Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ahiretini satanlar'dan olmayalım
Yazar Mesaj
Abdulhamithan Çevrimdışı
Üye
**

Mesajlar: 167
Üyelik Tarihi: Nov 2018
Rep Puanı: 34
Ruh Halim
Ruh Halim
Zararsiz

Takımın:
diger
Mesaj: #1
Cicek Ahiretini satanlar'dan olmayalım
Dünyalık İçin Âhireti Satmak


Ticaret, helal yoldan kazanç sağlamak için yapılır. Dinimizce de makbul bir iştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve mezhep imamımız Ebu Hanife’nin de mesleğidir.

Kazanç, maddi ve manevi olmak üzere iki kısımdır. Ebedi hayatı kazanmaya yönelik olduğu için manevi kazanç daha önemlidir. Fani ve geçici kazançlar bâkî ve ebedî kazanca yönelik olursa akıllıca bir hareket olur. “Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir ticarete yönlendireyim mi? Allah’a ve peygamberine inanırsınız. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Böyle yaparsanız Allah günahlarınızı bağışlar, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Adn Cennetlerindeki güzel meskenlere yerleştirir. İşte büyük kazanç ve kurtuluş budur.” (Saff, 10-12)

Kalıcı olan geçici olandan daha kıymetlidir. Akıllı kimse sonu yokluk olan varlığa aldanmaz. Fâni olanı bâkiye çevirmeye çalışır. Daha değerli olanı verip daha az değerli olanı almak akıl kârı değildir. Bu, düpedüz zarar demektir.

Dünyalık elde etmek için ahireti satmak da böyledir. Bugünkü üç kuruş için yarınki milyonlardan vazgeçmek tam bir ahmaklıktır. “Doğrusu şu kâfirler, geçici dünya hayatını seviyorlar da geleceği kesin olan çetin günü göz ardı ediyorlar.” (İnsan, 27) Kafirler ahirete inanmadıkları için bütün mesailerini dünyalık elde etmek için sarf ediyorlar. İnanmadıkları ahiret pazarına elleri boş olarak geliyorlar. Böylece imanın kazancından mahrum, inkârın zararına mahkûm oluyorlar. Mevlâ, yarına hazırlanmaları için müminleri şöyle uyarıyor: “Ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve herkes yarın kıyamet günü için ne hazırlayıp gönderdiğine baksın.” (Haşr, 18)

Dünya sevgisi ve mal hırsı gözleri kararttığı için pek çok kimse fâni dünya hayatı için bâki ahiret hayatını feda ediyor. “İşte onlar öyle kimselerdir ki, ahireti bırakıp dünya hayatını satın almışlardır. Bu yüzden azapları hafifletilmez ve onlara hiç yardım edilmez.” (Bakara, 86)

Allah’ın rızasına ve ebedi hayata yönelik olmayan bütün kazançlar hasret ve nedamet sebebidir. Mevlâ’nın verdiği güç ve imkânlarla elde edilen servetler Allah’a isyan ve inkâr yolunda harcanırsa mutlak azaba dönüşür. “Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlara acı veren bir azabı müjdele! Bunlar kıyamet günü cehennem ateşinde kızdırılır. Onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanır. Onlara: İşte kendinizi için biriktirdikleriniz; biriktirdiklerinizin acısını tadın, denir.” (Tevbe, 34-35)

“Böylece Allah onların amellerini bir pişmanlık kaynağı olarak gösterecektir.” (Bakara, 167)

Dünya hırsı ve şehveti gözleri kör ederse kârla zarar, kazançla kayıp fark edilemez. “İnkâr edenlerin amelleri engin bir çöldeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder. Nihayet ona yaklaştığında orada sudan bir iz bulamaz.” (Nûr, 39)

Akılsız çocuk elindeki altının değerini bilemediği için onu bir elma şekeriyle değiştirir. Bütün mesele neyin daha değerli neyin daha değersiz olduğunu kavrayabilmektir.

Dünyalık için ahireti satanlar sadece dinsizler değildir. Dindar geçinip de menfaat için dini ticaret metaı gibi kullananlar da ahiretlerini satanlardır. “Allah’ın indirdiği kitaptan bazı şeyleri gizleyenlere ve onu az bir değerle satanlara gelince, işte onlar karınlarına sadece ateş dolduruyorlar. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak ve onları günahlarından temizlemeyecektir. Onlar için acı veren bir azap vardır. Onlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı satın almışlardır. Onlar ateşe ne kadar da dayanıklıdırlar!” (Bakara, 174-175)

Dünya kazancını ahiret kazancına vasıta yapmak yerine ahireti dünya menfaatine feda etmek korkunç bir gaflet ve aymazlıktır. En kirli kazanç; Allah’ı, Peygamberi, Kur’ân’ı, mukaddesleri istismar ederek elde edilen kazançtır. Mevla’mız bundan şiddetle sakındırıyor; “Ayetlerimi basit menfaatler karşılığında satmayın ve yalnız benden korkun.” (Bakara, 41) Mesele ucuza, pahalıya satmak değildir. Zira ayetlerin karşılığında her şey ucuzdur, yok hükmündedir.

Mü’min dünyevi menfaat için ne kendini ne de mukaddeslerini satar. Zira insanın ve mukaddeslerin hiç bir dünyevi karşılığı yoktur. İnsanın müşterisi sadece Allah, bedeli ise cennettir. “Allah mü’minlerin canlarını ve mallarını kendilerine cennet verilmesi karşılığında satın almıştır.” (Tevbe, 111) Mevlânâ’nın dediği gibi; Allah bizi satın almakla satılık olmaktan kurtardı. Zira bir mal iki defa satılmaz.

İlk Müslümanlar tevhid bayrağını yüceltmek, ufukta dalgalandırmak için mallarını ve canlarını ortaya koydular. Böylece hem davayı hem de kendilerini yücelttiler. Onların gönüllerde kurdukları tahtlar kralların yıkılan tahtlarından daha değerlidir. Zira manevi saltanatlar maddi saltanatlarla yıkılmaz. Tahtadan yapılan tahtlar nerede; iman, sevgi ve fedakârlıkla kurulan tahtlar nerede? Gönül saltanatıyla beden saltanatı hiç denk olur mu?

Kendinin ve başkalarının ahiretini kurtarmak için gözünü kırpmadan dünya hayatını feda edenlere dair çarpıcı bir misal arz edelim:

Sahih-i Müslim’de rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) bir kral, sihirbaz ve gençten bahsediyor. Özetle; Kralın bir sihirbazı varmış, ölümüne yakın sihir öğretmek üzere kraldan bir genç istemiş, istediği şekilde genç gönderilmiş, genç yol üzerinde bir rahibe rastlamış, rahibe ilgi duymuş, gösterdiği harikulâde bir olayı rahibe anlatınca rahip gence, manevi bir makama erdiğini, kendisinden daha faziletli olduğunu söylemiş, fakat bir takım zorluklarla imtihan edileceğini de ilave etmiş. Genç körleri tedavi ediyor, sedef hastalarını iyileştiriyormuş. Bunu duyan kral körü nasıl tedavi ettiğini sorunca genç; şifanın Allah’tan olduğunu söylemiş, Allahlık iddiasında bulunan kral; “Benden başka ilah var mıdır?” demiş ve genci dininden dönmeye zorlamış, fakat genç direnmiş, dağın tepesinden aşağı atıp öldürmek, denize atıp boğmak istemişlerse de başaramamışlar. Genç, çaresiz kalan krala şu teklifte bulunmuş: Beni bir ağacın dalına as, ok torbasından bir ok al, yayın ortasına yerleştir ve: “gencin rabbi olan Allah’ın adıyla” diyerek oku bana fırlat, o zaman beni öldürebilirsin. Kral da aynen öyle yapmış ve genç ölmüş. Kralın ağzından “gencin rabbi olan Allah adıyla” sözünü işiten halk hep birden imana gelmiş ve kralın saltanatı büsbütün bitmiş. Allah’a inanan halkı cezalandırmak için hendekler kazdırmış, insanları hendeklerde yaktırdığı ateşlere attırmış.

Bu kıssada verilmek istenen mesaj şudur: Firavun gibi Allahlık iddiasında bulunan bir krala karşı Hz. Musa gibi dimdik duran, halkın iman etmesi için kendini feda eden bir genç vardır. Bu genç iman ve sabır âbidesidir. Bu asil davranışıyla, geçici olan elemi kalıcı olan lezzete çevirmiştir. Gençlerden oluşan ashab-ı kehf de iman uğruna sarayı terk edip mağaraya sığınmıştır. Onların gözünde imansız yaşanan saray mağara, imanla yaşanan mağara saray olmuştur. Firavunun karısı da iman edip kocasına ters düşerek işkencelere uğratılmış, fakat o, cennetteki ebedi köşkü Firavunun geçici köşküne tercih etmiştir.

Akıllı kimseler uzun vadeli düşünürler, kalıcı olanları geçici olanlara tercih ederler. Gerçek kâr ve kazanç budur. Cahil ve ahmaklar ise dünya hırsı ve geçici heveslere kapılarak geçici dünya hayatı uğruna kalıcı ahiret hayatını berbat ederler.



“Bilin ki, dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, mal ve evlat çoğaltmada bir yarışmadan ibarettir. Bu, bir yağmur gibidir ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onu sapsarı bir halde görürsün. Sonra da çer çöp olur.” (Hadid, 20)

Akıllı mümin, birini diğerine feda etmeden hem dünyayı hem de ahireti kazanmaya çalışır. Bu konuda bizim duamız şudur: “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver ahirette de iyilik ver. Bizi ateş azabından koru.” (Bakara, 201)
Yazar: Ali Rıza Temel
09-01-2019 10:49 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net