Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
DÜNYA DENİLEN ŞEY YALAN, İNSAN DENİLEN ŞEY ŞEREFSİZ....
Yazar Mesaj
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,458
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1200
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #1
DÜNYA DENİLEN ŞEY YALAN, İNSAN DENİLEN ŞEY ŞEREFSİZ....
İsterim ki kimse kusura bakmasın, kimse de üzerine alınmasın, mutlak genelleme yapmıyorum. Haddizatında yapabilirim de ama adil davranmamaktan korkuyorum. Maalesef dünyanın yalan olduğu belli de, insanın kendini şerefli sayması bir o kadar trajikomik tüm olan bitenlerden sonra. Şerefli kılınmak ayrıdır, şerefini taşıyarak yaşamak apayrıdır, karıştırılmamalıdır. Gördüklerime, yaşadıklarıma, hissettiklerime inanırım. Gösterilen hiçbir şeye de inanmamayı tercih ederim. Yaşasın şüphe! Buna rağmen kusura bakan baksın, üzerine alınan alınsın, umursayan kim? Gerçekler acıdır bebeğim! Gerçekler acıtıyor diye gerçeğe düşman mı olacaksın? Ol! Maateessüf her şey dilimizde, eylemde sıfırız ama görseniz kallavi laflar eder, büyük roller keseriz. Severiz büyük konuşmayı, çünkü küçük yaşamlarımızı gizliyoruzdur ardında. Kaf dağının ardından konuşmayı, beylik laflar etmeyi, deveye hendek geçirtmeyi severiz. Nasıl olsa gelirimiz çok, giderimiz yok. Bizden giden yok, elden gidenden bana ne. Tıpkı duaların da sadece dilimizde olduğu gibi, sözlü duanın gerçekleşmesi için fiili duaya olan ihtiyacı bilmeyiz, bilsekte umursamayız ama namussuzca karşılık bekleriz. İşte biz böyleyiz. Namussuz, sahtekâr, riyakâr, münafık, tiksindirici tipleriz. Tefrik etmiyorum, kâmilen böyleyiz ama genelleme değildir bu, her tarafımız böyle anlamında kâmilen böyleyiz diyorum yani kimse ben şu kimliğin müntesibiyim nasıl böyle olabilirim demesin diye, bir kimliğe sahip olmak böyle olmaktan kurtarmıyor bebeğim! Keşke münhasıran kimlik sahibi olmakla yücelebilseydik, kurtulabilseydik, insan olabilseydik, o zaman alçak insan bulunmazdı yeryüzünde değil mi? Her işimizde böyleyiz ama işlerimizi büyük kavramlarla, mahiyeti ulvi olgularla lanse etmekle bir halt ediyoruz sanırız. Dilimizle insanlık yapmayı ama eylemlerimizle hayvan gibi yaşamayı kanıksamışızdır ve bunu bildiğimiz halde aynı yolda yürümeye devam ederiz. Kompradorlar karşısında köpekleşiriz ama ulvi erdemlerden bahsetmekten de geri durmayız. Komprador pezevenklerin ricasını kıramaz, insanı yanımızdan kovarız ama meydana çıktık mı büyük davalar adına kallavi nutuklar atmayı, ulvi olgulardan, kadim değerlerden, büyük insanlıktan söz etmeyi severiz. İnsanın bir ricası olsa dönüp bakmayız, bir kodaman it gelse hemen ayağa fırlar, karşısında hizaya geçer, daha söylemeden niyetini anlar, dalkavukluk eder, boynumuzu eğer, emret deriz. Kimimiz Allah der kazanır, kimimiz Atatürk der kazanır, kimimiz Türk der kazanır, kimimiz Kürt der kazanır. Yani biz değerler tüccarıyız! Hiçbir şeyin sahibi değiliz, ticaretini yapan tacirleriz. Ama kazanmak için deriz sadece, kazandırmak için değil. Ki, ticaret niye yapılır değil mi ya? Çünkü dediklerimize kendimiz de inanmayız ama kazanmak uğruna inanıyormuşuz gibi yaparız. Zira kazanmanın yolunun bu olduğuna inanmışızdır. Kazandırıyorsa sorun yoktur, yaşamasakta olur! Kapitalizm hepimizin amansız düşmanıdır sözde ama özde hepimiz kapitalistizdir yani tiksindirici mahlûklarızdır fakat yine de kapitalizmle savaşıyoruzdur! Kapitalizmle gerçekten savaşmayı göze aldınız mı hiç, behemehal savaştınız mı? Hayır, yapmamışızdır ama yapıyormuşuz gibi görünmekten hoşlanıyoruzdur, çünkü fiyakası vardır. Kahrolsun kapitalizm! Ne güzel söyleniyor değil mi? Dilinizle değil yüreğinizle, aklınızla, eylemlerinizle savaştınız mı diyorum. Yoksa diliyle savaşmayan yok zaten, o haliyle kapitalist bile kapitalizmle savaş halindedir zira. Hiç birlik olmayı, birlikte dövüşmeyi, kapitalizmin gerçek diye sunduğu yalanları reddetmeyi, komprador pezevenklerin malikanelerine girmeyi değil onları dışarı çıkamayacak hale getirmeyi, sizi parçalara ayırmalarını umursamayıp ne kadar da farklılıklar taşısanız da birlikte sırt sırta yürümeyi ve dövüşmeyi düşündünüz mü hiç? Sizi aldatanın sizden olduğunu bildiğiniz zaman onu terk etmeyi başarabildiniz mi ve sizden olmayanların yanına gidip mahcup ama asil bir şekilde oturmayı denediniz mi? Sizi düşmanlarınıza satanların ardından çekilmeyi istediniz mi hiç? Yoksa o komprador pezevenklerin süslü ve deni dünyalarına gıpta mı ettiniz, düşmanmış gibi gözükürken dostane duygularla gizli gizli müşahede mi ettiniz onların dünyalarını? Kendi onurlu sokaklarınıza elveda deyip onların karanlık alemlerine girmeyi mi düşlediniz hep? Cezbeye mi kapıldınız o dünyaların yalancı görkemi karşısında? Yoksa olanca görkemine rağmen yine de paylaşmak, birlikte yaşamak, mutlu olmak yolunda savaşmayı mı tercih ettiniz? O, partilerinizi, cemaatlerinizi, örgütlerinizi yöneten karanlık efendilerle çarpışmayı gerçekten istediniz mi yoksa kendi kendinizi tatmin yolunu mu seçtiniz? Savaşıyormuş gibi görünmek ama savaşmamak. O, partilerinizi perde önünde dövüştüren ama perde ardında aynı amaçlar uğruna birleştiren ve savaştıran, o cemaatlerinizin şeyhlerinin kulaklarına bir şeyler fısıldayan ve şeyhlerinizin ağzıyla size ulaştıran ve kafalarınızı, ruhlarınızı uyuşturan, o örgütlerinize silahlar taşıyıp birbiriyle savaştıran ve kardeşi kardeşe vurduran karanlık efendilere gerçekten düşman oldunuz mu hiç ve gerçekten halkın çocuklarını değil onları vurmayı istediniz mi hiç? Onlarla mücadele etmeyip, mazlumların ensesine sıkan ama insanın yanında gözüken pezevenkelerin pisliklerini yüzlerine vurdunuz mu hiç? Enselerine sıkılan mazlumlar mıydı komprador pezevenklerin kanlı paralarını çoğaltan ve koruyan? Sizin önünüze bıraktıkları kemikler tatlı geliyor de mi? Bir iki kemik düştüyse payınıza, paylaşmak niye de mi, birlikte gülmek, eğlenmek, mutlu olmak niye? Sonra da gelsin sahtekârca nutuklar. Biz insanız öyle mi ve biz şerefliyiz öyle mi ve biz gerçekten büyük ülkülerin insanıyız öyle mi? Bizler büyülü kelimelerle cezbeye tutulmuş zavallılarız ve büyü bozulsun istemiyoruz. Taaa çocukluğumuzdan beri kafamız ve ruhumuz öyle bir hipnotize edilmiş ki artık biz, biz değiliz. Gayrı kendimiz olmakta istemiyoruz. Çünkü geldiğimiz aşamadan sonra bir de yeniden gerçeğe dönüp kavgaya yeniden başlayamayız. Gerçek diye bilip inandığımız şeylerin çökmesinden, inandığımız ve adandığımız şeylerin yalan çıkmasından, aldatıldığımızın ve aptal yerine konduğumuzun kafamıza dank etmesinden öyle korkuyoruz ki, ödümüz patlayacakmış gibi oluyor. Maalesef aldatıldık, büyülü kelimlerle uyutulduk, düşlerimiz kirletildi, umutlarımız çalındı, yarınlarımız karartıldı bebeğim. Ve biz hala aynı alemde geziniyoruz! Utanmak kimin içindi ve utanmayı bilen kim kaldı şu âlemde? Utanmanın kalmadığı âlemde, olmayacak ne olur ki? İnsan kazanacak sonunda ama insan olduğunu, kızaracak bir yüzü olduğunu hatırladığı ve utanmayı öğrendiği zaman!

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
27-11-2019 06:19 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net