Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Abdülhamid Han
Yazar Mesaj
buzdağı Çevrimdışı
Kıdemli Üye
****

Mesajlar: 1,056
Üyelik Tarihi: Aug 2017
Rep Puanı: 2232
Ruh Halim
Ruh Halim
Cilgin

Takımın:
Galatasaray
Mesaj: #1
Abdülhamid Han
Abdülhamid Han'ın tahttan indirildikten sonra Selanik'te Alatini köşkünde,sürgünde yaşadıklarını kızı Şadiye Osmanoğlu "Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri" adlı hatıralarını anlattığı kitapta şöyle anlatıyor:

"Gecelerimizi şöyle bir köşeye büzülerek geçirirdik.
Küçük, yastık kadar ince iki ot minderi birbirine bitiştirip, üzerinde yatardık.Yorgan, yastık, çarşafa benzer hiç bir şey yoktu.

Babam birinci katta bir odayı seçmişti.
İki koltuğu bir araya getirip kendine yatak yaptı.
"İşte yatağım"dedi.

Babamın bitişiğindeki odada toplu olarak yatar, kalkardık.
Diğer odalar boştu, istifade edemezdik.

Sabun yoktu. Alatini köşkünün eski sahiplerinden arta kalmış küçük sabun parçalarını idare ile kullanmaya mecbur olduk.

İlk yemeklerimizi hatırlarım.
Büyük bir teneke tabla içinde getirilirdi.
Pilav ve yoğurttan ibarettiler.
Çatal ve kaşık yoktu.
Ellerimizle yiyebildiğimiz kadar yiyorduk.

Musluklar pis ve sular zehir gibi acı idi.
İşte biz bunu avucumuzla içiyorduk.Bardak yoktu.

Panjurların açılması yasak edilmişti, güneş ve havadan da mahrumduk.

Üzerimde ki elbiseyi çıkarır yıkardım, kuruyuncaya kadar çıplak beklerdim.Diğerleri de aynen böyle yapardı.

Sunay Korkmaz
09-02-2019 09:57 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Nazlıcan Çevrimdışı
Süper Moderatör
*******

Mesajlar: 39,055
Üyelik Tarihi: Mar 2013
Rep Puanı: 26467
Ruh Halim
Ruh Halim
Oylesine

Takımın:
Fenerbahce
Mesaj: #2
RE: Abdülhamid Han
çok çirkince ve zalimce bir davranış sergilemişler. ne kadar çok zalim insanlarmış.
Abdülhamid Han Hazretlerini vefatının 101. Sene-i devriyesinde şükran ve minnetle anıyoruz. Allah, Abdulhamidhan'dan razı, mekanı cennet olsun.


[Resim: Dy_frvnXcAgbdFM.jpg]

Göz sayesinde görüyor olsaydın gece uyurken rüya göremezdin.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
10-02-2019 12:45 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Abdulhamithan Çevrimdışı
Forumcu
***

Mesajlar: 341
Üyelik Tarihi: Nov 2018
Rep Puanı: 50
Ruh Halim
Ruh Halim
Zararsiz

Takımın:
diger
Mesaj: #3
RE: Abdülhamid Han
Bu zulmü ona reva görenler müslümanları dar ağaçlarında sallandırdılar büyük kıyım yaptılar sonrasında dini yasakladılar dinin öğretilmesine engel oldular zira şeriatten eser kalmamış onu çoktan kaldırmışlar idi bu zulümü yapanlar kafirlerin ta kendileriydi kendilerini baskı altında hissettikleri zaman münafıklık ederlerdi (şuanki onları temsil eden bir partidekiler gibi) müslümanları baskı altına aldıkları zamanlar ise açıkça düşmanlık ederlerdi hala içimizde bu zihniyet kol geziyor.Allah nesillerini kurutsun onlara fırsat vermesin .amin
Pygamberimize sav. sahabeye zulmedenler onların önderleridir.

Önceden paylaştığım tarihi gerçekleri içeren bir yazı.


1 Kasım 1922’de bin küsur senelik saltanat kültürüne son veren ve Osmanlı saltanatını ortadan kaldıran Saltanatın Kaldırılması kanunun meclisten geçmesini müteakip 3 mart 1924’de de bu yüce milletin şerefle yüzyıllar boyu taşıdığı, uğrunda öldüğü Hilafet makamı bir kanunla kaldırıldı.





Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk, bebek tam 155 kişiydiler. Osmanlı hanedanının tamamı bu 155 kişiydi. TBMM’nin, 3 Mart 1924’te kabul ettiği “431” sayılı kanun gereği apar topar beş parasız Türkiye dışına çıkartıldılar.

Şehzadelere 24 ile 72 saat, kadınlara bir haftayla 10 gün arasında önem sırasına göre değişen süreler tanınmıştı. 4 Mart 1924 gecesi, İstanbul Valisi Haydar Bey ve İstanbul Polis Müdürü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3 Mart 1924 günü kabul ettiği kanun maddesi gereği Dolmabahçe Sarayına gelerek Abdülmecid Efendiye durumu bildirdiler. O gece sarayda ne kadar insan varsa hepsini arabalara bindirip Sirkeci tren garından İsviçre’ye kadar bütün Avrupa’yı dolaşan “SİMPLON” isimli trene bindirildiler.

İkişer bin İngiliz lirası ile sürgüne gönderilen hanedan mensuplarının Türk vatandaşlıkları ellerinden alındı. Türkiye’ye girmeleri, Türkiye’den hava yolları dahil transit geçmeleri ve Türk topraklarında gayrimenkul edinmeleri yasaklandı. Mal varlıklarının tasfiyesine karar verildi.

Sürgün, hanedanın kadın mensupları için 28, erkekleri için 50 sene sürdü. Kadınlara 16 Haziran 1952’de Adnan Menderes döneminde çıkartılan bir kanunla hakları iade edildi. Erkekler ise bu haklara ancak 1974’deki genel af yasasıyla kavuşabildiler. Padişah torunlarının bir kısmı Türkiye’ye döndü, bir kısmı dönecek imkân bulamadıkları için yerleştikleri ülkelerde kaldılar.

Osmanlı hanedanının sürgün dönemi son derece maceralı geçti. Çoğu hayatını çok zor şartlar altında sürdürdü. Beş parasız, yurtsuz, apartmanların bodrum katlarında, soğuk ve yağmurlu caddelerin kaldırımlarında, duvarlarından şırıl şırıl suların aktığı rutubetli odalarda can verdiler. İtildiler kakıldılar horlandılar, aç kaldılar. Buz gibi havalarda kamyon kasalarının içlerinde donarak öldüler, ama asla Türkiye ya da Atatürk aleyhinde en küçük bir söz söylemediler. Hamallık yaptılar, mezar bekçiliği yaptılar, inşaatlarda kum taşıdılar, lağım temizlediler, suikastlara kurban gittiler, açlıktan öldüler ama asla kimseye el açmadılar. Bugün pek çoğu, kimsesiz, duvar kenarlarında ölen sokakta yaşayan insanların ölülerinin gömüldüğü belediye mezarlarında yatmaktadır.

Sultan Reşad Han’ın torunu Emine Mukbile Osmanoğlu, sürgünde bulunduğu yılların değerlendirmesini yaparken;

“…Biz Söğüt’ten elde kılıçla çıkıp Viyana’ya kadar gidenlerin torunuyduk. Biz hiçbir vakit Türkiye’nin fenalığını düşünmedik. Ama bu memlekete 600 sene hizmet ettikten sonra bir gece ansızın hazırlanmamıza bile müsaade edilmeden apar topar kovulduk. Diş değiştirirken kovuldum, Saçlarıma ak düştüğünde geriye dönmeme izin verildi”. demektedir.

Sultan Abdülhamid Han’ın torunu Osman Nami Osmanoğlu ise o zor ve acı dolu yılları şöyle tarif eder;

“…Gurbeti, vatansızlığı anlayamazsınız. Hepimizin evinde Türk toprağı vardı. Yıllarca başucumda Çamlıca toprağı ile yattım. Aç kaldım, hamallık yaptım her işi yaptım. Keşke Türk topraklarında olsaydım da yine aç kalsaydım…”

Sultan Beşinci Murat’ın torunu, Ali Vasıb Efendi ise duygularını ancak şöyle dile

getirebilir;

“…Biz sürgün Osmanlılar, her baharda bir kere daha ölür, diriliriz… Bütün gençliğimiz, en güzel hatıralarımız, İstanbul’un baharı ile süslenmiştir.” [1]

Hanedan üyesi 155 kişinin memleketi terk etmeleri için tanınan üç günlük mühlet içinde, tarihinde görülmemiş ve bir daha görülmesine imkân olmayan eşya şatışlarına şahit oldu. Hiçbir idrak ve akıl sahibi çıkıp da, asırlarca, dünyanın dört bir yerinden derlenip toparlanmış olan bu misilsiz, nadir, antika, bir parçası servetler değerindeki paha biçilmez eşyayı, sahipleri namına olsun veya memleket namına olsun, ele almak, değeriyle satmak, hatta icap edenleri bedelleri hazineden zamanla ödeyerek müzelere toplamak basiretini düşünemedi. Kapanın elinde kaldı. Yahudi, Rum, Ermeni simsarlar bu arada meşhur dişçi Sami Güzberg, daha sonra Amerika’ya, İngiltere’ hatta Rusya’ya aktarılan misilsiz eşyanın güya sahibi oldular. Meselâ Alman İmparatoru 2. Wılhelm’in Sultan Hamid’in kızı, Ayşe Sultan’a hediye ettiği muhteşem bir piyano, otuzbeş liraya, ‘Fresko’ ailesine satıldı.

Kırk sekiz odası olan Kuruçeşme’deki Halid Paşa Sarayı’nda bulunan eşyalardan, Paşa’nın bir gece içinde ayırmış oldukları, Yahudi Niyego’lar tarafından toptan 25 bin liraya alınmıştı. Ertesi günü Saraydan eşyalar taşınırken, bir başka alıcı grup Halid Paşa’ya 75 bin lira teklif etmişti. Paşa daha evvel söz verdiğini bildirerek, bir gün içindeki bu büyük kayba katlanmıştı. Sonradan duyulmuştu ki, 25 bin liraya alınan eşyalardan sadece bir satranç takımı, Hindistan’a beş bin altına satılmıştı.!

Sultan Reşad’ın ve bir dönem Sultan Vahideddin’in başmabeynciliğini yapan Lütfi Simavi Bey, saraylardaki bu memleketten gitmekten kaynaklanan satış dolayısıyla, daha sonra Tanin gazetesindeki bir yazısında şöyle demektedir;

“…Eğer satış işinin vekâleti bir hayır kurumuna, meselâ Kızılay’a verilmiş olsaydı, veya bu mevzuyla asıl ilgilenmesi gereken Müzeler İdaresi ilgilenmiş olsaydı, inanıyorum ki, hem böyle büyük bir talana mani olunmuş olur, hem de müzelerimiz satılan eşya arasında bir daha elde edilmesine imkân olmayan çok kıymetli eserler ile zenginleşirdi. Ben sarayda başmabeynci sıfatıyla hizmet ettiğim seneler içinde, padişaha, şehzadelere, veliahdlara, sultanlara öyle değerli ve misli bulunmaz eşya ve hatıralar takdim edilmişti ki, bunların şimdi nerelerde oldukları bilinmez. Bunlar, padişahlar tarafından Hazine-i Hassa’ya bırakılan ve makam-ı saltanata ait olanlar haricinde, şahıslarına ait olanlar, oğullarına, kızlarına, gelinlerine, torunlarına, damatlara armağan edilmişlerdir.

Bu gibi eşya kolaylıkla nakli mümkün olmadıklarından ve Hanedan mensupları ise ancak beraberlerinde alabildikleri kadarını memlekete haricine götürmüş olma müsaadesine sahip bulunduklarından kalan eşya ne oldu? Ben merak sevki ile, bilcümle müzelerimizi ziyaret ettim. Üstad Halil Ethem Beyefendi’den kalan eşyanın nelerden ibaret olduğunu sordum. Bana teessüf ve keder ile bir daha yerlerine konulması mümkün olmayan nadir ve kıymettar eşyanın şunun bunun elinde kaldığını ve mühim kısmının yurt dışında olduğunu söyledi.”

Yarabbi şahit ol biz bi vefa değiliz ,Aslına düşman kesilenlerden değiliz,bu milletin dinine hizmet eden hamiliğini yapanlara düşmanlık edenlerden değiliz!Ehli küfür bi vefa!

﴾nisa 115﴿
Yolun doğrusu kendine apaçık belli olduktan sonra Resûlullah’a karşı çıkan ve müminlerin yolundan başkasını izleyen kimseyi saptığı yönde bırakırız ve onu cehenneme atarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!
(Bu Mesaj 11-02-2019 01:06 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Abdulhamithan.)
11-02-2019 01:02 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
alpi Çevrimdışı
Yönetici
*******

Mesajlar: 5,351
Üyelik Tarihi: Jun 2015
Rep Puanı: 4898
Ruh Halim
Ruh Halim
Israrci

Takımın:
diger
Mesaj: #4
RE: Abdülhamid Han
Allah rahmet eylesin.

....


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
11-02-2019 01:31 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Abdulhamithan Çevrimdışı
Forumcu
***

Mesajlar: 341
Üyelik Tarihi: Nov 2018
Rep Puanı: 50
Ruh Halim
Ruh Halim
Zararsiz

Takımın:
diger
Mesaj: #5
RE: Abdülhamid Han
Düşmanlarımın muradı oldu

İkinci Abdülhamid döneminin en önemli hadiselerinden birisi, tarihte 31 Mart Vakası olarak bilinen, Sultan İkinci Abdülhamid’in hal edilerek tahttan indirilmesidir. Bu hadiseyle Osmanlı Devleti’nin çöküşü ve yıkılışı hızlanmıştır. Rumi tarihe göre 31 Mart’ta cereyan ettiği için 31 Mart Vakası olarak anılır hadise. Asilerin saray etrafında kopardıkları yaygaradan saray halkının, mensuplarının paniklediğini anlatır Ayşe Sultan… Abdülhamid, “Beni istemediklerine eminim. Çekilmeye hazırım. Lakin bu işte (31 Mart Vakasında) dahlim olmadığı ortaya çıkmalıdır” der. Ayşe Osmanoğlu, asilerin “Padişahı isteriz” diye bağırdıkları gün babasının çok bezgin ve kederli olduğunu anlatır. Abdülhamid kan dökmekten kendi tahtı pahasına da olsa şiddetle çekinen bir yapıdadır. “Düşmanlarımın muradı oldu” diyen padişaha gelen sadık paşaların silahlı mukabelede bulunulması teklifine, “Bir kişi için bin kişi yanmaz. İki kardeş birbirini vurmaz. Tüfekçilerin silahları toplansın. Kimsenin burnunun kanamasını istemem. Ne yapacaklarsa yapsınlar” şeklinde cevap verir Abdülhamid Han.

Ecdadımın mezarı neredeyse benimki de orada olmalıdır

Abdülhamid Han’ın Rus Çarı ile ileri derecede dostluğu vardır. Rus Çarı, “Kendileri hasta diye işittim. Arzuları neyse bildirsinler. Kıllarına zarar gelmeden her arzuları yerine getirilecektir. Emirlerine muntazırım” şeklinde haber gönderir. Bu haber karşısında, “Allah bana böyle bir şey yapmayı nasip etmesin. Başıma gelecek her felakete razıyım. Ecdadımın mezarı neredeyse benimki de orada olmalıdır. Bu ihaneti yapmaktansa ölümü tercih ederim” sözleriyle duygularını dile getirir yanındakilere. Çar’ın teklifi için de, elçisiyle teşekkür ve selam gönderir Çara.

Milletim masumdur; bunları tertip edenler şahsi düşmanlarımdır

Daha sonra Sultanı tahttan indirmek için fetva getiren heyet gelir. Bunlardan birisi Sultanın, “çok iyiliğimi görmüştür” dediği Esad Toptani’dir. İkincisi, Abdülhamid Han’ın himayesine alıp ferikliğe kadar yükselttiği Arif Hikmet’tir. Diğer ikisi de Yahudi Karasu ile Ermeni Aram’dır. Abdülhamid Han, hal edilme hadisesini şu sözlerle tarihe not düşer: “Milletim namına otuz üç senelik hizmetimin mükâfatı, memlekete ve milletime düşman olduklarına şüphe etmediğim bu adamlar tarafından hal’imin tebliği oldu. Zararı yok. Milletim masumdur. Bunları tertip edenler şahsi düşmanlarımdır. Fakat Allah âdildir. Bir gün elbet hakikat tecelli eder. Her neyse takdir bu imiş.”

Daha sonra Atina günleri başlar. Bu bir sürgündür. Atina’da yaşadıkları, Sultana ve ailesine gösterilen muamele en hafif ifadeyle küçük düşürücüdür. Aç, susuz, çeşitli yokluklar ve zaruretler içinde günlerini geçirirler. Daha sonra İstanbul’a gelen Sultan Abdülhamid Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirilir. Buradaki hayatı Atina’ya nispetle daha iyidir. Yılda bir kere, Kurban Bayramlarında çocuklarıyla görüşmesine müsaade edilir. Hayatının sonuna kadar burada ikamet eder. Abdülhamid’e esaret hayatı reva görülür. Ama millet kendisini baba olarak görür. Bunu da cenazesine gösterdiği yüksek alaka ve teveccüh ile ortaya koyar.

Ayşe Osmanoğlu, “Hatıralarımı yazmaktan maksadım, sevgili milletime bir küçük yadigâr bırakmak, sarayda geçen hususi hayatımızı hikâye etmek ve tarihimizin son devirlerinde yaşadığım ve şahidi olduğum vukuatı bildirmekle ufak bir hizmette bulunmak arzusudur” der. Yine, “son nefesime kadar milletimin, vatanımın ebediliğine ve saadetine dua etmek, en büyük, en mukaddes borcumdur” sözleriyle vatanına ve milletine olan sadakatini dile getirir. Bize düşen de, onların hatıralarına hürmet göstermek, en azından onları dualarımızda unutmamak, Fatihalar göndermektir. Allah mekânlarını cennet etsin!

Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid

﴾nisa 115﴿
Yolun doğrusu kendine apaçık belli olduktan sonra Resûlullah’a karşı çıkan ve müminlerin yolundan başkasını izleyen kimseyi saptığı yönde bırakırız ve onu cehenneme atarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!
11-02-2019 02:00 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net