Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ÇOK DERİN NÜANSLAR YAKALAYACAKSINIZ...2...
Yazar Mesaj
çakyamuni Çevrimdışı
General
******

Mesajlar: 4,242
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Rep Puanı: 1118
Ruh Halim
Ruh Halim
Supheli

Takımın:
diger
Mesaj: #1
ÇOK DERİN NÜANSLAR YAKALAYACAKSINIZ...2...
Kafası karışıklar için zihin açıcı bir 'gezi' klavuzu-2


Yusuf Kaplan


Demokrasi çağının bittiğini göremeyen ve Dromokrasi çağının ayartıcı ağlarında debelenen hilkat garibelerine…
Cins adam Paul Virilio doğru söylüyor/du: 'Coğrafyanın sonu'nu yaşıyoruz artık.
Her türlü coğrafyanın sonunu ama…
Kültürel coğrafyanın da, siyasî coğrafyanın da, entelektüel coğrafyanın da, beşerî coğrafyanın da ve tabiî ekonomik coğrafyanın da bitişine ve yok olup gidişine, bizi de bitirişine ve yok edişine tanık oluyoruz bütün insanlık olarak, bütün dünyalılar olarak…
KÜRE'NİN KÜRESEL AĞININ AĞDAŞLARININ ACINASI HÂLLERİ…
Bu sürüklenme, 'sürüleşme' ve körleşme sürecinde geldiğimiz nokta oldukça ironik ve düşü/ndü/rücü: Ekonomik olarak ölçek büyümesinin, kültürel olarak ufuk daralmasının, entelektüel olarak zihin körleşmesinin ve nihayet ontolojik olarak umut yitiminin ve ruh üşümesinin yaşandığı küresel bir dünyada, devâsâ bir ağda oraya buraya doğru sürüklenip duruyoruz… çaresiz…
Tek bir dünya var artık: Küre.
Tek bir kültür var artık: Küresel.
Tek bir çağ var artık: Görünüşte, herkesi birbirine bağlayan ama gerçekte, fenâ hâlde uyutan ve yutan devâsâ bir küresel ağ…
Ve tek bir tanrı var artık: Küre ölçeğinde klonlanan, hormonlu, nihilist, hedonist, bencil, birbirinin elektronik, sanal veya dijital olarak tastamam röprodüksüyonu BEN'ler… Benlerini, benlerinin fetişlerini tanrı yapan, tanrı diye benlerine, bedenlerine, bencilliklerine ve fetişlerine tapan zavallı neo-pagan insan müsveddesi 'tanrıcık'lar…
CİN'LİKLERİNİ CİNS'LİK DİYE SATAN, FIRSATPEREST HİLKAT GARİBELERİ…
Fikrin namusu vardır, değil mi! Namusu olmayan, namusu korunamayan fikir, insanı da, hayatı da, hakikati de bitirir çünkü…
'Zekâ', fikrin namusunu gözü gibi, gözbebeği gibi koruyabildiği ölçüde, oluş sırrına, varoluş sırrına erebilir ancak…
İşte o zaman, hayatın ayartıcı sınırlarını görebilir, hakikatin hayat bahşedici, ruh üfleyici, kanatlandırıcı sırlarında doyumsuz bir kendini keşif, hayatı keşif, eşyayı keşif yolculuğuna çıkabilir…
Cin'liklerini cins'lik diye satan, postmodern ironi'yi, pastiş'i ve parodi'yi kullanarak zekice bir şeyler yaptıklarını sanan, ucuz akrobasilerle çoluk çocuğu ayartan Türkiye'nin İslâmî çevrelerine mensup türlü tuhaf tipleri de zokayı yuttu 'gezi' sürecinde…
Hakikatin izini süreceklerine, 'gezi'nin hedonist, nihilist, fetişist ipsizlerinin ayartıcı iplerinden medet ummaya yeltendiler… Ne olup bittiğini anlamak için kafa patlatmak yerine, utanmadan, sıkılmadan 'yelkenler fora!' diyecek kadar düştüler…
Fırsat bu fırsat diyerek iplerini kopararak soluğu Park'ta aldılar, Gezi'nin hilkat garibelerini andıran tiplerine dönüştüler…
Küresel postmodern popüler, vulger, banal kültürün ayartıcı ürünlerini hızla, hazla ve gazla bir hap gibi tüketen Alain Badiou'cu, klolanlanmış, hormonlanmış çocuklarını fena hâlde ayartarak uyutan, uyuşturan ve yutan dromokrasi çağının ağlarına fırlattığını göremeyecek kadar egolarına, konformizmlerine, omurgasızlıklarına yenik düştükleri için zokayı çoktan yutan bu 'artizleri', konformizme yenik düşen, fırsatperet tipleri, bize de zokayı yutturmaya çalışıyorlar… Zorla…
Yazıklar olsun, diyorum sadece!
NEREDE O YÜREK ÜLKESİNİN HAKİKAT ERLERİ, NEREDE; HANGİ DERELERDE DEBELENMEDE?
Nasıl bir dünyada yaşadığımızı anlayabilecek ve anlatabilecek, görebilecek ve gösterebilecek çapta istikamet sahibi, fikrin namusunu koruyacak, hakikat fikrini ve bayrağını hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeden yere düşürmeyecek, en yükseklere dikmek için cehd etmekten bir an olsun vazgeçmeyecek 'pırlanta zekâ'ları yok bu ülkenin.
Som altından yapılmış özü gür, sözü güçlü, gözüpek, Hakk aşığı, hakikat, gönül ve hayat dostu sarsılmaz, yılmaz ve yıkılmaz 'kale'leri yok… Ne yazık ki, yok…
Yok; çünkü konjonktürler fenâ hâlde ayartıyor Türkiye'nin yetenekli çocuklarını…
Esen ayartıcı ve yön-şaşırtıcı rüzgârlar, oraya buraya savuruyor…
İstikametlerini bozuyor… Kişiliklerini târumâr ediyor…
Omurgasızlaştırıyor… Ruhsuzlaştırıyor…
Konjonktürlerin ayartısına, oportünizmine yenik düşüyor… Yere düşüyor bu ülkenin saf çocukları yere, sereserpe…
Yere düşen 'saf çocuk', gökle, tabiatla, kâinatla ve kürenin bütün farklı dünyalarıyla irtibatını yitiriyor…
Sonuçta, düş görme melekelerini de, düşünme yetilerini de yitirmekten kurtulamıyor ve ruhunu fenâ hâlde çölleştiriyor…
Ve en önemlisi de, bu ülkenin saf çocukları, yeteneklerini, ruhlarını ve melekelerini, hız ve hazlar çağının ayartıcı oyunlarına kurban ettiklerini göremeyecek kadar konjonktürlerin baştançıkarıcı, egolarını alabildiğine şişirici ağlarına 'satıyorlar'…
DEMOKRASİ ÇAĞI HEPİMİZİ UYUTMUŞTU; DROMAKRASİ ÇAĞI İSE YUTUYOR, YOK EDİYOR BİZİ…
Dünya, yaklaşık son çeyrek asırdır, yeni bir çağın eşiğine adım attı: Sözümona haklar rejimi modern demokrasi çağı çoktan tarihe karıştı.
Önce Amerika'da, sonra da Avrupa'da yaşanan, son on yıldır da bütün dünyaya hızla ve virüs gibi yayılan başdöndürücü hız ve ayartıcı hazlar rejimi postmodern dromokrasi çağının ağları bütün insanlığı kuşattı.
İnsanlığı uyuşturdu ve uyuttu… İnsanlık hapı yuttu… Hap üstüne hap alarak, ayartılarak, ayartılmak için can atarak varlığını sürdürebilecek kadar varlığını da, hayatını da yitirdi insanlık…
Hız, başdönrüdüyor… Haz, baştançıkarıyor… Gaz, ayartıyor…
Sonuçta simülasyonlar hükmünü icra ediyor, 'pornografi'nin ayartıcı ağlarına kapatıyor, algı kapılarını kapatan, yok eden ağlarına bütün dünyanın çocuklarını… Dünyanın -Alain Badiou'nun-, sözümona 'devrimci, militan', hedonist, nihilist, neo-pagan çocuklarını…
ÇÖL VE AĞ…
İronik olarak, elektronik ağlarla birbirine bağlanan ama gerçekte hayatla, hakikatle, ruhla bağlarını koparan, insanı hayattan kaçırarak varlığını ve hükümranlığını ilan ve idame ettiren devâsâ bir ağın tam ortasına düşmüş durumdayız…
O yüzden, yerel diye bir şey yok artık.
Yer bitti çünkü… Çölleşti…
İnsan yerini yitirdi… Yersizleşti…
Yere düştü ve her şeyi yerinden eden, yerle bir eden bir yersizlik-yurtsuzluk çölünün ortasında debelenip duruyor -güle oynaya üstelik de!
Bu çöl, insanın özgünlüğünü de, özgürlüğünü de, biricikliğini de, bireyselliğini de bitirdi… İnsanı sürüleştirdi…
Tüketen hayvana, tükettikçe tükenen insanaltı bir yaratığa dönüştürdü…
Hızın ve hazın peşinde koşturan insancıkların insansızlaşan ve dünyasızlaşan dünyası post-hümanizm çağının ağlarına mahkûm etti, algı kapılarını kapatan prangalarına bağladı, ruhunu öldüren, hayatını banalleştiren kıyısına fırlattı…
Sonuçta, içerisi ile dışarısı arasındaki ayırımı ortadan kaldırdı: Artık bir ülkenin iç sorunlarıyla dış sorunlarının birbirinden ayrı düşünülmesini ve anlaşılabilmesini imkânsızlaştırdı.
GÖSTERİCİLER MASUM OLABİLİR AMA GÖSTERİLER ASLÂ MASUM DEĞİL… BUNU İYİ BİLELİM…
Türkiye, zorlu bir süreçten geçiyor. Türkiye'nin toparlanma, ayağa kalkma ve uzun soluklu bir yürüyüşe soyunma girişimlerinin küresel sistemin lordları ve içerideki uzantıları tarafından önleme çabalarını püskürtme savaşı veriyor Başbakan Erdoğan…
Ama durumun vehametini anlayacak ve anlatacak, görecek ve gösterecek çaplı insanlar, ne yazık ki, pek yok bu çorak ülkede...
Küresel sistem, Türkiye'yi hem içeriden, hem de dışarıdan fenâ hâlde kuşatıyor, köşeye sıkıştırmaya ve yıldırmaya çalışıyor…
Gezi Parkı'nda başlayan ve bütün Türkiye'ye hızla yayılan gösteriler, kesinlikle masumane değil…
Gösterilere katılan insanların çoğu masum olabilir ama bu gösteriler aslâ masum değil, bunu bilelim.
Türkiye'yi, Türkiye'nin çıkarlarını gözbebeği gibi koruyan Erdoğan'ı alaşağı etmek için tezgâhlanan, İstanbul dükalığının, içerideki ve dışarıdaki karanlık çevrelerin düğmeye bastıkları, kışkırttıkları, New York Times'a ilan verecek kadar ipin ucunu alçaldıkları, kendilerini fâş ettikleri organize bir numaradır…
Sözümona kapitalizm düşmanlarının kapitalizmden ve küresel kapitalist sistemin lordlarından medet umması değil de nedir bu, söyler misiniz bana! Hayret gerçekten...
En son numara, dışarıdan, Vatikan'dan geldi: 'Türkiye'yi ermeni soykırımı dolayısıyla kınadığını' açıkladı Vatikan…
Ortada fol yok, yumurta yokken, Türkiye, bir de Vatikan tarafından Ermeni sorunuyla neden köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor dersiniz?
Dedim ya: Türkiye, zorlu bir dönemeçten geçiyor… Aklımızı başımıza devşirelim lütfen…



xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


ne tümden kabul et ne de tümden reddet... ne hemen kabul et ne de hemen reddet... oku algıla anla tart ölç biç aklına vur gönlüne vur tarihine vur dinine vur kültürüne vur ve ondan sonra namusluca bir çıkarımda bulun...

VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
10-06-2013 09:07 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi mail@islamiforum.net adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır. Dikkat: Bu site şikayet sitesi değildir, arızalı ürünleriniz ve diğer şikayetleriniz için bu email adresini kullanmayınız. Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to mail@islamiforum.net