıkacak ayakkabım yoksa, telefona göz dikemem, bunu yaparsam dünyanın en saçma şeyini yapmış olurum.

İnsan bozuksa ve her şey insanla başlıyor, insanda bitiyorsa, insanı düzeltmem gerekirken saçma sapan şeylerle iştigal ediyorsam, benim yaptığım, yapsam da ciddiyetle yaptığım hiçbir şey yoktur. Nihayetinde bir sonuca erişmem de kabil-i mümkün değildir. Yüzeysel tedavilerle, sonuç vermeyecek yöntemlerle nereye kadar gidebilirim, ne yapabilirim? Ağacın kökü sağlam değilse ve doğru düzgün beslenmiyorsa, dallar nasıl beslenir ve sağlıklı olur? Öyleyse kök iyi beslenecek ve sağlam olacak ki, dallar, yapraklar, çiçekler, meyveler de sağlam ve sağlıklı olsunlar ve insanlar onlarla şifa bulsunlar. Çocuk sokakta değil ocakta pişer! Biz yaptığımız hiçbir işi samimiyetle, ciddiyetle yapmıyoruz. Böyle yapmıyoruz ama kendimizi sorumlu olarakta görmüyoruz. Eğer layemut eserler ihdas etmek, görkemli anıtlar dikmek istiyorsak, nitelikli insanların türeyeceği nitelikli sistemler ve yapılar teşekkül ettirmek mecburiyetindeyiz. Ve faydasız ve tali işlerden yüz çevirmeli, faydalı ve öncelikli olan ne ise tespit edip onunla iştigal etmeliyiz. Hayır, lütfen söylesenize, ciddi hiçbir gayeye hizmet etmeyecek olan, olsa da olmasa da fark etmeyecek olan, elle tutulur bir ciddiyetten uzak olan, ne insana ve ne de hayata hiçbir artı değer katmayacak olan, bilakis bizi gayemizden uzaklaştıran ve yolumuzu uzatıp yürüyüşümüzü akamete uğratan şeylerle iştigal etmenin anlamı nedir Allah aşkına? Biz insanı çürütüyor muyuz yoksa diriltiyor muyuz, bunu hiç soruyor muyuz kendimize? Biz hiçbir işe yaramayan, yaramayacak olan kanunlar içinde boğuluyoruz, prosedürler içinde ağır ağır çürüyoruz. Ama bunu fark edecek zekâdan maalesef yoksunuz. Doğru söyleyene kızılır mı? Biz doğruya kızan insanlar yetiştirdik, insana değer vermeyen insanlar büyüttük, çalışanı sevmeyen, niteliği umursamayan, dürüst olanı taltif etmekten korkan, namusludan nefret eden insanlar ürettik? Peki, bunu nasıl ve nerede yaptık, neyle yaptık? Gerçekten bir gece yarısında kalkıpta, kendi kendimizi acımasızca ve cesurca sigaya çektiğimiz oluyor mu hiç? Cevaplar bulduğumuz ve bulduğumuz cevapları, kaybedeceğimizi bildiğimiz halde kabullendiğimiz oluyor mu? Bize bunu yaptırmayan eğitim hangi eğitimdir, ne menem bir eğitimdir? Eğitim, insanı ve insanlığı öncelemiyorsa ve insanlaştırmıyorsa ne işe yarar?

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
08-06-2018 01:55 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,182
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1118
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #3
RE: EĞİTİM...
Eğitim olgusunun künhüne inmeden, tüm boyutlarıyla çözümlemesi yapılmadan ve oradan yola çıkarak olaylaşmasına matuf samimiyet temelinde eylemlere start vermeden yapılabilecek hiçbir akılcı ve kalıcı iş kabil olamaz. Bedeni yaşatmak değildir marifet, ruhun sağlığını korumaktır. Görkemli bir bedende görkemli bir ruh yoksa, o bedenin mevcudiyeti hiçbir şey ifade etmez, zaten sağlıklı da olamaz. Bunun için de işe öz nüveden başlamalıyız. İnsanın yetiştiği ocaktan ve kucaktan başlamalıyız yani insandan başlamalıyız. Çünkü eğitim, münhasıran insan içindir, insan odaklıdır, insan hedeflidir ve hedefi insandır. Olguların mahiyeti bilinmeden, idrak edilmeden, mahiyete mütenasip hiçbir eylem tahakkuk etmeyecektir. Her daim boşa kürek çekilecektir ve menzile varmak muhal ender muhal olacaktır. Eğitim reklamla olmaz. Çünkü eğitimde gösteriş olmaz. Eğitim gösterişe boğulduğu vakit ve gösteriş budalalarına bırakıldığı vakit, kimse eğitimden bahsedemez. Keza eğitim kanunlarla, malayani prosedürlerle olabilecek bir şey de değildir. Hele hele karmaşıklaştırılmış ve içinden çıkmanın imkânsız olduğu kanunlarla, prosedürlerle ve üretilen saçma sapan yöntemlerle olabilecek bir şey hiç değildir. Yüreğimden konuşuyorum ve yüreklerde makes bulmasını istiyorum naçizane düşüncelerimin. Bir kere eğitim nitelik işidir, çünkü niteliğin temelidir eğitim. Zira ancak hakiki anlamda eğitilmiş insanlar nitelikli olabilirler ve nitelikli iş üretebilirler. Bir yapının sağlamlığı da nitelikli insanların varlığıyla mütenasiptir. Niteliksiz, ufuksuz, derinliksiz, çapsız insanlarla varılabilecek hiçbir hedef, yaşatılabilecek hiçbir ideal yoktur. Kaprisli, kompleksli, büyük rüyalara sahip olmayan hatta olabilecek çapta bulunmayan, işi gücü insanlara nasıl sıkıntı verebilirim, bana şu zaman şunu yapmıştı, şimdi intikamımı nasıl alabilirim kafasıyla ucuz ve küçük hesaplar peşinde koşan insanların eğitime verebileceği hiçbir şey yoktur, bu tür insanlarla iş yapmaktan imtina etmeyenlerinde eğitim davası diye bir davaları olamaz.

Bir eğitimcinin işi, insanlarla uğraşmak değildir, insanları nasıl iyiye, güzele, doğruya yönlendirebilirim, onlara nasıl heyecan ve şevk zerk edebilirim olmalıdır. Zira içeride ışık yoksa dışarıya ışık yansıtılamaz. İçeride huzur yoksa dışarıya huzur sunulamaz. İnsanlar işlerini huzurlu ve mutlu bir şekilde yapabilecekleri bir ortama sahip olmalıdırlar. Bulundukları ortamda özgünlüklerinin ve özgürlüklerinin korunabildiğine inanmalıdırlar ve güven içerisinde çalıştıkları hissine varmalıdırlar. Maalesef çok küçük düşünüyoruz, dar ve sığ sularda yüzüyoruz. Günübirlik çözümler üretip, çıkarlarımızı koruma peşinde koşuyoruz. Kesinlikle olgun değiliz. Olgun insanların davranış tarzları sonsuz farklıdır çünkü. Olgun insanlar asla basit, ucuz, küçük düşünmezler ve bu minvalde hesap peşinde koşmazlar. Asla ve kata insanlarla uğraşıp durmazlar, çünkü onların çok büyük rüyaları vardır ve o rüyalar peşinde koşturmaktadırlar. Gönlümüz çok dar, bu yüzden de bitevi basit hesaplar yapıp, insanlara nasıl sıkıntı verebilirim derdine düşüyoruz. Küçük insanları büyük yerlere yükseltip tüm güzellikleri katlediyor, insanları boğuyoruz. İnsanlar büyük işler yapacaklarına, kendilerine yönelecek sıkıntıları nasıl def edebiliriz derdine düşüyorlar ve böylece beyinleri ağır ağır ölüyor ve büyük düşüncelerde yok olup gidiyor. Bu yüzden de üretilebilen kaliteli hiçbir şey olmuyor. Gerçekten kaliteli bir iş üretecek çapta olan insan bile böyle şeylerle iştigal etmek zorunda kaldığı için ve bu sebeple beynindeki güzel şeyler öldüğü için hiçbir şey ortaya koyamayan bir insan oluyor. Çünkü insanlar işlerini yapacaklarına, rüyalarının peşinde koşacaklarına, kendilerini yetiştireceklerine, büyük fikirler üreteceklerine, nitelikli eylem ortaya koyacaklarına, başlarında ki belaları nasıl def edeceklerine odaklanmak zorunda kalıyorlar. Yemin ediyorum çok acı, vicdanım sızlıyor söylerken bile. Söylemeyeyim diyorum ama mahzun yüreğim dayanmıyor. Amma velakin, elbette herkes kendisi bilecektir. Zaten herkes kendi bilmektedir ve kendi bildiğine inanmaktadır.

Eğitim, hayatın ta kendisidir ama o hayatı, yanlış eğitim yöntemleri esir almıştır. Bugün insanlar kahir ekseriyetle medya vb. şeylerin yönlendirmeleriyle yaşamaktadırlar ve bu kanallar tavassutu ile zımnen eğitilmektedirler. Bu şekilde eğitilen insanlarda maalesef ona göre olmaktadır. Ruhsuz bedene malik odunlar türemekte ve hayata karışmaktadırlar ve hayat, niteliksiz ve manasız bir mahiyete haizdir bu yüzden. Oysa insan ana kucağında terbiye edilir, topraktan beslenir ve eğitim yuvalarında şekillenir. Hakikatin bilgisiyle ve hakikati zerk edecek metot ve yöntemlerle muayyen bir disiplin içerisinde yetiştirilmelidir insan. Zira yarınlarda istikbalimizin ve istiklalimizin teminatı olarak göreceğimiz neslimiz ancak bu şekilde varolacaktır hayat sahasında. Hayatlarımızın hayatlanması, hayatlandırılmış nesillerin varlığına merbuttur kuşkusuz. Bizleri ikba edecek, mevcudiyetimizi payidar kılacak, layemut eserler ihdas edecek nesiller, bugünden yarına hazırladığımız nesiller olacaktır. Binaenaleyh, nesillerimizi, hakikatin bilgisiyle, ahlakın hakikatlisiyle yetiştirmeliyiz. Gerekirse malayani kanunları, boş ve anlamsız prosedürleri ihmal etmeli ama nesillerimizi ihmal etmemeliyiz. Bugünden nesillerimizi ne kadar muhkem temeller üzerinde karakterli bir şekilde yetiştirirsek, atide o kadar mesut ve bahtiyar oluruz. Ekim zamanı eken, söküm zamanında sökecek şeyler bulur ve hiçbir şeyin yapılmadığı zamanda da aç kalmaz. Menfaat ve çıkar eksenli yapılan her şey, nesillerimize ve yarınlarımıza vurulan bir pranga olacaktır.

Tefessüh etmiş paradigmaların etkisinden kurtulmalı, çıkar odaklı mantalitelerin tesirinden arınmalı, nefsi hesaplar peşinde koşmayı bırakmalı ve hakikate odaklanmalıyız. İleri teknikle, muhkem ve sağlıklı ruhun mezcinden tevlit eden bir yöntemle, sahici prensiplerle, terakki yolunda yürümeliyiz. Muvazeneyi yakalayamadığımız, olanla olması gereken arasında irtibatı kuramadığımız zaman işler şirazesinden çıkacaktır ve elde var sıfır olacaktır. İnsanlığın baş belası olan şakiler, haydutlar, sömürücüler, cinsi sapıklar, esrarkeşler vb. sefillerin hepsi yanlış yöntem ve metotların neticesidir. İnsan ne ekerse onu biçecektir, bu alınyazısıdır. Ama alınyazısını da insan kendi elleriyle yapmaktadır. Zira insana akıl ve irade bu yüzden bahşedilmiştir. Hakikat temelinde akılcı çözümler üretmediğimiz ve ürettiğimiz çözümleri samimiyetle, dürüstçe eyleme geçirmediğimiz müddetçe, yarınlarda sokaklarımızı hangi nesillerin dolduracağını tahmin bile edemeyiz. Ve emanetlerimizin hepsinin türap olup gitmesi, hazin ve elim kaderimiz olmaktan kurtulamaz. Üstelik bu minvalde yetişen nesiller mevcudiyetimiz için birer tehdit unsuru olacaklardır. Artık istesekte istemesekte gece gündüz düşünmek ve muktezası neyse bihakkın ifa etmek, gerekli tedbirleri almak mecburiyetindeyiz. Hakikatle beslenmeyen herkes bir gün gelir muhakkak zehir kusar, bu yüzden ruhların hakikatle beslenmesi, aydınlık yarınlar için olmazsa olmaz bir önkoşuldur. İlk cümlede de bahsettiğimiz unsurlar, her türlü araç ve gereçle, zehirlerini, toplumun damarlarına akıtmaktadırlar, akıtılan zehirler kana karışmakta ve insanın hakikatle bağını yok etmektedir. Her şey; insan görünümlü canavarlar üretmek, dünyayı insansızlaştırmak ve dünyayı insansızlaştıracak bir nesil yetiştirmek içindir. Çünkü kirli, kanlı, karanlık emellere vasıl olmanın en kestirme, en kolay ve en ucuz yolu, insanı bozmaktır!

Eğitim, insani öze dönüşü sağlamalıdır yani insanı yeniden insanlaştırmalıdır. Tahrifata ve tahribata uğrayan insani özü yeniden inşa etmelidir. İnsan, insandır zaten, nasıl insanlaşacak deniyorsa; işte insan, insan olamadığı için insanlaştırılmalıdır. Ve eğitim denilen olgunun şu varlık âleminde tek bir gayesi vardır ve başka da hiçbir gayesi yoktur ve olamaz; insanı, insan yapmak! Bu fikrimde, son nefesime kadar kalbimde ve beynimde yaşayacak ve sonsuzluğa uçup gidecek benimle yani asla ve kata ölmeyecek bu âlemde var olduğum ve yaşadığım müddetçe. İnsan bozulmuş ve korkunç bir yaratığa dönüşmüştür. İnsan dediğimiz varlık, insana benzemektedir ama insan değildir, insanlığın yakınından bile geçebilecek mesabede değildir. Ne hazindir ki böyledir. İnsan olmakta öyle kolay bir şey değildir. İnsan; mücadeledir, emektir, sabırdır, terdir, yaştır, kandır. Kolayca insan olunsaydı, belki tüm hayvanlarda insan olurdu. Bilakis alinasyona sürüklüyor ve insani özü elimine ediyorsa orada eğitimin varlığından söz edilemez. Eğitim diye yapılan şey, eğer insanı özünden koparıyorsa, yozlaştırıyorsa, prototip bir insan ihdas ediyorsa, insanı günübirlik bir hayata yönlendiriyorsa, insanı ideallerinden koparıyorsa, o şey eğitim diye yapılan bir şeydir ama eğitim değildir.

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
08-06-2018 06:20 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,182
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1118
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #4
RE: EĞİTİM...
Eğitim, uyandırıcı ve uyarıcı olmalıdır, uyuşturucu ve uyutucu değil. Eğitim, insana, kim olduğunu öğretendir ve kendini bilen insanı eyleme yönlendirendir. İnsana; düşmanlarını, düşmanlarının silahlarını ve düşmanın, kurşunlarını nereden, nasıl, niçin gönderdiğini ve gönderilen kurşunlara gövdelerin nasıl çelikten bir sertlikle siper olacağını öğretir. İnsanın içini boşaltmaz, bilakis doldurur. Hem de öyle bir doldurur ki, o insan bir daha asla uyuyamaz, uyutulamaz ve sömürülemez, hatta sömürgecinin hiçbir boyuttan kölesi olamaz. Eğer eğitilmiş bir insan emperyalizme sevgiyle, sempatiyle bakabiliyorsa, bakabilecek bir karaktere sahipse o insan eğitilmemiştir, güdülenmiştir. Zira kendisini sömüreni anası gibi görmektedir. Eğitilmiş insan ya da kendini eğitmiş insan öyle bir insandır ki, çelikten bir gövdeye sahiptir. Asla uyumayan bir bilince maliktir. Düşmanını öyle bir tanır ki, bir daha asla unutamaz. Eğitimle uyandırılmış bir insanı, uyutacak hiçbir yol ve yöntem bulunamaz. Eğitilmiş insanın efendisi olamaz, o kendi kendisinin efendisidir. Düşman, eğitilmiş ve eğitimle aydınlanmış insanı asla sömüremez. İşte eğitim böyle bir şeydir. Böyle bir şey yapıyorsa, böyle bir şeyi yapan şeye eğitim denir. İnsanı realitenin mahkûmu kılıyorsa, insanı hazzın ve zevkin kuklası yapıyorsa, beyni ve ruhu öldürüyorsa, o zaman eğitim nedir diye sorgulanmalıdır. Eğitim, konjonktüre göre olaylaşacak bir olgu değildir, çünkü konjonktürel bir olgu değildir. Eğitim, kültür yaratıcıdır, kültür sömürüsüne maruz bırakan değil. Eğitilmiş insan kültürünü ve değerlerini üretir, üretilen kültürün ve değerlerin zavallı bir uygulayıcısı ve taşıyıcısı olamaz. Eğitim; insanlara, kim olduklarını, niçin var olduklarını, nasıl yaşayacaklarını, kim için yaşayacaklarını öğretir. Yaşatmak için yaşamanın ne olduğunu öğretir. Geçmişle geleceği mezceden ve yeni bir gelecek inşa edecek olan insanı yaratır eğitim diyebileceğimiz şey. Akıl, nasıl kaderin atıysa; eğitim de, aklın kamçısıdır!

Eğer ki, eğitilmiş nesiller, neyi, niçin, kim için ve nasıl yapacaklarını bilmiyorlarsa, o nesillerden ümitvar olmak beyhudedir. Zira böyle bir nesil, kesinlikle eğitilmiş bir nesil olamaz. Çünkü eğitimin temel ve yegâne gayesi bu soruları sorabilen ve bu soruların cevabını aramaya çıkan, bulabilen ve bilen nesiller yetiştirmektir. İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı tefrik edebilecek ve verdiği kararları, başarıya giden yolda bir köprü gibi kullanıp terakki yolunda öncü olabilecek nesiller lazım bize. Yani eğitilmiş, nitelik kesbetmiş, insan olma yolunda emin adımlarla ilerleyen nesillere ihtiyacımız var bizim. Düşünebilen, hissedebilen ve ikisini mezcedebilen nesillerdir ki, eğitimden behredar olmuşlardır. İnsanla hakikat arasında bağ kurmaktır ve insanın hakikatle bağ kurmasına vasıtadır eğitim. Eğitim, umut tohumu serpmelidir gönül toprağına, umutsuzluk tohumu değil. Eğitilmiş insan yarınlarından yana belirsizlik cehennemine mahkûm olmamalı ve eğitime inanmalıdır. Eğitime olan inancını kaybetmiş bir insanın yaşama sevincini duyumsaması muhaldir. Eğitim alsa bile bir şey olamayacağını düşünen insan artık yitirilmiş insandır. Eğitim, kirletici değil temizleyicidir. Eğer eğitim çarkından insanlar kirlenerek, bozularak, yozlaşarak, daha da cahilleşerek çıkıyorlarsa o eğitim sorgulanmalıdır ve restore edilmelidir.

Ayrıca eğitimin muhakkak bir felsefesi olmalıdır. Felsefesi olmayan bir eğitimle bir adım dahi gidilecek mesafe yoktur ve olamaz. Tüm bunlar için bir eğitimcinin olabildiğince şuurlu ve bilinçli olması icap eder. Kanunlarla kafayı bozandan, prosedürden başka bir şey bilmeyenden eğitimci olamaz ve onun insanlığa sunacağı hiçbir katkı da yoktur ve olamaz da. Eğitim çarkı kanunlarla hakikatleri öğütmek için değil, hakikatlerle hakikatli insan yetiştirmek hatta kanunları insanileştirmek, kanunların insanı yok edecek değil yaşatacak duruma gelmesini sağlamak içindir. Bir eğitimcinin, sorumsuzluk, kayıtsızlık ve malayani ile işi olamaz. Eğitim, mazi üzerine güçlü bir istikbal inşa etme vetiresidir. Mazinin ışığıyla belirsiz yarınları belirginleştirmek, karanlıkları yara yara aydınlığa mülaki olmaktır eğitimcinin görevi ve bunu sağlayabilecek olanakları yaratmaktır eğitimin işlevi. İnsan, aklı ve vicdanı eğitilen bir varlıktır. Akıl nasıl kaderin atıysa, eğitim de aklın kırbacıdır ve bitevi kırbaçlanan akıl olgunlaşır ve yaratıcı düzeye yükselir. İnsanın kendisi eğitilendir ama insan da eğitendir, bu yüzden eğitmek için tüm tabiatın kendi emrine verildiği insanın en üst düzeyde eğitilmesi şarttır. İnsan, tüm gövdesiyle eğitime ihtiyaç duymaktadır ve bunu da adeta haykırmaktadır. İnsan gövdesinde ne varsa hepsi eğitilmek içindir; gözler, kulaklar, eller, ayaklar, kafa, ruh. Ve insan gövdesine iliştirilmiş tüm bu unsurların her birinin ayrı ayrı eğitilmesi gerekir ama aynı zamanda bir bütünlük içerisinde gerçekleştirilmelidir bu eğitim. Ki, hepsi eşgüdümlü faaliyet içerisinde olabilsinler. Zira bugün insan gövdesinde ki bu unsurların hepsi sanki birbirlerinden bağımsızlarmış gibi hareket etmektedirler. Birisi iyi yaparken, diğer kötü yapabilmektedir. Bu da insanın parçalanmış olmasından ve her parçasının farklı şekilde eğitilmesinden neşet etmektedir. Her bir unsur farklı telden çalmaktadır, bu da insanın istikametindeki insicamı nakzetmektedir. Bu durumda ciddiyetsiz ve disiplinsiz bir eğitimin neticesidir.

Niçin eğitiyoruz? Kimi eğitiyoruz? Nasıl eğitmeliyiz? Bu sorulara ciddiyetli, samimi ve sahici cevaplar aradığımız oldu mu hiç ya da bir cevap bulduğumuz? Tüm benliğimle ve bilincimle yemin ediyorum ki, sanmıyorum. Zira yolda ki yürüyüşümüz, yola nasıl çıktığımızın hüccetidir. Ya da kendi arzu ve isteklerimizin gölgesinde kalıyor hayata dair önemli ve aciliyeti olan ne varsa. İnsanın, eğitilmek için halk edildiğinin bile farkında ve bilincinde olduğumuzu sanmıyorum toplum olarak. Zira eğitime ve eğitimciye verdiğimiz önemin ve gösterdiğimiz saygınlığın derecesi, eğitimle ilgi düşüncemizin şifrelerini de verir bize. Eğer ki, bir eğitimcinin toplumsal saygınlığı ciddi düzeyde düşük ise, o toplumda eğitimin anlaşıldığına dair hiçbir emare yoktur ve bulunamaz. Eğitimciyi yüceltiyorsak eğitime önem atfediyoruzdur, şayet eğitimciyi alçaltıyorsak ve toplum nezdinde küçük düşürecek eylemlere tevessül ediyorsak eğitimin hiçbir değeri yoktur bizim nezdimizde. Biz, her şeyin dille söyleyince hemen oluvereceğini sanıyoruz hatta emin olun ki ciddi ciddi böyle düşünüyoruz. Mesela; ünlü mütefekkir Nurettin Topçu üstadın eğitimle ilgili o meşhur kitabının okunmasını söyleyince her şeyin vehleten düzelivereceğini sanıyoruz. Bir şeylerin düzelmesi için, o kitabı okumanın, okuduğunu anlamanın, anladığını uygulamanın gerektiğini akıl edemiyoruz. Belki akıl ediyoruz ama işimize gelmiyor, bilmiyorum. Zira eğitim davasında ciddiyetli ve samimiyetli olmak, yapılması gerekeni söylemekle değil yapmakla belli olur.

Şahsen bilincim şekillendi şekilleneli, bu ülkede eğitime önem verdiğimize matuf kati hüccet teşkil edecek hiçbir eyleme şahitlik etmedim. Eğitim önemlidir, şarttır, olmazsa olmazdır demekten başka hiçbir şey yapmadık maalesef. Eğitimin önemsiz olduğuna dair hiçbir söyleme şahit olmadım, eğitimin önemli olduğuna dair hiçbir eyleme de şahit olmadım. Mütemadiyen, alelade, sığ, kof işlerle, kanunları bir yumruk gibi kullanmakla, saçma sapan prosedürlerle iştigal ettik durduk ve eğitim işi yapıyoruz sandık. Yanıldık ve çakıldık! Mesela, eğitimcilerin 3600 meselesini bile çözemedik, eğitimciye güya kendisinin önemsendiğini söylediğimiz ve bunun üzerine bol nutuklar irad ettiğimiz günlerinde bile bir ikramiye vermeyi beceremedik. Ama eğitim sonsuz önemlidir, eğitimci değerlidir!!! Ha elbette madde burada bir örnek olarak verilmektedir, mesele madde değildir, madde ne kadarda hayatın olmazsa olmazlarından bir unsur olsa da. Biz manevi sahada bile yapılması gerekenleri yapmıyoruz, yapamıyoruz maateessüf. Ne gariptir ki, eğitim sonsuz öneme haiz bir meseledir ama mahiyetine mütenasip olaylaştırılmasına gerek olmayacak kadar da basit bir meseledir aynı zamanda. Dehşetli paradoks! Yalancıysam söyleyin ve yüzüme tükürün. Burada bir nevi naçizane fikir teatisi yapıyorum ve indi mülahazalarımı serdediyorum, kendi kendimle de olsa. Söylesen hükmü olmayan, sussan da gönlü razı edemediğin bir dilemma! Beynen ve kalben beyhude çırpınışlar gibi geliyor ve ince bir sızı kaplıyor tüm gövdenizi. Oysa hiçbir değer cehaletle üretilmez ve korunmaz ama eğitimle üretilir ve muhafaza edilir. Ve Allah; nesillerin terbiye edilmesi ve korunması gerektiğini emreder!

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
09-06-2018 02:07 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,182
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1118
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #5
RE: EĞİTİM...
Eğitim; insanlığın göklerine hakikat ışığını asan ve o ışıkla, hayatların aydınlanmasına ve hakikatle hayatlanmasına vesile olan yegâne yoldur, yöntemdir. Eğitim, dondurucu bir vasıta değildir. Mütemadiyen besleyen ve alınan besinlerin sindirilmesini ve eritilmesini sağlayan bir vetiredir. Hakikatin ışığı; dünümüzü, bugünümüzü, yarınımızı aydınlatan en kuvvetli ışıktır. Bu yüzden o ışık sönmemeli, bitevi beslenmelidir. O ışık, eğitim yuvalarında verilen bilgi ile beslenir ve kuvvet kesbeder. O ışığın enerjisi; hakikatin bilgisi, bilginin hakikatlisidir. Ve insan, hayat yolunda, o ışığın rehberliğinde yürür sonsuza dek. O ışık sönerse karanlıkta kalır. Her şeye o ışığın aydınlığında bakar, her şeyi o ışığın aydınlığında görür ve anlar ve yine o ışığın aydınlığında eylem ortaya koyar. Hakikatin ışığı ayıklayıcı ve arındırıcıdır. Dirilticidir o ışık. İnsanın varoluş kavgasında güveneceği yegâne dayanaktır. O ışıkla yürüdüğünüz zaman ne tarihe saplanıp kalırsınız, ne kuru kuruya tarihle övünürsünüz, ne tarihi ahmakça reddedersiniz, ne bugün de donup kalırsınız, ne de geleceği sadece hayal edersiniz. O ışıkla tüm çağları anlar, süzer, mezceder ve çağınızı yeniden kurarsınız. Aklınızı, ruhunuzu, kalbinizi ve vicdanınızı işlevsel kılar o ışık. Hayatı sunar o ışık size. Hakikat ışığının söndüğü bir hayat ve dünya, karanlıkta kalmaya mahkûmdur. Hakikat ışığı söndüğünde her şeyin üzerine ölüm yağar ve her türlü yüce değer o ölümün alında kalır.

Bu dünyayı ve hayatı, kanunlar ve prosedürler aydınlatmaz ve hayatlandırmaz, münhasıran hakikat ışığının tavassutu ile aydınlanır ve hayatlanır her şey; insanlık tarihi, insan, dünya ve hayat. Binaenaleyh, eğitim dediğimiz şey, münhasıran hakikati sunmalı ve insanı o hakikatle baş başa bırakmalı ve insanın kendisini hakikatin ışığının aydınlığında yeniden kurmasına imkân tanımalıdır. Ancak hakikatle beslediğiniz insanlar diri olmaya ve diriltmeye layıktırlar. Hakikatle beslenmeyen insanlar ölmeye mahkûmdurlar ve öldürmeye teşne olurlar. Hakikatle beslenen bir kafa rahat olamaz, hakikatle beslenen bir gövde uyuyamaz, hakikatle beslenen bir yürek zalim olamaz, hakikatle beslenen bir vicdan susamaz, hakikatle beslenen her şey yücelir ve yükselir. Merhametinde, şefkatinde, ahlakında, adaletinde, namusunda, şerefinde, haysiyetinde, hassasiyetinde, hissiyatında, mesuliyetinde ve dahi insanlığında kaynağı hakikattir ve hakikati sunmayan bir eğitim hiçbir şey sunmuş değildir. Hakikate pranga vurulamaz ve hakikat esir edilemez. Hakikat, insanı insan eden ve insana en gerçek hürriyeti bahşeden yegâne değerdir. Eğitim yoluyla dağıtılır, yayılır, yaşanır ve çağlardan çağlara taşınır hakikat.

Eğitim, yıkımı değil yapımı önceleyici ve öğreticidir. Bir binayı bir şekilde yıkarsınız ve zor da olsa, zamanda alsa, maddeden de çalsa bir şekilde yaparsınız ama insanı yıktığınız zaman, yeniden yapmak için bir ömür harcarsınız velakin sonuçtan yine de emin olamazsınız. Binaenaleyh, eğitim olabildiğince hassasiyet iktiza eden bir meseledir. Zira eğitim, bir varlık yokluk meselesidir. Eğitim öyle bir şeydir ki, umutsuz kalmış yüreğe umut tohumu eker ve o yüreğin, insanlık toprağında bir fidan olarak boy vermesini ve tüm âleme en güzel rayihaları sunmasını sağlar. Karanlığa mahkûm edilmiş kafanın göklerine güneşi indirir ve o kafayı aydınlığa boğar. Şansa inanmayı değil mücadeleye iman etmeyi öğretir. Eğitim, hayatın içindedir ve hayatın içinde ki insanın içinde ölmeye yüz tutmuş güzelliği hayata yansıtarak hayatın güzelleşmesini sağlar. İnsanı insandan ayırmaz, bilakis insanı insanla buluşturur ve kucaklaştırır. Eğitim odur ki, insanı insanın cehennemi değil cenneti yapar. İnsanın özünü ve özgünlüğünü korur, özgürlüğünü güvence altına alır. Yaratıcıdır eğitim, yapıcıdır. Yapılmış olanı yok edici değildir. İyiyi kötüleştirici değil, kötüyü iyileştiricidir. Mutluluk içinde ki mutsuzluğu keşfedip, o mutsuzluğa şifa olup gerçek mutluluğa tedvir edendir ve mutsuzluğu yenmesini öğretendir. Kendine ait olmayan düşüncelerle bilgelik etmeyi değil, kendi düşünceleriyle temiz ve saf kalmayı öğretir eğitim.

Eğitim eğitir ve insan eder ve özgünlüğün teminatı olur. İnsanı robotlaştırmaz, insanı yeknesak bir hayatın kuklası yapmaz. Eğitim acıları yok etmeyi değil, acılardan nasıl beslenileceğini öğretir. Eğitim, hayatın öğretilmesidir. Herkesi aynı yapmak değildir eğitim, farklılıklardan zevk almayı öğretmektir. Eğitim, gövdenin bilinmeyen dehlizlerinde vicdan oluşturucu en büyük manevi kuvvettir, en sahici yoldur, en sağlam yöntemdir. Eğitim, kendi dışındakilerle birlikte olmayı ama bu birliktelikte kendi olmayı öğretir. Birleştiricidir eğitim, parçalayıcı değil. Lüzumsuzluklar için insanı harcamayı hedef almaz, insan için lüzumsuzlukları ayıklar, çünkü insanın ayakta kalması ve varolması ayıklamalarla tahakkuk edecektir. Eğitim, insanın bir yerlere bağlaması için var değildir; bilakis, insanın bağımsız olarak varoluşunu gerçekleştirmesinin yolunu açmak için vardır. Eğitim, aklı kullanmayı öğretir. Her boyutuyla insanı eğitir ve insanın, insanlık toprağında kendi özgünlüğü ile var olmasının yolunu açarak, insanı âleme önder yapar. Eğitim dış disiplini değil iç disiplini önemser. İnsanı manevi ya da maddi barikatlarla tahdit etmez. Eğitim hem uçurumları tanıtır, hem de düzlükte yürümesini öğretir. En iyiyle besler ama en kötü zamanlara da hazırlıklı olarak yetiştirir insanı. Eğitim, insanın, silsile halinde kula kul ve köle olmasının yolunu açmaz, bilakis insanın her türden insanla eşit olduğunu öğretir. Korku zerk etmez eğitim, umut zerkeder ve umuda yaslanarak hayata direnmeyi öğretir. Eğitim; budayarak uysallaştırıcı değil, yeni filizlerin çıkmasına yardım ederek özgürleştirici ve çoğaltıcıdır.

Eğitim, bir insanın ruhunu ve beynini terbiye etmektir. Bir insan, her ne iş yaparsa yapsın, he ne şekilde yaşarsa yaşasın, ona tek bir kimseye ve yaşadığı topluma zarar vermeden yapmasını ve yaşamasını becermesini yani ‘’nasıl insan olunur’’u öğretmektir. Bilakis, onu kalıba dökmek, muayyen kalıplar içerisine sığdırmak, özgünlüğünü ve özgürlüğünü yok etmek değildir. Zaten böyle bir şey, filhakika yaratılış yasalarına da, vicdanın anayasasına da mugayir olur ve insanın hayatını çalmaktır bu. Eğitim, hayatı çalma mekanizması değil çoğaltma aracıdır. Hiçbir insan, başka bir insanın kulu, kölesi, oyuncağı değildir. Zaten özgünlüğün ve özgürlüğün yittiği yerde eğitim biter. Her bir çocuk yitik düşler ülkesinin çocukları olmaya mahkûm olurlar. İnsanlar motomot birbirilerinin benzerleri olacaksaydılar zaten öyle var olurlardı, böyle bir şeyin sonraya bırakılması ve metazori gerçekleştirilmeye yeltenilmesi diye bir şey kabil olmazdı, zira sonradan böyle bir şeyi oldurmaya çalışmak insanı öldürmekle eşdeğer olur, insana zulüm olur, hatta evreni insansızlaştırmak olur. Gökyüzünde besleyip, yeryüzünde besletendir eğitim. Bildirip öğretendir, öğretip uyandırandır, uyandırıp kaldırandır, kaldırıp yükseltendir, yükseltip yüceltendir. Güneş misali göklerden süzülüp toprağa inen bir öğretmenmişim gibi düşlerdeyim sanki hayali bir eğitim kentinde.

Bir eğitim kenti emekçisiymişim gibiyim. Yok, yok, galiba rüyadayım. Gözlerimi yumuyorum. İçimde bir çocuk doğuyor, gözlerimin önünde belli belirsiz canlanıveriyor, ağlıyor mu, gülüyor mu belli değil. Birden çoğalıveriyorlar. Birine bakıyorken bir başkası bitiveriyor sanki hemen diğerinin yanı başında. Yüzleri gülümsüyor, gözlerinden ışık yayılıyor her tarafa. Tüm gövdemi garip bir sevinç kaplayıveriyor hüzünle karışık. Kimlikleri belirsiz çocuk yüzleri canlanıyor zihnimde. Güneşli güzel günler beliriveriyor gözlerimde, gözlerim gülümsüyor, kapalı ama hissediyorum. Boğazımdan yüreğime doğru tarifi olmayan bir duygu akıntısı oluşuyor. Yüreğim kıpır kıpır oluveriyor. Bahara çiçekler lazım diyor beynim, uyuyor ama. Yaşım akıyor, terim karışıyor toprağa, emeğim ekmek oluyor. Uzanan elleri kırarım! Uzanıyor kıramıyorum. Acıya bulanıyor tüm gövdem bir an ama hemen bir güneş temizleyiveriyor acıları. İnsanların kucaklaştıklarını duyumsar gibi oluyorum bir an. Gökyüzüne dağılmış uçurtmalar, her birinin ipinde farklı eller. Tabiat kendi diliyle türküsünü terennüm ediyor. Halaylar çekiliyor, horonlar tepiliyor gibi, toz göğe savruluyor. Yüreğin eriyor, kavruluyor, zerreye dönüşüyor, göğe yükseliyor, geri iniyor ve yeniden kendinde buluyorsun kendini. Nolur diyorum yüreğime, nolur ölme, hep yaşat toprağında umutları. Düşlerim yükseltsin, düşürmesin beni diye haykırıyorum boşluğa. Sanki tüm âlem sağır ve kör; ne duyan var, ne gören. Çığlıklarım çarpıp geri dönüyor, nereye çarpıyor bilmiyorum, bir türlü çığ olamıyor. Eğitim, hayaller kurdurandır, hayalleri öldüren ve ölen hayallerle insanı yok eden değil!

Eğitim, beden işi değil ruh işidir. Öğretim bile beden işi değildir, ruh işidir. Emin olun ruha öğretilsin ve ruh eğitilsin, kafalara da öğretilmiş ve kafalar da eğitilmiş olacaktır. Ruha ilk öğretilecek şey de; hissetmektir. Ruh hissettiği an kafa anlayacaktır ve o an, cehalet geberecektir! Haddizatında hissetmek öğretilecek bir şey değildir, spontane gelişecek bir şeydir ama öğretilebilir bir yanı da vardır. Bir insan hissetmeye başlasın var ya, yemin ediyorum, onu, dünya gelse uyutamaz. Hissetmek var ya, insanın dünyasında sarsıntı yaratır ve o sarsıntı dalga dalga yayılır âleme. İnsan hissettiği vakit, emin olun insanlık sarsılır ve insanlık toprağında deprem meydana gelir. Çünkü insan hissettiği vakit, insan olduğunun farkına varmıştır, hem de ne varış! Onu kim uyutabilir, durdurabilir, ona kim gem vurabilir daha? O, çok şeyi anlamıştır. Ne yapacağını, niçin yapacağını, nasıl yapacağını ve kim için yapacağını anlamıştır. Onun yüreği ne şarkıları terennüm etmektedir, duyabilseniz keşke! Gönül toprağı ne baharlara gebedir ve ne çiçekler açacaktır orada. İnsan hissettiği vakit, kendisine vurulmuş tüm zincirler spontane çatırdamaya başlar. O, küçücük dünyasını ihata eden tüm putları devirmiştir. O, insanlık toprağında bir özgürlük anıtı gibi yükselmektedir. Hissetmek, anlamak, kavramak gibi deruni şeyler acayip şeylerdir ha, inanın bana! Ruh öğrendiği vakit, kafa anlayıp kavradığı vakit, kendi kendilerini spontane eğiteceklerdir zira. İlk evvelde bunun farkına varmak ve bunu idrak etmek iktiza eder. Anlamak ve hissetmek, gerçekten ince ve derin bir sırdır. Bu yüzden eğitim asla gördüğümüz, algıladığımız, yaşadığımız şey değildir, çoook başka bir şeydir. Ruh eğitildiği vakit, bedene zaten nizam gelecektir ve bedene nizam geldiğinde âleme nizam gelecektir.

Biz hiçbir zaman içle ilgilenmedik, hep dışa odaklandık. Fotokopi ile uğraşırken asılı kaçırdık. Ağaca bakarken ormanı yok ettik, tükettik, kaybettik. Bu yüzden de bilinci kapalı bir toplum haline geldik. Bedene odaklanıldığında bilinç açılır sandık. Oysa bilinçlerin uyanması ruhun uyanmasına bağlıydı, anlayamadık. Tabi bilinçlerin uyanması işimize geliyorsa önemlidir bu durum. Geliyorsa! Bilincin uyanması ise tehlikelidir. Gerçekten tehlikelidir. Bilinç ateş gibidir, bu yüzden tehlikelidir ve tehdittir. Kime karşı? İnsanlığın uyumasından memnun olanlara karşı. Zira bilinçler uyandığı vakit, uyanıklar ne yapacaklar? Düşünsenize, bilinci uyanmış bir insanı, o başlı başına bir felakettir! O, düşünmeyi öğrenmiştir, nasıl düşüneceğini değil. O, her şeye hemen inanmayı değil, her şeyi sorgulamayı öğrenmiştir. O, yatmayı değil, düşler kurmayı ve kurduğu düşlerin peşinden koşmayı öğrenmiştir. O, yaşamın sırrını keşfetmiştir ve onun yüreğinde bir ütopya saklıdır. Eğitim, kâğıt kürek işi değildir. Kâğıtla kürekle oynarken, özün kaçırıldığını fark bile edemiyoruz. Kâğıdı, küreği tamam ettik mi, eğitim tamamdır varsayıyoruz. Ömrümüz böyle böyle heder olup gitti. Ne eğitim yapabildik, ne de öğretim ama yaptığımızı varsaydık. Çünkü yanıldığımızı bize fark ettirecek hissiyatımız yoktu, yüreğimiz kuruydu, ruhumuz hissizlikten ölüyordu. Kafalarımız anlıyor sanıyorduk ama algılamayı bile becermiş değildik ki, nasıl anlayabilirdik? Ama biz hiçbir zaman ne eğitim nedir öğrenmek istedik ne de eğitim yapmak gibi bir derdimiz oldu bizim. Biz kendi kendimizi avutma yolunu tercih ettik. En başta, eğitimin ne olduğunu hissedip anlayamadık ki!

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
10-06-2018 04:01 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,182
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1118
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #6
RE: EĞİTİM...
Eğitim, bir diplomaya malik olmak değildir. Biz, eğitimli diye, eline bir diploma tutuşturulmuş insanlara diyoruz ve üstelik bu türlere bir de aydın vasfını armağan ediyoruz. Bir okul bitirdiğimiz zaman eğitimli oluyoruz. Böyle olunca hiçbir şeyin değerini bilmeyen yığınları eğitimli sayıyoruz. Daha, kendini, dünyayı, hayatı, tabiatı, olguları ve olayları okumasını bile beceremeyenler, ellerine bir diploma tutuşturulup, sen şu oldun artık, sen bu oldun artık deyip, birer paye kazanıp, bir koltuğa oturduklarında eğitimli olmuş oluyorlar. Ne garip! Bu bize çok pahalıya patlıyor ama bunu bile idrak edemiyoruz. Oysa eğitimli olsaydık, çendan bunu fark ve idrak edebilirdik. Amma velakin, sonradan, bu eğitimli dediklerimiz yaşamı kirletince de; eğitim şart! Diye höykürüyoruz. Çünkü biz, bir okul bitiren ve eline diploma tutuşturulmuş ama gerçekte yontulmamış odunlara eğitimli diye bakıyoruz. Yaşadığı hayatı bile sorgulayamayacak kadar bilinçsiz, özgürlük, adalet, barış, kardeşlik ne demek idrak edemeyecek kadar şuursuz bir insan hangi eğitimi almıştır, nasıl eğitilmiştir? Geçmişini bilmeyip, geleceğini kuracak iradeye bile sahip olamayan, insan olduğunun farkına bile henüz varamamış insan eğitimli olabilir mi? Aklını kullanabilecek basit bir beceriye bile sahip olmayan kişi hangi eğitim çarkından geçmiştir. Köleliğin ne demek olduğunu anlayamayan insan eğitilmiş değildir, o cahilin tekidir. Ben bu hayatta hiçbir kimsenin eğitimli olduğu için saygın olduğuna şahit olmadım. Bilakis bir şekilde yüksek payeye sahip olmuş ve cebini bir şekilde doldurmayı becermiş olanlara saygı duyulduğuna şahitlik ettim her zaman. İşte bu yüzden de hakiki eğitim, hakikatli eğitim hiçbir zaman umursanmadı bu topraklarda.

Eğitim şart derken bile, filhakika eğitimli insanlardan imtina ettik. Çünkü eğitimli insan doğru dönmeyen çarkı bozardı. Eğitimli insan kesin inançlı olamazdı. Eğitimli insanın asla ve kata putları olmazdı ve onu sömürmek çok kolay kotarılmazdı. Bu yüzden de insanlık mütemadiyen dördüncü tür yaratıklar tarafından yönlendirilmiştir. Bu da cehalet, esaret, acı, ıstırap, zulüm, sömürü getirmiştir bu evrene. Bu dünyada, insanları bir şekilde sömürmeyi başarmış herkes, insanlığın cehaletinden faydalanmıştır. İnsan eğer eğitimli olsaydı ya da eğitilmiş olsaydı, yemin ediyorum, bu dünyada emperyalizm bir dakika bile yaşayamazdı. Eğitimli insanların ellerinde bu dünya çoook farklı olurdu ve insan da insan gibi yaşardı. İnsan, gerçekten insan olma onurunu her zaman taşırdı, hem de bunun farkında olarak. Öğretmen olmak, doktor olmak, hâkim olmak, savcı olmak vs. asla ve kata eğitilmiş olmak anlamına gelmez, gelemez. İşte bu yüzden eğitim çoook başka bir şeydir ve asıl eğitim ruhun eğitilmesidir diyorum. Acıyı hissetmeyen ve acılarını ucuza satan nasıl eğitimli olarak tavsif edilebilir ki Allah aşkına? Sorgusuz sualsiz ot gibi yaşayan, önüne ne konursa yiyen, her şeye eyvallah diyen, önünde yürüyenin ardından hesapsız, kitapsız, umarsız yürüyen nasıl bir eğitim çarkından geçmiştir? Küçücük bir çocuğun hakkını yemekten imtina etmeyen hatta yediğinin farkında bile olmayan eğitimli değil, bir diplomaya sahip olsa bile cahilin önde gidenidir. Tabi biz bu cahillere, sen cahilin tekisin diyemiyoruz, diyemeyiz de. Bu hayatın bir de böyle bir garipliği var. Biz eğitmiyoruz, kafaları enformasyon çöplüğüne döndürüyoruz, o çöplükten kullanabildiğimiz kadarıyla bir diplomaya mülaki olmaya çalışıyoruz, bu kadar. Neyi, nasıl, niçin ve kim için yapacağını bilmeyen insanlar, olsa olsa kurumuş ot yığınıdırlar ve cehalet abidesidirler. Bu hayata katacakları hiçbir değer de yoktur, aksine değer öğütme makinesidirler adeta.

Eğitim, bilinç tohumunu ekmektir beynin göklerinden ruh toprağına ve oradan umut dolu cesur bir yürek fışkırmalı ve öyle bir duruş durmalı, öyle bir bakış atmalı ki o yürek, dünya dize gelmeli. İnsan dediğin, duruşundan ve bakışından bilinmeli. Eğitim, öyle bir insan meydana getirmektir ki, o insan kanatlanıp uçabilsin yeryüzünün karanlığından mavi gökyüzünün aydınlığına. Bahar gelmeli, çiçekler açmalı, kelebekler uçmalı insanın yurdunda, insan insanla buluşmalı. Eğitimin çarkından geçen insan öyle bir insandır ki, mavi gökyüzünden bir yağmur tanesi gibi düşsün karanlık yeryüzüne ve aydınlığa boğsun orayı. Öyle dik ve gururlu olsun ki, ne eğilsin ne de unutsun kendisini. Bir bakışıyla, geçmişi, beton gibi döküversin geleceğe. Bir ülke kursun, bir gelecek inşa etsin, beton gibi dökülen geçmişin üzerinde. Eğitim, insanı insan kılabiliyorsa eğitimdir. Eğitim, ıvır zıvırla iştigal edip, insanı görmezlikten gelmek değildir. Eğer malayani ile iştigal ederken, insanı hissetmiyorsak ve sarf-ı nazar eyliyorsak, biz ne eğitim yapıyoruzdur ne de eğitim adına bir şey. Görmezlikten gelindiği müddetçe insan, insanlık için bir felaket haline gelecektir. Biz ilk evvelde öğretmenlerimizi, sonra da nesillerimizi göz göre göre heba ediyoruz ne yazık ki. Ne kadar geriye bakabilirse, o kadar ileriyi görebilir insan ve ne kadar ileriyi görebilirse insan, o kadar güzel düşler kurabilir, ne kadar güzel düş kurabilirse o kadar güzel bir ülke tasavvur edebilir. İşte eğitim dediğimiz olgu bu minvalde olaylaşabiliyorsa gerçekten eğitim olarak olaylaşmış olur. Düşleri olmayan bir nesil boşa gitmiş bir nesildir, harcanmış bir nesildir. Ne yapacağını, nasıl yapacağını, niçin yapacağını ve kim için yapacağını bilmeyen ve düşleri olmayan bir nesil hangi eğitim çarkından geçirilmiş olabilir ya da bir eğitim çarkından geçirilmiş olabilir mi?

Bomboş bir ruha, dolu bir mideye, uyuşuk bir gövdeye, çorak bir kafaya sahip bir nesille nasıl gurur duyabiliriz, o nesli görünce nasıl sızlamaz vicdanımız? Kim olduğunu bilemiyorsa, özgürleşen bir bayrak olamıyorsa, emperyalizme karşı duramıyorsa, bir düş kuramıyorsa ve tüm bunlardan sonra bir ülke tasavvur edemiyorsa ve o ülke için harekete geçemiyorsa, ne işe yarar ki insan? İnsanı görünce, işte insan bu denilebilmeli, gurur duyulabilmeli, güvenilebilmeli. Uyuşuk, akılsız, bilinçsiz nesillerle hangi yol yürünebilir, hangi menzile varılabilir? Ancak menfaatlerimizin çarkında öğütülebilmeye yarayan bir nesil hangi geleceği kurabilir? Ya da biz, nesillerimizi hangi büyük rüyalar için yetiştiriyoruz? Bir rüyamız var mı? Yoksa nesillerimizi göz göre göre mazlum ve masum kurbanlar mı kılıyoruz? Yeknesak bir hale gelen dünyada, varolmak istiyorsak eğer, yalanların, yanlışların bataklığında dejenere olmuş, alinasyona maruz kalmış, kısır ve günübirlik politikaların mengenesinde şahsiyet kaybına uğramış, kim olduğunu unutmuş, dimağları perişan edilmiş ve elimine edilmeye hazır duruma getirilmiş nesilleri bir an önce silkelemek, kendilerine getirmek ve kendi ayakları üzerinde durabilecek iradeyi onlara kuşandırmak icap eder. Bizler kendi yarınlarımızı düşünmek derdinde olamayız, bizler yarınları kuracak nesillerimizi düşünmek derdinde olmak zorundayız. Zira bilinmelidir ki, istikbalin aydınlık, hür ve meserret dolu dünyasını, hakikatli bir eğitimden geçmiş, hakikatle gönülleri yumuşamış ve kafaları aydınlanmış, yürekleri muhabbetle beslenmiş ve sevgiyle temizlenmiş, vicdanları hakikatle yoğrulup dillenmiş, yüce insanlık değerleriyle mücehhez olmuş nadide dimağlar inşa edeceklerdir. Eğitim bunu yapamıyorsa, ne yapmaktadır?

Eğer ki, bir eğitim mekanizması felsefesizse, köklü ve muhkem bir alt yapıya sahip değildir. Kaygan zemin üzerindedir. Binaenaleyh, şahsiyet yaratıcı olmaktan uzaktır. Çünkü felsefesiz eğitim alelade, alelusul yapılıyordur. O eğitimde, ne yapılacağı, nasıl yapılacağı, niçin yapılacağı ve kim için yapılacağı sorularının cevapları yoktur. Cevapları olmadığı içinde insicamlı bir işleyişinin olması kabil değildir. Böyle olunca da her şey karmakarışıktır, bir düzen içinde işlemekten, bir anlama malik olmaktan yoksundur. Her işe, yapılsın da nasıl olursa olsun diye bakılır. Yapılan şeylerin de, ne bireye, ne topluma, ne insanlığa, ne eğitimciye, ne öğrenciye ve ne de veliye hiçbir katkısı olmaz. Zaten herhangi bir katkısı olup olmadığı akılların ucundan bile geçmez. Çünkü bu bakış açısına göre yapılmaz hiçbir şey. O eğitimde düş kurabilme, kurulan düşlerin peşinden koşabilme iradesi yoktur. Soru yoktur, sorgu yoktur. Düşleri olmayan ne sorsun, nasıl sorgulasın? Bir çocuk ki, düş kurmaktan, kurduğu düşlere dair sorular sormaktan ve sorgulamaktan yoksunsa, o çocuk ölümle pençeleşiyordur, onun bir adım bile atması mucizedir. Hayatta ancak düş kuranlar koşabilirler. Çünkü ancak düş kurabilenlerin bir sevdaları, ülküleri, rüyaları vardır. Ve bu, hayatın genelinde böyledir. Münhasıran öğrenci için değil, yetişkin biri bile düş kurmaktan yoksunsa, onun ölüden farkı yoktur ve bitevi ölmektedir. Düş kuranlar, sevdalarına, ülkülerine, rüyalarına ulaşmak için canları pahasına koştururlar. Biteviye soru sorarlar, sorgularlar. Çünkü düşlerinin besinidir, sormak ve sorgulamak.

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
10-06-2018 01:59 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,182
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1118
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #7
RE: EĞİTİM...
Düş kuranların atları yorulmaz! Eğitim, bir bireye toplumsal sorumluluk bilinci zerketmelidir. Özgürce düşünme yetisini kesbedebilmesinin yolunu açmalıdır. Bireye konuşma ve eleştirme fırsatı sunan, ibda etme istidadı kazandıran bir eğitim sistemidir ki; herkes için terakki dünyası olan bu dünyayı, bizim için tedenni dünyası olmaktan çıkarabilir ancak. Zira kaliteli nesillerdir ki, bir toplumun kalitesini ifa ederler. Eğitimdir ki, birey, bir olayı gözlemlediğinde bin olayı gözlemlemiş olsun. Bir boyutta bin boyutu fark edebilsin. Bunu yapabilsin ki, her olguyu, her olayı tertil, tedebbür, taakkul ile okuyabilsin, orijinal çıkarımlar yapabilsin. Bunu yapabilsin ki, düşlerine nasıl ulaşabileceğinin yollarını keşfedebilsin. Yani her an üretsin. Kendini üretsin çendan. Bizlerde yarınlar için, aydınlık ve özgür bir hayat, ekmel bir dünya tasavvur ve tahayyül edebilelim, geleceğe tebessümle bakabilelim. Öyleyse, nesillerimizi, eyyamcı yapan, hedonizmin tutsağı kılan, kültür emperyalizmine maruz bırakan, her şeyi sineye çekip uyuşuklaşmasına yol açan ve buradan da zavallı bir topluluk meydana gelmesine neden olan fasit daireden bir an önce kurtulmalı ve mütemadiyen güzelleşme yolunda ilerleyen insanlığa güzel günleri getirecek hür bireyler yetiştirmek için; felsefesi olan hakikatli bir eğitim mekanizmasını her ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmek mecburiyetindeyiz.

Eğitim, inhiraf etmiş bir ruhu istikamete sokmaktır ve o ruhu, evrene rayihalar sunan bir kaynağa dönüştürmektir. Zira ruh temizse gövde de temiz, ruh kirli ise gövde de kirli olacaktır ve o gövdenin azalarından, gövdenin bulunduğu duruma göre, ya kir akacaktır ya da temizlik, ya iyilik akacaktır ya da kötülük. Eğitim, eğilen dalları düzeltmek, kırılan dalların yeniden daha gür sürgünler vermesini sağlamaktır. Eğitim; ciddiyettir, samimiyettir, dürüstlüktür, düzeyliliktir. Sorunları insan evladı gibi teşhis edip, tedavisini insan evladı gibi gerçekleştirmektir. Malayani ile iştigal edip iri laflar etmek laubaliliktir ve hiçbir şey yapmadan her şeyi yaptığını sanmaktır. Eğitim, gevezelik değildir. Eğitim, her zamanda ve zeminde asla ve kata inkâr edilemeyecek olan bir gerçeği öğretmektir yani düşünmeyi, sormayı ve sorgulamayı öğretmektir. Düşünmeyenler, sormayanlar, sorgulamayanlar, ne karanlığı tanıyabilirler ne de aydınlığın ne olduğunu bilebilirler ve ne de cehaleti, esareti, mezelleti ve meskeneti nihayete erdirebilirler. Eğitilmiş insan, aklını bihakkın kullanabilen ve hakikati görebilen insandır. Aklını kullanabilme kabiliyeti olmayanların eğitilmiş oldukları gerçeği büyük bir yalandır. Binaenaleyh, eğitilmemiş insanlar, önlerine gelen şahısların ya da düşüncelerin peyki olmaktan kurtulamazlar, iradelerini kullanamazlar, kaderlerine tesir edemezler. Dünya sahnesinde hür beyinler, özgür vicdanlar, yüce şahsiyetler olarak varolabilmeleri de muhal ender muhaldir böylelerinin. Eğitim, bireyi özgürleştiriyorsa eğitimdir. Eğitim, bireye karakterli bir duruş ve özgür bir bakış açısı kazandırabilmektir. Eğitim, bireye sevgiyi, güzelliği, barışı, kardeşliği, paylaşmayı öğretiyorsa eğitimdir. Eğitim, bireyin, helal yemenin ne kadar yüce bir şey olduğunu içselleştirebildiği kadar eğitimdir. Haram yiyen insan suretli bir varlık, ne kadar eğitilmiş olduğu iddia edilen bir varlık olursa olsun, o yontulmamış bir bedevidir. Eğitim, laf üretmeyi değil, eylem yapmayı öğretiyorsa eğitimdir. Zira bilinmelidir ki, bireye itibar kazandıracak olan, bireye insan olarak varolma yolunu açacak olan ve bireye dünyayı değiştirecek gücü bahşedecek olan şey; eylemdir. Ve eğitimin asıl gayesi; bireye eylem yapabilme iradesini zerkedebilmektir. Zira eylemsiz söylem, tarih boyunca bir hiçti, bademada bir hiç olmaya mahkûm olmaktan kurtulamayacaktır.

İnsanlığından inhiraf etmiş insana, insan olduğunu hatırlatıp, yeniden insanlığa dönmesinin yolunu açmak ve bu yolda ona rehberlik etmektir eğitim. Bugün, insan, karakterinden, kişiliğinden, şerefinden, izzetinden, asaletinden budaya budaya kendisini hiçleştirmiştir. İnsan, kötülüklerini budayacağına, varlık sahnesinde sayesinde temayüz ettiği iyilikleri budamıştır. İyiliklerini kendi elleriyle budayan insan, zavallı ve sefil bir derekeye irca etmiştir kendisini. Kendine ilmin kapısını da kapayan insan, kirli, çirkin ve korkunç bir yaratığa dönüşmüştür. Hem cehaletin, hem de ahlaksızlığın bataklığında günden güne dibi doğru gitmektedir. Artık insana benzeyen ama insan olmayan ucube bir varlık dolaşmaktadır yerin karanlığında. Ağzından insana ait sesler çıkmakta ama hayvandan daha korkunç hareketler yapmaktadır. Eğitimin asli ödevlerinden biri de; anlayan insan yaratmaktır. Zira her güzel şey, anlamayan insanın elinde kirlenmekte, çirkinleşmekte ve yok olup gitmektedir. İnsan belki bilmektedir ama kesinlikle anlayamamaktadır. Bu durum da, kendisini, her türlü muzır şeylerin ve kötülük yayan, ifsat eden muarızların kucağına düşürmektedir. İnsan, tiksindirici bir cehaletin ağındadır. O kadar cahildir ki, insanlık düşmanları insanlığın bağrına zehirlini akıtırken, insan kardeşleriyle cedelleşmektedir kendisi. Büyük rüyalara adanacağına, menfaatlerin mengenesinde sıkışıp kalmış durumdadır. Kulların ve maddenin kulluğunu yapan bir kukladır. Bu da tamamen eğitimsiz kalışının neticesidir. Eğitimsiz derken, okumuyor, yazmıyor, büyük tedrisattan geçmemiş anlamında değildir. Okuyan, yazan, büyük fakülteler bitirmiş bir cahildir insan. İdraki meflûç, şuuru ölü, bilinci kapalı, iradesi sıfırlanmış, aklı başka kafalarda ve ceplerde esir bir varlıktır maalesef. Binaenaleyh, küresel emperyalizm karşısında aciz kalmaktadır, oltasına çok kolay takılmaktadır. Zira kendi içini temizleyemeyenin dışarıyı temizleyebilmesi muhaldir. Kendi içinde ki kötülükleri yok edemeyenin, tüm insanlığa sirayet eden kötülükleri yok edebilmesi hayaldir. Kendi gövdesini kuşatmış ve tutsak kılmış kompradora diz çöktüremeden, evrene hükmeden zalim kompradorlara diz çöktürmesi nalı kabil olabilir ki? İnsan okumuyor, okusa da anlayamıyor. Hiçbir şey bilmiyor ama bildiğini sanıyor, bildiğini sandıkça da öğrenmeye gereksinim duymuyor. Gerçeği ifşa edene de ahmakça düşman oluyor. Çünkü ruhu çürümüş, beyni ölmüş artık. Küle dönüp yeniden doğmasından başka çaresi kalmamıştır insanın. Her şeye yüzünü dönen, kulaklarını açan insan, hakikate bir türlü yüzünü dönüp, kulaklarını açamıyor. Her cepheden, olguları ve olayları okumaya yeltenen insan bir türlü hakikat cephesinden olguları ve olayları okumaya cesaret edemiyor ya da bunu yapabilecek zekâya malik değil. Ki, bulunduğu cephelerden bile okuyabiliyor değil ya, neyse.

Son tahlilde; kurumuş gönül toprağını sevgi ışığıyla mümbit hale döndürmek ve canlandırmak, karanlıkta kalmış beynin göklerini hakikat güneşiyle aydınlatmaktır eğitim. Asıl olanı fark ettirmek, hissetmeyi, anlamayı kavramayı kolaylaştırmaktır. Ruh boş, gövde görkemli ise varolmak hiçbir anlam ifade etmez, etmeyecektir de. İnsanı mahkûm olduğu müzmahil durumundan kurtarmaktır eğitim. Olguların hakikatini öğretmek ve hakikatine göre olaylaşmasının nasıl mümkün olabileceğinin yolunu göstermektir. Okulları, hakikati ve özgürlüğü küçücük beyinlere nakşeden ve oradan da evrene yayan mabetlere dönüştürmektir. İnsanlık bugün beton yığınlarının altında kalmış durumdadır, insanlığı diriltip beton yığınlarını toza döndürmenin yolunu göstermektir eğitim. Okullar, kuru ve kurutan, çürüten boş bilgilerin aktarıldığı birer beton yığını olmaktan kurtarılmadan eğitim namına yapılmış hiçbir şey olmayacaktır. Sevginin ışığı küçücük gönülleri sarıp sarmalamıyorsa, düşüncenin gücü küçücük gövdelere enerji akışı sağlamıyorsa ve o gövdelerde kuvvete dönüşmüyorsa, eğitimin gerçek amacı nedir sorgulanmalıdır. Bilgi üretmeyi, keşfetmeyi değil, hazır bilgileri ve keşifleri aktaran bir eğitim sistemi, insanlığa bir şey vermekten çok uzaktır. Muayyen bir kıvamda hazırlanmış ve insanlığın aklını ve ruhunu çalmak için kurgulanmış bilgileri aktarmaktan ziyade, fikirleri anlamayı, gerçeklere ulaşmayı sağlayıcı olmalıdır eğitim dediğimiz şey. Çocuğun özgürlüğünü ve özgünlüğünü buduyorsa orada eğitim değil, istendik yönde şekillendirme ve köleliğe giden yolu açma vardır. Eğitim, soran, sorgulayan, analitik düşünebilen eleştirel beyinler yaratmaktır. Papağanımsı, sloganik, propagandist nesiller üretmek, insanlığın geleceğine vurulmuş en büyük darbedir. Eğer ki, eğitim bilinç inşa edemiyorsa, inşa ediyor olduğunu sandığımız her şey koca bir palavradır. Bugün, insanlık, küresel emperyalizmin kıskacında, uygarlık ve ilerleme denilerek dehşetli bir tedenniye doğru sürüklenmektedir. Eğitilmiş nesiller, küresel emperyalizmin nasıl sömürebildiğini ve insanlığı açmazlara sürükleyebildiğini fark ve idrak edebilen, tezgâhlarını ve kumpaslarını darmadağın eden ve kıskacından kurtulmayı başarabilen nesiller olmalıdırlar. Emperyalizmle kavga etmeyi bilmeyen, emperyalizmin şeytani planlarını ihdas edemeyen nesillerden bir şey olacağını sanmak ahmaklıktır. Nesiller bugün görüntülerin tutsağı olmuş durumdadırlar. Görüntülere göre hayatlarını şekillendirme gayretindedirler. Görüntülerle adeta büyülenmekte ve o görüntülerde yer almak için benliklerini feda etmektedirler. Bunun içinde biteviye tüketime başvurmakta, bu tüketim çılgınlığında israfta had safhaya ulaşmaktadırlar, kaynakların değerini bilmemekte, çarçur etmekte tereddüt etmemektedirler. Ahmakça şeylerle iştigal etmeyi, gününü nasıl tükettiğini bilmeden tüketmeyi ve akşama ermeyi ve dertsiz, tasasız yatağına yatabilmeyi marifet addeden bir nesil ve toplum iflah olamaz.

En son tahlilde; sevgi, muhabbet, merhamet, fedakârlık, aşk, yüreğimizin dip derinliklerinde kök salmadan; merak etmek, düşünmek, sormak, sorgulamak aklımızın en önemli aktiviteleri haline gelmeden, vicdanımızın anayasası insanlık umdeleri temelinde şekillenmeden eğitilmiş olduğumuza dair hiçbir gösterge mevcut olmayacaktır. Yapılan şeye de eğitim demek olanaksız olacaktır. Hayaller, düşler, rüyalar kuramıyorsak, bize yaşamak için bir sebep teşkil eden ve yüreğimize yaşamak sevinci nakşeden ütopyamız yoksa, kaderimizin tayininde kendi aklımızı ve irademizi kullanmaktan acizsek, korkuların kuyusunda karanlığa mahkumsak, kalbimiz özgürce sevemiyorsa, biz kendimizi nasıl eğitilmiş insanlar olarak tanımlayabiliriz ki ve hangi eğitim mekanizması bizi insan etmek için var sayılabilir ki? Ummana kavuşmak uğruna yatağına yetmeyen bir sevda olmamışsa özgürlük aşkımız, bir insan olarak varlık sahnesinde yer almamızı sağlamıyorsa eğitim dediğimiz şey, onu eğitim olarak kabul etmemiz muhal ender muhaldir. Eğitim, bilinç aşılamaktır ve o bilinç sayesinde, başımıza bir şey geliyorsa, başımıza gelen şeyin ruhumuzda ki insicamsızlıktan ve bu insicamsızlığın gövdemize de sirayet etmesinden neşet ettiğini fark edebilmemizi sağlamaktır, suçu dışarıya atmak sorumlu olduğumuzu yok etmez ve bizi kurtarmaz. Zaten insanın olgunlaşması da, haddizatında, olgulara ve olaylara bakış açısında gizlidir birazda. Eğitim, insanı olgunlaştıran bir araçtır. Bugünkü uygarlık, ne kadarda, geçirdiği evrelerden sonra zirve yapmışsa da, son nefeslerini vermekte, can çekişmektedir. Artık mevcut uygarlığın argümanlarıyla ve o argümanların mevcut uygarlığın çıkarları uğrunda kullanılmasıyla varılabilecek hiçbir yer yoktur. Zira mevcut uygarlık, her olguyu, kendi çıkarlarını korumak ve kendi varlığının idamesini sağlayabilmek yolunda olaylaştırmaktadır. Eğitimi de, kendi çıkarlarına hizmet edecek, kendi hadimi olacak ve kendi ürettiği tefessüh etmiş kültürü yayacak insanı yaratmak için kullanmaktadır. Bu durumda, insanlığın kaybetmesini, küresel emperyalizmin kazanmasını intaç etmektedir. Emperyalizm ne kadar terakki kaydetmişse, insanlık o kadar tedenniye duçar olmuştur.

Bugüne değin yanlış eğitim mekanizmasının bozuk çarklarında öğütülen insan, kendisi olması gerekirken, kendisinden uzaklaşmış ve her türlü gelişmelerden duyduğu hazla ve hızla, doğayı kirleten ve insanlığı kötürümleştiren pespaye bir sistem tesis etmiş ve bu, değirmen misali insan öğüten sistem sonucunda tefessüh etmiş bir toplumun tezahür etmesine yol vermiştir. Yanlış eğitimlerle, inhitata ve inkıraza mahkûm olan uygarlığın ürettikleri, sahte görüntülerle insanlığın dimağına zerkedilmeye çalışılmaktadır. İnsanlık; lüks delisi, hedonist, serkeş nesillerin elinde günden güne çürümekte, tükenmekte ve yok olmaktadır. Hiçbir kimse vazifesini namusluca, şereflice ifa etmemektedir. Herkes kirli, basit, küçük ve ucuz menfaatlerinin kıskacında rezilce yaşamakta, bencilliğin buzlu sularında adeta ota, oduna dönüşmektedir. Toplum, eğitilmiş olarak tavsif ettiğimiz nesillerin ellerinde kan kaybetmektedir mütemadiyen. Gözlerimiz, hırslarımızla, menfaatlerimizle, ihtiraslarımızla kapatıldığı içinde gerçeği görmekten çok uzağız. Artık nesilleri dejenere ve aline olmaktan ve atomizasyondan kurtarmalı, herkesin birbiriyle entegre olmasının yolunu açmalı, nesilleri gönüllü köleler olmaktan kurtarmalı, özgün ve özgür kişilikler olmalarının önünü açmalıyız. Eğitim ve öğretimde, olayların künhüne inerek tanzim ve tebdile gitmeliyiz. Sığ ve edilgen çözümler yerine reel, aktif ve etken düşünceler ve alternatifler üretmeliyiz. Bilakis ne peyk olmaktan kurtulur otonomimize kavuşuruz ne de inhitata uğrayıp türap olmaktan kurtuluruz. Aklı ve ruhu terbiye eden bir eğitim, büyük insanlık demektir! Büyük insanlık ise, özgürce seven, özgürce düşünen, özgürce soran, özgürce sorgulayan, özgürce eleştiren, varlık sahnesinde özgür iradesiyle varolan, bitevi üreten, yüreğinde kutsal ve büyük dertleri olan, teri, yaşı, kanı, emeği kutsal bilen, sömürünün basit bir nesnesi olmaktan kendini korumuş ve kurtulmuş olan, başka nefisleri kendi nefsine müreccah kılabilecek kadar büyük bir yüreğe malik olan, vicdanının anayasasına tabi olan, merhametten behredar olan, uzak ütopyaları ve temiz düşleri olan insanlık demektir.

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
10-06-2018 02:01 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi [email protected] adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to [email protected]