Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ACİL CEVAP...
Yazar Mesaj
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,391
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1150
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #1
ACİL CEVAP...
Sayın Devletim! Yine sana mektubum var. Ama bu mektubum aciliyeti olan ve acil cevap bekleyen bir mektup. Daha öncekilerin ulaşıp ulaşmadığını bilemem ama yine de her ihtimale binaen yazıyorum, belki dahası da olacak. Her mektubumu mutlak doğallıkla, olanca samimiyetimle, derin bir hüzünle ve yüreğim kanayarak yazdığımı bil. Bendeniz senin acayip bir vatandaşınım ve bendenizi böylece hoşgör. Geçelim! Bu mektubumu acil koduyla gönderiyor ve acil cevap bekliyorum. Belki de ruhumu huzura kavuşturmak için böyle yapıyorum. Zira ruhumda bir gram huzur yok. Çünkü hep bir tereddüt, hep bir belirsizlik egemen dünyama. Böylesi bir şeyinde cehennemden farkı yok. Bu mektubumdan belki bugün, belki yarın haberin olur, belki de hiç olmaz. Fakat bu mektup bendenizden çıktıktan sonra sen sorumlusun bendeniz değilim. Ama bu mektubuma bir cevabın olmasını ve cevap verme zorunluluğunun bulunduğunu bilmelisin. Bendenizin devletimsen bana saygı duymak zorundasın ama hayatımın tüm boyutlarıyla. Bendenizin Tanrım değilsin ve olmadığını da defaatle ifade ettim. Şunu da unutma; hiçbir zaman bendenizin Tanrım olmayacaksın. Ne senin kulunum, ne de kölenim. Özgür bir vatandaşınım ve bademada böyle olacak, böyle kalacak. Aksini ne sen düşün ne de bendeniz asla düşünmeyeceğim. Binaenaleyh birazcık özgür ve rahat konuşuyorum, eh artık bunu da tolere edebilirsin. Nihayetinde ömrünü sana adamış bir vatandaşın var karşında. İkimizde birbirimize karşı haddimizi bilmek zorundayız. Ki, bendeniz istesem de istemesem de zaten bilmek zorundayım ve bilirim de ve hiçbir zaman bilmemezlik etmedim de ama sen de bizahmet bunu gönüllü olarak yap. Ben bilmediğimde sen kuşkusuz bildirirsin ama ya sen bilmezsen kim bildirecek? İşte bu yüzden gönüllü bilmeni istirham ediyorum. Sana son nefesime kadar önereceğim tek bir şey var: Allah’ı, Yüce ve Kadim İnsanlık Umdelerini sakın ama sakın ola ki unutma! Bildiğine eminim; bir şey ne kadar yükselirse, düşüşü o derecede sert olur. Vatandaşlarının gövdelerine hükmettiğin için onlara gerçekten hükmettiğini düşünme. Zira bedene zincir vurulabilir ama ruhlar zincirlenemez. Sen, sen ol ruhlarda egemenlik kurmaya çalış. Kalenin içine giremedikten sonra etrafını kuşatmış olmak hiçbir anlam ifade etmez. O kaleyi yıkıp yok edersen de devlet olmanın anlamı kalmaz. Zaten aposteriori bir mevcudiyetsin, öyleyse ruhlara in ki payidar olabilesin. Söyleyeceğim başka şeyler olsa da ilk evvelden konunun özüne girmek ve esas durumu yansıtmak istiyorum. Geçelim!

Sayın Devletim! İstiyorum ki; bugün terörist olarak gördüğün kişileri, kurumları, yapıları, örgütleri, teşekkülleri ve yarın herhangi bir sebeple terörist ilan edeceğin kişileri, kurumları, yapıları, örgütleri, teşekkülleri bana şimdiden bildir ki onlardan uzak durayım, onlarla ilişki kurmayayım ve iletişime geçmeyeyim. Hatta sen de yol verme onlara asla ve kata, hiçbir şartta ve koşulda. Çünkü bu bendeniz vatandaşında aldanma yaratabilir ve o vakit bendenizi itham edemezsin, edebilirsin ama etmemelisin. Hatta ne yiyeceğimi, ne giyeceğimi, ne dinleyeceğimi, nereleri gezeceğimi, nasıl konuşacağımı, nasıl ağlayıp güleceğimi, kimlerle oturup kalkacağımı, hülasa; nasıl yaşamam gerektiğini de bildir ki, ona göre adımlarımı atayım hayat yolunda. Belki böyle bir talebi daha önce de iletmiş olabilirim ama bu sefer daha sarih olarak ifade ediyorum. Bu yüzden de acil kodlu mektup olarak yazıyorum bunu. Açık açık söyle, iş işten geçtikten sonra söyleme. Bilakis bugün bunları yapmaz da yarınlarda böyle bir şey yaparsan bunun ne telafisi olur ne de affı. Bunu yap ki, bendeniz vatandaşın bir ömür adadığı, ter, yaş, kan akıtarak hak ettiği, emek vererek kazandığı haklarından ve en temel yaşamsal gereksinim olan ekmeğinden olmasın. Ki, insançocuklarını Allah bile açlığa mahkûm etmiyor ki, sen asla ve kata edemezsin, etmemelisin. Allah’ın kulları olarak hep şöyle dua ederiz bilirsin; ‘’Allah kimseyi açlıkla imtihan etmesin!’’ Daha önemlisi huzur içinde yaşayabileyim, hep bir tereddüt, hep bir belirsizlik egemen olmasın hayatıma ve mütemadiyen diken üstünde yaşamayayım, beynim daralmasın, ruhum kanamasın. Birazcık merhamet diyorum yani. Aksi takdirde benim devletim olamazsın. Burada da kusura bakamazsın. Yoksa verdiğim ömrü gram gram geri isterim, elbette veremezsin ama istemenin de günahı olmaz ve istemek ihanet değildir, hele de istediğimi devletimden istiyorsam. Ki, insan denilen de birazda istemek değil midir? Ha gücüm mü var, yapabileceğim bir şey mi var madden? Hayır, senin karşında tabir caizse bir böcek gibiyim. İstediğin zaman, istediğin şekilde, istediğin bahaneyle bir böcek gibi ezmeye kudretin kifayet eder. Ama bendeniz insanım unutma ve münhasıran gövdeden müteşekkil değilim! Her fiziğin bir metafiziği olduğunu bilirsin. Metafiziği attığın zaman fiziğin varolması muhaldir. Çünkü huzur içinde yaşamam ve bu topraklar da yaşamaktan ve dahası senin vatandaşın olmaktan gurur duymam buna bağlı yani beni tuzağa düşürmemelisin. Çünkü devlet vatandaşına tuzak kurmaz. Yanlış mı düşünüyorum? Bendeniz masumiyetimin cezasını çekmemeliyim. Zira bendeniz senin zihnini okuyamam ki ama sen bendenizi her şeyimle bilirsin, ta ki ruhum istisna.

Sayın Devletim! Yazık değil mi bu toprakların çocuklarına, vatandaşlarına? Sindire sindire, hazzede hazzede yaşasak olmaz mı? Niye acının toprakları olur bu topraklar? Bu toprağın çocukları olmak, burada doğmuş ve burada yaşıyor olmak suç mu? Umudun toprakları olamaz mı, yapılamaz mı bu topraklar? Niye hep hiçbir anlam ifade etmeyen, enerjilerimizi berhava eden, hiçbir kimseye bir şey katmayan ama aksine sürekli bir şeyler alan, tedricen ileri değil ama geri götüren işler olur burada? Niye üretmeyiz de hep tüketiriz? Niye vatandaşların olarak acılar denizinde yüzeriz mütemadiyen? Şöyle ağız dolusu gülsek, ağlamalarımızda bile bir anlam olsa, kardeşçe yaşasak olmaz mı? Dört mevsimi hissede hissede niye yaşayamayız burada? Senin görevin nedir Allah aşkına? Böyle şeyler bizlerinde hakkı değil mi? Niye olmasın, niye olmuyor? Niye kendimizin hatalarımızı, günahlarımızı sarf-ı nazar eyliyoruz da, daima başkalarına hamlediyoruz tüm günahları, suçları? Bugün mektup mahiyetinde bir yazı okudum içim yandı, kavruldu, küle döndü. Tabi ki de daha önceden yazılmış, kuvvetle muhtemel birkaç günlük ve duygu yoğunluklu bir paylaşım. İnsanlar burada yaşamaktan niye mutsuz olurlar? Kimdir mutsuz eden ve niyedir mutsuz edilirler? Bu dünyaya haksız acılar çekmeye mi geldik? Hayır, böyle bir sonuçla karşılaşmak için gelmedik. Bu dünyaya köle doğmadık, yaşarken köle olamayacağız, köle olarakta ölmeyeceğiz. Bu dünyaya yaşamaya geldik ve yaşayacağız inadına, yaşamı seçeceğiz herkese rağmen, insanca, namusluca, kendimiz olarak. Doğal acılara eyvallahım olmaz. Doğal sevinçleri tatmaya geldim. Yaşamak, hayatın doğal akışına bırakmak istiyorum kendimi ama zincirlere vurulmuş hissediyorum kendimi ve bu hissiyattan kurtaracak olan da sensin beni. Ha bunu niye söylüyorum? Çünkü böylesi durumlarda bitevi sana atıfta bulunuyorlar da ondan böyle söylüyorum. Yani bizlerin gözüne çok garip eylemler olarak yansıyan şeyleri yapan senmişsin gibi söylüyorlar ya o yüzden böyle söylüyorum. Yani acayip şeylerde hep seni öne sürüyorlar ya ve sen de böyle yapıldığını çok iyi biliyorsun ya. Zira kapalı değil, direkt olarak açıkça sana atıfta bulunuyorlar. Eğer gerçek buysa, böylesi bir şeyi niye yaptığını da çözemiyorum. Şayet payidar olman içinse, şahsi fikrimce doğru olduğunu düşünmüyorum bu yolun. Zira böylesi bir şey payidarlığı temin etmez ama tedrici olarak inhitatı ve türabı çabuklaştırabilir. Çünkü böylesi bir şey azim adaletsizliktir fakat devletler adaletle vardırlar, yaşarlar. Oğul babasının baba oğlunun suçunu yüklenemez. Başka bir devlet senin vatandaşın olduğum için beni terörize edebilir mi? Bil ve unutma ki, senin yasalarının üzerinde de bir yasa vardır ve sen nasıl bizim kaderimize dokunuşlarda bulunuyorsan, senin de kaderine dokunuşlarda bulunan bir BİR vardır! Bizler insançocukları olarak nasıl düşünmekle mükellefsek ve düşünmeden edemiyorsak, birazcıkta sen denesen düşünmeyi, nasıl olur? Bir düşün bakalım, iyiliğini mi istiyorum, kötülüğünü mü yahut bendenizin istediğim kadar sen kendi iyiliğini istiyor ve kendini düşünüyor musun? Eylem yoksa, nutuklar öldürücüdür!

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
10-07-2019 03:14 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
alpi Çevrimdışı
Yönetici
*******

Mesajlar: 5,474
Üyelik Tarihi: Jun 2015
Rep Puanı: 4924
Ruh Halim
Ruh Halim
Israrci

Takımın:
diger
Mesaj: #2
RE: ACİL CEVAP...
Aynı şeyleri ben de istiyorum.
Aziz devletim bana da günahların ne olduğunu söylesin ki onları işlemeyelim.

....


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
10-07-2019 10:13 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,391
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1150
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #3
RE: ACİL CEVAP...
eyvallah inşaAllah güzelinsan. isteyenin bi yüzü vermeyenin iki yüz mü karaydı. biz isteyelim yani. zira hakkımız. devlet bizimse, bizde vatandaşsak ve her türlü sorumluluklarımızı eksiksiz ifa ediyorsak hakkımızı da isteyelim. ansızın çökertilmeyelim. ya da tuzağa düşmeyelim yani. güçsüz olduğumuz için ölmeyelim. suçlu güçlüler gülmesinler her zaman hem de aynı suçtan. lafla peynir gemisi yürümüyor. selam dua muhabbet ile inşaAllah güzelinsan.

günahların ne olduğunu bilmezsek kendimizi nasıl koruruz ki? bilmeden günah işlersek ama işlemeden önce günah olmayan işledikten sonra günahlaşırsa nasıl suçlu oluruz ki?

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
10-07-2019 10:44 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,391
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1150
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #4
RE: ACİL CEVAP...
DÜZELTİLMİŞ

Sayın Devletim! Yine sana mektubum var. Ama bu mektubum aciliyeti olan bir mektup. Daha öncekilerin ulaşıp ulaşmadığını bilemem ama yine de her ihtimale binaen yazıyorum, belki dahası da olacak. Her mektubumu mutlak doğallıkla, olanca samimiyetimle, derin bir hüzünle ve yüreğim kanayarak yazdığımı bil. Bendeniz senin acayip bir vatandaşınım ve bendenizi böylece hoşgör. Doğallık, sahtelikten muteberdir. Geçelim! Bu mektubumu acil koduyla gönderiyor ve acil cevap bekliyorum. Belki de ruhumu huzura kavuşturmak için böyle yapıyorum. Zira ruhumda bir gram huzur yok. Çünkü hep bir tereddüt, hep bir belirsizlik egemen dünyama. Böylesi bir şeyinde cehennemden farkı yok. Zira hiçbir şeyde insicam yok, ciddiyet yok, neyin ne zaman olacağı belli değil. Her an her şey olabilir düşüncesi maalesef hayatımızı duvarsız zindana döndürüyor. Bu mektubumdan belki bugün, belki yarın haberin olur, belki de hiç olmaz. Fakat bu mektup bendenizden çıktıktan sonra sen sorumlusun bendeniz değil. Ama bu mektubuma bir cevabın olmasını ve cevap verme zorunluluğunun bulunduğunu bilmelisin. Bendenizin devletimsen bana saygı duymak zorundasın ama hayatımın tüm boyutlarıyla. Senin ödevin, bendeniz vatandaşını her türlü tehlikeli durumlara karşı korumaktır, ansızın yasaların ve kanunların gücüyle hayatıma çökmek değildir. Bendenizin Tanrım değilsin ve olmadığını da defaatle ifade ettim. Şunu da unutma; hiçbir zaman bendenizin Tanrım olmayacaksın. Ne senin kulunum, ne de kölenim. Özgür bir vatandaşınım ve bademada böyle olacak, böyle kalacak. Aksini ne sen düşün ne de bendeniz asla düşünmeyeceğim. Binaenaleyh birazcık özgür ve rahat konuşuyorum, eh artık bunu da tolere edebilirsin. Nihayetinde ömrünü sana adamış bir vatandaşın var karşında. Yalansa buyur söyle ve bendenizi acımasızca tecziye et. Yani varlığım bile varlığın için artı bir değerdir, çünkü bendeniz gibilerin varlığıyla varsın. İkimizde birbirimize karşı haddimizi bilmek zorundayız. Ki, bendeniz istesem de istemesem de zaten bilmek zorundayım ve bilirim de ve hiçbir zaman bilmemezlik etmedim de ama sen de bizahmet bunu gönüllü olarak yap. Ben bilmediğimde sen kuşkusuz bildirirsin, zira yasaların, kanunların var ve dilediğince kullanıyorsun ama ya sen haddini bilmezsen kim bildirecek? İşte bu yüzden gönüllü bilmeni istirham ediyorum. Sana son nefesime kadar önereceğim tek bir şey var: Allah’ı, Yüce ve Kadim İnsanlık Umdelerini sakın ama sakın ola ki unutma! Bildiğine eminim; bir şey ne kadar yükselirse, düşüşü o derecede sert olur. Ve neyin, ne zaman, nereye, ne kadar, nereden yükseleceğini ve yükselen şeyin nasıl, ne zaman ve nereye düşeceğini asla bilemezsin. Vatandaşlarının gövdelerine hükmettiğin için onlara gerçekten hükmettiğini düşünme. Zira bedene zincir vurulabilir ama ruhlar zincirlenemez. Sen, sen ol ruhlarda egemenlik kurmaya çalış. Kalenin içine giremedikten sonra etrafını kuşatmış olmak hiçbir anlam ifade etmez. O kaleyi yıkıp yok edersen de devlet olmanın anlamı kalmaz. Zaten aposteriori bir mevcudiyetsin, öyleyse ruhlara in ki payidar olabilesin. Söyleyeceğim başka şeyler olsa da ilk evvelden konunun özüne girmek ve esas durumu yansıtmak istiyorum. Geçelim!

Sayın Devletim! İstiyorum ki; bugün terörist olarak gördüğün kişileri, kurumları, yapıları, örgütleri, teşekkülleri ve yarın herhangi bir sebeple terörist ilan edeceğin kişileri, kurumları, yapıları, örgütleri, teşekkülleri bana şimdiden bildir ki onlardan uzak durayım, onlarla ilişki kurmayayım ve iletişime geçmeyeyim. Hatta sen de yol verme onlara asla ve kata, hiçbir şartta ve koşulda. Sen yol veripte ben yola girdiğimde bendenizi suçlama. Çünkü bu durum bendeniz vatandaşında aldanma yaratabilir ve o vakit bendenizi itham edemezsin, edebilirsin ama etmemelisin. Hatta ne yiyeceğimi, ne giyeceğimi, ne dinleyeceğimi, nereleri gezeceğimi, nasıl konuşacağımı, nasıl ağlayıp güleceğimi, kimlerle oturup kalkacağımı, hülasa; nasıl yaşamam gerektiğini de bildir ki, ona göre adımlarımı atayım hayat yolunda. Allah, günahları bildiriyor ki, adaleti de ona göre oluyor. Günahları bilmeseydim ve işleseydim suçlu olup tecziye edilebilir miydim? Bilmeden günah işlersek ama işlemeden önce günah olmayan şey işledikten sonra günahlaşırsa nasıl suçlu olunabilir ki? Öyleyse neyin günah neyin günah olmadığını bendeniz vatandaşına söyle ki, ona göre yolumu bulayım. Devlet yani sen bizimsen, bizde vatandaşsak ve her türlü sorumluluklarımızı eksiksiz ifa ediyorsak hakkımızı da isteyelim değil mi? Ansızın çökertilmeyelim. Ya da tuzağa düşmeyelim yani. Güçsüz olduğumuz için ölmeyelim. Suçlu güçlüler gülmesinler her zaman hem de aynı suçtan. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Günahların ne olduğunu bilmezsek kendimizi nasıl koruruz ki? Belki böyle bir talebi daha önce de iletmiş olabilirim ama bu sefer daha sarih olarak ifade ediyorum. Bu yüzden de acil kodlu mektup olarak yazıyorum bunu. Açık açık söyle, iş işten geçtikten sonra söyleme. Bilakis bugün bunları yapmaz da yarınlarda böyle bir şey yaparsan bunun ne telafisi olur ne de affı. Bunu yap ki, bendeniz vatandaşın bir ömür adadığı, ter, yaş, kan akıtarak hak ettiği, emek vererek kazandığı haklarından ve en temel yaşamsal gereksinim olan ekmeğinden olmasın. Ki, insançocuklarını Allah bile açlığa mahkûm etmiyor ki, sen asla ve kata edemezsin, etmemelisin. Allah’ın kulları olarak hep şöyle dua ederiz bilirsin; ‘’Allah kimseyi açlıkla imtihan etmesin!’’ Daha önemlisi huzur içinde yaşayabileyim, hep bir tereddüt, hep bir belirsizlik egemen olmasın hayatıma ve mütemadiyen diken üstünde yaşamayayım, beynim daralmasın, ruhum kanamasın. Birazcık merhamet ama sonsuz adalet diyorum yani. Aksi takdirde benim devletim olamazsın. Burada da kusura bakamazsın. Yoksa verdiğim ömrü gram gram geri isterim, elbette veremezsin ama istemenin de günahı olmaz ve istemek ihanet değildir, hele de istediğimi devletimden istiyorsam. Ki, insan denilen de birazda istemek değil midir? Ha gücüm mü var, yapabileceğim bir şey mi var madden? Hayır, senin karşında tabir caizse bir böcek gibiyim. İstediğin zaman, istediğin şekilde, istediğin bahaneyle bir böcek gibi ezmeye kudretin kifayet eder. Ama bendeniz insanım unutma ve münhasıran gövdeden müteşekkil değilim! Her fiziğin bir metafiziği olduğunu bilirsin. Metafiziği attığın zaman fiziğin varolması muhaldir. Çünkü huzur içinde yaşamam ve bu topraklar da yaşamaktan ve dahası senin vatandaşın olmaktan gurur duymam buna bağlı yani beni tuzağa düşürmemelisin. Çünkü devlet vatandaşına tuzak kurmaz. Yanlış mı düşünüyorum? Bendeniz masumiyetimin cezasını çekmemeliyim. Zira bendeniz senin zihnini okuyamam ki ama sen bendenizi her şeyimle bilirsin, ta ki ruhum istisna.

Sayın Devletim! Yazık değil mi bu toprakların çocuklarına, vatandaşlarına? Sindire sindire, hazzede hazzede yaşasak olmaz mı? Niye acının toprakları olur bu topraklar? Bu toprağın çocukları olmak, burada doğmuş ve burada yaşıyor olmak suç mu? Varlığımızı son nefesimize kadar sana hasrediyoruz, yanlış mu yapıyoruz yoksa? Umudun toprakları olamaz mı, yapılamaz mı bu topraklar? Niye hep hiçbir anlam ifade etmeyen, enerjilerimizi berhava eden, hiçbir kimseye bir şey katmayan ama aksine sürekli bir şeyler alan, tedricen ileri değil ama geri götüren işler olur burada? Niye üretmeyiz de hep tüketiriz? Niye vatandaşların olarak acılar denizinde yüzeriz mütemadiyen? Şöyle ağız dolusu gülsek, ağlamalarımızda bile bir anlam olsa, senin babalığının gölgesinde kardeşçe yaşasak olmaz mı? Dört mevsimi hissede hissede niye yaşayamayız burada? Senin görevin nedir Allah aşkına? Böyle şeyler bizlerinde hakkı değil mi? Sen münhasıran güçlülerin devleti misin ki hep güçlüler suçsuz oluyorlar ve gülüyorlar? Niye olmasın güzel şeyler, niye olmuyor? Niye kendimizin hatalarımızı, günahlarımızı sarf-ı nazar eyliyoruz da, daima başkalarına hamlediyoruz tüm günahları, suçları? Oysa ilk evvelde suçluyu suça yönlendirenin yüreğine bakmalı değil mi? Bugün mektup mahiyetinde bir yazı okudum içim yandı, kavruldu, küle döndü. Tabi ki de daha önceden yazılmış, kuvvetle muhtemel birkaç günlük ve duygu yoğunluklu bir paylaşım. İnsanlar burada yaşamaktan niye mutsuz olurlar? Niye terk etmek isterler doğdukları toprakları? Kimdir mutsuz eden ve niyedir mutsuz edilirler? Bu dünyaya haksız acılar çekmeye mi geldik? Hayır, böyle bir sonuçla karşılaşmak için gelmedik. Bu dünyaya köle doğmadık, yaşarken köle olamayacağız, köle olarakta ölmeyeceğiz. Bu dünyaya yaşamaya geldik ve yaşayacağız inadına, yaşamı seçeceğiz herkese rağmen, insanca, namusluca, kendimiz olarak. Doğal acılara eyvallahımız olmaz. Doğal sevinçleri tatmaya geldik. Yaşamak, hayatın doğal akışına bırakmak istiyoruz kendimizi ama zincirlere vurulmuş hissediyoruz aynı zamanda kendimizi ve bu hissiyattan kurtaracak olan da sensin bizi. Ha bunu niye söylüyorum? Çünkü böylesi durumlarda bitevi sana atıfta bulunuyorlar da ondan böyle söylüyorum. Yani bizlerin gözüne çok garip eylemler olarak yansıyan şeyleri yapan senmişsin gibi söylüyorlar ya o yüzden böyle söylüyorum. Yani acayip şeylerde hep seni öne sürüyorlar ya ve sen de böyle yapıldığını çok iyi biliyorsun ya. Zira kapalı değil, direkt olarak açıkça sana atıfta bulunuyorlar. Eğer gerçek buysa, böylesi bir şeyi niye yaptığını da çözemiyorum. Şayet payidar olman içinse, şahsi fikrimce doğru olduğunu düşünmüyorum bu yolun. Zira böylesi bir şey payidarlığı temin etmez ama tedrici olarak inhitatı ve türabı çabuklaştırabilir. Çünkü böylesi bir şey azim adaletsizliktir fakat devletler adaletle vardırlar, yaşarlar. Oğul babasının baba oğlunun suçunu yüklenemez. Ve yol açılmışsa, açılan yola girenler tecziye edilemezler, bilakis sen niye varsın sorgulanırsın o zaman. Başka bir devlet senin vatandaşın olduğum için beni terörize edebilir mi? Bil ve unutma ki, senin yasalarının üzerinde de bir yasa vardır ve sen nasıl bizim kaderimize dokunuşlarda bulunuyorsan, senin de kaderine dokunuşlarda bulunan bir BİR vardır! Bizler insançocukları olarak nasıl düşünmekle mükellefsek ve düşünmeden edemiyorsak, birazcıkta sen denesen düşünmeyi, nasıl olur? Bir düşün bakalım, iyiliğini mi istiyorum, kötülüğünü mü yahut bendenizin istediğim kadar sen kendi iyiliğini istiyor ve kendini düşünüyor musun? Eylem yoksa, nutuklar öldürücüdür!

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
10-07-2019 01:26 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net