Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Asrı saadet
Yazar Mesaj
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #111
RE: Asrı saadet
Kaynak mekan ve olaylarıyla Hz Muhammed talha uğurluel

EFENDiM iz Sav tek bir çadır bile olsa oradaki tek bir simaya, Bıkmadan usanmadan, insana yakışırca yaşamayı anlatıyor her çadırdan çıktığında yanındaki ardından geliyordu müşrikler Siz O'na aldırmayın. yeğenimizdir (haşa) meczuptur," diyordu. Efendimizi takip edenler bu iftitanın iğrençiğini işitiyordu efendimize inananlar SAV den uzaklaştırılmaya çalışılıyordu Efendimiz'in amcası Ebu Leheb tebliği karalıyor efendimizin gezdiği her yerde mübarek havayı kırmaya çalışıyordu.

Efendimiz Sav e yakın olup onu anlayamamak çok büyük hüsrandır. Ebu leheb kendisine yazık etti ve hakkında Tebbet Suresi nazil oldu Mekke'de Ebu Leheb, Efendimiz'in hicretinden sonra ölmüş Çocukları onu evlerinin arkasına defnetıniştir fakat Ebu Leheb'in naaşını toprak kabul etmemiş. Cesedin kokusu artmış ve bütün mahalleyi kaplamış. İnsanlar Ebu Leheb'in oğullarına, babalarının cesedini ortadan kaldırmalarını söylemiş çocukları, babalarının cesedini evlerinin arkasındaki tepeye terk edince cesedin kurda kuşa yem olmuştur buradan geçilirken bu tepede şeytana taş fırlatılır atılan taşlar, tepede ikinci bir tepe oluşturmuştur

Mekke şehrinin dışında sadece tarihi pazarlar değil, savaşların olduğu mekanlarla karşılaşırız Huneyn Savaşı. Huneyn Vadisi nde yapılmıştır Taif şehrine giden yolda Zeylü'l-Kebir denilen Taif-Riyad yolunda ilerlerken yolun sağında kemer li bir yapı dikkat çeker bir Osmanlı su kemeridir yaptıran Sultan Süleyman dır karşımıza. Hey koca Kanuni hey Sen ne güzel bir insansın. Padişah olunca İstanbul'da artan nüfusla baş gösteren su sorunu için kolları sıvamıştır. Mimar Sinan'la görüşüp suyun gelmesi için fedakarlıklara katlanmıştır O kadar işi arasında defalarca Eyüp sırtlanna gidip Mimar Sinan'ı yakından takip etmiştir Kırk Çeşme Sularını İstanbul'a getirmiştir Taksim Meydanı'nın adını aldığı, meydanın göbeğindeki Su sebilini yburadan taksim edilen suyu her köşeye dağıttırmıştır

Osmanlı Efendimiz Sav i çok sevip O'nun yolundan gitmeye çalışıyordu Sav e layık bir ümmet olarak güzel hizmetler meydana getirdiler O şefkat anlayışından Mekkenin kızgın çölleri de nasibini aldı. Kanuni'nin Mekkedeki su kemerleri kilometrelerce uzanırdı Kesme taştan çok muntazam inşa edilmişti. Mekke'ye gelen hacı sayısı her sene artıyordu. Buradaki su problemini halletmek üzere Sultan Süleyman, Huneyn Vadisi'nden Mekke'ye su nakli su kemerleri yaptırdı su kemerleri 70 km lik bir yoldan geliyordu Sultan Süleyman'ın su ile ilgili başka projelerinin de vardı Mekke'nin su problemini çözmek için Hudeybiye Hadda köyündeki suyu taşımak ister. arazinin yüksekliğinden dolayı meyil yapılamaz ve pompalama sistemleri olmadığı için başarılamaz. Ancak, "Mekke'ye götüremiyorsak başka yere taşırız," der ve suyu Cidde'ye ulaştırır. bugün Kanuni'nin taşa kazdırdığı su kanalları Hadde'de hala durur
su kemerlerinin ilerisinde yolcu konaklama menzili görülür bir kasır büyüklüğündeki yapı, yolculukta barınmak için inşa edilmiş Osmanlı yapısıydı. konaklama ve ihtiyaçları sağlardı. Su kemerlerinde bir çalıda Arap bülbülleri vardır Sivri uzun gagaları ve siyah tüyleriyle kendilerini ele verirler sıcakta yaşama imkanı vermiş Rabbimiz onlara. Yaşama ve buraları şenlendirme vazifesi ...

Mekkede Kanuni hanın yaptırdığı su kemerlerinden bugün hala oluk oluk su akmaktadır 450 yıl önce yaptırılan su kemerlerinden bugün hala su aktığını duymak şaşırtıcı Bölgenin en yaygın ötücü kuşu Arap bülbülü ve Osmanlı Mekkesinden çıktıktan 50 km sonra su kanalları karşımıza çıkar Köyün girişi otlar ve yeşillikle kaplı güzel bir alan bir kanal. İçinden su akıyor ve çevresini cennete çevirmiş bir su bu su kemerini. Kanuni getirmiş ve bu su bugün hala buralara hayat veriyor yaptığı hayırların sevaplannı Kanuni'ye gönderiyor

Mekke'den uzakta dağlar arasında bir patika uzanır. Burası Efendimiz'in Taife giderken kullandığı yoldur. o güzel insanın şereflendirdiği yolda keskin kayalıklar vardır bugün Başlarımızda bizi güneşten koruyan sağlam başlıklar, gözlerimizde en kara gözlükler olsada güneş perişan ediyor. ilerleyemiyoruz Buraları görüp hislenmemek elde değil. "Sen ne güzelsin ey Resuller Resulü. sen ümmetine ne düşkünsün. Biz klimalı arabadan çıkıp dışarıda 5 dakika duramazken sen Mekke'den Taife, 80 km'lik yolu yaya ve tam 2 günde aşmıştın. sıkıntı ile aştığın yolun sonunda keşke seni en serin mekanlarda, en soğuk sularla, en leziz yiyeceklerle karşılasalardı onlar Sav in getirdiği güzelliklerin farkında bile değillerdi. Sen onları kurtarmak ve hayat olmak için gelmiştin, onlar seni taşlamışlardı. .. Hz. Muhammed peygamberliğinin lO. yılı, Şevval in 27. günü vardı buraya. Yeşil güzel bir yerdi Taif. Efendimiz lO gün kalıp insanları İslam'a davet etti. Davete icabet. etmediler ayak takımı insanları kandırarak Efendimiz ve Hz. Zeyd'i taşlattılar. Onlar Efendimiz'in kıymetini bilmiyorlardı Allah, sevgili kuluna bir güzel insan eliyle Taifin üzümlerinden ikram ettirecekti. Bu genç, Addastı

Peygamberimiz Taifteki üzücü hadiselerden sonra yanındaki Hz. Zeyd'le Addas ra nın üzüm bağına konuk oldu ikram edilen suyu içerken besmele çekti. Addas karşısındakilerin tek bir Allah'a inandıklarını görünce kendisinin Ninovalı olduğunu söylemiş Peygamberimiz, "Kardeşim Yunus Peygamber'in memleketinden. demişti. bu diyaloğun geçtiği o bağlar bugün duruyor Taif te. üstü başı tozlu, ayaklar kan içinde de olsa o güzel Peygamber'in yeniden buradan üzüm yemesini gözlüyor

TAİF in meşakkatli ve çileli yollarından aşıp Mekke'ye girmek ayrı bir sıkıntı idi Efendimiz için. SAV İslam'ı açıkça anlatıyor ve Mekke'deki müşrikler kendisine b zarar vermek için fırsat kolluyordu Taifte olanlar Mekke'de duyulmuştu. niyetsziler de bu hadiselerden yüz bulup işi çok ileriye götürdü Efendimiz Taif dönüşü Cebel-i Nur'a gelmişti. Mekke önündeydi Hz. Zeyd, Efendimiz'e Şehre nasıl gireceğiz ya Resulallah?" diye sordu. Efendimiz oranın çobanı Urakıd'a seslenerek, "Süheyl bin Amr'a söyle beni himayesine alsın," der. Süheyl kabul etmeyince Beni Mahzum'dan birisinin adını söylenir reddedilir. Mutim bin Adiyy'e haber gönderir ve o SAV i kabul eder. Hz. Peygamber Mekke'ye girdiğinde Kabe'yi tavafa başlar. Tavafı Ebu Cahil görür ve Mutim bin Adiyy'e, "Kefili misin tabisi misin?" diye sorar. Mutim, korumam altındadır," deyince koruman altında olana dokunmayız," der. SAV Mekkede tüm tehlikeye karşı tebliğini sürdürüyordu. Bedir Savaşında Mutim bin Adiyy'in oğlu esir düşer. Peygamberimiz "Baban sağ olsa ve Bedir esirlerini bırak deseydi, ben hepsini bırakırdım," der. Allah Resulü bir müşrikin iyiliğini bile unutmaz SAV vefa doludur .


GÖNÜLLERE İSTiKAMET KAZANDIRAN VADi: HUNEYN

MEKKENİN asfalt yollarında dümdüz bir arazi uzanır çöl toprakları arasından ilerlendiğinde bir kayalık arazide gitmeye başlarız iki yanımızda yüksek ve dik iki tepe beliriverir Burası Huneyn Vadisidir. Huneyn deyince Mekke'nin fethi, İslam ordusunun Mekke'ye girişi ve burayı putlardan temizlemeleri akla gelir. Mekke halkı Hudeybiye sulhünden islama kalben ısınmış Mekkenin fethi kalplerdeki endişeleri yok etmiştir. Fakat Mekke dışındaki kabileler islam'ı, ve Müslümanları tanımıyordu Önyargılıydılar uslanmaz kışkırtıcılar ve desisler büyük bir şer ittifakı oluşturdu Ortalığı velveleye verenler, "Kureyş savaşmaktan ne anlar. Medine'den gelenler bizi görsün diyorlardı. Mekke dışındaki en büyük iki kabile Sakif ve Havazin Müslümanlara karşı birleşerek 20 bin kişilik bir ordu topladı. Askerler kaçmasın diye kadın, çocukları yanlarına alıp Huneyn'de toplandılar Kanatın Efendisi şer birliğini dağıtmak için askerlerinin başına geçip sefere çıktı. İslam ordusu Huneyn'e ileriediğinde Havazin Kabilesi gelip vadiyi tutmuştu.

Hicretin 8. senesi, Şevval in 5. günü İslam ordusu Mekke'den ayrıldı. Müslümanlar 12 bin kişiydi. Ordu Biz artık sayı olarak çokuz Mekke'yi aldık. kimse bizim önümüzde duramaz. düşüncelerine kapılıp Muvaffakiyetİn yalnız Allah'tan olduğu unutulur gibi oldu. her şey o anda gerçekleşti. İslam ordusu vadiye girince dört yandan üzerlerine ok yağdırıldı Müslümanlar panikleyip kaçışdı. Muvaffakiyetin Allah'tan olduğu dersi verildi Sayıca üstünlük bir şey değildi önemli olan. Bedir'de çok az iken Allah mürninleri galip kılmamış mıydı bu panik anında sarsılmadan duran Hz. Peygamber Yanındakilere, dağılanları isimleri ile çağırılmalarını istedi, "Ey ensar! Ey muhacirler!" nidalarıyla toplanan sahabe muvaffak olmuş İslam zafer kazanmıştı Müşrikler dağıldılar. Huneyn vadisi bize tarihi olayları huneyn günü sahabeye verilen dersi anlatır "Her şeyin Allah'tan olduğunu unutmayın. Sayıca azız diye üzülmek fazlayız diye sevinmek, fakirlik, zenginlik bunlar değildir önemli olan. Asıl önemlisi Allah'a layıkıyla tevekkül edip itimad edmektir. Bu seviyede kalırsanız sırtınız yere gelmez." KALPLERiN FETHİ BAŞLIYOR

Mekke'den 30 km kadar ilerideki Hudeybiyedi hafızamız nice olayı hatırlıyor Mekke'den Medine'ye hicretin 6. yılıdır. Muhacirler doğdukları, acı tatlı nice olay yaşadıkları topraklara hasrettir. kalplerde Kabe özlemi vardır ona yönelerek namaz kılınır ama yıllardır kendisini göremezler Kainatın Efendisi müjdeyi verir O sene hacca gidilecektir sevinç rüzgarı dalgalanır Medinede. Herkes hazırlanır sabah yola çıkılır Seniyyetü'l-Veda tarafında. Uzun ve meşakkatli bir yol izlenip Hudeybiye'ye gelmişlerdi. Mekke'ye çok az kalmıştır Efendimiz'in devesi burada durur ileriye geçmez Peygamberimiz Fili bağlayan benim devemi de bağladı, diyerek fili hatırlar Mekke'den yaklaşık 20 km sonra şehrin en uzak harem hududu olan Hudeybiye Haremi vardır. Bu sınırdan umre yapılabilir Efendimiz bu sınır dışında 3 hafta konaklamış sahabe ile Hudeybiye hududu içinde namazları eda etmişdir. Bunun sebebi Harem sınırlarındaki her ecrin 100 bin derecesinin olmasıdır.

Peygamber Efendimiz'in sünnetinden dolayı islam alimleri, "Harem hudutlarında nerede yapılırsa yapılsın her ecre 100 bin derece vardır hükmüne varmışlardır Hudeybiye Mikadı'nın bulunduğu yerde Harem hududunun işaret taşları vardır. ikisi tarihidir Osmanlı'dan kalmadır. Diğer ikisi gösterişli olup Suudlarındır Hudut taşlarının yanında Osmanlı çeşmesi vardır çok güzel bir yapıdır. Osmanlı'ya ait bir kitabesi bulunur Kral Abdülaziz restore edmiş. yeni bir kitabe eklenmiş. suyu akmayan bir çeşmedir çeşmenin yanındaki tarihi kuyunun başında büyük ve derin bir kuyu bulunur Burası çöldür ancak Allah'ın hikmetiyle kuyu içinde su görülür. Kuyunun içinde güvercinler Zavallı hayvanlar öğle sıcağında sığınacak gölge bulamadıklan için kuyu içine girmişlerdir. dışarıdaki 50 derece sıcaklığa göre kuyu serin ve suyu var Birkaç km sonra Hudeybiyeye gelinir Hudeybiye Anlaşmasının olduğu mevkide yol yoktur Kumların üzerinde ilerliyoruz. Ağaçtan oluşan bir öbeğin önünde Hudeybiye antlaşması ÇÖLÜN ORTASINDA YAPILAN BiR ANLAŞMADIR


Efendimiz ve 1400 sahabenin üç hafta konakladığı Hudeybiye stratejik bir konuma sahiptir Çünkü Mekke'den gelen buraya görünmeden yaklaşamaz Efendimiz buraya yerleşince Mekke'ye elçi gönderir niyetlerini aktarır elçi Hz. Osman dır savaşmak için değil hacc maksadıyla geldiklerini anlatır Mekke'ye yola çıkan Hz. Osman'ın ardından "Müşrikler Hz. Osman'ı şehit ettiler!" şeklinde haber alınır. Efendimiz ağac altında tüm sahabeden biat alır. Buna "Rıdvan Biatı" denir. 1400 sahabe ile biatlaşılır bu mevkii sahabe yıllarca muhafaza edip yerinin kaybolması önlenir Bir süre sonra Hz. Osman'ın öldürüldüğü haberinin asılsızlığı anlaşılır Mekke elçileriyle görüşülür anlaşmaya varılamaz. taviz verilmek istenmez Görüşmeler tıkanınca Mekkeden gelen bir kişi görünür. gelen kişi Süheyl bin Amr dır. Efendimiz, "İşte anlaşmaya varabilecek bir kişi," der Süheyl bin Amr birçok müşrike göre mülayimdir görüşmeler olumlu geçer bir konuda sinirler gerilir Bunlardan bir tanesi anlaşma "Allah'ın Resulü Muhammed" ibaresidir. Süheyl, "Biz bunu kabul etseydik anlaşmaya gerek kalmazdı," der. Efendimiz maddeleri yazan Hz. Ali'den bu ibareyi sildirir Hz. Ali'nin eli varmaz. Efendimiz bizzat kendi eliyle siler yerine, "Abdullah oğlu Muhammed" yazdım. Anlaşmanın en kritik anıdır anlaşma imzalanınca Süheyl bin Amr'ın oğlu Ebu Cendel, ellerindeki zincirle gelir SAV e Kurtar beni ya Resulallah," der Babası Süheyl, oğlunu İslamiyet'le şereflendi diye zincire vurmuştur Hz. Peygamber Süheyl'den Ebu Cendel'i vermesini ister Süheyl kabul etmez anlaşma maddelerinden biri "Müslümanlardan biri müşriklere sığınırsa geri verilmeyecek, müşrikler Müslüman olduğunda teslim edilecekti Peygamberimiz gözyaşlarıyla Ebu Cendel'i geri verir

Hudeybiye anlaşması Müslümanların aleyhine gibi gözüksede kader bu maddeleri kısa sürede Müslümanların lehine çevirir eşsiz bir fütuhat gerçekleşir bu GERÇEK FETiH KALPLERiN FETHİYDi Mürninler Hudeybiyeden gelirken Fetih Suresi nazil olmuştur. bir fetih yok gibidir ve. Ağır bir anlaşma yapılmış gibi gözükür Fakat Hudeybiye Anlaşması'nın bir maddesi, "O sene hac yapılmayacak fakat gelecek seneden itibaren her sene üç gün Müslümanlar Mekkeyi haccedebilecekler,dir. İşte bu 3 günlük birliktelik, Müslümanlar ve müşriklerin buzlarını eritmiş İslamiyer'e girenler çığ gibi artmıştır. Hudeybiye döneminde ki 3000 Müslüman sayısı, tam 3 sene sonra Veda Hutbesi'nde 20.000'e çıkacaktır. İslamiyer'e göre gerçek fetih kılıçla yapılan fetih değil, kalplerin fethidir. Hudeybiye'nin en can alıcı sahneisi de buradaki 3 haftalık konaklamanın son günlerinde yaşanan hadisedir. Anlaşmada o yıl hac yapılmayacaktır. Efendimiz sahabeye, kurban kesip Mekke'ye girmeden Medine'ye döneceklerini söyler sahabe kurban kesmeye yönelmez. Efendimiz eşi ile istişare eder. Efendimiz'in her davranışı hakikattir SAV . ahlakın en güzeliyle ahiaklanmıştır eşinin görüşlerine değer verir mübarek eşi kurbanınızı kesin ya Resulallah, sahabe sizi takip eder," der ve Efendimiz kurbanını kesince tüm sahabe kurbanlarını kesmiştir . •

Hudeybiye Anlaşması'nın olduğu yerde gözler başımızı sokacak ve dua edip namaz kılacak bir gölgelik arar fakat bulamayız Osmanlılar burada Hudeybiye Mescidini yaptırmış Suud Kralı Faysal, yenisini yapmak için yıktırmıştır. Temeller atılıp duvarlar örüldüğünde ne yazık ki Vehhabi saldırısıyla bu mescitte tahrip edilmiştir. mescide ait temeller Hudeybiye'de hala görülür Hudeybiye Kuyusu tarihi bir kuyudur yerinde durur Buradan ayrılırken boyunları bükük, yıllardır göremediği Kabe'ye yaklaşmışken şehre giremeyen sahabenin burukluğunu hatırlayıp hisleniyoruz. yaşanan olaylardan sonra Efendimiz'e gösterdikleri itaat ve arzu ettikleri yere 500 km yol kat edip 30 km yaklaşmışken geri dönmeleri. sahabe olmanın en önemli şartı yani sonsuz itaati anlıyoruz
17-01-2019 01:30 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #112
RE: Asrı saadet
Kaynak mekan ve olaylarıyla Hz Muhammed talha uğurluel


Mekke Yolunda giderken seyrek de olsa sağda ve solda agaçlar görüyoruz. "Buralar Semure Ağacı bu agaç Efendimiz sav in çok sevdigi bir ağaç Yolculuk esnasında ne zaman bu ağacı görse altında dinlenip iki rekat namaz kılarmış. Hudeybiyede Efendimiz SAV ve sahabe ile gerçekleştirilen Rıdvan Biatı semure ağacı altında gerçekleşmistir Medinede Efendimiz ordusuyla Bedir Savaşı'na giderken Vadi-yi Akik'te yine semure ağacı altında dinlenmiştir Hz. Ömer'in oğlu Abdullah bin Ömer ömrünce bu ağacı sulamıştır Bizans'a karşı yapılan Tebük Seferi'ne gidilirken 8 farklı yerde dinlenilmiştir Bu mola yerlerinin hepsinde semure ağacı vardır Bugün bu 8 konaklama yerinden sadece bir tanesi bilinir. Burada Efendimiz'in istirahat ettiği yerde Mescidü'l-Tevbe adlı bir mescit vardır Tebük yolundaki istirahatlerden bir tanesini Efendimiz semure ağacı altında dinlenirken gerçekleştirir Gavres adlı düşman Efendimiz'in yanındaki asılı kılıcı alıp, seni elimden kim kurtaracak?" diyince Efendimiz öyle bir, "Allah!" der ki Gavres'in elindeki kılıç düşer. Efendimiz düşen kılıcı alarak, "Şimdi seni kim kurtaracak diye seslenir. Bu meşhur olay semure ağacı altında gerçekleşir

KusvA'YI HATlRLATAN MEKKE DEVELERI

MEKKE nin kutsal topraklarında gezerken mübarek insanların neler yaşadığını bilmek ve bir nebze olsa dahi yaşamaya çalışmak tarihimize büyük fayda sağlar çöl denilince akla ilk gelen devedir. Bedevinin en yakın arkadaşıdır Çöl insanının vazgeçilmezidir SAV in Mübarek devesi Kusva Efendimiz'e hicret yolculuğunda bineklik yapmıştır. Efendimiz Medine'ye girdikten sonra herkes kendisini misafir etmek isteyince deve serbest bırakılmış ve önünde çökeceği evde misafir kalınmıştır Mekke'ye hacca gidilirken aynı deve Hudeybiye'de kalkmamak üzere çökmüş ve Efendimiz "Fili bağlayan devemi de bağladı buyurmuştur.

Mekke'nin Fethi sonrası efendimiz Sav Mu'az bin Cebel ra ı Yemen'e gönderirken ona kendi devesini vermiş Devem sana güven verir. Onun çöktüğü yere mescidini kur," demiştir Kur'an'da yaratılışına dikkat çekilen deve o günkü şartların vazgeçilmezidir Bu mübarek hayvanın Mekke-Hudeybiye arasında çiftlikleri var kurulu birkaç çadır ve etrafı çitlerle çevrili develer var Çitin dış tarafında develere yiyecek veriliyor bu çiftlikte irili ufaklı 30 kadar deve var yavru develer Her şeyin küçüğü gibi bunlar da harika deve sütü içtik çitin içinde geçti en uzun boylu deve anne imiş ve yavru yerli yersiz süt içmesin diye annenin memesini bağlanmış Çoban memeyi örten bezi açınca minik deve yavrusu koştu ve annesinin memesine uzanıp emıneye başladı. Az sonra adam elindeki tası anne devenin meme altından sağmaya başladı ayağını ustaca kıvırarak dizini masa gibi kullanıyor ve kıvırdığı diz üstüne koyduğu tası sağmaya çalışıyordu Hepimiz şaşkınlık ve ilgiyle izliyorduk. yammdakilere, "Neden yavrunun da içmesine izin veriyor?" diye sordum. Aldığım cevap ibret doluydu yavruya süt içmesi için izin vermezse anne memesine süt bırakmıyormuş. çobanın süt sağması için yavrunun süt içmesi gerekiyor. Anne deve, Allahu Teala'nın sevk-i ilahisi olarak sadece yavrusu süt içeceği zaman memesine süt veriyor

Mekke'ye yaklaştığımıda karşı tepede bir Osmanlı murakabe binası vardır Ecdad bu mübarek şehri korumak için yaptırdığı gözetleme yerlerindendir birkaçı hala ayaktadır Tepe yanındaki vadiye Ebdah Vadisi denir. Bir zamanlar buralar Mekke dışında kalan ıssız yerlermiş savunmasız Müslümanları müşrikler buraya getirir ve işkence yaparmış. Aklımıza Yasir ailesi geliyor. Hz. Ammar, annesi Hz. Sümeyye ve babası Hz. Yasir Müslüman olmuş oğullarının gözü önünde her ikisi de feci işkencelerle şehit edilmişdi. O yüce ruhlara fatihalar . gönderiyoruz.

MEKKE Murakabe binasının üzerindeki tepenin eteklerinde beyaz bir cami vardır. Kubbeli yapısı ile dikkat çeken cami islamdan önceki dönemlere ait hatıraları barındırıyor. Efendimiz ile Hz. Hatice burada buluşur Bu mukaddes insanların şereflendirdiği mekanda yapılan dualara icabet edileceği düşünülür bu mevkiye icabe, mescide ise icabe Mescidi denirmiş. yenilenmiş binasıyla beyaz, tek kubbeli bir yapıdır icabe Mescidinde 3 kitabe vardır ilki Emevilere, diğeri padişah I. Ahmed'e ait olup sonuncusu günümüzde konmuştur Efendimiz nübüvvetinden önce Mekke'de duramaz. Yalnız kalacağı bir yer arar. Bu amaçla Nur Dağı'na çıkıp, Hira Mağarası'na çekilir. ilk zamanlar üç, beş gün ya da bir hafta kalırken, peygamberliğin gelmesine yakın birkaç ay dağdan inmediği olur bu uzun kalışlarda Hz. Hatice, Efendimiz için hazırladığı yiyecek torbasını getirmek için yola çıkar, Efendimiz dağdan aşağıya inerek burada buluşur Peygamberimiz azık için bile şehre bulaşmak istemez peygamberliğe hazırlanırdı Hz. Adem ve Hz. Havva Arafat'ta, Cebel-i Rahme'de buluşurdu Efendimiz de Hz. Hatice ile buluştukları Nur dağı ve Hira mağaralarına çok değer verilmiş dua makamı olmuştur Burada el açıp uzun uzun dua edilir Dua ederken mescid duvarındaki I. Ahmed'e ait olan kitabeyi inceliyoruz. Bu peygamber aşığı Osmanlı sultanı, hacca umreye bir kez olsun gelemediği halde bu mescidin varlığından haberdar olup günümüzden 395 sene önce bu mescidi tamir ettirebiliyor. bugün Türkiye'den gidip 15 defa umre yaptım," diyenlerin içinde bile bu mescidden habersiz pek çok insan var. Osmanlı'nın ali-cenaplığı bizi hayret ve hayranlığa sevk ediyor .

Mescid-i icabe'ye yakın, olan Mekke beledi-ye binasının karşısında beyaz ve küçük bir yapı dikkat çeker. Burası bir su yapısıdır. Bir kuyu ve yan haznesi bulunur Efendimiz buraya uğramış ve istirahat etmiştir. Kuyunun adı Tuva ve buraya Arapça adıyla Bi'r-i Tuva Tuva Kuyusu dur. Kainatın Efendisi 630 yılında Mekke'nin fethine çıktığında şehre girmeden 2 gün önce Curmuh denilen yerde gecelemiştir. Mekke'ye giriş öncesi son geceyi Tuva Kuyusunda geçirecek, burada istirahat edip kuyudan boy abdesti alarak şehre girecektir. Bi'r-i Tuva'nın önündeki cadde adı Fetih Caddesi Mekke'nin fethinde Efendimiz Sav in ilerlediği meşhur yoldur Hz. Aişe, fetih günü Efendimiz'in Mekke'ye girişini şöyle anlatır, "Mekke'ye girerken üzerine bindiği merkubun semerine, neredeyse alnı değecek ti Efendiler Efendisi mütevazılığıyla bir zamanlar binbir cefa gördüğü ve terk etmek zorunda kaldığı şehre muzaffer bir kumandan olarak giriyordu ama tevazuyla giriyordu. Bu tevazuyla yaşayan ve yaşatanlar Efendimiz'in yolundan gidenler olmuştu. Mısır Seferi'nden dönerken İstanbul'a gündüz girmeyen halk bu muvaffakiyeti bizden bilir ve alkışlar diye Üsküdar'dan şehre gece giren Yavuz, Mohaç Muharebesi'nde dünyanın en büyük ordularını 2 saatte içinde yok eden ve dönüşte, zaferle kalbime gurur girdi. gece yatağı dehlize serin," diyen Kanuni canlanıyor zihnimizde. Kudüs'ü alıncaya kadar 30 sene çadırda yatan Selahaddinler, İspanya'nın fethinde, "Unutma dün köleydin, bugün muzaffer bir kumandan yarın toprağın altına girip hesap vereceksin," diye kendisini hesaba çeken Tarık bin Ziyadlar ve niceleri. Onların hepsi güzeller güzeli SAV den renglerini ve dünyaya hayat olmuşlardı ömürleri boyunca

Mekke ve Medine civarında Osmanlı'nın tamir ettiği nice yapı bizzat kendilerince yapılan hayır eserleri vardır. Her bir paşa ya da hanımefendi, imkanlarının bu mukaddes topraklara nasip olmasını isterdi. Osmanlı'da her padişah burayı tamir ve ihya etmiştir. İcabe Mescidi gibi Osmanlı'nın tamir ettirdiği yapılar ve bizzat temelden kendilerinin yaptırdığı eserler vardır Mescid-i İcabe'nin arka sokaklarındaki Osmanlı yapısı son Osmanlı Valisi Osman Nuri Paşa'nın kaldığı vilayet konağıdır orijinal mimarisiyle yerinde duran yapı, cumbaları, kepenkli pencereleriyle, görenlere kimliğini aktarır. insanlığın faydasına kurulmuş bir hayır eseridir Osmanlılar buraya hükmetmek, ve yönetmek için değil, hadimlik için gelmişdir Tepedeki en yetkili kişi padişahtan Mekke valisine kadar Hadimü'l-Haremeyn olmayı en büyük paye sayardı. Bugün Topkapı Sarayı'ndaki padişah sorguçları bu anlayışın en güzel örneğidir sorguçların tüylerinin izahı şudur: Mekke ve Medine'de mukaddes mabetler tavus kuşu tüyünden süpürgelerle süpürülür bu süpürgeden birkaç telek İstanbul'a gönderilirdi padişahlar bu tüyleri sorguçlarına takar, "Bizler senin evinin hadimleriyiz ya Rabbi!" der ve öyle dolaşırdı Konağın tam karşısında Osmanlı vardır. Bugün suyu akmasa da güzel bir restorasyon geçiren sebil temiz ve sağlamdır Sebilin az ilerisinde bir başka Osmanlı yapısı ve Seyyid konakları vardır. İki katlı revaklı ön cepheye sahip olan, son derece görkemlice inşa edilen bu yapının Yapılma gayesi çevreye hayırlı olma çabasıdır Hacca ve umreye gelenlerin ücretsiz barınması için düşünülmüş. Kral Abdülaziz burayı ikamet yeri olarak kullanmıştır Mekke'deki Osmanlı eserlerinden biride Eyüp Sabri Paşa'nın Miratü'l-Haremeyn'i ve Sinan Paşa'nın eserleridir Mescid-i Haram'ın yanındaki 4 kubbeli Kanuni Sultan eseri Süleymaniye Medreselerinden, ll. Mahmud'un hanımı Bezmialem Valide Sultan'ın yaptırdığı Guraba Hastanelerine kadar birçok eser Mekke ve Medine'de yer almıştır Bugün bu hizmet eserlerinden pek azı ayaktadır. ülkemizdeki gibi hızlı ve düzensiz gelişen şehirlerde ne yazık ki tarih ikinci plana atıldığı için eserler korunamıyor. Ayakta kalan eserlerin geleceği meçhul. Bugün ayaktaki eserler Osmanlının son dönemlerine ait. Mekke'nin Meydan-ı Kışla Kışla Meydanında Sultan II. Abdülhamid in yaptırdığı kışla binaları var Bugün ancak fotoğraflardan görebiliyoruz bir kısmı hac döneminde misafirhane olarak kullanılmış 2005 itibariyle binalardan, yol çalışmaları sonrası sadece 2 küçük parça ayakta kalmış sonra bu yapılar da ortadan kaldırılmış II. Abdülhamid Han'ın yaptırdığı ve misafir için düşünülmüş Haseki evlerinden birkaç tanesi hala ayakta


Abdülhamid Han yaptırdığı Mekke'deki Osmanlı yapılarından biri kız mektebidir. Osmanlı'nın son çırpınışları ve özellikle ll. Abdülhamid'in son gayretlerinin büyüklüğünü anlıyorsunuz. • Osmanlı en parlak yıllarında çok büyük okullar açtı Kanuni Rüstem Paşa Semiz Ali Paşa Adeta eğitim seferberliği yaptılar Kanuni dönemi altın bir dönedir. En çok okulun açıldığı dönem Abdülhamid Han dönemidir. Mekke de nasibini almıştır. MEKKEDEKİ bina bugün nice özel koleje taş çıkartır o devirde adam yokluğu vardır Osmanlı iyi idareci ve öğretici bulmakta zorlanır Beyrut'ta bir Alman Osmanlı okulu açılır. Okulun müdiresi Halide Edip tir. Ancak eğitim değil Avrupa'daki moda anlatılır YÜREKLERI YAKAN VE GÖNÜL FERAHLATAN İKI OLAY


Mekkedeki Osmanlı hatıralarına göz atıp lcabe Mescidi'ne geliyoruz. Mescidin karşısında Mekke belediye binası vardır Az ileride Kral Abdülaziz Mescidi yer alır. Bu iki yapıarasına Hayrü Beni Kinane denir islamda bu mevkinin çok özel bir önemi vardır Burada acı üzücü, ve güzel olaylar yaşanmıştır Üzücü olay, Mekkeli müşrikler Müslümanları boykot kararını burada almıştın. İslamiyet'in yeşerdiği yıllardır. Müşrikler ellerindekinin gideceği endişesiyle ne yapacaklarını şaşırmış ve hırçınlaşıp korkunç bir planı harekete geçirerek Hz. Peygamber'i akrabaları ve sahabeyi boykot kararı alırlar. son derece ağır olan boykota göre Haşimoğulları ile alışveriş yapılmayacak evlenilmeyecek kuru ekmek bile uzatılmayacaktı bu kararlar tam 3 yıl acımasızca uygulandı Efendimiz ve yanındakiler müşrik zulmüne sabretmek zorunda kaldılar. toplumdan uzaklaştırılıp, aç bırakıldılar. Az sayıdaki insaf ehlinin yardımı engellendi. Bu acı hatırayı Sa'd bin Ebi Vakkas anlatıyor, "Günlerdir ağzıma bir şey koymamıştım. Yerde deri parçası buldum. temizleyerek ağzımda emdim bana üç gün gıda oldu." Bu boykot günlerinde üzücü olaylar gerçekleşmiştir. Efendimiz'(sas) i nübüvvetinde sağlam bir inançla destekleyen Hz. Hatice ve öksüz ve yetim kaldığı çocukluktan beri kendisini her türlü tehlikeden koruyan çalışan amcası Ebu Talib vefat etmiştir Buradaki güzel hadise ise şudur. Mekke'nin fethiyle şereflenen Kainatın Efendisi Mekke içinde itam burada askeriyle kamet etmiştir. Kendisine neden evde kalmadığı sorulduğunda, "Akil bize kalacak ev mi bıraktı buyurmuş "Burada neden kalıyorsunuz?" diye soranlara "Allah'ın takdiri olan tarihi vakayı ispat için," yani Allahu Teala'nın bizi buraya zaferle getirdiğini ispat için demiştir. Efendimiz o en hassas insan, acılı boykot günlerini hiç unutmamış En sevdiği 2 insanı bu dönemde kaybetmiştir muzaffer bir kumandan olarak Mekke'ye girmiş zulmeden herkesi affetmiştir.


Efendimiz Mekke dışındaki müşrikler üzerine yürümek için Huneyn'e ilemiş Huneyn Savaşı galibiyetle bitmiş Cirane'de ganimetler dağıtılmıştır Yeni Müslümanlara teşvik için fazla ganimet verilmiş hoşnutsuzluk çıkmıştır ensar arasında, "Resulallah dostlarını, kendi komşularını buldu. Onlara fazla verdi, bize vermedi," diyenler olmuş. Efendimiz ensarla şu konuşmayı yaparak fitneyi engellemiştir Diyeceksiniz ki sığınacak yerin yoktu biz seni koruduk. Ben derim ki Allah beni Peygamber göndermeseydi sizler eski savaşınızda devam edecektiniz. Onlar malları ile Mekke'ye dönecekler ben sizinle Medine'ye döneceğim ... " Efendimiz in konuşmasından sonra Mekke'ye uğramadan Cirane yolundan Medine'ye yola çıkmıştır. Efendimiz'in şereflendirdiği bu topraklar O'na ait nice hatırayı saklıyor. Bu hatırar bize SAV in çektiği sıkıntıları, insanlara tahammülünü sevgi ve nice fedakarlıklarını gösteriyor Cirane'den Mekke'ye dönemeden Medine'ye göçüyor İslamiyet gibi bir güzelliği yaşamamız için başta Efendimiz ve nice yüksek şahabe ciddi imtihanlar verdi bunları öğrenmeli, yaşamalı ve dünyaya en güzel şekilde yansıtmalıyız Ehl-i Beyt islam'ı yaşayan ve Efendimiz'in ahlakını hayatına hakim kılan, Allah Resulüne olan aşkını devam ettirendir. İstikametde olan ve istikametini bozmayan Değişmeyen ve değiştirmeyendir yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündekiler size merhamet etsin Hadis-i Şerifi'ni hatırlıyiruz. Seyyid Ömer ve yanındakiler İstanbul'da Risale-i Nur Sempozyumu'na katılıp Bediüzzaman ile ilgili görüş bildirmek için Türkiye'ye gelmişti. Topkapı Sarayı'nda gezdiler İstanbula misafir oldular Saraylarımızı ziyaret ettiler . Seyyidleri en çok etkileyen topkapı sarayına ecdadın nakşettiği ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler Bizi en çok etkileyen onların, Efendimiz'in emanetlerinin olduğu Hırka-yı Saadet Dairesi'ne girerken en dışarda ayakkabılarını çıkararak içeriye çıplak ayakla girmeleridir


NUR DAĞI ve Kabe'yi çeviren dağlar Peygamberimiz'e ait nice hatırayı muhafaza ediyor İslam Tarihi'nin en önemli hadisesi olan ilk ayetin inişi Mekke nur dağında gerçekleşti. Burası nübüvvete az bir zaman kala Efendimiz'in risalete hazırlandığı yer Hira Nur SAV Önceleri birkaç gün kaldığı bu yerde, sonra birkaç ay kalıp şehre inmemeye başlıyor Hz. Hatice her gün endişeli gözlerle Nur Dağı'nı seyrediyor, efendimizin sıhhatini düşünüyor Nur Dağı sarp ve kayalık bir dağ. Üst kısmı sivri. Efendimiz'in şereflendirdiği mübarek mağara zirve noktada. Oradan Mekke çok güzel görülüyor. Mekke'yi ve Nur Dağı'nı önünüze aldığınızda dağın şehre hakim olduğunu çok iyi görebilirsiniz. Mağara denince insanların aklına derin bir kaya geliyor fakat burası 3-4 kayanın baş başa vermiş hali. Peygamberlik burada geliyor

Efendimiz ilk defa "Oku!" emrini Nur dağında alıyor yüce Nebi Dağa çıkmak için sabahın erken saatlerinde buraya geliyor. Güneş çıktıktan sonra dağa tırmanmak bir hayli zor. gece giderseniz mağara ağzını kalabalıktır güneş yükselince insanlar dağılıyor mağara tenhalaşıyor. Sabahın erken saatlerinde bir olaya şahit oluyoruz burada. Mübarek mekana, insanlar yanında maymunları ile geliyor 2000 yılından beri buraya dadanan bu hayvanların geliş sebepleri yiyecek bulmak. Onları buraya kim saldı bilemiyoruz. çok durmuyorlar. Sağolsun insanlar Hira Nur'da yerdeki yemekleri toplayıp hayvanlara veriyorlar dağda bulunduklan kısa süre zarfında çantalara sahip çıkın. Çünkü kapıp götürebiliyorlar .

Nur Dağı yanında Efendimiz'in hayatında ki önemli bir yer Sevr Dağıdır Efendimiz'in Mekke'den Medine'ye hicret ederken 3 gece kaldığı mağaranın olduğu dağdır. Medine istikametinin tersindedir Efendimiz Hicrette takipçileri şaşırtmak için ters istikamete hareket etmiştir. yanında sadık arkadaşı Hz. Ebubekir de vardır bu sıkıntılı yolculukta ve ilk mağara günlerinde Hz. Ebubekir'in kızı Hz. Esma, hamile haliyle arkalarından izleri kaybolsun diye koyun güdüyor, koyunların sütünden de Efendimiz'e ve babası Hz. Ebubekir'e ikram ediyordu şimdi bu mübarek dağın çok sarp ve dik bir yapısı var. Buraya çıkmak Nur Dağı'na çıkmaktan çok daha zor. tam iki katı zamanda tırmanıyorsunuz. Tırmanmada pes ediyor insan. gündüz güneş altında tırmanış mümkün değil. İşte Müşriklerin gözleri bu kadar dönmüştü? Efendimiz gibi bir insanlık abidesinden nasıl nefret edebilmişlerdi? Onu öldürmeye her kabileden birini seçip gece yatağına yaklaştırmışlardı yatakta Hz. Ali yatıyordu. Efendimiz eza ve cefalarla memleketini terk eddi Bizim çıkmakta zorlandığımız sevr dağına SAV i bulma ümidiyle tırmandıları umutları çok zayıftı onları bu dağa çıkartan insan bu meşakkatli tırmanışta tüm bunları düşünüyor. En tepeye vardığınızda o mukaddes mağara var Gözler örümcek ağı arıyor. Yuvasında yatan bir güvercin bulmaya çalışıyor Örümcek ağını toplayıp çoktan ayrılmış ama hala güvercinler görülüyor bu mağarada satıcılar güvercinlikler kurmuş Güvercinlere baktıkça tarih canlanıyor Sevr Dağındaki mukaddes mağarada bugün. yine aynı yerde besleniyor

Sevr Mağarası çok dar. Müşrikler iyice yaklaşmışlar. Mağaraya geldiklerinde mağaradaki yuvasından can havliyle bir yaban güvercini havalanıyor. İnsanları görünce ürkerek uçan kuş, hiç mağarada bir başkası varken yumurtaları üzerinde yatar mı diye düşünüp Mağaranın ağzının bir örümcek ağı ile kaplı olduğunu görüyorlar. içeride birinin olması mümkün değil. Ağ bozulmamış yıllardır duruyormuş gibi bir hali var. örümcek ve güvercine söz geçiren SAV i korumuştu. 3 gece burada kalan Efendimiz sadık dostu Hz. Ebubekir ile sevr dağına önden tırmanıp arkadan aşağıya inerler. Aşağıda onları Hz. Ebubekir'in kılavuzu Ureykıd ve Fuheyre beklemektedir Ellerinde Efendimiz ve Hz. Ebubekir'e vermek üzere develer vardır Peygamberimiz hicret arkadaşıyla uzun ve zorlu bir yolculuğa başlar. Hudeybiye Usvan Kudeyd Huleyse üzerinden devam eder

Umreye gelen ziyaretçiler yarım günlük bir programla gezdirilir gezi güzergahında hac yerlerini görürler. Bu ziyaret yerlerinden biri de Cemerat şeytan taşlama yeridir şeytan sembolü üç sütun vardır Hac mevsiminde insanlar son arefe akşamı Müzdelife'de toplanıp taşları ertesi günü ve diğer günler buradaki şeytan sütunlarına fırlatırlar. Bir sene burada sembolik şeytan sütunları yoktu sütunları tamire götürmüşlerdi. Sütunlar değiştirilip yerlerine kondu enli hale getirildiler. Bu taşlamada kolaylık sağlıyor. Burada 3 sütun var. Büyük, orta ve küçük şeytanı temsil ediyor Hz. ibrahim Rabbine verdiği söz için oğlu Hz. İsmail'i kurban etmeye götürürken şeytan Hz. İsmail'e annesi Hz. Hacer'e, babası Hz ibrahim gibi gözüküp vesvese vermeye çalışır Allah'a itaatsizliğe zorlar şeytan reddedilir ve taşlanır hacılar da hac mevsiminde . Şeytanı taşlar Binlerce kişi aynı anda ortadaki küçük sütunu taşlamaya çalışır. izdiham olabilir Eskiden bu sütunlar sadece zeminden taşlanırken şimdi üç farklı kattan taşlanıyor

Mekke'nin dışına çıkan gruplar hac güzergahında uzayıp giden yol kenarında uçsuz bucaksız bir duvar görürler bu bir duvar değil su kemeridir.3-5 km değil tam 60 km dir uzunluğundadır. adı Ayn-ı Zübeyde Zübeyde Suyu dur Vadi-i Numan'dan aldığı suyu Arafat'a taşımakta ve o coğrafyada altın kadar değerli suyu insanların hizmetine sunar· Bu kemerleri Abbasi Halifesi Harun Reşid'in hanımı Zübeyde Hanım yaptırmış, geçen yüzyıllar içinde yıpranmış ve kullanılamaz hale gelince Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan yeniden inşa ettirmiştir inşa sırasında kemerleri Arafat'tan Mekke'ye kadar uzanır. KANUNİ bu sular için Önce 50 bin altın göndermiş yetmeyince ikinci bir 50 bin altın ile takviye etmiştir.

Mihrimah Sultan'ın Mekke'de de tüm hayırseverliğiyle su kemerleri yaptırmıştır İstanbul da da nice hayır eseri vardır Mukaddes Topraklarda , gururla gezeriz su kemerleri görünür der ki Beni Abbasl Halifesi Harun Reşid'in hanımı Zübeyde Hanım yaptırdı, yüzyıllar sonra Mihrimah Sultan tamir ettirdi, l960'larda hacca gelenler su kemerlerini merak edip sormuş. Harun Reşid'in hanımı Zübeyde Hanım yaptırdı denilince, 'Bundan böyle dünyaya gelecek ilk kız torunuma Zübeyde adını vereceğim,' demiş. Ben doğmuşum benim adım Zübeyde," dedi.


Mekke sokaklarında dolaşmak bizi Asr-ı Saadet e götürebilir. bu mübarek şehirde sahabe döneminden kalma birtakım mescitler tarihten kıssalar anlatır Hz. Muhammed'in mukaddes izlerini takip eden sahabe bu izlerin kaybolmaması için hatıra mescitler inşa etmiş bu mescitlerdeki her tabela bu mekanların özelliklerini anlatır bu tarihi yapıları görmek için arabaya gerek yok. Bir yürüyüş mesafesinde nice hatıra saklı mescidi görülür Merve Tepesi'nin karşısında Peygamber Efendimiz'in doğduğu eve yüz dönerseniz sırtınızın baktığı tarafta bir yol ileriye uzanır. yolu takip ettiğinizde Cennetü'l Mualla'ya varır yoldaki tarihi mekanı görürsünüz Eskiden Beni Haşim Mahallesi'nin olduğu dağı sağımza alıp Merve Tepesi'ni sola alarak önde uzanan yolu takip ettiğinizde yolun solunda Şecere adlı mescit Mescidü'ş-Şecere'nin Efendimiz ile ilgili bir hatırayı muhafaza ederdi . Arapçaca şecere, ağaç demektir. bu mescidin adı ağaç mescididir. Efendimizden bu mevkide müşrikler mucize göstermesini. ister SAV mübarek parmakları ile buradaki ağaca gelmelerini işaret eder. Ağaç köklerini sökerek ileder ve tam Efendimiz'in önüne gelip peygamberliğini tasdik eder bu mucize sahabe tarafından unutulmamış, ağaç Efendimizden bir sembol gibi yıllarca orada kalmıştır. ağacın kuruması ve dökülüncemekanın kaybolmaması adına buraya mescit inşa edilip Adına ağaç mescidi demişlerdir Bu olayla Efendimiz'in mübarek parmaklarıyla işaret buyurduğunda ayın ikiye bölünmesi, avucundaki taşların zikretmesi, bulutların Sav e gölge yapması gibidir Şecere Mescidi'nin bugünkü mimarisi birkaç yıkık olup önceleri tarihi bir Osmanlı mescidi görünümündeydi

Şecere Mescidi'nin karşısındaki araba yolunda bir başka mescit vardır . Adı Mescidü'r-Raye. Raye sancak ve bayrak manasına gelir. Peygamber Efendimiz Mekke'nin fethi için şehre girdiğinde şehrin girişi olan bu yerde durarak elindeki Ukab adlı mübarek sancağı buraya dikmiştir. Ukab, kanal manasına gelir Efendimiz'in siyah sancağına verilen bir isimdir. Sancak Topkapı Sarayı'ndaki Mukaddes Emanetlerde gümüş muhafaza içinde sergilenir. Mukaddes Emanetler deki bu mübarek Peygamber sancak Mekke'nin fethini görmüş. Hz. Ali'nin elinde dalgalanarak Hayber'e gitmiş vemübarek fethi görmüş. Efendimiz bu sancağı, Mute destanını yazmak üzere giden sahabeye vermiş. Zeyd bin Harise, Cafer-i Tayyar, ardından Revaha taşımış bu kutlu sancağı. Üçü art arda şehit olunca Halid bin Velid alır sancağı ve destana son noktayı koyar.

Mekkede Mescidü'l-Şecere tarafından devam ettiğinizde benzer bir mescitle karşılaşacaksınız. Aynı mimari tarz ve üslupla tasarlanmış mescid çok yeni ama adı Efendimiz dönemine gidiyor. Mescidin adı Cin. burası Mescidü'l-Cin. Efendimiz Taif yolculuğunda tebliğ için Mekke'den 80 km uzağa giderken Hz. Peygamber burada taşlanır Gönlü kırık Mekkeye dönerken Batn-ı Nahl'de durur ve tam bu mescidin olduğu yerde ibadete çekilerek Rabbine teveccüh eder. Efendimiz'in gönlünü alacak bir hadise meydana gelir. Cinler gelir ve kendisine iman ederler. cinlerin bu ziyaret yerleri sahabe tarafından belirlenip ve bir mescit inşa edilerek adına Mescidü'l-Cin denmiştir.

Cin Mescidi'nin çapraz karşısında zamanında vadi olan 2 cepheli bir yer durur. üzerinde küçük tümseklerin görüleeceği bu yer, Mekke'nin en önemli kabristanı Cennetü'l-Mualla'dır. Mekke şehrinin dışında ki kabristan artık şehrin içinde kalmıştır. Kabristanın ortasından ana yol geçer kadınlar kabristana giremedikleri için üstten geçen yolun 2 kenarına dizilip kabristanı inceleme ve dua fırsatı buluyorlar. Suudi Arabistan'da kabristan anlayışı farklı olduğu için Türkiye'de ki gibi yer araranmıyor. Kabirlerde mezar taşı yok. işaret taşı var. Çoğu kişi dedesinin kabrinin yerini bilmiyor ölen kişilerin naaşları dört duvar beton plakalar içerisine konup ağzı kapatılıp az bir toprak atıldıktan sonra bir süre bekler ve içeride bir şey kalmadığına kanaat getirilince aynı yere başka kişiler defnedilir. Cennetü'l-Mualla'ya içeriden de dağa doğru sırt vermiş ve etrafı yeşil demirle çevrili bölüm Efendimiz'in yakınlannın defnedildiği yer. Efendimiz'in biricik eşleri Hz. Hatice, Mekke'de vefat eden iki oğlu Kasım ve Abdullah, amcası Ebu Talib, dedesi Abdülmuttalib yatıyor. Cennetü'l-Mualla'nn eski fotoğraflarında muhteşem kubbelerle süslü türbe binaları vardı Özellikle Hz. Hatice için inşa edileni çok dikkat çekiciydi Mekkelilerin Hz. Hatice için her sene burada mevlid yapardı varlıklı kişiler hatimler indirtip yemek dağıttırırdı Hz. Hatice'nin yanında tabiinin büyüklerinden Fudayl bin iyad'ın da kabri bulunudu bugün hiçbirisi yok. sol köşede bir çalı parçası görülür. Hz. Hatice'nin kabrinin burası olduğu söylenir. Oraya bakarken onun Efendimiz'i tanıması, SAV e kervanlarını emanet etmesi, izdivacı, elinde avucunda ne varsa islamiyete verip islamiyete ilk giren olması akla geliyor. Hz. Aişe Efendimiz'e Hz Hatice yi unutmuyorsun," deyince. Hz. Peygamber de, Kimsenin bana inanmadığı zamanda o inanıyordu," diye cevap verecektir. Dualarla mübarek annemizin ruhunu şad ediyoruz. Çile dönemini iliklerine kadar hisseden fakat gül devrini göremeden vefat eden bu büyük kadın için ne kadar dua etsek azdır. ÇiLELi BIR ANNE


Cennetü'l-Mualla'nın yol altındaki kısmında Hz. Peygamber dönemine ait 2 önemli kişi yatar. Bunlar Hz. Ebubekir'in kızı Hz. Esma ile oğlu Abdullah bin Zübeyr; dir Hz. Esma Peygamberimiz ve babası Hz. Ebubekir e hicret mağarasında gizlenirken koyun gütmüş, ve süt taşımıştıtır. hamileydi. O sevdiği kişilerin arkasından Medine'ye hicret etmiş yavrusunu Medine'de dünyaya getirmiştir. Yavrusu Abdullah bin Zübeyr'dir. Medine'ye hicret eden muhacirler arasında ilk çocuk dünyaya getiren hanım Hz. Esma, Medine'de dünyaya gelen ilk muhacir çocuk Abdullah bin Zübeyr dir. Çile devrini gül devri, gül devrini yine çile devri takip eder. Dört halife devrinin cennet kokulu günleri sona erip Emevi saltanatı başlar. Şahsi kararlar, menfaatler, dini karıştırma dessaslar iş başındadır Muaviye'nin oğlu Yezid işleri iyice sarpa sardırınca Hz. Ebubekir'in torunu Abdullah bin Zübeyr ra dayanamayıp yönetimi tanımaz Baştakiler onunla uğraşmak isterler muvaffak olamazlar. Halife Abdülmelik emir verir ve zalim Haccac Mekke'yi kuşatıp mancınıklarla döver ve güzel sahabiyi şehit eder.

EFENDİMİZE (SAS) SÖZ VERİILEN YER: AKABE

Mekke'ye uğrayanlar Akabe'ye de gitmelidir. islam Tarihi'nin dönüm noktasıdır Akabe. Mekke'den Medine'ye hicrette Medineli müslümanlar ile buluşmanın adı ve yeridir Akabe ve buradaki buluşmanın simgesi Akabe Mescidi hala ayaktadır. Peygamber Efendimiz'in Medinelilerle buluştuğu ve islamiyet'i tebliğ eddiği yere gitmek için Mekke'den Mina'ya ilerlenmelidir. Akabe, Mina yakınlarındadır Efendimiz Medine'ye hicretten 2 yıl önce büyük şeytan sütununun olduğu dağda Medine'den hacca gelen 6 kişi ile görüşür. Hz. İbrahim'den sonra cahiliye insanları Kabe'yi ziyarete edip hac yapıyordu bu ziyaretlerde 6 kişi Efendimiz'le tanışıp çağrısını kabul eddi Bir sene sonra Akabe'de buluştular sayıları 12 olmuştu Efendimiz onların yanına Mekke'den genç bir sahabe Mus'ab bin Umeyr'i de verir. Mekke'nin en zengin ailesinin oğlu olan genci sokaklardan geçerken insanlar takip ederdi. o, gönlünü İslamiyet'le şereflendirdi ailesi onu reddeddi üzerine giyecek elbise bulamadı Dünyayı elinin tersiyle iten genç 12 kişilik bir grupla Medine'ye ilerler. İslam inancını hem tebliğ hem temsil edecektir. Defalarca tehdit edilir. Yanına her gelen kılıç çekip Hakaret eder o tatlı ve yumuşak seslenişi ile,."Gel otur dinle eğer kabul etmezsen bana istediğini yap" der. Bu ince üslup, kimleri dize getirmemiştir ki. Medine'nin iki büyük kabile reisi olan Sa'd bin Mu'az elinde kılıcıyla gelirken onun o sıcak atmosferde kaybolur. Oradan kalkarken o, eski Sa'd değildir. Mus'ab bir sene sonra Akabeye tam 72 kişiyle beraber döner . •
18-01-2019 06:28 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #113
RE: Asrı saadet
Kaynak mekan ve olaylarıyla Hz Muhammed talha uğurluel pdf e kitap

Mina yakınlarında Akabe'ye gelindiğinde dağ eteklerinde karşımıza küçük fakat şirin bir yapı çıkar. Klasik bir mimari ile inşa edilmiştir yöresel izler dikkat çeker Arabistan'da Efendimiz döneminden beri mescitlerin geniş avlusu önemlidir Avlu önünde, kıbleye doğru kapalı dar bir alan olur namazlar buradan itibaren kılınır Mescidi çeviren dış duvarlarda şekilli dişler olur. Karşımızdaki mescitte bu özelliklerin tümü vardı. Mescidin adı Akabe'ydi. Tam burada Efendimiz Medinelilerle biatlaşmıştı. Mescidin etrafında bulunan birtakım kitabelerden ilk iki tanesi okunamıyor Çünkü atik yazı denilen eski, sanatlı küfi: ile yazılmış. yan duvarda Bismillahirrahmanirrahim
sallallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecma'in. Yazıyor bu mescidi buraya Abbas! Halifesi Cafer el-Mansur yaptırmış. burası Akabe ve Akabe biatının yapıldığı yer Efendimiz in Yanında amcası Hz. Abbas da vardı. Bu biatlaşma da Hz. Abbas oradakilere, neye biat ettiğinizi biliyor musunuz?" diye sorar. bu hatıra onun soyundan gelen bu halifeler tarafından yaşatılmak istenmiş ve Cafer el-Mansur tarafından Akabe Mescidi inşa edilmiştir. Bu mescidi son kez tamir ettiren İstanbul'da Ortaköy Büyük ve Küçük Mecidiye, Teşvikiye gibi camileri ve nice hayır eserini yaptıran Sultan Abdülmecid Han dır
Akabe mescidi en son onun döneminde ihya edilmiştir .

Mekke ve Medine de her an tefekkür içinde olmalıyız. Buranın her anı bizi alıp başka diyarlara götürür Bu tarihi ve mübarek coğrafyada ayağımzın bastığı her yerde nice hadiseler yaşanmıştır Hz.Muhammed'in izini sürmek için her fırsatı değerlendirmeliyiz Peygamber Efendimizin Mirac basamağını öğrenirken Mekke çekimlerinde nereden çıktığını anlayamadığımız yaşlı bir amca Grubumuza yanaştı ve konuştular. , l7 yıldır burada yaşayan amcamızın anlattıklarım Herkese anlatılmaz," dedi. sonra "Evladım kimsiniz, nerelisiniz?" diye sorup Hocamızla, "sohbet etti buralara gelişini şöyle anlattı, "Oğlum Yalovada yaşıyordum. İçime buraların ateşi düştü. Kabe'yi görme arzum dayanılmaz bir hal aldı. paramı aldım düştüm yollara. Gölcükte param bitmişti. Kendimi camiye attım. ağlayıp Rabbime yalvarıyordum. caminin kıble duvarları açıldı. Kabe göründü ve bana seslenerek, "Seni buraya alacağız üzülme," dedi. Amcanın olayı sır kapısının aralandığı bir an gibi gözüküyor. Bu vakalar akıl gözüyle değil kalp gözüyle anlaşılır Kendisine araştırma yaptığımızı Peygamber izini sürdüğümüzü söyleyince tebessümle Bu gece Fetih Kapısı'nda size göstereceklerim var," dedi ve ayrıldı. şaşkındık.

Mekke farklı bir şehir sadece Ka be ve mukaddes emanetleriyle yaşayanlarıyla da farklı bir şehir. Nice gönül ehli kişiler buralarda dolaşıyor Buralarda vakit çok hızlı geçiyor. Yatsı namazını kılınca Mescid-i Haram'da oyalanıp dışarıya çıktık. amcayla buluştuk. kendisi Mescid-i Haram'ın teknik işlerinden sorumluydu Mescid-i Haram'a girdik. Kabe'nin Yemen'e bakan köşesi (Rükn-i Yemani nin karşısındaki revaklara gittik avluda Osmanlı sütunları var burası Peygamber Efendimiz'in miraca çıktığı yer yaşlı amca Konuşmasına devam etti, "Osmanlılar burayı çok iyi biliyordu ve bu mukaddes yeri işaretleyip kırmızı mermer bir sütun diktiler Abbasi Halifesi Mehdi'den kalan revak sütunları beyaz iken osmanlı sütunları kırmızıdır," İnsanlar sütunu bilip özel ihtimam göstermesin diye sütun mermer renginde boyanmıştır altından kırmızı renkli bir mermer ortaya çıkar Bu sütun arkasındaki iki sütun da Efendimiz'in göğsü yarılmış miraca çıkmaya hazırlanmıştır," rivayetlere göre Peygamberimiz Mirac'a amcasının kızı Ümmü Hani Hz leri'nin evinde çıkmıştı. Peygamberimiz namazlarını Mescid-i Haram'da ki Rükn-i Yemani ile Hacerü'l-Esved arasında kılardı. yönünü hem Kudüs'e hem de Kabe'ye dönmüş olurdu. Ümmü Hani Hz leri, evimden, Hz. Peygamber'in namaz kılarken sesini duyuyordum," diyor. Bu yer Rükn-i Yemani'nin tam karşısı idi.

iSLAM'IN iLK ŞEHiT HANIMI: Hz. SÜMEYYE Mescid-i Haram'ın dış duvarlarında Sırtımızı Safa Tepesi'ne vermiştik. Mescid-i Haram'ın dış avlusundan yol karşısında ki
Karşı sırada yüksek duvarlada çevrili bir alan Hz. Sümeyye'nin kabridir bu mezar İslamiyet'in ilk şehit kadınına aittir Mekke'de ki ilk yıllarda Kabe'deki putlardan gelir elde edilir, putlara
saygısızlık kabul edilmezdi Mekke'de putları kabul etmeyen, onları taş ve tahta olarak gören kişiler vardı. Onları susturmanın yolu yakalamak ve sindirmekti. Güçlü ve zengin olanlara dokunamıyorlardı güçsüz ve fakirler ezilmekteydiler hain fikirlerini uygulamaya soktular. İlk hedef Mekke'nin yoksulu Yasir ailesi oldu. Hz. Yasir, eşi Sümeyye ve oğulları Ammar'ı sürükleyerek Mekke dışındaki ıssız bir vadide işkence yapacaklardı. işkencenin en şiddetli boyutlarını
uyguladılar Hz. Yasir ve eşi Hz. Sümeyye'yi şehit ettiler Hz. Sümeyye İslamiyet'in ilk şehit hanımıdır

Mekke'nin her yeri tarih kaynar Hz. Muhammed'in hayatı SAV le oturup kalkmış kişilere ait hatıralar şehrin her yerinde karşımıza çıkar. onlardan biri de Kainatın Efendisi'nin mübarek eşleri Hz. Meymüne'ye aittir. Bu mübarek kabri ziyaret için Mekke'den Medineye ilerlemelisiniz. Şerahbiye Hastanesinin bir kilometre sonra solda beyaz duvarlarla çevrili bir yapı vardır Buraya Vadi-yi Serik dir vadiyi boydan boya ikiye ayıran çift şeritli yol Mekke'yi Medine'ye bağlar hacca ve umreye gelenler bu otobanı kullanarak mukaddes şehirlere yolculuk yapar. Mekke'den çıkmışsanız yol solunda, Medine'den geliyorsanız yolun sağında dört duvarla çevrili bir mekan İçinde küçük bir kabir görülür Burası Efendimiz'in eşi Hz. Meymüne'nin kabridir

Hudeybiye Anlaşmasında 628 de hac yapamadan dönen Efendimiz ertesi sene Mekke'ye geldiğinde, amcası Hz. Abbas, kendisine eşinin kardeşiyle evlenmesini teklif eder kabul edilir SAV izdivacın harem hudutlarında gerçekleşmesini arzu eder Mekkeli müşriklere, izdivacın Mekke'de gerçekleşmesini istediğini, Mekke'ye yemek ziyafeti vereceğini söyler. Mekkelilerin kalplerini kazanmayı düşünür müşrikler reddeder. Efendimiz zifafını Vadi-yi Serik'te yapar gece buradaki semure ağacının altındaki çadırda geçirilir. Semure ve bu mekan Hz. Meymüne'nin kaderinde önemlidir Efendimiz'le burada zifafa giren Hz. Meymüne Hicri 51 de Hz. Muaviye'nin hilafeti döneminde buraya gelmiş hastalanarak semure ağacı altında vefat etmiştir. Kabri buraya yapılmıştır. Osmanlılar döneminde burası yeşillik ve sulak bir yerdir Eyüp Sabri Paşa'nın Miratü'l-Haremeyn eserinde Hz. Meymüne'nin kabir resmi mevcuttur kubbeli bir türbe ve sebil göze çarpar. Mekke yerlileri Hz. Meymüne'yi her sene anarlar. Safer ayı buraya toplanan halk annemiz için mevlid okutup, yemek dağıtır


Kainatın Efendisi SAV in gece ibadetini kıyamını, rüku'unu, secde ve gözyaşını Hz. Meymüne annemiz den öğreniriz Efendimiz, Hz. Meymüne ile evlenince amcası Hz. Abbas'la bacanak olmuştur. Hz. Abbas'ın, Hz. Meymüne'nin ablası olan hanımından, ileride İbni Abbas dünyaya gelir. ibni Abbas, Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'la arkadaştır. ibni Ömer arkadaşlıklarından bahsederken diyorki Medine sokaklarında oynarken Efendimiz'in teyzesinin eve girdiğini gören İbni Abbas, oyunu bırakır koşa koşa SAV in ardından eve girerdi. Çocuklar Efendimiz'i çok severlerdi. Peygamberimiz Hz. Meymüne'ye misafir olunca İbni Abbas fırsatı kaçırmaz teyzesinde yatardı. Her gece teheccüde kalkan yüce Peygamberi İbni Abbas sabaha kadar takip ederdi Efendimiz'in gece ibadetini bu çocuk sahabiden öğreniyoruz. •

Tenim Mescidi'ni geçince bir kilometre ileride Teknoloji Koleji vardır okulun az ilerisinde duvarla çevrili bir kayalık alan görülür. burası Hz. Hubeyb'in şehit edildiği yerdir buralarda çok acılar çekilmiştir. Medine'den gül kokusu yayılırken çevre kabileler İslamiyet'i öğrenmek istiyordu. Peygamberimiz İslamiyet'i anlatması için onlara sahabeleri gönderiyordu. Uhud Savaşı bitmişti. Müslümanlan meydan savaşlarıyla yenemeyeceklerini anlayınca onları tek tek ortadan kaldırmayı düşündüler sinsi planlar tertip ettiler. Müşriklerden Beni Lihyan kabilesi, Medine'ye gelerek dini muallim talep ettiler. Peygamber Efendimiz en seçkin sahabeden 8 kişiyi onlarla gönderdi. Medine'den Mekke'ye bir haftada gittiler ve bu kabilenin topraklarındaki Reci Kuyularına geldiklerinde sahabeye pusu kurup, onları şehit ettiler. Aralarından sadece 2'sini katletmeyip Mekkeli müşriklere sattılar. Mekkeliler bu 2 güzide sahabeyi ağır işkencelerle şehit ettiler Hz. Hubeyb'e müşriklerden iki rekat namaz için izin istedi Namazım bitince nede hızlı kıldığını sordular. O da, "Ölümden korktu da namazını uzattı demeyesiniz diye böyle yaptım," cevabını verir. Müşrikler, "Senin yerinde peygamberin olmasını iste seni serbest bırakalım," dediler. Hz. Hubeyb kükrer ve, ''Değil yerimde Peygamberin olması O'nun ayağına kıymık tanesinin batınasına razı olamam," der. Üzerine mızraklar gelirken Rabbine iltica etti dedi ki "Ya Rabbi durumumu Efendim'e bildir ve selamımı O'na duyur." Ardından kayalıklarda şu nida yankılandı "Esselamu aleyke ya Resulallah O sırada Medine'de, sahabe ile halka olup sohbet eden Efendimiz birden ayağa kalkar ve, "Ve aleykum selam ya Hubeyb!" diye karşılık verir. Sahabe sorar, "Ne oldu ya Resulallah!", Efendimiz'in cevabı hüzünlü ve kısadır, "Hubeyb'i şehit ettiler." Dudaklanmız şehit sahabe için duaya açılırken onların şefaatlerini dilemeyi unutmuyoruz

Mekke-Medine arası nice Peygamber hatırasını bağrında saklar. Mekke havayollarının tam karşısında ki Seniyyetü'l-Beyda dır Efendimiz Miracda birkaç yerde namaz kılar Bunlar Tur-i Sina, Beytülahim ve Medine'dir. Mekke'den Kudüs'e Burak'la gitmiştir. Kainatın Efendisi SAV Mirac'ın ertesi günü başından geçenleri Mekkelilere anlatır, "Bu yolculuğa delilin var mı?" diye sorarlar. SAV "Dönüşte Cirane de Mekke'ye 60 km kala bir kafile gördüm. Sularından içtim ... " der. Giderler ve orada kafileye gece suyunuzdan biri içti mi?" diye sorarlar. Kafile den içti," cevabını alınca inanamazlar. GIRANE mevkiinde meydana gelen diğer olay ise Huneyn ganimetIerinin dağıtılmasıdır. Ciranede Efendisimiz savaş ganimetini dağıtırken Hz. Ebubekir Hz. Ömer ve Hz. Osman ihrama girerek Mekke'ye gitmiş ve umre yaparak dönmüştür Ciranenin meşhur kuyusunda Efendimiz yere eliyle meshetmiş çok tatlı bir su çıkmıştır. Kuyu bugün kapalı olsa da, Osmanlılar restore etmiştir

Mekke Medine arasında kullandığımız araba yolu haricinde, bir de Efendimiz'in hicret yolculuğunda kullandığı hicret güzergahı vardır Hicret güzergahı, Hicret'ten 8 sene sonra gerçekleşen ve Mekke'nin fethi ile neticelenen geri dönüş yolculuğunda belli. yerlerde kesişir bu yerlerden birisi de Cümum'dur. Eski adıyla Merruz zehran. Buradaki beyaz mescit Efendimize ait bir hatırayı muhafaza için yaptırılmıştır Efendimiz 630 da Mekke'nin fethi için yola çıktığında şehre girmeden iki gün önce buraya gelir. lO bin askeriyle konaklar ve her askere ateş yakma emri verir. Efendimiz Mekkelilere korku salmak ve direnme olmadan şehre girmek ister SAV in tek derdi insanların ahiretinin hayatının kurtulmasıydı hidayete ermeden ölen müşrikler olursa hayatları mahvolacaktı. Cümumda beyaz mescid Kapısı üzerinde 1997'de yenilendiğine dair inşa kitabesi var. Bu mescit, Hz. Peygamber'in Mekke'yi fethinden iki gün önce gecelediği yerdir Çadır şu an mescidin bulunduğu yere kurulmuş. Efendimiz namazlarını burada eda etmiş. bu yer kaybolmasın diye sahabe burayı belirlemiş ve üzerine mescit inşa etmişler. Mekke'nin fethi sırasında burada konaklandığı için bu mescide, "Mescidü'l-Feth" yani "Fetih Mescidi" deniliyor. mescidi, ilk kez Ömer bin Abdülaziz Hzr leri inşa ettirmiş kendisi, Medine valiliğinde Efendimiz'e ait nice hatırayı yaşatmak için hatıraların yaşandığı yeri mescitlerle donatmıştır .

Cümum'dan birkaç kilometre ileride bir dar boğaza vardır. Buraya "Madiyk Boğazı" denilir Efendimiz Süfyan'ı oturtarak İslam ordusunun geçişini seyrettirmiştir. İslam ordusu, Mekke'ye bir konak mesafedeydi. O gece 10 bin ateş yakıldı. ateş gerekli etkiyi yapmış; ateşleri gören Mekkeliler, her bir ateşi on asker şeklinde hesaplayıp 100 bin asker olduğunu düşünmüştü Süfyan, Müslümanların niyetlerini öğrenmek için Cümum'a kadar geldi. Efendimiz'in amcası Hz. Abbasa giderek kendisini Hz. Muhammed'le görüştürmesini istedi. SAV bu görüşmede Süfyan'a, "hala Müslüman olmayacak mısın?" diye sordu. O biraz zaman tanı dedi Efendimiz Hz. Abbas'a, Süfyan'ı gece burada bekletmesini şehre ertesi gün göndermesini söyledi. Efendimiz Süfyana Madiyk Bağazı'ndan geçecek olan islam ordusunu gösterecek ve onun son direncini kıracaktır Süfyan Mekke'ye döndüğünde, "Öyle bir ordu geliyor böyle sadık bir ordu, hiçbir dünya melikinde yoktur. Direnmenin faydası olmayacaktır," dedi Efendimiz'in arzusu yerine gelmişti. Şehre girişte direniş olmadı 1-2 istisna dışında kan dökülmedi. İslam ordusu Mekke'ye girmeye başladı. Girişte endişe edecek bir şey olmadığı bildirildi. Kendi evinden çıkmayanlara, Kabe'ye sığınanlara ve Süfyan'ın evine girenlere dokunulmayacak!" denirken, Süfyan'ın gönlü kazanılmaya çalışıldı. Efendimiz'in şehre girdiği yer olan Hucun tarafında vukuat olmazken Şubeyke yönünden giren Hz Halid in mevkiinde küçük bir direniş oldu. her şeye rağmen şehir aen şerefli misafirine kavuştu. Mekke'de bundan böyle taştan tahtadan putlara değil, tek ve yegane hakim olan Allah'a secde edilecekti. •

Yunus Emre'nin dediği gibi Efendimiz'in izini araya araya ilerliyoruz. Yolda bizi tarihi bir pazar karşılıyor. Burası Mecenne Pazarı. Buranın tam zıt istikamette Mekke'ye 40 km uzaklıkta Zü'l-Mecaz Pazarı vardı Efendimiz Mecenne Pazarı'na üç kez uğramıştır Buranın havası o yüzden çok güzel. Mekke'de sıcaktan bunalmışken şimdi yaylada dolaşır gibiyiz. Mekke'den Medine'ye hicret eden Hz. Bilal, Medine'ye geldikten sonra sıtmaya yakalanır. ateş içinde şu şiiri söyler, "Acaba birgün olur da ızhır ve celil otlarının etrafa güzel koku yaydığı bir vadide geceleyebillr miyim Mecenne'nin tatlı sularına varıp içebilir miyim bu bölge Hz. Bilal'in şiirindeki gibi pek güzel bir yermiş. ırmaklar günümüzde akmasa da yatakları hala duruyor. Bu ırmaklar mevsimlik olduğu için yıl içinde akabiliyor Mecenne Efendimiz'in hicret yolu üzerinde Mekke-Medine arasında ki uzanan asfalt yola "Hicret Yolu" dense de asıl yol Efendimiz Hz. Ebubekir'l bu yolun paralelindeki dağların arasından geçmiştir. Bu çileli yolda Mecenne'ye gelmişler Usvan-Huleyse-Kudeyd'den sonra Ümmü Mabed'in çadır kurduğu yere gitmişlerdir.

Ümmü Mabed ra kocasıyla çobanlık yapan yaşlı bir kadındır telef olacak keçileri vardır Efendimiz mübarek elleriyle bu keçiye dokunduğunda keçi bolca süt vermişti yaşlı kadın şaşırmış Bu sütten içen hicret yolcuları, yolda Süraka ile karşılaşmışdır Peygamberimize ce, atına saldıran Süraka'nın, atının ayakları kumlara battığı için Süraka hiçbir şey yapamamış ve İslamiyet'le şereflenmiştir. Hicret yolu bundan sonra Cuhre'ye, Ebva'ya, sonra Herse'ye ve Bedir'e uzanmıştır . •

RECİ KUYULARININ IZTIRAB içindedir İslam tarihinde önemli bir yeri vardır Efendimiz'in güzide sahabileri burada şehit edilmiştir Mekke-Medine arasındaki yolda ilerliyoruz. Mekke'den 65 km uzaklıkta ki toprak yolda ki Reci kuyularına ancak arazi arabasıyla gidilebilir yolda çukurlar ve tümsekler vardır Çöl içindeki bu seyahatte uçsuz bucaksız kum yığınları ve bir keçi çobanı dikkat çekiyor. Birkaç devesi Bu ıssız yere çadır kurmuş, onları bekliyor. Eski bir mezarlık görüyoruz. taşlar hala duruyor. Sağ ve solumuzcia tarım arazilerini görmek mümkün Recideki kuyular o günden beri hiç dokunulmamış gibi tüm orijinalliğiyle duruyor Tamamen toprakla çevrili, ve yuvarlak bir su birikintisi burası. Ama ne kadar doldurursanız doldurun alttan kaynıyor. Bu büyük kuyu etrafında 20'ye yakın küçük oyuk var. Bunların içinden su çıkıyor. Allah'ın işine bakın, bu daire içinde nereyi kazsanız su çıkıyor. Büyük kısımdan hayvanlar içtiği için sık sık bulanıyor ve insanlar su için daha küçüklerini kazıyor. pet şişemize su dolduruyoruz. Su berrak ve tadı fena değil. Kuyunun az ilerisinde taşlarla çevrili bir mescit var. taşlar yerde yan yana bir iz teşkil ediyor. Kuyunun yanında yükselen tepe şanlı sahabenin sığındığı yer. Selamlarını Ötelere Duyurabilenler"

Hz. Peygambere gelen müşrikler, İslamiyet'i öğrenmek bahanesiyle muallim isterler. Efendimiz en seçkin sahabeden 8'ini gönderir Mekke yakınlarında ki Beni Lihyan kabilesi sahabeyi pusuya düşürerek öldürmek bazılarını Mekkeli müşriklere satmak ister. Medine'den Reci kuyusuna geldiklerinde pusu kurup sahabeye ok yağdırirlar. Sahabe direnir ama 6'sı şehit düşer. 2 sahabeyi esir alıp Mekkeli müşriklere satarlar

Reci Kuyusu'nda ki suikastta yaşanan hadiselerden biri de şehit sahabeden birinin ölmeden önceki duasıdır duanın sahibi Asım bin Sabit ra dır, Ömer bin Abdülaziz Hz leri'nin dedesidir. Müşriklerin kendisini şehit etmesiyle vücudunu parçalayıp uzuvlannı keseceklerini tahmin ettiği için Rabbine yalvarmış ve, "Allah'ım müşriklerin vücuduma ilişmelerine izin verme," diye dua etmiştir. müşrikler Asım bin Sabit'i şehit ettikten sonra vücudunu kesrnek amacıyla niyetlendiklerinde ortalıkta bir ordu çıkmış ve onlar mübarek sahabinin naaşına ulaşamamışlardır. O gece yağan şiddetli yağmurda Asım bin Sabit'in naaşı bilinmeyen bir yere sürüklenmiş ve kaybolmuştur.

Reci Kuyularından Usvan kasabasına ilerledikçe yolunuzun sağında tepeler görünür, görülmesi gereken bir tepe vardır bu tepe Üzerinde elektrik direkleri olan bir tepe, tarihte önemli bir hadiseye şahitlik etmiştir Reci'den dönüşte çıktığımız asfalt yola birkaç km uzaklıktadır burası Kürau'l Gami.m'dir. Efendimiz sahabeleri ile 628 de umre için Mekke'ye giderken Fetih Suresi burada nazil olmuştur. fethin kulaklara fısıldandığı yerdir Mekke'ye 30 km kala müşrikler Müslümanlanları şehre sokmamışlar Hudeybiye anlaşmasını imzalamışlardır

Hudeybiye anlaşmayla kalpler islamiyete çok teveccüh etmiş gerçek fetih hayata geçmişt sahabeler şahit olmuştur. O günden bu yana da bu tarihi kuyuya ağızdan çıkan su manasında, "Tefle" denir. Halk arasında meşhur olan kuyunun suyu, birçok hastalığa şifadır bidonlarla taşınır. islam tarihinde Bi'r-i Tefle mevkiinin önemi sahabenin ilk kez korku namazını burada kılmışdır Onlar Mekke'ye ilerlerken Halid ra onları burada görecek Mekkelilere haber edecektir. sahabenin endişesi artınca Efendimiz burada dört bir yana haberci göndererek Mekke ve çevresindeki her şeyden haberdar olmuştur. sahabeyi teskin etmek için burada korku namazı kıldırmıştır. Rabb'lerine sığınmışlar ve kalben selamet bulmuşlardır. Bi'r-i Tefle'nin bulunduğu alan sulak yerdir çevresi yeşildir. Erak" denilen ağaç görulür Söğüde benzeyen bu ağaçta da diğer çöl ağaçları gibi geniş yaprak yoktur Buharlaşmanın çok olduğu bu topraklarda ağaç yaprakları küçük ve incedir. Rabbimiz bu iklimde yaşayabilmeleri için ağaçlara böyle bir özellik vermiştir. Erak ağacının köklerinden misvak yapılır ağaç yaprakları doğal bir doğum kontrol işlevi görür. Yapraklarını çiğneyen hanımların çocuk yapmaları gecikir

Abdullah ibni Omer ra Hz leri'nin kabr-i şerifi HAYATINI SÜNNETE ODAKLAMIŞ BiR GÖNÜL İNSANI Mekke'den Zahir'i geçtikten sonra Şüheda mınıtıkasında sol taraftaki tepe eteklerinde bir mezarlık vardır mezarlığın karşısındaki evin bahçesinde büyük bir sahabi yatar. islam alimleri bu sahabi için, "Abdullah bin Ömer denildi mi herkes onun kim olduğunu bilirdi. o, Efendimiz'in sünnet çizgisinden hiçbir zaman çıkmayan Hz. Ömer'in oğlu Abdullah idi. demektedir
Hz. Ömer'in birçok oğlu vardır ama Ömer'in oğlu denilince akla hemen o gelir Efendimiz'i titizlikle izlemiş, sözlerini, hareketlerini takip ederek dinin en önemli temsil ve tebliğcisi olmuştur. Hayatında Efendimiz'i öyle takip etmiştir ki hal ve hareketlerinin hiç biri abes değildir SAV gibi yaşamaya çalışmış. hacc da Arafat'ta bir taşın başında durur. Onu tamyanlar, "Abdullah, neden burada oturdun?" diye sorarlar. O da, Efendimi Veda Haccı'nda burada oturmuştu," der. kervanla yolculuk yaparken kervanı durdurur ve bir ağaca gider. Efendimiz bu ağacın altına gidip gelmişti," cevabını verir. Peygamberimiz'in yaptıklarını ölçü kabul eden ve tatbik etmekten geri durmayan güzel insan Efendimiz oturdu diye Medine'deki Akik Vadisi'nde ki semure ağacını ömrü boyunca sulamıştır. Medine'den Mekke'ye gelse, önce Bi'r-i Tuva'ya uğrar, boy abdesti alır sonra şehre girerdi. Çünkü Efendimiz aynısıni yapmıştı.

Abdullah bin Ömer ra nın kabrini ziyaret esnasında onun vefatı akla geliyor Vefat öncesi ne konuşabilmekte ne de uzuvlarını hareket ettirebilmektedir. kendisine abdest aldırırlar onun Bir derdi vardır yanındakiler anlayamaz Abdullah bin Ömer'i çok iyi tanıyan arkadaşı Bir şeyler anlatmak istiyor fakat anlamıyoruz," der. Yeni giren "Siz az önce ne yaptınız?" diye sorar. "Abdest aldırdık," cevabını verirler "Peki kulağına meshetmiş miydiniz?" diye sorunca "Siz onu tanımıyor musunuz? O, hayatınca Efendimiz'in sünnetinden bir nebze sapmamıştır diyerek kulaklarına da mesh edilmesini ister. ondan sonra rahatlar lbni Ömer Haz leri sonra tebessümle vefat eder.

Hac ve umre çok önemli iki ibadettir nasip meselesidir. Eskiler Çağrılmadan gidilmez," derlerdi Gitmek isteyenleri korku alır, "Acaba oralara gitmeye layık değil miyim diye!" kutsal beldelere geldiğimizde zihnde soru işareti oluşur, buraların hakkını verebiliyor muyum, buradaki ibadetim kabul görüyor mu, bu tertemiz beldelere layık mıyım yoksa varlığım buraları kirletiyor mu diye. Türkiye'den Hicaz'a gelenler Cidde'ye uçup araba yoluyla Mekke'ye geçerler ya da direkt Medine'ye uçarlar. Önce Mekke'yi ziyaret edenler, Medine'ye bazen otobüs bazen iç hat uçağı ile geçerler MEDiNE VUSLAT topraklarına gelince uçaktan inildiğinde yüze sıcak hava dalgası vurur. bu sıcak motorların havayı kızdırmasına yorulur ama uçaktan metrelerce uzaklaşıldığı halde hava serinlemez, sıcaklık Medine'nin iklimidir Burada ki her mekan, tabelaladaki her isim bize islam Tarihi'nden nice sayfayı aralar İşte havalimanı çıkışındaki tabelalar; Tebük, Yenbu, Riyad. Her birinin nice hatırası var. Efendimiz'in Tebük Seferi. .. Medinenin yeni şekillenmeye başladığı dönemde, Doğu Roma nın dev bir ordu ile ileriediğinin duyulması üzerine çıkılan zor ve çileli sefer ... • Medine'ye gelen herkes heyecanlıdır etrafı gözler. Efendimiz'in ismini Yesrib'den Medine'ye çevirdiği güzel beldeye gelinmiştir. Efendimiz'in şereflendirdiği mübarek mekanlar ve Yeşil Kubbe görünür Havalimanından çıkıp otobüsle şehre ilerleyen her kişi büyük heyecanla SAV in türbesini görecekleri anı beklemektedir eskiler, uçak ya da otobüsün olmadığı zamanlarda aylarca süren yolculukla Medine'ye gelenler şehre nasıl girmekte idi Eskiden Medine'ye yaklaşan kervanlar şehre birkaç kilometre kala at ve develerinden iner yaya olarak şehre girerdi Şehre girerken Efendimize duyulan saygıdan yalınayak yürüyenler bile olurdu Tekbirler salavatlar ve duayla adım adım Efendimiz'in mescidine türbesine MEKKE-MEDİNE ye varırlarmış. İbrahim Edhem Hz leri gibi Medine'ye yaklaştıkça her ikibadımda durup iki rekat namaz kılarak ilerleyenleri unutmamak lazım. O en güzele yaklaşmak için eskiler nice güzel davranışta bulunmuş fakat günümüzde arabayla yanına gitmekten başka çare yok. Araba içinde de olsak herkes te l aynı soru var: Efendimiz'in mescidindeki Yeşil Kubbe'yi önce kim görecek?

MEDİNEDE güzeller güzeli SAV in türbesine ait mübarek kubbe görünür Dudaklardan salavat-ı şerifeler yükselir Şehre gelen gruplar önce otele yerleşir, heyecanla Mescid-i Nebevi'ye koşarlar. Bu öyle bir ilerleyiştir ki insanlar sanki uçar gibidir ayaklar yere değmez Kulaklarda kutlu insanın müjdesi yankılanır : "Kim vefatımdan sonra kabrimi ziyaret ederse beni hayattayken ziyaret etmiş gibidir Hava karanrken Medine'yi ve özellikle Mescid-i Nebevi'yi kutsi bir hava sarar. Gündüzün şiddetli sıcağı akşamın serinliği azalır ve yerini latif bir esinti alır. Buraya ilk kez gelen ve burayı önceden ziyaret etmiş olan kendilerinden geçmişvaziyette Yeşil Kubbe'ye bakarken dalıp gider Artık içeri girme vaktidir. Kral Fahd döneminde devasa boyutlarda genişletilen mescide kadınlar ve erkekler ayrı kapılardan girerler. Dışarıda hava bunaltıcı da olsa içerisi ferah ve rahatdır. Soğuk su ile serinletilmiş ve nemlendirilmiş hava her direğin dibindeki menfezlerden cami içine verilir o an kimsenin gözü camiye ait detaylan göremez akıllarda Efendimiz SAV vardır ilk gidilecek yer, SAV in kutlu mescidine ait mekanlardır. Peygamber mescidine halk arasında "Cennet Bahçesi" denir Efendimiz'in hayattayken mescit olarak kullanmış. "Minberim ile hücre-yi saadetimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir."buyurmuştur

Mescid-i Nebevi'nin namaz vakitlerinde çok kalabalık bir cemaati vardır. Cennet Bahçesi hiçbir zaman boş kalmaz. kısa bir ibadet için uzun bir vakit beklemek gerekir Asr-ı Saadet'te Mescid-i Nebevinin kıbleye doğru olan sol yanında, boydan boya Efendimiz'in mübarek eşlerinin kaldığı odacıklar sıralıdır İslamiyet'in Medine'ye ait sürecinde meydana gelen her olayın ayrı bir anlamı vardır. Bu mescitteki her hadise, geleceğe aktanlmak amacıyla sütunlara not düşülmüştür. Efendimiz'in türbesi Hz. Aişe'nin kaldığı odadır. Efendimiz bu odada vefat etmiştir kabrini buradadır mescidin içine kıbleye bakan duvarlar şebekelerle çevrilidir. Mescidine bakan kısımdaki şebekelerle Hücre-yi Saadet arasında 3 adet sütun vardır. kıbleye en yakın ve en başta olanı yatak-döşek sütunudur," yazmaktadır. Hz. Peygamber itikafa çekildiğinde mescitten dışarı çıkmaz istirahatlerini bu sütunda yapardı Sütunun yanındaki perden arkası Hz. Aişe'nin odasıdır mübarek başlannı perde altından içeriye uzatır ve Hz. Aişe Efendimiz'in mübarek başını yıkardı Bazen de el ve ayaklannı uzatırdı

Peygamber Efendimiz her sene Ramazanın son lO gününde bu direkte yanında yaptığı itikafta Kur'an-ı Kerim'i Cebrail as ile karşılıklı okurlardı. O güne kadar nazil olan ayetlerin kontrolü yapılan bu okumada önce Efendimiz Cebrail'e as a ardından Cebrail Efendimiz'e Kur'an-ı Kerim okurdu Efendimiz'in vefat ettiği sene, mukabele tam iki kez yapılmıştır Peygamberimiz'ın okumasına "arz", Cebrail'in okumasına ise "mukabele" denir. Biz de her sene mübarek Ramazanda mukabele okuruz

Efendimi'zin güzel hatıralarını saklayan Mescidi Nebevi sütunlarından biride nöbetçilerin Peygamberimizi bekledikleri yerdir. "Allah seni, zarar vermek isteyenlerin şerrinden koruyacaktır, ayeti nazil olunca Peygambenmiz nöbetçitere beklememelerini söylemiştir. Bu sütunun yanındaki diger sütun Peygamberimiz'ın gelen elçiler ile görüştügü, yerdir. ayet nazil olduğunda, Efendımiz bu sütunun yanına oturur ayetleri sahabeye burada aktarırdı bilenlerin itibar ettikleri ve arkasında namaz kılmak için birbiri ile yarıştıkları bir sütun daha vardır onun üzerinde Hazret-i Aişe" sütunu yazar Hz. Aişe bu sütun ile ilgili hadisleri rivayet etmiştir Bu direk, Efendimiz'in mescidindeki mübarek mihrapların solundaki direğin hemen arkasındadır. Efendimiz "Benim mescidimin içerisinde şu sütunda öyle bir yer vardır ki insanlar o yerin kıymetini bilselerdi orada namaz kılıp dua için kura çekerlerdi.demiştir. Efendimiz buranın neresi olduğunu söylemediğinden SAV vefatı sonrasında sahabe efendilerimiz, "Bu yeri ancak Hz. Aişe bilir," demişler ve Efendimiz'in diğer eşlerinden kendisini takip etmesini istemişlerdir. Hz. Aişe namazlarını bu sütun arkasında kıldığını gördüklerinden zikredilen yerin burası olduğuna kanaat getirmişlerdir .

Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret ettiğinde devesi Kusva'yı kendi haline bırakmış deve Eyyüb el-Ensari ra nın evine çökmüştür. Daha sonra kalkarak az ilerideki boş araziye bir kez daha çökmüştür. Devenin ilk çöktüğü yerde Efendimizbtam 7 ay misafir ·olmuştur. İkinci çöktüğü araziyi Hz. Ebubekir satın almış oraya Mescid-i Nebevi: ile Efendimiz'in eşlerine ait hücre-yi saadetler inşa edilmiştir.

Mescid-i Nebevi:, ilk yapıldığında, etrafı duvarla çevrili, boş bir avluydu. avlu üç bölümden oluşurdu. Kıble duvarında iki sıra halinde hurma ağacı gövdelerinden sütunlar dikilmiş ve üzeri hurma dalı ve yaprakları ile örtülmüştü. Burası, Efendimiz'in sahabe ile cemaat halinde namazını eda ettikleri yerdi. Caminin arka köşesinde küçük bir gölgelik hazırlanmıştı burası da Ashab-ı Suffa'nın kaldığı gölgelikti. Mescidin arka köşesine iki küçük oda inşa edilmişti. Bu kısım Hz. Sevde ve Hz. Aişe'ye ait odalardır. Hz. Aişe bu odalardan bahsederken, "Efendimiz odama ziyarete geldiğinde -ki o her gece teheccüt namazını kılardı-namaza duracağı zaman uzandığım yerden ayaklarımı kıvırmak zorunda kalırdım," der. bu oda, bir kişi uzandığında diğeri namaz kılamayacak kadar dar namaz kılan doğrulduğunda başı tavana değecek kadar alçaktı Hicret'in 7. yılı mescit Müslümanlara dar gelmeye başlar ve Efendimiz'in emriyle genişletilir. Efendimiz dönemi Mescid-i Nebevi'de en önemli değişiklik kıblenin değişmesidir Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a yönelme sırasında kıble 180 derece döndüğü için caminin arka duvarı kıble haline getirilir. Ashab-ı Suffa'nın gölgeliği önden arkaya alınır Efendimiz'in eşlerine ait odalara dokunulmaz. mescidin kıble duvarına bitişik kalır. Efendimiz'den sonra mescit Hz. Ömer ve Hz. Osman döneminde tekrar genişletilir
22-01-2019 09:10 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #114
RE: Asrı saadet
Kaynak mekan ve olaylarıyla Hz Muhammed talha uğurluel pdf e kitap

Mescidi Nebevi tamiratlarında
kıble duvarı Hz. Osman dönemindeki gibi kalmıştır bu sınır korunmaktadır. Emevi Halifesi Velid, in tamiratlarında Mescid-i Nebevi genişletilirken cannet Kapısı ve Efendimiz'in eşlerine ait hücre-yi saadetler yıktırılır. hayattaki sahabeler ağlayarak, Keşke bu hücrelerden birkaçını bıraksaydınız da insanlar, Efendimizinin nasıl bir yerde yaşadığını görselerdi," diyecekdir. Emeviler dönemindeki genişletmede Hz. Aişe'nin, Efendimiz'in türbesi haline gelen odası boş avlu etrafı mermer sütunla taşınan kapalı bölümler haline getirilir. En önde sol kısımda kalan Efendimiz'e ait kısım hurma ağacı gövdeleriyle taşınmaktadır. Bu kısımda dökülmeye yüz tutmuş hurma ağaçlarını kaldırma teklifi yapılır. Sahabe karşı çıkar "Efendimiz'in mescidine dokundurtmayız," derler her hurma ağacının yeri sabit bırakılarak her ağacın olduğu yere aynı kalınlıkta mermer sütun konulur.

Bugün Efendimiz'in mescidinde her bir sütunda zamanında bir hurma ağacı gövdesi bulunur Sahabe hurma gövdelerine dayanır hasbihal ederlerdi. Abbasi Halifesi Mehdi'nin Mescid-i Nebevi'yi arkaya doğru genişlettiği bilinir. Osmanlılar döneminde Mescid-i Nebevi:'nin çekirdek kısmı son halini almıştır. Arkasına görevli odaları eklenmiş Mescid-i Nebevi:'nin üzeri kubbelerle süslenmiştir. Bugün "Cennet Bahçesi" denilen mekanda Osmanlı kubbeleri, altlarındaki gül deseni ile hala durmaktadır. Mescid-i Nebeviyi son kez restore ettiren Sultan Abdülmecid dir. Onun hatırası olan ilk avluya kapılarının adı Bab-ı Mecid'dir. bugün bile varlığıyla o hizmeti yapan Osmanlı sultanını hatırlatır

ilk Suud Kralı Abdülaziz Mescid-i Nebeviye ikinci bir avlu eklemiş, 2005 te vefat eden Kral Fahd ise mescidi devasa boyutlarda genişleterek bugünkü görünümünü kazandırmıştır. Medinenin her köşesinde Peygamberimizin izleri vardır Büyük bir çoğunluğu ilgisizlikten yok olmaya yüz tutmuştur

MEKKE-MEDİNE HİCAZ DEMIRYOLU'NUN SON HALKASI: MEDINE TREN İSTASYONU dur ecdat yadigarı olan Medine tren istasyonu, Anberiye mevkisindedir Burası, eski Medine girişidir. şehir büyüdüğü için şehrin ortalasındadır ve Mescid-i Nebevi'ye l km mesafededir Eskiden hacılar trenden burada iner salavatlarla Efendimiz'in huzuruna giderdi Tren istasyonunu incelediğne osmanlının Peygamber sevgisini görürüz. Ecdadımız bu istasyonu inşa ederken Medine tren yolunun raylarını aksi istikamette dolandırıp şehre öbür tarafdan sokmuş ve herkesin önce Peygamberimiz'in yeşil türbesini görmesini ve SAV e selam vererek şehre girmesini arzulamıştır. Mukaddes Emanetler ve I. Dünya Savaşında Osmanlının İstanbul'dan gönderdiği son emanetleri almak için gelen trenin lokomotifi üzerine , "Esselamu aleyke ya Resulallah" yazılmıştır. Ecdadımızın tren istasyonundaki rayların üzerine keçe döşetmiş trenin raylara sürtünme sesinden Efendimiz'in ruhaniyetini rahatsız etmemeyi gaye edinmiştir

Medine tren istasyonu bir ucu İstanbul Sirkeci garında, diğer ucu Medine'de olan Hicaz Demiryolu'nun son halkası ve muhteşem bir eserdir bugün halâ ayaktadır. Tarihler 19. yüzyılın sonudur Avrupa Osmanlı'ya "Hasta Adam diyerek göstermektedir. . . Devletin başına geçen büyük sultan Il. Abdülhamid o dönem büyük devletlerin cesaret edemediği bir projeyi kendi imkanlarıyla başarmıştır. Sultanın bu gayesi İstanbul ile uzak toprakları kuvvetli bağlarla birbirine bağlamak; petrolün bulunması ile bu topraklardaki ingiliz entrikalarına mani olmak; hacc umre ve surre alayları seyahatlerini kolay, güvenli ve hızlıca gerçekleştirmektir projenin tamamlanması ile ingilizler çok endişelenmiş ihanet kokan oyunlarla insanları kandırıp para ile tren raylarına zarar verdirmişlerdir Lawrence gibi İngiliz casusları, yoldan sökülerek getirilecek her ray için altın vadetmişdir. Her şeye rağmen bugün bile, Hicaz Demiryolunun geçtiği Türkiye, Suriye, Ürdün, lübnan gibi ülkelerde orijinal Osmanlı ray ve tren istasyonları hala kullanılır. İstasyonun yanında Sultan Abdülhamid Han'ın kesme taştan yaptırdığı Hamidiye Camii tüm güzelliği ile hala ayaktadır. • ECDAT YADiGARI BiR CAMiDE KlLlNAN İKiNDi NAMAZI

padişahı II. Abdülhamid in yaptırdığı Hamidiye Mescidi ayaktadır ve hala hizmet vermektedir ve çok etkileyicidir. vakit namazları kılınır. Anberiye sokaklarında ilerledik. Sokaklar tenha ve insanlar mescitte ibadette bir kısmı ise uykudadır Dükkanların çoğu kapalı. Burada ikindiden sonra başlar ve gece geç saate kadar sürer. İnsanlar öğleye kadar istirahat ederler Halife mescitleri olan Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali mescitlerinin üst caddesinde Sultan Abdülhamid in hicaz tren istasyonunun yanında Hamidiye Camii'nin vardır hemen kendini gösterir kara kesme taşlarla örülerek inşa edilmiştir Ahlat taşına benzer. Giriş kapısının kavsarasındaki mukamaslar İstanbul camilerini hatırlatır. Osmanlı inşa ettiği yapılarda yerel mimariye bağlı kalmış. sahabe camilerinde Arap mimarisine has özellikleri devam ettirmiştir Hamidiye Camii her şeyiyle tam bir Osmanlı camisidir Osmanlı padişahlarına, ve bu camiyi yaptıran Sultan Abdülhamid Han'a uzun uzun dua ediyoruz .

Anberiye'de, tren istasyonu bahçesinde beyaz kubbeli, çevre duvarları şirin bir yapı vardır. Adı, Sukya Mescididir isim su dağıtmaktan ileri gelir Efendimiz sahabe ile birlikte Bedir Savaşı'na giderken burada bütün sahabeye sadece bir kubadan su dağıtarak mucize göstermişler burada Medine'nin bereketi için dua etmişler. Medine tren istasyonunun ziyarete zamanına denk gelenler bu Peygamber hatırasını ziyaret edip ziyaret namazı kılabilirler.

Osmanlı PEYGAMBER SAV in AYAGININ DEĞDiGi HER YERİ VAKlF YAPMlŞTIR Medine tren istasyonu yukarısında çift minareli ve Minare teyn (iki minareli) diye adlandırılan güzel bir cami vardır. Kısa süre öncesine kadar burada iki minareli eski bir Osmanlı mescidi bulunurdu Şu an yeni caminin etrafı tam bir mezbeleliktir Bir tarafı otopark yapılmış, diğer tarafı tamirciler işgal edmiş. her tarafından etrafa sıvı yakıt akıtan bir benzinlik hemen yanı başındadır. bunların yerinde eskiden muhteşem bir hurmalık varmış bu arazinin tümü vakıf malıymış. vakfın hayvanları çokmuş buraya gelen giden herkese su yerine süt dağıtılırmış Arazinin Efendimiz ile ilgisi sahabenin Bedir Savaşı'na gittikleri yol üzerindedir Efendimiz sahabeyle birlikte bu arazide konaklamış ve kuyusundan da su içmiş Kuyu hala tüm güzelliğiyle durmaktadır. Kuyunun önünde, ziyaretçilerin mübarek suyu rahatça içmeleri için iki oluklu bir çeşme, çeşme yanında namazgah var. namazgahın şirin bir mihrabı da var. Taş duvarda küçük bir girinti halinde duruyor. çeşme mezbelelik içinde, kuyu kapalı namazgah çöplük haline gelmiş. Buranın suyu o dönemler de meşhurmuş vakıf suyu çevre beldelere Suriye ve Lübnan'da ki Osmanlı valilerine gönderirmiş.

Minareteyn Mescidi'nden dönerken Bilal-i Habeşt Mescidi ve hemen yakınında beyaz, küçük ve Osmanlı yapısına benzeyen bir mescit dikkat çeker. Bu yapının İdris Sunüst Mescidi'dir. İdris Sunüst, Libya'nın eski başkanıdır. Kaddafi ihtilalinde buraya göçmüş, burada yaşamış, bu mübarek topraklarda vefat etmiştir bu mescidi kendisi yaptırmış. Eyüp Sultan Camii'nde Beşir Ağa kabrinin olduğu girişin sağ tarafında duran ve üzerinde "Libya Kralı Birinci idris'in armağanıdır" yazan mermer kitabe vardır bu aile Peygamberimiz'e düşkündür Efendimiz'in İstanbul'daki yadigarı olan Eyyüb el-Ensari adına mermer ve varak yaldızlı bu kitabeyi buraya hediye etmişlerdir Peygamber beldesindeki mescitlerden, Peygamber mihmandarının yanındaki hediyelerini hatırlamak aklımıza geliyor Kralın soyadı olan Sunüst kelimesinin bize hatırlattığı önemli noktalar var

Osmanlı I. Dünya Savaşı'nı kaybetmek üzeredir Dünyanın dört yanında mücadele verir. teslim anlaşması onaylanacakken, İstanbul ve Anadoluda kurtuluş harekatı başlar Çanakkale'de olduğu gibi sadece Anadolu insanı değil imkanı olan nice vefalı dost kurtuluş destanına destek verir. Bunlardan biri Trablusgarp'ta ki Şeyh Ahmed Sunüsi'dir. aynı ülkesi İtalyanlarla mücadele eder ve savaş
1930' lara kadar sürecektir. o, ülkesinin mücadelesini talebesi Ömer Muhtar'a bırakır Ahmet sunisi ve, "Asil mücadele Anadolu'dadır, burası kurtarılmalıdır, bayrak yeniden şaha kalkacaktır," diyerek Anadolu'ya gelir. Lozan imzalanana kadar bize her türlü yardımı sağlar.Dev Osmanlı'nın yıkılışının gecikmesinde nice meçhul kahramanın gayretleri vardır. Bir küçücük mescit bile bizleri tarihin şanlı sayfalanna götürür

MÜEZZINLERIN SULTANI HZ. BiLAL'IN EVİ

İdris Sunüsi: Mescidi, Bilal-i Habeşi: Mescidi'nin yanındadır. mescid yeni inşa edilmiştir Medine'de yaşayan Bilal-i Habeş Hz lerinin evi bugün bilinmektedir Müezzinlerin imamı Hz Bilalin evi, Mescid-i Nebevinin
yanında Hz. Ömer Camii'nin yanındadır Fakat Medine'deki birçok yapı gibi burası da ilgisizlikten pay alarak yıkılmış. Bugün yerinde bir postane binası vardır. Burada o kara tenli güzel insanı yad ediyoruz. Onun kapı eşiğine baş koyan Ebu Zer canlanıyor zihinlerde. HZ Bilal-i Habeşi görüş beyan ettiğinde Ebu Zer, "Hadi oradan karanın oğlu, sen ne bileceksin!" demiş, Bilal-i Habeşi üzülerek "Ya Resulallah
Ya Resulallah, kara tenli olmam cennete girmeme engel mi?" diye sormuş Efendimiz Elbette hayır, cevabını verip sorunun sebebini sormuştu. O da Efendimize anlatmıştı. Peygamberimiz Ebu Zer'i çağırarak, Sende cahiliye izlerini görüyorum diyerek ikaz etmişti. Bu ikazla Ebu Zer başını Bilal-i Habeş Hz eri'nin evi eşiğine koyarak, "Ey Bilal, sen kara ayağını başıma basmadıkça ben başımı kaldırmayacağım, demişti

Hz. Ömer'in mescidinden başka, Mescid-i Nebevide dört halifenin izini taşıyan dört mescid bulunur . Bu mescitlerin burada bulunma sebebi enteresandır. dört mescidin ·yanında olan ve adına "bulut" Gamame Mescidi" denilen yapı Efendimiz'in bayram namazlannı kıldırdığı yerdir Kendisini devamlı gölgeleyen bulut, Efendimiz Mescid-i Nebevi'ye girdiginde burada beklerdibburaya "Bulut Mevkii" ve mescide Bulut Mescidi" denmiştir Efendimiz'in vefatı sonrasında Hz. Ebubekir bayram namazlannı Efendimiz'in kıldırdığı yerin kırk metre arkasında kıldırmış. Hz. Ömer biraz ilerisinde, Hz. Osman tam zıt istikamette Hz. Aii Hz. Ebubekir'in kıldırdığı yerin arka mevkiinde kıldırmıştır Sahabe bu yerleri özenle muhafaza ederek bu mübarek kişilerin adı ile anmışlar. buralara bu büyük sahabeleri hatırlatan mescitler inşa etmişlerdir

Gamame, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer mescitleri günümüzde hala Osmanlı mescidi olma özelliklerini koruyor Hz. Osman ve Hz. Ali mescitleri degişikliğe uğramış. tarihi mescitlerden sadece Hz. Ebubekir Mescidi'nde bir Osmanlı kitabesi görülür son kez Sultan Abdülaziz Han tamir ettirmiş. Gamame Mescidi yanındaki Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin isimini taşıyan dört mescit, Mescid-i Nebevi'nin hemen yakınındadır bize güzel insanları hatırlatır

Medine, Mekke şehrinden bazı yönleriyle ayrılır. Mekke gibi dağlık değil. Dümdüz bir alan üzerindedir . Mekke'de çorak toprak vardır Medine Havası daha yumuşaktır etrafı yeşilliktir Hurmaları, üzümü ve inciri ile ünlüdür Hurma deyince akla yeşil hurmalıklar gelir. Bugün Medine'nin hızlıca büyümesi şehirdeki yeşillikleri kaybetmesine neden oluyor Mescid-i Nebevi yakınlarında hiçbir yerde hurmalık göremiyorsunuz. Her yeri otel işgal etmiş. Gözlerimiz bu önemli yerde azıcık yeşillik ararken Mescid-i Nebevinin hemen yakınlarında küçük de olsa bir yeşil alan görüyoruz. burası tarihe tanıklık etmiş olan Beni Saide gölgeliği betonlaştırılmamış korumaya alınmış. Beni Saide denilince akla Efendimiz'in vefatı sonrası olan hadiseler gelir.


Efendimiz fani hayata veda ettiğinde, mübarek naaşı gasledilirken Hz. Ömer Medine'nin iki büyük kabilesi Evs ve Hazreç'in kendilerine yeni reis seçmeye çalıştıklarının haberini alır. Büyük fitneye ramak kalmıştır. Hz. Ömer büyük ferasetiyle Hz. Ebubekir'i bulur, Beni Saide'ye getirir ve oradakilere "Hz. Muhammed'in hicret arkadaşı burada iken siz lider mi seçiyorsunuz?" der ve tüm sahabe Hz. Ebubekir i halife seçer bu tarihi vaka burada yaşanmıştır


Medine sokaklarında Hz. Muhammed'e ait nice iz ve yüzyıllarca öncesine ait nice hatıra vardır onlardan bir tanesi, halk arasında farklı isimle anılan bir mescittir Buraya Abdurrahman bin Avf ya da Ebu Zer Gıfari Mescidi·diyenler vardır asıl adı: Secde Mescididir Efendimiz burada uzun bir secde yapmıştır Peygamberimiz geceleri evinden dışarıda ıssız yerlerde Rabbine ibadet edermiş Sahabe "kendisine bir şey olur,"• diyerek SAV i gizlice takip ederdi Peygamberimiz Medine dışında bugün Secde Mescidi'nin olduğu yere gelmiş ve namaza durmuştu Arkasında da gizlice takip eden Abdurrahman bin Avf vardır Peygamberimiz secdede dakikalar ca doğrulmamış. Avf ra artık endişelenince Peygamberimiz selam vermiş ve kim olduğunu sormuş. Avf ra Benim ya Resulallah!" demiş. Peygamberimiz uzun seedesinin' sebebini anlatmış ve o secdede kendisine, "Peygamberler için salavat getirenlere şefaat edileceği müjdesi gelmiş. bu mevki yüzyıllarca secde mevkii olarak kalmış ve buraya yaptırılan mescide bu isim verilmiştir. Secde Mescidi yenidir Bugünkü cami binasının birkaç yıl önce yapılmış önceden bunun yerinde Osmanlı camiinin bulunurmuş Böyle mübarek bir mekanda namaz kılmak, Peygamber Efendimiz gibi uzun secdeler yapmak ve SAV in şefaatine nail olmak için çokça salavat-ı şerife getirmek herkese nasip olsun

Efendimiz SAV ve sahabenin Mekke'den Medine'ye hicret etmesinden sonra onlara, "Ensar" denilen Medineli Müslümanlar·sahip çıkıpben kıymetli eşyalarını onlarla paylaşmıştır Ensarın misafirperverliği meşhurdur Ensar soyundan gelen kişiler Medine'de misafirperverlikleriyle hemen kendilerini belli eder bir Ensar ailesine misafir olmak geldi aklımıza Peki bulabilecek miydik? Medine'de bizi ağırlayan ev sahipleri şehirde Ensar soylu ailelerin olduğunu, bildirdiler. O akşam Ensar ailesine misafir olacaktık yatsı namazı sonrasında Kuba taraflarına ilerledik . Medinede yaprak oynamazken geldiğimiz yer serindi ve rüzgar esiyordu. sanki Medine'nin yaylasıydı Gece karanlığında beyaz bir evin kapısı ardına kadar açıktı. bahçe kapısı Türkiye'de ki gibi değildi. Bahçe duvarlan üç insan boyu kadar yüksekti kapı ardına kadar açıktı. Ev sakinleri misafirleri ile birlikte bahçede geniş sedirlerde oturuyordu Bizi görünce koşuşturdular, "Ehlen ve sehlen" diyerek bizleri başköşeye oturttular.
22-01-2019 05:50 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #115
RE: Asrı saadet
Kaynak mekan ve olaylarıyla Hz Muhammed talha uğurluel pdf e kitap

Umre de ensar ailesine misafir olduk
kulpsuz fincanlar içinde kahveler geldi. Kahve bizimkinden farklıydı, buruk bir tadı vardı, yudum yudum içtik. kahveyi dolduran başımızdan ayrılmadı. Fincandaki kahve biter bitmez hemen
Bu kadarı kafi" diyemeden elinde ki
cezveye doldurmaya devam ediyordu. Sonra hurmalar geldi Medine'deki hurmalar akla Türkiye'deki hurmaları getirmemeli. Burada hurma taze hurma manasma geliyor hurmanın anayurdu burası ve insanlar için dalından kopartılmış taze hurma kadar lezzetlisi yok. Tabaklarımızda bir tanesi kırmızı diğeri sarı iki hurma var. Taze hurmanın olgunlaşma süresi var yarısı gök, yarısı ergin olabiliyor. yarısı tatlı yarısı mayhoş yiyorsunuz.hurma uzmanları zaten yaş hurmanın böyle yenmesi gerektiğini söylüyorlar. ergin tarafı insanı yakarken, gök tarafı serinletiyor ve birbirlerini dengeliyormuş. Birazdan kayısı ve Medine inciri geliyor, bu incirler Medine'de yetişiyor şaşırtıcı. Çünkü her yer çöl burada. Meyve denilince akla türkiye'deki gibi uçsuz bucaksız meyve bahçeleri geliyor.

Osmanlı kubbelerinin her tarafına binlerce gül çizilir. Efendimiz'in remzi güldür. SAV mescidini süsleyecek en güzel şey gül olmalıdır kubbe içi, bugün kapatılmış Efendimiz'in şefaatini talep eden şiirlerle donatılır. O dönemin duvar süsleri ve ayet kuşakları arasında kırmızı şerit halinde yazılmış isimler görüyoruz. Eskiler mübarek mescidi ziyaret ettiklerinde bir şeyler karalar ve mescid duvarlarına asarlarmış. Evliya Çelebi bu konudan şöyle bahseder: "Ben hakirin dahi kendi elinden çıkma bir hat, mescid duvarında asılı durmaktadır." Sultan Abdülmecid Mescid-i Nebevi'yi mükemmel tamir ettirmiştir diğer Osmanlı padişahları gibi ona da buralara gelmek nasip olmamıştır. yaptırdığı mescidi görmek için yanıp tutuşmaktadır. O dönemde fotoğraf makinesi yoktur ki fotoğrafı çekilsin ve kendisine gösterilsin. Medine'de bir Mescid-i Nebev'i maketi hazırlanır ve padişaha sunulur. Sultan Abdülmecid bu maketi öpe koklaya saklar ve oralara yakın olmaya çalışır. Bu makette Efendimiz'in sandukası görülebilmektedir. Duvarlardaki yazıyı okurken, "Süleyman Mihrabı" denilen Hanefi Mihrabı'na geldik. Burada Hanefi mezhebindekiler namazlarını cemaatle kılarmış. Sultan Süleyman tarafından restore ettirildiği için bugün "Süleyman Mihrabı" diye adlandırılır milırabın solundaki mihrap Efendimiz'in mihrabıdır. Tarihte birçok kez restore edilmiş ve günümüze ulaşmıştır Bu mihrabı Hz. Ebu Hureyre'nin de olduğu Ashab-ı Suffa'nın yetiştiği bugünkü görüntüsünü en son restore ettirenlerden biri Sultan Süleyman'dır. restorasyonda Efendimiz'in milırabının içi biraz doldurulmuştur. burada namaz kılan kişi, Efendimiz'in namaz kıldırdığı yere basmakta ve alnını aynı yere koymaktadır. bu değişiklikten sonra namaz kılanın alnı Efendimiz'in ayak koyduğu yere gelecektir. Bu konuda ecdadımızın incelikleri bizi hayran bırakır.

Ashab-ı Suffa'nın olduğu mekan Efendimiz'in türbesinin hemen arkasında Zamanında küçük bir hurma gölgeliği olan yerde, içlerinde Ebu Hureyre'nin de bulunduğu nice sahabe yetişmiş. Ashab-ı Suffa'nın solunda Mescid-i Nebevl'nin iki önemli kapısı bulunur: Cebrail ve Nisa kapıları. Bu kapıların her biriCebrail'in Dıhyetü'l-Kelbi suretinde giriş yaptığı kapılardır kapı Osmanlı yadigarıdır Kapıyı yaptıran Sultan Abdülmeciddir Padişahın ilk adı Ömerdir kapılar çok harika bir şekilde süslenmiş üzerine çok güzel yazılar yazılmıştır Kapının bir kanadında, " Ey kapılar açan Rabbim" yazıyor, diğer kanatta ise, Bize en hayırlı kapıyı aç" ibaresi yer alıyor

MESCİD İ NEBEVI ÇEVRESİNDE SAHABE HATIRALARI vardır Mescid-i Nebevi:, dikkatle incelendiğinde Efendimize ve sahabeye ait nice hatıra vardır türbe-yi saadet üzerindeki yeşil kubbe bile bize neler neler anlatır Efendimiz'in mübarek türbelerinin üzerindeki yeşil kubbe Hz Aişe'nin odası idi. Bu mübarek mekanın üzerine kubbeyi ilk kez Memlük Sultanı Kayıtbay yaptırmıştır. Ravza-yı Mutahhara'nın altın şebekelerini de yaptıran bu zatın kutsal mekanlarda bir çok yatırımı vardır. Yeşil Kubbe'yi son kez restore ettiren Sultan ll. Mahmud'dur. İstanbul'dan projeyi yönetecek yetkililer kubbe inşaatında kararsızdır Onları tereddüde sevk eden Efendimiz'in mübarek huzurlarında, nasıl bir edep takınmaları gerektiği hususudur: Sonunda karar alınır kubbe inşaatında dünya kelamı konuşulmaz biri tuğla isterken, "Bismillah" diyecek öbürü çekiç isterken Ia ilahe illallah diyecektir. bu harikulade güzel kubbe, ecdadımızın hassas anlayışıyla inşa edilmiştir. dikkati en çok çeken noktalardan Ebu Eyyüb el-Ensari'nin evidir. Bugün en azından yerini biliyoruz. Yeşil Kubbe'nin 15 metre kadar ön tarafıdır. Eskiden Şeyhülislam Arif Hikmet Efendi'nin burada kütüphane yaptırmış Cebrail'in as ın Efendimiz'e vahiy getirdiği Cibril Kapısı'nı ve Bilal Hz leri'nin ezan okumak için çıktığı damın köşesini inceliyoruz.

Babüsselam'ın yanındaki Ebubekir Kapısı...Efendimiz döneminde Hz. Ebubekir'in evi imiş Efendimiz'in emriyle onun ev kapıları mescidin içine açık olarak bırakılmış. Ömer Kapısı Hz. Ömer evinin olduğu mevki Ebu Talha'nın infak ettiği hurma bahçesi de bugün Mescid-i Nebevinin içinde kalmış. Bi'r-i Ha, yani Ha Kuyusu denilen suyu bol ve lezzetli kuyu da bahçenin içindeymiş. Kur'an-ı Kerim'in, "Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcarmadıkça fazilete ulaşamazsınız ayeti nazil olunca Ebu Talha benim en çok sevdiğim hurma bahçem ve içindeki kuyudur der. Efendimiz'e bu bahçeyi Allah yolunda infak etmek isterim der. İşte Allah rızasını her şeyin önüne koymanın timsali olan hurmalık, mescid kıblesinin ters istikametinde, altı kubbeli orta girişin olduğu yerdedir Ebu Talha ra nın Ha Kuyusu 21 no'lu kapının iç tarafında muhafaza edilir Kral Fahd döneminde Mescid-i Nebevi devasa boyutda genişletilirken Ebu Talha'nın kuyusu mescidin içindedir O günlerde camii inşaatını yöneten Türk mimarlarımız sahabe emanetini yok etmeye razı olmazlar. Cami zemininin altında muhafazaya alırlar. Üzerine üç tane daire şeklinde mermer kapak örtüp yerini belli ederler. Bugün bu yan yana üç yuvarlak mermer kapak, 21 no'lu kapının iç sol kısmındadır

EFENDIMiZ'iN(SAS) KABR-i ŞERiFLERİ
Peygamber imizin Atika Kapısı türbesi en başta Hz. Aişe'nin odası idi. Mescid-i Nebevl ilk inşa edildiğinde kıblesi Mescid-i Aksa'ya bakıyordu. Mescidin en arkasına yan yana iki oda inşa edilmişti. arka duvara bitişik olanı Hz. Aişe'ye yanındaki Hz. Sevde'ye aitti. Kıble Kabe'ye döndürüldüğünde Hz. Muhammed Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in şereflendirecekleri kutlu mekanın Hz. Aişe'nin odası olduğu için Mescid-i Nebevinin kıblesi 180 derece döndürülmüş böylece Hz. Aişe'nin odası, mescidin kıble duvarına bitişik hale gelmiştir. Mescid-i Nebeviye girildiğinde kıbleye karşı mihraba durulduğunda ilk safın en solunda ki oda Hz. Aişe'nin odasıdır Efendimiz vefat ettiklerinde Hz. Aişe'nin odasına defnedilmişti. Hz. Aişe aynı odada yaşamaya devam etti. İki sene sonra Hz. Aişe'nin babası, Hz. Ebubekirde vefat etti ve Efendimiz'in yanına defnedildi. bu defin Efendimizin kabrinin tam yanına değil de ayak ucuna doğrudur on yıl boyunca Hz. Aişe bu odada yaşamıştır bu mübarek kabirlerin sahiplerinden birisi mübarek eşlei, diğeri babasıdır.


Bir gün Hz. Ömer mescitte suikasta uğrar ve vefatı öncesi oğlu İbn-i Ömer'e, "Koş Aişe'ye sor, kendi yerini bana verir mi?" diye ricada bulunur Hz. Aişe annemiz bu isteği çevirmemiş büyük bir fedakarlıkla, kendisi için ayırdığı son kabir yerini Hz. Ömer'e vermiş ve bu odada eyaşamaya devam etmiştir ancak artık eş ve babasının yanına mahremi olan bir kişi defnedilmiştir. bu tarihten sonra kabirlere perde gerdirmiş ve bu örtünün diğer tarafında yaşamıştır

Osmanlılar tarafından hazırlanan Mescid-i Nebevi minyatürlerinde Efendimiz'in türbe sıralanışı Efendimize olan saygıyı gösterir Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer efendimizin ayak ucuna defnedilmiştir Necip Fazıl hac hatıralarının Medine kısmında, Efendimiz'in türbesini ziyaret ederken, "Efendimiz'in mübarek huzurlarından geçiyoruz. Ateşler içinde yanıyorum. Efendimiz mübarek yüzlerini çevirmiş bize bakıyor," diyor. Emevllerin mümtaz halifesi Ömer bin Abdülaziz Hz leri Efendimiz'in türbesinde önemli bir değişiklik yaptırmıştır. İnsanlar Mescid-i Nebevi'ye girip namazlarını kıbleye yönelerek kılar. Fakat Efendimiz'in mübarek türbesi mescidin en önünde durmaktadır. cemaatin bir kısmı karşılarına Efendimiz'in türbelerini alarak namaza duracakdır. Halife düşünür; türbe şekliyle Kabe'nin şekli aynıdır. her ikisi dört kenarlı ve dört köşelidir. Burada namaz kılanların kalplerine bir şey gelmesin düşüncesiyle Efendimiz türbesinin Aslıab-ı Suffa'ya bakan arka kısımı yıktırılarak üçgen haline getirilir. 1100 tarihlerinde Büyük Selçuklu yıkılmıştır. Abbasiler yoktur. Fatımi Anadolu Selçuklu kendi coğrafyalarına hakimdir. Mukaddes toprakları himaye eden ve tüm İslam alemini kucaklayan bir devlet yoktur Ortadoğu'da küçük devletçikler vardır. en gayretlisi Nureddin Zengi'nin Atabeyliği'dir.

Haçlı Seferleri başlamıştır ve Haçlılar Kudüs'ü işgal etmiştir bu sıkıntıda bir gece Nureddin Zengi rüya görür. Efendimiz kendisine iki kişi göstererek, "Nureddin! Bu iki kişi bana zarar veriyor," der Zengi adamlarını toplar ve başkent Şam'dan Medine'ye gider. Nureddin tüm Medine halkına hediye dağıtmak ister. Herkes çadırına gelir. Zengi, her gelenin simasında Efendimiz'in rüyada gösterdiği iki kişiyi arar. bulamaz. Nureddin, "Hediye almayan kaldı mı?" diye sorar. Adamları, "Evet, Mescid-i Nebevi'nin bahçesine çadır kurup itikafa çekilen iki kişi dışarıya çıkamıyorlar," onların yanına gidelim," diyen Zengi kalkar ve bu tabelenin sekizgen haline getirilmiş çadıra gelir. Efendimiz'in rüyada gösterdiği iki kişi içeridedir. Çadır altına hasır konmuştur. Nureddin hasırın kaldırılmasını emreder. hasırın altından yer altına doğru uzanan bir tünel gözükür bu iki kişi Müslüman değildir niyetleri Efendimiz'in mübarek naaşını çalmaktır Türbeye ilerlemişler Nureddin Zengi engellemiştir Efendimiz'in mübarek türbelerinin etrafına altı metre derinlik kazdırarak içerisine kurşundan duvarlar döktürür

Osmanlıların Efendimiz'in türbesine ait önemli bir tamiratı türbenin bizzat beden duvarlarıdır. Bugün İstanbul ve Anadolu'da gezerken ecdat yadigarı türbeler ve kümbetler sekizgen planda yapılmıştır. Eyüp Sultan Hazretleri, Sokullu Mehmed Paşa, Sultan Süleyman nice Selçuklu kümbeti bu şekildedir. "Bu inceliğin sebebi duanın mimariye yansımasıdır Dede ve ninelerimiz boncuk boncuk gözyaşlarıyla şu duayı yaparlar "Ya Rabbi! Bir gün hepimiz ölecek ve kabre gireceğiz. kabre girdiğimizde cennetin bütün kapılarını kabrimize aç ki istediğimiz kapıdan cennete koşa koşa girelim." Bizim inancımızda cennetin 8 kapısı vardır türbe ve kümbetlerimiz sekizgen formda inşa edilmiştir. Osmanlılar bu düşünceyle Efendimiz'in türbesini sekizgen restore etmişdir. Ecdadımız, Efendimiz ve O'na ait her şeye saygılıdır ki türbe inşaatında mübarek duvarlardan dökülen bir toz yığınını dahi zayi etmez ve hemen cam şişe içine toplayarak, mukaddes emanet kabul ederek İstanbul'a getirmiş ve Hırka-yı Saadet de muhafazaya almıştır. Bunlar Topkapı Sarayı'nda Has Oda'da "Gubar-ı Şerif' adıyla saklanır Yine aynı yerde, Peygamberimiz'in sandukalarını örten "Kisve-yi Saadet" denilen örtüler
saklanır. Bu emanetler arasında bir de su kesesi bulunur bunların hikmeti, Sultan Abdülmecid dönemindeki ilginç bir olaydır. Sultan Abdülmecid döneminde Mescid-i Nebevı tepeden tımağa tamir edilir Efendimiz'in türbesi elden geçirilir. tamiratda Efendimiz'in türbe zemininden bir mübarek su çıkar. O kadar latif ve tatlıdır ki Medine sudan nasiplenmek ister. dört gün geçer. Resulullah'a saygısızlık olur düşüncesiyle dördüncü gün üzeri kapatılır. meşin keseye biraz su doldurularak padişaha gönderilir. meşin kese bugün Mukaddes Emanetlerde Efendimiz'in kabir topraklarının olduğu bölümde, cam kap içinde saklanır

CENNETÜ'LMBAKi'DE SAHABE EFENDiLERIMiZ

Mescid-i Nebevide sabah ve ikindi namazı nihayetinde cami avlusu sınırında, boş arazinin ana kapısı önünde büyük bir kalabalık görülür Burası Cennetü'l-Baki Medine'deki tarihi kabristandır. Kadınlar burada mezarlıklara giremediği için, ön duvar dışında sıralanıp dualarını demir parmaklık arkasından yaparlar. Cennetü'l-Bakt'ye ilk kez gelenler şaşırabilir buradaki kabirlerde mezar taşı ve etrafı çevrili hazireler mevcut değildir Osmanlılar döneminde Cennetü'l-Baki de kubbelerle örtülü nice türbe binası görülür. Çiçekler ve feslerle süslü mezar taşları her yanda arz-ı endam ederdi Şu anda Osmanlı türbelerinden eser yok. Son yetmiş yılda hepsi tarihin sayfalarında yerini almıştır Bu kabristan on bin sahabeyi barındırır. ne yazık ki bugün çok azını biliyoruz. Girişin hemen sağında etrafı çevrili duvarları belirginleşmiş bir kabir göze çarpıyor. Bugün ayakta kalmış olan taban duvarlarına bakınca türbe Osmanlı türbelerinde ki gibi sekizgen şekildedir En önde yatan Efendimiz'in amcası Hz. Abbas, onun arka sağında Efendimiz'in en küçük kızları ve Hz. Ali'nin eşi Hz. Fatıma yatıyor. Bu iki kabrin arkasında yan yana uzanmış dört kabir daha var. Bunlar Hz. Hasan Hz. Hüseyin'in oğlu Zeynel Abidin ra Onun oğlu Muhammed Bakır onun oğlu Cafer-i Sadık ra kabirlerin hemen önlerinde demir parmaklık inşa edilmiş ve diğer kabirlerde ki gibi buraya yaklaşmak mümkün değil. İranlılar aşırı ilgi gösterdikleri ve yetkililer ilgiden rahatsız oldukları için buraya engel koyma gereği duymuşlar. Bu güzel insanların ruhlarına Fatiha gönderdikten sonra onların solundaki kabirlere geçiyoruz. Yan yana üç adet mezar var . Efendimiz'in kızları Hz. Rukiye Hz. Ümmü Gülsürn ve Hz. Zeynep'e(ra) ait. Onların yanında sekiz adet taş var yan yana burada mezar taşı kullanmadıkları için kabir başına dere taşına benzer taşlar koyuyorlar. Necip Fazıl Cennetü'lBakiden bahsederken, taş tarlası ile karşılaştım çok şaşırdım," diye. ifade ediyor

Cennet-ül bakide duran sekiz taş Efendimiz'in güzide eşlerini temsil ediyor. Hz. Zeynep Hz. Sevde ve Hz. Aişebhepsi burada yatmakta. ruhlarını Fatihalarlaa şad ederken Hz. Aişe'nin vasiyetini hatırladık Hz. Aişe Efendimiz'le izdivacında çok gençtir gözünü Efendimizin yanında açmıştır Kısa süre sonra da Peygamberimiz vefat etmiş ve bu mübarek çok sevdiği eşinden ayrı kalmışt Yıllarca büyük sadakatle Efendimize kavuşacağı anı beklemiştir altmış üç yaşında Hastalandığında o güzide sahabeyi toplayarak son dileklerini iletip naaşının bekletilmeden o gece kabre konmasını istemiştir. naaşı Medineden kabristana götürülürken etrafında kuru hurma dallarının yakılmasını istemiş idi vasiyeti hatırlayınca gözlerimiz doldu. güzide annemiz yıllarca ayrı kaldığı eşi ile kavuşmayı beklemiş Vefatı onun için en güzel buluşma olacaktı. Vefat gecesini Efendimiz'le düğün gecesi olarak hayal ediyordu. Naaşının kabre gece konmasını istemesi bundan dı Kuru hurma dallarının yakılması eski bir Arabistan adetine dayanıyordu: Düğünde gelin damadın evine götürülürken kafile kuru hurma dallarını yakarak ilerlerdi. Köşede birkaç metre arayla iki kabir var. İmam Nafi ra ile talebesi İmam Malik Hz leri'riin kabirleri. İmam Nafi ra Hz. Ömer'in oğlu Abdullah bin Ömer ra nın kölesi Bir köle bir mezhep imamının hocalığını yapıyordu imam-ı Malik ve imam-ı Nafi' Hz leri'nin kabirieri nin yukarısındaki etrafı çevrili kabir Peygamberimiz'in""
oğlu Hz lbrahim'in kabri imam-ı Nafi'
Efendimiz'in sünnetinden sapmayan bir sahabedir. yüceltmiş ve İmam Malik ra nın hocası olmuştur

Kabristanın ileriye uzayan toprak yolunda küçücük bir kabirle karşılaşırız. Burada yatan kişi, Efendimiz'in iki yaşlarında vefat eden biricik oğlu Hz. İbrahimdir Evladı kucaklarında vefat ettiğinde Efendimiz'in gözlerinin yaşardığını gören sahabe bu durumu sorunca, "Göz yaşarır, gönül hüzünlenir ama dudaklardan Allah'a isyan yükselmez, buyurmuştur Cennetü'l-Baki Kabristanı'nda Efendimiz'in sütannesi Hz. Halime'nin kabriyle de karşılaşırız Efendimiz sütannesine çok muhabbet beslermiştir Medine'de sahabileri ile otururken Hz. Halime geldiğinde ayağa kalkar ve üzerindeki hırkasını yere sererek hırkasına oturturdu Kabristanın tam ortasında tek başına olan kabirde yatan kişi için Peygamberimiz "Melekler bile senden utanıyor ya Osman demişti. Burada, Zinnureyn yani iki nur sahibi dediğimiz, Peygamberimiz'in kızları ile izdivaç eden, iffet timsali Hz. Osman yatıyor.

Hz. Osman cömertliğiyle meşhurdur İslam'ın yayıldığı sıkıntılı dönemlerde elinde bulunan her şeyi hiç düşünmeden infak edmiştir Bugün Mekke ve Medine çevresinde bu mübarek zatın infak ettiği nice kuyu arazi onun yardımsevediği hakkında fikir verir. Cennetü'l-Baki'nin en uç noktasında etrafı dört duvar ile çevrili son bir bölüm vardır. iki adet kabir taşı görürüz. bir tanesi Medine'nin en büyük iki kabilesinden birinin reisi olan Muaz ra aittir. Hz. Mus'ab Medine'ye İslamı tebliğe geldiğinde Sa'd ra onun karşısına dikilip, "Sen fitneye mi geldin?" demiş Hz. Mus'ab , "Dur dinle. söylediklerimi kabul etmez isen bana istediğini yap demişti. Muaz ra okunan ayetlerle İslamiyet'i seçmiş ve sonra kabilesini toplayarak, "Sizi bir şeye davet edeceğim kabul edmekte serbestsiniz diyerek onları Hakk'a davet etmiştir Onun vesilesiyle bütün kabile Müslüman olmuştur. Hendek Savaşında ok ile yaralanan ve, "Ya Rabbi bu yara ile şehit olmam hayırlı ise beni şehit et," diye dua eden mübarek insanın kabri tam karşımızda

Muaz'ın ra nın hemen yanında ki kişi büyük hadisçi Ebu Said el-Hudri ra dır Efendimiz'e çocukken yetişebilen bu büyük insan, hadisleri derlemedeki hassasiyetiyle bilinir. Uhud Savaşına az kalmıştır. Efendimiz ordusu ile meşguldür Asker seçiminde bir Ebu Said el-Hudri ra da gelir. kendisi küçücük bir çocuktur Efendimiz küçük yaştaki sahabeyle nezaketle ilgilenir, "Ebu Said e iyi ettin geldin fakat Medine'de korunması gereken kadın ve çocuklar var. Onları korumak önemli değil mi?" der."Ebu Said yeni vazifesini yerine getirmek için koşarak Medine'ye ilerler. Arkasında kum üzerinde küçük ayak izleri ve, uzun bir çizgi bırakır boyu o kadar kısadır ki, beline taktığı kılıç kurnlara sürtünerek gider" Ebu Said el-Hudri Hazretleri işte böyle Çocukluğuna rağmen Peygamberimiz'in yanından ayrılmak istemeyen küçük bir sahabe dir
23-01-2019 10:42 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #116
RE: Asrı saadet
Kaynak mekan ve olaylarıyla Hz Muhammed talha uğurluel pdf e kitap


EBU SAiD EL HUDRI'NİN İSTANBUL'DAKi MAKAMI 2005

Kariye Camii' Burası, eski bir Bizans Kilisesi olup içi ikona doludur ve ikonaların her birinin anlamı farklıdır. zor bir mekandır Kariye'nin arka tarafların da Ebu Said el-Hudri ra Hzr leri'nin kabridir" yazan bir duvar vardır Bu büyük sahabenin bir kabride İstanbul'da, Edirnekapı civarında dır Ebu Said el-hudri ra nım kabrindeyken hayalimde Medine'den İstanbul'a yolculuk yaptım.

Cennetü'l-Baki' kabristanı girişinin sol tarafında kalan üç kabir Efendimiz'in iki halası Atike Safiye ra ile Hz. Ali'nin annesi Hz. Fatıma binti Esed yatıyor. Hz. Fatıma Efendimize küçük yaşta annesini kaybedince ikinci bir annelik yapmış ve vefatında Efendimiz, kendi gömleği ile onu sararak, "Bugün annem vefat etti," demiştir.

Cennetü'l-Baki'ye ilk gelişim İlk umrem ve kabristana ilk gelişimdi Cennetü'l Baki'de yatanlar hakkında en ufak bilgim yoktu. Günlerdir kapalı duran kabristanın o gün açılmıştı Etrafta sadece taş yığınları ve uçsuz bucaksız bir toprak uzanıyordu. Üzüntü içinde, "Osmanlılar döneminde olsaydı hepsini bilerek gezerdik," dedim. Biz burada ki yatanların kim olduğunu nasıl öğreneceğiz diye düşünürken Afrikalı bir Müslüman gördüm. elinde Cennetü'l-Baki'de yatanları gösteren bir kroki vardı Türkiye'den olduğumuzu söyleyince tebessüm etti ve, "Türkler sağlam Müslüman" dedi. Sudanlıydı Elindeki kağıt Cennetü'l-Baki'nin krokisi idi anlamadığı bir dildeydi Kendisi, Arapça notlara bakarak isimleri çıkarmaya çalışıyordu. Haritaya çok şaşırdım harita Türkçeydi. yardımımıza çok sevindi ve kabul etti. ilk Cennetü'lBaki tecrübemi kazanmıştım.

Hicaz'a gelenler muhakkak Medine'den hurma alır Meşhur hurma pazarına gidilir ve hurma seçilir Mekke'de de hurma satılır ama hurma dendi mi akla Medine gelir çünkü hurmaları çok meşhurdur. Hurma pazarı, Mescid-i Nebeviden yürüyerek on dakikadır Tek katlı bir çarşıdır birçok hurma dükkanı vardır burada alışveriş yapmanın bir adabı vardır. ilk dükkandan alışveriş yapmamak gerekir. Çünkü fiyat ve hurma kalitesi dükkandan dükkana değişir. Sarı, kırmızı hurmalar ... Tazesi, kurtlanmışı, bu yılın ya da geçen yılın ürünleri. ne ararsanız bulabiliyorsunuz. bu hurma çeşitlerinden bir tanesinin fiyatı diğerlerinden çok daha fazladır Acve" denilen hurma Peygamberimiz'in bizzat kendi eliyle diktiği ve şifadır diye müjde verdiği bir hurmadır. Son zamanlarda farklı ürünler geliştirmişler Ballı, bademli, susamlı, bisküvili hurmalar. En çok ilgi göreni çekirdek yerine içerisine badem konmuş hurma Birkaç yere uğruyor ve en kalitelisinden hurma fiyatlarında pazarlığa tutuşuyoruz. Türkler, yaptıkları amansız pazarlıkdan dolayı çok iyi tanınır En sonunda satıcıyı pes eddiririz

Mekke ve Medine topraklarında ilginç olan şu; ülkemizde normal hayat akışında yaşar ve ibadet ederiz. Ama burada ibadet içerisinde yaşayıp hayatı ona göre düzenliyorlar Günümüzü namaz vakitleri belirliyor. Namazlar önce ve sonrasıyla uzun sürüyor. ezan okunduktan en az yirmi dakika sonra duruluyor namaza. ezan okunmadan yarım saat önce orada olunup namaza bir saat önce oturuluyor Namazlar erkan ile kılındığı için belli bir süre gerektiriyor. Namaz bittikten sonra cenaze namazı kılınıyor. Fakat uzunluk kimseye sıkıntı vermiyor. Çünkü burası Peygamber Mescidi ve burada saatlerce, huzur ve sükünu aranıyor. Mescid-i Nebevi ve Mekke'de ki Mescid kapılarında nöbetçiler bekliyor çantaları kontrol etmeden sizi içeriye bırakmıyor Çantada fotoğraf makinesi varsa namazınızı dışarıdaki mermerlerin üzerinde kılıyorsunuz. cep telefonlarının çıkması ile isteyen herkes mescitde göze batmadan görüntü alabiliyor. Dışarıda namaz kılmanın da ayrı bir güzelliği var. Özellikle de akşam ve yatsı. Çünkü ikindi namazından bir saat sonra ortalığa harika bir serinlik çöküyor ve hayat, başlıyor.

İnsanlar Cibril Kapısından mescide girip Babüsselam'dan çıkıyor Babüsselam'm üzerinde Sultan Abdülmecid'e ait muhteşem bir tuğra var. motifler dikkat çekiyor Sağa ve sola açılan dalgalı kenger yaprakları sanki bir şeyleri hatırlatır gibi Medine Müdafaası akla geliyor "Cuma namazını kılan Osmanlı askerleri Mescid-i Nebevl'nin büyük kapısından çıkıyorlardı. Kapının formu farklıydı ortasında yuvarlak bir tuğranın olduğu süsü vardı. Bu kapı o kapıydı! Üzerinde Sultan Abdülmecid Han'ın tuğrasının olduğu muhteşem kapı, kapıda ucu süngülü tüfekleri ile başları sarılı Osmanlı askeri. Kapıdan en önce çıkan iki askerin ellerinde Osmanlı sancağı ve Kapının iki yanına sıralanmış birçok insan bu merasimi izlerdi HERKES OSMANLI'YI ÖZLEMLE ANIYOR

Mukaddes topraklara dünyanın dört yanından insan akıyor. Devasa bir Sudanlı ile 1. 40 boyunda bir Malezyalı yan yana ibadetle meşgul olabiliyor Amerikalı bir Müslüman ile bir Yemenli, Habeşli bir zenci ile bembeyaz bir Bosnalı.renk renk her Müslümanla konuşabileceğiniz ortak konu Osmanlı Tarihi. Osmanlı'nın Filistin hassasiyeti. bir Filistinli Osmanlı deyince Ah çekiyor Abdülhamid Han Filistin'e sahip çıktı. Nice teklifler yaptılar o, insan elinin kolunun kesilmesine razı olur mu?" dedi ve, "Kudüs'ü vermedi" Mehmed Akif i soruyorum İstiklal ve milli şairimizin başından geçen acı bir hatırayı aktarıyorum: I. Dünya Savaşında Almanya ve Avusturya Macaristan müttefikimiz. Akif Necid ve Balkanlar'da vatanı için koşuşturup içimizeki ayrılık tohumlarını yok etmekle meşgul. Avusturya'da Viyanada çanların çalmaya şaşırır ve, "Avusturya-Macaristan müttefikimiz. Bu vakit çalan çanlar bir şeyi kutluyor gibiler. Onların zaferi bizim de zaferimiz olacağına göre neyi kutladıklarını öğrenmeliyim," diyor ve çanları soruyor. Mehmed Akifin adeta kanını donuyor. "İngiliz Generali Allenby Kudüs'e girdi. Onu kutluyoruz." Halbuki o sıra biz, Alman ve Avusturyalılar ile İngilizlere karşı savaşıyoruz onlar Kudüs'ün elimizden Hıristiyanlara geçişini kutluyorlar. Bugünde düşman aynı düşman

mübarek topraklar çok farklı coğrafyanın kaynaşma noktası her devletten, millet ve soydan insanı görmek mümkün. Hintli, Pakistanlı Bangladeşli Doğu Türkistanlı, Malezyalı, Mısırlı ve Sudanlıyı birbiriyle konuşmaya çalışırken görürsünüz Sonradan Müslüman olmuş sarışın bir Avrupalı ya da Amerikalı ile siyahi bir Nijeryalının diyaloglanna şahit olabilirsiniz. Oralarda ülkemizi tanıttığınızda size ayrı bir tavır sergileyecekler. iltifat edecekler oraya dünyanın dört byanından gelen her bilinçli insan Osmanlıyı tanıyor siz hakkını vermezseniz size kızacaklardır

Medine sokaklannda gözümüzü nereye çevirsek peygamber ya da sahabe hatırası ile karşılaşırız Bunlardan biri de Uhud yolundaki Medine Ziraat Fakültesi'ne bağlı hurma bahçesi. Hurmalığın yola bakan kısmında küçük beyaz bir bina, Hz. Osman'a(ra) ait bu tarihi kuyuya. Bi'r-i Osman yani Hz. Osman Kuyusu denir. Asr-ı Saadet Dönemi'nde sahabenin duygusu ile nasıl kahramnlaştığını bize anlatır. Hicret sonrası Medine günlerinde Müslüman sayısı her gün artmaktadır o yaz şehirde kuraklık yaşanır. İnsanlar perişandır Çok az kuyuda su kalmıştır bir tanesi de bir müşrike aittir suyunu çok pahalıya satar. Hz. Osman kuyu sahibine defalarca gider ve kuyusunu satmasını ama adam razı olmaz. Hz. Osman, kuyu sahibine Bari yarısını sat," diyecektir. Adam kabul eder. Kuyunun suyunu, bir gün sahibi bir gün de Hz. Osmanbkullanacaktır. Suyu kullanma günü Hz. Osman'a geldiğinde, Medine'de "Bu kuyudan bugün herkes istediği kadar kullanabilir," diye ilan verir. bütün Medine kuyu başına toplanır. Adam ertesi gün su satacak bir kişinbulamaz. Kuyunun yarısını sattığına pişmandır. Hz. Osman'a kuyunun diğer yarısını da satar bu kuyu, mübarek sahabenin tüm Müslümanlara vakfettiği önemli bir emanettir halâ Medine'de durur.

Şehirden çıktıktan sonra içi hurma ağaçlarıyla süslü güzel bir bahçede duruyoruz. Etrafı tellerle çevrili bahçenin kenarındaki beyaz binada Hz. Osman'ın yadigarı tarihi kuyu durur Kuyu başında mübarel günler ve yokluk günlerinin kahramanı Hz. Osman'a ait nice güzel hadise akla geliyor. Tebük Seferi'ne elde ne kılıç ne de at vardır İnsanları donatacak para ve malzemeye ihtiyaç vardır Bizans'la savaşacak ordunun çok iyi donatılması gerekir. yokluk zamanında Şam'dan Hz. Osman'a ait pahalı yüklere sahip kırk develik kervan gelir. Hz. Osman kervandaki tüm develeri, ve yükleri bağışlar. mallardan elde edilen gelirlerle sahabi donatılır ve Tebük'e daha güçlü gitmesi sağlanır. Efendimiz<sası çok duygulanır ve, "Bundan sonra sana sorgu sual yoktur Ey Osman!" der . •


BiR iMTiHAN MEYDANIDIR: UHUD Bi'r-i Osman kuyusu sonrasında karşımıza gelecek "Şüheda-yı Uhud" tabelası gelir ve artık Uhud sınırlarındayız heybetli görünümüyle Uhud Dağı ufku kaplar Efendimiz'in Uhud bizi sever, biz de Uhud'u severiz diye övdüğü bu dağ, Asr-ı Saadet de önemli bir savaşa ev sahipliği yapmıştır. Hz. Peygamber Hz. Ebubekir Hz. Ömer ve Hz. Osman bu dağın üzerinde iken dağ sallanmaya başlar Hz. Peygamber "Ey Uhud sakin ol, senin üzerinde, bir nebi, bir sıddık iki de şehid var,"buyurmuştur. Uhud Savaşı'nda Efendimiz'in amacı karşı tarafı mağlup etmektir. onların kökünü kazımak istemez. Çünkü ölen müşriklerin ebedi hayatları mahvolacaktır plan yapılır: Ordu Uhuda sırtını vererek savaşta yerini alır. Okçular Tepesi sol tarafda kalmaktadır. Müşrik ordusu karşıdan gelecek ve ilk çarpışmada bozguna uğrayacakdır. her iki tarafta da can kaybı olmayacaktır. tek hassas nokta Müslümanların solundaki tepedir Müşrikler tepenin arkasını dolaşarak Müslüman ordusunu çevirme ihtimali vardır Efendimiz tepenin Uhud Dağı'na değil de, karşı tarafına 50 okçu yerleştirir ve cesetlerimizi kartalların kaldırdığını görseniz bile yerinizden kımıldamayın der. Savaşın ilk kısmında müşrik ordusu bozgun yaşar. bozgunu gören tepedeki okçular, savaşı kazandık düşüncesi ile Efendimiz'in ikazını unutarak savaş meydanına iner askeri deha Velid müşriklerin Kumandanıdır atlı birlikleriyle tepeyi dolaşır
Müslümanlar iki ateş arasında kalır Sahabenin bozguna uğrarnaması için Efendimiz onları Uhud Dağının kuytu bir yerine sevk eder

Uhud dağında ibretli hadiselerin olduğu mekana Okçular Tepesi'ne gidiyoruz hadiseleri en iyi görebileceğimiz yer bu tepe küçülmüş. Yüzyıllarca insanların üzerine çıkmasıyla aşınmış ve orijinalinden tam dokuz kez küçülmüş bir halde duruyor. Tepede Uhud Dağı'na bakıyoruz. Dağ ile Okçular Tepesi arasında Uhud şehitlerine ait kabristan var. Uhud şehitlerinin savaş sonu buraya değil Uhud Dağı'nın eteklerine defnedilmiş. Fakat sel baskınında toprak kayınca bazı sahabe kabirleri ortaya çıkar. buradaki sahabe kabirleri, dağın eteğinden alınır buradaki orta kısma nakledilir. Yaşlı bir sahabe Uhud Savaşı öncesi oğluna, "Oğlum yaşlıyım. Üç kız kardeşin var. Bana bir şey olursa sen bakarsın. Savaşa ben gideyim," der ve Uhud Savaşı'nda şehit düşer. Bu genç sahabe şunları nakleder, "Babamın naaşı sel sonrasında ortaya çıktı. dün defnedilmiş gibi duruyordu. Eli alnındaydı. Alnındaki yaradan kan akmaya başladı." Bu hadise savaştan bir süre sonra meydana gelmiş Uhud'dan yüzlerce yıl sonra ise hocamızdan dinlemiştim. Şehitlerin ölmediğini anlatıyordu bir amcamız şu olayı anlattı, l950'lerde Medine'de işçi olarak çalışıyordum. Şiddetli yağmur sonrasında toprak kaydı. kabirler açıldı. sapasağlam duruyorlardı."

Okçular Tepesi'nden aşağıya Şüheda-yı Uhuda gidiyoruz. Osmanlılar döneminde buradaki birçok sahabe kabrinde bir türbe mevcut iken bugün Cennetü'l-Baki'de ki gibi zemin tamamen düzlenmiş Etrafı duvarla çevrili bu yerin . İçerisinde sadece iki kabir görünüyor. birisi "Allah'ın arslanı" Efendimiz'in amcası diğeri de gençliği ve yakışıklılığıyla meşhur, Mekke'nin en zengini iken Efendimiz'i kabul eden ve Medine'ye giderek, hayatı pahasına İslam'ın tebliğ eden Mus'ab ra ait nice hatıra geçiyor aklımdan. Uhud sonrası şehit düşen Mus'ab ra nın kılığına girip akşama kadar savaşan bir melek, şehitler defnedilirken cesedini örtecek kefen bulunamaması ve daha neler ... Çile devrinin insanları gül devrini görememişdi. Ama bizlere örnek yaşantılarını bırakmışlardı

Uhudda Efendimiz'in hayatına ait birçok özel mekandan birisi de efendimizin Uhuddaki ilk bozgunda şereflendirdiği mübarek mağaradır. Uhud'a gidenler genelde Okçular Tepesi'ne çıkıp manzarayı oradan seyrederler Ancak mübarek mağarayı görmek için Uhud'a yaklaşmalı, ve tırmanmalısınız. On dakikalık tırmanış sonrasında mağaraya yaklaşıyor yaşananları hatırlıyoruz. Uhud günü bir müşrikin taşı Efendimiz'in yanaklarına çarpar ve dişlerinden birinin ucu kırılır Sahabiler bu kırık parçayı Mukaddes Emanet gibi saklar ıEfendimiz, bu hengamede buraya gelmiş ve sahabe etrafı çevirmişti. Müşrikler buraya yanaşamamışlar ve geriye dönmüştü Peygamberimiz yenilgiyi zafere çevirmek için müşrikleri takip ettirmişti. Süfyan, "Bir zafer kazandık Geri dönüp mağlubiyetle üstünlüğümüzü kaybetmeyelim," diyerek kaçıp Mekke'ye dönmüşlerdi

Uhud Şavaşı'nda Peygamberimizin dişinin kırılan parçası ve bu emanet için Sultan Vahdeddin'in yaptırdığı mücevherli muhafaza Sahabenin Efendimiz'e düşkünlüklerini gösterir bu mübarek kırık diş parçasına gözleri gibi bakıp bugünlere ulaştırmışlardır. Şair Sadi, eserinde hadiseye şöyle işaret eder, "Serseri bir çakıl parçası, yakuta dokunma sevdasıyla geldi dokundu ve inci dizesinden bir daneyi düşürdü

MÜJDELENMiŞ BiR MEKAN: VADiYi AKiK

Medinede ziyaretçilerin haberdar olmadığı ama, bazı gruplann nadiren ziyaret ettiği bir vadi bulunmaktadır burası Vadi-yi Akiktir Medine'nin bir hayli dışında olan vadi, Medinenin sayfiye yeridir Ama Medine şehrinin büyümesi ile burası da şehrin içinde kalmıştır Medine'nin önemli yerlerindendir Efendimiz'in Medine'de en çok ziyaret ettiği mekanlardandır Akık Vadisi, Medine'ye dört mil uzaktır, Zü'l-Huleyfe Vadisi içerisindedir içinden akarsu geçen yeşili bol bir mevkidir. Efendimiz buradan çok hoşlanır ve zaman zaman ibadetlerini burada yapardı. Bazı geceler burada kaldığı olurdu Abdullah bin Ömer ra buradaki semure ağacını sırf Efendimiz altında konakladı diye bir ömür boyu sulamıştı

Akik Vadisi Efendimiz'in hicret yolu üzerindeki duraklarındandır Sevr mağarasını terk ettikten on iki gün sonra buraya gelmiş ve Kuba'ya gitmiştir. Hz. Ömere Efendimiz'in Vadi-yi Akik'te buyurur Allahu Teala'dan bir melek bana dedi ki, 'Bu mübarek vadide namaz kıl. Akik Vadisi; Irak, Necid ve bu bölgelerden gelen insanlarca tarihte mikat yeri olarak kabul edilmiştir. Bu yönlerden gelenler bu vadide ihrama girmişlerdir. Vadide Osmanlının tarihi bir köprüsü vardır. vadinin Osmanlı ile ilgili hatırası Mescid-i Nebevinin Sultan Abdülmecid Han'ın emri ile başlatılan son inşaatıdır 1849-1861 yıllarında ki inşaatta İstanbul'dan işinin ehli nice mimar, ve usta Medine'ye gönderilir Medine'ye gelen uzmanlar mescidin tamiratında kullanılacak malzemenin tetkikinde vadideki taşları beğenerek Akik Vadisi'nden kestikleri sütun ve taşlarla mescidi inşa etmişlerdir. Vadide derin bir akarsu yatağı vardır Yılın belli zamanlarında bollaşan, bazen azalan suyu ile mübarek mekana bereket olan akarsuyun kenarında Efendimiz'in hatıralarını yad ediyoruz. Az ileride ki kerpiç kasır var. Osmanlı eseri kasrın arkasındaki toprak evler çok eski Rivayetlere göre toprak evlerden bir tanesi Zübeyr bin Avvam Hz leri ile Hz. Ebubekir'in kızı Hz. Esma'nın oğlu Urve bin Zübeyr'e aitmiş. yenilenmiş beyaz badanalı bir mescit adı "Urve Mescidi". orijinalini Hz. Urve yaptırmış. Hz. Urve'nin annesi Hz. Esma, teyzesi Hz. Aişe'dir. Hz. Urve, Efendimiz'in vefatından yıllar sonra teyzesi Hz. Aişe'yi evine yemeğe çağırır. Sofraya otururlar. yemek getirilir. Hz. Aişe ağlar. Hz. Urve, "kusurumuz mu oldu teyzeciğim neden ağlıyorsunuz?" diye sorar. Hz. Aişe, "Hayır, yemek sahanlarını gördüm Efendimiz'in üç gün üst üste geçip de bir tek hurma ile iktifa etmek zorunda kaldığını hatırladım," diye cevap verir.

iLK MESCIT: KUBA

Medine'ye gelenlerin muhakkak uğradığı bir mekan da Kuba'dır. Efendimiz'in Medine'ye hicreti öncesinde Medine dışında küçük bir köy olan Kuba, yüzyıllar sonra Medine'nin metropole dönüşmesi ile şehrin içinde kalmış ve semt olmuş Kuba'nın kalbinde bulunan ve inşaatında bizzat Efendimiz'in çalıştığı mübarek mescit duruyor Efendimiz'in Hz. Ebubekir ile birlikte yaptığı hicret yolculuğunda Medine'ye varmadan uğradığı son durak Kuba'dır. burada konaklayıp ilk mescidi inşa etmişlerdi. Bu mübarek mescit için Efendimiz'in müjdesi vardır, "Kim evinde güzelce temizlenip abdestten sonra, sadece namaz kılmak için Kuba Mescidi'ne giderse umre sevabı alır. Kuba Mescidi 1985 te yenilenmiştir. ortası avlulu, Anadolu tarzı sivri külahlı bir minaresi vardı. Minare tarafındaki duvarın ortasında ana taç kapı üzerinde Yesarizade'nin yazdığı bir kitabe olup üzerinde iki adet tuğra bulunmaktaydı. Normalde sadece padişah tuğrası olması gerekirken bu mescidi ilk kez Peygemberimiz yaptırdığı için yukarıya O'nunbadıyla büyük tuğra konulmuş, Sultan II. Mahmud'un tuğrası Efendimiz'e saygıdan dolayı küçük olarak yerleştirilmiştir 1985 deki yenilemede kitabe kaldırılmıştır. aynı caminin mihrabına yakın Cebrail'e as ve Efendimiz'evait iki adet makam bulunurdu. Yenilenmede bugün mevcut olmasa da plan, Osmanlılar dönemindeki halini korur

Kıbleteyn; iki kıbleli manasındadır ilk kıble Kudüs'te ki Mescid-i AksA'dır. Efendimiz, ilk zamanlar namazı Kudüs'e yönelerek kılsa da içinde Mekke'ye yönelme arzusu sönmemiştir. bu sebepten Kabe civarında kıldığı namazlar da, yönünü Rükn-i Yemani ile Hacerü'l-Esved arasındaki duvara çevirerek eda eder Böylece hem Mescid-i AksA'ya, hem de Kabe'ye yönelmiştir Efendimiz'in hasretle bekledigi müjde, Medine'de kendisine bildirilir haber dört yana duyurulur. Kıbleteyn" olarak bildiğimiz mevkide namaz kılan sahabe, haber kendilerine namazda ulaştıgı için namazlarını bozmadan, Mescid-i Aksaya dönerek başladıkları namazı, Kabe'ye yönelerek tamamlamışdır. bu hatırayı yaşatma adına yapılan mescide "Kıbleteyn" iki kıbleli mescit adı verilmiştir. en ilginç özelliği, herkesin namaz kılmak için yöneldiği Kabe'ye bakan mihrabın yanı sıra giriş kapısının üzerinde daha önceki kıble olan Mescid-i Aksa'ya bakan sembolik bir mihrabın bulunmasıdır.

Medine ziyaretçilerinin uğradığı yerlerden biri de Yedi Mescitler'dir. Burası önemlidir? Buraya yedi adet mescit yapılmasının hikmeti vardır burası Hendek Savaşı'nın Müslümanlara ait karargah merkezidir Medine'nin tamamına değil, zayıf olan belli bir kısmına hendek kazılır Medine Tanıtma Merkezi'nde maketlerle Medine tarihi anlatılır. Büyük bir maket, Osmanlı Medine'sini gösterirken küçük maket ise Asr-ı Saadet Medine'sini canlandırır. ikinci makette Medine simsiyah volkanik bir araziyle çevrilidir burada değil at sırtında ve yürüyerek ilerlemek pek mümkün olamamaktadır. Medine'ye tarih boyunca giriş yeri olarak kullanılan iki kapı vardır: Kuba ta ile Sel Dağı açıklığı. Düşmanın Hendek Savaşı için saldıracağı yer Sel Dağıdır hendeğin buraya kazılması düşünülür. Yedi Mescitler"in hikmeti şudur: Hendek civarındaki her mescit o zaman kurulan bir çadırı simgeler buradaki en önemli mescit Fetih Mescidi'dir Efendimiz'in çadırıdır. Efendimiz kuşatmada namazlarını burada eda etmişdir. Efendimiz çadırı stratejik bir konuma sahiptir buradan bakıldığında, hendeğin karşısındaki müşriklerin bütün hareketleri takip edilir Peygamberimiz'e en yakın çadır, devamlı istişare edeceği bir kişiye ait olmalıdır. Hendek Savaşı'nda, şehre hendek kazalım fikrini ortaya atan Selman-ı Farisi Hazretleri'dir. Efendimiz'e en yakın çadır onun ki olacaktır. Burada Ebubekir Ömer Ali Fatıma ve Osman ra nın mescitleri de mevcuttur 2004 yılı Hz. Ebubekir Mescidi yıkılarak düzlenmiş Yedi Mescitleri temsilen büyük bir cami yapılmıştır .

Hacca ya da umreye gelenleri firmalar küçük bir Medine turuna tabi tutar Uhud, Kuba, Kıbleteyn ve Yedi Mescitler .Bu ziyaretlerde büyük ve gösterişli bir camiden geçilir. Cuma Camisidir ve genelde burada durulmaz. Halbuki arabadan inilmesi görülmesi gerekir. Cuma Mescidi'nin yanında inin arabanızdan. Sırtınızı camiye, yüzünüzü karşıya dönün; önünüzdeki tepenin adı Seniyyetü'l-Veda'dır. Efendimiz'in Mekke'den Medine'ye hicretinde Medineli Ensarca karşılandıkları yerdir Efendimiz Kuba Köyü'ne geldiğinde, Medine'li sahabe Kuba'ya gelip kendisini karşılamışdır İslam'ın ilk camisinin inşaatı orada başlamıştır. Dört gün inşaata nezaret eden Efendimiz sonrasında Medine'ye girmek üzere Kuba'dan ayrılır. Medine halkı merak ve heyecan içinde tam burada, Mescid-i Cuma mevkiinde SAV i beklerneye başlarlar bir Yahudi, evinin yüksek kısmından, Veda Tepesi üzerinden gelenleri görür. Bekleyenlere Sizin beklediğiniz kişilere benzeyen bir grup görmekteyim," der. ve efendimize Hep bir ağızdan, "Taleal Bedru"larla hoş geldiniz derler. islam'ın ilk cuma namazı burada kılınır. ilk cumanın anısına, buraya Mescid-i Cuma inşa edilir. Efendimiz, Ensar ile şehire ilerleyecektir. Mescid-i Nebeviye geldiklerinde mübarek devesi Kusva'yı salacak ve o Eyyüb El-Ensari:'nin evinde çökecektir.

Mescid-i Cuma'ya geldiğinizde sadece Seniyyetü'l-Veda'ya bakmayın. mübarek tepenin sol ilerisinde yıpranmış olan ama ayakta duran tarihi bir burca dikkat edin. Bu burç 1917 de Medine'yi müdafaa eden Fahreddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Düşmanın şehre sızmasını engellemek için zayıf gördüğü yeri, sağlam bir burç ile güçlendirmiştir. Bu burç yüzyıllarca buralayı karşılıksız koruyan Osmanlı'yı hatırlatır onların da ruhlarını şad etmeyi unutmayın

mukaddes topraklara ne zaman gidilse, ayrılık vakti geldiğinde insan buruklaşır. Acaba bir daha gelecekmiyiz mübarek Kabe'yi görüp Efendimiz'in ayak bastığı yere yüz sürecek miyiz diye bir düşünürüz O ziyaretin son namazı Kabe'de kılınınca boyunlar bükük, sırtlar kamburlaşmış olarak çıkılır Mescid-i Haram'dan. böyle mübarek bir ziyaretin nihayetinde aynı hâl ile Mescid-i Haram'dan ayrılırken binbir düşünce vardır aklımızda buradaki mermeri bile özleyeğiz diyorduk. mermer Üzerinde küçücük canlılar vardır minik adımlarla yürür ve sıçrayıveren çekirgelerdir bunlar. Mescid-i Haram'ın beyaz mermerlerinde dolaşan çekirge sürüleri bizi I. Dünya Savaşına götürür Dostların düşmanla işbirliği yaptığı, Osmanlı'nın sırtından hançerlendiği günlere. Yıl 1916 dır. Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'ndadır Düşmanın hedefi ise İstanbul'u almaktır. En yakın yer olan Çanakkale'yi geçmeye çalışırlar muvaffak olamazlar Bağdat'a saldırırlar. Selman-ı Pak'ta darmadağın olurlar. Mekke ve Medine'yi ele geçirmek isterler. kandırdıkları insanları kullanarak bölgeye akın ederler . Şam'daki Osmanlı paşası Hicaza ulaşır. Bu büyük kumandan Fahreddin Paşa'dır. muhteşem bir sistem kurarak şehirleri savunur 1919 a kadar cesaretle ve kahramanlıkla mücadele eder Düşman Medine'ye giremez açlık had safhadadır. Düşman, şehre en ufak bir gıda maddesini sokturmaz. Açlıktan ölümler başlar Fahreddin Paşa cuma namazında minbere çıkar ve askerlerine "Evladlarım açsınız. Aylardır bir şey yiyemediniz. Ama unutmayın, biz burada Efendimizi müdafaa ediyoruz. açlık iyice bastırdığında çölden çekirge toplayın, ve yiyin. Çekirge eti serçe etine benzer. sahabe de yemiştir, siz de yiyebilirsiniz," diyerek askerlerini iknaya çalışır. Ve askerin gözü önünde çekirge kavurttu ve yedi. kendisinde en ufak tereddüt görmedik. O askerlerine her konuda öncüydü

1919 başlarıdır Osmanlı duraklamış ancak dize getirilememiştir fitne ateşi yakılır İstanbul'dan gelmiş gibi gösterilen bir sahte görevli Medine'ye getirilir. ittifak parçalanır Fahreddin Paşaya yapılan suizanlar meyvesini verir ve Medine müdafaası çöker. en ıztırap veren husus, Fahreddin Paşa'nın teslimdeki tavırlandır. O, son ana kadar buralan müdafaa etmiştir düşman şehre girdiğinde o, Efendimiz'in kabr-i şerifine gitmiş, "Benim buradan ölüm çıkar," diyerek burada kalmayı ve düşmanla son nefesine kadar savaşmayı düşünmüştür. Fakat yapacak şey yoktur. Paşa, askerini kırdırmamak için teslime karar vermiş Efendimiz'in huzurunda buralara Seni müdafaaya gelmiştik ama senin müdafaana muhtacız ya Resulullah!" diye söyemiş ve , "Ben düşmana teslim-i silah etmem," diyerek kılıcını.Efendimiz'in mübarek türbesine bırakmış ve oradan aynlmıştır. Fahreddin Paşa'nın yardımcısı Naci Kıcıman ızdıraplı ayrılışı şöyle anlatır, "Fahreddin Paşa ve yakın kumandanlar esir olarak ellerimiz bağlı Medine'den çıkarılırken, ağlıyor bir yandan bir şiiri söylüyorduk. Bu şiiri mülazım idris Sabih Bey'in yazmışdı zor günle;de Efendimiz'e bir sesleniş ve duaydı Medine'den Malta Adası'na kadar uzayacak sürgün yolunda ağlıyor ve bu şiiri okunuyor arkada bırakılan yeşil kubbeye yaşlı gözlerle bakılıyordu

DÜNYA VE AHiRET EFENDiMiZSiN
Bir ulü'l-emr idin emrine girdik
Ezelden bey'atli hakanımızsın.
Az idik, sayende murada erdik,
Dünya ve ahiret sultanımızsın.
Unuttuk illhan'ı, Kara Oğuz'u;
işledik seni gözbebeğimize,
Bağışla kusurumuzu
Bin senelik emeğimize. Suçumuz çok
Şımardık müjde-i sahabetinle.
Gönlü müz ganidir, gözümüz to tur, Doyarız bir lokma şefaatinle.
Nedense kimseler dinlemez, eyvah!
O kadar saf olan dileğimizi
Bir ümmi isen de ya Resulallah,
Ancak sen okursun yüreğimizi.
Ebedi. hadidimü'l haremeyniniz,
Ölsek de Ravza'nı ruhumuz bekler.
24-01-2019 06:25 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #117
RE: Asrı saadet
Kaynak islam ansiklopedisi android programı

 
RESULULLAH'TAN HİKAYELER

ŞEHİDLERİN İSTEĞİ

Abdullah ra tan rivayetle

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetmeyin onlar Rablerinin nezdinde diridirler, cennet nimetleri ile rızıklanırlar (Al-i Imran Suresi) mealindeki Ayeti soruldu o, şöyle cevap verdi Onların ruhları cennette yeşil kuşlar içerisinde dilediği yere uçar Arşa asılı kandillere konarlar, ortadan perde kalkar ve Allahü Teala kendilerine hitab ederek Nimetinizi artırmamı istiyor musunuz fazlalaştırayım ? diye sorar. Onlar:  Ey Rabbimiz, neyin fazlalaştırılmasını isteyeceğiz? Cennette dilediğimiz yere uçuyoruz, diye cevap verirler.Allahü Teala ikinci defa Bir şey ziyade etmemi istiyor musunuz ki, ziyade edeyim? diye sorar
Onlar, mutlaka kendilerine bir şey verilmesi arzu edildiğini anlayınca: 
Allahım, ruhlarımızı bedenlerimize iade et dünyaya dönelim ve bir defa daha senin yolunda öldürülelim, derler. 

ŞEHİTLİK

Cabir ra ya Peygamberimiz rastlar ve Ey Cabir seni neden üzüntülü görüyorum? diye sorar Cabir ra
Ey Allah'ın Resulü, babam Uhudda şehid oldu. Bir çok kız evlad ile büyük bir borç geride bıraktı, diyince
Peygamberimiz buyurdu Sana Allah'ın babanı nasıl karşıladığını müjdeleyeyim mi? der Cabir ra müjdele, ey Allah'ın Resulü! deyince Peygamber SAV Allahü Teala hiç bir zaman perdesiz şekilde kimse ile konuş-mamıştır. Ancak babanı diriltip, kendisi ile perdesiz olarak konuştu Ey kulum, dilediğini dile buyurdu. Baban Ey Rabbim, beni bir defa daha dirilt senin yolunda ikinci defa öldürüleyim, dedi. Allahü Teala insanların' öldükten sonra ikinci defa dünyaya tekrar dönmeyeceklerine hükmettim, buyurdu ve Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetmeyin, onlar Rablerinin nezdinde diridirler, cennet nimetleri ile rızıklanırlar» (Al-i imran Suresi) nazil oldu


RÜZGARDAN DA KUVVETLİ

Enes ra Peygamber SAV in şöyle buyurduğunu anlatıyor Allahü Teala yeri yarattığı zaman yer hareket ediyordu
Ve dağları yarattı. Dağları yer yüzüne oturtunca, yer karar buldu. Melekler dağın şiddetine hayret ettiler ve: 
Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında dağlardan kuvvetli var mı? diye sordular. Allahü Teala Evet, demir, diye cevap verdi. Melekler Ey Rabbimiz, demirden kuvvetli olanı var mı? dediler. Allahü Teala Evet, ateş, buyurdu. Bunun üzerine Melekler: 
Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında ateşten kuvvetlisi var mı? deyince
Allahü Teala sırasıyla rüzgar vardır rüzgardan kuvvetlisi sağ eli ile sadaka verirken sol elinden gizleyen Ademoğlu daha kuvvetlidir. 


KENDİNİ TEHLİKEYE ATMAK

Eşlem Nucubi ra anlatıyor Rum şehrindeydik. büyük bir asker safı çıktı. Müslümanlardan onların karşısına daha kalabalık bir saf çıktı. Şehirin başında Utbe bin Amir ra öteki topluluğun başında Fudale ra vardı. Müslümanlardan biri, safı yarıp içeri girince Rum safına hücuma geçildi
insanlar: Subhan Allah, kendisini tehlikeye atıyor! diye bağırdılar. Ebu Eyyub Ensari ra dedi ki:  Ey insanlar, elinizle kendinizi tehlikeye atmayın...» ayetini öyle anlıyorsunuz. o ayet biz Ensar cemaati ne nazil olmuştur. Allahü Teala islamı zafere erdirip, yardımcılar çoğalınca bazımız mallarımız zarara uğradı. Halbuki Allahü Teala islamı muzaffer kılmış ve yardımcıları çoğaltmıştır. mallarımızın yanında kalsak da ziyanın telafisine çalışsak!» diye söylemişti. Allah bizim düşüncemizi reddetmek üzere Resulüne «Allah yolunda mallarınızı harcayın elinizle, cimrilik ve israf yaparak kendinizi tehlikeye atmayın mücahidlere maddi ve manevi yardımda bulunun. Allah muhakkak iyilik ve ihsanda bulunanları sever» (Bakara Suresi) mealindeki Ayet-i inzal etti. Ve malların yanında kalıp ziyanı telafiye çalışmak ve savaşa katılmamak tehlike oldu. Bundan sonra da Ebu Eyyub ra şehidliğe erip Rum memleketinde defnedilinceye kadar, Allah yolunda kendisini savaşın ön saflarına attı. 


ELLİ KİŞİNİN SEVABI

Ebu Ümeyye ra anlatıyor: Ebu Sa'lebe ra Ey iman edenler, kendinize bakın doğru yolu bulunca, sapmışlar size zarar vermez.» (Maide Suresi) Ayetini sordum. Ebu Sa'lebe ra Allah'a yeminle Peygamber SAV buyurmuştur
Muhakkak iyiyi emredecek, kötüyü nehyedeceksiniz. cimri ve zalimi, insanlar arasında nefse uymanın yaygın hale geldiğini, dünyanın ahirete tercih edildiğini, herkesin yalnız kendi görüşüne hayran kaldığını görünceye kadar böyle yapmaya devam edin. Bunları gördüğünde, insanları bırak, dünya ve ahirette sana faydalı şeylerle meşgul ol haramdan uzak dur. sizden sonra öyle bir zaman gelecektir ki, dine sarılan ateşi eline almış kimse gibidir. iyi amel işleyene, sizin gibi salih amel işleyen elli adamın sevabı vardır.» 
Ashabı Kiram dedi ki Ey Allah'ın Resulü, bizden elli kişinin sevabı mı, yoksa onlardan olan elli kişinin sevabı mı? Peygamber SAV sizden olan elli kişinin sevabı, buyurdu

   
YAHUDİ OĞLANIN İMANI 

Bir yahudinin oğlu Peygamberimize hizmetde bulundu. Bir gün hastalandı. HZ Resulullah ziyaretine gitti. Başucunda oturduk oğlana Müslüman ol! buyurdu. oğlan babasına baktı. Babası Ebu'l Kasım'a itaat et, diyince müslüman oldu Hz Peygamber oğlanın hak dini kabulü üzerine: oğlanı ateşten kurtaran Allah'a hamd olsun! Buyurdu

YAHUDİLERİN YALANI VE İTİRAF!

Ebu Hureyre ra anlatıyor: Hayber fethedildiğinde Allah'ın Resulüne zehirli bir koyun getirdiler Peygamber SAV yahudileri getirin, diye emretti. Peygamber SAV Size bir şey soracağım; doğru cevap verecek misiniz? dedi. Yahudiler: Evet, ey Ebu'l Kasım, dediler. Peygamber SAV Babanız kimdir? Yalan söylüyorsunuz, babanız o, filandır, buyurdu. Yahudiler: 
Haklısın diye tasdik ettiler. Peygamber sav Kimler cehennemde kalacaklar? diye sordu. Yahudiler biz kalacağız, sonra da bizim yerimize siz geleceksiniz, dediler Peygamber SAV Orada çakılıp kalın! Allah'a yeminle ebediyyen orada sizin yanınıza gelmeyeceğiz, buyurdu. ve dedi ki: 
koyuna zehir koydunuz mu Niçin yaptınız? diye sorunca yalancı Peygamber isen senden kurtuluruz, diye düşündük. Hakiki Peygamber isen zehir sana zarar vermez, dediler. 


VEBADAN KAÇMAK

İbni Abbas ra anlatıyor: 

Hz Ömer Şamda Serg köyüne vardı Şam'daki Emirler ve Ebu Ubeyde ile karşılaştı. Şam'da veba hastalığı oldu Hz Ömer, Bana ilk Muhacirleri çağırın dedi ve istişarede bulundu. Bir kısmı: 
Sen mühim bir iş için çıkmışsın, geri dönme dediler. Bazıları Yanında, diğer insanlarla beraber Allah'ın Resulünün sahabileri ni, vebaya arzetmenin doğru olmayacağını söylediler. Hz Ömer, Ensarla da istişarede bulundu. onlar Muhacirlerden farklı görüş beyan ettiler. Kureyş'in büyüklerini çağırdı Hepsi aynı görüşte, dediler ki İnsanlarla beraber geri dön ve halkı vebaya götürme dediler. Hz Ömer, insanlara: 
Yarın sabah Medine'ye dönüyorum, dedi Ebu Ubeyde ra Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sordu. Hz Ömer: 
Bunu senden değil, başkasından işitmek isterdim ey Ebu Ubeyde! dedi. 
ve Evet, Allah'ın kaderinden, yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz, dedi verdi. 
Abdurrahman bin Avf dedi ki: 
Allah'ın Resulünü şöyle söylerken işittim: Bir yerde veba hastalığı duydunuz mu oraya gitmeyin. Bulunduğunuz yerde veba başgösterdiğinde ondan kaçmak için o yerden de çıkmayın.» Hz Ömer Hadis-i Şerifi işitince, Allah'a hamdetti.

GÜNAHLARA KEFFARET

Abdullah ra anlatıyor: 

Allah'ın Resulü Çok ızdıraplıydı
Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü! Sıtma hastalığın çok şiddetli.. Peygamber sav ben hastalandığımda duyduğum ızdırap iki kat olup sizden iki kişinin duyduğu ızdırap derecesindedir, buyurdular. Dedim ki:  Bu, sana iki kat ecir sağlamak için öyledir. buyurdular ki: 
Evet, . Belaya ve diken kendisine isabet eden bir müslüman yoktur ki, bu sebepten ağaç yapraklarının döküldüğü gibi, Allahü Teala onun günahlarını bağışlamasın... 



LANETLİ KADINLAR

Abdullah ra anlatıyor: 

Allahü Teala, dövme yapan ve yaptırmak için çabalayan, yüz kıllarını cımbızla yolan ve güzellik maksadıyla bunları yapan Allah'ın yarattığını değiştiren kadınlara lanet etsin dedi
bu sözleri, Beni Eset'den daima Kur'an okuyan Ümmü Yakub isimli kadına bildirilince, kadın, Abdullah ra ya gelir ve münakaşa eder. Abdullah ra Allah'ın Resulünün lanet ettiklerine neden lanet etmiyeyim, diyerek: bu, Allah'ın kitabında vardır, diye ilave eder. Kadın Mushaf'da senin söylediklerini görmedim, diye cevap verir Abdullah ra
İyice okusaydın, görürdün. Çünkü Allahü Teala: «Peygamberin getirdiğini alın, yasakladığını yapmayın» buyuruyor, dler. Ümmü Yakub:  söylediğin şeylerin senin zevcende de olduğunu tahmin ediyorum, deyince, Abdullah ra Git, bak, der Ümmü Yakub, Abdullah ra nın hanımında bunları göremeyince Abdullah radıyallahu anh:  Zevcemde bunlar bulunsaydı, bir arada hayat süremez, ve ayrılırdik, diye cevaplar
25-01-2019 10:43 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #118
RE: Asrı saadet
Kaynak hayat us sahabe android programı

HZ MUHAMMEDİN İSLAMA DAVETİ



Hz. SAV 'in Zu'l-Cevşen i İslâm'a Daveti

Zu'l-Cevşen HZ Rasûl-ü Ekrem e Bedir savaşından sonra Karha isimli bir kısrak yavrusu getirdi ve dedi ki:
Sana Karha'nın yavrusunu getirdim ki binek edinesin”. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)
ihtiyacım yok! Eğer Bedir zırhlarından en seçkinini onunla değiştirmemi istiyorsan yaparım” dedi. Zu'l-Cevşen
Dedi ki: onu herhangi bir silah veya atla değiştirmek istemiyorum”. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m) ona ihtiyacım yok” buyurdu: “Ey Zü'l-Cevşen! Niçin müslüman olmuyorsun? Bu işin ilk ehli olursun”.“Hayır, müslüman olmam” dedim. Rasûl-ü Ekrem “niçin” diye sorunca “Kavmin senin aleyhindedir”. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m) Onların Bedir'de uğradıkları şeyler kulağına nasıl geldi?” diye sordu. biz sana açıklıyoruz” dedi. Ben sen Kâbe'ye galib gelip mesken edinirsen o zaman ben gelirim” dedim. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m) Yaşarsan görürsün!” dedi ve “Ey Bilal! Bunun heybesini al, hurmadan ona da dedi. Rasûlullah'ın huzurundan ayrılırken arkadaşlarına bu kişi, Beni Amir suvarilerinin en iyisidir” dedi.

Zu'l-Cevşen anlatmaya devam eder:
Allah'a yemin olsun ki el-Ğur'da aile efradımla iken bir suvari geldi
“Halk ne yaptı?” diye sorduğumda
“Muhammed Kâbe'ye galib geldi ve aldı”. Kendi kendime Annem matemimi tutsun. o gün müslüman olsaydım ve Rasûlullah'tan el-Hire'yi isteseydim Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)bana verirdi dedim.

rivayete göre Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)
Zu'l-Cevşen e Niçin müslüman olmuyorsun?” dediğinde şunları söylemiştir: Kavmin, seni yalanlıyordu. Seni memleketinden çıkartıp seninle savaştılar. onlara galip gelirsen sana iman eder, tâbi olurum. onlar seni mağlub ederlerse sana tâbi olmam


Hz Peygamberin Hatim'i İslâm'a Daveti


Adiy b. Hatim (r.a.) anlatıyor: “Kulağıma Rasûlullah'ın Peygamberlik haberi gelince rahatsız oldum., Rum diyarına gittim Rasûlullah'ın Peygamberliğinden hoşnutsuzluk geldi bana. vallahi keşke ona varsaydım Eğer yalancı ise bana zarar veremezdi. Eğer doğru ise bunu bilirdim” dedim. Rasûlullaha vardım. halk Adiy bin Hatim! diye bağırdı. Rasûlullah Ey Hatim'in oğlu Adiy! Müslüman ol, sağlam kal!” sözünü üç defa tekrarladı. Ben bildiğimin üzerindeyim” dedim. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)“Ben senin dinini senden iyi bilirim” dedi. ve devamla Sen hristiyanlık ile sabiilik arasında ki Rekusiye dininden değil misin? Buna rağmen kavminin ganimetinin dörtte birini yiyorsun” “Senin dininde bu sana helal değildir!” ben seni müslümanlıktan alıkoyanı biliyorum. düşünüyorsun ki halkın zayıfları, Muhammed'e tâbi olmuşlar, Araplar onu terketmişler! Sen el-Hire'yi biliyor musun?” dedi. işittim” dedim. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m) Nefsimi elinde tutan Allah'a yeminle ki bu iş tamamlanacaktır bir kadın tek başına Hire'den çıkıp kimsenin koruması olmadan Kâbe'yi tavaf edecektir. Allah'a yemin le, Kisra b. Hürmüz'ün hazineleri müslümanlarca fethedilecektir” dedi.

Rasûl-ü Ekrem (a.s.m) buyurdu “Allah'a and içerim ki mal o kadar çok olacaktır ki hiç kimse mal kabul etmeyecektir”.
Adiy bin Hatim diyor ki: “İşte kadın Hire'den çıkıyor korumaya ihtiyaç duymadan gelip Kâbe'yi tavaf ediyor kimse ona karışmıyor. Ben Kisra'nın hazinelerini fetheden sahabîler arasında idim. Nefsimi elinde tutana yeminle, mal o kadar çoğalacaktır ki hiç kimse ona iltifat etmeyecektir. Çünkü Allah'ın Rasûlü (s.a.v)böyle söyledi

Adiy bin Hatim anlatıyor: “Allah Rasûlü'nün akıncıları geldiğinde Esir edilenlerde halam da vardı. Esirler Allah Rasûlü'ne geldiler halam, Rasûl-ü Ekrem'e Ey Allah'ın Rasûlü! Yardımcı uzak çocuk yoktur. Ben yaşlıyım. hizmette bulunamam. Allah seni bağışlasın, beni bağışla” dedi. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m) “Yardımcın kimdir?” dedi. Halam “Hatim'in oğlu Adiy'dir” dedi. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)
“Allah ve Rasûlü'nden kaçan mı diyince Hz. Ali halama ‘Rasûl-ü Ekrem'den bir binek iste' dedi. Rasûl-ü Ekrem binek verilmesini emretti. Adiy diyor ki: “Halam bana dedi ki: “Babanın yapmadığını sen yaptın. Haydi Rasûlullah'a isteyerek veya korkarak git! Falan adam Rasûlullahdan iyilik gördü, dedi. Adiy ra Rasûlullah'a vardı yanında bir kadınla birkaç çocuk bulunuyordu. Anladım ki o ne Kisra'dır, ne Kayser'dir. Rasûl-ü Ekrem:
Adiy! Seni kaçıran nedir? Lâilaheillallah demek mi seni kaçırttı'? Allah'tan başka mabud var mıdır? Seni kaçıran nedir? Allâhu Ekber demek mi seni kaçırttı? Allah'tan daha yüce birşey var mıdır?” dedi Adiy müslüman oldu Rasûl-ü Ekrem'in yüzü güldü ve “Allah'ın gazabına uğrayanlar yahudiler, sapıtanlar ise hristiyanlardır!”

Adiy diyor ki Rasûlullah'tan birşeyler istediler. Hz. Peygamber (s.a.v) Allah'a hamdu senalar edip şunları söyledi:
“Ey insanlar! Sizin için nafakanızdan fazla olanı vermek vardır! bir kişi bir sa' getirdi. bazıları da kabzanın yarısını getirdiler. “Kimi bir hurma, kimi hurmanın yarısını getirdi”

biriniz Allah'a mülaki olduğunda Cenabı Hak soracaktır: “Seni işitir, ve görür kılmadım mı? Sana mal ve çocuk vermedim mi? Sen bana hangi azıkla geldin?” O kişi sağına-soluna bakacak, hiçbir şey görmeyecektir. yüzüyle ateşten kendisini koruyacaktır ateşten korunun bu bir hurmanın yarısıyla, olsa da. Eğer bu yoksa güzel bir konuşma ile olsun. Ben fakir olacaksınız diye korkmuyorum. Kesinlikle Allah size yardım edecek ve verecektir. Sizin için dünya hazineleri fethedilecektir. kadın tek başına Hire'den kalkıp Medine'ye veyauzak yerlere gidecektir ve hırsız ile yol kesiciden korkmayacaktır


Hz. SAV 'in Muaviyeyi İslâm'a Daveti


Muaviye HZ Rasûlullah'a Ey Allah'ın Rasûlü! Sana parmak boğumundan fazla gelmemye yemin etmiştim şimdi sana geldim. Allah'ın rızası adına sana yemin verdiriyorum, Rabbimiz seni hangi hususta Peygamber gönderdi?” Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)“Beni İslâm dini ile gönderdi” deyince Muaviye sordu:“İslâm dini nedir?” Rasûl-ü Ekrem “Yüzümü Allah'a yönelttim, putlardan uzaklaştım deyip, namaz kılacak, zekâtı vereceksin. Müslümanın herşeyi diğer müslümanlara haramdır. Müslümanlar yardımlaşan iki kardeş gibidir. Müslüman olduktan sonra şirk koşanlardan biri, müşriklerden ayrılmadıkça, Allah ondan ameli kabul etmez. Sizin kemerlerinize yapışıp sizi ateşten uzaklaştıracak ben değilim. Rabbim bana ‘Kullarıma tebliğ ettin mi?' diyecek Rabbim! Ben tebliğ ettim' diyeceğim. Burada hazır olanlarınız, olmayanlara tebliğ etsin. İyi bilin ağızlarınız bağlı olduğu halde Allaha çağrılacaksınız ağızlarınız konuşmaz hale gelecek, azalarınız konuşacaktır sizi ilk ifşa eden baldır ve elleriniz olacaktır” buyurdu.

Muaviye “Ey Allah'ın Rasûlü!” dedi “Bu bizim dinimiz midir? Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)“Bu, senin dinindir. Nerede iyilik yaparsan o sana kâfi gelir” dedi.
Bu hadis Muaviye bin Hayde'nin hadisidir. Hakim Ebu Muaviye Rasûlullah'a Rabbimiz seni ne ile Peygamber (s.a.v) gönderdi?' diyince HZ RESUL buyurdu: “Allah'a kulluk yapacak, hiçbir şeyi ortak koşmayacak Namazı eda edecek, zekâtı vereceksin. Müslümanın herşeyi müslümana haramdır. İşte bu senin dinindir. Nerede olursan ol, bu sana kâfi gelir”


Bir şahıs Rasûlullah'a geldi ve
Sen Allah'ın Rasûlü (s.a.v) müsün diye sordu. HZ Peygamber Evet, ben Allah'ın Rasûlü (s.a.v)” deyince, Sen insanları neye davet ediyorsun'?” dedi. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m) “Bir olan, sana zarar dokunduğu zaman yalvardığında senden zararı kaldıran, sana kıtlık isabet ettiği zaman sana yiyecek veren, sen yolu şaşırdığında kendisine dua ettiğinde seni doğruya götüren Allah'a davet ediyorum” dedi o kişi müslüman oldu ve şunları söyledi Ey Allah'ın Rasûlü! bana tavsiyede bulun deyince” Hz. Peygamber (s.a.v) “Sakın hiçbir şeye veya kimseye küfretme!” dedi. O kişi, Rasûlullah'ın tavsiyesiyle ne deve ne de br koyuna dahi küfretmedi.


Kureyşliler çok büyük saydıkları Husayn ra geldiler ve Bizim için Rasûl u Ekremle konuş. mabudlarımıza sövüyor” dediler. Kureyşliler, Husayn ile beraber HZ. Rasûlullah'ın kapısına oturdular. Rasûl-ü Ekrem, Husayn için
yer açınız!” dedi. kalabalıktı. Husayn Rasûl-ü Ekrem'e “Senden kulağımıza gelen nedir? Sen mabudlarımıza küfrediyor daima kötülükle anıyorsun. senin baban akıllı ve atalarının dinine ve saygılı Hayırlı bir insandı” dedi. Rasûl-ü Ekrem Ey Husayn! Benim babam da senin baban da ateştedir
Ey Husayn! kaç mabuda tapmaktasın?” buyurdu. Husayn Yeryüzünde yedi, gökte bir olmak üzere sekiz mabuda tapıyorum dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Sana zarar dokunduğunda kime dua ediyorsun” diye sordu. Husayn
“Gökteki mabuda ediyorum” diye cevap verdi. Rasûl-ü Ekrem
“Malın helâk olduğu zaman kime dua ediyorsun?” Gökteki mabud tek başına sana icabet ediyor, yardımda bulunuyor sen yerdeki bâtıl mabudları O'na ortak koşuyorsun. şükür hususunda gökteki mabudu razı ettin mi seni mağlub etmesinden korkmuyor musun'?” dedi. Husayn Biliyordum ki ben Muhammed gibisiyle konuşamam”. Rasûl-ü Ekrem
“Ey Husayn! Müslüman ol, sağlam kal!” dedi. Husayn kavmim ve aşiretime ne diyeceğim?” diye sordu HZ Rasûl buyurdu Ey Allah'ım! İşimin en doğrusu için senden hidayet isterim. Bana fayda verecek ilmimi artır!” Husayn Rasûlullah'ın duasını okudu ve müslüman oldu

Husayn ra müslüman olup HZ Rasûlun huzurundan ayrıldı. Husayn ra nın oğlu İmran babasının başını, ellerini ve ayaklarını öptü. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)bu manzaraya ağladı ve buyurdu: “İmran'ın yaptıklarına ağlıyorum. Husayn içeri girdiğinde kâfirdi. İmran ayağa kalkmadı. Ona bakmadı Fakat müslüman olunca babalık hakkını yerine getirdi. İşte bundan kalbime rikkat ve şefkat geldi”.
Husayn, Rasûlullah'ın huzurundan ayrılınca Rasûl-ü Ekrem Kalkın, onu evine kadar götürün!” dedi. Husaynı gören Kureyşliler “Bu müslüman oldu” dediler ve herkes bir tarafa dağıldı.


Hz. Ali, Rasûlullaha geldi. Hz. Peygamber'le zevcesi Hz. Hatice namaz kılıyordu. Hz. Ali
“Ey Muhammed! Bu nedir?” dedi. Rasûl-ü Ekrem: Bu, Allah'ın kendisi için seçtiği dinidir. Bu dinle peygamberleri göndermiştir. Seni bir ve ortaksız Allah'a davet ediyorum. Seni ibadete davet ediyorum. Lat ve Uzza'yı inkâr etmeye davet ediyorum”. Hz. Ali
“Bu işitmediğim bir şeydir. Ebu Talib'e söylemeden hiçbir şey yapamam!” dedi. Rasûl-ü Ekrem bu hususun ilanını hoş görmediği için Ey Ali! Madem müslüman olmadın, bu ikimiz arasında bir sır olarak kalsın” dedi.

Hz Ali islama çağrılınca o gece durdu. Sonra Cenabı Hak, Hz. Ali'nin kalbini İslâm'a açtı. Rasûlullah'a geldi
“Ey Muhammed! Dün arzettiğin bir şey vardı. dedi. Rasûl-ü Ekrem “Şahidlik edeceksin ki Allah'tan başka ilah yoktur, birdir ve ortaksızdır. Lat ve Uzza'yı inkâr edeceksin. Allah'a koşulan ortaklardan uzaklaşacaksın” buyurdu ve Hz. Ali müslüman oldu.

Hz. Ali, Ebu Talib'den korktuğu halde, Rasûl-ü Ekrem'e geliyordu. O dönem İslâm gizli tutuluyordu bir gün Hz. Ali gördüm, minberde gülüyordu. Bu gülüşünden fazla güldüğü görülmemişti azı dişleri bile göründü. buyurdu ki Ebu Talib'in sözüne güldüm. Birgün ben, Rasûlullah ileydim Nahlede namaz kılıyorduk ebu Talib
“Ey yeğenim! Ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)onu İslâm'a davet etti. Ebu Talib
“Sizin yaptığınızda zarar yok. Fakat benim mak'adım hiçbir zaman benden yüksekte olmayacaktır” dedi. Hz. Ali, babasının bu sözüne gülmüştü üç defa dedi ki Yarabbi! Ben şu ümmette benden önce sana ibadet eden hiçbir kulun bilmiyorum. Ben insanların namazından Önce namaz kıldım”


Hz. Osman anlatır Teyzem kızı Erva'yı ziyarete gittim. HZ Rasûl halasına geldi. Hz. Peygamber (s.a.v) dedi ki:
“Ey Osman Niçin bana bakıyorsun
“Sana ve aleyhinde söylenenlere
hayret ediyorum dedim. Rasûl-ü Ekrem (a.s.m)bana “Lâilâheillallah de!” Allah biliyor ya dedi

HZ OSMAN HZ Rasûlullahın her sözüne diken diken olurdu HZ Rasûlullah buyurdu Göklerde sizin rızkınız ve size va'd edilen vardır. Göklerin ve arzın rabbine yemin olsun kesinlikle o haktır” zariyat suresi Rasûlullah bunları okuyup çıktı ve HZ OSMAN müslüman oldu


Hz. Peygamber Yârabbi! İslâm'ı Hattab oğlu Ömer'le veya Ebu Cehil le aziz kıl diye dua ederdi Allah Teâlâ, Rasûlünün Hz. Ömer duasını kabul etti. HZ Ömer putları yıktı.

Rasûl-ü Ekrem Hz Ömer'in iki tutarak onu sarstı ve isteğin nedir? diye sordu. Hz. Ömer, Rasûl-ü Ekrem'e İnsanlara davet ettiğin i bana arzet” deyince, Rasûl-ü Ekrem Allah'tan başka ilah olmadığına, O'nun tek ve ortaksız olduğuna, Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şahidlik et” dedi. HZ Ömer aynı yerde müslüman


Esleme ra anlatır: Hz. Ömer Size nasıl müslüman olduğumu anlatayım
buyurdu Allah Rasûlü'nün en şiddetli düşmanıydım. Safa yanındaki bir evde Rasûlullah'a vardım gömleğime yapıştı. Ve buyurdu: Ey Hattab'ın oğlu! Müslüman ol! Yarabbi! Onu hidayet et!” Dedim ki: “Allah'tan başka mabud olmadığına şahidlik ederim. Ve yine şahidlik ederim ki Hz Muhammed SAV Allah'ın Rasûlüdür Müslüman olunca Müslümanlar tekbir getirdi ki tekbir sesleri Mekke yollarında işitildi...

Hz. Ebubekir'i sıddık HZ Rasûlullah'a gidiyordu. SIDDIK Cahiliye de de peygamber dostu idi. Rasûlullaha
“Ey Ebe'l-Kasım! meclislerden kayboldun Seni atalarını ayıplamakla itham ederler” dedi. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem, Ebubekir'e Ben Allah'ın Rasûlü Seni Allah'a davet ediyorum” dedi. Ebubekir Sıddık müslüman oldu.

Ve Rasûl-ü Ekrem (a.s.m) in Ebu Bekir'in İslâm'ından sevindiği kadar hiç kimseden sevinmedi Hz . Ebubekir Osman Talha b. Zübeyr b. Avvam'a, Sa'd ra ya islamı etti Onlar da müslüman oldular. Maz'un, Ebu Ubeyde Abdurrahman b. Avf, Seleme Erkam da müslüman oldular.

Hz Ebubekir Sıddık, Rasûlullah a “Ey Muhammed! tanrılarınızı terkedin deyip atalarımızı hiçe saydığın, doğru mu?” dedi. Rasûl-ü Ekrem “Evet, kesinlikle ben Allah'ın Rasûlü ve peygamberiyim. Allah, peygamberliği tebliğ için beni gönderdi. seni hakka ve Allah'a davet ediyorum. Allah'a yemin olsun davetim hakkadır. Ey Ebubekir seni tek olan Allah'a davet ediyorum. O'nun ortağı yoktur. O'ndan başkasına kulluk yapma. O'nun taati üzerinde devam et” dedi ve Hz. Ebubekir'e Kur'an okudu. Hz. Ebu Bekir ilk önce ne ikrar etti ne de inkâr etti Sonra müslüman oldu, putları bıraktı. Allah'a koştuğu ortakların hepsini attı. İslâm'ın doğruluğunu Tasdik eddi

mümin olarak Hz. Ebubekir Rasûlullahdan ayrıldı.ve Allah'ın Rasûlü (s.a.v) buyurdu: İslâm'a davet ettiğim herkes de tereddüd, vardı ilk etapta hemen İslâm'ı kabul etmediler Ancak Ebubekir müstesnadır. Ona İslâm'ı tebliğ ettiğimde tereddüt etmedi

Hz. Ebubekir, Rasûl-ü Ekrem'in peygamberlikten önce de arkadaşıydı. Rasûl-ü Ekrem'in doğruluk eminlik ve ahlâkını en iyi o biliyordu HZ SAV yalan söylemezdi Rasûl-ü Ekrem, (a.s.m) “Cenabı Hak beni Peygamber gönderdi” der demez ilk önce Hz ebubekir inandı Hiçbir tereddüd göstermedi ve hiçbir an geri kalmadı.

HZ MUHAMMED SAV BUYURUYOR ki
Allah beni Peygamber (s.a.v) olarak gönderdi. Siz bana yalancı dediniz. Ebubekir beni tasdik etti. Nefsiyle, malıyla yardımda bulundu. benim arkadaşımı benim için terkedip yakasını bırakır mısınız? bu sözden sonra hiç kimse Hz. Ebubekir'i rahatsız etmedi. Rasûlullah'ın sözü Hz. Ebubekir'in ilk müslüman olduğu hususunda nass gibidir.


Hz. Ömer'in Bir Rahibin yanından geçerken durdu ve rahibi çağırdı ve hastalanmış, benzi beti kaçmış yorgun, biri ile karşılaştı. Onu görünce Hz. Ömer ağladı. Hz. Ömer'e onun hristiyan olduğunu, ve niçin ağladığını soranlara Bunu biliyorum. ona acıdım Cenabı Hakk'ın (Gaşiye suresinin) ayetlerini hatırladım. Onun yorgunluğuna, bitkinliğine ve ateşe girecek oluşuna acıdım” dedi.
26-01-2019 05:38 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Murataltug Çevrimdışı
Uzman
*****

Mesajlar: 2,405
Üyelik Tarihi: Nov 2017
Rep Puanı: 68
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #119
RE: Asrı saadet
Kaynak beyaztarih.com


Türkler Nasıl Müslüman Oldu?

İnsan, ruh ve bedenden oluşur
ruhun en belirgin özelliği inanmaktır. Yeryüzünde, inanmayan varlık yoktur din veya medeniyetler inanış, düşünüş ve yaşayış açısından meydana getirdiği değişiklikler sebebiyle toplumun ve tarihin en önemli hadisesidir. Türkler İslâmiyet öncesinde Şamanizm Gök Tanrı dini ile Budizm, Maniheizm, Hristiyanlık ve Musevilik gibi dinlere inanmıştır bazı Türk topluluklarının bu inançlarını günümüze kadar gelmektedir. Kırım, Litvanya ve Polonya’da ki Karaim ve Kırımçak Türkleri Museviliğe inanmaktad
Çuvaşistan ve Moldovya’da ki Çuvaşlar ile Gagauzlar Hristiyan Ortodoksturlar. Güney Sibirya’daki Tuva Türkleri geleneksel dinlerine devam etrmektedirler.

İslamiyet'in Yayılışı 7. yüzyıl başlarında Arabistan’da başlar İslâmiyet’le Türklerin ilk teması 7. yüzyılın ortalarındadır. Bunun öncesinde, Hz. Peygamber Türkler’den haberdar olup Buharî Müslim ve Ebû Davud da sahih hadisler zikretmiştir. Türk hükümdarına bir davet gönderdiği iddia edilir. Türklerin Müslüman Araplarla ilk temasları Hz. Ömer devrinde Nihavend Savaşı(642) sonrasındadır

642 de Ceyhun nehrini geçen İslâm komutanı Ahnef bin Kays Türklerle karşılaşmıştır. ilk seferde İslâm ordusu Hz. Ömer’in talimatıyla geri çekilmiştir. Sasanilerin yıkılışıyla yarım yüzyıl boyunca Türk-Arap mücadelesi Buhara, Semerkant, Taşkent, Beykent ve Fergana gibi şehirleri içinde barındıran Maveraünnehir(Aşağı Türkistan) da devam etmiştir. Müslüman Araplarla Maveraünnehir de Türgişler, Kafkaslarda ise Hazarlar mücadele etmişdir. 7 ve 8. yüzyıldaki ilk karşılaşma İslâm fethi ve mücadele şeklindedir Türkler Müslümanlaşmış yerel Türk hakanları İslâmiyet’i seçilmiştir Azerbaycan ve Ermeniye valisi Mervan bin Muhammed Hazar başkenti İtil’i kuşatınca Hazarlar İslâmiyet’i kabul etmek zorunda kalmış.(737) Fakat, baskı altında kabul ettiği için yeni dininden vazgeçmiştir.


Emeviler devrinde(661-750) de İslâmlaşma akın ve fetih ve silahlı mücadele şeklinde olmuştur Emevi halifesi I. Velid(705-715) de Horasan fetihlerinde Kuteybe bin Müslim i (705-715), görevlendirip 710’dan sonra Irak genel valiliğine bağlı Horasan a vali tayin edilmiştir. Kuteybe devrinde İslâm dışında ki dinler yasaklanıp mabetler kapatılmış ve mescitler yapılmış fethedilen bölgelerin haracı arttırılmış Müslüman olanlardan cizye alınmıştır ancak bu kötü uygulamalar yanında Cuma namazına gelen her kişiye iki dirhem maddi destek sağlanmış Zerdüştlüğün yaygın olduğu Buhara’da halka Kur’an-ı Kerim’i öğrenene kadar namazda kendi lisanlarında ibadet imkânı tanınmış Müslüman Arap lar Buhârâ’ya yerleştirilip Buhârâ halkına ait evlerin yarısı Araplara verilmiş ve onlarla beraber oturmaları gibi hoşgörme ve gönül alma politikası uygulanmıştır

Emevî halifelerinin sekizincisi ve İslâm kaynaklarında ikinci Ömer veya beşinci âdil halife olarak zikredilen, Ömer bin Abdulaziz(717-720) gayri Müslimlerin Müslüman yöneticilere yönelik şikâyetlerine kulak vererek haksız yere alınan kiliselerini, evlerini ve mallarını iade edip mağduriyetleri gidermiştir. cizye vergisi kaldırılmıştır. komşu ülkelere İslâmiyet’i tebliğ edilmiş Halife, kavmiyetçiliği ortadan kaldırmakla Berberî’ler ve Türklerden önemli bir zümreyi İslâmiyete geçirmiştir Müellefe-i kulûb yani kalbi İslâm’a ısındırılacak olan yeni Müslümanlardan alınan harac vergisi de kaldırılmıştır. Horasan Valisi Cerrah’a Müslüman olanların cizyeden muaf tutulması emredilmiş, valinin “Müslümanların sünnet olmadıklarını camiye sadece vergiden kurtulmak için geldiklerini” bildirmesiyle, ona “Allah’ın elçisi, insanları sünnet için değil, dine davet için gönderilmiştir.” diyerek haksız vergiden men etmiştir.

Emevi saltanatında bir nebze de olsa kavmiyetçilik yapılması Arapların diğer Müslüman kavimlerden üstün tutulmasından dolayı Arap olmayan Müslümanlar arasında hoşnutsuzluk çıkmış Türkler, İranlılar ve Berberîler’ Emevî siyâsetini hoş karşılamamışdır Emeviler her ne fetih ve ilhak politikasıyla antipati oluştursada Abbasiler devrinde Talas Savaşı (751) İslâm-Türk ittifakıyla başlayan süreç ve Çinlilere karşı yapılan savaş sonrasında; Batı Türkistan’da Türk hakimiyeti devam etmiş, Müslüman Araplarla Türklerin diyalogları artarak türk toplulukları İslâmiyet’i kabul etmiştir özellikle Emin(809-813), Memun(813-833) ve Mutasım (833-842) devirlerinde, Türkler idarî, askerî ve siyasî kadroda aktif görev almış islama bağlılık artmıştır.

Türk Devletlerinin İslâmiyet’i kabulüyle devleti oluşturan bütün tebanın islama geçmiş ilk kez islamı karahanlılalardan. Sonra , İdil Bulgar ve Büyük Selçuklu devletleri İslâmiyet’i kabul etmiştir İslâmiyet 10 ve 11. yy da Türkler arasındaki yayılmıştır Bunun ilk örneği, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Buhara ve çevresini fetheden Orta Asyanın ilk Müslüman Türk devleti Karahanlılar (840-1212)’dır. Satuk Buğra Han’ın vefatından(955) sonra 200 bin çadırlık Türk topluluğu Müslüman olmuştur

960 larda Volga kıyılarında kurulan İdil Bulgar Hanlığı (10-15. yüzyıllar) İslâmı kabul etmiştir. 986’da Kiev Knezi Vladimir’i İslâmiyet’e davet etmişdir. Gazneliler(963-1186) Afganistan ve İranda yayılarak Gazneli Mahmud (998-1030)’un yaptığı on yedi Hint Seferi ile Bangladeş ve Pakistan gibi Müslüman devletleri ortaya çıkarmış İslâmiyet’i kabul eden Büyük Selçuklular Dandanakan Savaşı
(1040) ile Gazneliler’e son vermiş Tuğrul Bey(1040-1063) 1055 te Bağdat’a hilâfetin hamisi olmuştur.

İslâm dini eski Türk inançlarına uygundu Gök Tanrı inancında da kader, ahiret, ruhun ölümsüzlüğü, dua ve ibadetler, kurban inançları ve şaman
Gibi dervişler vardı savaşçı olan Türklerin ‘alp’lik özellikleri gazilikle birleşerek ilâ-yı kelimetullâh Allah’ın adının yüceltilmesi ideali Türklerin İslâmiyet’i kabulünde etkili olmuştur
Ortaçağ’da Hıristiyan ve İslâmiyet’i benimseyen devletler arasında din savaşları yaşanmıştır Türklere, eski inançlarından gelen savaşçılıklarına paralel olarak gazilik ve şehitliği
Birleştirmiştir.Türkler’in İslâmiyet’i kabulünde Türk topraklarında ticaret yapan Müslüman tüccarların da etkisi vardır

Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklu devrinde tarikat yapılarına toprak ve vergi muafiyeti tanınarak tebliğe imkan sağlanmıştır. Orta Asya Türk Müslümanlığında eski atalar kültünün ve veli kültünün de etkisi vardır
10. yüzyıla kadar geçen dönem Türklerin İslâmiyet’le temas ettikleri, tanıştıkları ve kabule hazırlandıkları dönemdir. Bu devir 3’e ayrılabilir. Birincisi, 751 Talas Savaşı’na kadarki tanışma devri, ikincisi 868’ de Abbasiler(749-1258)’e bağlı yarı bağımsız bir devlet olan Tolunoğulları (868-905)’nın kurulmasına kadar olan ve Türklerin İslâmda görev üstlendikleri hizmet devri, üçüncüsü 10. yy ortalarında kurulan bağımsız Müslüman Türk devletleri devridir.

13 ve 14. yy da Türklerden Müslüman olanlar olmustur. Türklerin İslâmı kabulü 7. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar süren 8 yüzyıllık bir süreçtir Türklerin 7. yüzyılda başlayan İslâmlaşma süreci İslâm devletinin fetih politikası ile gerçekleşmiştir emevi I. Velid’in valilerinden Kuteybe bin Müslim ile Ömer bin Abdulaziz devrinde ki istimlak politikası ve Türklerin Abbasi ihtilalinde oynadıkları rolün etkisiyle devletin İslâmiyet’le tanışması hızlanmıştır. Türk devletlerinin kurulmasıyla da 9-11. yüzyıllarda islam inanışında önemli bir artış olmuştur. başlangıçta baskı sonucu islamı kabul eden Türk toplulukları daha sonraki süreçte İslâmiyet’i samimiyetle benimsemişlerdir

Türk tarihinde ve inanç dünyalasında en önemli yeri İslâmiyete aittir Türk ile Müslüman kelimeleri birbirinin yerine kullanılır. Türkler’in İslâmiyet’i kabulü ve Türk-İslâm devletlerinin tarihte ki rolleri Hıristiyan Batı açısından dünya tarihinin en önemli olaylarıdır İsmail Hami Danişmend Eğer Oğuz Türkleri İslâmiyet’ten önce veya Müslüman olmadan Batı’ya gelmiş olsalardı, önceki Türk kitleleri gibi Hıristiyanlaşıp yok olacakdı. Oğuz Türkleri İslâmiyet’i kabulle siyasî hâkimiyeti ellerinde bulundurdular, hem de millî kimliklerini korudular. İslâmiyet bugünkü varlığını Türklere borçluysa, Türkler de millî varlıklarını İslâm’a borçludur” diyerek İslâmiyet’in Türklerin kültürel kimliklerini muhafaza etmelerinde yardımcı olduğunu belirtmiştir.

Kaynak yeni şafak.com

Türkler nasıl Müslüman oldu


Orta Asya bozkırlarında hızla yayılan Türkler ile Arabistan çöllerinde doğup büyüyen İslam ordusu... Sınır komşusu olunca ilkin kıyasıya mücadele edmiş iki unsur arasındaki rekabet bitince dostluk başlamış türkler İslamın bayraktarı olmuştur Hz. Muhammed'in (sav) 627 de Hendek Savaşı'na hazırlandığında bir Türk çadırında oturduğu rivayet edilir. Ancak çadırın Asya'nın uzak bozkırlarından Medine'ye nasıl geldiği bilinmez. bilgi doğruysa herhalde bir Arap tüccarı görüp Medine'ye taşımıştır. O devir Arap tüccarlar İpek Yolu'ndan Çin'e gidebiliyordu. Ve Türk kabilelerle alışveriş ediyorlardı. Cahiliye dönemi şiirlerinde Türklerden bahsedilse de temasların azdır ya da Türk ülkesi uzakdır ve Türklere dair belli bir fikr yoktur


Hz. Muhammed İslamı tebliğe başlayıp müşriklerle mücadele ettiği sırada (610) Orta Asya'da Türkler, Göktürklerin hâkimiyetindeydi. Ülkenin sınırları Baykal gölünden Kırım'a, Sibirya Bozkırlarından Maveraünnehir ve İpek Yolu'na uzanıyordu. Türklerin kağanı İlig Kağan Ötüken'de otururdu ve Çin'le mücadele halindeydi. Türkler, Kağanlarının Gök Tanrı tarafından “yeryüzünün işlerini düzene koyması, Türk milletinin perişan olmaması” için görevlendirildiğine, yani Tanrı tarafından “Kut” verilerek kağanlığa oturtulduğuna inanıyordu Gökteki Tanrı tekti. Herhangi bir şeye benzemiyordu; sadece Türklerin öz tanrısıydı. Türkler ölünce doğrudan cennete gitmeye hak kazanıyordu Cennet uçmak'tı ve yeri atalarının ruhlarının dolaştığı yerdi. Kağan'ın görevi Tanrı'nın Türk milleti için arzuladığı iyi işleri yapmaktı. Ama bu her zaman mümkün değildi Ülke iyi idare edilmediği ve işler bozulduğunda kağanın kut'unun elinden alındığına ya da kut'lu olmadığına inanılıyordu. o zaman “Oğlu, babası gibi kılınmamış (yaratılmamış)” yani babası gibi kut sahibi olamamış deniliyor ve kağanlığı sona eriyordu.

Hz. Muhammed'in Mekke'nin fethine hazırlandığı günlerde Göktürk Kağanı İlig Kağan da babası ve dedesi gibi kılınmamış olacak ki, Çin'e karşı mağlub oldu (630). Göktürk Devleti'nin Doğu yarısı Çin hâkimiyetine girdi. Batı kısmı ancak 28 yıl ayakta kaldı 658'de Çin'e tâbi oldular. Türk kabilelerinin kimi bağımsız hareket ederken çoğunluğu Çin idaresine girdi Türkler devletsiz kaldı Müslüman fetihleri başlamış, halifeler yönünü Kuzey Suriye, İran ve Mısır'a çevirmişdi Müslümanlar yürekten savaşıyorlardı ne Bizans ne de Sasani kuvvetleri onları durdurabiliyordu.


Hz. Ömer (ra) (634-644) zamanında Kadisiye ve Nihavend savaşlarıyla İslam orduları İrana ilerlemiş, Horasan ve Toharistanda Müslüman sipahiler dolaşmaya başlamıştı bunun anlamı Sasani engelinin kalkmasıyla İslam sınırlarının Türk ülkelerine dayanmış olmasıydı. Türkler yavaş yavaş islamla temasa başladı.Sasani hükümdarı Yezdicerd, Türklere kaçıp onlardan aldığı yardımla Belh'i kurtardı. Hz. Ömer'in şehadetiyle Toharistan ve Horasan'daki ayaklanmalara Türkler de karışmıştı İslam orduları Kafkaslara girince Hazarlarla komşu olunmuştu Müslümanların el-Bab'ı, yani Türklerin “Demirkapı” dediği Derbend ele geçirilince (643), Abdurrahman b. Rebia niyetinin Belencer'e akın düzenlemek olduğunu söylemişti. Belencer ve arkasındaki İtil şehri Hazarların merkezleriydi.ve İslam orduları Hazar ülkesine girdiler


İslam orduları Hazar ülkesine girince
ciddi bir direnişle Abdurrahman b. Rebia Belencer yakınlarındaki bir mücadelede şehit düştü. Türkler Göktürk Kağanlığı gibi büyük bir imparatorluktan yoksun olsalar da, ülkelerini zayıf değillerdi sahih olmayan hadislerden biride Türkler size ilişmedikçe, siz de ilişmeyiniz sözüdür
Hz. Osman'ın (ra) şehadeti ve İslamın iç karışıklık dönemlerinde Türklerin durumu da iç açıcı değildi. Doğu Türk dünyası Çin hâkimiyetindeydi. Türklerin bu hali çok uzun sürmedi. İslam Kerbela acısıyla sarsılırken (680), Asya bozkırlarında Türkler toparlanma evresine girmişdi.

Hz. Hüseyin'in (ra) şehadetinden
iki yıl bgeçmemişken, Ötüken'de Kutluk Kağan Göktürk Devleti'ni yeniden kurdu (682). Asya'da yeniden yükselen güç, eski sınırlarına kavuşmak için doğuda ve batıda mücadele etti. Kutluk Kağan Türkleri yeniden toparladı ve İlteriş' unvanı ile anıldı devleti asıl gücüne kavuşturanlar kardeşi Kapgan Kağan ile oğulları Bilge ve Kültigin di. 692'de başa geçen Kapağan Kağan Kırgızları itaat altına aldı. Çin'e seferlerinde denize ulaşacaklardı. Bilge Tonyukuk Şantung'a ordu sevk ettim, denize ulaşmaya az kaldı” der. Batıda İslam sınırlarına yaklaşıldı. 701'de meşhur Demirkapı'ya, Derbend'e ulaşıldı. Güneybatıda Maveraünnehrde hâkimiyet süren Türgişler devlete bağlandı. Göktürk hâkimiyeti Maveraünnehr, Kafkaslar, Çin ve
Sibiryaya dayanmıştı. Kapağan Kağan'ın sert idaresinden Göktürk Devleti 710'da büyük bir isyanla sarsıldı. Bazı Türk boyları Çin'e gitti.

710'da İslam fetihleri doğu ve batıda sürüyordu. 710'da Müslümanlar Atlas Okyanusu'na dayandı. Asya'nın en doğusunda Çin ve Türkler arasında ki çıkan karışıklıkta Afrika ve Avrupa'nın en batısında Müslümanlar nice fetihler yapıyordu Tarık b. Ziyad ordularının geri çekilmemesi için Avrupadaki bütün gemileri yaktırıp İspanya'nın fethine başladı 711'de barbar Vizigotlara karşı Kadiks Savaşı Müslümanların zaferiyle sonuçlandı Göktürkler Kırgızları kendilerine bağladı Müslümanlarla Türklerin sınırı olan Kafkaslar ve Maverünnehr'de sonu gelmez çatışmalar, zaferler ve mağlubiyetler oluyordu. Kafkaslarda, Azerbaycan'ın kuzeyinde Hazarlar, Maveraünnehr ve Cürcan'da Sûl ya da Çöl Türkleri, Sistanda Hunların Hindistan uzantısı olan Eftalitler ve Halaçlar, Badegis'te Nizek Tarhan ve Toharistan'da Karluklar vardı Maveraünnehr'e en yakın yerde Türgişler hüküm sürüyordu.
Maveraünnehr'in kaderi sınır hâkimi olan Türk beyleri ile Azerbaycan ve Horasan'da Emevi valileri arasında üstünlük de bulunmuyor Şehirler ve beldeler el değiştiriyordu.

Emevilerin İslamı yayma niyetlerinin olmadığı, Müslüman olmayan Türk ve yerli ahaliden cizye istedikleri yolunda güçlü rivayetler vardı Kuteybe b. Müslim'in Horasan valiliğine atanınca Maverünnehr'in kaderini değiştirdi yetti.
Kuteybe b. Müslim 40'ında bile değildi. Aslen Basralı'ydı; Aylân kabilesindendi bu kabile Araplar arasında pek asil sayılmasa da o tanınan biriydi kaderi Abdullah b. Carud'un Basra'da Haccac b. Yusuf'a isyanıyla değişti. Emevilerin önemli komutanlarından Haccac kendi kabilesindendi. İsyanda ordusuyla yarar gösterdi Haccac'ın yüreğini ağzına getiren İbnü'l-Eş'aş isyanında da etkindi Haccac onu Rey valisi yaptı (702). üç yıl geçmeden Horasan valiliğine atadı (705). Kuteybenin Horasan valiliğinde Toharistan'ın merkezi Belh isyandaydı Ordusundan korkan idareciler isyana son verip bağlılık bildirdiler.

Kuteybe İlerleyişine devam etti Çaganiyan şehrini ve Toharistan şehirlerinden Aherun ve Şuman'ı vergiye bağladı. O Merv'e dönerken kardeşi Salih Fergana ve Kaşan'ı aldı.
Kuteybe Toharistan hükümdarı Nizek Tarhandan. kendisine bağlanıp esirleri serbest bırakmasını istedi. Nizek, onun başkent Badegis'e girmemesi şartıyla barışı kabul etti (706). barış uzun sürmedi. Kuteybe Maveraünnehr'in en önemli ticaret merkezi Baykente yürüdü. şehri teslim aldıysa da, şehir halkı orada bıraktığı kuvvetleri öldürdü. geri dönen Kuteybe şehre girip askerleri öldürdü; işe yarar kimseleri esir etti. 707 de Buhara'yı ele geçirmek üzere yola çıktı. Türklerle savaş etti
Nizek Tarhan'ın yetişmesiyle galip geldi. yıpranmış ordusuyla Merv'e geri döndü. Buhara'nın fethini erteledi

Buhara, Türkistan'ın en önemli şehirlerindendi Türkler ve pek çok kavim yaşıyordu bu yapı dine de yansımıştı. Mecusîlikten putperestliğe pek çok inanç vardı. Şehrin en önemli çarşısında sadece putlar satılırdı Ateşgedelere ait tapınaklar vardı. Haccac şehrin fethi konusundaki sabırsızdı Buhara stratejik açıdan önemliydi Kuteybe ancak 708/709'da Buhara'ya girebildi. Şehirdeki en önemli tapınağı camiye çevirip Cumaya geleceklere para verileceğini ilan etti. şehir ahalisinden bazıları İslama girip camiye geldiler Arapça bilmedikleri için ilk dönemler namazda Farsça, secdeye ve rükua varın” gibi uyarılar yapılıyordu.

Kuteybe nin hâkimiyetini tanımış görünen Nizek Tarhan Belh, Merverruz, Talekan, Faryâb beylerinin desteği ile isyan etti. Kuteybe isyanı bastırdı, Nizek öldürüldü (710). Talekan'da katliam yapıldı. Şâş, Semerkant, Fergana ele geçirildi. Haccac'ın vefatına rağmen görevde kalan kuteybe Kâşgar'a yöneldi. Çin sınırına dayandı yolda iken emevi Halifesi Velid öldü kendisi Horasan valiliğinden alındı isyan ateşini yakınca 715'te kardeşleriyle birlikte öldürüldü. Çin sınırına kadar dayanan İslam fetihleri duraklayacaktı.

722'de Türgişlerin Horasan'daki yurtlarını alma çabaları Türklerle Araplar arasındaki mücadeleyi kızıştırdı. Horasan'ın yeni valisi Said b. Amr, Türgişlere destek veren Türklere karşı zalimce davranıyordu. 722'de gerçekleştirilen Hocent katliamı Araplara karşı kini arttırıp Türklerdeki direnişi kuvvetlendirdi Said b. Amr,
Taşkent'i ele geçirmek için sefere çıktı Türgiş Kağanı Sulu Kağan onu yendi Seyhunda Türklerin kazandığı bu zafer Maveraünnehr'deki Emevi hâkimiyetini sarstı. Türkler üstün konuma geldiler. Abbasi Halifesi Hişam Türgiş Hakanı Sulu Kağan'a elçi göndererek İslama davet etti. Sulu Kağan halkını zora sokacağı gerekçesiyle reddetti. Göktürklerin kapısını da Budist rahipler çalmışlar; Bilge Kağan'ı neredeyse ikna etmişdi. Ancak vezir Tonyukuk, ağırkanlı ve hükmetme duygusu zaafa uğramış bir Budist olmayı, Türk tabiatına aykırı görerek karşı çıktı. Bu sayede Budizm kök ataları teğet geçti (724).

724 tarihlerinde Müslümanların Türklerle çatışmada olduğu bir başka bölge Kafkaslardı. Halife Velid'in kumandanlarından Mesleme 710 da Demirkapı Derbend e kadar ilerlemişti. en az iki sefer yapıldı. savaşlar netice vermediği çok sayıda Müslüman Hazarlara esir düştü. 737'de Hazarlarla yapılan savaşı İslam ordusu kazandı Hazarlar ülkelerinde İslamiyeti anlatmak üzere iki fakih görevlendirildi Hazarlar Museviliği benimsemişdi. Ülkenin Hıristiyan misyonerlerin geçiş noktasında olması sebebiyle bu din de yayılmıştı. Ahali ise eski Türk inancını muhafaza ediyordu. Ve Müslümanlık için de yeni bir yol açılmıştı Uzun savaşlar sırasında Türklerde İslamiyet yayılamadı savaşlar, akınlar, yıldırma politikaları işe yaramamış, sadece rekabeti körüklenmişti

Emevilerin cizye vergisi ve Arap olmayanlara köle muamelesi yapması İslamiyetin yayılması için engeldi
Türkler gayretliydi.dinamik bir hayat yaşıyor kılıç, ok, yay, mızrak gibi savaş aletlerini kardeşi gibi yanında taşıyor savaşlar, yenilgiler ve kılıç zoru türkleri yıldırmıyordu türklerin İslama geçişi 300 yıl sürdü Buharanın en önemli fatihi olan Kuteybe b. Müslim halkı İslama davet , namaza alıştırma ve Cuma namazlarına ilgiyi artırmak için kılıç yerine yumuşak yöntemler denemiştir. şehirde, evlerini Araplarla paylaşmak istemeyen Buhara eşrafının şehrin dışında yeni bir yerleşim yeri meydana getirmesine müdahale etmemiştir.

Müslümanlarla Türkler arasındaki temaslar Kafkaslar ve Maveraünnehr ile sınırlı kalmışdır. Fergana, Buhara, Belh gibi şehirlere hâkim olan beyler Türgişler, Karluklar, Hazarlar gibi devletler sahip oldukları şehirleri vermek istemiyordu. İslam orduları karşısında büsbütün yenilmediler Emevi valilerine karşı üstünlükleri de oldu Hazarlar, Kıpçakların desteğiyle 723'te Emevile ağır bir yenilgiye uğratdı. birkaç yıl sonra (727) de Türgişler galibiyet aldılar. Türklerin büyük bölümü ise İslam ordularıyla karşılaşmamışlardı. Kırgızlar, Kıpçaklar, Kimekler, Tatarlar, Uygurlar ve Oğuzların İslam ile teması Emevilerden sonra Abbasiler döneminde oldu


Göktürkler 745 yılına kadar hüküm sürdü Peçenekler, Uzlar, Tuna Bulgarları Karadeniz'in kuzeyinden batıya göç edip ve Hıristiyanlığa karıştılar ve Müslümanlarla hiç karşılaşmadılar.
Din değiştirme uzun bir süreçtir ve türklerin bu süreci tamamlaması 300 yıl sürmüştür. Kültür değişimi yaşanmıştır Büyük buluşma: Talas savaşında olur

740'ta Hz. Ali'nin (ra) torunu İmam Zeyd, Kûfe'de öldürülünce Emevi iktidarının sonuna gelinmişti. 7 yıl sonra Horasan'da Ebu Müslim önderliğinde büyük bir ayaklanma oldu Birkaç yıl sonra Abbasi hanedanı Emevi iktidarını ortadan kaldırdı (750). Emevi ailesinin son ferdi Abdurrahman Endülüs'e kaçtı. Devlet merkezi Şam'dan Bağdat'a çekildi. yeni bir islam medeniyeti yükselirken Asyada Göktürkler sona ermiş, iktidar Uygurlara geçmişti (745). karmaşada arasında Çin, hâkimiyetini Batı'ya kaydırmaya başlamış ve İslam ordularıyla karşılaşmıştı İslam ordularına karşı başarısız olan Fergana İhşidi, 712 de Araplara karşı tang hanedanın yardım istedi ve Çin hâkimiyetine girme sözü verdi aynı teklif 726'da Buhara emiri tarafından yapıldı Semerkant ve Toharistan'dan da Çinden yardım istedi Çin cevapsız bıraktı. Türgiş Kağanı Sulu Kağan'ın 738'de vefatı ile Türgişler karıştı ve Çin harekete geçti sınırlarını İli vadisi ve Issık Gölü'ne doğru genişletip 747'de büyük bir ordu ile batıya yürüdü Abbasi ordularıyla karşı karşıya geldiler. Bu sırada Göktürkler yıkılmış Uygurlar Asya'nın hâkimi olmuştu

İslamın yükselmeye başladığı sırada
Araplarla Çinliler Talas Irmağında savaştı Karluklar Çin ordusuna karşı İslam ordularının yanında yer aldı
Abbasi iktidarı ülkeye tam hâkimiyet kuramadığı günlerde yaşanan galibiyet, Batı Türkistan'dan Çin tehlikesini uzaklaştırdı, Türklerle Araplar arasında köprü kurdu Karluklar Batı Türkistan'da yükseldi . Türklerle Araplar mücadele eden iki unsur olmaktan uzaklaştı ticaret ve değiş- tokuş başladı Abbasi Halifesi Mansur (754-775) Türklerden devlet hizmetinde faydalandı Bağdat'ta Halife muhafızlığı yapan bu Türkler İslama giren Türklerin öncüsü oldular.

Türkler çok etkili savaşçıydılar sayıları hızlıca arttı İslamı sınır boylarına, Malatya, Adana gibi garnizonlara taşıyıp. Bizans'a seferler yaptılar
Halife Mehdi zamanında Karluklar İslamiyeti kabul etti. Halife Me'mun ve Mu'tasım zamanında seçkin Türk askerlerinin Abbasi başkentinde ve sınır boylarındaki etkinlikleri arttı. Türkler itibarlıydılar Bağdat'ta atlı ve silahlı gezmelerine kimse karışmazdı Maveraünnehr'in, Fergana gibi önemli şehirlerin ve bölgelerin hâkimi olan Türk beylerinin çocuklarıydı
Abbasiler onlara Türkistan'dan Türk kızları getiriyor, evleninceye kadar Halife'den geçimleri için maaş alıyorlardı. Samerra şehri sırf Türkleri için kurulmuştu. Halifelik için hanedandan birinin hilafete gelmesi Türklere bağlıydı Kritik valilikler Türk kumandanlara teslim edilirdi

Mısır'da kurulan Tolunoğulları ve İhşitler Türk valiler tarafından meydana çıkarıldı Türklerin fazilet savaşçılık ve üstün ahlakıı övülürdü islam ile türkler
Rakip değil, müttefikti Maveraünnehr yıllarca Müslümanların elinde olan önemli bir İslam kültür merkeziydi Müslümanlarla Türkler arasındaki siyasî rekabet sona erince iki kültürün teması hızlandı. 875'te Horasan, Taberistan, Kirman, Cürcan, Rey ve Maveraünnehr'e hâkim olan Samaniler, İslamiyeti Türkler arasına taşıyan en önemli unsurdu Samanilerin Özkent, Taşkent, Buhara, ve Otrar gibi Türklerin yaşadığı şehirlerde yaptırdıkları camiler İslamiyetin yayılmasında merkez oldu sufiler ve dervişler Türklere İslamiyeti anlattı Şakîk-i Belhî, İbrahim b. Edhem'in gayretleri etkisini gösterdi


Müslüman tüccarlar Türk ülkelerinde seyahat ediyor türk evlerine misafir oluyordu bunların etkisiyle İtil Bulgarları arasında İslam yayıldı Bulgar hükümdarı İlteber Almış, Abbasi halifesinden İslamı öğretecek fakihlerle, cami ve kale yapımını bilen ustalar istedi (922) İbn-i Fadlan yola çıkmıştı. Maveraünnehr'in kuzeyinde Oğuzlar vardı Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Irak, Suriye ve Balkanlardaki Türklerin atası Oğuzlar henüz İslamiyete girmemişdi. Bir Tanrı'ya inanıyor Teg Tengri”, yani “Tek Tanrı” diye dua veya beddua ediyorlardı. Eski inançlarına öldükten sonra cennete gideceklerine inanıyorlardı. Fadlan aralarında İslamı benimseyenler olduğuna ama kabile korkusundan kendilerini gizlediklerine şahit olmuştu. Müslümanlara karşı hassastılar, bir Müslüman tövbe ederse onlar da istiğfarda bulunuyorlardı. Fadlan'a bir Oğuz, “Tanrınızın eşi var mı?” diye sordu bu Hıristiyan bir misyonerden Baba-Oğul ve Ruhü'l-Kuds hikâyelerini dinlemişti olmalıydı. Fadlan bu soru karşısında tövbe istiğfar eddi Oğuz sorduğu sorudan pişman oldu.

İbni Fadlan, Oğuzların arasından geçip Bulgar ülkesine giderken Müslüman olmayan Peçenekleri gördü Müslüman olmayan Kırgızlar, Kıpçaklar, Uzlar, Kimekler, Karluklar vardı 9. yüzyılın ortalarında Uygurlar Maniheizm'i benimsemişti. Tuna Bulgarları Hıristiyandı İslam Fatihi ise Oğuzlardı
Fadlan'ın İtil Bulgarlarının ülkesine ulaştığında Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han İslamiyeti benimsedi. bu olay Asya'daki Türkler için dönüm noktasıydı. Satuk Buğra Han, Kaşgar ve Atbaşı gibi iki önemli merkezi İslamlaştırdı Karahanlı ülkesinde İslamiyetin yolunu açtı. Uygurlar hızla Müslümanlaştılar. Samani kumandanları Alp Tegin Gazneli Devleti'ni kurduğu gibi, yeni dini Hindistan'a taşıyıp yaydı. Hindistan'da da İslamlık, bu dini getiren Türklerle eşit anıldı ve yeni Müslümanlara Turuşka denildi.

11. yüzyılda Selçuklu ailesinin İslamiyeti benimsemesi Oğuz ve Türkmenlerin İslamlaşmasını hızlandırdı. Oğuzlardan 200 bin çadırlık bir grup İslamiyete girdi. bu yeni zümrenin katılımıyla Oğuzlar, islam dininin hizmetkârı savunucusu ve fatihleri oldular. Oğuzlar İran Irak, Suriye ve Anadolu'yu fethettiler. Bizans baskısıyla geri çekilen İslam gücü yeni fatihleri, yani Türkler sayesinde güçlendi Türk coğrafyasında Karadeniz'in kuzeyinde, Kıpçak bozkırlarında İslam 14. yüzyılda hâlâ yayılmaktaysı. Eski inançlarında ve Maniheizmde kararsızlık yaşayan Uygurların İslamlaşması 15. yüzyılda, uzak bozkırların atlıları Kırgızlarınki 17. yüzyılda ancak tamamlandı
Türkler kılıç zoruyla Müslüman oldu” iddiası kurgudan ibarettir. Art niyetliler Türklerle İslamı yakıştırmamaktadır niyeti bozukların Türklükten uzaklaşma gibi garip iddiaları oysaki Türkler İslam ile tanışınca Araplaşmamış islam ile şerref kazanmışlar Gazneli Mahmutlar, Alparslanlar, Süleyman şahlar, Osman Gaziler, Nurettin Zengiler, Kılıç Arslanlar, Fatihler, Timurlar, Kanuniler birer Türk hakanı olmakla kalmamış İslamın sesini en uzak diyarlara taşımışlardır

Türkler sayesinde İslamiyet Kafkaslarda ve Balkanlarda yayılmış
Asya'nın kadim ahalisi Türkler İslam coğrafyasının hâkimi, dinîn hizmetkar ve hâdimi olmuşlardır Türkler Kanlarını islam yolunda, canlarını Allah uğurunda harcamaktan hiçbir zaman geri durmamış. Zorda kalınca islamın gücüne sığınmışlar Tıpkı Alparslan gibi Malazgirt Savaşı'nda ve nici gaza meydanında dualar etmişlerdir
“Ya Rabbi! Sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve uğrunda cihad ediyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir. Bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!”
28-01-2019 06:57 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net